
💦
Eve geldikten sonra içimde engel olamadığım bir kıpırtı vardı. Alparslan'ın tavrını sorgulamadan edememiştim . Davranışı farklıydı geliyordu . Değişik hissettirmişti ama bu hissin hoşuma gitmediği söylenemezdi. Uzun süre sonra ilk kez bir insanla bu şekilde bir konuşma gerçekleştirdiğim içindi belki de güzel hissettirmesinin nedeni. Uzun uzun sorgulayıp bu hissin tadını kaçırmak istemediğim için şimdilik anı yaşamaya karar verdim.
Evimi nerden, nasıl bulduğunu merak ettim ancak bunu kendisine sormayıp neden o an alık alık baktım bilmiyorum. Sanki bir anlığına beynim durdu. Sormadığım için şu an aklıma geldiğinde pişmanlık yaşasam da bunu beynimin bir köşesine yerleştirdim. İlk fırsatta sormam gerekiyordu. Düşüncelerimi sürdürerek dolabıma yöneldim.
Üzerime yeniden pijamalarımı giyinip kendimi yatağa bıraktığımda rahat bir nefes verdiğim esnada Nare bebek gibi uyuyordu. Kısa bir an ona baktıktan sonra düşünmeye başladım. Uykum yoktu.
Dün Nare'yle ikimizde ağladığımız için dokuz gibi uyumuştuk. Uyumadan önce ilaç aldığım için ağrım da yoktu.
Yediğim dayak ise...
Ona çoktan alıştım. Artık rutin gibi oldu artık benim için. Kısa bile sürdü hatta. Yüzüm gözüm kan içinde olduğu için bir ay okula gidemediğimi hatırlıyorum ama artık görünen yerlerime fazla hasar vermiyor Tuğrul. Ya da ben alıştığım için eskisi kadar iz kalmıyor.
Bedenimin ve ruhumun buna alışmış olmasını sorguladım bu noktada. Buna alışmamış olmam gerekirdi. Öz babam tarafından sözlü ve fiziksel şiddete uğramıyor olmam gerekirdi. Nadiren de olsa Çisem' in evine gittiğimde babasının ona davranışını görüyor kendimi sevilmeyi hak etmeyen biri olarak görüyordum. Bunun böyle olmaması gerekirdi. Mantığım ve hislerim her zaman ters düşüyordu. Mantığıma göre herkes gibi bende sevilmeyi hak ediyordum. Şiddet görmem buna alışmam normal değildi. Dahası buna ses çıkarmıyor oluşum da mantığıma sığmıyordu.
Fakat hislerim...
İnsan hissettikleriyle bütündür. Hislerim beni bütünüyle ele geçirmiş durumdaydı. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu fark etmeme rağmen hislerimin yanılgısı harekete geçmeme engel oluyordu. Bazen aptal gibi hissediyor bazense hissetmekle kalmıyor buna inanıyordum.
Koca bir kara deliğin içine hapsolmuş derine itiliyordum sanki. Ruhum kasvetle savruluyor bedenimse onun kasvetine gözyaşlarıyla eşlik ediyordu.
Çıkış yoktu. Bu kara deliğin bu kasvetin sonu yoktu. Ve bu konuda ilk kez hislerimle mantığım aynı fikirdeydi.
Benim bu hayattan kurtuluşum yoktu.
......................
Bir süre daha düşündükten sonra uykuya dalmışım. Nare'nin yastığı yüzüme vurmasıyla sıçrayarak uyandım ve gözlerimi kırpıştırarak etrafa bakındım. Bu esnada miskin ifadem sürerken mırıldanarak ovuşturdum gözlerimi.
" Ya ne oluyor sabah sabah ?"
Bir yandan da gözlerimdeki buğu yavaş yavaş dağıldı ve bakışlarım Nare'ye kaydı. Yatağın üstünde neşeyle zıplıyordu. Göz devirerek bıkkın bir nefes verdim. Kargalar bile kahvaltı yapmadan benim küçük kardeşim güne enerjik başlamıştı. Ben daha tek gözümü zar zor açmıştım oysaki. Beni ve sözlerimi ciddiye almadığını fark edince yeniden göz devirdim. Yüzüme fırlattığı yastığı üstüne atıp yataktan zar zor doğrulduğumda hedefim banyoydu.
"Uykucu! Çabuk hazırlan ! Babam kahvaltıda yok ama kötü haber ablam gelmiş. "
Benim ardımdan seslenmesiyle bakışlarım saniyelik ona dönse de adımlarım hız kesmeden banyoyu buldu. Tuğrul'un olmadığını duyunca küçük bir tebessüm yayıldı yüzümde. Narin'in gelişi ise anında tebessümü bozup onun yerine yüz kaslarımı buruşturdu. Biri gitse diğeri başımdaydı. Küçücük bir huzur bile yoktu bu sabah. Musluğu açtığım esnada bıkkın bir nefes vererek yüzümü yıkamaya başladım. Dişlerimi de fırçalamak için fırçamı ağzıma daldırdığım esnada bakışlarım her zaman olduğu gibi aynaya kaydı . Tam o an duraksayarak kaşlarımın havalanmasına izin verdim. Bu sabah kabus görmeden uyanmıştım. Yüzümdeki sert ve düşünceli ifade sürerken biraz daha duraksayıp bakakaldım. Gerçekten bu sabah damağımda süt tadı yoktu. Kabus da yoktu. Yalnızca gece uyandığımda olmuştu. Onda da kusmamıştım. Fırça dişlerime yavaşça sürtünmeye başlarken ifadem hafif hafif yumuşamaya başladı. Belki de Nare'nin varlığı yeniden kabus görmeme engel olmuştu ya da temiz hava fazla derin bir uyku çekmemi sağlamıştı. İlk defa olmuyordu ama uzun zamandır yaşamadığım bir olaydı bu.
Bakışlarımı aynadan çekerken derin bir nefes vererek dişlerimi fırçalamaya devam ettim. Çok geçmeden işim bittiğinde adımlarım yeniden odamı buldu. Nare bu kez de telefonunu eline alarak yatağa uzanmıştı. Onun bu haline gülümsedikten sonra yavaş adımlarla ilerlemeye başladım. Bana acele et derken kendisi aceleden uzak ve rahat davranıyordu. Tam karşısında durduğumda bakışları saniyelik bana kaysa da yeniden telefona gömüldü. Ben de bu esnada derin bir nefes vererek yaladım dudaklarımı.
"Kalk, odana gidip giyin. Annen gelip kızacak şimdi."
Cümlemi duyduğu an bakışlarını çekmeden bıkkın bir nefes vererek konuşmaya başladı.
"Annem yok ki. Kenan abiyle çıktılar. "
Kenan abi...
Tuğrul'u ne kadar sevmesem de Şevval'in oğlu konumunda olan biriyle kocasının gözü önünde olması iğrençti. Bu iğrençlik midemi bulandırırken istemsizce yüzüm buruştu.
Gördüklerimi anlatmam sadece benim zararıma olurdu çünkü kanıtım yoktu. Yapabileceğim tek şey Şevval'i bununla tehdit edip bu evdeki hayatımı kolaylaştırmaktı. Yapabileceğim başka bir şey olsa da yapar mıydım bilmiyorum çünkü bunun ortaya çıkması en çok kızlara zarar verirdi. Her ne kadar iyi anlaşmasam da Narin de benim kardeşimdi . Onlar için susmam ve bunu açığa çıkarmamam gerekiyordu.
Dünkü kavgadan sonra iptal olmadıysa eğer akşama Ahmet amca gelecekti. Çocukluk arkadaşım Alper'in babası. Alper uzun süredir Amerika'daydı. Üniversite bitmiş. Birkaç hafta içinde gelecekmiş. Bazen huysuz bir çocuk gibi davransa da seviyordum Alper'i. O bana çocukluğumdan annemle olan güzel günlerden kalan tek hatıraydı.
