
33.İKRAR
🔥
Aşk büyülü bir sarmaşıktır. Büyüsü kalbi saran bir çiçekken bozulduğu an yüreği boğan bir sarmaşığa dönüşür.
Zira her şeyin bir kararı yani dengesi olması gerektiği gibi aşkın da terazide eşitliği bulması gerekir. Bu büyülü sarmaşık üç gram ağırsa boğar üç gram hafifse sarar. Benim aşkım yüreğimi her zaman boğdu. Tek bir an bile sarmadı. Çünkü sevgisizlikten yiten kalbim onun aşkına esir düştüğü an hissettiği ilk duyguya, ona uzanılan tek dala tutundu. Aç kalmış bir insan düşünün; sabahtan akşama değin süren bir açlıkla mücadele ettiğinde gözü dönerek bulduğu her besine saldıran bir insan düşünün. Sonra o insanın günlerce aç kaldığında dönüştüğü kişiyi düşünün. Filmlerde olur ya bazen; ıssız bir adada tektir insan. Ya da bir uçak düşmüştür. Ancak ana fikir hep aynıdır. Zira oradaki insan ya da insanlar açtır. Açlıktan birbirlerini yiyecek düzeye gelecek kadar kördür hepsi. İşte o körlükten bahsediyorum. Alparslan bana rastladığında benim kalbim kör olmuş kadar açtı. Önemi yoktu ne ve kim olduğunun. Sevmesi yeterliydi, yetti de. Ancak bu sevgi dozunda olmadığından boğdu beni. Öyle ki bedenimi kullanarak aldattığını, beni kızımla ortada bıraktığını düşündüğüm an dahi sevgisi tutunacak tek dalımdı. Kalbim boğulmasına rağmen evladımın kokusunu duyana dek o sevgiyi yabana atamadı. Sıkı sıkıya sarmaladı.
9 Ocak 2022, California
Ellerim karnımda, evladımızda geziniyor. Altıncı ayındayız kızımın. İçimde altı aydır bir can yeşeriyor. Gece oldu yine. Gece karanlığıyla içimde bütünleşti. Canım acıyor, çok canım acıyor. Elim karnımı okşarken içimden geçiyor bu acı. Acımın adı belli; büyüsünü yitirdiğim aşkım, sevdam. Günlerdir içimde bir sızı var. Geçmiyor, hafiflemiyor bile. Sanki kızım bana babasını soruyor. Ya da onun canında yiten bir acıyı hissediyor. Bilmiyorum, tek bildiğim bu acının içtiğim suda dahi tat almayacak kadar canımı yaktığı. Bilhassa akşamları çöküyor bu acı içime.
Dinmeyen acım bedenimde gözlerim kapandığında yansıyor. İşte o an acıma az da olsa mutluluk serpiliyor. Küçücük bir his beliriyor içimde. Acıdan bağımsız, acı da olsa tebessüm ettiren küçücük bir his…
Hayal ediyorum her gece onu. Elim karnımı okşarken gözlerimi kapatıp karanlıkla bütünleşiyorum. Onunla kurduğumuz her hayali sesli bir şekilde kızımıza anlatıp ağlayarak yapıyorum bunu.
“ Meleğim… Sana babanın beni ilk kez kahvaltıya götürdüğü günü anlattım mı?”
Baban derken içim acıyor, bir yandan da vicdanımın sesi bizim hayatta olmamızı sağlayan adama haksızlık ettiğimi söylüyor. Ancak dilim tüm bunlara lal. Yalnızca sevdama çözülüyor.
Yüzüme acı bir tebessüm ekleyip yanağımdan süzülen yaşı özensizce silip dudaklarımı yalarken gözlerim yeniden kapandı. O günü yaşıyordum sanki.
“ Deden… Yani Tuğrul…”
Gözlerimi sıkı sıkı yumarken bir kez bile arayıp sormayan babam düştü aklıma. Baba diyorum, babam o benim. En yakınım olması gerekirken beni yalnızlığıma terk eden adam….
“ Neyse… Kahvaltıya gitmişler. Şevval hanımın babası Adem çağırmış. Uyandığımda evde tektim. Çalışanlardan öğrendim bana haber bile vermeden gittiklerini.”
Bunları kızıma anlatmamam gerekse de içimdeki acıyı bir tek ona döktüğünden belki de rahatlıyor gibi konuşuyordum. Sıkı sıkıya yumulu gözlerimden yaşlarda ardı arkası kesilmeden akıyordu.
“ Odama çıktım sonra. Boğazımda kocaman bir yumru. Seninle sahip olduğum ailem olmadığı için ağlayacağım. Ağlayamadım ama. Baban aradı çünkü. “ İstemsizce iç çekip gülümseyerek devam ettiğimde ellerim büyüyen karnımı sıkı sıkı sarıyordu.” Sesini duyduğum an yaşlarım serbest kaldı zaten. Baharım derdi hep bana. Anlatmıştım ya? Sana da Bahar adını verecekti.”
Gözlerimi anlık olarak açtığımda belki de tesadüfen de olsa kızım karnımda kıpırdanmıştı.
“ Sesimden anladı ağladığımı. Hissederdi hep. Canım acıdığında hep hissederdi.” Sayıklayarak uzaklara daldığımda içimden canımın acıdan kavrulmasına rağmen olmayışına yanıyordum. “ Hissetti işte yine. Kahvaltıya götürdü sonra beni. ‘ senin ailen benim. Sen benim yuvamsın.’ Demişti o gün.”
Gülümseyerek başımı hafifçe eğdiğimde karnımdaki yuvasını daha sıkı sarmalıyordum. Bir zamanlar yuvasıydım onun. Belki o da yalandı ama inandığım em güzel yalan buydu. Tüm hayatım boyunca hissetmediğim kadar çok kıymetli hissetmiştim ben o gün. Ailesinin aile kahvaltısına dahi çağırmaya tenezzül etmediği kızı yuva saymıştı. Konuşmamızdan sadece yirmi dakika sonra kayalıktaydı.
O gün hiçbir şeyi umursamadan dönüşü düşünmeden kaçmıştım ben evden. Yuvaydı Alparslan. Ailemdi benim. Buna inancımı arttırmak için o gün bütün bir gün boyunca bana kuracağımız yuvadan bahsetmişti.
“ O gün ilk defa kahvaltıda ciğer yedim ben. Çok güzeldi tadı. Sen et çok sevmiyorsun, yani midemiz bulanıyor anneciğim ama bence baban yaparsa çok seversin ciğeri.” Dudaklarımı yalayıp tekrar iç çektiğimde içimden babasını hiçbir zaman tanımayacağı ve o ciğeri hiç yemeyeceği geçiyordu.
“ Sonra tüm gün hayallerimizi konuştuk onunla. Bana bir kızımız olursa ona alacağı ilk şeyin paten olacağını söylemişti. “ kaşlarımı çatarak sanki onunla gerçekten konuşuyormuş ve merakını kazanmış gibi sürdürdüm sözlerimi. “ Neden paten olduğunu merak ettin değil mi? Ben de etmiştim. Baban bana ‘ Güzel kızım patenin üstünde bile ayakta durabilirse kimseye yaslanmadan dimdik yürür.’ Demişti.”
Gülümseyip tekrar iç çektiğimde gözlerim daldığı uzaktan hakikaten o uzak geçmişe gitmişti. Gittiği an ise kapandı. Zira gözleri, bakışları ve gülüşü sarmıştı içimi. Varlığı cennetken yokluğu cehennemden de uzaktı. Artık onunla cennet ve cehennem bile olamayacak kadar uzaktık.
“Ben de hayran kaldım anneciğim. Baban yanımızda olsaydı sana aynı öğütleri verirdi. Kimseye muhtaç olmamanı isterdi. Seni prensesler gibi büyütse de hiçbir prense layık göremezdi.”
Sözlerim hareketleri duran kızımın hayran kaldığını hisseder gibiydi. Sanki o babasını hissediyordu, sanki o babasına hayrandı. Tıpkı annesi gibi…
Onca olan bitene rağmen gönlüme söz geçmiyordu benim. Altı ay tanıdığım adamın bir gün gördüğüm adam olduğuna inanamıyordum. Hissettirdiği onca şeyin yalan olmasını kaldıramıyordum ben. Hâlâ bekliyordu yüreğim.
Bir kapı çalsa kapıda Gamzeleri ve yeşilleri olsa görse sonra beni, bizi. İçimde sakladığım baharı ve evreni görerek çekip kurtarsa beni bu hayattan, onsuzluktan. Dayanamıyorum…
Sevgisizlikten çürüyen kalbim yalan da olsa yuvasını istiyor. Gurursuzluk belki ama ben kullanılmama ve kandırılmama rağmen o yüreği, onu istiyorum.
Başım ortalayarak açığını kapatmaya çalıştığım yatağa kayıyor. Sonra da aklıma bu yatağı ilk gördüğüm an geliyor. Eve ve bu ülkeye geldiğim gün, Alper’in desteğiyle geziyordum evi. Yatak odasına girdiğim an ise içini bir korku kapladı. Çift kişilikti yatak. Korkumun nedeni buydu. Ben o an bile, acımın canımı en çok yaktığı an bile başkasının tenine karışmaktan korkmuştum.
Şimdi bu yatağın boşluğuna baktığım her an yanıyor içim. O olsa diyorum sonra, o olsa da sarsa kızını. O daha doğmadan kalbinin tamamını sevgisine ayırdığı kızına methiyeler dizse kolumu çekerek saçlarımdan öpüp ‘baharım…’ dese bana.
Yok ama işte. Sadece yatak değil boş olan; kalbim de saçlarımın arası da boş. Nefesi yok, o yok. Dilimde onu kızımıza anlatan sözler, gözümde anıları var. Bir de yüreğimin feryadını soluksuz döken o sözlerim var:
“Aramızda dağlar, yıllar, yollar var iken beni sana sımsıkı sarılı görenler olmuş.”
Ellerim baharımızı sararken gözlerindeki yaşlarla yatağın boş yanına bakarak devam ettim acımı yüreğime dökmeye.
“Sargın yaprakmışım dallarına, yangın toprakmışım yağmurlarına.”
Özlemim her gece bu sözlerle dilleniyordu. Ellerim ondan bana kalan tek şeyi sararken gözlerim yanımdaki boşluğunda takılı kalıyordu. Dilimse gerçeği söylüyordu. Aramızda dağlar, yıllar, yollar vardı ama benim yüreğim ona sımsıkı sarılıydı. Ucunda nefessiz kalmak olsa da o beden benim sarmaşığım olsa da sımsıkı sarılıydı. Engellere, gururuma, mesafeye rağmen yüreğim sevgisine sarılmaktan tek bir an bile vazgeçmiyordu.
Şu an
Şimdi ise o sarmaşık kaybolmuştu. Karşımda donup kalan ve kızının gamzelerine bakan adama baktığımda ne sarmaşığı ne de büyünün sarması vardı içimde. Korku vardı sadece. Korkuyordu yüreğim. Yıllar sonra onca şeye rağmen ilk hissettiği andan beri doyamadığı sevgiyi kaybetmekten korkan açlığı milim azalmayan o kız vardı içimde. Sevgisine ilk günkü gibi muhtaçtım ben. Bakışlarım bu hissin esaretinin korkusunu yansıtıyordu ona.
“Alya senin kızın.”
Sesim titriyordu. Bunu itiraf etmek canımı delicesine yakarken sesim titriyordu. Onundu, onun kızıydı. Sevgisini kalbime ektiği gibi rahmime en değerli parçasını da yerleştirmişti. Gittiğinde bile benden uzaklaşmamıştı yüreği. Her emzirdiğimde gördüğüm o kara gözlerdeki bakışa haykırmıştım ben aşkımı. Alparslan içimde yittiği an bile evladının sevgisiyle benimle kalmaya devam etmişti. Şimdi ise hareket etmiyordu. Donmuştu çattığı kaşları. Donuk bir ifadeyle kızımızın gamzesine bakıyordu. Belki durmuştu onun için zaman. Belki de duyduklarını idrak etmeyi reddediyordu. Düşününce buna inanması çok güçtü. Hak verdim ona. Böyle bir gerçeği hemen sindirerek gözlerime bakması uçuk bir ihtimaldi.
Yutkundum. Yutkunarak ellerimi birbirine bağ edip tırnaklarımı geçirdim tenime. Canımda acıdan çok daha belirgin bir his vardı.
Korku…
Korkuyordum. Alparslan’ın sevgisini tamamen kaybetmekten korkuyordum. Dün zaten bu yüzden gelmiştim ben ona. Bu yüzden tenim tenine akmıştı. Son bir kez demişti içimdeki o ses, son bir kez onun teninde uyu. Yıllar önce huzurla sarmalandığın uykunun tadına son bir kez daha bak demiştim. Ona ait olduğum ve yaşadığım her histen sıyrıldığım zamanlarıma dönmek istemiştim. Şimdi yeniden bedenimi teslim ettiğim adamın karşısında sevgisini kaybetmenin korkusunu içimde taşırken aynı için rahat olduğunu biliyordum. Vedamı etmiştim ona. Bu veda gerekli olsa da içimdeki rahatlamanın bir diğer nedeni de öğrendiği an evladımızı bulmak için canını ortaya koyacak olmasıydı. Yıllardır tek başıma taşıdığım yükü sırtlayacaktı. Aklımın yitikliği yüzünden kendimi kaybettiğim her an yükün tamamını devralacaktı. Alparslan benim sevgilim olmayı bıraksa dahi artık ömrümün sonuna dek ona bir evlat verdiğim için yanımda olacaktı. Esasen sevgisini hissettiğim her an buna gerek olmadığını, onun her durumda benimle olacağını düşünüyordum. Ancak bu sevgi yok olabilirdi. Neyse ki her şeye rağmen kokusunu duyup yeşillerini hissedeceğim kadar uzağımda olacaktı. Artık benim kalbimden gitse bile yatağın solundaki boşluğu sonsuza dek dolduracaktı. Gözlerimdeki doluluğun bir diğer nedeni de buyken dilimin korkuyla lâl oluşu son buldu. Zira sessizliğinden güç alarak konuşmaya devam ettim.
