4. Bölüm

Büyük Rastlantılar

Sude ben
sudenoloji

                                💦

 

Kenan'ın sözleriyle dumura uğradım. Görmemesi için alt sokakta inmem işe yaramamıştı. Belli ki görmüştü ve şu an bunun hesabını soruyordu. İnkar edip onu daha da kızdırmam ancak gördüklerini Tuğrul'a anlatması ile sonuçlanırdı. Bu yüzden en iyi yaptığım şeyi yapmaya karar verdim; açığını kullanmak. Bunun için kısa bir an dün gördüklerimi kullanmayı düşünsem de onun bu konuda kendini rahatça temize çıkarabileceğini düşünerek bundan vazgeçtim. Elimde gözümün gördüğünden başka kanıt yoktu.

 

" SANA SORUYORUM LAN! KİMDİ O, KİMDİ?"

 

Tuttuğu kolumdan sarsmaya başladığında bir yandan da bağırıyordu. Yüzüm buruşurken refleksle kolumu çekip onu ittim. Bu esnada bağıran bendim. Canım yanmıştı ve tepkilerim istemsizdi. Üstelik ondan korkmadığım için bu istemsiz tepkiler gayet rahat kelimelere dökülüyordu.

 

" YETER BE ! KİMSE KİM! HESAP MI VERECEĞİM SANA ? "

 

Sinirle öne atılarak üzerime yürüdüğünde yeniden refleksle geriledim. Bu esnada bağırıyordu.

 

" O NE DEMEK LAN ? VERECEKSİN TABİİ! ABİNİM BEN SENİN!"

 

Bu söylediklerinin karşısında gülmeden duramadım. Abim miydi ? Kenan mı ? Gerçekten komik olmaya başlamıştı. Abim değildi. Abim olacak tek bir hareketi dahi olmamıştı bugüne dek. Ne bana ne de kızlara abilik yapmıyor ancak Tuğrul'un önünde bize iyi davranıyordu . Kendi çıkarlarından başka düşündüğü bir şey yoktu ve hiç olmamıştı.

 

" Abim falan değilsin sen! Hiçbir şeyim değilsin ! Kimse kim! Seni ilgilendirmez."

 

Elini yumruk yaptığında tıslar gibi konuşuyordu. Bu esnada bir yandan da gözleriyle ve sözleriyle öfke kusmaya devam etti .

 

" DELİRTME LAN BENİ! KİMDİ DİYORUM? OR*SPU MU OLACAKSIN SEN BAŞIMIZA ? "

 

Kullandığı kelimeyi duyduğum an beynimde bir köşede küçük bir şartel attı. Bu esnada gözlerimi kapatarak sinirli bir nefes verdim. Daha sonra beynimin içinde sözlerim netleşince en az benimki kadar öfke ile dolmuş olan gözlere bakarak boğazımı yırtacak kadar yüksek bir tınıda konuşmaya başladım.

 

"DÜZGÜN KONUŞ YOKSA YEMİN EDİYORUM GEBERTİRİM SENİ! HEM SEN BANA HESAP SORACAĞINA KENDİ YEDİĞİN BOKLARIN HESABINI VER!"

 

Derin bir nefes alıp ona biraz yaklaştım. Hafifçe başımı kaldırarak gözlerinin içine baktım ve yalnızca ikimizin duyacağı bir tonda konuşmaya başladım. Kenan söylediği kelime ile bunu bildiğimi duymayı çoktan hak etmişti. Ayağını denk almayı ve bana bulaşmamayı öğrenecekti.

 

" Tuğrul 'dan para çaldığını biliyorum. Bir akıllı sensin demi ? Malları yurtdışından sen alıyorsun. Fiyatı bilerek fazla söyleyip artan parayı cebine indiriyorsun. "

 

Sözlerimle göz bebeklerinin titrediğini fark ettim. Bozuntuya vermemek için direniyordu. Bir iki saniye duraksadıktan sonra sıkıntılı bir nefes vererek bağırdığında dahi sesi titriyordu. Eminim ki bunu duymayı ve bunu bildiğimi öğrenmeyi hiç beklemiyordu.

 

" NE SAÇMALIYORSUN LAN ? YOK ÖYLE BİR ŞEY !"

 

Kıkırdadım. Öyle bir korku vardı ki yüzünde ve sesinde bu korku benim cesaretimi arttırdı. Ondan şimdiye dek tek bir kez bile korkmamıştım ama bu kadar ileriye gitmemde korkusunu görmemin payı hayli büyüktü.

 

" Var öyle bir şey. İkimizde gayet iyi biliyoruz olduğunu. Boşuna inkar etme. Benim kimle nerde ne yaptığımla ilgileneceğine yediğin bokları düzgün temizle. Bak gözlerinden kalıntısı akıyor. "

 

Bu söylediğimle yalanını gözlerinin inkar edemediğini ima ettım. O da bunu gayet iyi anlamış olacak ki duruşunu düzeltti. Bende bu esnada gülümsedim. Daha sonra saçımı yana savurup sakin adımlarla yanından uzaklaştım. Tek kelime dahi etmediğinde arkamdan bakakaldığını biliyordum.Kendini akıllı sanan zavallının tekiydi ama onun o yarım aklı bana sökmezdi.

 

Kapıyı çaldığımda çalışanlardan birinin açmasıyla eve girdim. Bakışlarım salonda gezindiğinde çalışanlar akşam yemeği için sofrayı hazırlıyordu. Şevval ise iş yapıyor gibi görünmek için başlarında duruyordu. Kapının kapanma sesiyle başını çevirip bana baktı. Bu esnada gözlerimi kaçırarak merdivene bakıyordum.

 

" Neredesin sen , saatten haberin var mı ? "

 

İmalı ve oldukça sinir yüklü sesini duyar duymaz duvardaki saate baktım. İçli bir nefes verdiğimde sinirli bakışları üzerimdeydi.

 

19.30

 

İş çıkışı trafiğine yakalandığımız için biraz geç kalmıştım ancak yine de Tuğrul'dan önce eve ulaşmıştım. Bunun rahatlığını hissederek derin bir nefes daha verdiğim esnada onu tiye alarak sorusunu sesli dile getirdim.

 

" Sekize geliyor. "

 

Bunu söylerken Tuğrul gelmeden üstüme başıma çeki düzen vermem gerektiğini içimden geçirdim. O yüzden sözlerim bittiği an hazırlanmak için odama çıkmak için öne atılıp merdivenlere yöneldim. Bu esnada arkamdan seslenen Şevval'in sesini duydum.

 

" Dalga mı geçiyorsun sen benimle? Neredeydin bu kadar saat?"

 

Umursamamaya çalışarak hızla merdivenleri tırmandığımda ses gittikçe yaklaşıyordu. Odamın kapısına ilerleyip yavaşça kulpu kavrayarak kapıyı kapattığım esnada ise Şevval eliyle kapıyı tuttu ve beni umursamadan içeri girdi.

 

Yüzündeki kin ve nefret vücuduna yansıyordu. Bu esnada konuşmaya başladığında odama girmiş olmasının şaşkınlığı ile duraksamıştım.

 

" Sana soruyorum . Neredeydin bunca saat ?"

 

Derin ve sıkıntılı bir nefes verdiğimde Kenan'ı gördüğüm andan beri içime akın akın yol alan öfkeyi daha fazla tutma gayretinde bulunmadım.

 

" SANA NE BE ! SANA NE ! ÇIK ODAMDAN!"

 

Şevval sözlerimle öne atılsa da bir iki saniye duraksadı. Beni baştan aşağı süzdüğünde sıkıntılı bir nefes verip yutkundu. Konuşmaya başladığı an ise sesinde tedirginlik yük olmuştu.

 

" Ne bu halin ? Kireç gibi olmuşsun."

 

Sözlerini duyduğum an kısa bir an beni düşündüğünü düşünerek duraksayıp ifademi yumuşattım. Daha sonra sözlerinin devamını getirdiğinde yüzümde acı bir tebessüm vardı.

 

" Yoksa... Kürtaj mı oldun sen ? Kimden peydahladın ? Kenan mı ?"

 

Kısık bir sesle konuştuğu an dahi sesindeki o kin belirgindi. Kendimden tiksindim önce. Onun gerçekten beni düşünmüş olabileceğini düşündüğüm için kendimden tiksindim. Daha sonra yavaş yavaş aralandı ağzım. Şok geçiriyordum. Bu kadarını duymayı ondan bile beklememiştim çünkü. Şevval bile bana bu imayı yapmaz zannettiğim, ondan bile bunu beklemediğim içindi duraksamam. Hataydı ama. Kocaman bir hataydı böyle düşünmek. Şevval beni kendisi gibi zannediyordu. Üstelik kendisine rakip görüyordu belli ki. Genç bir adamla olduğu için onun beni tercih edebileceğini, benimle de bir şeyler yaşayabileceğini düşünüyordu. Mideme rahatsız bir his otururken öfkem çok daha fazla harlandı. Konuştuğumda ne dediğimi ben dahi idrak edemiyordum. Öfkem ele geçirmişti sözlerimi.

 

" AĞZINDAN ÇIKANI KULAĞIN DUYSUN! NE İMA EDİYORSUN SEN BE?"

 

Şevval hafif ima dolu bir sırıtma yaydı yüzüne. Bu esnada bana daha çok yaklaşıp mavi gözleriyle sinsiliğini belirterek konuşmaya başladı.