İnsanların arkadaşlarıyla ortak yönleri olur. Bizim Alper'le ortak acılarımız vardı. Annesi Şükran teyze felçliydi. Konuşamıyor hareket edemiyor öylece bakıyordu. Yaşayan bir ölü gibiydi. Alper annesinin acısıyla yanarken daha da samimi olmuştuk. Çünkü o acıyı en iyi ben bilirdim. Anne hasretini ve anne özlemini en derinimde taşıdığım için aramızdaki bağ çok daha güçlenmişti.
Evde yalnızca üçümüz olduğu için yardımcılar masayı terasa kurmuş. Terasla ilgili olan berbat anımı düşünmemeye çalışarak kahvaltıya başladığımda yanımda yalnızca küçük kardeşim vardı. Narin henüz gelmediği için Nare'yle sohbetin tadını çıkarıyorduk.
" Ee abla anlat hadi! Hazır Narin ablam da yok."
Kaşlarım sözleriyle şüphe ile havalanırken bir yandan da yutkunarak ne demek istediğini anımsadım. Ardından konuşmaya başladığımda bakışları üzerimdeydi.
"Neyi anlatayım? Dün olanları mı?"
Nare'nin bunu soracağını tahmin ettiğim için hazırlıklıydım aslında. O yüzden çok düşünmeden konuşmuştum.
" Herhalde dün olanları . Neyi olacak başka ?"
Yutkunarak duruşumu biraz düzelttiğimde meraklı bakışları üzerimde geziniyordu. Ben de bu esnada derin bir nefes vererek baştan sona her şeyi anlatmak için ağzımı araladım.
"Anlatılacak pek bir şey yok aslında. Çisem hastaneden birini bulmuş. Onu görmeye gittik. Orda da hasta olan çocuğu görüp kan verdik ikimiz de. Sonra benimki uyumlu çıkınca donör oldum. Hepsi bu."
Nare bıkkın bir nefes verip bana doğru eğildi. Sesi sitem dolu çıkarken bakışlarında ise ufak bir sinir hakimdi.
"Abla nasıl hepsi bu? Amcası durup dururken mi verdi sana numarasını ? "
Hafifçe gülümseyerek başımı öne eğdiğim esnada onun bana bu konuda dün yapmış olduğu açıklama çoktan dilimden dökülmeye başlamıştı bile. O an sorgulamış olsam da içimde ona inanmış olmalıyım ki kardeşime sözlerini düşünmeden yansıttım.
"Lazım olursa diye vermiş. Küçük kızı çok sevdim ben. Hem o da beni sevmiş. Belki görmek istersem diye vermiş."
Nare sözlerimle önce başını aşağı yukarı salladı. Ardından bakışları kesintiye uğrarken ağzını araladığı esnada yüzünde sorgular bir ifade hakimdi.
" Sen nerden biliyorsun niye verdiğini? Benimle birlikte görmedin mi kağıdı? Yoksa aradın mı?"
Art arda sıraladığı soruların hepsini yanıtlamak adına derin bir nefes verip yutkundum. Tam ağzımı araladığım an ise bir başkasının sesi terasta yankı buldu.
"Kimi aramış Hazan ? Telefonu nerden bulmuş?"
Narin gür sesinin yankısı henüz bize ulaşırken hızla yanımıza doğru adımladı. Bu esnada ikimizin de bakışları onun üzerindeydi. Gözlerindeki yoğun merakla terastan içeri adımını atıp yanımıza ilerlediğinde onu incelemeye daldım. Yüzünde kireç beyazı bir maske başında ise uyku bandı vardı. Yeni uyanmış olmalıydı. Bakışlarım maskesine takılı kaldığında kaşlarım şüphe ile havalandı. Bu esnada konuşmaya başlamıştım bile.
" O şeyle kahvaltı yapmayı düşünmüyorsun herhalde ?"
Yerine yavaşça kurulurken bana bakıp gülümsedi. Ardından ağzına bir dilim salatalık attı ve kahve saçını geriye savururken en sinirinden bir bakış atarak konuşmaya başladı.
" Kahvaltıya gelmedim canım. Bensiz ne kaynatıyorsunuz onu görmeye geldim. Söyle bakalım kimi nerden nasıl aradın?"
Ellerimi birleştirip yüzümü buruşturdum. Hakikaten ona hesap vereceğimi düşünüyordu. "Emredersiniz efendim ,hemen anlatıyorum."
Arkama yaslanıp derin bir nefes verirken Nare'ye susması için bir bakış attım. O ne dediğimi anlamış olacak ki eliyle ağzını fermuar gibi kapadı. Bu esnada Narin'in bakışları ikimiz arasında gelip gidiyordu. Çok geçmeden sıkıntılı bir nefes vererek keyifsizce mırıldandı.
" Sohbetinize de doyum olmuyor. Normalde olsa bir beş saniye falan canımı sıkardı bu mevzu ama hiç keyfimi bozamam. Akşama randevum var."
Nare heyecanla öne atıldığında benim içimde de küçük bir merak peydah olmuştu." Kimle buluşacaksın abla? Biz tanıyor muyuz?"
Narin gülümseyerek arkasına yaslanıp konuşmaya başladı. Bu esnada benim yüzümde de merakla karışık bir gülümseme oluştu.
"Alper'le buluşacağım."
Alper'in adını duyunca gülüşümün yerini şaşkın bir ifade aldı. Doğrusu bu ilişkiye daha da doğrusu randevuya hazırlıksız yakalanmıştım. Hiç beklemediğim bir mevzuydu şu an yaşanan şey. Alper'in dönüşünden dahi haberim olmazken kardeşimle buluşacağını öğrenmenin şoku sarmıştı içimi. Bana haber vermemiş olmasına mı yoksa kardeşimle benden habersiz görüşmesine mi şaşıracağımı bilemezken yutkunarak alık alık bakındım. Telefonum yoktu ama Alper gelmeden önce Nare'ye geleceği tarihi söylerdi ya da geldiğinde hemen yanıma gelirdi. Şu an bunu duymak o yüzden çok şaşırtıcı geliyordu.
Gelmesine rağmen bana haber vermemiş olması içimde bir yerde küçük bir acı oluşturdu ve Narin' le beraber olması bu acıyı bastırıp her hücremi merakla karışık sinirle doldurdu. Bana bunu söylemden arkamdan iş çevirmesiydi sinirin nedeni.
"Alper abi dönmüş mü ? E ama siz ne alaka? Alper abi senle pek anlaşamaz ki."
Nare de en az benim kadar büyük bir şoka uğradığı için şaşkın bir tınıda konuşuyordu. Ben de dediklerini onaylar nitelikte başımı salladım. Narin ise arkasına yaslanıp rahat bir tonda konuşmaya başladı.
" Artık sevecek canım. Eskide kaldı o. Kaç yıl geçti. O büyüdü, ben büyüdüm. Bu akşam beni görünce vurulacak. Biliyorum."
Bu kez ben konuşmaya başladığımda içimdeki merakı dile getiriyordum. Alper bir şey hissetmediği bir kadınla ilişki için görüşmezdi. üstelik bu kişi babasının ortağının kızı ise eğer aşk olmadan onun yanına dahi yaklaşmazdı. Bu sebepten merakım daha da çok artarak katlanırken konuşmam sürüyordu.
" Alper seni şu an sevmiyorsa ne diye buluşuyorsunuz ? Parti falan mı ? "
Keyifle gülümsedi. "İlgini çekebildiğime sevindim ablacım. Akşam babasıyla birlikte gelecekmiş. Bunu duyduğum için erkenden eve döndüm. Çok güzel olacağım çok." Son kelimesindeki o harfini uzatırken keyifle ağzına bir dilim daha salatalık attı.
Küçük bir kıkırtı döküldü dudaklarımdan. Dalga geçiyordu bizimle. Ben de ciddi ciddi Alper ile aralarında bir şey olabileceğini düşünerek mevzuyla ilgilenip merak etmiştim. Narin her zaman olduğu gibi bu mevzuya da kendi kendine heves ediyordu.