“O gün… Dağ evine geldiğimde sana hamile olduğumu söyleyecektim.” Derin bir nefes vererek ellerime tırnaklarımı daha çok geçirdim. Bu sırada dişlerim de dudaklarımdaydı ve boğazımdaki yumru her geçen saniye artıyordu. “Ben…” Kısa bir an hikayenin tamamını anlatmak için ağzımı araladıktan sonra bundan vazgeçtim. “Mecbur kaldım. Kıyamadım…” Dudaklarım titrediğinde evladıma kıymayı aklımdan geçirdiğim o anların utancı sarıyordu içimi. Bunu duyurmak bile benim için dehşet vericiydi. “Kıyamadım ona. Canıma da…”Hıçkırığım boğazıma takıldığında mecburen yutkunarak devam ettim. “Kıyamadım. Sana geldim. Kapıyı Güliz açtı. Başka…” Yüzüne bakarak devam ettiğimde elini yumruk yaparak fotoğrafa bakınmaya devam ettiğini ancak çene kaslarını şiddetle kastığını gördüm. “Başka çarem yoktu.” gözlerimde inanmasını isteyen çaresiz bir bakış vardı. İfadem de nefesim de her bir zerremle beraber titriyordu.
Yoktu başka şansım. Ona çıkan bütün kapılarım tıkandıktan sonra evladımla yeniden bir hayat kurmaktan gayrısı ihtimal dahilinde olamamıştı. Derin bir nefes vererek gözlerimi kapattığımda yaşlar bu kez için için akmaya devam etti. Yüreğim kan ağlıyordu ama rahatlıyordu. Onunla konuşmak acımı hatırlamama rağmen içime ferahlık veriyordu.
“Sadece onun için…O yaşasın diye…Mecburdum.”
Gözümden düşen damlalara rağmen dilimi ısırarak devam ettiğimde bakışlarım bu kez yere eğikti. Kendimi anlatmaya defalarca kez hazırlamış olsam da ne diyeceğimi hiç düşünmemiştim. Bu yüzdendi cümlelerimin kesik ve bağlantısız oluşu. Çoğu detayı atlamam da aynı nedendendi. Bir yandan da bu nedenlere ona yaşadığım her şeyi anlatarak karşısında savunmasız kalmak istemiyordum.
“İ*tihar etmeye çalıştım kaç kez. Hatırlamıyorum bile. O kadar silik ki her şey! Alper kurtarmıştı.” Adını andığım an ona olan minnet borcumu tekrarladım içimden. “Kızımızın hayatını ona borçlu-“
“Sus!”
Dakikalar sonra belki de ilk kez konuştuğunda eğik olan başım ona doğru döndü. Yüzüme bakmıyordu. Az öncekiyle aynıydı duruşu. Bir eli yumruktu. Diğeri ise kızımızın gamzesindeydi. Çenesini kasıyordu, sinirliydi. Ses tonu da yansıtmıştı bu siniri. İç çekerek devam ettiğinde soluğunun kesikliği dahi belli ediyordu öfkesini.
“Sus Hazan! Sen…” Yutkunup gözlerini kapatarak devam ettiğinde kızımızın gamzesindeki eli de yumruk olmuştu. “Bana bunu yapmadın. Sus!”
Başını sağa sola sallayarak elini hızla yeniden albüme daldırdı. Bu sırada nefeslerinin hızından dahi okunan öfkesine karşı yutkunarak kaşlarımı çatmaktan öteye gidemiyordum.
“Sus! Sus konuşma!” Sözlerini işittirdiği an kızımızın gamzesini gördüğü fotoğrafı eline alarak havaya kaldırıp bakıp gülümsüyordu. Değişikti hali. Sanki az önce söylediklerimi duymamış gibi aşkla bakıyordu ona. Gülüşünü sinirine rağmen büyütüp yanağından süzülen bir damla yaşa rağmen fotoğrafı öperek kapattı harelerini. Bu sırada ben anlık gelen cesaretle onun sözlerine rağmen konuşmaya devam ettim.
“Sus diyemezsin. Susamam. Anlatacağım her şeyi. Bileceksin.”
Alparslan cümlemi duyarak fotoğrafı sertçe indirip katlayarak eşofmanının cebine soktu. Tam o an dakikalar sonra ilk kez gözlerimiz denk düşüyordu. Bakışları kara harelerimde sabitlendi ama yeşilleri hiç görmediğim bir bakışı gönderiyordu bana.
“Sus dedim sana!”
Tüm kelimelerini ve hatta harfleri bastıra bastıra işittiriyordu bana. Sesinde oldukça çok öfke yüklüydü. Bakışlarını ise kaçırarak albüme bakınmaya devam etti. Kızımızın fotoğraflarına bakıyordu. Ağzım birkaç defa bu sırada aralanıp kapandı. Gözleri kısıktı ve gülümseyerek bakıyordu ona. Her seferinde önce bakıyor ardından da fotoğrafı çıkararak cebine itekliyordu. Ben de onun bu hareketlerine anlam veremeyip bakıyordum yüzüne. Ta ki içimdeki o cesaret onun beni umursamayan tavrına karşı yeniden baş gösterene kadar.
“Alparslan…”
Seslenişimi duymayıp kızımızın kaçırılmadan yalnızca iki gün önce çekilen bir fotoğrafına bakarak iç çekip ellerini yüzünde gezdirdi ama ben durmadım. Duymasa da işitecekti. Duymak istemese bile sözlerim onun kulağını dolduracaktı.
“Beni dinlemek zorundasın. Alya senin kızın. Duydun mu? Bizim kızımız o. Bu gerçeği bilmen gerekiyor. Onu bulmadan önce, o s*kik planı harekete geçirmeden önce kızının varlığını öğrenmen gerekiyor.”
Sözlerime rağmen başını kaldırmadığında bu kez gülümsemiyordu. İfadesi yeniden çakılı kalmıştı ancak başını kaldırmadan öylece duraksıyordu. Fakat ben buna daha fazla dayanamayarak altımdaki sızıya aldırmadan ayağa kalkıp sesimin desibelini yükselttim. Görmezden gelemezdi. Duyacaktı beni. Duyacak ve hesap soracaktı. Gerekirse bir daha yüzüme bile bakmayacaktı ama evladını bilecekti.
“BİR ŞEY SÖYLE! CEVAP VER BANA!”
Bağırmam ani ve tek nefeste olduğu için tamamlanmıştı. Zira sesimin yüksekliğini duyduğu an çakılı kaldığı yerden başını kaldırarak öfkeyle soluyup kanepede bulunan telefonunu sertçe yanında dikildiğim masaya vurarak parçaladı. Be işittiğim yüksek sesle istemsizce korkulu bir nida dökerken ise ayağa kalkarak tam karşımda durup başını sağa sola sallayarak öfkeyle gülümsedi. İfadesi takılı kalmış gibiydi ve bir eli tehdit pozisyonunu bana doğru alıyordu.
“Tek kelime daha etme!” başını sallayarak devam ettiğinde gözlerindeki öfke beni korkutuyordu ve Alparslan bu korkumu verdiği ürkütücü nefes ve gülüşüyle harlıyordu. “Sen bana bunu yapmadın. O çocuk o p*çin kızı! Tamam mı? Tek kelime daha etme!”
Başımla onu reddederek dudaklarımı büzdüm. Alparslan ise bu ifademle öfkeyle iç çekip kafasını yan konumlandırarak iki eliyle yüzümü kavradı. İnanmıyordu. İnanmak istemiyordu. Bakışları inanmak istemediğini belirtiyordu.
“Hayır, hayır baharım… Sen benim baharımsın. Sen beni seviyorsun. Bana bu acıyı yaşatmazsın.” Başını daha çok sağa sola sallayarak devam ettiğinde kendini kandırdığı çok barizdi. “Sen benden baharı almazsın. “Gözlerimle onu reddederek ağzımı araladığımda konuşmama fırsat tanımadan devam etti. “Şşş! Yapma bunu güzelim.”
Gözlerini kapatıp açarak zar zor gülümsediğinde dudaklarını anlık olarak alnıma yaslayıp çekiyordu. Yeniden göz göze geldiğimizde ise içli bir nefes vererek kendini kandırmaya devam etti.
“Ben zaten senin kızına baba olacağım.” Başını sallayarak kendi kendini onaylayıp sürdürdü sözlerini. “Yalan söylemene gerek yok! On ayrı adamdan on çocuğun olsun; başım üstüne.”
Derin bir nefes vererek onu tekrar reddettiğimde yanaklarıma yasladığı ellerini sıkı sıkı tutuyordu yüzümde. Ben de adını zikrederek itiraz ediyordum ona.
“Alparslan… O senin kızın.”
Sıkı sıkı yüzümü kavrayan ellerini daha çok kavrayarak derin bir nefes verdi. Bu sırada öfkeyle soluyarak bağırdığında içinde kopan fırtınalar gözlerinin yeşilinin koyulaşmasından okunuyordu.
“SUS! YALAN SÖYLEME! SEN BANA BUNU YAPMAZSIN! YAPAMAZSIN!”
Cümlesini tamamladığında araladığım ağzımı görmezden gelerek ellerini başıma yaslayıp sıkı sıkı sarıldı bana. Kokumu çekiyordu içine. Başı saçlarımın arasındaydı ve oradan nefes alarak ıslak bir öpücük kondurup mırıldanıyordu.
“Sus gülüm. Bana bunu yapma!”
Başımla onu reddetmeye çalıştığımda elleri kafamı öyle sıkı sarıyordu ki bu dahi mümkün olmuyordu. Nefesleri saçımdaydı. Fakat saçımda olan tek şey o da değildi. Islaklık vardı saçımda. Saniye saniye süzülen bir ıslaklıkla karışık öpüşünü duyuyordum. Ağlayarak öpüyordu saçlarımı. Kabullenemediğinden ağlayarak öpüyordu bedenimi ama kabullenecekti. Şimdi işiterek kabullenecekti. Bağırsın istiyordum ben. Bağırsın, kızsın ama kabullensin. İçinde ne varsa döksün ama susmasın.
“İlk gece…” Gözlerimi kapatıp açarak devam ettiğimde boğazımdaki yumru engel oluyordu sözlerime. “Korunmamıştım o gün. Sabah hap aldım ama çok geç kalmışım. Senden bir parça içime çoktan yerleşmiş.”
Nefesi sözlerimle kesilirken yalvarır bir tınıda sürdürdü sözlerini. “Yapma…Yapma sus!”
Ben de her ne kadar ellerinin pençesinde olsam da çekinmeden başımı olumsuz anlamda sallamaya devam ettim. İnanmak istemiyordu ama inanacaktı. Bilmesi gerekiyordu. Zor da olsa kabullenecekti.
“Susamam… Susamam bilmek zorundasın.”
Ellerini hafifçe çekerek göz göze gelmemizi sağladığında bakışları ateş püskürüyordu sanki. Alparslan bana öfkeli gözlerle bakıyordu ama öfkesini yansıtmamak için şu an dahi çaba gösteriyordu.
“Bana bunu yapma! Bana…Bunu…Yapma Hazan!”
Gözlerinin en içine bakarak devam ettim sözlerime. Mecburdum yapmaya. Bilmesi gerekiyordu. Sonsuza kadar saklayamazdım. Masum olduğunu öğrendiğimde söylemek zaten geçiyordu içimden. Şimdi yapmam lazımdı bunu. Şu an bunu yapmam gerekiyordu.
“Alparslan…”
Ellerini sertçe bedenimden çekerek tam karşımda arkasını döndü ve başına vurmaya başladı.
“SUS! SUS BANA BUNU YAPMA SUS!” Ellerini sertçe vurarak bağırmaya devam ettiğinde sesindeki yüksek tınıya rağmen oldukça yalvarır bir ton hakimdi cümlesine. “SUS LAN SUS!”
Ancak benim cesaretim ve yaşadığım anlık kırılma onun yalvarmasıyla geçecek değildi. Günlerdir bu anı bekliyordum ve yıllardır içimde yoğun bir yük taşıyordum. O yüzdendi sesimdeki hakimiyet kurmak isteyen gergin tını. Ona hâkim olup beni dinlemesini istiyordum fakat Alparslan buna mâni oluyordu.
“SUSMAYACAĞIM! DİNLEYECEKSİN!”