 

" Gördüm sizi. Bahçede Kenan'la tartışıyordunuz. Geçte geldin. Doğruyu söyle Kenan'dan mı? "

 

Sesinde sevgilisini kaybetmenin korkusu vardı. Bunu anında görerek başımı sağa sola salladım. Sıkıntılı bir nefes vererek dudaklarımı ısırdığımda yavaşça süzdüm onu. Sarı kısa saçları mavi gözleri ve yaşına göre oldukça güzel olan fiziği bile ona özgüven sağlayamıyordu. Ya da yalnızca Kenan'a güvenmiyordu. Onu sürmem bittiği an içime düşünceleri yavaş yavaş doldurdum. Kenan bu işten kolayca yırtacak kadar zekiydi ancak Şevval varlığını bile hissettiği an korkudan avuç içlerini kanatacak kadar korkaktı. Yine de başka zaman olsa şu an kullanmazdım bunu. Öfkem fikirlerimin önüne geçerek sözlerimi dilime döktüğünde her şey için çok geçti.

 

" Bende gördüm sizi. Dün gece terasta, Kenan'la."

 

Yüzüme yerleştirdiğim gülümsemeyle onun korkudan buz kesen ifadesini izledim. Derin bir nefes verdiğimde fikirlerim dilimde yer ediniyordu.

 

"Beni kendinle karıştırma. Ben Kenan'ın altına yatacak kadar ucuz değilim."

 

Sözümü bitirmemle yüzüme derin bir gülümseme yerleştirdim. O ise bu esnada sinirli bir nefes vererek elini kaldırdı. Kaldırdığı elini anında fark ederek hızla tuttuğumda sertçe kavradığım için yüzü buruşmuştu. Bu esnada daha çok gülerek konuşmaya başladım. Bana el kaldırabileceğini düşünüyordu. Bunca şeyin üstüne bu hakkı kendinde görüyordu.

 

"Sakın. Sakın bunu aklından bile geçirme."

 

Elini iterek bıraktığım esnada sıkıntıyla soluyarak geriledi. Bu esnada içimden çok daha farklı düşünceler geçiyordu. Çok geçmeden bu düşünceleri ona söylediğimde yüzünde bir korku vardı.

 

"Bugün geç geldiğimden Tuğrul'un haberi olmayacak. Açığımı kollamayı da bırak. Bulaşmayacaksın bana."

 

Önce onları görmüş olmam ardından bunu kullanmam ona ağır gelmiş olmalıydı. Ağzı birkaç kez aralansa da konuşamadı. Gözlerimin içine baktı. Orda bu sırrı saklayacak bir liman aradı. Eminim ki beni susturmak için açığımı dahi aradı ama bulamamış olacak ki iki adım geriye gidip derince yutkundu.

 

" Sen .... Sen yalan söylüyorsun. "

 

Bende iki adım ileri atıp yeniden dibine ulaştım. Gözlerinin içine baktım yeniden. Konuştuğumda sesimde büyük bir güven vardı.

 

" Yalan olmadığını biliyorsun ."

 

Elini saçına atıp öfkeyle soluduğunda bir eli tehdit pozisyonunu aldı. Bu sırada konuşuyordu.

 

" Sus artık. Yoksa elimden bir kaza çıkacak. "

 

Sesi işkence doluydu. Zar zor konuşuyordu. Zorlasa titreyecekti karşımda. Bu haline gülümseyerek sinsi bir gülüşle karşılık verdiğimde güvenim sürüyordu.

 

" Denesene. "

 

Yeniden gözlerime bakıp sustu. Tam tahmin ettiğim gibi olmuştu. Bunu bilerek sağ kolunu sertçe kavradım. Konuşmaya başladığımda ise sesimde oldukça sert bir öfke hakimdi.

 

" Arada unutuyorsun ama hatırlatayım; Ben Sema Kandemir' in kızıyım. Hani şu hayattayken evine adım atamadığın, kuytu köşelerde metresi olduğun kadın."

 

Kıkırdadığımda içimde annemin acısı hakimiyet kuruyordu. Gülerek yansıtıyordum bu acıyı. O ise acı çektiğini hiç çekinmeden yüzüne yerleştirirken konuşamadı bile. Yüzüme baktı ve öylece kaldı. Derin bir nefes verdim. Nefesim ona çarpmasın diye arkama döndüm. Bu esnada hâlâ sessizdi. Daha fazla ona ve sessizliğine tahammül edecek halim olmadığı için sıkıntı ile yutkunarak acıyan boğazımı anımsadım.

Konuşmaya başladığımda ise ona ayıracak daha fazla zamanımın olmadığını dilime döküyordum.

 

" Çıkarken kapıyı kapat ve bir daha sakın odama gelme."

 

Sözlerimin ardından birkaç saniye sonra kapı gürültülü bir şekilde kapandı. Bu esnada rahat bir nefes verdim. Bu evde Tuğrul dışında kimseye minnet ettiğim, boyun eğdiğim yoktu. Güçlü görünmek onlara fırsat vermemek zorundaydım. Bunu öğrenmek yıllarımı almıştı. Bir kez olsun başımı eğersem bir daha kaldırmaya fırsat vermezlerdi. O yüzdendi güçlü ve eğilmez duruşum. O yüzdendi Şevval ve Kenan'a olan tavrım. Bunları düşünerek dudaklarımı dişlediğimde aklıma az sonra Tuğrul'un evde olacağı geldi. Daha fazla oyalanmamam gerektiğini hatırlayarak vakit kaybetmeden hazırlanmaya başladım. Üzerimdeki her şeyi kirliye atıp rahat bir şeyler giyindim. Saçımı ev topuzu yapıp aynaya baktım. Cidden kötü görünüyordum. Sabahtan beri aç olmamın da vermiş olduğu bitkinlik dayanılmazdı. Yemekten sonra doğruca odama gelip uyumaya karar verdim bu yüzden. Uyuduğumda dinlenip rahatlamış olacaktım.

 

Hazırlanmam bittiğinde saat çoktan sekizi bulmuştu. Sakin adımlarla aşağı inip masadaki yerime oturdum. Benden hemen sonra Nare de geldi. Narin yine yoktu. Güya Şevval hanım ceza vermişti ama cezayı uygulamadığı belli oluyordu.

 

Çok geçmeden kapı çaldı ve Şevval Tuğrul'u karşılamaya gitti. Biz de Nare'yle ayağa kalktık. Yüzümdeki yorgunluğu görmemesi için başımı kaldırmadım. Masaya gelmesiyle varla yok arasında hoş geldin dedim. Daha sonra Tuğrul'un da oturmasıyla yemeğe başladık.

 

" Narin hâlâ gelmedi mi?"

 

Tuğrul'un sorusuna Şevval hiç düşünmeden cevap verdi.

 

" Yarın gelecek hayatım. Biliyorsun çok sıkı çalışıyor. Birkaç gün dinlensin istedim. Hem babamlar da onu çok özlemiş onlara da iyi oldu."

 

Tuğrul sinirle gülerek konuştuğu esnada çatalını yemeğine daldırıyordu.

 

"Sınavdan sonra göreceğiz çalışıp çalışmadığını."

 

Üniversite sınavı...

 

Benim başvurabilmek için yalvardığım karşılığındaysa 'liseyi okuttuğuma şükret' cevabını aldığım o sınav. Ellerimden alınan hayallerimin sınavı. Okul müdürünün bile konuşmasına rağmen başvurmama asla izin verilmeyen o sınav.

 

Narin'in çalıştığı yalanını duyduğumdaysa dudaklarımı birbirine bastırdım.Notları berbattı. Dedesinin yanında olduğunu da hiç zannetmiyorum. Çünkü Narin koskoca iki gününü yaşlı bir adama saygı göstererek geçirmez. Kardeşimi en azından bu huyunu bilecek kadar çok tanıyorum. Şevval hata yapıyor yine. Her zaman olduğu gibi Narin'in geleceğinden çok onun isteklerini düşünüyor. Bu sebepten ceza dahi vermeden ödüllendiyor kızını.

 

Hayat öyle acımasız ki...

 

Benim elde edebilmek için yırtındığım fırsatlar onun önüne kırmızı halıyla seriliyor ama Narin bunların değerini bilemeyecek kadar kör. Önüne altın tepsi ile sunulan geleceği elinin tersiyle itecek kadar kör.

 

" Yarın akşam Ahmet gelecek. Hazırlığını düzgün yap."

 

Şevval neşeli bir tınıda onu onayladığında Tuğrul yemeğini yiyordu.

 

"Merak etme hayatım. Ne gerekiyorsa yaparım mahcup etmem seni."

 

Karısının sözleri ile sinirle soluyup imalı bir tınıda konuşmaya başladı.

 

" Geçen akşam gördük nasıl mahcup etmediğini. Yapacağın tek şey yemeği organize etmek onu bile beceremiyorsun."

 

Şevval bir iki saniye duraksadı ancak sesindeki üzüntü onun buna alındığını belli ediyordu.

 

"Daha dikkatli olacağım bu kez."

 

Keyifsiz sesinden aralarının hayli bozuk olduğu anlaşılıyordu. Belki de Kenan'la olanlar bu yüzdendi çünkü Tuğrul en iyi zamanlarında bile ilgisizdi.

 

Yine de doğru değildi. Sebebi olsa bile yaptıkları iğrençti. Tuğrul onun mırıldanmasına başını salladığı esnada bakışları yanımda oturan Nare'deydi.

 

" Nare beğendin mi dolmayı ?"

 

Nare gülümseyerek onayladığında Tuğrul'un öfkesinin bu kez onu bulacağını hissederek sıkıntılı bir nefes verdim.