" Hayallerini yıkmak gibi olmasın ama Alper bizim eve gelince buluşmuş olmuyorsunuz."
Narin sıkıntılı bir nefes vererek sinirli bakışlarını bana dikti. Bir yandan konuşurken diğer yandan da ellerini önünde birleştiriyordu.
" Ay gören de deneyimli ilişki uzmanı falan sanacak. Çok biliyorsun ya sen! Kıskandın değil mi ? Kabul et ."
Bu kez sinirlenen ben oldum. Kıskanmanın ufacık bir zerresi dahi oluşmamıştı içimde. Yalnızca sinirlenmiş ve şaşırmıştım. Sebebini ve ne hissettiğimi bilmesine rağmen bu şekilde konuşuyordu.
" Ne kıskanacağım be? Ben şaşırdım sadece. Hem boşuna havaya girme. Alper sana o gözle bakmaz."
Burada kast ettiğim şey güzellik değildi ki o olsaydı eğer Narin Alper'in dibinin düşeceği bir güzellikteydi. Kast ettiğim şey Alper'in kardeş gibi büyüdüğü bir kıza kolay kolay o gözle bakmayacağıydı. Narin ile zaten anlaşamadıkları ve zıt kutuplar misali ayrı karakterlerde oldukları için onu fark ederek kapılması da zordu. Yalnızca ablası olarak ona umut vermek yerine doğruları söylemek istedim. Narin ise yine kendi bildiğini anlayarak sinirli bir gülüş atıp beni baştan aşağı süzdü.
"Sana mı bakar? Bakacak olsa seneler önce bakardı. Kıskanıyorsun işte. İtiraf et. "
Sinirli bir nefes daha verdim. Her zaman dediğimi sorgulamadan yargılamaya meyilliydi. Onun için bir şeyler söyleyip düzgünce konuştukça beni sinirlendirecek cümleler kuruyordu.
"Narin benim sabrımı zorlama. Senin derini o maskeyle birlikte soyar, eline veririm şimdi."
Derin bir nefes alıp devam ettiğimde az önceki tepkimin nedeni bana atmış olduğu aşağılayıcı bakıştı. " Hem nereden biliyorsun Alper'in sana bakacağını? Bakacak olsa bunca yıl boyunca sana da bakardı."
Sinirli ve alaylı bir kahkaha atarak konuşmaya başladığında beni süzmeye devam ediyordu.
"Senle ben bir miyiz? Bir kendine bak , bir de bana. Sen yedinde neysen o'sun. Ben değiştim, güzelleştim. Etkilenecek işte benden."
Sinirle gülerken arkama yaslanıp kollarımı önümde birleştirdim. Derdi Alper'le olmak değildi. Derdi benim arkadaşım olan Alper'le olmaktı. 'Senin onca yılda yapamadığını bir günde yaptım' demek istiyordu. Çocukluğumuzdan beri anlam veremediğim bir kıyas mücadelesi vardı . Öyle bir mücadele olacaksa bu mücadeleyi benim yapmam gerekirdi. Sahip olamadığım olmak için mücadele ettiğim ne varsa onun ayakları altında seriliydi ama ben bir gün olsun kıskançlık yapmamıştım. Her ne yaşanırsa yaşansın o benim kardeşimdi. Her şeyin en iyisini hak ederdi.
"Abla hevesini kırmak gibi olmasın ama Hazan ablam haklı. Hem Alper abinin oradan bir sevgili yapmadığı ne malûm ?"
Nare'nin sözlerine hafifçe başımı sallayarak hak verdim. Alper'le uzun süredir konuşamıyorduk . Hayatında biri olması çok muhtemeldi.
Narin Nare'nin sözlerine karşın bir hışımla masadan kalktı. " Siz benim hevesimi kırmaya çalışıyorsunuz ama hiç o oyunlara gelmeyeceğim ben !" Lafını bitirir bitirmez de hızla terastan çıktı.
İkimiz de ardından bakakaldığımız esnada yutkunarak sıkıntılı bir nefes verdim. Bu sırada Nare sıkıntıyla konuşuyordu.
" Abla sence aralarında bir şey olur mu ?"
Kısa bir an kardeşimin sözlerini düşündüğümde ne kadar çok zıt olduklarını anımsadım ama karakterlerini bir kenara bırakıp onları yan yana getirince yakışabileceklerini düşündüm. Alper'in iyi kalbi ve sevgisi olursa belki Narin büyük bir değişime uğrardı. Şu an tanıdığım Alper ona asla o gözle bakmayacak kadar sınırlarını koruyan bir adam olsa da aşk sınırları aşan bir duyguydu.
"Bilmem. Kim bilir ? Belki de olur. "
Sözlerim bittiği esnada ağzıma bir dilim peynir attım. Ardından aklıma gelenle gülmeye başladığımda Nare bana bakıyordu. " Ay ama Alper'i düşünemiyorum Narin'le. Düşünsene alışveriş merkezinden nefret eden Alper'i ; elinde bir ton poşetle, Narin'in peşinde."
Nare de sözlerimle gülmeye başladı. Bu esnada konuşuyordu.
" Ay böyle düşününce bir üzüldüm Alper abiye ."
Alper iyi hoş çocuktu. Narin ise onun iyiliğine yaramayacak kadar kötüydü. Çok isterdim kardeşimin düzelip mutlu bir hayat sürmesini ama bu olasılık imkansıza yakındı. Bu sebepten sıkıntılı bir nefes vererek kahvaltıma devam ettim. Bir yandan da içimden tüm bu saçmalıkları bir kenara bırakıp Alper' in gelmesine rağmen bana haber vermeyişini sorguladım.
...........................................
Kahvaltıdan sonra odama inip çizim yapmaya başladım. Sipariş teslimi bu haftaydı. En kısa sürede bitirmem gerektiği için akşama kadar başından kalkmadan resmin büyük kısmını bitirdim. Yalnızca son dokunuşlar kalmıştı. Masamdaki saati kontrol ettiğimde saatin yediye geldiğini görüp masamdan kalktım.
Kısa bir duş alıp hazırlanmaya başladım. Üstüme beyaz bir tişört altıma ise kot bir pantolon giyindim. Saçlarımı kendi haline bırakıp aşağı bakmaya karar verdim. Masa çoktan kurulmuştu. Narin Şevval'in etrafında dönüp kıyafetini gösteriyor Şevval'se memnuniyetle onu izliyordu. Anlaşılan Alper mevzusu Narin'in başının altından çıkmamıştı. Üzerindeki su yeşili şortlu takım çok yakışmıştı ama bir ev yemeğine göre aşırıydı. Onun kıyafetini izlemeyi bir kenara bırakıp etrafa bakındım. Ardından Nare'nin köşede oturduğunu görünce yanına oturdum.
" Baban geldi mi ?"
Nare'nin kulağına eğilerek sorumu sorduğumda bakışları ablası ve annesinin üstündeydi. Fısıltıyla karışık bir tınıda cevapladı sorumu.
" Geldi. Üstünü giyiniyor. İner şimdi. Ha bu arada abla yarın beraber hastaneye gideceğiz .Kenan abi bırakacak bizi."
Kaşlarım şüphe ile havalandı. "Neden ?"
Sıkıntılı bir nefes vererek omuz silktiği esnada konuşuyordu.
"Şu diyetisyen mevzusu. Annem güya vakit ayıramıyormuş. Narin ablamı da biliyorsun . Senin başına kaldım anlayacağın. "
Göz devirerek bacağına vurdum. Gülümseyerek yanağını sıktığımda ise bakışlarımız kesişti.
"O nasıl laf kız ? Ne olacak gider geliriz beraber."
Nare'nin konuşacağı esnada Tuğrul'un aşağı inmesiyle tüm gözler ona döndü. Masadaki yerine geçtiği esnada Narin'i fark edip baştan aşağı süzdü.
