
🔥
Hayat amacı yoksa eğer izbe bir
çukurun eşiğinde fütursuzca savrulmaktır. Yönünü kaybetmiş bir pusula gibi kutup yıldızını aramaktır. Hazan tam üç yıldır varoluş sebebini arıyordu. Güzeller güzeli kızını, bu dünyadaki cennetini. Bugün sırf bu yüzden seneler önce ' Ölüm bile dönmesin bu şehre.' dediği ölesiye nefret ettiği memleketine, İstanbul'a dönüyordu.
Uçaktan, uçurtmadan, kuştan; gökyüzünde olan ne varsa hepsinden nefret ederdi. Korkardı da. Düşmekten, en çok düşmekten korkardı. Gerçek anlamda da mecazi olarak da düşmekten çocukluğundan beri korkardı. Küçükken bahçede düştüğünde Tuğrul' un attığı tokattan beri, annen gökyüzünde dendiğinden beri düşmekten korkardı.
Nihayet uçak iniş yaptığında saniyeler önce korkudan avuç içlerini kanatmamış gibi telefonunun ekranından makyajını kontrol etti ve büyük siyah gözlüklerini taktı. Havaalanına giriş yaptığında yavaşça etrafı inceledi. Oradan oraya koşturan çalışanlar, sefere yetişmek için panikle etrafa bakınanlar, uğultular, birbirine karışan anonslar...
Bir an önce bu kaos ortamından sıyrılmak için topuklu ayakkabılarının tok sesiyle çıkışa doğru ilerlemeye başladı. İstanbul'a geleceğini önceden Dante' ye haber vermişti. Dante ise onu karşılamak için birilerini göndereceğini basına görünmeden havaalanından çıkmasını sağlayacağını söylemişti.
Dante...
Dante Marino. Bir zamanlar kocası Alper'in en yakın arkadaşı, şimdilerdeyse en yakın hatta tek dostu olan Çisem'in kocasıydı. Son üç yıldır Dante için çalışıyordu.
Kızını bulup Alper' in intikamını almak için güce yani paraya ihtiyacı vardı. Aslında zengin bir adamın "kızı" olmasına rağmen tüm hayatı boyunca masraflarını karşılayabilmek için çaba göstermişti. Alper'le olan evliliğinden sonra nihayet tek başına sürdürdüğü çabası dinmişti. Alper çocukluk arkadaşı, sırdaşıydı. En zor zamanında elinden tutmuş onu uçurumun eşiğinden kurtarıp kızıyla yeni bir hayat bahşetmişti. Karşılığındaysa canından olmuştu.
Hazan nefes aldığı her an vicdan azabıyla kavruluyordu. Alper suçsuzdu. Masumdu. Sadece ona yardım etmek istemişti. Onun yüzünden hayattan kopuşu Hazan'ı bitmek tükenmek bilmeyen bir acıya sürüklemişti.
Sevdiği değer verdiği birinin onun yüzünden canından olması...
Bu kaldırabileceğinden çok daha fazlaydı ama yıkılıp yas tutacak vakti yoktu. Bir an önce kızını bulmalı onu zalimlerin elinden kurtarmalıydı.
Bunun için ne gerekiyorsa yaptı. Dante' nin Amerika'daki işlerini devraldı. Çeşitli firmaların sanal yatırımları için finansman sağlıyor daha sonra elde edilen paradan kendi payını alıp kalan paranın şirketine yapılan bir yatırım sayesinde elde edildiğini göstererek müşterilerine kazanç sağlıyordu.
Bir nevi kara para aklıyordu.
Bu sayede üç yılda büyük bir servet elde etmiş aynı zamanda çevre edinmişti. Hem yurt dışında hem de Türkiye'de azımsanmayacak kadar çok iş insanı görünümlü hiçte masum işlerler uğraşmayan para babası tanımıştı.
Güçlüydü. Tecrübeliydi. Bir devle nasıl baş edileceğini öğrenmişti ve hazırdı.
ALPARSLAN TUFANLI' NIN karşısına çıkmaya hazırdı.
Fakat öncesinde yüzleşmesi gereken biri vardı. Kapanmamış hesabını kapatacak bir nebze olsun rahatlayacaktı.