 

" Evet baba çok güzel olmuş. Sana da vereyim mi biraz , ister misin?"

 

Yeniden önüne döndüğü esnada sinirli gülüşünün sahibi bu kez kardeşimdi.

 

"İstemez. Sen de yeme. Şu haline bak! İyice göbek saldın." Bakışları bu kez karısına döndüğünde sesindeki sinir sürüyordu. "Şevval hani diyetisyene götürecektin sen bu kızı ?"

 

Tuğrul'un sözleriyle Nare'nin bakışları yere kaydı ve çatalı yavaşça bıraktı. Elimi dizine koyarak varlığımı hissettirip önüme döndüm. Susmam lazımdı. Bugün dayak yiyemeyecek kadar yorgun olduğum için susmam gerekiyordu. Dişimi sıkmaya başladığımda karı koca kendi aralarında konuşuyorlardı.

 

" İşlerim vardı bugün . Malum yaz geldi. Bahçeyle ilgilendim. Yarın gideriz."

 

Şevval keyifsiz bir tınıda yeniden mırıldandığında Tuğrul küçük bir kahkaha atarak karısını küçümsedi. Bu esnada bir yandan da konuşuyordu.

 

"Aman ne büyük iş !Bahçeyle ilgilenmişmiş! Bahçıvan ne güne duruyor ? Sorumsuz bir anneyim kızımın boğazına sahip çıkamıyorum demiyorsun da bahane uyduruyorsun."

 

Şevval sinirle soluyarak konuştuğunda Tuğrul ona bakıyordu.

 

"Nare'nin bu hali benim suçum mu ? Ne olsa benden biliyorsun ."

 

Şevval'in sesi sitem doluydu. Yine de sitem etmesi gereken konu yanlıştı. Kızına söylediği sözlerden sitem etmesi gerekirken Şevval kendisinin suçlanmasından yakınıyordu. İçime yavaş yavaş sinir dolmaya devam ederken Tuğrul sinirini sesine yansıtarak konuşmaya başladı.

 

" SENİN SUÇUN TABİİ ! ŞU ÇOCUĞUN HALİNE BAK!"

 

Kardeşimi işaret ederek öfke ile konuştuğunda sinirli bir solumayla öfkemi içimde tutmaya çalıştım. Bu sırada Nare'nin gözünden düşen yaş dizindeki elime düşünce başımı ona çevirdim. Ağlıyordu benim bebeğim. Kardeşim ağlıyordu. Onu ağlatan kişiler kendi öz annesi ve babasıydı üstelik. Dişimi sıkarak sıkıntılı bir nefes verdiğimde içimden sessiz kalmam gerektiğini geçirip sabretmeye devam ettim. Bu esnada elimi etine daha çok bastırıp ona da sabretmesini söylemeden gösterdim.

 

"YAPACAĞIN TEK ŞEY EVDE DURUP ÇOCUKLARA BAKMAK! ONU BİLE BECEREMİYORSUN!"

 

Tuğrul yeniden hiddetle bağırdığında ben de Nare de olduğumuz yerde sıçradık. Bu esnada Şevval de sıkıntı ile soluyordu.

 

"Tuğrul yeter. Anlıyorum zor bir gün olmuş ama ben elimden geleni yapıyorum zaten. "

 

Tuğrul önce daha güçlü bir sinir ile soludu. Ardından çatalı fırlatmasıyla bakışlarım ona döndü. Sinirden yüzü kızarmıştı. İçime korku dolmaya başladığında bakışları Şevval'in üzerindeydi.

 

" ELİNDEN GELENİ YAPIYORSUN ÖYLE Mİ?"

 

Tabağını Şevval'in önüne atıp devam etti. "Bak bakalım şu ete . Nasıl pişmiş?"

 

Şevval önce önüne atılan tabakla korkuyla irkildi. Ardından sıkıntı ile solumaya devam edip yutkundu. Bu sırada elleri titriyordu. Güçlükle çatalını eline aldı ve ete baktı.

 

"i-iyi pişmiş."

 

Sesi tir tir titriyordu. Korkuyordu. Korkusu sesine işlemişti. Tuğrul ise sinirle güldü sözlerine. Bağırmaya başladığında yeniden irkildim.

 

"İYİ PİŞMİŞ TABİİ ! BEN ÖYLE SEVERİM ZATEN ! DEMİ ŞEVVAL?"

 

Masaya yumruğunu vurmasıyla üçümüz de korkudan sıçradık. O ise konuşmaya devam etti.

 

"LAN ON DÖRT YILDA ETİ NASIL SEVDİĞİMİ BİLE ÖĞRENEMEDİN ! NASIL KARISIN LAN SEN? SÖYLE BANA ŞEVVAL SÖYLE NE İŞE YARARSIN SEN? ÖNÜME DÜZGÜN YEMEK KOYMAKTAN ACİZSİN! ŞU ÇOCUKLARIN HALİNE BAK! BİRİ NERDE BELLİ DEĞİL; BAŞINA BUYRUK SÜRTÜK! BİRİ DAHA BOĞAZINI TUTMAYI BECEREMİYOR! DİĞERİ DESEN BABASINA NASIL DAVRANACAĞINI BİLMİYOR !NASIL ANNESİN SEN ŞEVVAL ?"

 

Şevval elindeki çatalı öfke ile masaya bıraktığında gözleri dolmuştu. Hiç çekinmeden sesini yükselterek Tuğrul'a bağırmaya başladığındaysa kısa bir an tereddüt ederek ikisi arasında gezdirdim bakışlarımı . Şevval ise güçlü bir ses ile konuşmaya başladı.

 

" ORADA DURACAKSIN TUĞRUL ! HAZAN'IN ANNESİ BEN DEĞİLİM ! ONUN DAVRANIŞLARI BENİ İLGİLENDİRMEZ!"

 

Bakışlarım Şevval'e döndüğünde öfkeyle gülümsedim. Annem olsaydı en büyük utancım olurdu. Sabah yaşananların etkisiyle söylemişti bu sözleri. Normalde Tuğrul'un yanında ' Hazan benim de evladım ' pozları keserdi. Sırf ona yaranabilmek için ama Tuğrul'un beni sevmediğini bile anlayamayacak kadar uzaktı ondan .

 

Tuğrul sinirle gülümsedi.

 

"Doğru. Hazan'ın annesi Sema. Sen Sema varken bu ev nasıldı biliyor musun Şevval ? Sema her şeyi mükemmel yapardı. Bu kadar çalışan yoktu ama ev öyle düzenliydi ki !"

 

Annemin adının geçmesiyle kalbimdeki sancıyı hissettim. Derin bir nefesle yutkunduğumda kapandı gözlerim. Tuğrul ise gülerek anlatmaya devam etti.

 

"Haber bile vermeden misafir çağırırdım , en iyi şekilde ağırlardı. Hangi yemeği nasıl sevdiğimi bilirdi. Hiç , hiç kavga etmezdik. Hazan ben eve gelmeden önce çoktan uyumuş olurdu. Daha sayayım mı ha, eksikliğini duymak ister misin?"

 

Şevval hiddetle yerinden fırladığında işaret parmağını ona doğru sallıyordu. Bakışlarım o yöne çevrildiğinde Nare korkulu bir nida döktü dudaklarından.

 

" SEN BENİ KİMLE KARŞILAŞTIRIYORSUN YA? UNUTTUYSAN HATIRLATAYIM! KARŞINDA ADEM AKSU'NUN KIZI VAR! KENARIN DİLBERİ DEĞİL!"

 

Duyduğum sözlerle irkilerek ona baktım. Bu benim için bardağı taşıran son damla oldu. Dakikalardır içimde tuttuğum öfkemi anneme laf edilmesi taşırdı. Anneme tek kelime edilmesine dahi tahammülüm yoktu. Hele ki bunu söyleyen kişi Şevval'se.

 

Bu kez hiddetle ayağa kalkan bendim. İşaret parmağımı ona doğrultarak konuşmaya başladığımda öfkem sesime , bedenime ve gözlerime yansıyordu.

 

" HADDİNİ BİL ŞEVVAL HANIM ! BENİM ANNEM KENARIN DİLBERİ DEĞİL, BU EVİN SULTANI HANIMIYDI! "

 

Bu esnada duraksayıp dudaklarımı buruşturdum. Aklıma onun ne olduğu ve bu eve nasıl geldiği gelmişti.

 

"PEKİ SEN KİMSİN? EVLİ BİR ADAMIN KOYNUNA GİRİP ÇOCUK PEYDAHLAYAN METRES DEĞİLSİN DE NESİN? BABANIN KIZI OLMAKTAN BAŞKA NEYİN VAR OROSP-"

 

Lafımı Tuğrul'un aniden ayağa kalkıp üstüme yürümesi böldü. Bu esnada yutkunarak geriledim. O ise üstüme yürürken sinirden kıpkırmızı olan ifadesini gizlemiyordu.

 

" NE DİYORSUN LAN SEN? BENİM KARIMA NE DİYORSUN?"

 

Gözlerindeki öfke korkuyu iliklerime kadar hissedip geriye doğru adımlamaya devam etmeme sebep oldu. Bakışlarımı kaçırdım. Bu esnada korku her bir hücremde can buldu. Korkuyla titrek bir şekilde özür dilediğimde bu özür benim için yıllardır süregelen bir refleksti.

 

"Öz-özür dilerim öyle demek istemedim."

 

Sinirle gülerek yakamı kavradı. Bu esnada konuşuyordu.