" Bu kılık ne lan ? "
Tuğrul sinirle konuşurken Narin Şevval'e baktı ne diyeceğini bilemez bir şekilde. Şevval ise kızının kolunu kavrayarak öne atıldı.
" Ben izin verdim Tuğrul. Yeni almış. Heves etmiş çocuk."
Sandalyesini gürültülü bir sesle çekip yerine oturduğu esnada yüzünde sinirli bir ifade hakimdi. Şevval ve narin ise korkulu gözlerle ona bakınıyordu.
" Nereden aldıysa iade etsin. Bu paçavraya harcayacak param yok benim."
Narin'in yüzünün düşüşünü görünce üzüldüm onun için. Alper'i etkilemek için bile olsa heveslenip giyinmişti. Bu evde bir şeye heveslenmek ve o hevesin kursağında kalması bu kadar kısa sürüyordu işte. Mevzubahis evin en çok kıymet verilen çocuğu olsa bile bu böyleydi.
Şevval ve Narin yeniden göz göze geldiğinde Şevval başı ile kabulleniş gösterirken Narin yüzünü düşürerek odasına gitmek için merdivene yöneldi. Tam o esnada kapı çaldı. Narin sanki bunu bekliyormuşçasına büyük bir hevesle kapıya doğru koştu. Misafirler geldiği için Tuğrul'un ayaklanmasıyla biz de karşılamak üzere ayağa kalktık.
Kapıdan ilk giren kişi Alper oldu. Anında kesişen gözlerimiz tıpkı çocukluğumuzdaki gibi bakıyordu. Maviliklerinin içindeki parıltı sana çocukluğunu getirdim der gibiydi. Küçük bir tebessümle karşılık verdim bu bakışa. O ise aynı tebessümle baş selamı verdi bana.
Ahmet amcanın da içeri girmesiyle küçük bir hoş geldin faslı yaşandı. Ardından herkes yerine kuruldu.
Yemek servisi başladığından beri Ahmet amcayla Tuğrul'un arasında geçen konuşmaları dinlemek yerine tabağımla ilgilenmeyi tercih ediyordum. Narin'in Alper'le olan konuşma çabaları olumlu sonuç vermişti. Koyu bir sohbete dalmışlardı. Kenan'ın da ortama katılmasıyla ciddi manada dakikaları sayacak hale gelmiştim. Neyse ki bu çilem çok daha fazla uzun sürmeden son buldu.
Nihayet yemek bittiğinde odama çıkmak için izin isteyeceğim esnada Alper hep beraber bahçeye çıkmayı teklif etti. Geri çevirsem de ısrarına daha fazla dayanamayıp kabul ettim. Biz kızlar Alper'le birlikte bahçedeyken Tuğrul Ahmet amcayla iş konuşacakmış. Yine hangi genci zehirlemenin planını yapacaklar diye iç geçirsem de düşünmemeye çalışarak bahçeye yöneldim. Az sonra Narin ve Alper yeniden konuşmaya başladığında benim bakışlarım havuzun kenarındaki su birikintisine takılı kalmıştı.
" Ee Alper, Amerika nasıl okul için ? Ben de belki orada okurum."
Narin'in üniversite konusunu açmasıyla içimdeki acıyı bastırmakta zorlandığımı hissettim. Hiçbir sebep yokken elimden alınan hayallerim aklıma her geldiğinde içimde fırtınalar kopuyordu. Bakışlarım konuyla birlikte onlara döndüğünde Alper elindeki kahveden bir yudum alıp masaya bırakırken içten bir gülümsemeyle yanıtladı sorusunu.
" Güzel. Yurt dışı düşünürsen değerlendir mutlaka. Haberim olsun hatta. Yardımcı olmak isterim. Sen düşünüyor musun yurt dışı ?"
Son cümlesini bana bakarak kurduğunda cevap vermek istemesem de belli belirsiz bir sesle hayır dedim. Bu konuda konuşmak bile içimi yakıyordu. Çok geçmeden Narin keyifli bir sesle gerekli açıklamayı yerime yaptı.
" Düşünse de gidemez ki. Babam okutmayacak onu."
Bu sözler kalbime bir ok gibi saplanırken gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım. Asla hiçbir fırsatı kaçırmıyordu. Yaralarımı ulu orta yere sererken aldığı zevk sesine dahi yansıyordu. Boğazıma oturan yumruya engel olmak adına yüzümü buruşturduğum esnada Alper merakla konuşmaya başladı.
" Nasıl yani?"
Narin çekinmeden yine aynı tınıda konuşarak onu yanıtladığında içimdeki uslanmaz acıyı bastırmaya çalışıyordum.
" Basbayağı işte, babam 'üniversiteye gitmeyi hak etmiyorsun' dedi buna."
Gözlerimin yanmasını hissedince aniden kalkıp odama doğru ilerlemeye başladım. Arkamdan seslenen Alper'i duymazdan gelerek odama attım kendimi. Bilerek yapıyordu. Beni onun gözünde küçük düşürmekti amacı. Odama girdiğimde akmak için can atan gözyaşlarımı serbest bıraktım. Üstümü dahi değiştirmeden yatağa girdiğimde gözümden akan yaşlar bir sel misali akıyordu yüzümden. Bu kaçıncı ağlayışım, kaçıncı yanışım saymayı bıraktım artık. Kardeşimin bile isteye hayallerimin elimden alınışıyla dalga geçmesi bile hayallerimin acısı kadar çok yakmıyordu artık canımı. İçime oturan sancıyı bir kenara atmaya çalışarak yatağımda cenin pozisyonunu alıp sıkı sıkıya yastığıma sarıldığımda gözümde yaşlar tükenene dek sürdürdüm ağlayışlarımı. Yaşların yorgun düşürdüğü gözlerim ne kadar süre sonra uykuya teslim oldu bilmiyorum. Tek bildiğim içine hapsolduğum bu hayatın yükünün her geçen saniye artmasıydı.
......................
Sabah yine kabus görerek uyandım. Anladım ki mutluyken kabus görmüyordum. Mutlu hissederek uyandığım günler az olduğu için genellikle kabusla başlıyordum güne. Kahvaltıdan sonra Nare'yle birlikte hazırlanıp arabaya ilerledik. Kenan arabanın önünde sigara içiyordu. Bizi görünce sigarayı yere attı ve bakışlarını bana çevirdi.
"Nare abim sen arabaya geç . Bizim ablanla konuşacaklarımız var."
Nare bana bakınca başımla arabaya binmesi için onay verdim. Muhtemelen Şevval olanları ona anlatmıştı. Şu an ki tavrının nedeni buydu. İçli bir nefes vererek ona baktığımda tam karşıma dikilerek konuşmaya başladı. Sesi kin ve öfke doluydu.
" Şevval'i tehdit etmişsin. Gücün yetiyorsa beni de etsene."
Sert çıkan sesi beni korkutmak yerine güldürdü. Karşımda güçlü durmaya çalışıyordu ama ben onun altında yatan korkuyu gördüğüm için cesaretimi ve emin ifademi takınarak göz devirdim. Onunla şu an bu konuyu tartışacak kadar komik duruma düşmek istemiyordum.
" Sabah sabah uğraşamayacağım seninle. Çekil şuradan."
Omzuna sertçe vurup arabaya ilerlediğim esnada önüme geçerek durdurdu beni. Fısıltıyla konuştuğunda bakışlarım ona döndü.
" Babana anlatacak g*t yok sende "
Nefeslerimiz arasında milim mesafe vardı. Derin bir nefes verdim. Sakin kalmak için sesimi toparladım. Böyle düşünseydi eğer şu an karşımda olmazdı. Bunu bilerek cesur ifademi koruduğumda korkusunu gizlediği bakışları üzerimdeydi.
" Neden laf anlatıyorsun o zaman? "
Sinirle soluyarak konuşmaya başladığında onun aksine gayet sakin bir duruş sergiliyordum.
" Ağzından bir şey kaçıracak olursan diye uyarıyorum sadece."