Ellerim ve dahi bedenim titriyordu ancak sözlerim sekteye uğramıyordu. Bana dönen arkasını geçerek bedenimi önüne ilerlettiğimde gözleri sıkı sıkıya kapalıydı. Elleri ise başında birleşiyordu. Şaşkındı. İdrak etmekte oldukça çok zorluk çekiyordu.
“O SENİN KIZIN! DUYDUN MU? ALYA SENİN KI-“
Sözlerimi sütüne bastıra bastıra duyurdum ona. Bunu yapma nedenim açıktı. Öğrensin istiyordum. Öğrensin ve anlasın artık. Yükümü alsın. Yıllardır taşıdığım acıyı duysun istiyordum. Fakat sözümü keserek ani bir hareketle bana dönmesini de öfkeyle koluma yapışıp bedenimi sallayarak homurdanmasını da istemiyordum. Üstelik bakışlarında sadece öfke yoktu. Alparslan nefret dolu gözlerini de iliştiriyordu bana.
“OYUN MU OYNAMAK İSTİYORSUN HAZAN? NE BU, YENİ PLANIN MI? BİR KERE DAHA MI KANDIRACAKSIN BENİ? HA? DUYGULARIMI, SEVGİMİ KULLANDIĞIN GİBİ ŞİMDİ DE EN BÜYÜK YARAMI MI KULLANACAKSIN?”
Kolumu aynı sertlikte bırakıp tekrar arkasını döndü ve ani bir hareketle derin derin nefesler alıp vererek arkasındaki masayı ters çevirdi. Ben irkilerek mırıldandığımdaysa refleksle bana dönüp nefret dolu bakışlarını eğerek sürdürdü sözlerini. Başı sağa sola reddediş göstererek işittiriyordu bana nefretini.
“SEN BU KADAR ZALİM DEĞİLSİN! SEN BANA BU KADAR ZALİM DEĞİLSİN HAZAN! YAPMA! BİR KERE DAHA VURMA BENİ!” Derin derin nefes alışlarını sürdürüp kesintilere yer verdi. Aynı anlarda ise elleri titreyerek de olsa başını buluyordu ve vuruyordu. “Kurban olurum lan yapma! Yakma beni!” Gözlerini bana çevirdiğinde hakikaten de yalvarıyordu. “İnanırım, yapma bana bunu!”
Dudaklarımı istemsizce yalayarak iç çektim. Ardından derin derin nefesler alıp verdiğimde benim gözlerim de doluydu. Onun yeşillerinin doluluğuna eşlik ediyordu. Ellerim yerineyse dudaklarım titriyordu.
“Alparslan…”
Adımlarım sözlerimle paralel ona ilerlediğinde omuz silkerek elini havalandırıp geriledi. Dokunmamı istemiyordu.
“Sus…Sus yine kandırma beni!”
Ancak ben bu sözlerini reddedecek bir düzeyde sürdürdüm ilerleyişimi. Duyacaktı. Duymak zorundaydı ve sabrımın da sonuydu. Artık idrak etmeli ve hesap sormalıydı. Sormalıydı ki içimdeki yıllardır biriken acı teker teker dökülsün. Sormalıydı ki ondan gizlediğim tek bir şey bile kalmasın. Belki o zaman, o an içimdeki hisler yeniden tohumlanacaktı. Soluma baktığımda da solumda da hissettiğim boşluk yeniden sızlayacaktı ve varlığı bedenimi tekrar saracaktı. Ya da yokluğu her bir zerremi kavuracaktı ama kalbim bir şeyler hissedecekti.
“Kandırmıyorum. Ben…” ellerim titreyerek ona uzanırken geri çekildi ve sanki hastalığa sahipmişim gibi bir kaçış sergileyerek benden uzaklaştı. Anlık yaşadığım şokla sözlerim bundan duraksadı ancak son bulmadı.
“Alparslan… Anlamak zorundasın. Yeter! O senin kızın diyorum! İlk gece korunmadım diyorum sana! Sen de biliyorsun. Ben o gün yanına ne yaşayacağımızı bilerek mi geldim? Önlem mi aldım?”
Sözlerim sitem dolu olsa da bu sitemin nedeni başkaydı. Bana inanmıyor oluşu değil de anlayamıyor oluşuydu canımı acıtan. Fakat Alparslan bu isyana rağmen sürdürüyordu sözlerini. Yüzü bana dönük değildi. Üstelik bedeni de masadan sonra kanepenin yanındaki sehpaya uzanıyordu. Öfkeyle soluması da ekleniyordu bu tavrına.
“BEN ALDIM LAN BEN!” Sehpayı devirerek tekrar bana döndü ve kollarımı tutup bedenimi sarsarak yaşlı ama öfkeli gözlerle sürdürdü sözlerini. “SANA İNANARAK EN ADİ B*KU BEN ALDIM!”
Sarsması cümlesiyle kesilse de nefreti baki kaldı. Zira bakışlarını bu nefrete sığınmak adına kaçırıyordu. Yüzüme daha doğrusu gözlerime baktığında dayanamadığını söylemişti birkaç kez. Ben anlık kaçan bakışla bunu düşündüm. Kıyamadığı ve nefretine sığınmak istediği için bakmıyordu yüzüme.
“Hiçbir şey söyleme şimdi, sus!” Bedenimi bırakarak olduğu yere çöktü. Anlık oldu bu çöküş. Çöküşüyle beraber kurduğu cümle de oldukça anlıktı. Yalan söyledin bana. Değil mi? Yalan söyledin Hazan. Kızını bulmak için bir plan yaptın yine. Yine benim sevgimden faydalanacaksın. Beni bir kez daha vuracaksın. Sen… Sen…”
Cümlesinin devamını getiremeyerek yumruğunu yere savurdu. Ardından sayıklar gib konuştuğunda sesinden ağlamak üzere olduğunu belirten bir tını yükseliyordu.
“Benim…Kızım…Ben…Baba…” elini ağzına kapatarak yutkunduğunda eğilerek hızla elimi ağzındaki eline yasladım. Gözlerim doluydu. Onun gözünden de bir damla yaş süzülüyordu.
“Evet. Senin kızın sevgilim, bizim kızımız o.”
Başını sağa sola sallayarak reddetti beni ve elimi sertçe itti. Bu sırada ayağa kalkmıyordu ama bedenimi bedeninin yanında istemiyordu.
“Sus!”
Sözleri karşısında şaşkınlığa büründüm fakat elim elini bulmaktan vazgeçmedi. Tekrar uzandım eline. Bu sırada ağzım onunla konuşmak için aralanıyordu. Fakat Alparslan tutmaya çalıştığım elini sertçe iterek ayağa kalktı ve iki elini birden omzuma yaslayarak birkaç adım gerilememi sağladı. Bu sırada gözleri doluydu. Dakikalar sonra ilk kez çekinmeden gözüme bakıyordu. Baktığı ilk an duraksama yaşayarak yutkundu. Hatta gözlerini saniyelik kapatıp açtı. Bu esnada benim gözlerim yaşla ve şaşkınlıkla dolmuştu. Fakat anlık bir kapanma yaşasa da yeşillerine yeniden denk düşüyordu.
Eline tehdit pozisyonu verip gözlerimin içine yeniden baktığında sesi kısık ama öfkeliydi.
“Tek kelime… Yapmadım de! Seni yıllarca kandırmadım, aylardır gözünün içine baka baka oynamadım de! Söyle! “ elini bu kez duvara vurarak devam ettiğinde ben korkuyla irkilip bir iki adım geriye gittim. “ SÖYLE LAN SÖYLE! YAPMADIM DE BANA HAZAN! BEN SENİN HAYATINI S*KMEDİM DE BANA! BEN SENİ ZERRE KADAR SEVMİYORUM AMA SANA BU KÖTÜLÜĞÜ YAPACAK KADAR VİCDANSIZ DEĞİLİM DE LAN! “ Eline tekrar tehdit pozisyonunu verip bu kez kısık ama alnındaki damarları attıran bir tınıda devam etti. “ Bir şey söyle bana!”
Gözlerindeki öfkeye rağmen başımı sallayarak yutkunup ona doğru korkusuzca bir adım attım. Yanıtım olumluydu ve bunu sesim de onaylıyordu. Korkunun ecele faydası olmadığı gibi öfkenin de yerine yiten duyguları getirmek gibi bir lüksü yoktu. Onun öfkesi artık daimiydi. Sevgisi ise sözlerimi işittiği an maziye, sevdamızın yanına doğru yola çıkmıştı.
“Yaptım.”
Başını olumsuz anlamda sallayarak arkasını döndü yeniden. Bir yandan da iki eli birden tekrar kafasında birleşiyordu fakat bu kez bakışı da tavana yaslıydı. Kabullenemiyordu. Benim ondan bunu saklamamı da bir kızı olduğunu da kabullenemiyordu. Ancak ben günlerdir binbir senaryo ile kendimi hazırladığım bu duruma daha ılımlı bir yaklaşım sergiliyordum. Beklediğim şeylerdi tepkileri. Hazan Çelik Kandemir’in aksine onu hayli çok tanıyordu. İçimdeki varlığı özellikle dün gece isteğini dindirmemin ardından bana yardımcı olmuştu.
“Yapmak zorundaydım.”
Bir adım attım ona tekrar. Bu kez bedenim benden kaçamayacağı bir yöndeydi. Gözümdeki yaşlarla iki elimle birden koca ellerinden birini tutarak kalbime götürdüm. Bu onun her zaman zaafı olmuştu. Şu an zaaftan çok duraksamasını sağlayacaktı. Beni itmeden dinlemesi gerekiyordu ki kalbimin sesini duyduğu an isteğim gerçekleşti. Göz göze geldik önce. Ardından o koca eli benim ellerimin baskısından sıyrılarak iyice açılıp göğsümü kapladı. Dinliyordu, kalbimin sesini bütün öfkesine rağmen dinliyordu.
“Mecburdum. Kızımızın hayatta kalması için şu an seninle konuşabiliyor olmam için mecburdum.”
Alparslan kısa bir anlığına kalbimdeki atımla gözlerime bakarak duraksadı. Bu benim sözlerimi işitmesine yetti. Ardından gözlerini kaçırarak ellerini titrek bir şekilde kurtardı benden. Başını sallayarak tekrar reddediyordu sözlerimi. Fakat bu kez reddedişi oldukça yavaştı.
“Devam… Etme…”
Kesik bir soluğu dudağından serbest bırakarak yutkundu. Bu esnada ben onun sözlerini umursamayarak cümlemi dudaklarımdan peydah etmeye devam ettim.
“Edeceğim! Mecbur kaldım. Mecburdum Alparslan.”
Ellerim tekrar ellerini bulmaya yeltenirken sözlerim yalvaran bir tınıyla ona duyuluyordu. Alparslan ise bu tınıyı umursamadan adımlarını sürdürerek odanın içinde hızla yürümeye başladı. Bir yandan da ellerini başına yaslayarak düşünmeye çalışıyordu. Bu hali oldukça tedirgin bir görünümü bedenine yansıtırken ise sözlerini bana işittirmeye devam etti.
“Konuşma! Konuşma sus!”
Dakikalar geçmesine rağmen kabullenmek istemiyordu. Hatta bunun için kaçıyordu benden. Fakat benim yaşadığım duygu değişimi onun kaçışından ağır basıyordu. İleri geri adımladığı ve kafasına vurduğu yöne doğru hızla ilerledim. Ardından ellerimi arkası dönük olan bedenine yaslayıp durmasını sağladıktan sonra önüne geçerek düşünmeden sert bir tokadı yüzüne geçirdim.
Alparslan bedeninde hissettiği tokat ile duraksayarak gözlerini kapattı ve bir eli tokadı hissettiği yanağına gitti. Bu sırada başı yan dönmüştü. Ben de onun bu halini fırsat bilerek dudaklarımı yalayarak derin bir nefes verip çattım kaşlarımı. Daha fazla bu haline boyun eğmeyecektim.
“Yeter, kendine gel!”
Alparslan cümlem ile başını hafifçe eğerek sallamaya başladı. Ardından bedenini gerileterek kafasını kaldırıp yüzüme baktı. Gözleri doluydu ancak yaş yerine öfkeyle doluydu. Bakışlarında bir karartı vardı. Yutkunarak gözlerini gözlerimde tuttuğunda bu karartı hafiflemeye başladı. Hatta yerini alışık olduğum bakışa teslim ediyordu. Aşk dolu bakışlarını görerek gülümsemeye başladığımdaysa başını sola çevirerek öfkeyle soluyup iç çekti. Ben bu anlık hareketine duraksayarak dişlerimi sıktım. Fakat buna rağmen sözlerimi duraksatmadım.
“Kendine gel ve hesap sor bana! SOR! ANLAT DE! SEN NE YAŞADIN DA BENİ EVLADIMDAN AYIRMAYI GÖZE ALDIN DE! NİYE ŞİMDİ SÖYLÜYORSUN DE! BUNCA YILDIR AKLIN NEREDEYDİ? DE BANA! SÖYLE! SUSMA!”
Cümlelerim bir noktadan sonra bedenini sarsan bağırmalara dönüştü. Zira kaldıramıyordum. Şu an bana hesap sorması gerekirken idrak etmemesini ve inanmamasını kaldıramıyordum. İçimdeki onlarca acı günlerdir ona dökülmek için bekliyordu. Kusmayı bekliyordum ben. Ona kusmak istiyordum içimdeki her şeyi. Alparslan ise bunu görmüyordu.
