
💦
Einstein izafiyet teorisinde zamanın göreceli olduğundan bahseder. Teoriye göre zamanı algılama biçimimiz bulunduğumuz yer, nasıl hareket ettiğimiz ve hareket hızımıza göre değişiyor. Bu teorinin doğruluğunu onu tanıdığım andan itibaren anladım. Alparslan'ın yanında olduğum her an su misali akarken onsuz geçen her saniye bir asra tekabül ediyor. Tıpkı şu an gibi;
Onun kollarında soluklandığım, tenlerimizin dans ettiği ânın üstünden neredeyse iki saat geçmişti ama şimdi, göğsünün üstünde nefesinin sesiyle düşündüğümde yanına geleli iki saniye olmuş gibi geliyordu.
Zaman kavramı onunlayken yok oluyordu.
Saçıma kondurduğu derin öpücükle düşüncelerden sıyrıldım. Uzun ince parmakları saçlarımın arasında gezinmeye başladığındaysa bulunduğum yere biraz daha sindim. Ardından içli bir nefes vererek dudaklarımı yaladığımda acı dolu olmam gereken ilk ilişki sonrasında dahi ne kadar rahatlamış ve huzurlu hissettiğimi düşünüyordum. Açık konuşmak gerekirse Alparslan bu gece yaşanan haylazlıklarda oldukça iyiydi. Bu kadar iyi oluşunun yanında nazik ve kibar davranışı beni dünyadaki tek kadın gibi hissettirmişti.
Bedenlerimizin birbirine karışmasının ardından soluklarımız henüz dinmişken göğsüne çekip sarıp sarmalamıştı bedenimi. Bir süredir konuşmadan öylece duruyorduk ve kalplerimizin gürültüsüne eşlik eden soluklarımızın sesi dolduruyordu odayı.
Baş parmağı sağ kolumu okşamaya başladığında istemsizce irkildim. Daha sonra başımı hafifçe kaldırarak baygın bakışlarına eşlik eden şefkat dolu sesine gözlerimi iliştirdim. O ise bakışımla aynı saniyelerde o şefkat dolu sesini kulaklarıma üfleyerek değdiriyordu.
" Üşüdün mü? "
Başımla onu hafifçe reddederek bulunduğum yere daha çok sinip teninin arasına hapsolma isteğimi sürdürdüm.
" Üşümedim."
Üşümemiştim. Teni öyle sıcaktı ki o üşümek şöyle dursun sıcaklığı terlememe dahi neden oluyordu. Benim sözlerimi işittiği an düşünmeden sorduğu sorusunu sorarken elleri bedenimde yeniden gezinmeye başlamıştı.
" Yıkanmak ister misin ? " Kısa bir an duraksadıktan sonra cevabımı dahi beklemeden konuşmaya devam etti." Önce yemek yiyelim. Gelirken acıktım demiştin. Sonra güzelce yıkayalım sevgilimi."
Aç olduğumu unutmamıştı. Bu nedenle küçük bir tebessüm yayıldı yüzüme. Kurt gibi acıkmıştım. Hatta midemin guruldamasına ramak kalmıştı ama duş alma fikrine pek sıcak bakamadım. Yanımda temiz kıyafetim yoktu . Üstelik yıkayalım demişti ki bunu söylerken eminim beni kendi elleriyle yıkamaktan bahsediyordu. Düşüncesi bile altımda bir sızı uyandırsa da bunun olması eve geç kalmam anlamına gelebilirdi. Çünkü eminim ki o duş hiçte masum bir şekilde sonlanmayacaktı.
" Eve gidince duş alırım ben. Biraz daha böyle kalsak ? "
Sesim varla yok arası çıkmıştı. Teninin sıcaklığı ve göğsünün rahatlığı uykumu getirmişti. Bu sebeple daha da miskinleştiğim an sesini işitsem de göz kapaklarımın hafifçe kapanmasına engel olamadım.
" Bu gece kalamaz mısın? "
Sesi kalmam için yalvarır gibi geldi kulağıma. Elimde olsa her gece onunla uyur o eve adım dahi atmazdım ama değildi işte. Tuğrul'un izni olmadan o evden çıkmam mümkün değildi. Onun izniyle çıkmamın tek yoluysa evlilikti.
Evlilik...
Alparslan'la evlenmek şu dünyada en çok istediğim şeylerin başında geliyordu. O benim için yaratılmıştı sanki.
Kalbim , bedenim , ruhum...
Bütün varlığım tümüyle ona aitti. İlişkimiz ciddi ve emin adımlarla ilerliyordu. Bu hızla devam edersek evlilik fikri çokta uzakta görünmüyordu. Düşüncesi bile içimi kıpır kıpır etmeye yetmişti.
Bembeyaz gelinliğin içinde onun elini tutarak cehennemim olan evden cennetim olacak olan eve, yuvama gitmek üzere çıkacak ve bir daha oraya adımımı atmayacaktım.
Ancak o zamana kadar onunla kalmak hayal gibi görünüyordu ama gerçekleşmesi binde bir de olsa muhtemel bir hayaldi bu. Birkaç ay öncesine dek onunla gün içinde buluşmak hayal gibi bile gelemeyecek kadar imkansızdı ancak şimdi o imkansızlık yaşanmış güzel bir anıydı.
Bu yüzden onunla kalma fikrine karamsar olmamakla birlikte şu anlık bunun mümkün olmayacağına karar verdim.
" Gece yarısı evde olmam gerekiyor. "
Sözlerime karşın kıkırdayarak elini koluma bastırarak bedenimi bedenine yaslayıp saçlarımın arasına küçük bir buse kondurdu. Ardından konuştuğunda içimde küçük bir kelebek hareketleniyordu.
" Bir külkedisi ile birlikte gibi hissediyorum. "
Sesi eğlenir bir tonda çıkmıştı ve dalgaya vuruyor olsa da bu durumun hoşuna gitmediği barizdi. Dile getirmesi içimde bir yeri kaşındırırken doğrulup yüzüne baktım. Aynı saniyelerde sorgular bir tınıda konuştuğumda onun dalgaya vurmasının rahatsız ettiği hissi dile getirmeye çalışıyordum.
" Kül kedisi derken ? "
Bıkkın bir nefes vererek gülümsediğinde boşta olan eliyle yanağımı okşayıp bu kez içli bir nefes vererek konuştu.
" Şaka yapıyorum baharım. "
Her şakada bir gerçeklik payı mevcuttur. O yüzden onunla bu konuyu kullanarak inatlaşmak istedim. Sözlerini yanlış anladığımı düşündüğünde takındığı tavır hoşuma gidiyordu ve bence biraz bu sebeple eğlenmeye ikimizin de daha doğrusu benim ihtiyacım vardı.
" Komik değildi. "
Sözlerimle paralel pikeyi biraz daha üstüme çekip ellerimi göğsümde birleştirdim.
" Alınma hemen. Sadece.... Kısıtlı zamanda görüşebiliyor oluşumuz fazla can sıkıcı olmaya başladı. En son lisede böyle gizli saklı görüşüyordum. "
İnatlaşma isteğim sözleriyle kavganın eşiğine gelme aşamasına ulaştı. Kıskanç olduğumu bildiği halde bana geçmişinden bahsediyor ve bunu yaparken çekinmiyordu. Ben de sözlerinin içime yüklediği siniri ona yansıtmaktan çekinmeyerek öne atıldım. Alparslan bu esnada hiçbir şey olmamış gibi kolumu okşuyordu.
" Lisede de bu kadar yakın olduğun biri oldu ve bunu anlatmaktan çekinmiyorsun. "
İşittiği öfke dolu cümleyle kolunu omzuma daha çok sararak bedenimi kendine çekti . Daha sonra ise başıma minik bir öpücük kondurdu. Aynı saniyelerde ise en sevdiğim ses tonuyla konuşuyordu.
" Güzelim, sevgilim, baharım... Beni kıskanıyor oluşun hoşuma gidiyor ama şu an zamanlama konusunda biraz yanılmıyor musun ? "
Kast ettiği şey içinde bulunduğumuz yatakta gerçekleşen birtakım ateş dolu şeylerdi. Haklılık payı vardı sözlerinin. Hakikaten de şu an konuşmak dışarıdan bakıldığında saçma görünüyordu ancak bu onun geçmişinden bahsettiği gerçeğini değiştirmiyordu.
Yine de şu an yaşadığım o muhteşem hissin tadını çıkarmak adına lisede bu kadar yakın olma konusunu başka bir an dile getirmek üzere erteledim.
" Tamam demedim bir şey. "
Sesime ufak da olsa kırgınlık eklediğimde eliyle kolumu daha çok sararak saçlarım arasından yeniden bir nefes çekip alnımın saçımla birleştiği köşeye bir öpücük kondurarak konuşmaya başladı. Sesi yine huzur doluydu ve ben az önce sinirlenmiş olmama rağmen gözlerimi hafifçe kapayarak bu huzura teslimiyet gösterip içli bir nefes verdim.
" Hem o masalda prens bir şato dolusu kadını görmezden gelip külkedisinin peşine düşüyordu. "
Midemde küçük bir kelebek kıpırdanmaya başladı sözleriyle. Belli etmeden ettiği iltifatlar fazlasıyla hoştu ama yine de onunla uğraşmaya biraz daha devam etmek istedim. İlk övgüde yelkenleri indirmek bana göre değildi. İnadım keçiyi bile dize getirecek türdeydi.
" Peşine düşen prens sensin. Bense külkedisi. "
Kolunu daha sıkı dolayıp aynı yerden bir kez daha öperek sürdürdü konuşmasını. Ben de bu esnada küçük bir çocuk gibi mızmızlanıyordum. Ona şımarmak daha doğrusu onun beni şımartması için çocukça küsmek ilişkimizde en sevdiğim şeylerden biriydi.
" Güzelim masalın sonunda prenses oluyor zaten. Prensin prensesi. "
Prensin prensesi...
Alparslan'ın baharı...
Kelebek uçmaya başlarken ona yenik düşmemek için son direnişlerimi sürdürdüm. Bu esnada çocuksu tavrım sesime yansımaya devam ediyordu.
" on ikide tüm büyü bozuluyor ama. Külkedisi olmadığımı az sonra göreceksin. "
Sol elimle komodinin üzerinde bulunan saati sözlerimle paralel olarak işaret ettim. O ise bunu fark ederek kahkaha attı. Sanırım sonunda niyetimi anlamıştı. Bu sebepten eğlenir ifadesini takınırken yanağıma sulu bir öpücük bırakıyordu.
" On ikiden sonra güzelliği gitmiyor ama. Dış görünüşü değişiyor sadece. Önemsiz detaylar yani. O hâlâ çok güzel ve iyi biri olarak kalmaya devam ediyor. "
Dış görünüşü önemsiz detay olarak görmesi ne kadar doğru bir seçim yaptığımı doğrular nitelikteydi. Alparslan üç beş kilo fazlası, yüzünde onun açısından kusur sayılan lekeleri, sivilceleri var diye karşısındaki kadını beğenmekten geri durarak kusur arayan erkek kılıklı yaratıklardan değildi. Bu gerçekleri bilmeme rağmen yine de takındığım tavrı sürdürürken içten içe ne denli huzurlu hissettiğimi , onunla alayvari bir tınıda şakalaşmanın bile beni ne kadar sevindirdiğini düşünüyordum.
" Neyse ne. Yazdım bu sözleri bir kenara. Unutmayacağım. "
Alparslan sözlerimle derin bir nefes verdi. Gamzelerini göstere göstere gözlerime baktı daha sonra. Ses tonunda bariz bir ima vardı ve bu imaya verdiği derin nefesin içli oluşu eşlik ediyordu.
" Bu gece ile ilgili unutmayacağın tek şey buysa yandık. "
Yaptığı imayı anında anlayarak yutkundum. Yeşilleri en imalı ifadesini takınırken olduğum yere sindim. Unutmak ne mümkündü? Her saniyesini beynimin en güzel köşesine kazıyacağım. Ömrümün belki de en huzurlu dakikalarını az önce ona ait olarak yaşamıştım.
Doğrulup yanına kurulduğumda takındığım tavır bunun aksini ifade edecek sözler söylememi sağlasa da içimde yinelediklerimi gözlerimden görerek bunu ciddiye almıyordu.
" Evet öyle. Bu konuşma dışındaki her şeyi unuttum. Hatırlamıyorum. "
Sesim oldukça eğlenir bir tonda çıktığı için o da bu tona gülüşüyle eşlik etti. Ardından bu kez doğrulan oydu. Yüzünü yüzüme yaklaştırıp pikeden hafifçe taşan göğüslerime kaydırdı bakışlarını. Aynı saniyelerde imalı bir tınıda konuşuyordu ve gözlerinde en erkeksi bakışı hakimdi.
" Hatırlatırız."
Ben de onun bakmasıyla istemsizce bakışlarımı göğüslerime çevirdim. Frikik veriyordum, çatal kısmından da aşağısı görünüyordu. Biraz daha eğilsem uçları görünecek kadar açılmıştı. Fark ettiğim an utançla yutkunarak pikeyi biraz daha üstüme çektim. Daha sonra da dikkatini dağıtmak adına elimle saati işaret ettim.
Saat tam gece yarısını bulmuştu ve bu benim az önce yaptığım alaya eşlik ediyordu.
00.00
" Bal kabağıyla s*vişmek istemezsin bence ."
Başını çevirip gösterdiğim saate baktı. Ardından az önce kapattığım göğüslerime ve yeniden saate bakıp kısa bir an duraksadı. Ne dediğimi anlamış olacak ki boğazını temizledi.
" Kapatalım mı bu konuyu ? Kabak tadı vermeye başladı. "
Sözlerine karşın alaylı bir kahkaha attım. Dikkatini dağıtmayı başarmıştım ve bu rahatlamamı sağlamıştı. Ardından konuştuğumda sesimde hem bu rahatlık hem de onun istemeden elime düştüğü kelime benzerliğinin komikliği vardı.
" Neden acaba ? "
Sözlerimi tamamladığımda cevabını beklemeden pikeyi de üstüme çekerek yataktan kalktım. Giyinmem gerekiyordu. Zira onun bakışları kararmaya başlamıştı yeniden. Göğüslerimi gördüğü andan itibaren kesik kesik soluyarak dudaklarını yalıyordu. Anladığım daha doğrusu tahmin ettiğim kadarıyla devam etmeye niyetliydi ancak benim bir an önce eve dönmem gerekiyordu. Bu sebeple kalktığımda elbisemi yatağın ucunda çıkardığını hatırlayıp oraya yöneldim. İç çamaşırlarım da elbisenin hemen yanına düşmüştü.
Hepsini elime alıp oturduktan sonra belli etmeden giyinmeyi düşündüm önce.
Ardından aklıma bir fikir geldi. Derin bir nefes alarak tüm cesaretimi topladığımda bu fikri uygulamak için yelteniyordum. Gizleyeceğim bir şey yoktu. Bütün bedenimi ona açık ve net bir şekilde göstermekle kalmayıp yanında hiç yaşamadığım bir hisse erişmiştim. Esasen o hissi bana Alparslan büyük bir ustalıkla tattırmıştı. Bu yüzden utanmadan sevdiğim adamın karşısında giyinmek istedim. Düşündüğümde bu onun için oldukça tahrik ediciydi ve ben utancımı umursamadan onu biraz tahrik etmek istiyordum. Zira bedenime o gözle bakması ve beni arzulaması benliğimi, egomu tatmin ediyordu.
Arkamı dönüp ona baktığımda parıldayan gözlerle bana baktığını fark ettim. Bu parlaklığın içinde yoğun duygular ve karartı ekliydi. Yatağın ucunda , tam karşısında oluşum işimi kolaylaştırdı. Yeniden önüme dönüp pikeyi yavaşça yere bıraktım. Yavaş ve temkinli hareketlerle önce tangamı giyindim. Ardından sütyeni elime alıp derin bir nefes alarak kendimi cesaretlendirdim.
Ona doğru dönüp gözlerinin içine baktım. Bakışları göğüslerimde sabitlenmişti. Derince yutkundu. Koyulaşan gözlerine bakarak sütyeni bedenime geçirdiğimde gözlerini kapatıp ağzının içinde bir şeyler mırıldandı.
Yeniden önüme dönüp elbiseyi geçirdim bedenime. İçimde kocaman bir heyecan vardı. Bu heyecan kalbimin kıpırdanmasına neden oluyordu. Titreyen ellerle elbiseyi düzeltmeye çalıştım. Gelirken ıslandığımız için nemliydi. Uzun süredir yerde oluşu da hafif kırışık olmasına sebep olmuştu. Askıları düzeltip kırışan yere elimle şekil vermeye çalışırken arkamda bir hareketlilik hissettim.
Dönmek için yeltendiğim esnada ise bir eli elbisenin fermuarını buldu. Ardından sırtımda bir kaç noktaya ıslak öpücükler bıraktı. Bu hareketi yutkunmama sebep olurken gözlerimi kapattım. O ise yavaşça kapadı fermuarı. İçimde dakikalardır uçan kelebek hızını alamayıp midemden kalbime doğru kanatlanmıştı. Öpücüklerinin etkisi kadınlığımda yankı uyandırırken zorlukla nefesimi topladım.
Ona dönmeden zihnimde yankılananları dile getirdiğimde bunun aksinin olması için; tüm dünyanın bir süreliğine durması için ilahi yaratıcıya yalvarıyordum ancak dilim bunun olmayacağını bildiğinden olsa gerek zihnimdeki kelimeleri ona duyuruyordu.
" Gitmem lazım."
Bıkkın nefesini hissettim sırtımda. Bu nefes istemediğini belli ediyordu. Ardından konuştuğundaysa sesinde de birer parça burukluk ve sitem vardı.
" Olmaz şimdi. Önce yemek yiyelim. "
Sözleriyle paralel ben dönmeden bana doğru yaklaşıp eğilerek elini benim yanımda bulunan pantolonunun cebine elini attı. Telefonunu çıkardığı esnada konuşmaya devam ediyordu.
" Pizza söylüyorum. ",
Burukça gülümseyerek onun ifadesine aynen eşlik ettim. Ardından konuştuğumda bunun vakit alabileceğini düşünüyordum.
" Evde yerim bir şeyler. Geç oldu. "
Sözlerimle sıkıntılı bir nefes verdi. Daha sonra bakışları bedenimde ve yüzümde hayranlıkla gezindi. Aynı saniyelerde konuştuğunda yüzünde uçurtması kaçan küçük bir çocuğun acı dolu ifadesi vardı.
" Bu gece yanımda uyuman için tüm İstanbul'u ihbar etmeye razıyım. "
Ona doğru iki koca adım atıp gözlerimi gözlerine sabitledim. O ise iki elimi birden tuttu. Ardından konuştuğumda bu gece ve daha önceki geceleri de göz önünde bulundurarak hayatımı dahi riske edecek bir cümle kurmaya hazırlandım. Benim ömrümün son gecesi onun kollarında olacaksa dahi razıydım ve istiyordum bunu. Ancak bu gece bu isteğin gecesi değildi.
" Bu gece olmaz ama söz, söz veriyorum yanında kalacağım. "
Omuz silkerek öne atıldığında ellerimi daha sıkı doluyordu ellerine.