Küçük bir kahkaha attım sözleriyle. Her zamanki gibi korkusuz görünmek için çaba gösteren bir korkaktı ama ben görüyordum korkusunu. Bunu sözlerime dökerken zerre kadar bir çekince duymadan hareket ettim.
" Bal gibi de korkuyorsun anlatmamdan. Asıl g*t olmayan sensin. Madem korkuyorsun ne diye yiyorsun bu b*ku ? Tuğrul öğrenirse gebertir ikinizi de."
Öfkeli bir soluma ile hafifçe kolumu sıktı. Bu esnada ben de yüzümü buruşturup kurtuldum onun kollarından. Aynı saniyelerde konuşmaya başladığında yüzündeki korku yerini yavaş yavaş endişeye bırakıyordu.
" Öğrenmeyecek. Kapatacaksın o çeneni. Yoksa ben kapatmasını bilirim."
Ben sakin kalmak için çaba gösterdikçe Kenan ' bana insan gibi davranma diye ' yalvarıyordu. Onun sesine kulak vererek konuşmaya başladığımda beni korkutamayacağının bilincinde olması için uğraşıyordum.
"Hass*ktır lan oradan ! Sen bana meydan okuyacak durumda mısın şu an ?"
Sinirle yeniden soluyarak kolumu sıktığı esnada bu kez kolundan kurtulmam zor oldu ancak başarabildim. Öfkeli ve sıkıntılı bir soluma ile kolumu ondan çektiğim esnada bir iki adım geriledim. O bu esnada öfkesini sesine döküyordu.
"Neysem neyim! Ayağını denk al Hazan. Ötecek olursan babana senin hakkında öyle şeyler söylerim ki evden dışarı adım atamazsın."
Doğruydu, Tuğrul Kenan'a *lesiye güvenip değer verirdi. Normal şartlarda beni korkutacak olan bu tehdit şu an güçlü konumda olan ben olduğum için işlememişti. Benim söyleyeceklerimin yanında onun tehdidinin hükmü olmadığı için doğru sözünü dahi ciddiye almayarak sıkıntılı bir nefes verip konuştum.
" Asıl ben öyle şeyler söylerim ki kelle koltukta gezersin."
Ağzını açtığı esnada hızla arabaya binip kapıyı sertçe kapattım. Daha fazla onunla konuşup yüz göz olmaya hiç niyetim yoktu. Kenan da benim ardımdan kısa bir süre bakakalıp söylenerek arabaya bindi.
Arabayı çalıştırıp sertçe gaza yüklendiğinde Nare ağzını oynatarak ne olduğunu sordu. Bir şey olmadığını ona aynı şekilde karşılık vererek söyledim.
Hastanenin olduğu yola girdiğimizde yol tanıdık gelmeye başladı. Etrafı biraz daha inceledim .
Bu onun hastanesiydi. Alparslan'ın. Alparslan Tufanlı'nın.
İçimde oluşan kıpırtı bu kez tanıdık bir histi. Yalnızca iki kez gördüğüm yeşillere uzun uzun dalmak istedim. Onu şu an görmeyi istedim. İçimde bir yerlerde küçük bir özlem peydah olurken içli bir nefes verdim.
" Başka hastane bulamadınız mı ? "
Kenan'ın sözleriyle bakışlarımı ona çevirdiğimde Nare öne atılarak konuşmaya başladı.
" Annem buldu doktoru abi. Neden kötü mü bu hastane ? "
Nare bir suç işlemiş gibi mahcupça konuşuyordu. Kenan ise çehresini olduğundan sert bir hâle bürüdü. Öfkesinin nedenini bilmeyişim kaşlarımı şüphe ile havalandırırken pür dikkat onu izliyordum.
" Arslanların hastanesi."
Tıslar gibi çıkan sesinden ürperdim. Onu tanıyor oluşu dahası sevmiyor oluşu Alparslan'ın iyi biri olduğunu gösteriyordu. Buna ciddi manada sevinmiştim. Sevincim hafifçe yüzüme yansırken Nare her şeyden habersiz konuşmaya devam ediyordu.
" Onlar kim ? "
Yutkunarak heyecanla Kenan'ın cevabını beklediğim esnada direksiyonu daha sıkı kavrayıp sinirle soludu.
" Sen boş ver abim kim olduklarını. Uzak durman gerektiğini bil yeter. "
Derin bir nefes verdim. Şu an itibariyle Kenan'a benzemeyen biri olduğu kesindi. Buna da sevinerek var olan sevincimi katlarken derin bir nefes verip arkama yaslandım. Çok geçmeden Kenan sertçe gaza yüklendi. Nare ise şaşkınca önce bana daha sonra ise Kenan'a bakarak yutkundu.
" A-abi randevum vardı."
Sinirle soluyarak sessiz kaldığımda bu sessizliğimin nedeni üstelememin Tuğrul için hoş olmayacağıydı. Kenan sevmiyorsa demek ki bundan o da hoşlanmayacaktı.
" Başka hastaneden alırsın abim. Burası olmaz. "
Bu kadar nefret dolu olması kalbimde küçük bir şüphenin tohumlarını ekse de bunu makul bir zemine oturtamadığım için görmezden gelerek uzak düştüğüm İstanbul manzarasını seyre dalarak yolun tadını çıkardım.
...................................
Eve döndükten sonra bir süre dinlenip yemek yedim. Tuğrul akşam Şevval'le birlikte bir davete katılacakmış. İkisi de yoktu. Nare yarın okul olduğu için odasına kapanıp ödevleriyle ilgilenmeye koyulmuştu. Narin'in de bir saat önce arka taraftan kaçtığını görmüştüm.
İnanılmaz fazla sıkıldığım için kimsenin olmamasını fırsat bilerek dışarı çıkmaya karar verdim. Dün yaşananlardan hayli etkilenmiştim. Çıkmak istememde bunun da etkisi vardı. Derslerim iyi olmasına üstelik yeteneğim olmasına rağmen kariyerimin önüne geçilmesi beni yıpratıyordu. Elimden bir şey gelmemesi de cabasıydı.
Hava biraz estiği için üstüme kalın bir hırka geçirdim ve Nare'ye hava alacağımı, erken dönerlerse idare etmesini söyledim. Saat sekizi geçiyordu. Gece yarısından önce gelmezlerdi. Bunu fırsat bilerek gecenin tadını çıkaracaktım.
Dikkatlice evden çıktıktan sonra biraz yürüyüş yapıp kayalığa doğru yürümeye başladım. Aklıma onun orda olabileceği gelse de dediği gibi tesadüfen olduğuna inanmayı seçtim. Sadece küçük bir tesadüf olduğuna kendimi ikna edip daha hızlı adımlarla yoluma devam ettim. Aksini düşünmem beni hayal kırıklığına uğratabileceği için bunun yerine kendimi tesadüf olduğuna inandırdım.
Nihayet kayalığa ulaştığımda her zaman ki yerime kurulup manzaraya daldım. Çok geçmeden küçük bir kıpırtı duydum. Gelmiş olabileceğini düşünerek içimi bir sevince doldurdum. Ardından duruşumu toparlayarak derin bir nefes verdim. Bu esnada kalın sesi kulaklarımı dolduruyordu. Sesini işitmemle gülüşüm daha çok büyürken hafifçe arkamı dönerek yeşillerine çevirdim bakışlarımı.
"Erkencisin bugün." Sözlerini tamamlarken sakin adımlarla bana doğru yaklaşıp yanıma oturdu.
içli bir nefes alarak yutkunduğumda kalbimde küçük bir kıpırtı vardı. Konuştuğum esnada bakışlarıyla gülümseyerek gözlerime bakıyordu.
" Bugün öyle oldu. Sen peki, Yine mi geçerken uğradın ?"
Hafifçe gülümseyip bedenini tamamen bana doğru çevirdi. Gözlerini gözlerime sabitleyip konuşmaya başladığında içli nefesim aramızda kayboluyordu.
" Bu kez bilerek geldim."
Hiç düşünmeden onu yanıtladığımda bir yandan da nefesimi kontrol etmeye çalışıyordum.