 

" NE DEMEK İSTEDİN? SEN KİMSİN LAN! BENİM NAMUSUMA NASIL DİL UZATIRSIN?"

 

Yanağımda hissettiğim yankıyla sola savrulduğumda dudaklarımdan içli bir nida döküldü.

 

Ben yanağımı tutarak duraksarken Nare Tuğrul'u durdurmak için öne atıldı. "Baba dur ne olur! O öyle demek istemedi."

 

Bir iki adım gerileyerek onu durdurmaya çalışan Nare'yi sertçe kavrayıp sola savurdu.

 

" KES LAN SESİNİ!"

 

Başımı kaldırıp sağ yanağıma daha sert bir tokat attığında acıyla inleyip yere düştüm. Akmamak için direnen gözyaşlarım yanaklarımdan süzülmeye başladı. Düştüğüm yerde karnımı tekmelemeye başladığında söyledikleri uğultudan ibaretti. Canımın acısı öyle çoktu ki bir an *leceğimi ve bunun son olduğunu düşündüm. İçimden annemin adını sayıkladım. 'Anne gel beni kurtar. ' dedim defalarca. O gelmedi . Bende kurtulamadım. ne kadar sürdü, canım ne kadar süre o acıya dayandı bilmiyorum.

 

Nare'nin başımı kaldırıp dolu gözlerle bana bakmasıyla bittiğini fark ettim. Daha sonra zar zor açık kalan gözümdeki bakışlarım Şevval'in boğazına yapışan Tuğrul'a kaydı.

 

"YA BU ÇOCUKLARI ADAM EDERSİN YA DA BABANIN EVİNE POSTALARIM SENİ!"

 

Sözlerinin ardından hızla kapıyı çarpıp çıktı. Bu esnada bende nihayet rahat ama acı bir nefes verdim. Canım çok acıyordu. İğnenin batırıldığı yere gelen darbe tüm ipleri koparmıştı. Nare önce beni bırakıp annesine koştu. Boynunu tutarak hıçkırıyordu. Kızının gelişini fark eder etmez eliyle durmasını işaret etti. Nare ise yeniden yerde oturduğum yere çömelerek kalkmam için elini uzattı. Soluma batan acıyı görmezden gelmeye çalışarak kalktım ayağa. Zar zor adımlayarak odama çıkmaya başladığımdaysa bakışlarım öylece kalakalan Şevval'e kaydı. Kısa bir duraksamanın ardından adımlarımı sürdürdüğümde yalpalaya yalpalaya çıktım odama.

 

Odama girdiğim gibi ise ilk iş Nare' nin kolundan kurtulup çektiğim acıyı umursamadan koşar adım yatağıma uzandım. Acım ve sancım haddini aşmıştı. bir an önce bedenimi dinlendirmek istiyordum bu sebepten. Pikeyi üstüme çektiğim Nare yatağımın ucuna oturdu. Gözlerinde acıyla karışık bir merak vardı.

 

" Abla çok ağrın var mı ?"

 

Gülümsedim. Kendimi gülümsemeye zorladım daha doğrusu. Onu üzmek son isteyeceğim şey dahi değildi. Bu sebepten inkar edecektim. Ayrıca annesi de gayet kötü görünüyordu. Onunla ilgilenmesi gerektiği de aklımdan geçince içli bir nefes vererek konuşmaya başladım.

 

" Biraz var. Dinleneyim geçer. Annene bak sen. Boş ver beni."

 

Omuz silktiği esnada konuşuyordu. Bir yandan da elleri pikenin ucu ile uğraşıyordu.

 

"Annemin yanına gidemem ki! Benim yüzümden çıktı kavga. Kızar."

 

Sıkıntılı bir nefes vererek biraz doğruldum. Anne ve babası onu öyle bir psikolojiye sokarak yetiştirmişti ki bu kavgada bile kendini suçluyordu. Nefesimi vermem sürerken konuştuğumda üzgün bir ifade ile beni izliyordu.

 

"Senin yüzünden falan çıkmadı. Tuğrul'un kavga edesi varmış."

 

Başıyla kabulleniş gösterirken içli bir nefes verip başını öne eğdi. Daha sonra konuştuğunda bu kez dilinden farklı bir konu adına sözler dökülüyordu.

 

" Annem öyle demek istemedi abla. O aslında seviyor seni . Gerçekten. Kötü biri değil."

 

Yüzünde acı bir tebessüm belirdi. Annesini korumak ve savunmak istiyordu. Dahası onun iyi biri olduğunu anlatmak için çabalıyordu. Belki de bir evladın yaşayabileceği ve dayanabileceği en ağır sınavlardan biriydi bu. Gülümsemeye çalışarak onu onaylamak istedim. Kötü de olsa onun annesiydi ve ona onu kötülemek gibi bir saçmalık yapamazdım.

 

"Tabii öyle bir tanem."

 

Ne kadar öyle olmadığını bilsem de Nare'ye annesinin aksi olduğunu söyledim. Bu sebepten içim rahatlarken o içtenlikle gülümseyerek onayladı beni. Annesini savunmam daha doğrusu onu doğrulamam onu da rahatlatmış gibiydi. Derin bir nefes verdiğimde düşünceleri kafamdan attım. Bir yandan da uzanmak için bedenimi gerilettim. Yatağa tamamıyla uzanmamla belimdeki sancı büyüdü ve tiz bir inleme döküldü dudaklarımdan.

 

Nare öne atılarak konuştuğunda dudaklarım acı ile büzülmüştü.

 

" Ben ağrı kesici getireyim sana abla .Odamda olacaktı."

 

İçli bir nefes vererek doğrulduğum esnada Alparslan'ın verdiği ilaç poşeti aklıma geldi. Elimle onu işaret ettiğimde bakışları o yöne döndü.

 

"Dur gitme. Şu poşette var. Oradan al. "

 

Nare poşeti eliyle kavrayıp kucağına aldı. Açıp içini karıştırdı önce. İlacı aldığı sırada ise yüzüme alık alık baktı.

 

" Abla bu kağıt ne ?"

 

Kaşlarım şüphe ile havalanırken öne atıldım.

 

"Ne kağıdı? Ver bakayım."

 

Eline aldığı kağıt parçasını bana uzatmadan incelemeye başladı. Bu esnada bende elimden geldiğince yaklaşıp kağıdı görmeye çalışıyordum. Nare kağıdı hafifçe bana uzattığı esnada meraklı bakışlarını sesine de yansıtarak konuşuyordu.

 

"Alparslan Tufanlı... Kim bu adam? Adını ve numarasını yazmış."

 

Kaşlarım asılı kalırken ağzım aralandı. Doğrusu beklemiyordum ve bu sebepten şaşkın düşmüştüm. Ağzım daha çok aralanırken içli bir nidayla dudaklarımı büzdüm. Kısa bir an neden bunu yaptığını düşündükten sonra ise onun klasik bir zengin züppesi olduğuna karar verdim. Numarayı verdiğinde ona yazacağımı düşünüyor olmalıydı. Bunları içimden geçirirken bir yandan da sinirle dolarak sıkıntılı bir nefes verip merakla bana bakan kardeşimin sorusunu yanıtladım.

 

" Donör olduğum çocuğun amcası. Ne diye numarasını yazdıysa ? İt herif."

 

Sesimdeki sinir konuştukça büyürken Nare saçlarını geriye atarak sorguladı sözlerimi.

 

" Donör mü oldun sen ? Kime ,niye ?"

 

Nare'nin meraklı bakışına karşılık olarak elindeki kağıdı çekip incelemeye başladım. Hakikaten de numarasını yazmıştı. Kağıdın önüne arkasına baktım. Numarası ve adı dışında bir şey yoktu. Bakışlarım kağıtta gezinmeye devam ederken kardeşimin merakla beni izlemeye devam ettiğini fark ederek yutkunup konuşmaya başladım.

 

" Çisem anlatmadı mı sana ? Arayıp haber verecekti. "

 

İçli bir nefes verip konuşmaya başladığında bakışlarım yeniden sıkı sıkıya tuttuğum kağıda kaydı.

 

" Küçük bir işinizin olduğunu gecikeceğini söyledi."

 

Derin bir nefes vererek Çisem'in sabah muhtemelen benim anlatmam için atladığı detayları anlatmak için cümleleri beynime kazıdım.

 

" Tesadüfen kanser hastası bir çocuğa denk geldik. İliğim uyuşunca donör oldum. Sonra da amcası bıraktı bizi. Bırakırken de ilaçlarımı verdi. Bende ne ince fikirli adam deyip mutlu olmuştum ya ! "

 

Nare küçük bir kahkaha atıp omzuma vurdu. " Abla ya ! Bak fena mı oldu? Dünya gözüyle bir erkeğin sana yürüdüğünü görmüş olduk."

 

Göz devirirken bana vurmasına karşın onun omzuna daha yumuşak bir darbe indirdim. İlk değildi. İlk defa bir erkek numarasını vermiyordu tabii ki de. Bunu onunla paylaşırken hiçbir çekice duymadım.

 

"Nare ! İlk defa olmuyor herhalde. O kadar da değil ablacım. "

 

Saçımı savurup devam ettiğimde yüzümde kendinden emin bir ifade hakimdi.

 

" Okulda yürüyen bir iki lavuk oldu da ben istemedim."

 

Kıkırdayarak sıkıntılı bir şekilde soludu. Aynı zamanda konuşuyordu.

 

"İyi halt ettin. Ya abla ne yapacaksın ? Sonsuza kadar böyle bu evde mi yaşayacaksın ? Üniversiteye de gidemiyorsun. Bul birini evlen işte."