" En azından yemek yiyelim. Aç gitmeni istemiyorum. "
Bakışlarındaki isteği görünce ona kıyamadım. Reddedip üzmek yerine Nare' ye idare etmesini söylemek geçti içimden. Zaten onunla tek bir saniye daha fazla geçirmek için dahi yapamayacağım şey yoktu. bakışlarımla onu onaylayıp gülümsedim bu yüzden. Aynı gülüş onun da yüzünde belirdiğinde bir elimi kaldırıp ıslak bir öpücük bıraktı. Ben de bu esnada onun ellerinden yemek yemenin ne kadar güzel olacağını düşünerek öne atılıyordum.
" Peki. Makarna yapacağım demiştin."
Kaşları şüphe ile havalanırken meraklı ifadesini takınarak konuşmaya başladı.
" Pizza istemiyorsun yani?"
Ellerini biraz daha sıkı tuttum. Bu esnada başımla onu reddederek gülüşümü sürdürüyordum. El lezzeti inanılmaz bir seviyedeydi; benim aksime. Üstelik bütün iştahsızlığıma rağmen onun elinden olduğunda daha çok yemek yiyesim geliyordu. Belki de bunun nedeni yemeği sevdiğim adamın yapmasıydı ve ben şu an bunu istiyordum.
" Senin elinden yemek istiyorum belki ?"
Duyduklarıyla dudakları keyifle yukarı doğru kıvrıldı. Tuttuğu ellerimi dudaklarına doğru götürüp içli birer öpücük bıraktı. Ardından gözlerimin içine bakarak gülümsedi.
" Seni seviyorum. "
Kalbimin çarpıntısına midemdeki yanma eşlik etti. Nefesimi toparlamakta güçlük çektim. Hâlâ bu kadar romantik oluşuna alışamamış dahası ona doğru düzgün iltifat dahi edememiştim. Üstelik ultra romantik hareketler yapması da gerekmiyordu böyle hissetmem için. Onun tek bir öpüşü, tek bir ilanı aşk edişi dahi yetiyordu; tıpkı şimdi olduğu gibi.
Aşkına yeterince karşılık veremediğimi düşünüyordum bazen. Derin bir nefes verip beklentiyle bakan gözlerine karşılık verdim bu yüzden. İçimden geçenleri hiç dolu dolu dile getiremiyordum.
" Ben de. Ben de seni ... Seviyorum. "
Memnun bir ifade oluştu çehresinde. Ardından iki eliyle birden yüzümü avuçlayıp ıslak bir öpücük bıraktı dudaklarıma. Daha sonra ani bir hareketle kucağına aldı bedenimi. Bu hareketine karşın küçük bir çığlık koptu dudaklarımdan. Benim çığlığımı alnımı öperek susturdu. Ben de kıkırdayarak kollarımı doladım boynuna. Bu esnada Alparslan bir yandan hareket ediyor bir yandan da konuşuyordu.
" Birazdan hayatında yediğin en güzel makarnayı yapacağım sana. "
Kollarımı boynunda daha da sıkı sardım sözleriyle. Çehremde oluşan keyif dolu ifadeyi takınarak gülümsediğimde merakla soru soruyordum.
" Neyli yapacaksın? "
Başıyla beni reddederek gamzelerini gösterdi. Daha sonra konuştuğu esnada bir yandan da kıkırdıyordu.
" Söylemem. Şefin spesiyali."
Küçük bir kıkırtı döküldü dudaklarımdan. Onun kıkırdayarak konuşması keyfimi daha çok yerine getirmişti. Ardından içimde oluşan düşünceyi dillendirdiğimde hem yapacağı yemeği yiyebilmek hem de neyi sevip sevmediğimi ona öğretmek istiyordum.
" Kremalı olmasın ama. Krema sevmiyorum ben."
Krema kelimesini işittiği an yüzünü buruşturarak bunu gerçekten sorup sormadığımı sorgulayan bir bakışla baktı yüzüme. Ben bu ifadeye kıkırdarken o sitemli bir tonda konuşuyordu.
" Adanalıyım ben yavrum. Krema neymiş? "
Gülüşüm sözleriyle büyürken boynuna daha sıkı doladım ellerimi.
" Acılı mı yapacaksın ? "
Bedenimi yavaşça yere bıraktı. Aynı saniyelerde gülümseyerek konuşuyordu.
" Şimdi göreceksin. "
Bakışlarımı cümlesini işittiğim an görmem gereken şey oradaymış gibi etrafta gezdirdim. Mutfağa gelmiştik ve evin geri kalanı gibi burada da siyah hakimdi. Dolaplar , buzdolabı , fırın... Bütün her şey siyahtı. Yalnızca köşede, cam kenarında bulunan masa ve sandalyeler ahşaptı. Tavandan sarkan siyah uzun avize ise loş bir ışık sağlıyordu. Alparslan buna ek olarak davlumbazın ışığını açtı. Ardından buzdolabına yöneldi.
O esnada kol kaslarına kaydı bakışlarım. Yandan dahi oldukça çekici ve kusursuz görünen vücudu hayli sıkıydı.
Onun bedenini inceleyince nedense kendime bakma ihtiyacı hissettim. Bakışlarımı kırmızı elbisenin sımsıkı sardığı bedenime çevirdim . Çok uzun zamandır spor yapmıyordum. Yine de Kilom vücuduma oranla idealdi. Bir altmış beş civarı olan boyumun çoğunluğu bacaklarımdaydı. Bacağımın üst kısmının yeterince kalın olması çekici bir görüntü sağlıyordu. Dolgun göğüslerim ve kıvrımlı üst vücudum da buna eşlik ederken popom ise boyuma göre fazlasıyla iriydi.
Yani yapmasam da spora ihtiyacım yoktu. Bunu fark etmenin haklı gururunu yaşayarak yeniden manzarama odaklandım.
Bu esnada Alparslan yavaşça dolabı kapatıp elindeki sebzeleri tezgaha bıraktı. Ben de belinden hafifçe düşen eşofmanının izin verdiği ölçüde sırtını incelemeye başladım. Bir iki yerde kesik benzeri küçük izler vardı. Ona doğru yaklaşarak izlere dokundum. Yüzümde merak dolu bir ifade hakimken dokunduğum an yüzüm buruştu. Canının acımış olabileceğini düşünerek içime bir sıkıntı eklemiştim. O ise dokunduğum an irkilerek bakışlarını bana çevirdi. Ben de fark ettiği için içimden geçenleri dilime döktüm.
" Nasıl oldu bunlar? "
İçli bir nefesle gülümseyip bir eliyle çenemi okşadı. Ardından alnımı öperken konuşuyordu.
" Ufak birkaç sıyrık. Küçükken oldu."
Dudaklarımı büzerek üzgün bakışlarımı sürdürdüğümde sorumu yineliyordum. Zira onun sırtını bu hale getiren şeyi merak ediyordum.
" Düştün mü ? "
İçli bir nefes ve buruk bir tebessümle sorumu yeniden yanıtladı.
" Eh... Onun gibi bir şey. "
Ardından yeniden önüne döndüğünde yıkadığı sebzelere merakla bakındım. Domates, kırmızı ve yeşil biber vardı tezgahta. Gülümseyerek öne atıldığımda içimden sebzeli yapacağı ihtimali geçiyordu ve bu gülümsememe neden oluyordu. Oldukça sevdiğim bir yemekti. Bunu sorumla da tekrar ettiğimde onun sırtı bana dönüktü.
" Sebzeli mi yapacaksın? Çok severim. "
Derin bir nefes verirken bakışlarını bana çevirdi. Aynı saniyelerde dudaklarını yalayarak beni reddedip gülümsüyordu.
" Kıymalı ve bol acılı yapacağım. "
Haklı bir nida döküldü dudaklarımdan. Makarna bile yapsa acı ve et olmadan yemek yemeyeceği belliydi. Bir de hep et yiyoruz değişiklik olsun demişti. Alaylı ifademi yeniden takınarak bu düşüncemi dillendirdiğimde bir gözü bende diğeri ise tezgahtaki sebzelerdeydi.
" Gelirken hep et yediğimiz için makarna yapacağım demiştin. "
Bakışlarını tamamen bana çevirerek dudaklarını büzdüğünde bu alaya eşlik etmek yerine ciddiyetle yanıtlıyordu beni.
" Ama sadece et yok ki içinde. Makarna da var ."
Duraksayarak bakışlarımı onda tutup kaşlarımı indirerek başımı salladım. Haklıydı aslında. Tezgaha yaslanarak içli bir nefes verdiğimde kabulleniş göstererek yemeğin tadını çıkarmak istediğimi düşünüyordum.
" Peki. Şef sensin. Nasıl istiyorsan öyle yap."
Sözlerimle kıkırdayarak sırıttığında saniyelik olarak dudaklarıma bakıp içli bir nefes verdi. Ardından konuştuğunda asıl bu kez sesinde alay gizliydi.
" Öyle şef sensin deyip kenara çekilmek yok. Sen de yardım edeceksin. "
Eliyle en uçta bulunan dolabı işaret ettiğinde cümlesini henüz tamamlamıştı. Bakışlarım işaret ettiği yöne döndüğünde o konuşmaya devam ediyordu.
" Karşıdan soğan ve sarımsak getirir misin yavrum? "
Bakışlarımı işaret ettiği yerden ona çevirerek ifademle onayladığımda göz kırptığını gördüm. Gülümseyerek o yöne ilerlediğimde ikisinden de birer tane alarak yeniden yanına gittim.
Tezgaha bırakarak az önce yaslandığım yere yeniden yaslanarak onu izlemeye başladım. Alparslan ise soğanı özenle soyup kesme tahtasına yerleştirerek ince ince doğramaya başladı. Karşımdaki manzara eşsizdi. Çıplak üstüne bezenmiş kasları, dağınık saçları ve yeşil gözleri mutfağın loş ışığında ay gibi parlıyordu. İçli bir nefes vererek onu izlemeye devam ettiğim esnada hafifçe sırıtıp bakışlarını anlık bana çevirdikten sonra yeniden önüne dönerek işine devam etti. Bu esnada konuşuyordu.
" Öyle bakmaya devam edersen bu mutfak hiç hoş olmayan şeylere şahitlik edecek."
Ona doğru başımı hafifçe eğerek içli bir nefes daha verdiğimde boş kaldığım her saniye onu aynen böyle izleyeceğimi içimden geçiriyordum. Bu sebepten konuşurken içimden geçeni direkt olarak dillendirmiştim.
" Yardım edeyim o zaman."
Başını hafifçe aşağı yukarı sallayarak onayladı beni. Ardından doğradığı sarımsak ve soğanı tencereye koyup ocağın altını yaktı. Bu esnada konuşuyordu ancak bakışları benim yerime sebzelerdeydi.
" Diğer sebzeleri doğrayabilir misin güzelim? Ben de dolaptan kıymayı çıkarayım. "
Hiç ses etmeden ya da onaylamadan elime biberlerden birini alarak az önce bıraktığı bıçakla doğramaya başladım ama onun kadar becerikli olmadığımdan olsa gerek biberler pek düzgün bir şekle girememişti. Dudaklarımı büzerek onları küçültmek adına çabaladığım esnada ise elinde bir saklama kabıyla yanıma geldi ve önce tenceredeki sebzeleri karıştırdı. Sonra anlık olarak doğramaya çalıştığım biberlere baktı. Bana bakıp yeniden biberlere baktığı esnadaysa dudaklarını birbirine bastırdı.
" İstersen sen soğanları karıştır."
Sesi alaycı bir tonda çıktığı için kaşlarımı çatıp ona baktım. Biberleri küçültmek için uğraşıyordum zaten. Elimden geleni de yapacaktım ama alaylı ifadesi sinirimi bozarak öfkeli ve sitem dolu bir sesle konuşmama neden oldu.
" İstemem. Doğruyorum işte. "
Alparslan ise gülmemek için dudaklarını birbirine bastırarak çatık kaşlarıma aldırmadan bir elini belime atıp yavaşça sıkarak sakin kalmasını sağladığı sesiyle konuşmaya başladı.
" Emin misin yavrum ? Bu biberler doğranmış gibi görünmüyor. "
Kaşlarımı sözleriyle daha çok çattım. Haklı olabilirdi belki ama yemek yapmakla aram yoktu ve bunu biliyordu. Zaten çok iştahlı biri de değildim. O yüzden yokluğunu da aramıyordum ama bu onun benimle bu konuda dalga geçebileceği anlamına gelmiyordu. Gamzelerini göstere göstere sırıttığında pes ederek bıçağı ona doğru uzattım. Bu esnada sitemim ve öfkem sesimde daha çok yer ediniyordu.
" Çok biliyorsan sen yap. Sanki her gün biber doğruyorum ben. "
Kıkırdayarak başını salladığında konuşuyordu ve bu esnada bir yandan da belimdeki eliyle kumaşın üzerinden tenimi okşuyordu.
" Doğramadığın belli oluyor. "
İşittiğim sözlerle koluna sert bir darbe indirdim. O esnada daha da çok çattığım kaşlarım tehdit pozisyonunu aldı. Başımı başına yaklaştırıp dudaklarımı yaladığımda ise gayet ciddi ve öfkeli görünüyordum. Öyle ki bu öfke onun daha sözlerimi işitmeden yutkunmasına neden oldu.
" Şansını fazla zorluyorsun sanki ? "
Omuz silkerek yeniden yutkundu ve bıçağı çevik bir hareketle elinde çevirip beni yana kaydırdı. Biberleri doğramaya başladığında ise imalı bir gülüş atarak tekrar göz kırptı.
" Susma hakkımı kullanıyorum. "
Yola geldiğini fark ederek kabullenir bir tavır sergileyip gözlerimle onayladım onu. Ardından Ben de onun söylediği gibi soğanları karıştırmaya başladım. Konuştuğumda ise sesimdeki öfke azalmış olsa da hakimiyet kurmaya devam ediyordu.
" İyi edersin."
Kısa bir süre sonra doğradığı sebzeleri soğanın üzerine ekledi ve arkadan kollarını belime dolayarak boynumdan içli bir nefes çekti. Başımı ona doğru geriye attım bende. Bedenimi bedenine yasladım. Belimdeki kolu bu hareketimle daha da sıkı sarmaladı tenimi.
" Gitmesen..."
Sesinde yalvarışları saklıydı. Gitmemem, onun kollarında olmam için sesine ekliyordu bu yalvarışı. Çok istesem de bunu ayarlayarak yanında kalmak için bıkkın bir nefes vererek içimdeki o küçük kıza şu an heveslenmemesi gerektiğini söyledim. Ardından arkamı dönüp kollarımı boynuna doladım.
" Gitmek zorundayım."
Sözlerime karşın bıkkın bir nefes verdi. Acı bir tebessümle başını eğerken de hayal kırıklığı dolu bir sesi işitmeme neden oluyordu sözleri.
" Öyle olsun. "
Sesindeki o hayal kırıklığını görerek içimde bir suçluluk hissinin peydah olmasına izin verdim. Kendimi suçlayarak öne atıldığımda 'Benim suçum, sana layık olamıyorum.' Dememek için dilimi ısırıp yüzümü buruşturdum. Alparslan ise üzüntümü fark ederek yüzümü avuçladı ve burnuma küçük bir öpücük bıraktı. Ardından ben yeniden konuşmak için öne atıldığımda içimdeki onun yanında kalma ümidini dillendiriyordum.
" Belki sonra ... Kalabilirim . "
Sesim varla yok arası çıkmıştı. Bu konuda ona karşı mahcup hissediyordum ve bu mahcubiyet ister istemez sesime de yansıyordu. Alparslan sessiz kalarak yanağımdan da öptü. Ben de içimde beliren o heyecan dolu ifadeye teslimiyetimi göstermemek adına yutkunarak önüme dönüp yemeği karıştırmaya başladım. Arkamdan sarılıp başımdan öptü aynı saniyelerde. Öpücüğün etkisiyle kalbimde ve midemde aynı anda bir kelebek heyecanı oluştuğu için içli bir nefes verdim. Alparslan da nefesimle aynı saniyelerde gayet erkeksi ve ciddi bir tınıda konuşuyordu.
" Kapıyı kilitlersem gidemezsin. "
İşittiğim sözlerle kıkırdadım. Ardından dudak içimi ısırdığımda en keyifli tınımda konuşuyordum. Beni benim iznim olmadan burada tutmayacağını bildiğim içindi bu rahat tavrım.
" Ama yapmayacaksın. "
Ben cümlemi tamamlarken o derin bir nefes aldı ve p*poma doğru erk*kliğini s*rtçe bastırdı. Hissettiğim s*tlikle yutkunduğumda Alparslan bir elini eteğimin ucundan içeri daldırarak bacağımı o*şamaya başlamıştı. Ben içli ve keskin bir nefes verip başımı ona doğru yaslarken ıslak bir öpücüğü boynuma bırakıp konuşmaya başladı. Sesi az önce yatakta duyduğum tınıdaydı.
" Tenine doymak için yapmayacağım şey yok."
Konuşurken nefesi saçlarıma değdi. Bu sebeple ürperdim. Daha sonra ise yutkunarak nefesimi toparladım. Şu an atacağım tek bir bakış, kuracağım tek bir cümle hatta söyleyeceğim tek bir kelime bile onun bedenimi ters çevirmeye bile gerek duymadan eteğimi kaldırarak bu mutfağı da yangına vermesiyle sonuçlanacaktı. O yüzden ben daha ılımlı ve erteleyici bir konuşma yapmayı seçtim.
" Daha sonraya erteleyelim bunu."
Sözlerimin ardından derin bir nefes alıp yemeğin altını kıstım ve ona döndüm. Ortamın enerjisini de değiştirmek adına konuyu dağıtmayı denemeyi düşünüyordum bu esnada. Bu düşüncemi dillendirdiğim esnada Alparslan aşkla bana bakıyordu.
" Güya şef sendin. Her şeyi bana yaptırıyorsun. Geç bakayım şöyle. "
Elimle tencereyi işaret ederek kaşlarımı havalandırdığımda ve sözlerimi de aynı saniyelerde işittiğinde gamzelerini göstere göstere sırıttı ve kabulleniş göstererek yemeğin başına geçti. Tahta kaşıkla tenceredeki yemeği yavaş yavaş karıştırırken de sırıtışını sürdürerek eğlenir bir tınıda konuşuyordu.
" Ben yemeğe lezzet kat diye öyle yaptım. Şefin sırrı bu: sevgilimin sevgisi."
Sözlerini işittiğim an içim yumuşacık oldu. Sevgilisinin sevgisi, benim sevgim, ona ait olan sevgim... Duyduklarımla istemsizce sırıtarak içli bir nefes verdikten sonra daldığımı fark edip duruşumu düzelttim. Yeniden alaylı tavrımı takındığımdaysa onun kol kaslarına hayran hayran bakarak konuşuyordum.
" Hadi hadi. Hünerlerini görmek istedim diyemiyor da..."
Alaycı bir bakış attı sözlerime. Yaptığım tek şey sosu karıştırmak olduğu için cümlem biraz abartı olmuştu. Bunu fark ederek yutkunup perçemimi kulağımın arkasına verdim. Alparslan ise daha fazla konuşmayacağımı fark ederek yeniden önüne döndü. Ben de bu esnada iki küçük adım atarak tezgaha yeniden yaslanıp onu izlemeye devam ettim.