"Neden ?"
Bu kez bakışları dudaklarıma kaydı . İçli bir nefes vererek dudaklarını yalarken konuşmaya başladı.
" Manzara güzel."
Başımı biraz geriye çekip önüme döndüm. Yutkundum sonra. Evet kesinlikle manzara güzeldi. Yeşil gözleri çok daha güzeldi ama evet manzara kesinlikle güzeldi. Anlık yakın bir konuma düşmemizin verdiği heyecanla karışık utanç bakışlarımı çekmeme neden olduğu gibi konuyu dağıtmamı da sağladı.
" Yemem ben bu numaraları. İtiraf et artık."
Meraklı bir tınıda konuşmaya başladığında ben de manzarayı izliyordum.
"Neyi?"
Bakışlarımı saniyelik olarak ona çevirdiğimde ifadesindeki merakı görerek eğlenir bir tınıda cevapladım sorusunu.
"Beni takip ettiğini."
Kıkırdayarak önüne döndü. Bu esnada aynı tınıda konuşuyordu.
"Neden yapayım bunu?"
Haklıydı. Yapması için bir sebep yoktu. Bende konu dağılsın diye ortaya atmıştım bu lafı zaten. Biraz daha konuyu dağıtmaktan zarar gelmezdi. Bu sebeple konuştuğumda ikimizin bakışları da manzaradaydı.
"Bilmem. Orasını sen söyleyeceksin."
Bakışları saniyelik olarak beni bulduğunda ona bakmamak için direnerek yutkundum.
" Söyleyecek bir şey yok. "
Çakmak sesini duyunca refleksle ona döndüğümde sigarasını ateşe verdiğini gördüm. Sigara içerken dahi aşırı karizmatik görünüyordu. İçli bir nefes vererek yeniden önüme döndüğümde cümlelerim dilime dökülüyordu.
" Takip etmiyorsan niye buradasın ? İstinye'de oturmuyor muydun sen ? Boğaz manzarası dururken kıytırık bir kayalık kenarında işin ne?"
Sözlerim bittiğinde kısa bir an duraksayarak yutkundum. Gerçekten onun yanında biraz da olsa Çisem gibi oluyordum. Bu cümlelerin mantıksızlık nedeni ancak böyle açıklanabilirdi. Kıkırtısını duyduğumda dudaklarımı birbirine bastırarak gizledim utancımı. O ise eğlenir bir tonda konuşuyordu.
" Her detayı da hatırlıyorsun. "
Yutkundum yeniden. Evet buna verecek bir cevabım yoktu. Her detayı da hatırlıyordum çünkü. Bu yüzden sessizlik oluştu kısa bir süre. Bakakaldım yüzüne. Çok geçmeden önüme döndüğümde yandan ona bakmaya devam ettim. O ise gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
" Kokuyu alıyor musun ? "
Bende istemsiz olarak derin bir nefes çektim içime. Çok hoş bir koku ciğerlerimi doldururken gülümseyerek yanıtladım onu." Hanımeli kokuyor. "
Başıyla beni reddettiğinde içli bir nefes verdi.
" Doğru ama eksik. Deniz ve yosun kokusuyla karışık hanımeli kokuyor."
Gözlerini açıp yüzüme baktı. Bense yeşillerine bakarken tekrar bir nefes çektiğim esnada konuştum. İçimde küçük bir merak olmuştu.
"Ne fark eder ?"
"Çok şey fark eder." Gözlerini kapatıp derin bir nefes daha aldı. " O kadar çok şey fark eder ki... Bu koku seni çocukluğuna bile götürebilir."
Önüme döndüm ve sözlerinin melodisine kapıldım. Ses tonu mükemmeldi. Yeniden gözlerimi kapatıp kokuyu çektim içime. Sonra aniden ona döndüm. Onun hâlâ gözlerinin kapalı olduğunu görünce az önceki söylediğinin muhatabı olmadığımı anladım. Merakıma yenik düşerek ona bir soru yönelttiğimde o güzel koku ciğerlerime yeniden doluyordu.
" Bu yüzden mi geliyorsun buraya ? "
Gözlerini açıp yeşillerini karalarıma sabitledi ve hafifçe başını aşağı yukarı salladı. Sigarasından bir duman daha çekip konuşmaya başladığında yüzünde anlam veremediğim bir ifade vardı.
" Ev gibi kokuyor burası. Ben küçükken evimizin bahçesinde hanımeli ağacı vardı. Annem çok severdi kokusunu. O yüzden bahçenin dört bir yanı hanımeliyle kaplıydı. Akşamüstü rüzgarla birlikte aynen böyle kokardı."
Derin bir nefes daha aldı. Gözlerindeki hüznü hissettim aynı saniyelerde. Daha sonra o günleri özlediğini düşündüm. Kim özlemezdi ki çocukluğunu ?
" Benim buraya gelmek için özel bir sebebim yok. Havası güzel diye. "
Onun duygusal havasını dağıtmak adına kendi geliş sebebimi dillendirdiğimde meraklı bakışları üzerimdeydi.
" Hep gece geliyorsun ama. Özel bir sebebi yok mu ? "
Kaşlarım şüphe ile havalanırken heyecanla öne atıldım.
"Sen gündüzleri de mi geliyorsun ? Nasıl fark ettin gece geldiğimi ?"
Gülümseyerek beni yanıtladığı an gözleri gözlerimin en içine sabitliydi.
"Ne zaman boğulacak gibi olsam geliyorum. Zaman fark etmiyor."
Başımı onaylar bir şekilde salladığımda meraklı ifademle yeniden sorumu yönelttim.
"Hep geliyorsun yani." Onaylarcasına başını salladığında konuşmaya devam ettim. " Ama ben seni hiç görmedim. Bir aydır falan düzenli geliyorum. Önceden de haftada bir iki kez geliyordum."
Başıyla beni onaylayarak gülümsediğinde kaşlarımdaki sorgular ifade devam ediyordu. Hep geldiği halde onu hiç görmemem tuhaf gelmişti.
" Biliyorum. Gördüm daha önce."
Sözleriyle kalbimin teklediğini hissettim. Beni daha önce görmüştü. Benim varlığından haberim dahi yokken o beni görmüştü. Yeşilleriyle yalnızca manzarayı değil beni izlemişti belki de . Düşüncesi bile içimde anlamsız kıpırtılar oluştururken yutkunarak konuşmaya başladım.
"Ne zaman gördün ?"
Meraklı çıkan sesim umarım kalbimin çarpıntısını duyurmaya yetmemiştir. Çünkü az daha zorlanırsa dışarı fırlayacaktı. Onu beni görmüş olması hissi bile bunu için yeterliydi.
"Hatırlamıyorum baya oldu. "
Uzunca bir süre...
Bilmeden uzun süredir radarındaymışım meğerse. Ben onu görmeden rahat bir şekilde burada manzarayı izlerken o beni izlemişti belki de. Düşüncesi bile içimi doldururken yeniden sorumu ona yönelttiğimde gülümseyerek beni izliyordu.
" Ben niye hiç görmedim seni ? "
Ufacık sesten bile irkilir etrafı kontrol ederdim. O yüzden görmemem normal değildi. Bu içimi değişik bir hisse teslim ederken meraklı ifadem katlanarak arttı.
" Tanışmıyorduk o zaman. Rahatsız olma diye uzaktan izledim. "
Anlık duraksadığında yutkunarak devam etti. " Manzarayı yani. Uzaktan izledim."
Başımı aşağı yukarı sallayarak onu onayladığımda içimdeki merak tam olarak dinmese de daha fazla üstelemek istemeyerek kısa kesmek istedim.
"Anladım."
Başını sallayıp gülüşünü sürdürerek konuştu. Bu esnada bakışlarım yeniden ona döndü.
" Sen ne zaman söyleyeceksin ? "
Yüzümdeki meraklı ifade ile yanıtladım onu.
"Neyi?"
"Niye sadece geceleri geldiğini."