“NE SORACAĞIM LAN! NE SORACAĞIM BEN SANA HAZAN? NASIL…NASIL SORARIM SEN BENİM AKLIMI S*KTİN! “
Sözleriyle paralel tekrar başına vurarak arkasını döndü. Bu sırada ağzım açılsa da onun bedenine attığı yumruklarla paralel gelen sözleri zihnimi de kulaklarımı da çınlatmaya devam etti.
“AKLIM ALMIYOR! S*KTİĞİM AKLIM ALMIYOR! SEN BANA NE YAPTIN? ALLAH’IM…” Ellerini başına vurmayı bırakıp kafasını havaya kaldırıp derin derin nefesler aldı. Bu sırada haykırışı içindendi ve göğe yükseliyordu. “Sen bana ne yaptın Hazan?” Başını bana doğru çevirerek bu kez dolu gözlerle baktı. Bakışı acıyla karışık aşk doluydu, tanıdıktı. Bana doğru bir adım atarak devam ettiğinde sesi bu kez de yalvarış içeriyordu. “Yalan söylüyorsun!”
Tekrar tekrar duyduğum bu cümle sabrımın kalmayışıyla derin bir püskürtü ile onun omzuna vurmam sonucunda bedenine intikal etti.
“SÖYLEMİYORUM! SANA…YALAN…SÖYLEMİYORUM! SENİN ÇOCUĞUN O!” Bağırdığım için acıyan boğazımla kısa bir duraksama yaşasam da aralık olarak kalan ağzım haykırışımı içimde oluşan bir teori ile gün yüzüne döktü. “İnanmıyor musun bana? Ben bu konuda yalan söyleyecek kadar mı kötüyüm gözünde? Hani..” Gözlerimi kapatıp açarak devam ettim. “Çok seviyordun, insan sevdiğine güvenmez mi?”
Alparslan sözlerimle bakışlarını bende tutarak bir iki adım attı. Bedenlerimiz karşı karşıya geldiğinde içime dolan kokusuyla gözlerimi kapatıp gözümden bir damla yaşın düşmesine izin verdim. Bu sırada onun elleri yüzümü buluyordu. Gözlerim tenini hissetmemle açıldı. Bakışlarımız kesişirken harelerindeki dolulukla dudaklarını titreterek konuşuyordu.
“Güvenir, çok güvenir. Bir tek sana güveniyorum ben gülüm. Yıkma beni, bir kez daha inandırıp vurma!”
Başımı sağa sala sallayarak iç çekip ellerimi yanağımdaki ellerinin üzerine yasladım. Bu sırada sözlerim onun dudaklarına baktığım harelerimle paralel olarak işitiliyordu.
“Yıkmayacağım Alparslan. O senin kızın, bizim kızımız.”
Başını aşağı yukarı sallayıp dudaklarını büzdü. Yüzünde bir gülümseme vardı. Gülümseyerek bakıyordu bana. Sevinci ise gözlerindeki buğudan okunuyordu.
“Benim kızım…” Başımla onu onayladığımda devam etti. “Bizim kızımız…” başımı tekrar salladığımda iç çekerek yutkunup gamzelerini gösterdi. Bu esnada dudakları saçlarımın arasını buluyordu. Yaşlarıysa aynı anda saçıma düşüyordu. “Ben…” Tekrar iki eliyle yüzümü avuçlayarak devam etti. “Senin canın benim baharım mı? Hı… Benim bir evladım mı var?”
Başımla onu onaylayarak gülümsediğimde ellerim ellerinin üzerinde alıyordu yerini. Bir yandan da dudakları dudaklarıma yaklaşmıştı. Fakat Alparslan alnıma dudaklarını yaslayarak son verdi buna.
“İkimizin canı… Bahar…” Alnımı öperek tekrar baktı gözlerime. “Sen bana baharı mı getirdin, sen beni baba mı yaptın?” Onu tekrar onayladığımda acı bir tebessümle tekrar alnımı öptü. Bir mehtaba dalmıştı sanki. Fısıldıyor ve mutluydu ama hayal gibi davranıyordu. “Kızım…Benim sevdamın kızı…” Gözleri gözlerimde takılı kaldı bir süre bu cümleyle. İnanmak ve mutlu olmak istiyordu ama sanki içinden bir ses reddediyordu onu. Alparslan da o sese kulak vermeyi sayıklayarak inkâr ediyordu. “Senin gibi güzel… Kara gözlü…Benim ömrüm…Evladım… Gerçek mi bu?”
Başımı başına yaklaştırıp dudaklarına doğru fısıldadım. “Gerçek…” Bu sırada bir yandan da gülümseyerek dolu gözlerle bakıyordum ona.
Fakat Alparslan bu gülüşe eşlik etmek yerine elektrik çarpmış gibi irkilerek uzaklaştı benden. Yüzünde yeniden aynı tepki vardı. Gözlerimin en içine oldukça sert bir ifadeyle bakarak yapıyordu bunu.
“Nasıl yaptın lan bana bunu? Nasıl yaptın…”
Kaşları çatıktı. Yüzünde bu kez de hayal kırıklığı vardı. Ben afallayarak ağzımı araladım. Fakat Alparslan konuşmamam müsaade etmeden sözlerini sürdürdü.
“NASIL YAPTIN? GÖZÜMÜN İÇİNE BAKA BAKA NASIL KANDIRDIN BENİ? BEN…” yanında bulunan kanepeye tekme atarak itti. Bir yandan da bana bakmadan konuşmaya devam ediyordu. “BEN SENİN HER BAKIŞINDA ERİRKEN SEN BENDEN BUNU NASIL SAKLADIN?”
Bakışları ikini cümlesini duyurduğunda bende kalmaya devam ediyordu. Fakat gözlerinde sözlerindeki öfkenin aksine tanıdık olduğum o aşık bakış vardı. Az önce onun tepki vermesi için tokat atmıştım. Ancak şimdi tepki veriyor olması yakıyordu canımı ve ne yapacağımı bilemiyordum. Bilmek istiyordum ama olmuyordu. Yalnızca bağırmasını dinleyerek sessizce gözlerine bakıyordum.
Tekrar iki koca adımla dibimde bitip gözlerime yalvaran bakışlarını yolladı. Bir yandan da kollarımı tutup sarsarak ona cevap vermemi sağlamaya çalışıyordu. Canım acımıyordu bu hareketiyle. Şu an bile canımı acıtacak düzeyde sıkmıyordu etimi. Şu an bile düşünüyordu o bunu.
“YALAN SÖYLEDİM DE! YAPMADIM DE!” bakışım sarsmasıyla gözlerine döndüğünde göz göze gelerek devam etti. Sesindeki sitem evin içinde yankılanıyordu. “BAKMA BANA ÖYLE! Lan yalvarırım bakma bana öyle!” İkinci cümlesini daha çok sitemle ve acıyla duyurduğunda sesi bir öncekinden daha kısıktı. Benim bakışım sözleriyle yere eğildi ama onun sitemi son bulmadı. “Yalan söyledim de bana Hazan! Doğru değil de!”
Başımla istemsizce onu reddettiğimde kolumu sıkmak yerine serbest bıraktı ve arkasını dönerek hafifçe kırdı dizlerini. Bedenimin dibinde dizlerinin üzerine düştü. Soluğu kesikti. Sesiyse hiç olmadığı kadar çok kısık ve hüzün yüklüydü.
“Ben sana kurban olurum, sen benim canıma nasıl kıydın?”
Sayıklarcasına çıkan sesinin ardından derin derin nefesler alıp vererek omuzlarının çökmesini sağladı. Ben bu esnada ağzımı aralayarak ona doğru sadece bir adım attım. İkinci adımım yere düşmedi. Yapamadım. Onun karşısına geçip her şeyi haykıramadım. Gücüm kalmamıştı. Duraksıyordum sürekli. Karşısında durup gerçekleri duyuracak gücü bulamıyordum bedenimde.
Lakin Alparslan benim aksime o gücü giyinerek ellerini yere sertçe vurmaya başladı. Bir yandan da derin nefesler alıp vererek sesini oldukça yüksek bir tınıdan işitmemi sağlıyordu.
“NASIL KIYDIN LAN, NASIL KIYDIN?” yere oldukça güçlü bir yumruk daha atıp ani bir şekilde ayağa kalkarak tekrar dikildi karşıma. Bakışlarındaki öfkeyle devam etti sözlerine. “BEN BABA OLMUŞUM! ULAN…” eliyle kendini işaret ederek sürdürdü sözlerini. “BENİM SENDEN BİR CANIM VARMIŞ! SEN BANA BUNU NASIL YAPTIN? BEN Ö*ÜM DÖŞEĞİNDEYKEN SEN BENİM CANIMI BAŞKASININ KIZI MI YAPTIN? SÖYLE! BEN SENİN SAÇININ TELİNE KIYAMAZKEN SEN BANA BUNU NASIL YAPTIN LAN!”
Gözlerimi kapatarak kendimi püskürdüğü öfkesinden korumaya çalıştım. Ancak sözlerinin ağırlığı içime öyle bir oturdu ki bu şok yarattığı karıncalanma hissiye enerji bularak irkilmemi sağladı.
“BEN SANA NE YAPTIM? SÖYLE TUFANLI BEN SANA NE YAPTIM? SEN KANDIRDIN BENİ!”
Kaşlarını çatarak cevap verdi sözlerime. Bu sırada aramızdaki öfkeden nefeslerimiz birbirine çarpıyordu.
“BEN Mİ KANDIRDIM SENİ? BEN SENİ KANDIRACAK NE YAPTIM? BEN SENİ SEVMEKTEN BAŞKA SANA NE YAPTIM?”
Sözlerim sözlerinin hemen ardında düştüğünde bunu söylemekten gocunmuyordum. O başlatmıştı bu savaşı. Şimdi bedelini de o ödeyecekti. Duyacaktı bana yaşattığı her şeyi. Duyup bilecekti ve görecekti.
“YALAN SÖYLEDİN! BANA KİM OLDUĞUNU SÖYLEDİN Mİ? BİLSEM HAYATIMA ALIR MIYDIM SENİ! BENDEN HER B*KU SAKLAYAN ELİ K*NLI BİR ADAMDAN ÇOCUK YAPAR MIYDIM BEN?” Ellerimle kendimi işaret ederek bir iki adım gerilediğimde üstümdeki gerginlik titrek bir bedenle şekil alıyordu. “BAK BANA! BEN O KADAR APTAL MIYIM? SANA KÖRÜ KÖRÜNE KANACAK KADAR APTAL MIYDIM!”
Alparslan gerilediğim yöne adımlar atarak tam karşıma dikildi. Verdiği kesik soluklarla duyurdu bana sesini. Hiç duraksamadan konuşuyordu.
“NE YAPSAYDIM? KİM OLDUĞUMU BİLSEN SEVECEK MİYDİN? TANIMAK İSTEMEYECEKTİN ULAN BENİ! BEN SENİN UĞRUNA Ö*ECEK KADAR KENDİMDEN GEÇMİŞKEN YÜZÜME BİLE BAKMAYACAKTIN!”
Gözlerinin en içine bakarak ciddiyetimi takındığımda düşüncelerim tam olarak bunu söylüyordu. Alparslan benden bu kadar net bir itirafı duymayalı belki de yıllar olmuştu.
“Keşke bakmasaydım.” Sözlerimle alnı gerilirken yüzü bozguna uğradı. Ben de dudak içlerimi ısırarak en ciddi tavrımla sürdürdüm sözlerimi. “Keşke senin yüzüne bile bakmasaydım. Çok pişmanım. Hayatımı mahvettin. Kızımın da hayatını mahvettin.”
Son cümlemle hiç düşünmeden konuştuğunda ben zaten cümlenin seyrini bildiğimden oldukça rahat bir tavırla izliyordum öfkesini.
“VARLIĞINDAN BİLE HABERİM YOKTU! LAN AKLIM ALMAYA YETMİYOR! BEN SENİN SAÇININ TELİNE KIYAMAM LAN! NASIL MAHVETTİM? NE YAPTIM BEN SANA HAZAN? SEVMEKTEN BAŞKA NE YAPTIM?”
Gözlerimi gözlerinde sabit tuttuğumda devam etti haykırışlarım. Duyacaktı yaptığı her şeyi. Benim hayatımı o mahvetmişti. Bilseydim eğer onun olmazdım. Ondan hamile kalmamak için her şeyi yapardım. Her ne kadar çok sevse de tehlikeliydi. Ben yıllarca Tuğrul gibi bir adama denk gelmekten korkmuştum. Oysaki onu öyle çok düşünmüşüm ki onun olduğu çemberde tıkalı kalmışım. En nihayetinde bedenime de kalbime de ondan daha tehlikeli bir adam sahip oldu. Benim hatandı bu. Ben yapmıştım bunu.
“SAKLADIN! SEN BENDEN KENDİNİ SAKLADIN! KİM OLDUĞUNU, İŞİNİ, HİÇBİR B*KUNU BİLMİYORDUM BEN! DAHA NE YAPACAKSIN? BUNDAN BÜYÜK KÖTÜLÜK MÜ VAR?”
Alparslan dişlerini ve yumruğunu sıkıp kesik bir soluk vererek konuştuğunda ikimizin gözlerinden de ateş çıkıyordu.