Benim yaslandığım saniyelerdeyse o baharatları ve salçayı da ekleyip sosun altını kapatarak kenarda bulunan makarnanın içine döktü. Dikkatlice yemeği karıştırdığı esnada verdiği komutla ben de tabakları masaya yerleştirdim ve yerime kuruldum. Ardından içecek bir şeyler de alıp makarnayı masaya bıraktı.
Yanıma oturduğunda yemeğe aşkla bakmakla meşguldüm. Mis gibi kokuyordu ve bu güzel koku açlığımı daha da arttırmıştı. İştahla baktığımı görünce gülümseyerek yemeği tabağıma servis etti. Hiç beklemeden çatalı elime aldım ve Çatala aceleyle doladığım makarnayı ağzıma attım. Bu esnada gözlerimi kapattım. Enfesti. Çiğnemeye başlarken yeniden çatalı makarnaya batırdım. Bu esnada Alparslan gülümseyerek beni izliyordu.
" Sevdin mi ? "
Başımı sallayarak onayladım onu. Ağzım tıka basa doluydu çünkü. Açlıktan midem helak olmuştu ve bu leziz makarna açlığımı yangına püskürtülen su misali ferahlatarak dindiriyordu. Ben iştahla yemeğimi yemeye devam ederken Alparslan bardağıma soğuk çay doldurdu. O esnada fark ettim ki kendi tabağına yemek koymadan beni izlemeye dalmıştı. Ben yutkunarak ona bakarken o sakin bir hareketle kadehine yanında bulunan şaraptan doldurdu. Daha önce alkol almadığımı bildiği için teklif bile etmeden bana soğuk çay vermişti. Ardından kadehinden bir yudum şarap alarak benim tabağımda bulunanın dörtte biri kadar bile sayılmayacak düzeyde makarnayı tabağına bıraktı. Gayet kibar bir şekilde yemeğe başladı sonra. Ben de bu esnada şüphe ile kaşlarımı havalandırıp soğuk çayımdan bir yudum alarak ne kadar saldırgan bir şekilde yemek yediğimi sorguladım. Yanımda bulunan peçeteyle ağzımı sildiğim esnada ise onun yalnızca makarnanın tadına bakarak şarap içmeye daldığını görerek daha çok işkillendim ve sorumu yönelttim.
" Aç değil misin ? "
Gülümseyerek içli bir nefes verdiğinde beni başıyla onaylıyor bir yandan da konuşuyordu.
" Çok iştahım olmuyor ; şeyden sonra. "
Yüzüne sorgular bir şekilde bakakaldım birkaç saniye . Ardından ne dediğini idrak edince utançla önüme dönerek saçımı kulağımın arkasına verdim.
Şey...
Eve girer girmez yaptığımız şey...
Anladığım kadarıyla b*şaldığı zaman iştahsızlık yaşıyordu. Bunu idrak etmenin içime saldığı utanca daha çok eşlik ederek yutkunup yemeğime odaklandım. Alparslan ise benim sessizliğime eşlik ederek çatala sakince makarnayı dolarken şarabından bir yudum alıp arkasına yaslandı. Daha sonra konuşmaya başladığında ise sesinde yumuşak bir hava hakimdi.
" Konusu açılmışken..." Derin bir nefes alıp devam ettiğinde bakışlarım ona dönmüştü. "Korunmanı istiyorum güzelim."
Çatal elimden yavaşça düşerken anlamaz bir ifadeyle yüzüne baktım. Donup kalmıştım. Beklemiyordum bunu ve bu kadar açık bir şekilde dile getirişini. Bakışlarım ve ifadem donukluğun ardından sekteye uğrarken yutkunarak zar zor konuşacak gücü bulup anlamadığımı ona da dillendirmek istedim. Alparslan bu esnada ciddi ama kırık bir ifadeyle bakıyordu.
" Ne ? "
Doğrulup kadehi masaya bıraktı ve içli bir nefes vererek az önce çatalın düştüğü elimi tuttu. Ardından konuştuğunda sesinde şefkat vardı.
" Hamile bir şekilde evlenmek zorunda kalmanı istemiyorum baharım. Senin için, seni düşündüğümden..."
Sözleri kalbimden bir parça kopardı sanki. Kopan yerde küçük bir kanama oluştu. Yüzüne bakakaldığımda o kanama büyüdü. Büyüdükçe sızısı arttı. Yutkunup derin bir nefes aldım. Bu esnada içimden bunu benden istediği için ona olan kırgınlığımı dile getiriyordum ama sözlerim ise kabulleniş göstererek açıklama yapıyordu.
" Planlı değildi. O yüzden bu kez korunamadım ama merak etme. Eve gidince ilk işim nöbetçi eczane aramak olacak."
Öne atılıp diğer elimi de tuttu. Bu esnada ben üzgün bir tavırla yeşillerine daldım. Onun bakışlarında ise en az benimki kadar üzgün bir tavır gizliydi. Dudaklarını yalayarak içli bir nefes verdiğinde ikna olmamı istercesine konuşuyordu.
" Yanlış anlamanı istemiyorum gülüm. Her şey zamanıyla, güzelce olsun diye korunmanı istiyorum. Zor durumda kalma-"
Cümlesini daha doğrusu son cümlesini işittiğim esnada irkilerek ellerinden kurtulup öne atıldım. Bu esnada konuşarak onun cümlesini bölüyordum ve bu bölmenin nedeni az önce içimde dillendirdiğim kırgınlıkla birlikte onun verdiği sinirdi.
" Hamile kalsam tek zor durumda kalan ben olacağım çünkü. Öyle mi ? Senin problemin değil nasıl olsa. "
Alparslan bakışlarını sekteye uğratarak sıkıntıyla soluyup yeniden ellerimi tuttu. Daha sonra konuştuğunda ona bakmamak için direniyordum.
" Problem ? O nasıl söz yavrum ? İkimizin canı, hiç problem olur mu ? Hem zorluk dediğim şey ailenle yaşayacaklarındı. Evelallah onu da beraber hallederiz ama ben o zorluk hiç olmadan aceleye gelip tatsızlık olmadan karım olmanı istiyorum."
Elini sertçe ittim. Önce korunmanı istiyorum deyip daha sonra karısı olmamdan bahsetmesi gülünçtü. Zaten söz ettiği şeyleri ben kendim de idrak edebilirdim ki ilk fırsatta ilaç alarak korunmak benim de aklımdaydı. Onun dillendirerek kalbimi kırmasına hiç lüzum yoktu.
" Ben bunu düşünemeyecek kadar aptal değilim Alparslan. "
Gözlerini gözlerime kenetleyerek bunu bana nasıl söylersin der gibi bir tavır takındı. Ardından sıkıntı ile soluyarak konuştuğunda sol elinin baş parmağı elimi nazikçe okşuyordu.
" Tabii ki değilsin sevgilim. Yanlış anlıyorsun beni. Mantıklı olan bu. Öyle bir şey yaşansa ailenin ne yapacağı, sana nasıl davranacağı ortada. Benim de buna sessiz kalmayacağım ortada. Her şeyi güzellikle zamanında yaşamak varken aceleye getirmenin anlamı yok."
Gözlerimi kısarak ona baktığımda gördüğüm o samimi bakışlara inanarak düşündüğümde ona hak verdim ki zaten ben de evlenmeden hamile kalmak gibi bir fikre sahip değildim. Üstelik bunu bu kadar erken bir yaşta istemiyordum.
Kendimi bir yetişkin olarak göremezken bir çocuğa annelik yapmak...
Beni korkutuyordu. Anne sevgisinden mahrum büyüdüğüm için anneliğe çok uzaktım.
Bir anne evladını nasıl sever?
Nasıl sahip çıkar?
Nasıl kötülüklerden korur kollar?
Bunlar benim cevap verebileceğim sorular değildi. Annemi henüz altı yaşındayken kaybettiğim ve ona dair anılarım silik olduğu için annelik benim için büyük bir soru işaretiydi ama yine de bu onun bu konuyu bu şekilde dile getirmesini haklı çıkarmazdı.
" Ne demek istediğinin farkındayım ama bunun için uyarmana gerek yoktu. Korunmam gerektiğini biliyorum ki zaten anne olmak istemiyorum. En azından şu dönemde. "
Yüzüme sert ve sorgular bir ifadeyle baktığında gözlerinin içine bakarak kararlı olduğumu belirttim. Annelik bana oldukça uzaktı ve korkutucuydu. Bunun bilincinde olabilecek kadar tanıyordum kendimi. Sözlerime yansıtmış olmam belki onu şaşırtmıştı ancak doğruları bilmesi gerekiyordu.
" Anne olmak istemiyor musun ? "
Sözlerini işittiğim an düşünmeden cevabımı verdiğimde içimde bu konuya dair ufacık bir şüphe dahi yoktu ve Alparslan benim kararlılığımı görsün, bilsin istiyordum.
" Hayır. "
Duyduğu tek kelimelik cevapla yüzüne şaşkın ve buruk bir ifade ekledi. Ben bu esnada onun baba olma fikrine sıcak olduğunu düşündüm saniyelik olarak. Ardından korunmamı istemesiyle fikrim bölünse de o burukluğa bir de sesindeki üzgünlük eklendiğinde emin oldum; Alparslan baba olmak istiyordu.
" Neden ? "
Gözlerindeki ifadeye karşılık benim gözlerimde de sorgular bir ifade oluştu. Bu sorgulamamın nedeni aması fakatı olmadan korunmamı istemesiydi. Sırf ailem için, yaşayacaklarım için bile olsa daha ilk birlikteliğimizin ardından duymayı en son istediği sözler bile değildi bunlar. Bu sebeple sorumu yönelttiğimde sesimdeki kırgınlığı hissediyordu.
" Sen neden baba olmak istemiyorsun ? "
Başı ile sözlerimi reddederek elimi okşamaya devam ederken yüzüne buruk da olsa bir tebessüm ekledi. Bu esnada benim yüzüm ise düşüktü. İlk ilişki sonrası methiyeler beklerken bunu işitmek amacı ne olursa olsun benim gönlümü yaralamıştı.
" Öyle bir şey söylediğimi hatırlamıyorum. "
Sözlerine karşın dudaklarımı büzdüğümde amacım naz yapmak değildi. Gönlümdeki kırgınlığı anlamasını ve görmesini isterken istemsizce verdiğim tepkilerdi bunlar.
" Korunmamı istedin. "
Kelimeleri bastıra bastıra söylediğimde bıkkın bir nefesle sıkıntılı ifadesini sürdürdü. Ben de sürdürdüm ifademi. Kırgınlığım gözlerimden okunuyordu ancak başımı yere eğmiştim ve o görmüyordu.
" Evlenmeden hamile kalmanı istemediğimi söyledim. Bunu sen de istemiyorsun. Baba olmak istiyorum. Hatta hayatımda en çok istediğim şey baba olmak. "
Son cümlesini vurgulayarak söylediğinde istekli olduğunu belirtti. Aklımda küçük bir şüphe vardı ve bunu dile getirmek istedim. Zira gönlümdeki kırgınlığı da geride bırakarak öne atılmıştı bu şüphe.
" Peki. Diyelim ki işler istediğimiz gibi ilerlemedi. Korunmama rağmen hamile kaldım. O zaman ne olacak ? "
Bakışları ile beni hiç sorgulamadan öne atılarak konuştuğunda yüzünde gayet ciddi bir ifade hakimdi. Ben de ifadesini çözmeye çalışırken bakışları ile ilgileniyordum.
" Olması gereken olacak. "
Gözlerindeki ciddi ifadeye karşın kaşlarımı çatarak meraklı bir ifade takındım. Az sonra konuştuğumda merakım ifademden sesime yansıyordu.
" Yani ? "
Omuz silkerek arkasına yaslanıp gözlerini gözlerimde tutmaya devam etti. Daha sonra konuştuğunda bu kez sesinde bunu gerçekten sorup sormadığıma dair bir sorgulama işitiyordum.
" Tabii ki evleneceğiz Hazan. "
Bu duyduğumla içimde bir rahatlama oluştu. İtiraf etmem gerekirse aldırmamı isteyeceğini düşünmüştüm. Şüphem bu nedendendi. Bu düşünce tüm kemiklerimi sızlatmaya dahası beni mahvetmeye yetti. Onu yanlış tanımış olmanın düşüncesi bile korkunçtu ama ben az önce bunu yaparak aldırmamı isteyeceğini düşünmüştüm. Sözlerim dilime ulaştığında benim onu tanıyamayıp öyle düşünmemi değil de onun cümlesini sorgulayarak hatamı ona yıkıyordum.
" O zaman neden öyle söyledin ? "
Derin ve bıkkın bir nefes verdi. Ardından konuştuğunda yüzünde kararlı bir ifade hakimdi.
" Çünkü bu şekilde evlenmemiz ailenle aranda bir uçurum açacak. Zaten aranız bozuk. Söylemesen de anlıyorum güzelim ama her ne olursa olsun o senin baban. O evdekiler ailen. Aran ne kadar kötü olursa olsun evlendiğinde ardında kırgınlıklar bırakıp aileni yaralamak istemezsin. Korunmanı istiyorum çünkü bunu yaşamanı istemiyorum. "
Bakışlarını benden çekmeden arkasına yaslandı ve konuşmaya devam etti. Ben bu esnada üzgün ifademi koruyarak suratımda buna yer açıyordum. Sözleri ve söyledikleri çok doğruydu. Bunları düşünerek hareket ediyor oluşu da onun ne denli koca bir kalbe sahip olduğunu gözlerimin önüne seriyordu. Benim şu an üzgün olmamsa bunlardan tamamen bağımsız olarak onun doğruyu söylemesiydi.
" Şimdi, soruma cevap vermeni istiyorum. Neden anne olmak istemiyorsun? "
Bu kez derin bir nefes veren bendim. Haklıydı. Dışarıdan bakan herkes ailemi ardımda bırakmamam, her zaman yanlarında olmam gerektiğini söylerdi ama o bilmiyordu. Ben o evden gelinliğimle mutlu mesut çıksam bile geri dönüşüm yoktu. Orası benim için cehennemdi. Arkamda durup sahip çıkmaları imkansızdı. Yani hamile evlenmem düşündüğü kadar bir düşmanlığa sebep olmazdı. Çünkü o düşmanlık zaten vardı.
Annelik konusuna gelince bu konudaki en net fikrimi onunla paylaşacaktım. Baba olmak istemesi hatta şu hayatta yapmayı en çok istediği şeyin bu olması kulağa çok hoş geliyordu; benim düşüncemin aksine.
" Biliyorsun ben annesiz büyüdüm. Nasıl anne olunur, bir çocuğa nasıl bakılır? Bilmiyorum. Bu yüzden korkuyorum. Zaten daha yirmi yaşındayım. Bu kadar erken yaşta anne olmayı annem yanımda olsa bile istemezdim. "
Yeniden eğilerek ellerimi tuttu. Ardından sol elimi dudaklarına hapsederek ıslak bir öpücükle gözleri sayesinde vermek istediği desteği mühürledi. Benim içim yumuşacık olurken o konuşmaya başlamıştı.
" Haklısın. Korkmakta çok haklısın ama bu korku aşılabilecek bir şey. Ben de annesiz büyüdüm. Nasıl b*ktan olduğunu biliyorum. "
Konu ikimizin de ortak yarasına gelince ortama bir kasvet çöktü sanki. Konuyu değiştirmek istedim bu yüzden. Zira biraz daha bu şekilde annesizlikten konuşulursa belki de en çok huzurlu hissetmem gereken günde gözyaşı dökecektim.
" Neyse. Bunları konuşmak için çok vaktimiz var. "
Gülümseyerek başıyla sözlerimi onayladı. Ardından tekrar doğrulduğu esnada tabağımı işaret ediyordu.
" Öyle. Yemeğini ye hadi. Soğuttun. "
Konuşurken sıcacık bakıyordu bana. Ben de bu bakışa karşılık gülümsedim. Yeniden yemeğime odaklandım sonra. Tadı gerçekten müthişti. Ben mi sevgimi katmıştım yoksa o mu güzel yapmıştı bilmiyorum ama hayatım boyunca yediğim en güzel makarnaydı.
" Hiç bu kadar lezzetli bir makarna yememiştim. "
Gülümseyerek öne atıldı. Bu kez saçımı düzeltti ve eliyle yanımda bulunan peçeteye uzandı. Ardından dudağımın bitiş çizgisini sildiği esnada gülüşünü sürdürerek konuşuyordu.
" Afiyet olsun güzelim. "
Peçeteyi masaya bırakarak yanağıma küçük bir buse kondurdu. Ben gözlerimi kapatıp bu hareketi sayesinde usulca bir nefes verirken Alparslan saçlarımın arasından kokumu çekiyordu. Ben gözlerimi usulca açarak yakınlığı sayesinde kokusuna mest olurken bakışlarım saniyelik olarak sol bileğindeki saate kaydı. Duruşumu düzelterek bir elimi saatine attım ve Alparslan bunu fark ederek geriledi. Ben de o esnada saati kontrol etmek için kolunu kaldırıyordum. Geç kalmış olabilirdim. Çünkü çok oyalanıp vakit kaybetmiştim.
01.08
Gördüğüm saat ile sıkıntılı bir nefes verip dudağımı yaladığım an bakışlarımız kesişti. Yüzünde gideceğimi öğrendiği o ilk anki ifade vardı. Bu ifadeye acı bir tebessümle eşlik ettiğim esnada bütün benliğim kalmam için içimden feryat etse de mecburiyete teslimiyet göstererek o sözleri dudaklarımdan döktüm.
" Beni eve bırakabilir misin? "
İçli bir nefes verip dudaklarını ıslatarak arkasına yaslandı. Yüzü bu esnada daha çok düşüyordu ve Alparslan bu düşüklüğü sesine de yansıtıyordu.
" Hemen mi ? "
Bende aynı şekilde nefes vererek dudak içimi ısırdım. Ardından onunla kalamadığım için yaşadığım mahcubiyet nedeniyle başımı eğdim. Aynı saniyelerde hevessiz bir sesle konuşuyordum.
" Geç oldu. "
Derin ve sıkıntılı bir nefes verdiğinde sözlerimi henüz işitmişti. Ardından ayaklanarak toparlandı. Bu esnada konuşuyordu ve bir yandan da başıma küçük bir buse konduruyordu.
" Üzerime bir şey alıp geliyorum. "
Alparslan öpücüğünün ardından mutfağın kapısına doğru ilerlerken ben görmediğini bilerek de olsa başımla onayladım onu. Mutfaktan çıktığında ise vakit kaybetmemek adına sofrayı toparlayıp bulaşıkları makineye yerleştirdim. Alparslan geldiği esnada ise işim bitmişti. Az sonra yanıma geldiğinde üzerinde siyah bir tişört vardı. Gamzelerini göstererek gülümsediğinde ise elimdeki bezi tezgaha bırakarak tuttum elini. Ardından o kolunu atarak yeniden başımdan öptü.