Sonunda havaalanından çıktığında gökyüzüne baktı ve derin bir nefes aldı. Ardından etrafa bakındı. Kendisini almaya gelen kişi buralarda bir yerde olmalıydı. Uçak rötarlı indiği için beklemediklerini düşünerek elini çantasına attığı esnada karşıdan ona doğru gülümseyerek yaklaşan şık takımlı , uzun boylu adamı görünce durdu.
" HAZAN KANDEMİR ? "
O olduğunu belirtircesine başını salladı.
" Hazan hanım İstanbul'a hoş geldiniz. Buyrun aracınız ön tarafta. "
Adamın işaret ettiği yöne doğru yürürken arkasından gelen sesle duraksadı.
" Bavulunuz yok muydu efendim? Sadece çanta mı var ? "
Derin bir iç çekti. gereksiz sorulan sorular Hazan'ı rahatsız ederdi. vaktini bu tarz mevzulara harcamaktan hoşnut değildi. ayrıca eşyalarını önden göndermişti. içinden Dante'nin iş bilmez ve sorumsuz adamlarla vakit kaybettiğini düşünürken bu düşünceyi en kibar şekilde diline döktü.
" Eşyalarımı önden göndermiştim. Almış olman gerekiyordu. "
Genç adam gözlerini kısarak sorgular bir bakış attı.
" Doğrudur efendim, bizim çocuklar almıştır. Ben yalnızca sizi karşılamak için görevlendirildim."
Adamın sözlerine başını sallayarak cevap verdikten sonra gösterdiği yöne doğru ilerlemeye devam etti. gereksiz sohbeti uzatmaya lüzum yoktu. Eşyaları gittiğinde evinde değilse eğer olacak olan zaten belliydi.
Büyük siyah bir jeep ' in önünde durduklarında Hazan kendisi için açılan kapıdan içeri girdi. Usulca yerleşip gözlüğünü yan tarafa fırlattı. Şoför koltuğunda bir koruma daha vardı. Yine en az diğeri kadar şık giyimliydi. Şoför Hazan' ın ona baktığını görünce küçük bir baş selamı verip önüne döndü. Diğer korumanın da araca binmesiyle gaza bastı.
Hazan başını aracın camına yaslayıp usulca kapattı gözlerini . Yol onu epey yormuştu. Şu lanet günü bir an önce bitirip uyumak istiyordu. başında dehşet verici bir ağrı vardı. bedeni yorgunluğun esaretine yavaş yavaş düşüyordu. Korumanın ona seslenmesiyle gözünü yavaşça açtı.
Dakika bir gol bir. Çok konuşan insanlardan hoşlanmazdı ve bu adam onun sinir uçlarıyla oynuyordu . bakışları aynadan onu izleyen korumayla kesiştiğinde adamın hayli keyifli olmasına karşın Hazan somurtuyordu.
" Hazan hanım Bay Dante ve Çisem hanım sizi malikânelerinde bekliyorlar. Dilerseniz daha fazla bekletmeyelim ama öncesinde uğramak istediğiniz bir yer varsa-"
Gözleri hırs ve öfkeyle açılırken en sert ifadesini takındı. Dante bekleyecekti. şu an onun çok daha önemli bir işi vardı. Kapanmamış hesabını kapatmasının ilk adımını gerçekleştirecekti. İçindeki öfke esas sahibine kusulurken rahatlayacaktı. Gözlerinde öfkenin en sert hali belirginleşirken Hazan hiddetli ama sakin bir tınıda konuşmaya başladı.
" Cezaevine gideceğim. Dante biraz bekleyebilir. "
Adam öne atılarak sıkıntılı bir nefes verirken Hazan göz devirdi.
" Efendim bugün görüş günü değil. İsterseniz daha uygun bir zamanda- "
Elini saçına atarak burnundan soludu. Bekleyecek kadar sabrı yoktu. Bu mesele bugün hallolacaktı. o yüzden sözünü hiç düşünmeden kesti. öfkesi gözlerinden okunurken püskürürcesine konuşuyordu. Bugün o iti görebilmek için gerekirse bütün servetini ortaya sererdi.
" Müdürle konuş hallet. Bugün o şerefsizi göreceğim. "
genç adam başıyla kabulleniş gösterirken Hazan rahatlayarak ardına yaslanmak ile meşguldü.
" Gerekeni yaparım efendim . Fakat Dayı uzun süredir kimseyi kabul etmiyor. Sizinle görüşeceğini sanmıyorum "
Dayı...