“SEVDİM! DUYDUN MU BENİ? ÇOK SEVDİM! KÖPEK GİBİ SEVDİM! HER GÜN TAKİP EDECEK ATTIĞIN HER ADIMI ALDIĞIN HER NEFESİ GÖRECEK KADAR ÇOK SEVDİM! NE YAPACAKTIM BAŞKA? BENİ TANIMAN İÇİN BAŞKA ŞANSIM MI VARDI?”
Bedenini sözleriyle paralel daha yakın bir konuma getirdi ve başını eğerek üstten üstten bana bakmaya başladı. Fakat ben bu bakıştan ve sözlerden rahatsızlık duyup yüzümü buruşturarak ittim onu.
“KES SESİNİ! NE YAPACAKMIŞ(!) BENCİLSİN SEN! BENCİL HERİFİN TEKİSİN!”
Alparslan kollarını kaldırıp indirerek başını öfkeyle salladı. Bu sırada öfkesini kaşlarını çatarak da gösteriyordu.
“BENCİLLİKSE BENCİLLİK ULAN! SEVDİM, NE YAPTIYSAM SEVDİĞİMDEN YAPTIM! ZERRE PİŞMAN DEĞİLİM!”
Gözleri gözlerimdeydi bu sözle paralel. Titriyordu göz bebekleri. Ben de bakışlarına yetişmeye çalışarak derin derin soluklar alıp veriyordum. Bencildi ve bunu kabul ediyordu. Sevgisine karşılık alabilmek ve iyi hissedebilmek için saklamıştı kimliğini benden. Bundan zerre kadar pişmanlık da duymuyordu.
Duyacaktı. Gerekiyorsa pişmanlık da duyacaktı.
“DUYACAKSIN TUFANLI! PİŞMAN EDECEĞİM BEN SENİ!”
Gözleriyle inanmaz bakışlarını bana göndererek iç çekti. Ardından dudaklarını yaladığında ben bu durumdan dahi pişman olmuyor oluşunun üzüntüsünü yaşıyordum.
“Et, tamam! Et hadi! Pişman et beni Hazan! BENDEN BUNCA YIL ÇOCUĞUMU SAKLA! SONRA BENİ PİŞMAN ET!”
Gözleriyle ve bakışlarıyla beni reddetti ve devam etti. “ YOK ÖYLE BİR DÜNYA!”
Derin bir nefes verip eliyle yanımızdaki duvara vurarak devam ettiğinde ilk kez gözlerime bakarken dahi öfke duyuyordu. Belki de tam şu an sevgisinden de çok büyük olan bir nefret vardı içinde. Derin bir nefes verdiğinde sözleri yeniden zikrediyordu içime.
“ SEN BENDEN BENİM CANIMI SAKLADIN! LAN SEN BENDEN HAYATIMI ALDIN! Kaç yıldır acı çekiyorum ben! Haberin var mı? Kaç yıldır kızımın babası olmayı hayal ediyorum ben! Kaç yıldır yüzünü, ellerini hayal ederek uyuyorum! Haberin var mı Hazan? BANA NE YAŞARTIĞINDAN HABERİN VAR MI? “
Cümleleri ardı ardına da olsa içlerinden bazıları oldukça kısık ve sitemliydi. Diğerleri ise bu cümlelerin aksine öfke yüklüydü. Ben de aynı yükü yüklendim. Zira Alparslan’dan daha ağırdı taşıdıklarım. Ben ondan çok daha ağır bir sınav vererek mecbur kalmıştım. O ise yalnızca bu kadar acı çekmişti.
“ BİLEREK Mİ YAPTIM? SEN BENİ ANLAMAK İSTEMİYORSUN Kİ! MECBURDUM!” Öfkeyle kapanan gözleriyle sözlerimi sekteye uğrattım ve tek elimle göğsüne sertçe vurarak bana bakmasını sağlayıp devam ettim.
“ MECBURDUM BEN! Bir gün öncesinde o or*spu ile aldatıldığımı duydum. Yine de her şeye rağmen bana, evladına sahip çıkar dedim yanına geldim. ‘ kullandım’ dedin bana! Ne yapacaktım? “ gözüme dolan yaşı özensizce silerek devam ettiğimde bakışları vurmama rağmen bende sabitlenmiyordu. “ Kullandı dedim, aldattı dedim, mafya dedim, kendini yanlış tanıttı dedim. Ben seninle ilgili öğreneceğim ne varsa hepsini bir günde öğrendim. Ne acılar çektim biliyor musun? Kaç kere in*ihar ettim biliyor musun? Bebeğim kaç kez ö*ümden döndü! Onu biliyor musun?”
Gözlerini sıkı sıkıya yumduğunda canının acıdığını anlıyordum. Ancak anlamam sözlerimi sekteye uğratmıyordu. Aksine daha çok harlanıyordu içimdeki sancı. Ellerimle özensizce yanağımdan süzülen yaşları son kez silip dudaklarımı ısırarak devam ettim sözlerime.
“Bilmiyorsun. Nereden bileceksin? Son kez… Son bir kez dedim. K*mamam olmuştu. Dayak yedim, adım atacak halim yoktu ama yine kapına geldim. Üstüm başım yara bere içinde… Evine geldim. Bu halde düşmanı olsam bırakmaz, bebeğini bilse tozdan sakınır dedim. Kapıyı o açtı.”
Dudaklarım daha çok büzülürken titrek bir nefesle devam ettiğimde gözlerindeki sıkı kapanışa dudaklarını büzerek düşürdüğü bir damla yaş eşlik ediyordu.
“Üstünde senin gömleğin… Dudaklarından ruju taşmış. ‘ Alparslan duşta’ dedi bana. Ben…” ellerimle görmese de kendimi işaret ederek yaşlarla sürdürdüm sözlerimi. Ben bir haftadır evladımın canıyla kendi canımla savaşırken bir yandan da onca şeye rağmen seni ararken senin o k*ltağın koynunda olduğunu düşündüm. Yoktu. Başka tek bir çarem yoktu benim. Duydun mu? Ben senin kapına ö*eceksem senin kollarında ö*mek için gelmiştim. Ö*üm bile sensizlikten daha az koymuştu bana.”
Ellerini yüzüne kapatarak başını eğdiğinde görüntüsü gözlerimdeki yaşlar yüzünden bulanıktı. Fakat sesi ağladığım halde hissedeceğim kadar acı doluydu.
“Nefes…Alıyordum sadece. Bilsem… Ne yaşadığını bilsem ö*sem de dirilir gelirdim sana.”
Gözlerini açarak gözlerimin en içine bakıp yüzümü avuçlayarak alnımdan öptü. Bu sırada yaşlar gözünden dökülmeye devam ediyordu.
“ Kurban olurum döktüğün her yaşa. Ağlama, özür dilerim ağlama!” Göz göze geldiğimiz esnada anladım ki o benden daha çok ağlıyordu. “Kim yaktı senin canını? Söyle al*yım hepsinin canını! Kim beni evladımdan sevdamdan ayırdı gülüm? Kim bize bu kötülüğü yaptı? Benim… Dokunmaya kıyamadığım tenine kim kıydı senin?”
Başımı sağa sola sallayarak ellerinden yüzümü kurtarıp bir adım geriledim. Bilmeyecekti. Bileceği çok daha önemli şeyler vardı.
“Karnım büyüyecekti. Anlayacaklardı hamile olduğumu. Abine…” adını zikredince artan nefretimi bakışlarıma ekledim. “Abine ulaşamadım. Dayı desen o da yoktu ortada. Tek başıma kaldım ben o evde. Her gün ö*meyi bekledim, her gün…” başımla kendimi onaylayarak devam ettim. “ Sonra Alper bana yaşamak için bir sebep verdi; kızımızın doğması için hayat verdi bana. Tutunacak tek dalım oydu benim.”
Alparslan Alper’in adını duyarak irkilip sert bir ifade takındı. Ellerindeki yumruklar yeniden belirgin oldu sonra. Ancak ben bunu umursamadan sürdürdüm sözlerimi.
“Sahte bir nikah kıydık. Sırf kızım doğsun, bir hayatı olsun diye kabul ettim.” Sahte kelimesini duyduğu an bakışlarında bir tuhaflık oldu. Düşündüğü şeyi anlayacak kadar tanıyordum onu. Bu yüzden onayladım başımla ve sözlerimle. “ Evet… Bir kez bile dokunmadı bana. Dün gece… Ben tekrar senin olmadım. Yıllardır nefret etmeme rağmen sana aittim. Bir kere bile aklımdan başkasıyla olmak geçmedi. Ben seni senden nefret ederken bile başkasına dokunamayacak kadar çok sevmiştim. Sen benim sevgimi de mahvettin.”
Alparslan cümlemle bana doğru bir adım attı. Lakin ben ellerimi öne atarak durdurdum onu. Yaklaşarak dağıtmayacaktı dikkatimi. Ne yaptığının farkına varacaktı.
“Sen bana masum olduğunu söylemediğin her gün beni, bizi mahvettin. Sen burada ailenle gününü gün ederken ben yıllarca tek başıma acı çektim. Her gece kızımın kıyafetlerini koklayarak uyuyorum. Her gece sanki o beşiğindeymiş gibi ninni söylüyorum. Niye… Niye yalnız bıraktın beni?”
Kafasını olumsuz anlamda sallayarak gözünde biriken yaşlarını silerek iç çekip bana doğru bir adım attı. Ben gerilesem de adımını sürdürerek sözlerine acı kattı.
“ Asla… Tek bir gün mutlu olduysam kokunu almak nasip olmasın! Bilmiyorsun ki gülüm ben… Uyandım… İlk seni sordum. ‘Evlendi’ dediler. Ben… Allah benim belamı versin!”
Abiden yere çökerek ağlamaya başladı. Ben onun bu ani hareketi ile şaşkınlığa uğrayarak hafifçe ağzımı aralayıp yaşlarıma ara verdim. Alparslan ise ağlamaya devam etti. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu karşımda. Elleri yüzündeydi. Omzu kalkıp iniyordu. Bir süre öylece kalakaldım ve onun yaşlarını seyrettim. Ancak bir süre sonra daha fazla dayanamayarak yanına çöktüm ve ellerimden birini omzuna yaslayarak onu telkin etmeye çalıştım.
“Alparslan…”
Sözlerimi işiterek zar zor başını kaldırdı. Koluyla yaşlarını özensizce siliyordu bu sırada.
“ Ö*meyi bile beceremedim. Ne seni, kızımı koruyabildim. Ne de canımdan oldum.” Başını aşağı yukarı sallayarak devam ettiğinde çok acı çektiği her halinden belliydi. “Allah benim belamı versin.”
Onu reddederek bir elimi çenesine yasladım. Ardından konuştuğumda içimden geçeni hiçbir filtreye uğratmadan dışıma döküyordum.
“Vermesin.”
Tek kelimelik cümlem son bulduğu an ani bir hareketle kollarını bedenime doladı ve kucağına düşerek ona sarılmamı sağladı. Bu sırada ağlıyordu. Ağlaması sessizdi. Omzuma yaşlar düşmese ve nefesindeki o kesiklik olmasa anlamayacağım kadar sessiz ağlıyordu.
“ Yapamadım. Hep geldim. Uyandıktan sonra hep geldim. Bir kere karşına çıktım… Bir daha cesaret edemedim.” Başını omzumdan çekerek göz göze gelmemizi sağladığında ikimizin gözünden de yaşlar sel gibi akıyordu.
“Gölgen gibiydim. Görmesen de hep yanındaydım. Cesaret edemedim. Karşına çıkıp kendimi anlatacak yüzüm yoktu. Sen kocanın arkasından karalara bürüdün kendini. Ben senin karşına çıkmaya utandım.”
Başımı hafifçe eğerek gözlerimi kapattığımda devam ediyordu. “Görmedin ama oradaydım. Seni taksi durağının önünde pusuya düşüren adamlara ben s*ktım. Alışveriş yaparken sana sarkıntılık eden serseriyi ben d*vdüm. Para aklayacak müşteri bulamıyordun, paran yoktu. Ben sana birilerini yolladım. Yağmur…” gözümden düşen bir damla yaşı sildi ve devam etti.” Yağmur yağıyordu. Islanıyordun. Araban uzaktaydı. Yolun kenarına ıslanmayı seversin ama üşüyüp hasta olma diye ceketimi bıraktım.”
Ağzım hafifçe aralandığında bahsettiği anları anımsadığım için sekteye uğradım. Hakikaten de husumetli olduğum biri tarafından pusuya düşmüştüm. Fakat görmediğim bir yerden edilen ateş ile kurtulmuştum. İnce giyindiğim gün yağmur yağdığı için üşüdüğümde yolumun üstünde ıslanmamış bir ceket görerek garipsemiş ama onu giymemiştim. Alparslan şaşkınlığımı idrak ederek ciddiyetini koruduğunda ben gözlerimdeki yaşları akıtmaya devam ediyordum.
“Koruyamadım seni, sizi ama sen… Neden Hazan? Neden kızımı görmeme izin vermedin? Geldim… Ben sana geldim. Bir kez görsem… Bir kez görsem belki s*kacaktım kafama! Ben yıllardır hayalini kurduğum o kızı görmek için yaşıyorum. Yıllardır tek bir an kara gözlerine bakmak için arıyorum onu. Bana bunu niye yaptın?”