Az sonra evden çıktığımızda arkama dönüp bakındım. Bu ev belki de hayatımın en güzel gecesine şahitlik etmişti. İçli bir nefes verip bunun son olmamasını diledim. Dileğimi sonlandırdığım esnada ise yavaş adımlarla arabaya doğru ilerledik. Bir dakika kadar sonra bindiğimizde Alparslan kemerimi takmamı bekledi. Ardından vakit kaybetmeden yola koyulduk. Ezbere bildiğim ve lanet ettiğim sokaklara doğru temkinli bir hızda ilerlediğimizde Alparslan yüzüme bakmadan da olsa konuşuyor bu esnada ise elimi tutuyordu.
" Yarın sabah şirkette işlerim var. Gece on bir gibi buluşalım. "
Bu sıralar işleri yoğundu. Daha kısıtlı zaman içerisinde birkaç saat görüşüyorduk. Gece yarısından sonra bir gibi gidiyordu yorgun olduğu için. Bu yoğunluğu bildiğimden sorgulamadan mırıldandım.
" Olur. "
Ben mırıldanırken o tuttuğu elimi dudaklarına götürerek öptü. Daha sonra konuşmaya başladığında sesi oldukça erkeksi ama nezaket doluydu.
" Eve gidince güzel bir duş al. Sıkıca giyinip uyu. Çok ıslandın. Hasta olmanı istemiyorum. "
Düşünceli halleri kalbimi her zaman ki gibi aşka boğdu. Bu aşkla gülümseyerek ona baktığımda saniyelik olarak bana dönüp yeşil gözlerinden birini kırptı. İçimdeki kelebek bu hareketi ile kanatlanırken gülüşümü sürdürerek önüme döndüm. Bu esnada içimdeki kelebeğin izin verdiği ölçüde sözlerine karşılık veriyordum.
" Merak etme. Sen ne yapacaksın? Beni bıraktıktan sonra yani."
Alparslan ise sözlerimi düşünmeden yanıtladı.
" Eve döner uyurum güzelim."
Beni her zaman bıraktığı yere yaklaşmamızla yavaşladı. Araba durduğunda vakit kaybetmeden kemerimi çözüp indim. Benimle birlikte inip yanıma geldi. İki eliyle yüzümü tutup alnıma derin bir öpücük bıraktı daha sonra. Gözlerim öpücüğü ile kapanırken içli bir nefes vererek yutkundum. Ardından işittiğim sözleri yüreğimin en derinine işledi.
" Seni seviyorum. "
Duyduklarımla usulca gözlerimi açarak onun gözlerinin içine baktım. Sokak lambasının izin verdiği ölçüde daldım yeşillerine. Aynı saniyelerde sözlerine ve aşkına istemsizce verdiğim yanıt hislerimi yansıtıyordu ona.
" Ben de. "
Zaten yakın olan bedenlerimizi iki eliyle birden yüzümü avuçlayarak daha da yakınlaştırdı. Ardından gözlerinin en derinine mıhlanmış gözlerime bakarak gülümsediğinde yüzünde anlık olarak bir sorgulama oluştu. O sorgulamanın ardından konuştuğunda içli ve sıkıntılı bir nefes veriyordu.
" Kızdın mı sen bana? "
Kaşlarıma şüphe dolu bir ifade yerleşirken yutkunarak başımı olumsuz anlamda salladım.
" Hayır. Neden böyle düşündün? "
O da aynı şekilde yutkundu ve bir eli yanağımı okşamaya başladı. Ardından konuştuğunda sesindeki sorgulama devam ediyordu.
" Şu korunma mevzusu. Alındığını hissediyorum. "
Doğruyu söylemiş olsa da bunu söyleme şekli rahatsız etmişti beni ama yine de o benim sevdiğim adamdı ve her zaman olduğu gibi beni düşünüyordu. Bu yüzden ona kırılsam da kırgınlığım tek bir bakışıyla silinmişti. O sebeple dillendirmek yerine bunu reddetmeyi seçtiğimde sözlerinin doğru oluşunu da ihmal etmemiştim.
" Hayır. Alınmadım. Söylediklerinde haklısın. "
Elleri yanaklarımı okşamaya devam ederken bakışları dudağıma kaydı. İçli bir nefes vererek gözlerimi kapattım. Bu öpüşünü beklediğim anlamına geliyordu ki o anlayarak öne atılmıştı bile. Usulca dudağıma kapattı dudaklarını. Ardından ben de parmak uçlarımda yükselip kollarımı boynuna doladım. Uzun uzun öpüştük sonra. Kana kana içtim dudaklarındaki mayhoş tadı. Onun eli belime dolanarak bedenimi sıkı sıkı sarmaladı. Bırakmak istemedi. Uzunca bir süre öptüğünde az önceki sorgulaması da benim kırgınlığım da çoktan geride kalmıştı. Dakikalar sonra dudaklarımız isteksizce ayrıldığındaysa ince bir sızı hissettim. O sızıya ondan ayrılmak ve eve dönmek zorunda oluşumun verdiği burukluk eklendiğinde istemsizce yüzüm düştü. Alparslan ise bundan habersizce başını biraz kaldırarak alnıma ıslak ve derin bir öpücük bıraktı. Ardından konuştuğunda onun sesinin de buruk oluşuyla ayrılmak istemediğini anladım.
" Dikkat et. "
Düşünmeden sözlerini cevapladım ve bu esnada gözlerine gülümseyerek bakındım.
" Sen de. "
Cümlemi tamamladığım an sakince arkamı dönerek yavaş adımlarla eve doğru ilerledim. Arkamı dönüp baktığımda arabanın önünde öylece durmuş beni izlediğini gördüm. Gördüğüm manzarayla küçük bir tebessüm yerleşti yüzüme. Yüzünde güzel ve anlamlı bir ifade olsa da burukluğu devam ediyordu. İsteksizce eve doğru yürümeye devam ettiğimde ruhum o burukluğa eşliğini sürdürdü.
Bu esnada zihnimi onun böyle ilerleyen bir ilişkiye daha ne kadar tahammül edeceğini düşünmeye yordum. İstediğim her an yanında kalamıyordum. Onun en son lisede yaşadığı bir durumdu bu. Benimse şartlar dahilinde yaşayabildiğim tek durum buydu. Adımlarım düşüncelerin esaretiyle hızla evime doğru ilerlerken son bulduğunda sesizce arka kısımdan içeri girdim. Bahçe kapısından eve gireceğim esnada bir ses duydum.
" HAZAN ! "
Bakışlarım hızla sesin geldiği yöne döndüğünde gözlerimi bıkkınca kapatarak içimde beliren kuşkulu heyecana teslim oldum. Onun gülümseyerek bana baktığını görmüştüm çünkü. Olacak olan yani onun yapacağı şey belliydi ve içimdeki hissin nedeni de bu şeydi. Amansızca çırpınarak ona doğru bir iki adım atıp titreyen ellerimle susması için bir işaret yaptım ancak o buna sinsi gülüşüyle yanıt verdi. Ardından gülüşünü sürdürerek temkinli adımlarla yanıma yaklaştığında ben içli içli nefesler vererek dudaklarımı ısırıyordum. Korku şimdiden içimi sarmıştı ki Narin bu korkuyu arttırmak adına konuşmasını sürdürdü.
" Abla, bu saatte nereden geliyorsun sen? "
Ses tonu hayli yüksekti. Bilerek yapıyordu. Bıkkınca nefes vererek dudaklarımı dişlerime geçirdiğimde tek isteğim ve amacım onu susturmaktı. Bu nedenle elimle ağzını kapatmaya çalışarak sağa sola bakındım. Görünürde kimse yoktu. yine de tedbiri elden bırakmamak adına sesime titreyen korkumu ve ona daha şimdiden beslediğim öfkemi yansıttım.
" Sus, sus Allah'ın cezası! "
Narin elimden kurtulmaya çalışarak çırpınırken ise ardımda bir ses işiterek gözlerimi kapayıp bunun bir kabus olmasını diledim ama ne yazık ki değildi. Bu onun sesiydi. Fark etmişti. Dışarıda olduğumu görmüştü. Üzerimdeki elbise de bunu açıkça ortaya seriyordu. Bahçeye indim diye bahane de uyduramayacaktım. İfademi dondurarak teslimiyet gösterdiğimde ellerim kardeşimin ağzından isteksizce çekildi. Aynı saniyelerde Narin bir iki adım gerileyerek kıkırdadı. Bu esnada işittiğim ses ile karşı karşıya kaldığım için bakışlarım yere eğilmişti.
" HAZAN! "
Tuğrul...
Bakışlarım korka korka da olsa ona ulaştı ve anında gözündeki öfke ile karşı karşıya kaldım. Sıkıntıyla kesik bir soluğu dudaklarımdan döktüğümde yolun sonunda olduğumu dahi düşünüyordum. Tuğrul ise öfke ile soluyarak bana bakmayı sürdürüyordu.
Bana doğru bir adım attı daha sonra. Aynı saniyelerde gerileyen adımım arkamdaki küçük bir taşa takılarak duraksadı. Onun öfke dolu sesini hissederek sıçradığımda ise gözlerinden çıkan korlarla yeniden başımı önüme eğdim.
" NEREDEN GELİYORSUN LAN SEN ? "
Ardından korkuyla gözlerim doldu ve bu esnada ona verecek tek bir cevap sunacak tek bir bahane aradım ancak yoktu. susup yiyeceğim dayağı kabullenmekten başka çarem yoktu. Zaten yapacağım hiçbir açıklama da buna engel olamayacaktı. Benim sessizliğim onun haykırışına bir bahane olurken Tuğrul sesini sonuna dek kullanarak adeta evin sokağını inletiyordu.
" SANA SORUYORUM LAN ! CEVAP VER !"
Ben yeniden cevapsız kalarak başımı önde tuttum korkuyla. O ise hızla adımlarını karşımda sonlandırarak koluma yapıştı. Daha sonra hiddetle kolumdan sarsmaya başladığında içimdeki korku bedenimde yoğun bir titreme ve dudaklarımdan ürkek bir nida ile dışa vuruldu.
" Ben..."
Tuğrul ise bu nidaya öfke ile bağırarak yanıt verdi. Aynı saniyelerde bir yandan da bedenimi sarsıyordu.
" SEN NE LAN, NE? NEREDEYDİN?"
Ben amansız bir mücadele ile başımı sağa sola sallayarak dudaklarımı büzdüm. O ise cevapsız kalışımla öfkesini sürdürerek bedenimi sarsmaya devam etti. Ardından cevap vermeyişime daha fazla katlanamayarak bir elini yanağıma doğru kaldırdı. Tam o anda işittiğim ses ile hem benim hem de onun ifadesi dondu.
" Partideydi. "
Benim, Tuğrul'un ve Narin'in bakışları sesin geldiği yöne döndüğünde yutkunarak dudaklarımı ıslattım. Tuğrul ise kaşlarını çatıp elini sakince indirdi.
Alper...
Tam karşımda durarak bana bakıyordu ve gülümsüyordu. Bakışlarımız kesiştiği an mavi gözleri bir kez kapanıp açıldı. Halledeceğim demekti bu. Onun varlığının ve bakışının verdiği güvenle rahat bir nefes verdiğimde Tuğrul sorgular ifadesini sürdürerek ona doğru iki koca adım attı.
Ardından konuştuğunda sesindeki öfkeye sorgular ifadesi eşlik ediyordu.
" Ne demek partideydi? Evde kalmasını söylemiştim."
Alper ona yaklaşan adamın omzuna dostça iki kez vurarak gülümsedi. Daha sonra sözlerini dillendirdiği esnada bakışları saniyelik olarak beni buldu ancak yeniden ona dönerek güvenilir ve ciddi bakışlarına sözlerini ekledi.
" Ben ısrar ettim. Sana haber verecektim abi. Aklımdan çıkmış."
Yeniden derin ve rahatlamış bir nefes vererek bedenimi gevşettiğim esnada Tuğrul sorgular bir ifadeyle bakışlarını bana çevirdi. Duruşumu tekrar düzelterek bakışlarıyla korkuyu içime harladığımda ise ifadesine sorusu eşlik ediyordu.
" Öyle mi? "
Yutkundum tek kelimelik sorusuna karşın. Ardından Alper'e kısa bir an bakıp bakışlarımı onda tutarak inandırıcı olması adına mahcup bir tavır takındım ve sözlerimi onun inanacağı şekilde dillendirmek için gayret ettim.
" Öyle. Çok kalmadım zaten. Hemen döndüm."
Gözlerini benden çekerek umursamaz bir tavırla yeniden Alper'e dönerek omzunu dostça sıktı. Daha sonra konuştuğunda ifadesi biraz olsun yumuşamıştı ve konuşması da hafifçe normale dönüyordu.
" Tamam öyleyse." Bakışını bize çevirmeden Narin ile beni hedef alarak bahçe kapısından içeriyi işaret edip konuşmasını sürdürdü." Siz odanıza çıkın kızlar." Gözleri yeniden Alper'e döndüğünde ise dostça gülümsüyordu." Sen neden gelmiştin? "
Bakışlarımı sertçe merakla bakınan ve suratı dayak yemememle düşen Narin'e çevirdim. Ardından Alper'e iki elimi birleştirerek teşekkür ettim. Bu esnada hızla odama dönmek için öne atılmaya hazırlanıyordum. Alper hayatımı kurtarmıştı belki de. O gelmeseydi çocukluğumda hastanelik oluşumun yenisini de yaşama ihtimalim vardı ki bu en iyi ihtimaldi. Bu sebeple minnetimi içimde yinelediğimde Alper, Tuğrul'un sorusunu cevaplarken yeniden göz kırptı bana. Ardından konuştuğunda ses tonu normaldi.
" Yarın ki teslimatla ilgili bir sorun olmuş abi. O yüzden geldim."
Tuğrul ise başı ile onu onaylayarak kolunu sıvazlayıp eli ile içeriyi işaret etti.
" Çalışma odama geçelim. "
Ben onlar bu konuşmayı yaparken vakit kaybetmeden odama doğru yol almaya başlamıştım bile. Onlar ise benim adımlarımın tam tersi yöne, diğer koridora yürüdü. Ardımda bıraktığım Narin'i umursamadan hızla merdivenleri çıktığımda amacım bir an önce duş alıp bu korku dolu anları hafızamdan silmekti. Alper'in bunu neden yaptığını merak etmekle birlikte ilk fırsatta ona olanları anlatmam gerektiğini düşündüm bir yandan da. Son gelişinden bu yana soğuk ve mesafeli oluşumuz belli etmemeye çalışsam da beni üzüyordu. İşleri yoğundu ve benim de hayatımda bütün meşguliyetimi alan biri vardı. Bunlar olmasa belki eskisi kadar iyi olurduk. Yine de içimde bir şüphe vardı. Öyle olsa dahi eskisi gibi olamayacağımızı düşündüren bir şüphe.
Odama girdiğimde bedenimi koşar adım banyoya sürükledim. Seri bir şekilde kıyafetlerimi çıkarıp duşa girdim. Sıcak su tenime değdiği gibiyse gözlerimi kapatarak daldım yaşanılanlara.
Bugün mükemmel geçmişti. Kaç kez midemdeki kelebek kalbime kanat çırptı sayamamıştım bile. Suyun tenimde değdiği her yer onun öpücükleriyle mühürlenmişti. Bu mühür öylesine derin öylesine içten bir şekilde işlemişti ki içime suyun berraklığı dahi söküp atamıyordu onu.
Bedenim varlığım tümüyle ona karışmıştı. Tenimin değdiğim her noktasında hafızamda oraya dokunuşu, öpüşü canlanıyordu. Gözlerimi kapalı tutarak elimi dudaklarımda ve tenimde gezdirip aşkının mühürlerine dokundum uzun uzun. Öyle büyülüydü ki bu anlar ayaklarım yere basamıyordu. Hissetmek ve düşünmek dahi beni bulutların tepesine çıkararak yeniden mutluluğa teslim ediyordu. Bunu bilmenin verdiği huzurla yavaş ama keyifli bir şekilde aldım duşumu.
Duştan çıktığımdaysa buğulanmış aynada bedenime bakındım ve göğüslerimin neredeyse her yerinin morluklarla dolu olduğunu gördüm. Özellikle uç kısmı hayli hırpalanmıştı. Onun kenarında ve ikisinin ara kısmında ise küçük küçük morluklar yer alıyordu. Bacaklarım, belim ve popom da farklı bir halde değildi. Özellikle üst bacaklarımı birkaç kez ısırmıştı. Popom attığı ş*plaklar nedeniyle kızarıklıklarla dolu olsa da oraya da birkaç kez ısırık bırakması nedeniyle morluk da vardı. Dokunmasam bu anlar gelmeyecekti aklıma. Fark bile etmemiştim aslında bunları. Şu an dokunduğum an o anlar canlanıyordu kafamda. Göbeğimde dahi birkaç küçük iz olduğunu gördüm ama görünen yerlerimde kulağımın arkasındaki ufak ve küçük kızarıklık haricinde bir şey yoktu.
Bunu görmenin rahatlığı ve tenimdeki tahrik edici izlerin hazzıyla içli bir nefes vererek giyindim. Saçlarımı da tarayıp yatağa uzanacağım esnada kapı sertçe açıldı. Bakışlarım refleksle o yöne döndüğünde onu gördüm.
Gelen Tuğrul'du. Öfke saçan gözlerle bana doğru yaklaşıyordu. Ben de bu yaklaşımı ve sonucunda olacakları bilerek korkuyla geri geri adımladım. O ise bu esnada gayet imalı bir tınıda konuşuyordu.
( HASSAS VE RAHATSIZ EDİCİ İÇERİK !)
" Demek partiye gittin."
Sözleriyle paralel gömleğinin kol düğmesini açıp yukarı doğru katlamaya başladığında yutkundum. İçimi amansız bir korku kapladı. Biliyordum olacakları. Biliyordum yapacağını. Başımı sağa sola sallayarak ona varlığımı, evladı olduğumu hatırlatarak hiç görmediğim merhametine sığınmaktan başka çarem yoktu.
" Ba...ba ..."
Baba...,
Babam...
Karşımda öfkeden gözü dönmüş bir şekilde bana saldırmaya hazırlanan adam benim babam. Yirmi yıl boyunca bana bir kez bile kızım demeyen beni kimsesiz bırakan o adam benim babam. Korkudan kaçacak yer aramamı sağlayan beni hayattayken yetim bırakan adam; benim babam.
Öfkeden kızaran gözlerini büyüterek bana doğru adımlamaya devam ettiği esnada içimden onun babam olduğu gerçeğini yineleyerek iç çekişlerimi sürdürdüm. O ise imalı tınısını ilerleterek aynı anda bana doğru ilerlemeye devam etti.
" Ben sana ne dedim? "
Sakin çıkan sesi daha çok ürkmeme sebep olurken konuşarak bir yandan da diğer koluna geçip oradaki gömleğin kol kısmını da yavaşça yukarı doğru katladı. Ardından geçtiği duvara yumruk atarak irkilmeme neden olup alnındaki bir damarı çatlatırcasına belirginleştirip bağırmaya başladı.
" CEVAP VER LAN! BEN SANA NE DEDİM? "
Oldukça yüksek çıkan sesi korkuyla tekrar irkilmeme sebep oldu. Bir adım daha gerilediğimde sırtımı duvara çarptım. Bu esnada başımı yere eğerek ürkek bir ceylan misali sessizliğimi bozdum. Bunun nedeni sessiz kaldığım zaman daha çok dövmesiydi. En azından konuşarak acımı hafifletmeye çalışıyordum.