İçli bir nefes vererek önüme döndüm. Ancak geceleri kaçabiliyordum çünkü. Bunu ona söyleyemeyeceğim için cevabı üstü kapalı vermeyi tercih ettim.
"Anca çıkabiliyorum evden. O yüzden."
Kıkırdayarak konuşmaya başladığında bakışlarım saniyelik ona takıldı.
"Kaçabiliyorum diyecektin herhalde."
Yüzüne yerleşen tebessümü görünce bir tık sinirlendim. Bir de bana diyordu her detayı hatırlıyorsun diye. Arka taraftan girdiğimi unutmamıştı ve bunu kullanıyordu. Sinirim huysuz bir tınıda sesime vururken bakışlarım manzaradaydı.
" Neyse ne! Gece çıkabiliyorum sadece. Herkes senin kadar şanslı değil."
Gözlerimin içine merakla bakınırken merakını sesine de yansıttı.
" Şanslı olduğumu da nerden çıkardın ? "
İçli bir nefes vererek ona döndüğümde yalnızca içimden geçenleri dile getiriyordum.
"İstediğin saatte kimseye hesap vermeden buraya gelebilmenden. Senin hayatının belki de en normal şeyi ama benim için şans bu."
Öyleydi. Şu kayalığa her kafam estiğinde gelebilmek için normal bir insan kadar özgür olabilmek için ne gerekiyorsa yapardım ama boşunaydı.
Başıyla beni reddettiğinde bıkkın bir nefes vererek konuşmaya başladı.
"Hazan bu şans değil ; özgürlük. İstediğimizde istediğimiz yerde olmak hepimizin hakkı. "
Haklıydı. Bu haklılık benim hayatımda işlemiyordu ne yazık ki. Benim böyle bir hakkım yoktu.
"Ben özgür değilim işte. Hesap vermek zorunda olduğum kişiler var. O yüzden benim için şans."
Bıkkın bir nefes daha verip bakışlarını manzaraya çevirdi.
" Kimseye hesap vermek zorunda değilsin. "
Gözlerimi devirerek yanıtladım onu. Dışardan konuşmak ve yargılamak kolaydı tabii ki. Ne yaşadığımı bilmediği için akıl vermek onun için kolay geliyordu.
" Sana söylemesi kolay. "
Bakışlarını yeniden bana çevirdiği esnada ciddi bir ifade takınarak konuşmaya başladı.
" Kolay ya da zor. Kimseye boyun eğmemeyi öğrenmezsen tüm hayatın boyunca aynı şeyi yaşarsın."
Kaşlarımı şüphe ile havalandırırken omuz silktim.
" Ne belli ? "
Kıkırdayarak yanıtladı bu hareketimi.
" Ne demek ne belli ? Bir süre sonra alışkanlık olur bu. O belli. "
Kısa bir an duraksayarak bu söylediği şeyin olup olmayacağını düşündüm. Olması gayet muhtemeldi ama hayal dünyamın söylediği şeyleri dillendirip inanmak daha güzel geliyordu bana. Mantığımın aksine onu dinlemek mutlu hissettiriyordu. Tam olarak öyle yaptığımda Alparslan merakla benim cevabımı bekliyordu.
" Hiçte bile. Ben o evden kurtulunca inanılmaz özgür olacağım. Kafama ne eserse onu yapacağım."
Kaçamayacağımı bile bile kurdum bu cümleleri. Canımın acısını bastırarak. Gerçekleşmeyeceğini bilsem de hayal kurmak iyi hissettiriyordu. O ise meraklı bir soru yönelterek hayallerimi sorguladı.
" Nasıl kurtulacaksın ? Var mı bir planın? "
Benim değil ama Çisem ve Nare'nin bir planı vardı: evlilik. Benim için evlenmektense evde kalmak daha iyi bir seçenekti. Ayrıca evliliğin kurtuluş olarak görülmesi baya saçmaydı. Bana saçma gelmeyen ve beni ebediyen o evden kurtaracak bir seçenek maalesef ki yoktu. O yüzden sıkıntılı bir nefes vererek bu kez mantıklı olan bir cevap verdim ona.
" Şu anlık yok. Ama bu olmayacağı anlamına gelmiyor."
O ise önüne dönerek içli bir nefes alıp gülümsedi. Çok geçmeden konuştuğunda sesindeki huzur içimi yumuşacık yaptı.
"Aslında şu an özgür değil misin? "
Kısa bir an sorguladım sözlerini. Ardından ona katılırcasına başımı aşağı yukarı salladım.
" Doğru. Kısıtlı zamanda gizli saklı da olsa özgür olabiliyorum."
Bakışlarını yeniden bana çevirerek heyecanla öne atıldı.
"İstersen bu zamanı arttırabilirsin."
Kaşlarım şüphe ile havalanırken sözlerini sorgulayarak duraksadım. Zaten fırsat bulduğum her gece çıkıyordum ben. Daha fazlasının olmasına pek imkan yoktu.
" Nasıl olacakmış o ?"
"Gündüzleri de kimseye belli etmeden evden kaçabilirsin."
Uzaktan yorum yapması kolaydı tabii. Kolay olanı seçtiği için yeniden göz devirdim. Bu asla mümkün değildi çünkü. Sabah saatlerinde yokluğum belli olurdu. Çıkmam *lüm fermanım falan demek olurdu.
" Hayatta yapamam. Çok riskli. Hem okulum var benim. Yok yazılırsam anlarlar."
Kıkırdayarak başını sağa sola salladı.
"Hayat risk aldığın kadar yaşanmıştır. Görünüşe göre sen hiç yaşamamışsın."
Haklı olabilirdi belki. Risk almayı sevdiğim söylenemezdi. Atacağım her adımı planlar ve tüm planları Tuğrul'dan dayak yememeye odaklı yapardım. İçli bir nefes vererek bakışlarımı ona sabitlediğimde sözler dilimden istemsiz dökülüyordu.
"Ne öneriyorsun ?"
" Risk almanı."
Göz devirerek önüme döndüğümde bunun mümkün olmayacağını tüm detaylarıyla ona anlatmak istesem de içimdeki isteğe engel oldum.
"Yapamam. Ne yaşadığımı bilmiyorsun. Risk almak benim için o kadar kolay değil."
Bıkkın bir nefes verdiğinde o da önüne dönmüştü.
"Kolaysa alma zaten. Hiçbir risk kolay değildir. Kolaysa risk değildir."
Bilmiş tavrı bir parça sinirimi bozunca sesimin tonunu hafifçe yükselttim. Hayatıma bilmediği halde bu kadar fazla yorum yapması can sıkıcı olmaya başlamıştı.
" Sen önceki hayatında filozof falan mıydın ? Ne bu hayat dersi niteliğinde sözler falan?"
Sözlerime karşılık küçük bir kahkaha attı. Ben de bu esnada ona dönüp yüzüne baktım ve tam güldüğü an fark ettim. Yanağında kocaman bir çukur oluşmuştu. Gamzesi vardı.
" Ben sadece yardımcı olmaya çalışıyorum Hazan. Ayrıca filozof olamayacak kadar gerçekçi biriyim ben."
Hiç düşünmeden yanıtladım onu. Bu konularda oldukça iyi tespit yapıyordum. Yani en azından ben öyle düşünüyordum.
" Siyasetçi olurdun o zaman. Çok konuşuyorsun."
Bakışları yeniden bana döndü. Alınmış bir tavırla konuşmaya başladığında suratında meraklı bir ifade gördüm.
" Çok mu konuşuyorum?"
Onaylarcasına başımı salladığımda benim tam aksime gayet konuşkan bir insan olduğunu düşünüyordum.