 

Evlilik konusunun geçmesi ile gerileyerek sıkıntılı bir nefes verdim. Neden bunu sorduğunu sorguladım önce. Daha sonra da bunun konumuzla ne ilgisi olduğunu sorgulayarak ağzımda gevelendim.

 

 

" Nare nerden çıktı şimdi evlilik ? Bende bayılmıyorum zaten bu eve ama sırf buradan kurtulmak için tanımadığım bir adamla evlenip kendimi bir ateşten alıp diğerine atamam."

 

Sözlerim düşüncelerimin aynını yansıtıyordu. Bu evde mutsuz olmam kaçışı başka bir evde ve tanımadığım bir adamda arayacağım anlamına gelmezdi. Aklım bunu düşünecek kadar başımdaydı.

 

" Kim dedi sana tanımadığın adamla evlen diye? Bul işte birini, tanış ,gelsin istesin sonra. Çok güzelsin sen. Hiç aynaya bakmıyor musun ? Simsiyah upuzun saçların var. Bir bak şu saçlara "

 

İstemsiz olarak ellerim saçıma gittiğinde övmesi ile gülümsedim. Saçlarım gerçekten de çok güzeldi. Gür, parlak ve yumuşaktı. Nare beni baştan aşağı süzerek konuşmaya devam ettiğinde övgüleri karşısında yumuşacık olarak dinledim onu.

 

" Sonra o kara gözlerin ay gibi tenin..."

 

Yüzüne memnun bir ifade yerleşirken bakışları bacaklarımdaydı. İçli bir nefes vererek devam etti.

 

" Fiziğin de çok güzel. Evlenememek için hiçbir sorunun yok. Hem belki kocan okumanı ister , güzel sanatlara gider ressam olursun ha ? Olmaz mı?"

 

İçimden bu saydıklarının olmamasının da evlenmemek için bir neden olmayacağını geçirsem de bunu daha uygun bir zamanda ona açıklamam gerektiğini düşünerek dilime gelen kelimeleri def ettim. Kendi fiziği ile barışık olmaması nedeniyle kendini bir ilişkiye layık göremiyordu. Ancak bunu birlikte aşacaktık. Şimdilik ertelesem de bu konu mutlaka konuşulacaktı.

 

Mevzuya kendi tarafımdan baktığımda ise dilime başka sözcükler gelmişti bile. Onları dillendirdiğimde Nare hâlâ beni izliyordu.

 

" Güzel kardeşim benim. İyi diyorsun hoş diyorsun ama sanki benim kapımı kısmetler aşındırıyor da ben yüz çeviriyorum. Ben istemez miyim Tuğrul'un dayağından ,eziyetinden kurtulmayı, okumayı ; uyandığım her güne lanet ederek değil de mutlulukla başlamayı? Ama yok işte. Hem ne derler hep ? 'Yüzün değil kaderin güzel olacak.' Benim kaderim annemin öldüğü gün yazıldı. Ömür boyu eksik yarım kalmaya mahkumum ben."

 

Boğazımdaki yanmayla duraksadım. Öyleydi. Annem öldüğünden beri eksik ve yarımdım ben. Babam bile değer verip evlattan saymıyordu. Şu koskoca ev bana yuva değil zindan olmuştu. Kaderim doğduğum günden beri belliydi belki de. O sebeptendir ki ben bana aşkla bakıp sahip çıkacak o beyaz atlı prensin hiç gelmeyeceğine emindim. Yine o sebepten onu arama telaşına bile girişmedim. Babasından dahi sevgi görmeyip hor görülen bir kızı elin oğlu nasıl severdi ? Sevmezdi. Sevmeyecekti. Kurtuluşum bu evden yoktu. Hoş zaten kurtuluş bir erkeğin elinden çıkıp diğerinin eline düşmek ise olmaması daha iyiydi.

 

Nare sözlerimle duygulandığımı fark ederek öne atılıp sarıldı. Bu esnada konuşuyordu.

 

" O nasıl söz ? Ne demek yarımım? Hiç kimse yoksa ben varım. Sakın öyle düşünme. "

 

Gülümsediğim esnada bende kollarımı ona doladım.Öyleydi. Hep yanımdaydı. Aile nedir kan bağı nedir Nare öğretmişti bana. Abla olmakla öğrenmiştim sevgiyi. Bana sevgiyi yeniden tattırmıştı.

 

Bedenlerimizi usulca ayırarak gözlerime baktığında buğularını görüp iç çektim. Bu esnada konuşuyordu.

 

"Bu gece senin yanında uyuyayım mı abla ? İkimiz de fazla duygusalız."

 

Başımı aşağı yukarı salladığımda kıkırdıyordu.

 

" Olur tabii bebeğim gel."

 

Yatakta yana doğru kayarak ona yer açtım. Gülümseyerek yanıma uzandığı esnada ne zaman yeniden eline aldığını fark etmediğim kağıdı bana sallıyordu. Ben de bu esnada ışıklara atılıyordum ki kağıdı fark ederek duraksayıp ona baktım.

 

"Bu kağıdı ne yapayım, atayım mı ? Numarayı söylemek yerine yazdığına göre çok sevmemişsin adamı."

 

Hiç düşünmeden atmasını söyledikten sonra duraksadım. " Ya da atma. Çisem'e veririz. "

 

Sözlerimle kahkahamız odayı doldurdu. Ardından çok geçmeden birbirimizi sararak uykuya daldık.

 

..........................

 

Gece yine kabusla uyandım. Sıkıntılı bir nefes vererek Nare'ye baktığımda uyuduğunu gördüm.

 

Ardından yavaşça yataktan kalkıp pencereden dışarı baktım. Hava çok güzeldi. Dışarısı ise fazla sessiz.

 

Havanın güzelliği aklımı bir fikirle doldurdu. Daha sonra gülümseyerek dolabıma yöneldim.

 

Tuğrul'un kısıtlamaları yüzünden okula gitmek dışında evden çıkamıyordum. Ayda bir gün siparişleri teslim etmek için iki saatliğine çıkıyor onda da Nare'nin idare etmesini sağlıyordum.

 

Telefonum yoktu. Sosyal hayatım da yoktu. Böyle rezil bir hayatta nefes alabilmenin tek yolu ise ufak bir kaçamaktı. Bulduğum her fırsatta geceleri herkes uyurken arka bahçenin köşesinden kaçıyordum.

 

Evin etrafı kameralarla doluydu. Kapının önündeyse korumalar vardı ama benim çıktığım yer kör noktaydı ve çöp konteynırının yanı olduğu için korumalar orada nöbet tutmuyordu. Bazı geceler Narin de evden kaçabilmek için aynı yeri kullanıyordu. Bende onun sayesinde keşfetmiştim zaten.

 

Hızla üstüme siyah bir tayt ve tişört geçirdikten sonra saçımı at kuyruğu yapıp siyah bir şapka geçirdim. Son olarak ayakkabımı da giyindiğimde hazırdım. Sessizce evden çıkıp uzaklaştığımda rahat bir nefes verdim. Sonunda özgür hissediyordum.

 

Bir iki saatte olsa yürüyüp sokakları ve İstanbul'u keşfetmeyi çok seviyordum. Bu sıralar uğrak mekanım ise eve yirmi dakika yürüme mesafesinde olan bir kayalık kenarıydı. Buradan bütün İstanbul ayaklarımın altında olduğu için inanılmaz güzeldi.

 

Fazla oyalanmadan hızlı adımlar atarak kayalığa geldim. Her zamanki köşeme oturup denizi ve sessizliği izlemeye ve bir yandan da düşünmeye başladım.

 

Nare haklıydı belki de . Ben bu evden başka türlü nasıl kurtulacaktım? Kaçmak mı ? Asla. Tuğrul anında yakalardı. Yasaklı madde ticareti yapan eli kolu her yere uzanan güçlü bir adamdı. Her fırsatta evlatlarını iyi yetiştirmekten bahseden binlerce gencin ölümüne sebep olan ş*refsiz herifin tekiydi. Benim onun elinden tek kurtuluşum o evden onun rızasıyla çıkmamdı ki bu da Nare'nin dediği yere geliyordu; evlilik.

 

Ancak bu imkansızdı benim için. Kolay kolay yapamazdım bunu. O evden çıktığım an geri dönüşüm olmadığı ve birinin beni seveceğini düşünmediğim için böyleydi.

 

Düşüncelerle boğuşup sıkıntılı bir nefes verdiğim esnada küçük bir kıpırtı duydum.

 

Refleksle başımı sesin geldiği yöne çevirip baktım. Hiçbir şey yoktu. Rüzgardan olduğunu düşünüp önüme döneceğim esnada ses daha yakından geldi. Bu kez korkuyla ayağa kalktım. Etraf çok karanlık değildi. Sokağın başındaki lamba sayesinde önümü görebiliyordum. Bu sebepten yavaşça sesin geldiği yöne doğru ilerledim ve ağacın arkasındaki karartıyı görmemle tiz bir çığlık attım.

 

Çığlığımın etrafta yankı bulduğu esnada ağacın arkasından bir adam çıktı. Korkuyla geri geri adımlayarak hızla arkamı döndüm. Tam koşup oradan uzaklaşacakken bir el buna engel

oldu. Kolumu kurtarmak için gözlerimi açmadan debelendim. İçimde inanılmaz bir korku vardı ve kalbim hızlı hızlı çarpıyordu. İçimdeki korkuyu bastırıp daha hızla öne atıldığımda yabancıdan bir ses yükseldi.

 

" Dur dur, korkma. Benim."