" Evde ... Kal.... Dedin."
Başını aşağı yukarı sallayarak sinirle gülümseyip yaklaşmasını sürdürdü.
" Aferin."
Bakışlarını yüzümde gezdirirken bunu yapmaktan zevk alıyor gibi bir ifade gördüm bakışlarında. Sanki içinde biriken bir şeyleri benim canımla dindiriyordu.
" Peki sen ne yaptın? "
Sesi bakışlarının aksini işaret ederken daha fazla dayanamayıp bakışlarımı daha da aşağı eğdim. Aynı saniyede dibime gelip sol eliyle sertçe yüzümü kavradı. Ona bakmamı sağladığında yüzü kıpkırmızıydı.
" SEN NE YAPTIN ULAN ? BENİM SÖZÜME KARŞI GELDİN! SÜSLENİP PARTİYE GİTTİN! NEREYE GİDİYORSUN LAN SEN? BENİ REZİL ETMEYE Mİ? OR*SPULUĞA MI? "
Tuttuğu çenemden sertçe geriye ittiğinde sendeledim. Kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Son bulmayacağını bile bile çaresizce aman dilediğimde içim çoktan kan ağlamaya başlamıştı.
" Özür dilerim."
Yalvarır gibi çıkan sesime genzimdeki yanma eşlik etti. Ağlamamak için direniyordum. O ise bu halimi görmesine rağmen öfkesini sürdürerek bedenimi sarstı.
" Özürle kurtulacağını mı sanıyorsun lan k*hpe ? "
Sözlerini tamamladığı an sol elini kaldırıp sert bir tokat attığında yere düştüm. Dudağımda bir sızıyla birlikte ıslaklık hissettim aynı saniyelerde. Akmak için can atan gözyaşlarımın direnişi son bulurken kollarımdan tutarak sertçe ayağa kaldırdı. Ben içli ve acı dolu bir nida ile bu kaldırışına karşılık verirken o şiddetini devam ettirmekte kararlıydı ve diğer yanağıma çok daha sert bir tokat attı. Saçlarımı tutup kafamı sertçe duvara vurduğunda ise amansız yalvarışlarım sürüyordu.
" Ne olur... Bırak... Öz...ür dilerim..."
Yeniden bir tokat attığında düşen başımı boğazımı tutarak sabitledi. Bu esnada benim gözlerim sonuna dek açılmıştı. Bu açılmanın tek nedeni korku değil aynı zamanda şaşkınlık ve boğazımdan nefessiz bırakmaya çalışmasının refleksiydi.
Sinirden alev saçan gözleri tiksinir gibi baktı suratıma. Ben de sonuna dek açılmış gözlerimde dahi sürdürdüm yalvarışımı. Bakışlarım ondan çaresizce yardım dileniyordu. Merhametine ulaşmak adına yalvarıyordum.
" BU SONDU LAN ! BU SON ! TEK BİR HATANDA *LÜN ÇIKAR BU EVDEN ! "
Cümlesini tamamladığı an sertçe iterek bıraktığında hıçkırarak yere düştüm. İçli bir nefes vererek sıktığı boğazıma ellerimi atarak titreyen bedenimi kendine getirmeye zorladım. Ellerim, kollarım ve tüm bedenim titriyordu. Üstelik bu titremeye zorlu nefeslerim de eklenince dolan gözlerimden akan yaşları durdurmak mümkün dahi değildi. Gözyaşlarım odamın zeminini ıslatırken derin derin nefesler almaya devam ettim. Bu cehennemin son bulması kurtulmam için defalarca yalvardım tanrıya. Göz pınarlarım kuruduğundaysa titreyen bedenimi zar zor kaldırarak güçlükle yatağa uzandım. Sonra komodindeki resme ilişti gözlerim.
Annem ...
Aynı bana benzeyen gözleriyle gülümsüyor resminden. ' Kızım ben buradayım, dayan . ' diyor sanki. Uzanıp aldım resmini. Güç almak ister gibi sarıldım. Çocukluğuma, anneme sığındım. Bedenime cenin pozisyonunu vererek onun kokusunu duymak adına kapattım gözlerimi. Akan yaşlara da acıdan kıvranarak titreyen bedenime de engel olmadan yalnızca annemi düşledim. Olsaydı okşayacağı saçlarımı düşledim. Yalnızlıktan babama dahi sığınamadığım şu dünyada onun varlığına tutunduğumu düşledim. Hıçkırıklara gömüldüm sonra. Sıkı sıkıya sarıldığım resmini en içime bastırmaya çalışarak hıçkıra hıçkıra ağladım. Sonra bitkin düşen gözlerime bedenimdeki sızı eşlik ederek uykuya esir olmamı sağlamış. Farkına dahi varamadım uyuduğumun. Gerçeklik algım annemi andığım andan itibaren uyuduğumu dahi anlayamayacak kadar yitmiş.
......................................
Dudağımdaki sızıyla göz kapaklarımı zar zor açtığımda sabah olmuştu ve yanımda Nare vardı. Dolu gözlerle beni izliyordu. Sorgular ifadem yarı açık yarı kapalı olan gözlerle odada gezinirken yutkundum. O esnada boğazımda hissettiğim acıyla yüzümü buruşturduğumda Nare titreyen sesiyle konuşuyordu. Ben de dün olanları ve uyanmış olmayı sindirerek hatırlamaya çalışıyordum. Gerçeklik algısı hâlâ bedenime ulaşmamıştı.
" Abla çok canın acıyor mu ? "
Bakışlarım işittiğim sesle ona döndüğü an sesindeki acıyı ve gözlerindeki hüznü yeniden fark ederek yüzüme yalancı bir gülüş yerleştirip hafifçe doğruldum. Bu esnada bedenim uyanıklığı yavaş yavaş kabulleniyordu.
" Hayır ablam. Alıştım artık. Acımıyor. "
Sözlerimi duyduğu an acı bir tebessümle komodine doğru eğdi bedenini. Benim bakışım da onun eğilmesiyle aynı yöne döndü. Komodinin üzerinde küçük bir kasede su ve bez vardı. Nare sakin hareketlerle bezi sudan çıkararak yavaşça sıktı. Ardından titreyen ellerle dudağıma değdirdiğinde acıyla inleyerek yüzümü buruşturdum.
Gözlerini kapattı aynı saniyelerde. Küçük bir damla yaş düştü sol gözünden. Ardından dudağıma doğru üfledi. Acı çekiyordu. Bu halde olmama en çok hatta sadece o üzülüyordu. Yarama derman olamadığını hissediyordu sanki. Merhametliydi benim kardeşim. Merhameti ona annesi yerine ben öğretmiştim. Şevval küçücük yaşımda daha çocukken öksüz olduğumu bile bile bana eziyet ederdi. Bir keresinde Nare daha bebek sayılacak yaştayken belki de , yanakları tombul tombulken daha, cıvıl cıvıl konuşuyor ve neşesiyle evi birbirine katıyordu. Annesi bana o gün hakaret edip itmişti. Nare de daha çocuk aklıyla eğilip düşmemle acıdığını düşündüğü elime üflemişti; tıpkı az önce olduğu gibi. Daha sonra yaşım ve yaşımız büyüdükçe anladığım bir şey olmuştu. Şevval yalnızca merhametsiz değildi, Nare'ye karşı da ilgisizdi. İkimiz de itilerek dışlandığımızdan olsa gerek ne olduğunu bile hatırlamadığım bir gün benim odama gelip ağlamıştı. O günden sonra ise annesinin değil de benim kızım olmuştu bu merhamet dolu genç kız. Birbirimize sığındık o günden sonra. Ben ona merhameti öğrettim, o bana karşılıksız sevgiyi.
Bu hareketi ve ağlıyor oluşu içime amansız bir acıyı salarak o günü yad etmemi sağladı. Genzim yavaşça yanarken gözlerimi doldurmamak ve ağlamamak için tavana doğru bakındım. O esnada hislerimi de acımı da içime attım. Kardeşim en azından bunu, ağladığımı görmesin istiyordum. Nare ise ben ağlamamak için direnirken sözlerini kısık ve buruk bir sesle sürdürüyor, bu esnada da mahcubiyetinden olsa gerek yüzüme bakmıyordu.
" Annem odasına, yanına çağırmıştı beni. Kapıda bekleyemedim. Benim yüzümden oldu."
Sözlerini işittiğim an bir elimi ona doğru atarak başımla reddedişte bulundum. Bakışları bana döndüğünde buğulu gözlerine rastlayıp ifademi daha da düşürsem de reddedişimi dillendirerek onun kendini suçlamamasını sağlamak istedim. Zira suçlu o değildi. Böyle bir durumda kendini suçlayamazdı.
" Hayır bebeğim. Senin suçun değildi. Narin söylemese görmeyecekti. "
Omuz silkerek gözünden düşen diğer damlayı da sildi. Ardından konuştuğunda sesinde ağlamaklı bir ifade hakimdi.
" Niye böyle yapıyor hiç anlamıyorum. Gece sesini üçümüz de duyduk. Gram pişmanlık yoktu yüzünde. Ben gelip durdurmak istedim ama annem tuttu. "
Yüzüme küçük bir tebessüm yerleştirerek bir elini avucumun arasına alıp sıktım. Ardından içli bir nefes vererek konuştuğumda gerçekleri dillendiriyor ve onu rahatlatmak adına çaba gösteriyordum.
" Suçlama kendini. Gelsen de durduramazdın. "
Başını olumsuz anlamda sallayarak kaşlarını çattığı esnada ifadesi kasıldı ve bakışlarını boşlukta sabitleyerek öne atıldı.
" Yine de belki daha az dayak yemeni sağlardım. "
Kısa bir duraksama yaşadı. Ardından hevesli bir soluma ile yüzüne neşe yerleştirerek konuştuğunda bir eliyle şaka dolu bir vuruşu dizimde sonlandırdı.
" Keşke Alparslan abi gelip istese seni."
Gözlerim kocaman açılırken bıkkın bir nefes verdim. Ardından istemsizce etrafa bakınarak yutkunduğumda kaşlarım çatıktı. Nare olur olmadık yerde bu konuyu açarak beni deli ediyordu her seferinde. Zaten evlilik mevzusunu da kafama o sokmuştu.
" Durup durup söyleme şunu. Bir duyan olacak. "
Yeniden omuz silktiğinde gülümsedi önce. Ardından yüzüne ani bir düşüş yaşatarak bedenini geriletti.
" Ne yapayım abla ? Şu haline bir bak!"
Şu halim...
Halimde ne vardı ki?
Bu sorunun cevabını almak adına hızla yataktan fırlayıp aynaya doğru koştum. Tam karşısına geçerek merakla bakındığımda kaşlarım çatıldı. Yüzümde dudağımdaki patlak dışında bir iki yerde belli belirsiz kızarıklık vardı. Muhtemelen tokadın etkisiyle oluşmuştu. Birkaç saate geçeceğini bildiğim için önemsemeden dudağımdaki ize odaklandım. Üzerine dokunduğumda aynı noktada ince bir sızı oluştu. Hissettiğim acıyla yüzümü buruşturduğum esnada ise aklıma bu akşam için sözleştiğimiz geldi. Alparslan bu izi görmemeliydi ve o nedenle endişeye kapılarak arkamı dönüp kardeşime bakındım.
" Dudağımı makyajla kapatabilir miyiz?"
Nare ayağa kalkarak bana doğru yaklaştığında yüzünde merak dolu bir ifade hakimdi.
" Bir bakayım."
Bir eli dudağımın üstünü bulduğunda yavaşça acıtmamak için çabalayarak dokundu. Daha sonra sıkıntıyla soluduğunda elini indiriyordu.
" Abla pütürlü bu biraz. Hem çok dağılmış yara izi."
Başımla onu onaylayarak sıkıntıyla soluduğumda sorgular bir tınıda sorumu yönelttim.
" Anlaşılır yani?"
Başıyla onayladı beni. ben de içimdeki sıkıntıyı sesime ve soluğuma yansıtarak yüzümü büzdüm. Alparslan görecek demek oluyordu bu. Şiddet gördüğümü bilecek demek oluyordu.
" Ne yapacağım ben şimdi? Akşam için sözleştik."
Nare bir iki saniye düşündükten sonra önce elini çenesine koydu. Ardından parmağını şıklatarak öne atıldığında aslında düşünmeye dahi gerek kalmadan sunmamız gereken bir bahaneyi dillendiriyordu.
" İptal et. Uydur bir şeyler. "
Başımla onu onaylayarak hızla öne atılıp diğer komodinin çekmecesine koyduğum telefonu elime aldım. Bu esnada hızlı hareket ettiğim için belki de altımda ve bacaklarımda ince bir sızı oluştu. Yüzümü buruştursam da bunu önemsemeyerek nefes verdim. Ona yalan söylemek en son isteyeceğim şey bile değilken onun bunu bilmesini istemediğim için mecbur kalıyordum buna. Bilememesi gerekiyordu. Benim şiddet gördüğümü görmemesi gerekiyordu. Karşısında o kadar aciz kalmak istemiyordum. O kadar zayıf ve güçsüz olduğumu kalbimin ve dahi bedenimin sahibi bile görmemeliydi.
Yüreğimde söyleyeceğim yalanla bir ağırlık oluşurken istemsizce döküldü parmaklarımdan cümleler.
Alparslan ben biraz hastayım da sonra buluşsak olur mu?
Mesajıma anında cevap geldiğinde yutkunarak içimdeki ağırlığı ve sızıyı bastırmaya çalıştım.
♡ : Üşüttün değil mi baharım? İyi değilsen gelip hastaneye götüreyim seni.
Okuduğum mesajla gözlerim istemsizce kapanırken içimde yankılı bir sancı filizlendi. Özür diledim ondan, yüreğinden, yüreğimden. Buna mecbur kaldığım onu kandırdığım için özür diledim ama onunla bunu paylaşamazdım. Bahane de olsa saklamama yapamazdım bunu. Karşımdaki her kim olursa olsun babamın beni sevmeyen bana sahip çıkmayan bir adam olduğunu bilmemesi gerekiyordu. En azından şimdilik öğrenmemesi en iyisiydi. Doğru zaman geldiğinde bütün hayatımı en ince ayrıntısına kadar anlatacaktım ama şu an bunu anlatmaya hazır değildim. Bu benim için tahminimin de ötesinde bir durumdu.
Yok, o kadar kötü değilim. Çorba içeceğim şimdi. Dinlenirsem geçer.
: Tamam güzelim. Haber ver bana.
Derim bir nefes verirken telefonu yatağa fırlattım. Aynı saniyelerde vicdanımın sesi yüreğime yük olduğu için dudaklarımı dişleyerek saçlarımı geriye attım. Nare ise her şeyden habersiz merakla sorusunu yöneltiyordu ablasına.
" Ne oldu abla? "
Bakışlarımı ona çevirmeden yaşadığım azabın acısını sesime yansıttığımda yüreğim adeta kan ağlıyordu.
" Hastayım dedim. Tamam dedi."
Yalnızca sesini işittiğim kardeşim rahat ve derin bir nefes vererek konuşuyordu.
" İyi yapmışsın. Bilmese daha iyi. "
Bakışlarımı hızla ona çevirerek onunla göz göze geldiğimde yüzümdeki ifade ile içimden dökülenleri dillendiriyordum. Canıma bir yük oturmuştu daha şimdiden.
" İçim hiç rahat değil Nare."
Nare yaklaşarak kolumu sıkıp gülümsedi. Ardından gözlerini kapatıp açtığında ben acıdan yutkunuyordum.
" Biliyorum abla ama ne yapalım? Sen değil miydin şu an anlatamam diyen? "
Başımla ona onay vererek yutkundum tekrardan. Öyleydi, anlatamazdım. Hem hazır olmadığımdan hem de bu tarz şeyleri paylaşacak gücü kendimde bulamadığımdandı bu hazır olmadığımı hissediş.
" Öyle zaten. Anlatamam ki. Nasıl anlatırım? "
Omuz silkerek içli bir nefes verdi ve konuşmaya başladı. Ben de bu esnada bir elimin tırnaklarını istemsizce kemirmeye başlamıştım.
" Neyse, hadi kahvaltıya inelim. Yok kimse evde. "
Başımla onu onaylayarak içli bir nefes verip ayaklandım. Ardından aşağı inerek kahvaltı yaptık. Dudağım acısa da zar zor bir şeyler atıştırmayı başarabildim. Açlık hissi acımın önüne geçmişti bu noktada. Kahvaltıdan sonra ise odama döndüm. Yatağa geçip uzandığım esnada altımda yeniden ince bir sızı oluştu bu sızı yerini yavaşça sancıya bırakırken ellerimi karnımda birleştirerek yüzümü buruşturdum. Aynı saniyelerde aklıma dün olanlar geldi. Sonu kötü bitse de rüya gibi bir geceydi. Gözlerimi kapatıp onun tenine karıştığım anları hatırlarken aklıma gelenle yerimden sıçrayarak acımı umursamadan gözlerimi açtım. Acilen doğum kontrol hapı almam gerekiyordu. Alparslan'ın sözlerine karşın içime b*şalmış olması da bu aciliyeti arttırıyordu.
Adımlarım kapıyı bulduğu esnada duraksayarak kulpu kavramaktan kaçındım. Ardından içimde bir düşünce belirdi. Evden çıkamayacağım düşüncesi. Hasta olduğumda ilacı korumalardan istemem gerekiyordu. Eczaneye dahi tek başıma gidemiyordum ben bu evde. Bu nedenle duraksamamı sürdürerek düşündüğümde aklıma gelen fikir için önce kendime kızdım. Ardından başka çarem olmadığını anlayarak kulpu kavradığımda adımlarımın sonlanacağı yer kardeşimin odasıydı. Düşünceli halim adımlarımın yavaşlığı ve utançla odasında son bulduğundaysa kapıyı hafifçe tıklatarak sesini işitip içeri girdim.
Nare yatağına uzanmıştı ve bir elinde telefon vardı. Gelişimi fark ederek başını hafifçe sola yatırdığında sorgular bir ifade takınarak kaşlarını çattı.
" Abla, Bir şey mi oldu? "
Yutkunarak başımı sallayıp içli bir nefes verdim. Ardından konuşarak ona sorumu yönelttiğimde bunu ondan istediğim için kendime kızıyordum ama başka çaremin olmayışı beni bu duruma sürüklüyordu. Bu nedenden olsa gerek yüzümde mahcup bir ifade hakimdi.
" Eczaneye gidebilir misin? "
Başıyla beni onaylayarak yerinde doğrulup bakışlarını tamamen üzerime dikti.
" Giderim abla. Ne için? "
Odanın içine doğru bir adım daha atıp kapıyı kapattım ve fısıldayarak konuştum.
" Doğum kontrol hapı almam gerekiyor."
Sözlerimle önce duraksadı. Ardından şaşkın bir ifade takınarak kaşlarını çatıp yutkundu. Gözleri kapanıp açıldığında konuşuyordu ama sesinde bir tereddüdün gizlendiği açıkça ortadaydı.
" Ne! Neden? "
Ellerimi birbirine bağlayıp başımı eğerek yutkunduğumda onun tereddüdünün gerçekliği canımı yakıyordu ve bu yanma benim mahcubiyetimi arttırarak sesime yansıtıyordu ama bunu dile getirirken dahi mecburi isteğimden geri durmuyordum.