Kendince haklı olduğu bir noktaya değindi. Yanıma geldiğinde ona kızımızı göstermemiştim. Bunun nedeni onu gördüğü an ayından büyük olduğunu anlayarak şüphelenmesiydi. Öğrenmemesi gerekiyordu. Bilmemesi gerekiyordu. O zaman bildiklerime göre doğrusu buydu. Bana o kadar zarar verdikten sonra kızımı koruyamayacağımı düşünmüştüm. Yanılmışım. Pişmanım. Eğer o gün onu dinleseydim şu an burada olmayacaktık. Ancak kendime göre haklı olmam bastırıyor bu pişmanlığı. Bir tek o etki ediyor içimdeki hisse.
“ Görmemen gerekiyordu. Senin gibi bakıyordu kızımız. Senin gibi gülümsüyordu. “ yüzüme tebessüm ekleyerek devam ettim. “ Huysuzdu ama çok gülümserdi. Her gülüşünde gamzesini gösterirdi bana. Sana benziyordu kızımız. Ben onun gülüşünü gördüğüm her an içime içime ağladım.”
Sözlerimi hayranlıkla dinleyerek acı bir tebessüm etti. Paralelde elleri saçlarımda geziniyordu ve gülümsüyordu. “ Benim kızım… Ben baba oldum… Ben…” derin bir nefes vererek devam ettiğinde acısı sürüyordu. “ Ben senin başkasıyla evlendiğini çocuğun olduğunu düşünürken bile sana ihanet etmedim Hazan. Bir kez bile… Dokunamadım kimseye. Yüreğime de tenime de başkası karışmadı. Ben seni öyle sevdim. Şimdi diyorsun ki ben sana bir çocuk verdim. Ben sana benden bana benzeyen bir parça verdim.”
Başımla onu onayladığımda yanaklarımı okşayarak ve yaşları silerek devam etti. “ Yalansa bile… Duyduğum en güzel yalan. O yüzden bir daha söyle!”
Derin bir nefes vererek dudaklarımı yaladığımda emrini yerine getiriyordum. “ O senin kızın. Bahar… Alya koydum adını. Annem gökyüzü diye Alya koydum adını ama bahar; senin baharın.”
Başını aşağı yukarı sallayarak iç çekip konuşmaya başladı .” Bahar… Benim baharım…”
Sayıklarcasına fısıltıyla duyurduğu sesinin ardından derin derin nefesler alıp vererek dudaklarını ısırdı. Bu sırada kaşları yavaşça çatılıyordu. Bedenimi tutarak ayağa kalktığında ise yüzünde çok daha donuk bir ifade hakimiyet kuruyordu.
Bedenlerimiz tekrar karşı karşıya düştü sonra. Başı bana doğru eğikti. Gözleri ise çoğunlukla kapalıydı. Gözlerimle denk düşmek istemiyordu.
“Masum olduğumu bilmesen bütün bu s*kik şeyler olmasa benim kızım o p*çi mi baba bilecekti?”
Gözlerimi kapatarak yutkunduğumda sözlerinin gerçekliğini bununla anlatıyordum ona. Cezalandırmak istemiştim bir noktada. Çektiğim tüm acıların bedelini ödesin istemiştim. Ancak ben bunu o benim hayatımı mahvetti diye yapmıştım. Onca olan bitende suçu olmadığını, beni korumak için yalan söylediğini bilseydim eğer böyle olmayacaktı. Ben onu kızından ayırmayacaktım. Alparslan verdiğim onayı gözlerimin kapanması ve sessizliğim ile anlayarak tekrar konuştuğunda sesi buz gibiydi.
“ Nasıl affedeceğim ben seni? Söyle! Kızımı aldın benden, sevdamı aldın. Ben seni nasıl affedeceğim Hazan?” Ellerini yumruk yaparak boşluğa sallayıp derin bir nefes verdi. “ Ulan saçının teline kıyamıyorum. Sen benim her şeyimi nasıl aldın?”
Gözlerimi zorlukla açarak dudaklarımı yalayıp söze girdim. Bu sırada konuşma nedenim kendimi savunmak değildi. Yalnızca olanı biteni bilecekti.
“Başka çarem yoktu. Beni aldattığını, kullandığını öğrendikten sonra kim olduğunu bildikten sonra bunu kızıma yapamazdım.”
Öfkeyle gülümseyip düşünmeden söze girdi. Yapamazdım. Doğruydu sözlerim. Ben onun bana yaptıklarını bir kenara atıp iyi bir adam olduğunu düşünerek kızına baba olmasını isterdim. Ancak hakkında öğrendiklerimden sonra ona diyemezdim. Kızımın hayatını göz göre göre mahvedemezdim.
“İsterse dünyanın en ş*refsiz en p*ç g*vatı olayım. Bana bunu yapamazsın Hazan. BENİM ÇOCUĞUMU BENDEN SAKLAYAMAZSIN!”
Sonda sesini o kadar çok yükseltti ki ben irkilerek geri geri adımladım. Korktuğumu fark ettiğinde artık çok geçti. Zira sözleri son bulmuştu. Fakat buna rağmen dudağını sıkı sıkı kapatıp gözlerini kaçırdı. Anladığım kadarıyla çok yükseldiği için şu an pişman olmuştu. Anlık gelen korkum aynı an gittiğinde düşünmeden başladım konuşmaya. Ne olursa olsun beni suçlayamazdı. Onca yıl acı çekmiştim ben.
O çocuğu doğurmak büyütmek için ne acılarla mücadele etmiştim. Evladımı bulmak için hiç tahmin etmeyeceğim bir kadına dönüşerek en az onun kadar kötü biri olmuştum. Bunları bile bile bana hesap soramazdı.
“ Kendini benim yerime koymuyorsun! Hiçbir zaman koymadın zaten. Öyle bir durumda başka bir şey yapamazdım. İş adamı sandığım sevgilimin Tetikçi diye anılan bir mafya olduğunu öğrendim! Ne yapacaktım Tufanlı? Eline bir s*lah verip ‘ Al beni de v*r ‘mu diyecektim? KIZIMI KORUYACAKTIM! YİNE OLSA YİNE YAPARIM! ANNEYİM BEN! ÖNCE ONU DÜŞÜNÜRÜM, NE YAPACAKSAM ONUN İÇİN YAPARIM!”
Alparslan cümlem tamamlanırken lafa girdi. Yani son sözlerimi söylerken konuşuyordu. Cevap vermek için birkaç saniye bekleyecek kadar bile sabrı yoktu.
“BEN O KADAR Ş*REFSİZ BİR ADAM MIYIM? LAN İSTE YOLUNA Ö*LECEK KADAR ÇOK SEVMİŞİM! S*KERİM TETİKÇİ’Yİ DE İŞİNİ DE MAFYASINI DA! Tek lafın…” sağ işaret parmağını gözümün içine bakarak sallayıp sürdürdü sözlerini. “Tek lafına bakardı.” Başını daha çok salladı ve dudaklarını yalayarak gayet ciddi bir tavırda sürdürdü sözlerini. “ S*ktir ederdim her şeyi!”
İşittiklerim beni sekteye uğrattı. Ağzımı hafifçe aralayarak iç çektim bu yüzden. Ardından gözlerimi yavaşça kapattığımda bunu hakikaten yapma ihtimalini düşünüyordum. Yapardı. Alparslan bunu çok net bir şekilde yapardı. Tanıdığım adam yapardı bunu. Ancak ben yalnızca birkaç günde hiç tanımadığım bir yüzüyle karşı karşıya gelerek ona dair bildiğim ne varsa yitirmiştim.
“O an bunu düşünemezdim. Beni anlamak zorundasın.”
Alparslan adımlarını geriletip öfkeyle gülümsedi. Paralelde sözlerini işitmemi sağlıyordu ve ben de kendi sözlerimin doğruluğunu bakışlarımdaki ciddiyetle ona yansıtıyordum.
“Değilim. Hiçbir zaman da anlamayacağıma emin olabilirsin.”
Anlamıyordu. Yüzündeki öfkeli bakış bile yetiyordu bunu anlatmaya. Beni zerre kadar anlamıyor ve anlamak da istemiyordu. Bu isteksizlik benim içime kor ateşleri yükledi. Öyle ki onun gözlerine tiksinir bir ifade ile bakıp sinirli bir şekilde gülümsedim. Bir yandan da elim hiç düşünmeden kalkarak yanağına ilerledi. Tam tokadını yüzüne iliştireceğim sırada ise elimi tutarak indirdi. Bu sırada öfkem daha fazla yerinde duramadığı için konuşuyordum ben. Alparslan ise benim konuşmamla paralel işittiriyordu sözlerini.
“BENCİLSİN! O S*KİK AKLIN KENDİNDEN BAŞKASINI DÜŞÜNMÜYOR! MECBURDUM DEDİM SANA? NE YAPACAKTIM TUFANLI NE-“
“BEN Mİ BENCİLİM? BEN MİYMİŞİM BENCİL? LAN BEN KENDİMİ DÜŞÜNMÜYORUM! ÇEKTİN V*RDUN AĞZIMDAN TEK KELİME ÇIKMADI! CANI SAĞ OLSUN BEN UĞRUNA Ö*ÜRÜM DEDİM! BEN MİYİM LAN BENCİL?”
Başımı aşağı yukarı sallayarak onayladım onu. Bu sırada canımın acısını bile dahi geçen bir öfkeye bürünüyordum. İkimizin de ruh hali çok değişkendi. İkimiz de birbirimizden beter haldeydik. Daha az önce kucak kucağa ağlamamış gibi şimdi yeniden kavga ediyorduk. O kabullenemiyordu. Ben de onun kabullenmediği ve beni anlamadığı öfkesine bileniyordum.
“SENSİN BENCİL! KENDİNİ BENİM YERİME KOYMUYORSUN! NELER YAŞADIM BİLMİYORSU-“
Alparslan tekrar sözümü böldüğünde bana doğru bir adım atıyordu. “TEK BİR ŞEY SÖYLE BANA! MASUM OLDUĞUMU BİLMESEN O P*Ç GEB*RMESEYDİ KARŞIMA ÇIKIP SENİN KIZIN DİYECEK MİYDİN?”
Sessiz kalarak gözlerimi kapattığımda Alparslan cevabımı biliyordu. Ben de biliyordum. Söylemeyecektim. Alya ona da annesine de sahip çıkan adamı baba bilecekti ve belki de ömrü boyunca babasını bir kez bile görmeyecekti.
“İstediğin kadar konuş şimdi!”
Cümlesini bana işittirerek bulunduğumuz yerden kapıya doğru koca bir adım attı. Refleksle kolunu tutarak durdurduğumda içimde bir atım vardı. Bunun nedeni korkuyla karışık bir heyecandı. Korkuyordum, yapacaklarından korkuyordum.
“Nereye?”
Başını hafifçe çevirip gözlerime bakmadan cevap verdiğinde kolunu elimden sakince kurtarıyordu.
“Kızımı bulmaya.”
Gözlerimle ve başımla reddettim onu. Öfkeliydi ve yanlış şeyler yapacaktı. Fakat benim onun bunu yapmasına müsaade edecek halim yoktu. Her şey o kadar hassastı ki! Aramızda yaptığımız bir plan vardı. Bir haftadır üstünde uğraştığımız bir plan vardı ve onun öfkesi hem o planı hem de kızımıza çıkan yolları mahvedecekti. İşte benim buna engel olmam gerekiyordu.
“Alparslan… Dur, konuşacağız!”
Bir yandan mırıldanarak konuşuyor diğer yandan da önüne geçerek hem gitmesine engel oluyor hem de gözlerime bakmasını sağlamaya çalışıyordum. Fakat Alparslan ikisini de yapmayı reddediyordu. Başı eğikti ve bir adımı havadaydı.
“Ben senden duyacağımı duydum. Şimdi çekil, kızımı o or*spu çocuğundan alacağım.”
Gözlerimle reddettim onu. Bir yandan da dolu gözlerle kapının tam önünde durdum. Zira Alparslan çok öfkeli bakıyordu. Her şeyi mahvedecek kadar öfkeliydi. Ö*meden gelmeyecekti. Hem kendini hem de onu ö*dürecekti.
“HAYIR! KONUŞACAĞIMIZ DAHA ÇOK ŞEY VAR! DİNLEYECEKSİN! BENİM HABERİM OLMADAN HİÇBİR ŞEY YAPMAYACAKSIN!”
Gözlerimin içine bakmadan sırıtarak salladı başını. Ardından bedenimi kapıdan tek bir hareketle çekerek kulpu kavradı. Bu sırada diğer eli de girişteki aynalı masanın üstündeki s*laha uzanıyordu. İki taneydi. İkincisini o ilkini beline taktıktan sonra fark ettim. Durdurmak zorundaydım. Durdurmam gerekiyordu onu. Yoksa her şeyi mahvedecekti. Ben ona bunun için anlatmamıştım. Yarın, yarın gece planımız gerçek olacaktı. Her şey yarın başlayacaktı. Bir haftadır buna uğraşıyorduk. Lakin o bu sabah hareket ederek mahvedecekti her şeyi. Ani bir hareketle arkasından ona tekme atarak kapıyı aralamak için attığı adımını sekteye uğrattım. Bu sırada elim az önce s*lahı aldığı aynalı masanın aynasına ulaşıyordu. Düşünmeden yumruğumu geçirdim.