Adının geçmesi dahi onun sinirini arttırmaya yetti.
Küçük bir kıkırtı döküldü dudaklarından . Kimseyi görmüyordu demek. Bu Hazan'ın keyfini yerine getirmeye yeterdi. O çukurda gerçekten yapayalnız oluşu öfkesine küçük bir damla su dökmüştü ama onu görmek istememe gibi bir ihtimali yoktu. Olamazdı. Onu bugün görecek hesabını kapatacaktı.
Korumanın yersiz itirazları ise Hazan'ı rahatsız etmeye başlamıştı. İsteklerinin sorgulanmasından hiç hoşlanmazdı. Son kez uyarısını ve dileğini yerine getirecekti. İçinde bunun kararlaştırmasını yaptığında yutkunarak sol elinin işaret parmağını korumaya yöneltti. Öfkesi gözlerinden öyle bir taşıyordu ki genç adam korkuyla yutkundu.
" Döve döve de olsa getireceksiniz onu ve göreceğim. Tek bir bahane daha sunarsan Dante' nin yanına gittiğimde ilk işim seni kovdurmak olacak. Anlaşıldı mı? "
Genç adam korkuyla başını sallayarak bakışlarını kaçırdı.
" Nasıl arzu ederseniz efendim."
Yolun geri kalanını ortam sessizleştiği için geçmişi düşünerek geçirdi Hazan. Zor bir karşılaşma olacaktı. Bunu bu kadar çok ertelemesinin sebebi bir zamanlar güvendiği ,değer verdiği adamın ihanetini kabullenemiyor oluşuydu.
Çok uzun süre o gün araçta gördüğü kişinin Dayı olduğunu bile bile kabulleniş gösterememişti. O çok babacan ve mert bir adam diye biliyordu. İnsanlara duyduğu yersiz güven aklı başına geldiğinde bu olayı kabullenip doğru kişiye gerekli kini beslemesine engel olmuştu. Ancak tüm oklar onu gösteriyordu. Üstüne bir de cinayetten hüküm giydiğini öğrenince emin oldu.
Yanılmıştı. Herkes her şeyi yapardı. Dayı bunun kanıtıydı.
Ona olan nefreti ve öfkesi düşündükçe daha da harlandı. Sakin olmalıydı. Ağzından çıkacak her laf kızını bulması için önemliydi. Öfkesini kontrol etmek için çantasından telefonunu çıkardı ve kızının en sevdiği fotoğrafını açtı.
Alya...
Hazan'ın Alya'sı ,dünyası. Fotoğrafı inceledikçe buruk bir tebessüm belirdi yüzünde. Alya bu fotoğrafta kırmızı puantiyeli elbisesi ve fiyonklu bandanasıyla çok tatlı görünüyordu. Hazan'ın desteğiyle ayakta durmaya çalışıyordu. Gözlerinin içi gülüyordu.
Fotoğrafı çeken kişi Alper'di. Fotoğrafı çekmeye çalışırken Alya'yı güldürmek için tuhaf sesler çıkarmıştı. Hazan bu sesleri duyduğunda kahkaha atmıştı ve dakikalardır gülmemek için direnen Alya annesinin kahkahası ile tebessüm etmişti.
O anları hatırlamak içindeki sancıyı bastırdı. Parmağıyla kızının yüzünü okşadı. Genzinin yanmaya başlamasıyla telefonu kapadı. Hayır şimdi olmazdı. Şu an ağlayamazdı. Bakışlarını karartarak yeniden öfkesine sığındı. Öfke onun en güçlü silahıydı. Aynı zamanda uzun süredir en yoğun, belki de tek yansıttığı duyguydu. İçli bir nefes verirken gözlerinin buğusunu dağıtmaya çalıştı. Bu esnada arabanın durduğunu fark ederek üstüne çeki düzen verdi. Korumalar müdürle konuşmak için önden gitmişti. Her şey hazır olunca içeri girecekti .
Çantasından çıkardığı el aynasıyla yüzünü inceledi. Gözleri dolduğu için buğulanan makyajını tazeleyip kırmızı ruj sürdü. Düşmanının karşısında en kusursuz haliyle durmalı ve güçlü görünmeliydi. Gücü içindeki acıyı baskılayan bir özelliğiydi. Hazan acısını gücüne ve öfkesine sığınarak saklıyordu.