" Alakası yok. Sen az konuşuyorsun diyelim biz ona. Sen konuşmayınca ben konuşmak zorunda kalıyorum. "
Kısa bir an duraksadıktan sonra devam etti. " Ha bir de asla siyasetçi olmam ben. Çok sıkıcı. "
Küçük bir kıkırtı koptu dudaklarımdan . Öyleydi gerçekten. Siyasetçiler ve siyaset oldukça sıkıcı, bunaltıcıydı. İçli bir nefes vererek konuşmaya başladığımda aslında bu konuda nasıl biri olduğumu anlatma gayretindeydim. Yalnızca samimi olduğum insanlara karşı konuşkandım çünkü. Harici insanlarla fazla sohbet etmemek tercihim oluyordu.
" Tanımadığım insanlarla uzun uzun konuşmak bana göre değil. Normalde gayet konuşkanımdır."
Çisem ve Nare ile yan yana olduğumda normalin aksi bir şekilde çenem açılıyordu. Kast ettiğim şey tam olarak buydu. O ise kaşlarını çatarak yanıtladı sözlerimi.
" Tanımadığın? Kırıcı olmaya başlıyorsun ama. Az daha konuşsak hafta sonu halı sahaya çağıracağım ben seni. Sen hâlâ tanımadığım diyorsun."
Yüzümde şaşkın bir ifade oluşurken bu ifadeye çatılan kaşlarım eşlik etti.
" Ne ? Şaka yapıyorsun herhalde. Hiç futbol oynamadım ben. "
Kıkırdayarak başını aşağı yukarı salladığında gamzelerini yeniden fark ederek yutkundum. Çok hoş görünüyordu.
" Tabii ki şaka yapıyorum Hazan. O kadar da değil. Ha ama bir ocak başına gideriz."
Göz devirerek sorguladığım esnada sözcükler dilimden istemsizce dökülüyordu.
" Gece gece mi gideceğiz ?"
Başıyla onaylarken gülümseyerek konuştu.
"İstersen gündüz de gideriz."
Bıkkın bir nefes vererek yaladım dudaklarımı. Beni asla dinlemiyor kendi dediklerini diretiyordu sürekli.
" Gündüz çıkamam ki. Daha az önce söyledim."
Bu kez o bıkkın bir nefes verdi. Ardından gülümseyerek konuşmaya devam etti.
" Risk alırsın işte. Hem kebap bütün risklere değer."
Sözleri şaka gibi geldiği için gözlerinin içine baktım. Gayet ciddi duruyordu. Risk almam için sunduğu öneri ancak bir delinin sunacağı nitelikteydi. Sözlerimle de bunu onaylatmak istediğimde bakışları gözlerimin en içindeydi.
"Sen şimdi bana beraber kebap yemek için evden kaç mı diyorsun?"
Ben şaşkın bir ifadeyle konuşurken o oldukça normal duruyordu.
" Aynen öyle diyorum. Nasıl ama ? Müthiş plan değil mi ?"
Önüme dönerken küçük bir kahkaha attım. Delirmiş olmalıydı. Sırf kebap için evden kaçmamı istiyordu.
" Manyaksın sen. Bir kebap için evden kaçacak değilim."
" İki kebap için kaçarsın yani ?"
Sesindeki sorgular ifadeyi duyduğum an göz devirerek yeniden kıkırdadım.
"Hayır."
Gayet ciddi bir tonda konuşmaya devam ettiğinde bakışlarını üzerimde hissediyordum.
"Üç olsun. Üstüne de künefe yeriz."
Bu kez büyük bir kahkaha attım. Gerçekten deliydi. Derin bir nefes aldığımda konuşmaya başladım. Mevzu kebap değildi. Evden gündüz vakti çıkabilmek için her şeyi feda ederdim belki de. Boğazı ve İstanbul'u sabahları doyasıya izlemek gibi bir fırsatım hiç olmamıştı.
" Evden çıkabilsem pamuk şeker yemeye de razıyım ben. Yemekle alakası yok."
Sesine sorgular bir ifade yerleştirdiğinde bakışlarım ona kaydı.
" Yani evdekiler sorun olmasa benle yemek yemeye gelirsin öyle mi ?"
Başımla onaylarken bunu sesli bir şekilde de dile getirdim. Çok kısa bir süredir tanımama rağmen içimde ona karşı gereksiz bir güven vardı ve bu güven benim onunla dışarıda yemek yememe neden olabilirdi.
" Öyle."
Gülümseyerek başını salladığında sesi hayli keyifliydi.
" Tamam o zaman . "
Kaşlarımı şüpheye teslim ederken konuştuğumda bakışlarımız kesişti.
" Ne tamam ?"
" Plan işte. Gidiyoruz kebap yemeye."
Dalga geçiyordu sanki benimle. Kinayeli bir tonda yanıtladım onu. Dalgasına eşlik etmek için bu tonu takınmıştım.
"Hıhı.... Üstüne kahveyi de Paris'te içeriz artık."
Kıkırdayarak cevap verdiğinde duraksayarak onu izledim.
" Neden olmasın?"
Bir iki saniye gözlerine baktığımda ciddi olabileceğini yani beni ciddiye alabileceğini düşünerek öne atıldım.
" Dalga geçiyorum ben. Ciddiye mi aldın ?"
Küçük çaplı bir kahkaha atarak başını aşağı yukarı salladı.
" Ben de dalga geçiyorum."
Aynı anda gülmeye başladığımızda bu hissi ne kadar çok özlediğimi fark ettim. Biriyle doyasıya sohbet edip gülebilmek ve her şeyden uzak kalabilmek özlediğim hislerdi. Ardından çok geçmede saatin geç olabileceğini hatırladım. Kolumu yokladığımda saatimin olmadığını anladım. Yüzüme sorgular bir ifade yerleştirerek bakışlarımı ona çevirdim yeniden.
" Saatin var mı ?"
Sol kolunu kaldırıp saatine baktığında mırıldanıyordu.
" 23.10"
Biraz daha oyalanırsam geç kalabileceğimi düşünerek ayaklandım. gece yarısından erken gelmezlerdi ama yine de onlar gelmeden evde olsam iyi olacaktı.
" Gidiyor musun ?"
Başımla onu onayladığım esnada ayaklanmıştım bile.
"Hıhı. Gitmem lazım. Geç kalıyorum."
" Tamam. Ben bırakırım seni."
Benimle birlikte ayaklandığı esnada kurdu cümlesini. Ben ise başımla reddederek gelmesine engel olmaya çalıştım. Kenan ile daha yeni tartışmışken eline koz verecek bir risk almaktan kaçınmam gerekiyordu. Bu yüzden her ne kadar istemesem de onu reddetmek zorunda kaldım.
" Olmaz. Geçen gün Kenan görmüş zaten."
Kaşlarını şüphe ile havalandırdı.
"Kenan kim ? "
Bıkkın bir nefes verdim.
"Üvey abim. Neyse ben gideyim artık."
Elleri ile teslim olur bir ifade sergileyerek bir iki adım gerilediğinde konuşuyordu.
" Peki. İstersen geçen günkü gibi peşinden gelebilirim. Geç oldu."
Gülümseyerek son kez yeşillerine daldım. Ardından kelimeler döküldü dudaklarımdan.
" Teşekkür ederim ama gerek yok. Ben alışkınım zaten."
Gülümseyerek eğdi başını.
" Sen bilirsin. Yarın gelecek misin ?"
Sokak lambasının ışığında parlayan yeşil gözlerinin en içine daldım. Çok güzeldi. Gerçek olamayacak kadar güzeldi gözleri.
Bugün onunla konuşmak o kadar iyi gelmişti ki! Şu an gitmeye mecbur olmasam sabaha kadar o yeşillere dalmak isterdim. Yarın gelecek miydim ? Gelmek ne kelime. Uçacaktım.
"Geleceğim."
Benim küçük çiftimin aşklarının filizlerinin ekildiği ve Hazan'ın bir şeyleri net olarak hissetmeye başladığı o bölüm......
Onların aşkını yazmak inanılmaz hislerle dolduruyor içimi...
Yeni bölümde görüşene dek güzellikle kalın♡♡♡♡
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 17.47k Okunma |
1.01k Oy |
0 Takip |
40 Bölümlü Kitap |