 

Tanıdık gelen sesle rahat bir nefes vererek elimi deli gibi çarpan kalbimin üzerine yerleştirip yavaşça arkamı döndüm. Gözlerimi açtığımda gördüğüm yüzle şaşkınlığa uğrayıp bir iki adım geriledim.

 

Bu Alparslan'dı. Gecenin bir yarısı burada ne işi vardı olduğunu sorguladım kısa bir an. Ardından içimden beni takip etmiş olabileceği geçti. Çok geçmeden bu düşünceler sesimde yankı bulduğunda onun bakışları bendeydi. Benim sesim ise korkumu ve merakımı gözler önüne seriyordu.

 

"Sen...Senin ne işin var burada?"

 

Kolumu bırakıp bir iki adım geriye gitti. Bu esnada gülümseyerek konuşmaya başladı.

 

" Aynı soruyu bende sana soracaktım. Bu saatte böyle ıssız bir yerde ne yapıyorsun?"

 

Yüzüme yerleşen şaşkın ifadeyi sürdürerek bedenime kendimden emin bir duruş takındım. Benden ne cüretle hesap sorduğunu merak ediyordum ve de bunu hiç çekinmeden dile getirdim.

 

"Ne yapıyorsam yapıyorum. Sana ne! Hesap mı vereceğim sana ?"

 

Kıkırdayıp keyifli bir gülüş sergilediğinde gözleri hâlâ bendeydi.

 

" Sende bana sordun ama. Ben sana hesap mı vereceğim? " Duraksayıp düşündü bir iki saniye. Ardından erkeksi sesi yeniden duyuldu. "Ben veriyorsam sende vereceksin."

 

Sözlerine karşılık bu kez ben kısa bir an duraksadım. Konuşmaya başladığımda ise geveleniyordum. Duraksamamın nedeni haklı olmasıydı. Bakıldığında gayet de öyleydi. Hesap sormuştum.

 

" Sende verme. Ben öyle birden karşımda görünce ... Lafın gelişi işte öylesine sordum."

 

" İyi."

 

Başını sallayarak onayladığında mırıltı ile kurduğu tek kelimelik cümlesi buna eşlik etti. Ardından adımlayarak az önce benim oturduğum yere doğru ilerlemeye başladı. Kaşlarım şüphe ile havalanırken ona bir soru daha sordum. Bu esnada ne dediğimi beynimde sorgulamıyordum. Gecenin bir vakti onu burada görmeyi beklemediğim içindi bu. Yaşadığım şok düşünmeden konuşmama neden oluyordu.

 

" Ne yapıyorsun sen be ? Oraya oturmayı düşünmüyorsun herhalde ?"

 

Hafifçe bana dönüp gülümsedi ve az önce benim oturduğum yere oturdu. Bu esnada ağzından yeniden tek kelimelik bir cümle döküldü.

 

" Düşünüyorum."

 

Sıkıntılı bir nefes verip öne atılarak hızla yanına gidip dikildim. Ellerimi önümde birleştirerek konuşmaya başladığımda içimde gereksiz bir sinir vardı ve bu sinir sözlerimle hakimiyet kuruyordu.

 

" Kalk oradan, orası benim yerim."

 

Bakışlarını bana çevirerek küçük çaplı bir kahkaha attı. Bu esnada az önce kurduğum cümlenin ne kadar saçma olduğunu yeni yeni idrak ederek yutkunmakla meşguldüm.

 

" Yer kavgası mı yapacağız Hazan ? Burası ikimize de yetecek kadar büyük. Geç otur işte bir yere."

 

Sözlerini bitirmesinin ardından cebinden bir paket çıkararak içinden bir sigara alıp usulca yaktı. Ben şaşkın bir ifadeyle onu izlerken o sanki gecenin bir yarısında burada olmamız çok normalmiş gibi davranıyordu. Ancak ben şaşkınlığımı koruyordum.

 

"Sabaha kadar dikilecek misin öyle?"

 

Bakışlarını bana çevirmeden konuşurken oldukça haylazdı.

 

Derin bir nefes verdim. Ne olduğunun farkına varmama bile fırsat vermeden gelip oturmuştu oraya. O sebepten ne halt ettiğinin farkına varmasını yani gitmesini bekliyordum. Bu düşüncemi dilime döktüğümde bakışları manzaradaydı.

 

"Gitmeni bekliyorum. "

 

Başını hafifçe kaldırarak gözlerini gözlerime sabitledi. Yüzünde sorgular bir ifade hakimdi.

 

"O niyeymiş ? Yerine oturdum diye mi?"

 

Kollarımı çözdükten sonra sert çıkan ses tonuma engel olmadım. Ne dediğimi anlamıyor ya da anlamamak için ısrar ediyordu. Daha fazla beklemeyip ne dediğimi onun yerine ben açıklama gereksinimine giriştim.

 

"Ya sen değil miydin az önce ıssız bir yer diyen ? "

 

Durusunu değiştirmeden sigarasından bir duman çekip üfledi. Bu esnada mırıldandı.

 

" Eee... "

 

Derin bir nefes verdim ve bu kez ses tonumu ayarlayıp sakince konuştum. Sakin bir tonda konuşmam belki etki edecek diye düşünüyordum.

 

" Gecenin bir vakti, ıssız bir yerde, tanımadığım bir adamla neden oturayım ?"

 

Kelimeleri üstüne basa basa söylediğim esnada bir taraftan manzarayı izliyor bir taraftan da yan gözle bana bakıyordu.

 

" Tanımadığın?" Sorgular bir bakış attığı esnada konuşmaya devam etti." Dün tanıştık diye hatırlıyorum."

 

Diyerek tamamladı cümlesini. Ben ise yutkunarak geriledim. Doğruydu ama bu benim açımdan bir tanışma sayılmıyordu. Özellikle vermiş olduğu numaradan sonra hiç sayılmıyordu.

 

Numara mevzusunu da hatırlayarak yeniden harlanan öfkeme engel olmadığımda kelimeler dilimden benden bağımsız bir şekilde dökülüyordu.

 

" Ne tanışması be ! Adını soyadını biliyorum sadece . Kimsin nesin ne belli? Sen ona tanışmak mı diyorsun?"

 

Sigarasından bir duman daha alıp gözlerimin içine bakarak gülümsedi. Konuşmaya başladığında bu gülüş içtenlik kazanmaya devam ediyordu.

 

" E iyi ya! Madem tanışmadan saymıyorsun, gel otur. Yeniden tanışalım. "

 

Sözlerini tamamlarken eliyle yanını işaret ediyordu. Bakışlarım işaret ettiği taşa kaydığında sıkıntılı bir nefes verdim.

 

Ben şu an onu tanımak değil, kafa dinlemek olanları düşünmek istiyordum. Gecenin bir yarısı onunla tanışmak isteyeceğimi düşünmesini sağlayan beyni açıp incelemek istedim önce. Sonrasında sözlerinde ciddi olduğunu belirten ifadesini gördükçe beynini direkt parçalamak istedim.

 

Düşüncelerim sözlerime yansıdığında gözlerime bakmasını sürdürüyordu.

 

" Seninle tanışmak istediğimi kim söyledi ? Lütfen gider misin şuradan?"

 

Sigarasını söndürüp yeniden önüne döndü. Sıkıntılı bir nefes verdiğinde kelimeler dilindeydi.

 

" Kalbimi kırıyorsun ama. Dışardan o kadar mı kötü görünüyorum ? Tanınmayı hak etmeyecek kadar .Hem ben belki sana Elif'in durumunu anlatacağım? Merak etmiyor musun?"

 

Elif'in adının geçmesiyle içimde bir kıpırtı oluştu. Bu yüzden gelmiş olabilir miydi sahiden? İçimden bu sebepten gelmiş olabileceğini düşünerek merakla öne atıldım. Merak ediyordum tabii ki onu. Ne durumda olduğunu soramamıştım. Araya kaynamasa Nare'den Çisem'i arayıp öğrenmesini isteyecektim ancak fırsatım olmamıştı.

 

" O yüzden mi geldin buraya? Takip ettin ? "

 

Gece gece burada olmasının sebebi ancak beni takip etmesi olmalıydı ki bu teori her açıdan korkutucuydu.

 

" Takip ? " Sorgular bir bakış daha attı. Derin bir nefes alıp başını bana çevirerek gözlerini gözlerime sabitledi. Bu esnada konuşmasını sürdürüyordu.

 

" Tamamen tesadüf. Ben geçiyordum buradan, baktım manzara güzel. İzleyeyim dedim."

 

Sıkıntılı bir nefes verip inanmadığımı belirten bakışlar attım. Mantıklı değildi ya da ben mantıklı bulmak istemiyordum. Buradan geçip uğramış olması mantıksızdı.

 

" Geçerken uğradın yani? Öyle mi ?"

 

Konuşurken inanmadığımı mimiklerimle belirtmeye devam ettim. O ise gayet ciddi bir tınıda onayladı beni.

 

" Aynen öyle. Sen neden geldin ? "

 

Sıkıntılı bir nefes verip bir iki saniye duraksadım. Gitmeye hiç niyeti yoktu. Buna emin olarak sıkıntılı ifademi sürdürerek aramızda mesafe bırakıp oturdum yanına. Uzun uzun ayakta kalmak istemiyordum. Ayrıca o olduğu için eve gitmekte istemiyordum. Hava almak iyi geliyordu. Ki zaten eve dönersem Elif'le ilgili söyleyeceklerini öğrenemeyecektim. En azından onu anlatması için konuşmamız gerekiyordu. Hem belki biraz konuşmak iyi gelebilirdi. O yüzden kafa dinleme işini eve dönerken yapmaya karar verdim.