Korumanın gelmesiyle derin bir nefes vererek kapıyı açtı ve dışarı çıktı. Üzerindeki siyah vücudunu saran elbisesinin eteğini düzeltip gözlüğünü taktı. Hazır hissetse de içinde küçük bir tedirginlik vardı. Bunu görmezden gelerek adımlarını kararla içeri ilerletti.
İçeri adımını attığında cezaevi müdürünü kapıda görünce göz devirdi. Para böyleydi. İnsanı makam mevki dinlemeden kapıya paspas ediyordu. Paranın giremeyeceği delik açamayacağı kapı yoktu.
Hazan bunu kullanmayı sevse de insanların para uğruna bu kadar alçalmasına iğrenerek bakıyordu. O iğrenen bakışını hedefinde tuttuğu için belki de konuşma fazla uzun sürmedi.
Müdür Dayı'yı kendi odasına aldığını söylemişti. Hazan ise yalnız görüşmek istediğini belirterek odaya doğru ilerledi. Onun hakkından tek başına gelebilirdi. Üstelik yüzleşme denen şey böyleydi. Gereksiz kalabalığa hiç lüzum yoktu.
Kapının tam önüne geldiğinde kapı kulpunu kavrayıp derin bir nefes aldı. Daha fazla beklemek istemiyordu. Düşünürse içindeki o iğrenir his ve yersiz heyecan öfkesini kırabilirdi. Bu yüzden düşünmeden ani bir hareketle açtı kapıyı.
Daha sonra başını kaldırdı. En sert ifadesini takınıp güçlü bir adımla içeri girdi. Maskesi tam yüzündeydi. Şu an onu göreceğini bilerek en korkusuz ve öfkeli halini takınmıştı. Derin bir nefes daha verip kapıyı kapatmak için yeltendi. Kapıyı kapattığında tekrar derin bir nefes vererek yutkundu. Gözlerine öfkenin en koyu tonunu yerleştirdiğinde hazır hissettiğini düşünerek arkasını döndü. Döndüğü an ise onu, Dayı'yı gördü.
Başı öne eğikti. Yaşlanmıştı. Saçında seyrek olan beyazları çoğalmıştı. Üstünde pekte eski sayılmayan gri bir tişört ve eşofman vardı. Saçı başı karışmış olsa da bir mahkuma göre fazla iyi giyimliydi.
Hazan bir an ne yapacağını bilemeyip yutkundu. Doğrusu Dayı'yı bu şekilde görmeyi beklemiyordu. O çok mahcup bir şekilde duruyordu. Ellerini önünde bağlamış yerde sabit bir noktaya bakıyordu. Hazan gelişini fark etmesine rağmen istifini bozmamasını yüzsüzlük olarak algıladı. Başka bir ihtimal yoktu. Bu adam merhametten yoksundu. İki koca adım atıp tam karşısında durdu. Sıkıntılı bir nefes verdiğinde öfkesi sesine yansıdı.
" Kaldır başını!"
Bir iki saniye bekledi. Başını kaldırıp gözlerine utanmadan bakmasını, ona istediğini vermesini bekledi. Ancak Dayı tepkisiz kaldı. Bu onu daha da sinirlendirdi. Hazan onun karşısında bu şekilde durmasını ve onu görmezden gelmesini hazmedemiyordu.
" SANA SÖYLÜYORUM KALDIR BAŞINI!"
Derin bir nefes alıp devam etti. Öfkesi çoktan etrafa saçılmaya başlamıştı. Gelirken ki amacı şu an aklında bile değildi. O kadar çok doluydu ki içi bu onun gözüne perde inmesine neden oluyordu. Hiddetle öfkesini kusarken içinde bir rahatlama meydana geliyordu. Hazan bu rahatlığa teslimiyet gösterdi.
" Gözlerime bakacak cesaretin yok değil mi ? O çok güvendiğin oğulların yokken sığınacak kimsen yokken benimle yüzleşmeye cesaretin yok!"
Haklı bir nida döküldü dudaklarından. Öfkeden kararan gözleri hedefine kitlendi.
" Yüzleşmek dediysem lafın gelişi. Yüzsüzün tekisin sen."