" Lazım işte ablacım. Sen alabilir misin?"
Bakışını görmesem de sorgular bir tavır takındığını hissederek başımı eğik tuttuğumda sıkıntıyla soluyarak konuşuyordu.
" Alırım. " ardından sözlerini devam ettirerek isteme amacımı sorguladığında sesindeki o tedirginliği ve korkuyu sezerek mahcubiyetime biraz da utanç ekledim. Bu yaşta çocuk sayılacak genç bir kızdan o hapı istediğim yetmiyormuş gibi yaptığım şeyi de anlamasını sağlamıştım. Kötü örnek oluyordum ona. Yaşım yirmi olsa dahi bu kadar kısa sürede ilişki yaşamam ona farklı yansıyabilirdi. Bu durumu normal zannederek tüm ilişkilerinde cinselliği isteyebilirdi.
" Abla sen dün gece ne yaptın? "
Ellerimi daha çok dolayarak içli bir nefes verip kapattım gözlerimi. Beklediğim bir soruydu ve utancım katlanarak artıyordu.
" Korkma. Endişelenmene gerek yok."
Sıkıntılı bir soluyuşla elini saçlarına attığını gördüm. Başım eğikti ancak bu kadarını görebiliyordum. Kızmıştı ve belki de haklıydı kızmakta.
" Çok erken. Keşke... Bekleseydin. "
Kast ettiği beklemek evlilikti. Ya da daha uzun süreli bir ilişkiydi ama ben onu bin yıldır tanıyor gibi hissediyordum. Ev gibi, evim gibiydi varlığı. Sığındığım tek liman yüreğiyken bedenimi ondan sakınmak doğru gelmemişti. Üstelik bu his öylesine yoğundu ki bir başkasına ait olmaktan korkuma bedenine sığınmama neden olmuştu. Her güzel şeyin bir sonu olurdu. Bu güzel sevdanın sonunun olma ihtimaline karşın bedenimi ona teslim etmiştim. Bedenimin sahibi olsun, kalbimle bedenimi de kendine hapsetsin istemiştim.
Derin ve içli bir nefes vererek beni suçlayan gözlerine baktığımda buradaki amacım benim pişmanlık duymadığımı anlamasıydı. Başımı dik tutarak kararlılıkla yüzüne bakındığımda ciddiyetim yüzümden okunuyordu.
" Anlık gelişti. Pişman değilim."
Omuz silkerek yatağına yeniden uzandı. Bir yandan da içli bir nefes verdiğinde tedirginliği sürüyordu.
" Nasıl istiyorsan öyle olsun abla. Ben alırım hapı. "
Hayatımdaki en büyük şans bu küçük kızdı işte. Mükemmel bir kalp taşımasının yanında saygısını koruyarak desteklemese de benim karşımda durmak yerine belki de hata olan kararımın arkasında duruyordu. Bin kez doğsam bininde de onun ablası ve doğurmayan annesi olmak isterdim. Bin dünyada da onun kardeşim ve evladım olmasını dilerdim. Yanına oturarak sarıldım önce. Karşılık verdiğinde ise benden bir hareket beklemeden dizime uzandı. Bir süre öylece kaldıktan sonra kapanmadan eczaneye yetişmek adına dışarı çıktı. Ben de onun gidişiyle odama döndüm. Az sonra ilacı getirdiğinde destan gibi olan prospektüsü dikkatle okuyarak talimatları aklımın bir kenarına yazdım. Daha sonraysa ilk günün hapını yutarak yatağıma uzanıp düşüncelere daldım. Düşündüğüm şeyler çok, çok fazlaydı. Onunla olan ilişkimi, dün olanları, yediğim dayağı ve dahası hayatımın geri kalanını düşünüyordum. Düşüncelerin esaretinde gezinirken yastığın altından hissettiğim titreşimle irkilerek telefonu elime aldım.
♡: Arka kapının oradayım gülüm. Beş dakika gelebilir misin? Seni görmeden içim rahat etmeyecek.
Mesajını okuduğum an içimde beliren o kelebekli hisse kapılarak içli bir nefes verdiğimde içimde beliren hayal kırıklığına teslimiyet gösterdim. Yapamazdım bunu. Beni bu halde görmemesi gerekiyordu. Bu sebeple dudaklarımı dişleyerek titreyen ellerimin klavyeyi sarmasına izin verdim. İlk bahanem bu iznin ardından geldi.
Gelemem. Hastayım zaten, sonra görüşelim.
Mesajı atmamdan yalnızca birkaç saniye sonra cevabı önüme düştü.
♡: Görmeden gitmem. O kadar kötü müsün?
Yeniden içli bir nefes vererek dudağımı dişledim. Ardından üzüntünün esir aldığı bedenimi daha çok acıya yani yalana sürükleyerek amansızca çırpınışlarımı sürdürdüm.
Sayılır, adım atacak halim yok.
Mesajı attıktan sonra beklentiyle birkaç dakika cevap vermesini bekledim ancak o cevap gelmediğinde gözlerimi sıkıca kapatarak telefonu fırlattım bir köşeye. Daha sonra yeniden uzanarak zaten kapalı olan gözlerimi daha da sıkı yumdum. Birkaç saniye sonra ise bir tıkırtı işiterek gözlerimi yarı yarıya açtım. Sıkıca yumduğumdan olsa gerek bakışlarım buğulanmıştı ancak camın önünde gördüğüm siluet buğudan dahi net anlaşıyordu. Gözlerimi sıkı sıkıya yumup tekrardan açtığımda bakışım biraz daha netti ve gördüğüm şey hâlâ orada duruyordu.
Oradaydı.
Alparslan camın önünden bana bakıyordu ve açmam için cama vuruyordu. İrkilerek ayaklandığımda bedenim şaşkınlığın esaretine mahkum oldu. Kalbim hızlı hızlı atarken vakit kaybetmeden camı açtım. Alparslan rahat ama sorgular bir ifadeyle bakınıyordu yüzüme. Ben bunun aksine şaşkın ve korku doluydum zira burada olması dehşet riskliydi. Birinin görmesi mahvıma neden olacaktı. Bu korkuyu hissederek endişe ile konuştuğumda o sorgular bir ifadeyle yüzüme bakınmaya devam ediyordu ancak bu ifadede bile bakışlarında aşkı dudaklarında ise beni her gördüğü an olan tebessümü gizliydi.
" Alp ne yapıyorsun sen burada? Bir gören olacak."
Rahat tavrını sürdürerek alt korkuluklarına yaslandığı pencereden güç alıp bir elini saçıma attı. Ardından sıcacık bir sesle konuştuğunda gözlerim istemsizce kapanıyordu.
" Merak ettim seni."
İçli bir nefes vererek yutkunup gözlerimi açtığımda anlık olarak yeşillerine hayranca dalıp gülümsedim. Ardından bulunduğumuz konumu hatırlayarak duruşumu ve ifademi düzelttim. Alparslan ise bu esnada benden bir komut beklemeden koca bedenini zar zor itekleyerek camdan içeri girdi. Adımını düzgün bir konuma sokup tam karşımda dikildiğinde ise birkaç saniye bakışlarıyla odamı süzdü. Ardından gözleri beni bulduğunda o merak dolu ifadeye yeniden büründü.
" Neyin var? "
Ben ağzımı aralayarak gözlerine dahi bakamadan yeni bahanemi ona sunmaya hazırlanırken Alparslan elini alnıma attı. Aynı saniyelerde dudağımı hatırlayarak bakışlarımı yere çevirdim. Ardından konuştuğumda sesim yalan söylediğim için titrek çıkıyordu.
" Halsizim sadece. Biraz başım da ağrıyor. "
Ona yalan söylüyor ve bunu karşısında yapıyor oluşum yeterince üzücüyken onun buna inanıp benim için endişelenmesi kalbimi paramparça ediyordu. Bu hisle baş edebilmek için gözlerine bakmaktan kaçındığımda alnımdaki hafif sert bir dokuya sahip ama sıcacık olan elini yanağıma yaslayarak alnıma bir öpücük bırakıp saçlarımdan içli bir nefes çekerek duraksadı.
" Ateşin yok. İlaç içtin mi ? "
Gözlerimi sıkıca kapattım. Ardından iç dudağımı ısırarak kendimi suçlamaya devam ettiğimde sesimin titrekliği artıyordu.
" Daha iyiyim. Biri görmeden git hadi."
Alparslan nihayet sesimin titrediğini fark etmiş olacak ki bakışlarını bende tutarak iki eliyle birden yüzümü kavradı. Ardından sorgular bir tınıda konuşmasını sürdürüyordu.
" Niye yüzüme bakmıyorsun? Başka bir şey var. Ne oldu anlat hadi. "
Omuz silkerek ona bakmamayı sürdürüp yakalanmamak için direniyordum ancak bu direniş boşunaydı. Alparslan şüphesini hissetmemi sağlıyordu.
" Anlatacak bir şey yok. Hastayım sadece. "
Sesim oldukça tiz ve varla yok arası çıkmıştı. Bu sesimle daha çok şüphe edinerek bir eliyle çenemi tutup yukarı doğru kaldırdı ve ona bakmamı sağladı. Birkaç saniye şüpheyle gözlerime baktı. Her zamanki gibi gözlerim çoktan dolmuştu. Bakışlarını yüzümde gezdirmeye başladı daha sonra. Tüm yüzümü süzüp dudaklarıma geldiğinde çehresi sert bir hâl aldı.
Ben de fark ettiğini anladığım an yutkunarak gözlerimi kapattım. İçim koyu bir utançla dolarken içimdeki acı körüklendi. Bu esnada onun kaşları daha önce görmediğim kadar çok çatıldı ve sıkıntıyla dolu bir soluk vererek çenesini kasarak sinirli çehresini sonuna dek bana gösterip öfkeyle konuşmaya başladı.
" Kim... Kim yaptı bunu sana? "
Cevap veremedim sözlerine. Yapabildiğim tek şey gözlerimi kapatıp direnen gözyaşlarımı serbest bırakmak oldu. Sol gözümden bir damla yaş usulca süzülürken Alparslan ellerimi tuttu. Aynı saniyelerde konuştuğunda sesindeki öfkeye sorusu eşik ediyordu.
" Tuğrul mu? "
Sözlerine cevaben yalnızca gözlerimi açıp yeşillerine bakındım. Cevabını almış olacak ki alnıma derin bir öpücük bıraktı. Ardından konuştuğu esnada sesindeki öfke sürüyordu.
" Odandan dışarı çıkma. "
Cümlesini işittiğim an geldiği yöne ilerledi. Pencereye ulaştığı an ise koca cüssesini eğip bükerek bedenini dışarı attı. Ben daha ne dediğini ve ne olduğunu anlayamamışken o gözden kayboldu. Ben ardından bakakalarak dondum. Bakışlarım karşımda takılıydı. Gidişine dahi odaklanamamıştım. İçli bir nefes vererek gözlerimi kapattım. Bir süre sonra açtığımda en azından onun şiddet gördüğümü bildiğini idrak ederek dudaklarımın titremesine içimi utancın sarmasına izin verdim. Az sonra ayakta duracak gücü bulamayınca c*eset misali sürünen bedenimi ilerlettim yatağıma. Ardından cenin pozisyonunu alarak uzandım. Gözlerimden süzülen yaşlara beynimdeki bitmek tükenmek bilmeyen düşünceler eşlik etti. Biliyordu, uğradığım şiddeti ve evdeki yerimi, değerimi biliyordu. Yetmezmiş gibi odandan çıkma demişti. Aklıma ne olacağı dahi gelmiyordu bir süredir. Gözümdeki yaşlar tükenene dek ağladıktan sonra beynimdeki sesleri susturamadım ve dayanamayıp onu aradım, açmadı. Bıkmadan yeniden çaldırdım ancak bu kez de meşgule attı. Üçüncü arayışımdaysa telefonu tamamen kapanınca ellerimi saçıma atarak tavana baktım. Bütün bu olanlar çok fazlaydı. Haddinden fazlaydı. En mutlu günüm dediğim günün ardının bu denli kötü seyretmesi benim bedenimin kaldıracağından çok çok daha ağırıydı. Yeniden uzanarak içli içli ağladım. Göz yaşlarım gözlerimi o denli yormuş ki uyuduğumun farkına dahi varamadan uykuya teslim olmuşum.
Uyandığımda çoktan sabah olmuştu. Kısa bir süre boş boş odama bakındıktan sonra göz kapaklarımdaki ağırlıkla ağladığımı anladığım an dün olanları yavaş yavaş idrak ettim. Ardından hiç düşünmeden içimdeki korku ve merakla vakit kaybetmeden telefonu elime alıp Alp'i aradım.
Uzun uzun çaldı önce. Daha sonra tam kapatmaya yeltendiğim an açtı. Açtığını anladığım an küçük bir telaşa kapıldım. Boşta kalan elimi kalbime bu sebeple kalbime attım. Ben heyecanla kesilen nefesimi toplamaya çalışırken telefonun ucundan bir ses yükseldi.
" Hazan..."
İşittiğim sesle telefonun sesini kısarken kendi sesimi de olabildiğince kısık çıkarmaya çalıştım. Evde kimin olduğunu bilmediğimden temkinli yaklaşmak zorunda hissediyordum kendimi. Ardından afallayarak dudaklarımı yaladım. Afallamam sesimi bulduğunda ararken ne diyeceğimi dahi düşünmemiş olduğumu fark ettim.
" Ben..."
Cümlemi nasıl tamamlayamayacağımı bilerek elimi başıma atarak sorguladım kendimi. Daha sonra kelimeler benden bağımsız dilimden döküldü.
" Dün öyle aniden gidince... Merak ettim seni."
Alparslan ise benim sesimdeki tereddüdün aksine oldukça kararlı bir tınıyı sesine vererek konuştu. Sesini ve sesindeki rahatlığı işiterek bir nebze de olsa rahatladım.
" Merak etme. Bir sorun yok."
Ancak sesinde bir mesafe olduğunu düşündüm zira ona özel olan sevgi sözcükleri ya da aşk yoktu sesinde. Bu sebeple dün olanları gizlemem nedeniyle küstüğünü düşünerek öne atıldım.
" Kızgın mısın bana? "
Alparslan soruma hiç düşünmeden cevap verirken aynı tınıyı sesine veriyordu.
" Hayır. Onu nereden çıkardın? Yorgunum sadece. "
Sözlerine karşın cevap vermek için ağzımı araladığımda telefonun ucundan bir ses geldi.
Kadın sesi...
" Alparslan, hadi oğlum, seni bekliyoruz."
Yüzüme bir tereddüt eklenirken içimde bir şüphe oluştu. Tanımıyordum bu sesin sahibini.
" O kadın kim? "
Benim sesimin telefonda yankı bulmasının ardından kısa bir süre cevap gelmedi. Ardından erkeksi sesi kulaklarımı doldurduğunda sesi kendinden emindi.
" Elif' in dadısı. Evdeyim de. Sonra konuşalım mı? Kapatmam gerekiyor güzelim."
Elif' in dadısının aileden biri gibi olduğunu daha önce duyduğum için sorgulamadım. Bu nedenle mırıldandığımda sakin bir tınıyı sesime veriyordum.
" Tamam. "
Daha sonra ondan cevap gelmesini beklemeden kapatarak telefonu komodine bıraktım. Artık yüreğimin sahibi dediğim adam biliyordu şiddet gördüğümü ve hayatımın bütün detaylarını. Bunun düşüncesi bile beni yıpratmaya yeterken sesindeki soğukluk canımı yakıyordu. Yorgunum demişti ama yine de içimde bir şüphe vardı. Bu şüphe içimi didik didik ederek daha fazlasını düşünmeme neden oldu.
Onun tüm bu olanlara, ona vakit ayıramayışıma rağmen beni sevmesi imkânsız geliyordu bazen. Belki de hiç karşılıksız sevgiye rastlamadığım kendi ailem tarafından bile sevilmediğim içindi bu düşüncem.
Uzun uzun bunun gerçek olabileceği fikriyle savaştıktan sonra daha fazla düşünüp kendimi üzmemek için duşa girmeye karar verdim. Çok ağlamış çok yorulmuştum. Bedenimin her bir köşesi sızlıyordu.
Duşta sıcak suyun altında bedenimi iyice yumuşatıp dinlendirdikten sonra rahat bir şeyler giyindim. Yemek saatinin geldiğini fark ederek bitkince yemeğe indim. Kahvaltı bile yapmadığım için çok açtım. Üstelik ne olursa ne kadar döverse dövsün Tuğrul her seferinde bütün herkesi masada görmek istiyordu.
Masada yerimi aldığımda Şevval'in bakışlarını görmezden gelerek Tuğrul'u beklemeye başladım. Ö*dürücü bakışlar atıyordu bana ama alışık olduğumdan gerek artık yadırgamıyordum bunu.
Bir süre boyunca hiç konuşmadan dördümüz birlikte oturarak bekledik gelmesini. O süre nihayet son bulduktan sonra kapı çaldı. Gelen Tuğrul'du. Ben bakışlarımı dahi kaldırmadan bu tarafa ilerlemesini beklerken Şevval ayaklandı. Az sonra onun oldukça yüksel desibeldeki sesini işiterek refleksle bağırdığı yöne döndüğümde gördüğüm manzara sayesinde ağzım aralandı ve bakışlarım duraksadı.
" TUĞRUL! KOLUNA NE OLDU? "
Sağ kolunda alçı yüzünde ise bitkin bir ifade vardı. Üstelik bir gözünün altında da belirgin bir morluk mevcuttu. Şaşkınlığıma yenik düşmeyip bir elimle Nare'yi tuttuğum esnada o bizim şaşkın ve korkulu bakışlarımıza aldırmıyordu. İki koca adım atıp masanın ucunda durduğunda hiçbirimizin yüzüne dahi bakmadan konuştu.
" Düştüm."
Şevval inanmaz bir bakışı sesine vererek içli bir nidayı dudağından bıraktı. Ardından konuştuğunda Tuğrul bize bakmamayı sürdürüyordu.
" Düşünce mi kırıldı kolun? Niye haber vermedin? "
Tuğrul omuz silkerek homurdandığı esnada bakışlarımı kardeşime çevirerek sakin kalması için göz kırptım. Benim bakışımla Nare rahatlarken Narin umursamaz bir tavırla dinlemeye devam ediyordu.
" Oldu işte bir kaza. Tantana yapma. Yorgunum, uyuyacağım. " Sözlerini tamamladığı an yavaş ve temkinli adımlarla yukarı, odasına çıktı. Bizim daha doğrusu karısının cevabını beklememiş olmasıyla hepimiz gittiği yöne doğru şaşkınca bakınırken Şevval omuzlarını düşürerek yerine oturdu. Ardından bunu komut bilmiş gibi biz de oturduğumuzda kısa süreli bir sessizlik oluştu. Şevval çatalına yemeğini dolayıp ağzına atacağı an bıkkın bir nefes vererek homurdandı. Kızlarla sessizliği bölen bu çatal sesiyle irkilerek ona bakmıştık ve o esnada işitmiştik homurdanmasını.
"Babanıza bakacağım. Siz yiyin."