 

" Manzara güzel."

 

Dudaklarımdan manzarayı izlerken dökülen mırıltıya aynı tınıda mırıldanması eşlik etti.

 

" Öyle. Manzara güzel. Eee .... Dünkü konuşmamız yarım kalmıştı. Ben sana hangi üniversiteyi istediğini sormuştum."

 

Denizin hafif dalgasına eşlik eden rüzgar saçımı yüzüme getirirken konuşmaya başladım. Aynı konuyu açması yaramı deşmiş olsa da bunu ona belli etmeyerek aynı cevabı tekrarladım. Zaten ona ya da bir başkasına verebilecek başka bir cevabım da yoktu.

 

" Ben de sana bir hedefimin olmadığını söylemiştim."

 

Başını çevirip şaşkın bir şekilde bana baktı. Şaşkınlığı sesine de yansıyordu.

 

" Cidden hedefin yok mu yoksa paylaşmak mı istemiyorsun?"

 

Hedefimin olmayışı onu şaşırtmış olmalıydı. Hayallerim elimden alınmasa ressam olmak istiyordum aslında. Güzel sanatlarda okuyup kendi atölyemi açmaktı hayalim. Bu hayal şu an gerçekleşmeyecek bir rüyadan ibaretti ve konunun sürekli olarak buraya gelmesi rahatsız ediciydi. Yaram zaten her gün evde deşiliyordu. Bir de şu an deşilmesi hoş olmamıştı.

 

Bu sebepten konuyu kestirip atma niyetiyle bir cümle kurduğumda ikimiz de manzarayı izliyorduk.

 

" Hedefim falan yok. Hem olsa da sınava başvurmadım ben. "

 

Meraklı bakışları anlık bana döndüğünde bir soru daha yöneltti.

 

" Neden?"

 

Sıkıntılı bir nefes vererek dudaklarımı yaladım. Aynı kestirip atma yolunu kullanacaktım. İçimden bir yandan da bunu daha fazla irdelememesi gerektiğini geçirdim.

 

"Öyle gerekti."

 

Kestirip atmamı anlamış olacak ki üstelemeden konuyu değiştirdi.

 

" Elif iyi. Uyanınca seni sordu. "

 

Konunun değişmesiyle rahat bir nefes verdim. Daha sonra içimde oluşan kıpırtıya sesimin merakla karışık neşeli tonu eşlik etti. Gerçekten iyi olması beni sevindirse de içimdeki meraka bu sevinç yenik düşüyordu.

 

" Gerçekten iyi mi ? İyileşti yani."

 

Başıyla onayladığında gülümsüyordu. Sesi de aynı şekilde gülüş doluydu.

 

"İlik uyumluydu. Bundan sonrası için tek risk kanserin tekrarlaması. Birkaç ay içinde iyileşmiş olur."

 

Derin bir nefes verdiğimde içime kocaman bir rahatlık doldu. Açık konuşmak gerekirse Elif'te kısmen kendi çocukluğumu gördüm. Kısmen gördüm çünkü annesiz oluşumuz , her şeye rağmen neşeli duruşumuz ve sevdiğimiz çizgi film karakterleri aynıydı. Kısmen gördüm çünkü onu seven ona değer veren bir babası vardı. Sevgi nedir, nasıl sevilir biliyordu.

 

Karşımda gördüğüm çocukluğum bugün yeniden hayata bağlanmıştı ve bu benim sayemde olmuştu. Hayat kurtarmak bir cana can olmak bambaşka bir histi. Bunu bir çocuğa yapmak üstelik kendi çocukluğuna yapmaksa.... Tarifsizdi.

 

Elif'e koşup sarılmak istedim. Lunapark sözünü hemen gerçekleştirmek istedim. Kısa bir an bunun için heveslenirken gülüşüm daha da büyüdü ve içim kıpır kıpır oldu. Ardından bugün olanlar ve uzunca bir süre göz hapsinde olacağım gerçeği geldi aklıma. Gecenin bir vakti evden kısa süreli kaçıp kafa dinlemeye benzemezdi Elif' i görmek ; onunla vakit geçirmek. Hevesim kursağımda kalırken umudumu yitirişimi sesime yansıttım.

 

"Ben çok sevindim. Elif'e geçmiş olsun dileklerimi iletirsin."

 

O meraklı ama biraz da çekingen bir tınıda sorduğunda benim içimde reddetmemin ve mecburiyetin acısı çoktan hakimiyet kurmuştu.

 

" Sen onu görmeye gelemez misin ? Hem abim de seni yemeğe davet etmek istiyor ; teşekkür için."

 

Bunu gerçekten çok isterdim ama bu şartlarda mümkün değildi. Bu mümkün olmayış içimi yaktı. Sözlerime bunu yansıttığımda ise içimdeki acı büyüdü.

 

"Gelemem."

 

Daha fazlasını anlatıp derdimi ona dökme isteğimi dilimi ısırarak bastırdım. Bu doğru değildi çünkü. Yalnızca tek kelime içinde bulunduğum durumu açıklayacaktı.

 

" Nasıl istersen. Yine de gelmek istersen eğer, haber vermen yeterli."

 

Haber vermek dediğinde poşete koyduğu numarası aklıma geldi. Olanlar yüzünden Elif'e gidemeyecek oluşumun verdiği üzüntüyle sesim sitemkar çıkmıştı. Bir yandan da küçük de olsa bir öfke vardı sesimde. Bu yaptığı beni hakikaten çok sinirlendirmişti çünkü.

 

" Sana mı yoksa abine mi ? Sana haber vermemi tercih edersin bence. Numaranı yazıp verdiğine göre."

 

Yan dönüp bana baktığında yüzünde sorgular bir ifade vardı. " Rahatsız mı oldun ?" Kısa bir an duraksadıktan sonra devam etti.

 

" Ben şey için vermiştim onu... Abim arkadaşını bizim korumaların birinin telefonundan aramış. Kartını verdiyse de ki kesin vermiştir. Kartta iş numarası var. Ulaşman baya zor olur. Yani ben Elif'i görmek istersen ya da başka bir şey olursa diye kendi numaramı verdim."

 

Dediği şey mantıklı geldi ama neden bunu gizli saklı yapma gereği duymuştu ki? Sözleri çelişkili geldi. Bu çelişkiyi sorguladığımda sorgulamam sesime de yansıyordu.

 

" Öyleyse bunları yüzüme söyleseydin. Ne diye gizli saklı yapıyorsun?"

 

Gülümseyerek salladı başını. Bu esnada konuşuyordu.

 

"Söyledim zaten ama sen istemedin. İlaçlarını aldın mı sen ? Bak iyi ki almışım o ilaçları. Her şeyi unutuyorsun."

 

Kaşlarım şüphe ile havalanırken içimde beliren düşünceleri dışıma yansıttığımda onun aksine bakışlarım başka yöndeydi.

 

" Sen bana unutkan demeye mi çalışıyorsun? Balık hafızalı mıyım ben ?"

 

Kıkırdadı. Bu sırada bakışlarım anlık ona dönse de yeniden manzaraya daldım. Sözlerine göre bu anlaşılıyordu ve bence gayet doğru anlamıştım.

 

" Yok, demeye çalışmıyorum. Direkt söylüyorum. İhmal etme o ilaçları. "

 

Kısa bir an duraksadım. Bu esnada benimle dalga geçtiğini düşünerek sıkıntıyla soludum. daha sonra ise içime havanın soğuduğu düşüncesi düştü. İçimde ve tenimde oluşan ürperti ile bu sebepten irkildim. Ben çıkarken saat üçtü. Şimdi dörde gelmiş olmalı ki hava aydınlanmaya başlamıştı. Bu sebepten artık gitmem gerektiğini düşünerek ayaklandım. Ayaklanmam ile ise onun meraklı bakışları beni buldu.

 

" Nereye ?"

 

Tamamen ayağa kalktığım an sorusunu yanıtlıyordum.

 

"Eve gideceğim . Sabah oluyor."

 

Benim ardımdan ayağa kalktığında sakince mırıldanıyordu. Bu esnada kaşlarımda ve ifademde şüphe belirerek onunla aynı anda konuştum.

 

" Sen nereye?"

 

" Seni evine bırakmaya."

 

Aynı anda konuştuğumuz için beş on saniye kadar duraksasam da ne dediğini yeni yeni idrak ederek sıkıntılı bir nefes verdim. Bunun olması ölüm fermanım olabilirdi. Ayrıca bu ne samimiyet diyerek de iç geçirdim.

 

"İstemem. Ben kendim giderim."

 

Bakışları beni bulduğunda kararlı bir ifade takındı.

 

" Hayatta olmaz. Bu saatte tek başına gitme. Hem köpek falan çıkar korkarsın."

 

Yüzüne bakakaldığımda gülümsüyordu. Resmen onunla gelmem için bahane uydurduğunu düşündüm. Neredeyse her gün geçtiğim yoldu. Burada köpek olmazdı. Ancak nedense içimden bir ses bugün karşıma köpek çıkabileceğini, o kadar şanssız olduğumu söylüyordu. Hem dönüş yolunu yürümeyi pek sevdiğim söylenemezdi. Bu iki sebepten mırıldanarak kabul ettiğimde içimden yine aynı yerde bırakması da geçiyordu.

 

" Tamam."

 

Kısa bir an duraksadı ve yüzüme bakakaldı.