Dayı hâlâ yüzüne bakmıyor başı eğik durmaya devam ediyordu. Hazan sabrının sonuna gelmişti. İçindeki kini daha fazla tutamadı. İşaret parmağını ona doğrulttu. Sesi tüm odayı hatta tüm katı dolduracak kadar gür çıkarken parmağı ve bütün bedeni sinirden titriyordu.
" SEN ! SEN SAADETTİN YÜCE ! SENİNLE İŞİM BİTTİĞİNDE TANINMAYACAK HALDE OLACAKSIN ! LEŞ KARGALARINA YEM EDECEĞİM SENİ ! ŞİMDİ O S*KİK BAŞINI KALDIR VE BANA KIZIMIN YERİNİ SÖYLE!"
Öfkesi nihai sebebini dile getirmiş olsa da Hazan şu an mantığından hayli uzaklaşmıştı. Gelirken kendisine binlerce defa söz verse de onu görmek bile bu sözleri bozmasına neden olmuştu. Dayı ise onun öfkesine karşın gayet rahattı ve asla cevap vermiyordu. Oldukça tepkisizdi.
Hazan tepkisizliğe daha fazla dayanamayıp ani bir hareketle masanın üstündeki vazoyu kavrayıp duvara fırlattı. Vazo tuzla buz olurken Dayı refleksle başını kaldırdı.
Hazan anında onunla göz göze geldi. Kara harelerini mavi harelere sabitledi. Dayı şaşkınlığı bir kenara bırakıp yutkunarak kendisine nefretle bakan kadını izledi.
Değişmişti. Cıvıl cıvıl genç kız öfkeden kinden deliye dönen bir kadına dönüşmüştü. Gözlerinde saklamaya çalıştığı acıyı anında fark etti. Karşısında güçlü durmaya çalışan gizlenmeye çalışan o kız çocuğunu tanıdı. Minik bir tebessüm etti. Derin bir nefes alarak ona içinden geçenleri dökmek istedi. Şu an ki öfkesini görmezden gelmenin ikisinin de yararına olacağını düşünüyordu. Bu yüzden kendi dilediği konuda konuşmaya başlamakta kararlıydı. Hazan'ın bu değişimi, yaptıkları onu şaşırtıyordu.
" Dönmüşsün. Haberlerini aldım. Bir zamanlar kaçıp kurtulmak istediğin hayatın kölesi olmuşsun. Annemin kızıyım derdin hep. Karşımda Tuğrul var sanki. Bu hırs, bu öfke... "
Tam olarak öyle düşünüyordu Dayı. Hazan'ın tanıdığı halinden eser yoktu. O inanılmaz bir değişimin esaretine düşmüştü.
Hazan ise öfke ile kıkırdayarak bakışlarını daha çok kararttı. Üzerine oynadığını düşünüyordu. Ona dilediğini verecek kadar aptal bir kadın değildi.
" Yapabileceğin en iyi şey bu değil mi ? Beni zayıf yerimden vurmak. Sen Tuğrul'u kullanarak bana hakaret edeceksin . Bende öfkeden deliye döneceğim. Sonra öfkemi zevkle izleyeceksin ama hayır . Bu zevki sana yaşatmayacağım."
Dayı başını olumsuz anlamda sallarken onun öfkeli gözlerine bakmaya devam ediyordu.
" Öyle bir derdim yok. Ben sadece gördüğümü söylüyorum. Babanın kopyası olmuşsun. Öfken nefretin gözlerini kör etmiş."
Hâlâ aynı şeyi yapıyor Hazan'ı zayıf yerinden vurmak istiyordu ama asıl yaptığı şey ona koz vermek olmuştu. Öfkesinin ve nefretinin gözünü kör etmesinin sebebi onlardı. Hazan bunu seve seve dile getirecekti.
" Doğru. Bir zamanlar size inanıp güvenirken kördüm. Gözümün önündeki gerçeği göremedim ama geçti. Şimdi o kadar net görüyorum ki bu netlik sizi yakıp kül edecek. "
Dayı arkasına yaslandı. Rahat bir tavırla konuşmaya devam etti. Kendinden emin olması onu öfkelendirse de Dayı bunu görmezden gelerek bildiği tavrı takınacaktı.
" Dilediğini yapmakta özgürsün kızım . Çek vur beni ! Mahvet! Seni tutan kim ?"
Hazan sinirin son damlaları beynine vururken ona yenik düştü. Öfke bütün bedenini ele geçirmişti. Bu kelimeyi duymaktan nefret ediyordu ve bile bile söylüyordu. Bile bile onu öfkelendiriyordu.