Alparslan da ne yaptığımı fark ederek yumruğum aynayla buluştuğu an kolumu kavrayarak küfredip bedenimi diğer yana savurdu.
“HASS*KTİR! NE YAPIYORSUN?”
Sözleriyle paralel elimi incelediğinde orada küçük bir sızı hissediyordum ancak bu önemsizdi. Canımın acısı kızımın geleceğinin yanında hiç kalıyordu. Bakışlarım yüzündeydi. Onun bakışları ise elimdeydi ve endişe ile bakınıyordu.
“Kızarmış. Tutmasam parçalayacaktın elini. Ne yapıyorsun Hazan, niye yapıyorsun bunu kendine?”
Cümlesini kurduğu sırada bakışları bir bende bir de elimdeydi. Acı vardı yüzünde. Endişe ile karışık acı vardı. İçli bir nefes vererek baş parmağını elimin eklem kısmında gezdirdi. Ardından dudağına elimi yasladığında gördüm kızarıklığı. Tam da zedelendiği yerden öpüyordu elimi. Öpüşü son bulduğunda mırıldanarak konuştu. Gözlerindeki o öfke benim dikkatini dağıtmamla perdelenmişti. Fakat oradaydı. Baktığım her an korkum bu yüzden sürüyordu.
“Krem sürelim.”
Başımla onu reddederek esas konuya döndüm. Dediğim gibi acım önemli değildi. Elimi gözden çıkararak parçal*nması uğruna vurmuştum ben oraya.
“Bir yere gitmeyeceksin. Gidilecekse de beraber gideceğiz. Yarın geceye kadar bekleyeceksin. Duydun mu Tufanlı? Benden habersiz hareket etmeyeceksin!”
Gözlerini saniyelik olarak gözlerime yaslayıp öfkesini yüzüne yansıttı. Bir yandan da iç çekerek dudaklarını ısırıyordu. Korkutucuydu. Bakışları bana zarar vereceğini bilseydim eğer benim bile korkmamı sağlayacak kadar karaydı.
“Ne istersem onu yapacağım! Sen de burada benim gelmemi bekleyeceksin!”
Gözlerimi devirerek ellerimi ellerinden itip hızla ayağa kalktım ve omuz silktim. “PARDON? SEN KİMSİN DE BANA EMİR VERİYORSUN?”
Alparslan da omuz silkerek havada olan bakışlarıma yandan bakarak başını salladı ve ayağa kalktı. Kalkışı ile benim bakışlarım havaya onunki ise aşağı eğildi ve yeniden öfkeyle birbirimize bakınmaya başladık.
“BİR CANIM O P*ÇİN ELİNDEYKEN DİĞERİNİ RİSKE ATAMAM! TAMAM MI? BEKLE BENİ DİYORUM SANA!”
Öne doğru bir adım atarak iki elimle birden onu olabildiğince çok sertçe ittim. Ardından iç çekerek bağırdığımda yeşillerindeki hiddet korkmamı sağlıyordu. Bana ilk kez bu kadar hırçın bakıyordu ve bunu yaparken korunmaya ihtiyacım olmadığını unutuyordu.
“BEN YILLARDIR BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUM! TEK BAŞIMA…KİMSEM YOKKEN TEK BAŞIMA SAVAŞTIM! KIZIMI TEK BAŞIMA ARADIM! ŞİMDİ BANA ÇIKIP BUNLARI SÖYLEYEMEZSİN! BEN SANA KIZINI BENİ EVLERE KAPATIP TEK BAŞINA ARA DİYE ANLATMADIM!”
Alparslan kafasına vura vura döndü arkasını. Sinir katsayısı her geçen saniye artıyordu. Bilmediği şey bu sinirin beni de delirterek çılgına çevirdiğiydi ama onu da böyle devam ederse az sonra görecekti.
“SÖYLEMEK ZORUNDAYDIN ULAN! SÖYLEMEK ZORUNDAYDIN! LAN AYLARDIR GÖZÜNÜN ÖNÜNDE SANA KENDİMİ KANITLAMAYA ÇALIŞIYORUM!”
Son sözüyle duraksayarak hafifçe başını çevirip gözlerini kıstı. Sanki bir şeyi idrak etmiş gibiydi ses tonu. Sanki bir şey gelmişti aklına.
“Sen…” Gözlerini kapatıp arkasını döndüğünde işaret parmağıyla kaşını havalandırıyordu. “Sen beni öz…Kızımı…Annesinden ayırmakla mı suçladın? Hazan sen…” başına tekrar vurarak havaya kaldırdı. Bu sırada sıkıntıyla soluyarak kızartıyordu yüzünü. “Hiç mi tanımadın sen beni? Lan ben…” harelerini harelerime dikerek Sürdürdü sözlerini. İsyan ediyordu. Cümlelerinden anladığım buydu. Sadece isyan ediyordu ve beni suçluyordu. “ Ben bu kadar ş*refsiz bir adam mıyım Hazan? Bu kadar mı tanımadın sen beni?”
Başını sağa sola sallayarak acı bir tebessüm edip tekrar bir şeyi idrak edercesine sürdürdü sözlerini. “Ne zannettin? ‘ Alparslan abinin selamı var!’ Dedi ö*düren it! Kızımı benden sakladığın için o p*çi ö*dürüp yedi aylık bir bebeği annesinden ayırdım. Bunu mu sandın? Bu kadar mı y*vşağım ben? Bu kadar mı şeref*izim?”
İstemizce başımı sağa sola sallayarak dudaklarımı ısırdığımda yüzümde acı dolu bir ifade vardı. Anlamıyordu. Kim olsa öyle zannederdi. Anlamak istemiyordu.
“ Hiç mi tanımadın sen beni? Hiç mi sevmedin?”
Dudaklarımı yalayıp ağzımı araladığımda onu reddederek benim baktığım yerden bakmasını sağlamayı amaçlıyordum. Fakat Alparslan bir elini kaldırarak susmamı sağlayıp tekrar çattı kaşlarını.
“Sus, daha fazla konuşup sevdamı da kirletme!” Derin bir nefes verip başını havaya dikti tekrar. Zorlanıyordu, çok zorlanıyordu. “ Ne yapardım biliyor musun? Gerçekten dediğin gibi olsaydı, kızım olduğunu bilseydim… O or*spu ç*cuğunu ö*dürürdüm!” Ettiği küfürle ellerimi yumruk yaptım. Şükran teyzeme edilen her küfür içime otursa da şu an onu ve ailesini savunmam her şeyi daha da berbat edecekti. “Sonra kızımı alır cennetime koyardım. Hayatımın merkezi yapardım onu ama bunu yaparken onun annesini arkamda gözü yaşlı bırakmazdım.” Tekrar benimle göz göze geldiğinde buz gibiydi bakışları. “ Hazan Kandemir… Ben senin sandığın kadar zalim bir adam değilim. Hele bana bir can veren kadına hiç değilim. Hele ki o kadın kalbime aldığım tek kişiyse.”
Ona doğru bir adım attığımda sözlerinin ağırlığı nedeniyle ezilip bükülüyordum. Bu nedendendi belki de adımım küçücük kalmıştı. Duymak istemese de konuşarak anlayacaktım kendimi. Anlamayacağını bile bile yapacaktım bunu.
“Senin tanıdığım gibi bir adam olduğuna inandırdım kendimi. Kabullenemedim. O kadar kötü biri olduğuna inanamadım. Mecbur kaldığım bir hayatı yaşadım, yapmam gerekeni yaptım. Evladımı korudum ama bunları yaparken her gece senin sevgini hayal ettim. Başka bir kadınla olduğunu düşünürken bile beni, kızımızı sevdiğini düşünerek uyudum.”
Alparslan gözlerime bakmadan bir noktaya bakışlarını sabitleyerek dinledi beni. Sonra da başını aşağı yukarı sallayarak iç çekti ve konuşmaya başladı.
“Eyvallah gülüm. Buna da eyvallah.”
Tekrar arkasını döndüğünde bu kez veda bile etmiyordu.
“Nereye?”
Başını hafifçe çevirip yeniden cevap verdi ama sesi oldukça bıkkındı. Belki de daha fazla benimle konuşmak ve sesimi duymak istemiyordu.
“Kızımı bulacağım Hazan. Önce kafamı toplayıp sonra sana kızını getireceğim.”
Başımla onu bu kez onayladığımda öfkesinin biraz daha az olması rahatlatıyordu içimi ancak telaşım öne atılarak bilmesi gereken her şeyi söylemeye çalışıyordu.
“Dağhan biliyor.” Bakışı şaşkınlıkla bana döndüğünde devam ettim. “Kaçırdığım gün söyledi. Her şeyi biliyor. Onu senin kızın olduğu için kaçırdılar. Bulmadan önce söylememin nedeni de bu.”
Son cümlem ile kıkırdayarak başını salladı ve tekrar döndü arkasını. Konuşmuyordu bile artık benimle ama ben ona bilmesi gereken her şeyi söyleyecektim.
“ Dayı da biliyor, abin de.”
Bu kez dönüşü işittiklerinin kulağına ilişmesinden neredeyse bir dakika sonra oldu. Yüzünde donuk bir ifade vardı ve kaşlarını çatarak yutkunuyordu.
“Ne?”
Başımı sallayarak onu onayladım. İşte şimdi her şeyi her detayıyla biliyordu.
“Dayı en başından beri biliyormuş. Kendisi söyledi bana. Sen hastanedeyken öğrendim. Aynı gün söyledi. Abin…” Gülümseyerek ona olan öfkemi yerleştirdim yüzüme. “ Seni v*rduktan sonra söyledim. Can*mal tehdit ediyordu beni. Aklım yerinde değilken itiraf etmişim. Yeğeninin annesi olduğumu bile bile defalarca kez alnıma s*lah dayadı, ö*ümle tehdit etti. İkisi de biliyor Alparslan, ikisinin de her şeyden haberi var.”
Alparslan bu cümlemi de işiterek gözlerini sıkı sıkıya kapattı. Kısa bir an da bacaklarının titrediğini gördüm. Şok geçiriyordu ancak benim bunu anladığımı bile bilmiyordu. Ona yaklaşıp telkin etmek istedim birkaç saniye. Sonra ise bana olan kızgınlığını anımsayarak adımımı geride tutmaya devam ettim. Bir süre karşımda sadece durup gözlerini kapattı. O süre son bulduğunda ise hiç düşünmeden belindeki s*lahlardan birini çıkarıp emniyetini çekerek koşar adım evden çıktı. Arkasından seslendim. Hatta kapıyı açıp peşinden koştum ama yetişemedim. Arabasına atladığı gibi gaza basarak hızla evden uzaklaştı.
İşte tam o an, o dakika anlattığıma pişman oldum. Dayı en başından beri beni bunun için uyarıyordu. İlk kez ona hak verdim. Alparslan daha önce görmediğim kadar çok öfke yüklenmişti. Öyle ki kıyamayacağını bildiğinden gözüme bile bakmamıştı. Bana tavır almıştı. En büyük kavgalarda bile özür dileyen kıyamayan adam bana kırılmıştı.
Lakin en önemlisi bunların hiçbiri değildi. Alparslan kızımızı biliyordu ve onu bulana kadar kendisi de dahil olmak üzere herkesi yakacaktı.
Bu gerçekleri anlamak bedenime de kalbime de ağır geldi. İstemizce olduğum yere çökerek onun gittiği yola bakıp akıttım yaşlarımı. Güç alarak arkasından gitmem lazımdı. Kandemir olduğumu göstermem lazımdı ama yaşlarım ve pişmanlığım buna engeldi.
…………………………..
İlahi bakış
Alparslan gaza sonuna dek basarak ilerliyordu. Bir günde hatta bir saatte ne öğrenilirse ne duyulursa ve o duyulan ve öğrenilen şey insanı diri diri toprağa nasıl gömerse yaşamıştı. Alparslan bunları yaşamıştı. Anlayamıyordu. Zihninde bir ses vardı; sevdasının sesi. Sürüyle şey anlatıyordu ona.
Kızı…
Onun bir kızı vardı. Alparslan onlarca sesin içinden bahar kızını duyduğu an yüklendiği öfkeye rağmen gülümseyerek kavradı direksiyonu. Ağlıyordu. Yaşlar gözünden ondan bağımsız bir şekilde akıyordu.
Seslerden bir diğeri de sevdasının ona yaptıklarını haykırıyordu. Alparslan bu sesi görmezden geldi. Zira duyduğu son ses sevdasının ona yaşattığı acıyı bile bine katlamıştı.
Ailesi…
Dayı….
Biliyorlardı. Abisi de Dayı da saklamıştı ondan. Kırgındı ama ona esas batan ve onu esas acıya sürükleyen bu da değildi. Abisi sevdasını tehdit etmişti. Alnına s*lah dayamıştı. Abisi bunu yapmıştı. Hem de onun kızının yeğeni olduğunu bilmesine rağmen Alparslan’ın sevdasını nefesiyle tehdit etmişti.