 

" Ne yani, itiraz etmeyecek misin ?"

 

Gülümsediğim esnada ifadesindeki şaşkınlık sürüyordu. Sanırım teklifi reddedeceğimi düşünerek yapmıştı. Bu sebeptendi şaşkınlığı. Gülüşümü sürdürürken düşünmeden konuştuğumda ne dediğimin farkında dahi değildim.

 

" Niye edeyim ki ? Soğuk olmaya başladı zaten. Üşürüm ben. O yüzden yani şey anlama."

 

Saçmaladığımı fark ederek dilimi ısırdığımda artık her şey için çok geçti. Laf ağzımdan çoktan çıkmıştı ve onun yüzünde alaylı bir ifade belirmişti.

 

"Ne anlamayayım?"

 

Yutkunduğum esnada bundan kaçmayı düşünüyordum. Daha fazla saçmalamadan bu konuşmayı bitirmek adına konuyu dağıtmaya giriştiğimde bakışlarım etrafı tarıyordu.

 

"Hiç ... Boş ver. Araban neredeydi ? "

 

Eliyle ilerdeki ağacın arkasındaki arabasını işaret ettiğinde bu kez siyah spor bir arabayla geldiğini gördüm. Gerçek zenginlik buydu sanırım. Neredeyse aynı gün içinde iki farklı araba kullanmıştı. İçli bir nefes verdiğim esnada ilerlememiz için eliyle komut verdi. Ses çıkarmadan peşine takıldığımdaysa öne atılarak kapımı açtı. Kısa bir an duraksadım. Yine beklemediğim bir hareketle çıkmıştı karşıma. Gülerek binmem için komut verdiği esnada birkaç saniye daha duraksayıp tebessüm ederek arabaya yerleştim. BU esnada o da kendi koltuğuna oturarak arabayı çalıştırıp ilerlemeye başladı.

 

" Sen böyle her gün araba mı değiştiriyorsun, tişört değiştirir gibi ? "

 

Bunu dışımdan söylediğimi fark ettiğimde dilimi yeniden ısırarak bana dönen sırıtış dolu bakışlarından kaçırdım gözlerimi. Ellerimi birbirine doladığımdaysa içimde utanç çoktan peydah olmuştu bile. Düşünmüştüm sadece. İçimden böyle yaptığını düşünmüştüm. Bu düşüncenin nasıl dilime vurduğunu anlamayarak dudaklarımı ısırmaya başladığımda kıkırtı dolu bir ses ile konuşuyordu.

 

" Bu hayatta herkesin bir takıntısı vardır. Benimkisi de arabalar. Koleksiyonum var. Sıklıkla değiştiriyorum o yüzden."

 

Koleksiyon demişti. Hem de araba koleksiyonu. Gerçek zenginlik hakkındaki düşüncelerim teker teker artarken yutkunarak sessiz kaldım. O ise sırıtarak döndü önüne. Daha fazla rezil olmamak adına susuyordum şu an. Muhtemelen o da bunu tahmin ediyordu. O sebeptendi sessizliğimi sürdürüşü. Çok geçmeden daha önce bıraktığı eve yaklaştık ama o durmadı. Yalnızca yavaşlayarak bana çevirdi bakışlarını.

 

" Bu saatte bir gören olmaz. Evinin önüne kadar bırakayım istersen?"

 

Gözlerinin içine bakakaldım. Yakalanmış bir suçlu edasıyla yeniden önüme çevirdim bakışlarımı. Bu esnada içimden kendime küfrediyordum. Muhtemelen orada oturmadığımı anlamıştı. Yine de bozuntuya vermemem gerekiyordu. Ayrıca dediği gibi eve bırakması da riskli olurdu. Bu nedenle mırıldar bir tınıda konuştuğumda amacım onu reddetmekti.

 

"İstemez. Yürürüm ben."

 

Omuz silkerek konuştu.

 

" Sen bilirsin. "

 

Sözleriyle paralel ona küçük bir tebessüm ederek kapı kulpunu kavradım. Bu esnada o da arabanın anahtarını çıkarıyordu. Kaşlarımda şüpheli bir ifade oluşsa da hareketimi sürdürerek indim arabadan. Tam o sırada onunda benimle birlikte indiğini fark ettim. İfademi bir merak sararken bu merakı sesime de yansıttım.

 

" Sen nereye ?"

 

Gülümseyerek kapısını kapatıp arabayı kilitledi. Aynı saniyelerde konuşuyordu.

 

" Eve kadar eşlik edeyim sana."

 

Bakışlarımla kısa bir an etrafı taradım. Ardından yutkunarak gelmemesi gerektiği için reddettim onu. Tahminimce saat geç olduğu için beni yalnız bırakmak istemiyordu ki bu gayet düşünceli bir hareketti ancak bunu yapması birinin görmesi ile sonuçlanabilirdi.

 

" Gerek yok. Giderim ben."

 

Cevabını beklemeden arkamı dönerek yürümeye başladım. Bu esnada ardıma kısa bir bakış attığımda peşimden geldiğini görerek göz devirdim.

 

" Ya gelmesene !"

 

Başını sallayarak ağzıyla cık yaptı. Aynı saniyelerde beni reddediyordu.

 

"Olmaz. "

 

Sıkıntılı bir nefes vererek daha fazla gelmemesi için ısrar etmek adına konuşmaya başladım. O bu esnada bana bakarak yürüyordu.

 

" Niye olmazmış bak oluyor iş-"

 

Arkamı dönüp onunla konuştuğum için önümdeki tabelayı fark edememiştim. Konuşarak önüme döndüğümde ise tam çarpacağım esnada refleksle durdum. Korkulu bir nefes vererek elimi kalbime attığımda şoktan kalbim ağzımda atıyordu. Alparslan ise arkamdan büyük bir kahkaha attı. Harika! Gerçekten mükemmel bir zamanlama oldu.

 

"Dikkat et!"

 

Sesini işitince bozuntuya vermemek adına Saçımı arkama atıp yürümeye devam ettim. Daha sonra bir dakika kadar bir sessizlik oldu. Bu yüzden gittiğini düşündüm. Arkamı dönerek kontrol ettiğimde ise oradaydı. Elini cebine atmış yavaşça yürüyordu. Sıkıntılı bir nefes verip etrafıma baktım. Bu esnada kısık bir sesle konuşuyordum. Neredeyse evin önündeydik ve peşimde olması çok tehlikeliydi.

 

" Sen hâlâ gitmedin mi ? "

 

Başıyla beni reddederek gülümsedi.

 

" Sen evine girdiğinde gideceğim."

 

Sıkıntılı bir nefes daha verip duraksadım. Daha fazla gelmemesi gerekiyordu ve bu yaptığı beni riske ediyordu. Tam olarak bu sebepten konuştuğumda sesim küçük bir öfke doluydu.

 

" Nesin sen, korumam falan mı ? Ben kendim gidemiyorum sanki! "

 

Kıkırdayarak salladı başını.

 

" Gördüm az önce nasıl gittiğini."

 

Bunu kullanacağı kesindi zaten. Tahmin ettiğim için sessiz kalarak bozuntuya vermedim. Daha sonra derin bir nefes verip hızla eve doğru ilerledim. Yaklaştığımda ise korka korka önce etrafa baktım. Görünürde birileri yoktu. Korumalar da dahildi buna. Ardından evin arka tarafına döndüğümde yeniden seslendi.

 

" Yanlış gidiyorsun. Kapı bu tarafta."

 

Sıkıntılı bir nefes vererek fısıltılı bir tınıda konuştuğumda içimde korku vardı. Görünürde biri olmasa dahi sesimizi işitme ihtimalleri vardı.

 

" Kapıdan gireceğimi kim söyledi ?"

 

Küçük bir kıkırtıyla konuştuğunda rahat tavrı sürüyordu.

 

" Bacadan mı gireceksin?"

 

Gözlerimi devirdiğimde sıkıntılı bir nefes daha verip yalancı bir gülüş yerleştirdim yüzüme. Ardından konuştuğumda bakışım ondaydı.

 

" Ha ha ha ... Çok komiksin gerçekten. " Bir iki saniye duraksayıp ön tarafa bakarak dudaklarımı yaladım. Ardından fısıldayarak konuşmaya devam ettim. "Arka tarafta bir giriş daha var oradan gireceğim."

 

Sırıtarak bana yaklaştı. Bu esnada konuşması benim tonuma eş bir tınıdaydı.

 

" Gizli gireceğim diyorsun yani. Evden mi kaçtın sen ? "

 

Öfke ile soluduğumda bakışlarım etrafı taramaya devam ediyordu. ZAten geldiğim halde karşımda dikilerek riske atıyordu beni. Bunun öfkesi ile konuştuğumda kalbim hızlı hızlı çarpmaya devam ediyordu.

 

" Neyse ne, sana ne ? Geldim işte git artık."

 

Ellerini havaya kaldırarak teslim olan bir ifade sergiledi.

 

" Tamam gidiyorum kızma ."

 

Rahat bir nefes vererek döndüm arkamı. Yavaş ve sakin adımlarla arka tarafa ilerlemeye başladım. O ise bu esnada kısık bir sesle bana sesleniyordu.

 

" Hazan ! " Adımı işiterek ona doğru döndüğümde konuşmaya devam etti. " İyi geceler."

 

 

 

4. Bölüm sonu...

 

Umarım sevdiğiniz bir bölüm olmuştur güzelliklerim....

 

Yeni bölümde görüşene dek güzellikle kalın !

 

 

 

 

Bölüm : 26.07.2025 03:05 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...