Onun bu sözlerinden sonra Narin vakit kaybetmeden odasına çıktı. Ben de sıradan bir kaza gibi düşünüp onun kolunu normalleştirerek Nare'yi rahatlattım. Bir yandan da birlikte yemek yediğimizde iştahım olmamasına rağmen lokmaları yuttum. Zira biraz daha yemek yemezsem eğer açlıktan bayılacaktım. Yemek faslı bittiğinde ise içimdeki kuşkuyu da peşimden sürükleyerek adımlarımı odama sürükledim. Tuğrul'un kolunun düşerek o hâle gelmeyeceğini anlayabilecek zekaya sahiptim ve nedense bu olayda Alparslan hiçte masum görünmüyordu. Çünkü tam da onun benim gördüğüm şiddeti öğrenmesinin üstüne bu olay olmuştu. Odama girip kapıyı yavaşça kapattıktan sonra kısa bir süre ayakta dikilerek öylece düşündüm. Ardından kaşlarımı çatarak daha fazla düşünmeden komodinden telefonumu çıkararak ona mesaj atmaya karar verdim.
Tuğrul'un kolunu sen mi kırdın?
Mesajı yazdığım gibi daha şimdiden içime dolan öfke nedeniyle telefonu yatağa fırlattım. Ardından yatağın en ucuna oturup tırnaklarımın ucunu kaşıyarak cevap vermesini bekledim. Birkaç dakika sonra bildirim sesi geldiğinde yerimden fırlayarak hızla telefonu elime aldım.
Tek bir kelime, Tek bir cevap...
Ellerim titreyerek okudum o cevabı ve kabullenişini:
♡: Evet.
Mesajı okuduktan sonra içime çöken ağırlıkla verecek cevap aradım kısa bir süre. Ne diyeceğimi düşündüm. Uzaktan bakıldığında bu yaptığı çok romantikti belki. Bana dokunan eli kırmış olması etkileyici gelebilirdi ama benim hissettiğim tek şey korkuydu. Çünkü bunu yapabilmiş olması korkunçtu. Bana dokunurken saçımın tek telini incitmekten çekinen adam, öfkeden gözü dönünce birine zarar verebiliyordu. Şiddete eğilimliydi. Mesajı okuduğum andan beri tekleyen parmaklarım düşünmeden hızla cevabını yazdığında bana bu korkunun hesabını vermesini ve ona karşı içime doldurduğu kuşkuyu gidermesini istiyordum.
Konuşmak istiyorum.
Mesajımın iletilmesinden yalnızca saniyeler sonra cevabı ekranıma düştüğünde yutkunuyordum.
♡: Beş dakikaya oradayım.
Derin bir nefes verip dudaklarımı yaladığım esnada ise içimden buluşma yeri ve konuşulacakları geçirmiştim bile. Bu düşüncelere kelimelerim eşlik ettiğinde içimde değişik bir his vardı.
Kayalığa gel.
Cevabını beklemeden telefonu cebime atıp üzerime bir hırka geçirdim. Kaybedecek vaktim yoktu. Bir an önce içimdeki acıdan kurtulmam gerekiyordu. Bu sebeple hızla arka kapıdan çıkıp kayalığa gittim. Vardığımda o çoktan gelmiş yerine oturmuştu. Üzerinde beyaz keten bir gömlek vardı. Daha fazla onu inceleyecek kadar çok vakit kaybetmeyip derin bir nefes vererek ona doğru adımladım. Benim adımlarım onun yanında son bulurken geldiğimi fark etmesiyle ayağa kalktı. Sarılmak için yeltendiği esnada bir iki adım geriledim. Aynı anda çıkan sesim sitem doluydu. Ne sebeple geldiğimi bile bile sarılmak adına öne atılıyordu.
" Ne yapmaya çalışıyorsun sen? "
Öfkeli çıkan sesimle şaşkına döndü. Belli ki bu tepkiyi beklemiyordu. Ardından konuştuğunda bir yandan da yutkunarak bana bakıyordu.
" Tuğrul'u diyorsan hak etmişti. "
Sinir tüm beyin hücrelerime yayıldı sözleriyle. Hak etti, hak etmişti. Yani Alparslan onu hak ettiğinde dövecek kadar zalimdi. Hak etmesi yeterli bir nedendi. En büyük korkumun ufacık kırıntısı vardı şu an karşımda. Onun babama benzeme ihtimalinin bir yansımasına bakarak öfkemi diri tutuyordum. O öfke benim sesimi ve düşüncelerimi kontrol ediyordu.
" Hak etti diye Kolunu kırdın yani? Bu muydu çözüm, sen böyle biri misin? "
Ben cümlemi tamamlarken Alparslan sözlerimin etkisiyle öfkeye bürünüp bana doğru iki koca adım attı. Aynı saniyelerde konuşuyordu ve öfkesi sesine yansıyordu.,
" Nasıl biriymişim ben ? "
Hırçın çıkan sesi ürkememe sebep oldu. Belli etmemek için direndim. Bu sebeple kollarımı ona doğrultarak konuşmaya başladım.
" Böyle. Tam olarak böyle. Öfkeli, gözü dönmüş, saldırgan..."
Omuz silkerek sinirle gülümsedi. Ardından bakışlarını bende tutup dudaklarını yaladığında sesini toparlayarak konuşuyordu. Ben de içimdeki öfkeden titreyerek bakıyordum yüzüne.
" Ne yapmamı bekliyordun Hazan? Sessiz mi kalsaydım? VURMUŞ SANA ! VURMUŞ! "
Son cümlesinde yüksek çıkan sesi ürkmeme sebep oldu. Sendeleyerek geriledim bu yüzden. Tuğrul her sesini yükselttiğinde vurduğu için istemsiz olarak yapıyordum bunu ama ben sevdiğim adamdan korkmak istemiyordum. Benim babamda gördüğümü kızım görmesin ömrümün geri kalanı farklı adamın aynı işkenceyi çektirmesiyle geçmesin istiyordum. Göz bebeklerim sırf bu yüzden titrerken ürkek bir ceylan misali verdim nefesimi. Alparslan ise korktuğumu anlamış olacak ki aramızdaki mesafeyi sıfırlayarak ellerimi tuttu. Daha sonra konuştuğunda onun da sesi titriyordu.
" Özür dilerim. Bağırmak istemedim. Sadece sinirliyim ve sinirliyken kendimi kontrol etmekte zorlanıyorum. "
Derin bir nefes verip devam etti ve ben de onun sözleriyle zor da olsa yüzüne bakındım. Gözlerinde anlam veremediğim türde buruk bir ifade vardı. Bu ifadeye yutkunuşu eşlik ediyordu.
" O şerefsiz sana zarar vermiş. Sakin kalamazdım. "
Ellerinden isteksizce kurtulup gözlerine sert bir ifadeyle bakındığımda sözlerim bakışımın aksine sakindi ama ben sakin değildim. Çünkü korku her bir zerremi kaplıyordu. Onu yanlış tanımış olmanın dahi korkusu beni titretmeye yeterken Alp benim öz babamın kolunu kırmıştı.
" Bana zarar veren herkesin kolunu mu kıracaksın yani? "
Ben cümlemi tamamlarken o düşünmeden gözlerini gözlerime sabitleyip elini belime attı. Hızla bedenimi kendine çektiği esnada nefesini yüzüme üfleyerek konuşuyordu ve ben de anlık gelen temasın etkisiyle öfkemi unutarak heyecanlanıp yutkunuyordum. Bu hareketi böyle bir anda bile midemdeki o küçük kelebeği uyandıracak kadar güzeldi.
" Evet. Teker teker hepsinin..."
Her bir kelimesini bastırarak söylemişti. Bu Alparslan'ın bu konudaki ciddiyetini gösteriyordu ve o ciddiyet benim içimde bir yerlerde sızı uyandırıyordu. Bir yandan da içimdeki kelebek beni zorladı ancak ben yine de buna karşı durmam gerektiği için zar zor kendime gelerek bir iki adım geriledim. Bu esnada benim sözlerimden de ciddiyet akıyordu.
" Saçmalama. Yapmayacaksın öyle bir şey. "
Alparslan cümlemi işittiği an öfkeyle kıkırdayarak ona bakmamı sağladı. Bir eli çenemdeyken konuşuyordu ve bu konuşma öfkeyle alayı aynı anda içinde barındırıyordu.
"Ne yapacağım? Sessiz mi kalacağım? "
İmalı ve sert çıkan sesi sinirimin kat ve kat artmasını sağlamıştı. Zira suçlu olmasına rağmen üste çıkmak adına atılımlar yapıyordu. Her ne olursa olsun o benim babamdı. Sevmesem de babamdı. Üstelik o alelade bir erkek değildi. Ciddiydi ilişkimiz. Bunu riske etmiş olma ihtimali de yakıyordu canımı. Yine de ses tonumu korudum. Öfkemi ona yansıtmamaya çalıştım; tıpkı onun yaptığı gibi.
" Yaptığın şey onun yaptığının aynısı. Doğru değil bu. "
Alparslan bakışları ve başıyla beni reddedip sıkıntıyla soludu.
" Doğru mu, yanlış mı? Hiç s*kimde değil."
Küfrünü görmezden gelerek başımı sağa sola salladım. Zira buna odaklanırsam tartışma daha da çok uzayacaktı. O yüzden içimi kemiren o soruyu bir an önce sormak istedim. Sözlerimden bir şey anlamadığı daha doğrusu anlamak istemediği belliydi. Diretmek yerine en azından bu şüpheden kurtulmak en mantıklısıydı.
" Nasıl yaptın peki? Sen mi yaptın? Ne diyerek yaptın? "
Dillendirmek istemesem de bunu nasıl ne şekilde yaptığı da önemliydi. Kendini tanıtması ya da tanıtmasa dahi göstermesi ilerde karşı karşıya gelmelerine engeldi. Alparslan bu sebeple ne dediğimi anlamış olarak öne atıldığında ben ilişkimizi riske etmesinden korkuyordum ve o sanırım bu korkunun farkındaydı.
" Senden söz etmemden mi korkuyorsun?" İlk cümlesinin ardından başıyla reddediş göstererek devam etti. "Tahmin ettiğin gibi olmadı. "
Ben de sözleriyle bir nebze olsun rahatlayıp nefes vererek daha çok detay öğrenmek adına öne atıldım.
" Nasıl oldu?"
Alparslan ise benim soruma karşın içli bir nefes vererek ellerimi sıkıca tutup gülümsedi. Merakıma rağmen kanatlanan kelebekle ona bakındığımda ise dudağıma bakarak konuştu.
" Nasıl olduysa oldu. Sen boş ver bunları baharım."
Ben başımla reddedip ellerinden kurtulmadan konuştum sözlerine karşın. Çünkü bu benim boş verebileceğim türden bir mevzu değildi. Bu mevzu hakikaten önemliydi. Alparslan'ın bunun farkında olmasını beklemiş ve düşünmüş hatta inanmıştım. Ancak o aksi tavır gösterecek kadar rahattı.
" Nasıl boş vereyim Alp? Ne dedin kolunu kırarken? "
Sinirle gülümseyerek bir elini belime attı. Diğer eli hâlâ elimi sıkıca kavrarken konuşmaya devam etti.
" Konuştuğumu kim söyledi? "
Ben de öfke ile gülümseyerek sıktım dişlerimi. Detaylarını öğrenmek canımı acıtıyor bir yandan da öfkemi harlıyordu.
" Direkt giriştin yani? "
Bıkkın bir nefes vererek belimdeki elini kendine doğru çekip bedenimi bedenine yasladı. Ardından benim gözleri usulca kapanırken başını boynuma gömüp içli bir nefes çekti içine. Nefesi ile aynı saniyelerde konuşuyordu ve sesi oldukça baygın geliyordu.
" Nasıl hak ediyorsa öyle yaptım. Detayını bilmene gerek yok."
Bedenimi biraz gerileterek aramızda mesafe bıraktım. Ardından gözlerinin içine bakındığımda gerilememe karşı şaşkın bir ifade yüzünde yeni yeni beliriyordu. Bu esnada bir yandan da sinir saklıydı bakışlarında. Sinirlenmekte haklıydı aslında. Mevzuya sadece kendi yanımdan bakmıştım ancak şimdi o bakışla kısa bir anlığına onun açısından düşünme fırsatım olmuştu. O yalnızca beni savunmak istemiş benim yapamadığımı yapmıştı. Beni asıl rahatsız eden onun bunu yapacak biri olmasıydı. En büyük korkum buydu: Şiddete eğilimli olması. Babamdan gördüğümü sevdiğim adamdan görmek istemiyordum. Bu yüzdendi tavrım. Korkudan gözünün dönmesi beni bu yüzden korkutuyordu ama bunu benim için yapmış olması onu bir noktada haklı yapıyordu. Zira bilmesine rağmen tepki vermese çok daha ağır bir tablo olacaktı karşımda. En azından zarar gördüğümde sessiz kalmayıp buna karşı tavrını ortaya koymuştu.
Kısa bir anlığına da olsa içimde beliren düşüncelerin sağladığı sıkıntı sayesinde bıkkın bir nefes vererek ellerimi saçıma attım. Aynı saniyelerde konuştuğumda içimden az önce geçirdiklerimi dillendiriyordum.
" Tamam, haklısın. Sadece beni savunmak istedin. Bunu benim yapmam gerekirken hem de."
Gözlerinde hüzünle karışık bir gülüş belirdi. Daha sonra tekrar elini belime atarak kendine çekti bedenimi. Çenemi kavrayarak göz göze gelmemizi sağlayıp bir elini elime yasladı daha sonra. Sıcacık nefesini yüzüme üflediğinde benim gözlerim istemsizce kapandı. Alparslan ise bu esnada o nefesin sıcak olmasını sağlayan lavla kaplı dudağını kapanan gözlerimden solumdakine değdirdi. Ardından dudakları yüzüme milim mesafedeyken erkeksi ama kısık sesini işitmemi sağladı.
" Tabii ben savunacağım küçük sevgilimi. Sen savunmasız kalsan da kendini savunsan da her zaman seni ben koruyacağım."
Sözleriyle içim yumuşacık olurken istemsizce gülümseyerek içli bir nefes verdim. Alparslan gülüşümden öpmek ister gibi dudağımın kenarına minik bir buse kondururken de gözlerimi usulca açarak daldım yeşillerine.
Ardından eline yasladığı elimi ondan kurtarıp iki elimi birden boynuna doladım. Kıyamıyordum ona. Konu ne olursa olsun bu değişmiyordu. O bana yeşillerini göstererek baktığında karşısında durmak imkansızdı. Üstelik tarafsız bir şekilde baktığımda da haklıydı. İçimde bir yerlerde gizlenen diğer korkumu gözlerinin en derinine dalarken anlatmak istedim. Yüreğimden de zihnimden de geçenleri en değerlim bilsin istedim.
" Kendimi savunmaktan aciz olduğumu düşünürsün diye çok korktum."
Başıyla beni reddederek iki eliyle birden yüzümü kavradı.
" Saçmalama. "
Ben de omuz silkerek katıldım ona. Saçma olabilirdi ama bu bunu düşünmeme engel değildi.
" Saçma belki ama düşündüm işte. "
Ben cümlemi tamamalarken Alparslan dudaklarını yalayıp benim dudaklarıma bakarak içli bir nefes verip fısıldadı.
" Düşünme. "
Derin bir nefes verdi daha sonra. Ben nefesinin etkisi tenimde rüzgar oluşturunca kapattım gözlerimi. Alparslan ise dudağını yanağıma yaslayarak bir elini tekrar belime yaslayıp devam etti sözlerine. Ancak bu kez sesi o büyülü gecede ezberlediğim tınıdaydı.
" Bir gecede ne kadar özlediğimi bilsen aklını kaçırırsın. "
Sözleri yüzümü yaktı önce. Ardından bu yangının alevleri yüzümden kadınlığıma doğru yol aldı yavaş yavaş. Ben bu yol alışla içli bir nefes çektiğimde nefesime içimdeki o yangınlı ses eşlik etti.
" Ben de özledim."
Özlemiştim hem de divane bir tutkuyla özlemiştim. Yalnızca bir kez acıyla dolu tatmıştım bu hazzı. Ancak se*işmek daha doğrusu sanırım onunla se*işmek o kadar güzel ve o kadar büyülüydü ki bu büyünün beni şu an divane etmemiş olması zaten imkan dahilinde değildi. Onca olayın içinde dahi dün gece yaşananlar aklımdan çıkmamıştı. Gün boyu ara ara irkilip o anları anımsamıştım ve her anımsamam altımda bir yankı uyandırmıştı. Çok başka bir histi. İlk kez yaşamın bu kadar içinde ve mutlu hissetmiştim. Bu mutluluk o andan sonra süregelen mutsuzluklara rağmen devam etmişti.
Gözlerim sözlerime rağmen açılmasa da onun küçük itirafımla çapkınca sırıttığını biliyordum. Bu sebepten o çapkın sesi ve teması kapalı gözlerimle beklediğimde sevgilim bir elini yavaşça p*poma indirerek t*hrik edici bir şekilde tenimi ok*ayarak sıktı. Ardından başını boynuma gömüp içli ve ıslak bir öpücük bıraktı. Bu öpücükle ben yutkunurken o erkeksi ve t*hrik edici bir sesle sürdürüyordu cümlesini.
" Özlemimizi dindirecek çok güzel bir yer biliyorum sevgilim."
Erkeksi sesine karşın içimdeki özlemle gözlerimi açarak kabul etmek adına ağzımı araladım. Ancak geceyi bu şekilde bitirmemem gerektiğini düşünerek vakit kaybetmeden araladığım gibi kapattım. Sebebi her ne olursa olsun birine şiddet uygulamıştı ve bunu geceyi böyle tamamlayarak ödüllendirmiş olacaktım. Şu an ki tavrımın daha doğrusu engel oluşumun nedeni buydu. Bunu ceza olarak da sayabilirdi.
Üstelik hazırlıksız yakalandığım için güzel bir takım giyememiştim ki bu da gayet geçerli bir bahaneydi. Çamaşırlarımın altı ve üstü bile aynı değildi şu an. Elime ilk gelen şeyleri giyindiğim için kesinlikle olmazdı. Bu sebeple dudaklarımı hafifçe araladığımda o bana baygınca bakıyordu. Muhtemelen kabul etmemi bekliyordu. Bakışları bunda gizliydi. Hatta kabul ettiğim an evi dahi beklemeyip beni çalıların arasına sürükleyecek gibi bir tavrı vardı.
" Bunu başka zamana saklasak? "
Yüzünde kurduğum cümleyle hayal kırıklığı oluştu. Bunu beklemiyordu. Kırgınlığı sesine de yansıdığında yutkunarak bunu yapmam gerektiğini yineledim içimde.
" Neden? "
Omuz silkerek nefes verdiğimde bu gece yeniden onun olabilmek istediğim geçiyordu aklımdan. Hatta irademe sahip çıkmak zorunda olmasam onu çalıların arasına ben çekiştirecektim. Öyle bir istek vardı içimde.
" Bu gece olmaz. "
Alparslan ise sırıtarak şansını zorlamak için elini belime iyice bastırıp önündeki s*rtliği hissetmemi sağladı. Ben yutkunarak kendime engel olmaya çalışırken o boynumu e*ip devam etti sözlerine. Bilerek, direncimi kırmak için böyle davranıyordu.