" BİR DAHA BANA SAKIN KIZIM DEME! DUYDUN MU ? SAKIN!"
Ellerini saçına atıp hızla arkasına döndü ve derin bir nefes aldı. Sakin olmak zorundaydı. Sakin kalması gerekiyordu. Hazan bunu sıkça ihmal ediyordu. Gözlerini usulca kapatıp içinden beşe kadar sayıp yeniden önüne döndüğünde daha iyiydi. Bu yüzden sakin bir tınıda tamamladı sözlerini.
"Hem seni bitirmek isteyen kim? Şu haline bir bak! Sen zaten bitmişsin."
Bu kez öfkelenen Dayı olmuştu. Hazan'ın bunca yıl sonra gelip onu zoraki görmek istemesi saygısızlıktı. Üstelik bu saygısızlığı onu aşağılamak için yapmıştı ki bu Dayı'yı sinire boğacak cinsten bir davranıştı.
" Öyleyse niye geldin? NE İŞİN VAR BURADA HAZAN ? "
Yaptıkları yetmezmiş gibi hesap sorması Hazan'ın dakikalardır zapt etmeye çalıştığı öfkesini daha da harladı. elleri öne doğru atılırken bütün öfkesi diline vurdu.
" O LANET YÜZÜNE OĞULLARINI NASIL BİTİRECEĞİMİ HAYKIRMAYA GELDİM!"
Hızla ellerini saçına attı ve yeniden arkasını döndü. Sinirden hızlanan nefesini kontrol etmek için ellerini göğsünde birleştirip derin derin nefes aldı.
Şimdi çıldıracaktı. Bilerek böyle davranıyor onu kışkırtıyordu. Sakin kalmalıydı. Bu konuşmayı daha fazla uzatmadan yapması gerekeni yapıp gitmeliydi.
Gelişini Alparslan' a Dayı'yı kullanarak haber verecekti. En nihayetinde dört yıldır onda olan emaneti en güzel şekilde esas sahibine iade edecekti.
" Burada bu çukurda günlerin hayli sıkıcı geçiyordur. Duyduğuma göre kendine küçük bir atölye kurmuşsun."
Önüne dönüp meraklı gözlerle kendisini dinleyen adama iyice yaklaştı.
" Cezanı çekmen gereken yerde sana bu kadar tevazu gösterilmesi normal değil. Anlaşılan çok sevgili oğulların sana burada iyi bakıyor. Ama merak etme fazla uzun sürmeyecek. Bu rahatlığın tadını çıkar. "
Dayı sözlerini umursamazca kafa sallayarak dinlerken o yeniden arkasına dönüp çantasına uzandı. Derin bir nefes alarak hançeri çıkardı. Gümüş ve siyah elmas işlemeli üzerinde Alparslan yazan hançeri eliyle inceledi. Aklında beliren anıyla kalbinin acıdığını hissetti.
Uyandığında yanında Alparslan'ı göremeyince kahvaltı hazırlamak için aşağı indiğini düşündü. Yattığı yerden yavaşça doğruldu ve Alparslan'ın gömleğini üzerine geçirdi. Gözleri yatağın yanındaki küvete kaydığında keyifle gülümsedi.
Dün gece harika geçmişti. Odadan çıkıp aşağı indiğinde onu mutfakta bulamadı. Aklına çalışma odasında olabileceği gelince yavaş adımlarla oraya ilerledi. Kapıyı hafifçe açıp başını içeri uzattı. Gördüğü manzarayla gülümsedi.
Alparslan bir elini çenesine koymuş dikkatle laptopuna bakıyordu. Hafif dağınık saçları ve siyah tişörtüyle çok çekici görünüyordu. Nihayet onun varlığını fark edince kapıya doğru döndü ve gülümsedi.
" Güzelim uyanmışsın. Gelsene durma orada ."
Hazan kalbinin kıpırtısını hissetti. Tek bakışı tek sözü bile onun içini yakmaya yetiyordu. Küçük adımlarla yanına ilerleyip masanın ucuna oturdu. Oturmasıyla iyice açılan bacaklarını ve jartiyerinin ipini kapatmaya gerek duymadı. Alparslan'ın yüzüne baktığında onun bacaklarını incelediğini fark etti. Sol elini bir tüy gibi bacaklarında gezdirmeye başladığında boğazını temizledi.