Alparslan direksiyona yumruk atarak bağırdı. Bu sırada ise içinden dün sevdasının yeniden ona ait olmasına dahi sevinemediği geçiyordu. Sevdası evlendi ve başka birinin kadını oldu diye ona fazla sert davranmıştı. Bir de yılların özlemi vardı. Ancak şimdi biliyordu; sevdası hiç başkasının olmamıştı. Fakat buna bile mutlu olamıyordu. Alparslan duyduklarını kaldıramıyordu.
Delirecekti. Kelimenin tam anlamıyla delirecekti. Hangi birini düşüneceğini bilmiyordu.
Yıllardır hayal ettiği çocuğun kızı olduğuna bile sevinememişti. Arabası nihayet yalının önünde durduğunda freni oldukça sertti. Hesap soracaktı. Ailem dediği insanlar ona bunun hesabını verecekti. Gözünün içine baka baka zindan olan hayatına ufacık bir gün ışığını fazla gören herkes hesap verecekti.
Arabasından inerek kapıyı sertçe kapatıp s*lahını ateşleyerek bağırmaya başladığında alnında bir damar atıyordu.
“ARSLAN TUFANLI! ÇIK LAN DIŞARI! ÇIK HESAP VER LAN BANA!”
S*lahını tekrar ateşlediğinde şarj*rü boşaltmaktan çekinmiyordu. Kapıdaki korumalar merakla bakınıyordu bir yandan da. Ancak bu Alp’in umurunda değildi.
Son elin de havaya karışmasıyla kapıyı nefes nefese kalmış bir şekilde Dayı açtı. Hemen ardına düşen abisinin yanında ise hiç tahmin etmediği biri vardı:
Güliz…
Simsiyah giyinmişti. Sarı saçları kısacık kalmıştı ve ona öfkeyle bakıyordu. Alparslan ise bu öfkeye karşılık vererek iğrenen bir tavır takınıp diğer s*lahını çıkarıp abisine doğrulttu. Arslan sekteye uğrayarak duraksarken ilk konuşan kişi Dayı oldu.
“ Lan oğlum ne yapıyorsun? DELİRDİN Mİ UŞAK?”
Alparslan sözlerine rağmen bakışlarını abisinde tutarak devam etti sözlerine.
“ Delirdim Saadettin Yüce! Ben delirdim de siz bu k*hpeyi benim evime niye aldınız? NE İŞİ VAR LAN BUNUN BENİM EVİMDE!”
Güliz kendisine yöneltilen sözlere öne atılıp iki adamı da ezerek cevap verdi. Karşısındaki namluya rağmen korkmadan konuştuğunda sesi kısıktı. Babasının cenazesinden bu yana ağladığı için kısılmıştı sesi.
“Hesap sormaya geldim! Sen komadayken babam seni şerefiyle korudu! Şimdi siz benim babamı ö*düreni koruyorsunuz! Sen de hiç mi vicdan kalmadı? Babamın tüm adamları teker teker gidiyor! Hiç mi vicdan yok sizde!”
Son cümlesini üçüne birden bakarak kurduğunda Dayı ve Arslan Hazan’ın yaptığını temizlerken yetim kalan bir kızın acısını göz ardı ettiklerini anımsıyordu. Bu yüzden ikisi de utanç duyuyordu. Ancak aile, Hazan’ın bu ailedeki yeri Yılmaz Yazgın’ın vefasından ağır gelmişti. Cenazesine katılıp Güliz’e destek olsalar da adamlarının Hazan’a saldırmasını engellemek zorunda kalmışlardı.
Alparslan ise Güliz’in ondan çaldıklarını bildiği için deli bir kahkaha atarak bağırdı.
“SEN BEN VİCDANINI S*KEYİM!”
Güliz onun ettiği küfürle sekteye uğrayarak şaşkınca arkasını döndü. Bu esnada Alparslan başını aşağı yukarı sallayarak devam ediyordu. “ Baban adam gibi davranıp ona s*lah çekmeyecekti. BENİM SEVDİĞİM KADINA S*LAH DOĞRULTAN CEVABINI ALIR!” Omuz silkip sözlerini sürdürdüğünde Hazan’ın haklı olduğunu bildiğinden rahattı. Bu rahatlığa sığınıyordu. “Sen Hazan’a saldırmasaydın baban yanındaydı Güliz hanım. Şimdi kenarda sıranı bekle!”
Başını tekrar aşağı yukarı salladığında Güliz’i iterek basamağın tam önünde duran abisine doğrulttu elindekini. Arslan şaşkınca duraksadı önce. Sonra ise aklına öğrenmiş olabileceği geldiğinden bıkkın bir nefesle yutkundu. Bu esnada Alparslan delirmesinin şimdilik Nirvana’sını yaşıyordu.
“SEN BANA BUNU NASIL YAPARSIN LAN! “
Dayı araya girmeye çalışarak bağırdı. Telaş ediyordu. Alparslan ilk kez bu kadar saldırgandı ve ilk kez ailesine doğrulmuştu tetiği.
“DUR OĞLUM DUR! NE YAPIYORSUN?”
Alparslan tek koluyla onu iterek abisinin kafasına elindekini iyice yasladı. Arslan gözünü sıkı sıkıya yumarak iç çekerken ise devam etti sözlerine. Tükürükleri bile dışarı çıkıyordu. Bağırdıkça hiddeti sarkıyordu her bir yandan.
“NASIL SAKLADIN LAN BENDEN? ABİ DEDİM BEN SANA! SENİ DE BABA YERİNE KOYDUM! NASIL YAPTINIZ LAN BUNU BANA?”
Sözlerinin bir kısmını da Dayı’ya bakarak duyurduğunda ikisi göz göze gelmişti. Nihayet Dayı da anlamıştı mevzuyu. Korktuğunun başına geldiğini düşünerek elini kalbine atıp mırıldandı.
“Uşak…”
Alparslan ise öfkeyle başını sallayarak abisinin alnına yasladığını ona çevirmemek için kendini zor tuttu.
“KES SESİNİ DAYI! ARTIK SENİN UŞAĞIN BUNUN DA KARDEŞİ DEĞİLİM! HAYATIMI S*KTİNİZ LAN BENİM! HAYATIMIN A*INA KOYDUNUZ! LAN BENİM… BENİM ÇOCUĞUM VARMIŞ LAN! BİLE BİLE NASIL SAKLADINIZ LAN BENDEN? NASIL AİLESİNİZ LAN SİZ? NE BİÇİM BİR HAYAT LAN BU!”
Son cümlesini başını kaldırıp etrafa bakarak duyurdu. Bu esnada Güliz duydukları ile ağzını aralayarak doldurmuştu gözlerini. Hazan…
Onun kızı Alparslan’ın kızı mıydı?
Aklına ilk gelen ve en korkutucu ihtimalin gerçek olmasından ise Alparslan’ın başka bir kadından çocuğu olmasını diledi. Zira çocuğunun annesi Hazan ise evlenip çocuk yapmasına rağmen ondan geçemeyen Alparslan ömrünün sonuna dek o kadının dibinden ayrılmazdı. Güliz şu an bile Alparslan’ın onu ve kestiği saçlarını görmesini fark edecek kadar aciz bir haldeydi.
“NE YAPSAYDIM LAN? BİR HAFTA OLDU ÖĞRENELİ! KENDİM SÖYLEYECEĞİM DEDİ! NE YAPSAYDIM?”
Alparslan abisinden duydukları ile Dayı’ya dönerek imada bulundu.
“ SENİN HESABIN O DEĞİL! ASIL HESAP YILLARDIR BİLİP SUSANDA AMA YOK!”
O harfini uzatarak başını havalandırıp tekrar havaya ateş etti. “TOPUNUZUN A*INA KOYAYIM LAN! YOK ÖYLE İŞ! HESAP VERECEKSİNİZ LAN!”
Arslan ettiği küfür ile ağzını araladı ancak kardeşi tekrar dibinde biterek s*lahı bu kez alnına yaslamıştı. Dayı ise ne yapacağını bilemez halde duraksayarak olanı biteni izliyordu. Korktuğu başına gelmişti ve elinden hiçbir şey gelmiyordu.
“SEN BENİM KIZIMIN ANNESİNİN, NAMUSUMUN ALNINA NASIL S*LAH DAYARSIN LAN? SEN KİMSİN ARSLAN TUFANLI? KİMSİN LAN SEN BENİM NAMUSUMU TEHDİT EDİYORSUN?”
Arslan duymayı beklemediği sözleri işiterek kardeşinin elindekine elini yasladı. Bu sırada Güliz duymaktan korktuğu gerçeği işitmişti. Alparslan bir Hazan’a namusum derdi. Bir onu namus bilirdi. Hazan’ın kızı onun kızıydı. Alparslan’ın o kadından kızı vardı. Arkasını dönerek yavaş yavaş yürüdüğünde iki kardeş kavga etmeye devam ediyordu.
“S*KARSAN S*K LAN! A*INA K*YARIM SENİN YAPACAĞIN İŞİN! S*KARSAN S*K!”
Alparslan abisinin sözleri ile başını sallayarak elindekini daha çok bastırdı. Bu sırada Dayı daha fazla dayanamayarak araya girmeye çalışıyordu.
“DURUN OĞLUM! KURBAN OLAYIM DURUN LAN!”
“S*KACAĞIM LAN! HADDİNİ BİLECEKSİN! SENİ ABİ BİLDİĞİM GÜNÜN AN*SINA Y*L S*KARIM LAN!”
Dayı ve Alparslan aynı anda konuşurken biri araya girmeye çalışıyordu ve diğeri ise elindekini sağa sola savuruyordu. Arslan ise başını sallayarak kardeşinin delirmiş haline gülüyordu.
“AKLIMI S*KEYİM! SENİ YEDİĞİN HER B*KTA KORUYAN AKLIMIN TA A*INA K*YAYIM LAN!”
Alparslan s*lahı tekrar ona yaslarken aralarına dakikalar sonra Dayı’nın komutuyla birileri girmeyi başarmıştı ama kimse elindekini almaya cesaret edememişti.
“K*Y LAN! K*YMAZSAN ADAM DEĞİLSİN!”
Bağırarak sokağa duyurduğu sesine eşlik eden şey elindeki s*lahın ateşlenmesinin sesiydi. Alparslan ne yaptığının da kime saldıracağının da farkında değildi. Doğrusu Hazan ona kızları bulunmadan anlatarak hata etmişti. Zira kızı başkalarının elinde değil de kollarında olsaydı Alparslan bu halde olmayacaktı.
Hazan geldiği yalının önünde yaşıyordu bu pişmanlığı. Fakat s*lah sesini duyacak kadar kalamamıştı orda. Zira kapıdan Güliz’in çıktığını arabasının açık olan camından görerek onu takip etmeye karar vermişti.
Bu takip edişi olayların bundan sonraki kısmını tersine etkileyecek kadar önemliydi.
Zira Hazan neden takip ettiğini dahi anlayamadan kendini Dağhan’ın evlerinden birinin yakınında bulmuştu.
Az geride inerek temkinli yaklaştığında gördüğü manzara karşısında elleri ağzına gidiyordu.
Güliz bahçe kapısının önünde inerek onu kapının dibinde bekleyen esmer adamın boynuna atlıyordu. Hazan kısa bir anlığına ilişkileri olup olmadığını sorguladı. Fakat bir cevap alamayarak derince yutkundu. O esnada Dağhan kendisine sarılan kadının dudaklarını öpmeye başlamıştı. Hazan bu gördüğü ile istemsiz bir nidayı dudaklarından dökerek hafifçe geriledi.
Ancak onların hareketleri gerilemedi. Zira az sonra Güliz dudağından kopmadan onun kucağına tırmanmıştı. Hazan’ın gördüğü son şey ise bu olmuştu.
İkili o şekilde eve girdiğinde Hazan artık tam anlamıyla ne yapacağını da parçaları nasıl birleştireceğini de bilmiyordu.
Yegane ve tek bildiği Alparslan’a şu an söyleyerek yaptığı hatanın bedelini iliklerine kadar hissedeceği olmuştu.
Bölüm sonu....
Güzelliklerim size iki kötü haberim var. İlki bölümü gec atma nedenim; nükseden ve günlerdir kısacık son sahneyi bana yazdırmayan alerjim....
Gecikme için cok cok üzgünüm ama inanın ki bu hastalığı atlatamiyorum 🥹 Artık sürekli tekrar ettiğinden doktor arayışına girdim. Tedavi gerektiren bir durum olduğunu düşünüyorum 🥹
İkinci ve sizin için daha cok onem arz eden kötü haberim vizeler....
Bu yıl derslerim cok zor...
Geçen yıldan beri okuyan Güzelliklerim bilir ki vize ve final haftalarında mecburi bir ara veriyorum 🥹 Iki hafta bölüm atamayacagim 🥹
Cok kötü bir yerde bıraktım bölümü icim de rahat degil🥹
Lütfen bana kusmeyin ve alinmayın olur mu?
İnşallah vizelerden sonra size bol aksiyonlu bolumlerle geleceğim🥹
Şimdilik bu kadar ve her zaman olduğu gibi favori sahnenizi ve bolum hakkındaki düşüncelerinizi merak ediyorum 🥹🫶🏻
Yeni bölümde ateşe dek kendinize cok cok iyi bakin ve beni Lütfen affedin Güzelliklerim♡♡♡♡
Sizleri cok seviyorum, güzellikle kalın 💕
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 17.47k Okunma |
1.01k Oy |
0 Takip |
40 Bölümlü Kitap |