" Neden olmasın? "
Yutkunuşumu büyüterek içimden geçenin aksini tekrar ettiğim an bile içime yarın ne giymem gerektiğini düşünüyordum ama o bunu bilmeyecekti. Cezalı olduğunu ve davranışlarına daha çok dikkat etmesi gerektiğini bilecekti.
" Olmaz işte Alp. Hem cezalısın sen. Benden habersiz iş yapıyorsun."
Dudaklarını boynumdan çekerek yüzüme bakındı. Ardından içli bir nefes vererek dudaklarıma bakmaya başladığı esnada konuşuyordu.
" Haklı bir iş yapıyorum."
Ben ise bu bakışını bozmak için gözlerimi kaçırarak başımı eğdim. Zira direncim kırılmak üzereydi. O bunu bilmek yerine onun davranışı sonrası tripli olduğumu düşünecekti.
" Yine de öyle söyleme. Ne olursa olsun şiddet bu. "
Alparslan sözlerimle derin bir nefes alıp gülümsedi. Ardından başını hafifçe sola eğerek kabulleniş gösterip elimi tuttu. İki saniye temas etmeden duramıyordu.
" Peki güzelim. Sen nasıl istiyorsan öyle olsun. Oturalım hadi. "
Eliyle kayalığı işaret ettiğini görerek geri geri adımladım. Alelacele çıkmıştım evden. Dünden sonra bu çok riskliydi. Üstelik yaptığını ödüllendirmek istemiyordum ki buna onunla bu gece vakit geçirmekte dahildi.
" Eve dönsem daha iyi olacak. Cezalısın unutma. "
Cümlemi duyduğu an benim gerilediğim yönde bana ilerleyerek aniden belimden tekrar tutup ona yaslanmamı sağladı. Bir eli saçlarımı bulurken diğer eli hâlâ belimdeydi. Aynı saniyelerde dudakları da alnımı buluyordu. İçli bir öpücüğü alnıma bıraktığı an kapanan gözlerime rağmen kulaklarım sesini işitti.
" Böyle ceza olmaz. "
Sesi sitem dolu değildi. Sanki yumuşak dokunuşlarının sese dönüşmüş haliydi. İçimi öylesine kıpırdatarak beni mutluluğa teslim ediyordu.
" Oldu bile. "
Benim düz bir tınıda kurduğum cümleyle o bıkkın bir nefes vererek başını hafifçe geriletip göz göze gelmemizi sağladı. Dudaklarını büzerek bakışlarıyla bunu yapmamamı söylese de sesindeki siteme engel olamamıştı.
" Eve bırakayım bari. "
Sinsi bir gülüş yerleştirdim yüzüme. İçim onun kollarında olmadan bir gece geçireceğim için k*n ağlasa da bu sahte gülüşle hatasının bedelini ödetmek adına öne atıldım.
" Yürüyeceğim biraz. Cezana neyi ekleyip çıkarmam gerektiğini düşüneceğim."
Sözlerimle ellerini havaya kaldırıp omuz silkerek pes etti. Ben bu hareketiyle kıkırdarken o yüzünü buruşturarak somurtuyordu ama ciddi olmadığımı bildiğinden rahat görünüyordu. Buna güvenerek geri geri bir iki adım gittim. Elimle öpücük attıktan sonra da önüme dönüp hızla eve doğru yürümeye başladım. Arkama bakmadım hiç. Baktığım an tek bir bakışıyla irademi yıkmamdan korktum. Zaten ben bakmasam dahi onun beni gözetleyeceğinden emin olmanın verdiği güvenle 'Orada mı?' diye bakmama gerek de kalmayacaktı.
Bugün olanlar genel itibariyle kafamı kurcalıyordu ama kuruntu yapmayı bir kenara bırakıp anı yaşamak istedim. Belki de Tuğrul olanları çoktan hak etmişti. Hatta belki bile değil, gerçekten çoktan hak etmişti. Ona birinin bu yaptıklarının bedelini onun dilinden ödetmesi gerekiyordu. Yalnızca bana değil, tüm ailesine uyguladığı şiddetin bedelini bu şekilde ödeyecekti. Bütün bunları düşünerek kasvetli bir havada sürdürdüm adımlarımı. Evin olduğu sokağa ulaştığımda ise arka tarafa doğru ilerledim. Tam çöp konteynırının yanından geçerek içeri gireceğim esnada bir ses işiterek döndüm arkama. Alper'in sesiydi bu.
Bakışlarım o yöne döndüğünde evlerimizi birbirinden ayıran duvarların bitimindeki çitlerin gerisinden bakıyordu bana. Üzerinde gözleriyle uyumlu buz mavisi bir gömlek ve koyu lacivert bir pantolon vardı. Kumral saçları ve mavi gözleri ise evlerinin etrafındaki loş ışıkta parlıyordu.
" Hazan, biraz konuşalım mı? "
Derin bir nefes vererek onu başımla onaylayıp tebessüm ettim. İçimden muhtemelen dünü soracağını geçirerek adımlarımı ilerlettikten sonra ise tam karşısında durarak aramızda yalnızca çitin varlığının mesafesini bıraktım. ardından içli bir nefes vererek tebessümümü büyüttüğümde ona fırsat vermeden direkt konuyu açarak minnetimi dile getirmek istedim.
" Dün için teşekkür ederim Alper."
Yaşananlardan fırsat bulabilseydim bugün yanına uğrayıp olanları anlatacaktım. Şu an onunla karşılaşmam bu yüzden iyi olmuştu. Alper tebessümüme karşılık vererek sözlerini dillendirdiğinde bakışlarım mavi gözlerindeydi.
" Önemli değil. Ben de bu konuyla ilgili konuşmak istiyordum seninle."
Başımla onu onaylayarak dudak içlerimi ısırdım. Belediğim bir soruydu bu. Elbette ki dün nerede olduğumu soracaktı. Onun yalanı sayesinde kurtulduğum için öğrenmek istemesi buna sebepken bir diğer sebep de arkadaşım olmasıydı. Bu sebeple rahat bir tavır takınarak ona fırsat verdim.
" Neyi merak ediyorsan sorabilirsin."
Alper ise bunu bekliyormuş gibi cümlemi duyduğu an öfkeli ve kinayeli bir tınıda konuştu.
" O adamla nasıl tanıştığını merak ediyorum. "
Sözlerini duyduğum an damağım kurudu. Şaşkınca afalladım bu yüzden. Gözlerim anlık kapanırken kaşlarım çatıldı. Bizi görmüş olmalıydı. Onun görmesi başkalarının da görmüş olabileceği anlamına geliyordu ki bu benim içimi tedirginlikle doldurarak kelimeleri boğazımda düğümledi.
" Sen..."
Afallayarak kurmayı denediğim cümleyi o derin bir nefes vererek toparlayarak detaylandırdı.
" Partiden sonra hava almak için yürüyüşe çıktım. Sonra seni gördüm, arabasından inerken. Dün sırf bunun için geldim size ; onunla ne işin olduğunu sormak için. "
Sözlerine karşın gözlerinin içine baktım. Kızgın görünüyordu. Bu kızgınlığının nedeni hayatımda biri olması mıydı? Yoksa o kişinin Alparslan olması mı? Endişeyle cevabımı aradım.
" Tanıyor musun onu? "
Başını aşağı yukarı salladı. Bu onu tanıdığı anlamına geliyordu ki anlamak dahi içimin kıpır kıpır olmasına ve yüzüme bir gülümseme yayılmasına neden oldu.
" Tanıyorum ve hiç hoşlanmıyorum."
Ancak bu gülümseme ardından kurduğu cümle ile hızla silindi yüzümden. O gülüşün ardından yerine mıh gibi çakılmış bir beden ve bozuk bir ifade kalırken Alper huzursuz bir nefes vererek devam etti.
" O adam sana göre biri değil Hazan."
O adam sana göre biri değil...
Değil...
Kısa bir an duyduklarımla başım döndü ve bu dönüş benim gözlerimi sıkı sıkıya yummama neden oldu. Kaşlarım daha çok çatılırken içli bir nefes vererek dişlerimi sıktım. Ardından kalbimde bir sancı oluştu.
O adam sana göre değil...
Peki kim karar veriyordu buna?
Birinin bir diğerine göre doğru ya da yanlış olduğuna kim nasıl karar verebiliyordu?
Bu kararı verme nedeni neydi ve bunu nasıl bu kadar rahat söyleyebiliyordu?
Merakım sözlerime yansırken içimde sanki bir şeyleri hisseden bir sızı vardı. O sızı sorumu küçük bir fısıltıdan ibaret kılarken Alper verdiğim tepki karşısında şaşkın görünüyordu.
" Neden? "
Bıkkınca nefes verip ifadesini koruyarak sorumu cevapladığında ben vereceği cevabı merakla bekliyordum.
" Onu tanıdığını sanmıyorum. "
Bu sözleri bugün ona karşı olan ilk yanılgımı destekler nitelikteydi. O yüzden bıçak gibi saplandı yüreğime. Kalbim inkâr etti. ' Onu gayet iyi tanıyorsun Hazan. ' dedi. Beynimse şüpheye düştü ve 'Onu o kadar da iyi tanımıyorsun.' Dedi. Bu şüphe kalbimi esir aldı. Ben bu esaretin cümleme dökülmesiyle sözlerimi dillendirirken içimdeki esaretin acısı sürüyordu.
" Sen ne kadar tanıyorsun onu? "
Alper hiç düşünmeden sorumu cevaplandırırken oldukça rahat bir tınıdaydı.
" Tahmin edemeyeceğin kadar. Ne zamandır birliktesiniz? "
Bu kez düşünmeden konuşan bendim ve bu konuşma sürdükçe içimdeki şüphe ve esaretin acısı daha çok acıtıyordu canımı.
" Üç ay."
Elini cebine attı ve kaşlarını çattı. Ardından konuştuğunda dudağı büzgündü ve yüzünde merak dolu bir ifade vardı.
" Üç koca ay... Şimdi anlaşıldı geceleri kaçıp gitmelerin."
Kaşlarım duyduklarımla anında çatılırken en sert ifademi giyindim. Ona anlatmış olmamdan hayatıma karışıp müdahil olma hakkını çıkarmış olabilirdi ancak yanılıyordu. Buna müsaade etmeyecektim.
" Seni ilgilendirmez Alper. Haddini aşma."
Sözlerim bir bıçak gibi ifadesini keserken o da aynı tınıyı takınarak öne atıldı.
" Sen her gece onun yanına kaçıyorsun. Babanın onu tanıyıp tanımakla kalmayıp nefret ettiğini biliyor musun? "
Derin bir nefes alarak beynimin sesini duymazdan gelip kalbimin esaretine son verdim. Sevgilim hakkında söylenen sözlere kanmayacaktım. Üstelik o bu cümleyi kurarken babamın ne denli kötü biri olduğunu da bana yaşattıklarını da biliyordu. Buna rağmen engel olmuyordu ama Alparslan benim hayatımı güzelleştirmek için çabalayarak hem babamdan hem de ondan farkını ortaya koyuyordu.
" Biliyorum ve gurur duyuyorum bununla."
Bu daha önce fark ettiğim bir durumdu aslında. Kenan'ın sözleri ve en son olanlar bunu doğrular nitelikteydi. Alparslan ve Tuğrul k*nlı bıçaklıydı ki bu da sevgilimin iyi biri olduğunu doğruluyordu. Ben Alparslan ile övünerek başımı dik tutarken onun dudaklarından küçük bir kıkırtı döküldü.
" Baban kötü biri çünkü değil mi? Alparslan çok mu iyi? "
Başımla onu onaylayarak içli bir nefes verdiğimde ifademi koruyordum.
" Öyle."
Aramızda yaşananlar yüzünden sevdiğim adamı Alper'e yedirecek halim yoktu. O her zaman yaptıkları işler yüzünden onlara tavır almamdan rahatsız olurdu. Alparslan dünyanın en iyi adamı dahi olsa Tuğrul ile yani dolaylı yönden onunla kıyaslamış olmam onu rahatsız etmiş olmalıydı. Eskiden olsa ilk anlatacağım kişi o iken şu an bu durumda oluşumuz da canımı acıttı. Ancak bunu sonraya erteleyerek düşüncelerden sıyrılıp bakışlarımı onda tuttum.
" Pişman olacağın şeyler yapıyorsun Hazan, yapma. "
Tekrar reddediş göstererek sıkıntıyla soluduğumda kaşlarım olabildiğince çok çatıktı ve onun yüzünde de aynı ifade vardı.
" Buna sen karar veremezsin."
Başını sallayıp dudaklarını yaladı ve bir eli ile evimi işaret ederek konuştu.
" Baban öğrendiğinde ne olacak biliyor musun? "
Cevap vermeye yeltendiğimde eliyle susturdu beni. Ardından devam etti konuşmaya.
" Dur ben söyleyeyim. Asla, asla izin vermez. Reddeder seni. Evlenmemeniz için ne gerekiyorsa yapar."
Bu duyduklarım sonucunda hiç düşünmeden kahkaha attım. Reddetmesi beni korkutmaktan çok mutlu ederdi. Şu an bu hayata hapsolmamın tek nedeni ondan bir kurtuluşumun olmayışıydı. Yoksa koşa koşa çıkar uzaklaşabildiğim kadar çok uzaklaşırdım bu hayattan.
" Bununla mı korkutacaksın beni? Reddetmesi ancak işime gelir."
Alper cümlemi duyar duymaz yüzünü buruşturup şaşkın bir ifadeye büründü. Ardından konuştuğu esnada eli ciddiyetini gösterircesine sallanıyordu.
" Korkutmak mı? Ben sadece olacakları söylüyorum Hazan. Aile her şeydir. Ailen yoksa kaçıp gittiğinde dönecek sığınacak bir yuvan yoktur."
Benim zaten öyle bir yuvam yoktu, hiç olmamıştı. En yakından şahit olmasına rağmen inatla o yuvanın var olduğunu söylüyordu. Gözlerimi kapatarak bunu anımsamanın verdiği acıya teslimiyet gösterdim. Bu evden çıktığım an ne olursa olsun dönemeyeceğimi döndüğüm an kapıdan kovulacağımı anımsadım. Bazen yediğim lokmaların sayıldığını hissettiğimi, eskidi diye yapıştırmak zorunda kaldığım ayakkabılarımı, kızların eskilerini giymemek için gizli saklı harçlığımı çıkardığımı anımsadım. Sonra gözlerimi açarak bunların hepsini bildiği halde bilmiyormuş gibi yapan dostum, sırdaşım dediğim adama bakıp belki de son kez dillendirdim gerçekleri.
" Benim zaten bir ailem yok Alper. O evde Nare'den başka beni sevip adam yerine koyan yok. Sığıntı gibi yaşıyorum. Tuğrul'un beş kuruş para verdiği yok. Çoğu zaman Nare'nin eşyalarını ödünç alıyorum. Söylesene sence böyle muamele gördüğüm bir aile arkamda durur mu benim? Dönsem sığınacak yuvam olur mu ? "
Sözlerim yıllardır içimde tuttuğum yarayı dışa vurmuştu. Sesim gür çıksa da acı doluydu bu yüzden. Alper fark ederek kısa bir duraksama yaşayıp yutkunsa da ifadesini korumak adına boğazını temizleyip devam etti sözlerine.
" Öyle söyleme. Ne olursa olsun o senin baban."
Anlamıyordu. Ya da anlamak istemiyordu. Deminden beri dilimin ucuna gelen kelimeleri daha fazla tutamadım. Öfkemi inatla onu bana savunması harladı. Çocukluğumdan beri her şey onun gözünün önündeyken inatla bir yabancı gibi davranması anlık olarak dilimin kemiğini yok ederek cümlelerimi harladı.
" Benim hayatım sana dejavu gibi geliyor değil mi? Arkamı döndüğümde sığınacak bir yuvam olmaması sana ablanı hatırlatıyor."
Göz bebeklerinin titreyişini ve yutkunuşunu görünce pişman oldum sözlerimden. Gözlerimi kapatarak içimden kendime küfrettikten sonra açtığımda onun boşluğa daldığını görerek düşünmeden özrümü ve pişmanlığımı dillendirdim.
" Özür dilerim Alper. Ben bir an tutamadım kendimi. Boş bulundum."
Alper' in ablası Seçil babasının onaylamadığı bir adamı sevmişti. Ahmet amcanın ve Şükran teyzenin tüm karşı çıkmalarına rağmen vazgeçmemişti bu sevdadan. Bir sabah uyandığımızda Seçil ablanın gece yarısı kaçtığını öğrendik. Ardından Şükran teyze üzüntüden felç geçirdi. Alper ise aylarca toparlanamadı. Ablasını çok aradı ancak Seçil abla çoktan izini kaybettirmişti. O günden beri kimse nerede olduğunu ve ne yaptığını bilmiyordu.
O anları ve olanları hatırlamak içimde bir sancı uyandırırken Alper burukça tebessüm etti.
" Sorun değil, haklısın. Sonun ablama benzesin istemiyorum. "
Ben de gülümseyerek hatamı telafi etmek adına iyimser konuşmayı denedim. Onun yarasını en derinden kanattığımı bile bile yaptım bunu.
" Ablan sizden ayrıldı ama belki o adamla çok mutludur. Kim bilebilir?"
Cümlemin ardından omzunu dostça sıktığımda o gözünü kapatarak elini yumruk yapıyordu. Ben de bu esnada hatamın telafisi adına konuşuyordum.
" Alper sen çok iyi birisin. Benim için endişelenmeni de anlıyorum ama merak etme. Ben bu evden geleceğimi garanti altına almadan gitmem, gidemem. Çünkü geri dönüşüm yok. İkimiz de biliyoruz olmadığını. "
Alparslan'a olan güvenim kesinlikle tartışmaya kapalıydı. Bunu sorgulamam gerekecekse de tek başıma yapmalı bir başkasının yanında bu eylemi gerçekleştirmemeliydim. Alper'in sözleri onu çocukluğumdan beri tanımamın verdiği güvenle kalbimde küçük bir kuşkuyu uyandırmıştı ama hayır. Alparslan kesinlikle benim evleneceğim adamdı. Yalnızca onun da söylediği gibi doğru zamanı bekliyorduk. Kendimi garantiye almam güveneceğim bir adama âşık olmamdan geçiyordu ve bu adam kesinlikle Alparslan'dı. Alper'in endişesini anladığım için onu rahatlatmak adına bu şekilde kurmuştum cümlemi. Onun zaten garantide olduğumu yalnızca zaman gerektiğini bilmesine gerek yoktu.
" Haklısın ama bilmeni isterim ki..."
Eliyle bizim evi işaret ederek devam etti. " O eve dönüşün olmasa bile... " Aynı eliyle bu kez kendi evlerini işaret edip sonlandırdı sözlerini. " Bu eve her zaman dönüşün var. "
Çok uzun bir aradan sonra selamlar güzelliklerim ❤️🔥 Burayı ve yazmayı öyle çok özledim kii... Tek isteğim Watpadd' in bir an önce açılması.
Upuzun bir aradan sonra upuzun bir bölüm atmanın sevincini yaşıyorum 🥺🤍
Yeni bölümde görüşmek üzere, güzellikle kalın ! ❤️🔥
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 17.47k Okunma |
1.01k Oy |
0 Takip |
40 Bölümlü Kitap |