" Seni odada göremeyince merak ettim."
" Halletmem gereken birkaç iş vardı. Onları hallettim güzelim. "
Hazan masaya göz gezdirdi.
" Bu dağınıklıkta nasıl -"
Tam o anda gördüğü şeyle duraksadı. Masanın kenarında gümüş siyah taşlarla bezenmiş bir hançer vardı. Hızla elini uzatıp incelemeye koyuldu. Bıçak kısmına süslü bir şekilde Alparslan yazılmıştı. Oldukça ağırdı.
Alparslan Hazan'ın merakla incelediğini görünce merakını gidermek istedi.
" Dayı'nın hediyesi. Doğum günümde vermişti."
" Özel tasarım gibi. Pahalı duruyor."
" Kendisi yaptı. Eski bir bıçak ustasıdır. Eskiden iş için yapıyormuş. Şimdi hobi olarak yalnızca özel kişilere tasarım yapıyor."
Hazan'ın hâlâ merakla taşları incelediğini görünce beğendiğini düşündü.
" Sevdiysen sana da yapsın bir tane. "
Hazan saniyeler sonra başını hançerden kaldırıp ona baktı. Burukça tebessüm etti.
" Özel kişiler dedin. Yapmaz ki. "
" İstersen yapar. Hem sana yapmayacak da kime yapacak? Gelini değil misin ?"
Hazan gülümsedi.
" Yapar mı gerçekten? "
" Yapar tabii baharım. Söyle bakalım nasıl olsun hançerin ? "
Hazan kısa bir an düşündü. Alparslan'ın yeşil gözlerine hayranlıkla baktı ve aklına gelen fikirle gülümsedi.
" Seninkinin aynısı olsun ama tek farkla; taşlar siyah değil yeşil olacak. Gözlerinin yeşili."
Alparslan'ın bacağındaki eli daha da yukarı tırmanırken hınzırca gülümsedi. Gömleğinin eteğini iyice yukarı kaldırdı.
Alparslan bu hareketiyle yutkundu. Gözleri koyulaştı.
Hazan elindeki hançeri usulca bacağına sürterek tangasının ipine kadar getirdi ve ani bir hareketle iple bacağının arasına sıkıştırdı.
" Hançerimi getirince alırsın. Geçici olarak el koyuyorum."
Başını ona yaklaştırıp ekledi.
" Hançerimi getir. Hançerini götür. "
Alparslan keyifle gülümserken dudaklarına kapandı.
Yeniden arkasını dönerek ona doğru yaklaştı. Hançeri elinin üzerinde incelemeye başlarken Dayı Hazan'ın ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordu.
"Bu hançeri hatırlıyor musun? Kendi ellerinle yapmıştın. Kızımı kaçırdığın ellerle."
Dayı başını olumsuz anlamda sallarken sinirle soludu.
" Öyle olmadığını ikimiz de biliyoruz."
Hazan bakışlarını kaçırarak öfke ile solumaya devam etti. Aklını karıştırmak için ne gerekiyorsa yapıyordu.
" Kes sesini !"
Sinirini derin bir nefes vererek bastırıp devam etti. Aklından geçenleri eyleme dökmenin tam sırasıydı.
"Düşündüm de bu eller yeterince iş yaptı. Artık dinlenme zamanı geldi. Öyle değil mi ? "
Hazan sakince kendisine merakla bakan adama yaklaştı. Masanın üzerinde duran elini gözüne kestirdi. Ona doğru başını eğdi. İğneleyici sesi hedefine tam isabet bir atış için yaklaşıyordu.
" Söyle o Tufanlı'ya celladı geldi. "
Dayı alaylı bir tebessüm etti. Hazan ise ona belli etmeden hançeri eline yaklaştırdı.
"Ve unutmadan..."
Ani bir hareketle hançeri eline sapladı. Dayı'nın çığlığı arasında ilk yeminini bozdu.
" HAZAN KANDEMİR' İN SELAMI VAR. "
İnfial Korte' nin ilk bölümüyle merhaba !❤️🔥 Umarım beğeneceğiniz bir kurgu olur:))
Takipte kalın,güzellikle kalın. ❤️
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 17.47k Okunma |
1.01k Oy |
0 Takip |
40 Bölümlü Kitap |