
💦
İnsan varoluşundan itibaren içgüdüsel bir şekilde sürdürür yaşamını. Bu bazen yalnızca var olabilmek için sürdürülen bir mücadele olur. Bazen de yaşadığını hissedebilmek için sığındığın duygular olur. Bahsettiğim duygular cinsel içgüdünün çok ötesinde. Öyle anlar olur ki ruhlar bedenlerden sıyrılıp hisleri devralır. Tıpkı şu an olduğu gibi. Başımı omzuna koyduğum an sanki ruhum bedenimden bağımsızlığını ilan etti. Ruhumla hissediyorum varlığını. İlk temasımızın üstünden koskoca üç ay geçti. Üç aydır her günüm her gecem onun varlığıyla huzur buluyor. Bu öyle bir huzur ki evde geçirdiğim kötü anları ,yediğim dayakları , uğradığım hakaretleri bile unutturmaya yetiyor.
" Baharım üşüdün mü ?"
Alp'in sorusuyla başımı hafifçe kaldırıp bahar yeşili gözlerine baktım.
Bahar yeşili...
Beni ilk öptüğü gün "Hazan benim dünyamda tek bahar. " demişti.
O günden beri baharım diyordu bana. O yüzden onun gözleri artık yeşil değil bahar yeşiliydi; benim yeşilimdi. Yüzüme büyük ve aşk dolu bir bakış yerleşirken kollarına daha çok sindim. Üşümemiştim. Varlığı tenimi kavuracak kadar çok yakıyordu. Onun yanında ,kollarının arasında üşümem hayli zordu. İçli bir nefes vererek varlığına daha çok sığınmak istediğimi belirttim.
"Üşümedim ama ısıtmak için biraz daha sıkı sarılabilirsin."
Sözlerimle küçük bir kıkırtı döküldü dudaklarından. Ardından başıma minik bir buse kondurup daha sıkı doladı kollarını. Ben de onun varlığına daha çok sokulurken kapattım gözlerimi. Aynı saniyelerde derin bir nefes aldı saçlarımın arasından. Dudaklarından fısıltıyla karışık kelimeler döküldü sonra.
" Yarın sana yeni aldığım evi göstereceğim."
Heyecanla başımı kaldırıp ona baktım. Uzun zamandır büyük bir heyecanla bekliyordum bu anı. İlk bahsettiği an dahi içim heyecandan kıpır kıpır olmuştu. Onaylanmak isteğiyle yönelttim sorumu.
"Dağ evini mi ?"
Sözlerime karşın onaylarcasına başını salladı. Bende gülümseyerek yeşillerine bakmaya devam ettim. İçimdeki heyecan bu gülüşe eşlik ederken bir yandan da merakına yenik düşüyordu. O merak hevesle bir soru daha yöneltmeme neden oldu.
"Nerede peki, çok uzak mı ?"
Elleri saçlarımı buldu. Ben gözlerimi kapayıp içli bir nefes verirken o konuşmaya başladı.
" Hayır güzelim. Evine çok yakın. Bilerek buralardan aldım evi. Sana daha yakın olabilmek için."
Dudaklarımdaki o gülümseme artarken içimde heyecanla karışık bir aşk sarhoşluğu peydah oldu. Bu onu çok daha fazla görmem anlamına geliyordu. Gün içinde yaptığımız kısıtlı görüşmeler çok daha fazlalaşacaktı. Yeniden onaylanmak için gözlerimi usulca açarak gamzeleriyle bana gülümseyen aşkıma baktım. Bu gerçeği bir de ondan duymak istiyordum.
" O zaman artık daha sık görüşeceğiz."
Gülüşüme gamzeleriyle eşlik ederken bir tutam saçımı geriye verdi. İçli bir nefes verdiğinde bakışları dudaklarımdaydı.
"Öyle. Bahçesi de var. Bahçeden burası görünüyor."
Gülüşüm büyürken heyecanım arttı. Onunla aşkımızı başlatan yeri görüyordu evi. Manzarası aşkımızın manzarasıydı. Beni ilk öptüğü yer şimdi her manzaraya daldığında önüne düşecekti. Heyecanla kıkırdadım. Alp bu kıkırtıya gülümseme ile eşlik ederken heyecanımı bu kez sesime döktüm.
" Gerçekten mi ? Manzara aynı olacak o zaman. "
Başını onaylarcasına salladığında gülümsüyordu. Bakışlarını bu kez gözlerime dikti. Elleri saçlarımı okşamaya başladı daha sonra. Gözlerim kapanırken nefesi tenime çarptı. Bu kadar yakın bir konumda olunca konuşulan konu ne olursa olsun bir şekilde romantik dakikalara geçiş yapıyorduk. İçli bir nefes daha verdiğini duyduğumda kulaklarımı erkeksi sesi doldurdu.
" Aynen yavrum. Sadece arada küçük bir mekan değişikliği yapacağız."
Alp 'in bu evi asıl alma sebebi havanın kötü olduğu günlerde kayalıkta oturamayışımızdı ve az önce söylediği gibi bana daha yakın olmak istiyordu. Evlerimiz çok uzak olmasa da yakın da sayılmazdı. O yüzden işlerinin yoğun olduğu günlerde sorun yaşıyorduk. Bazen yanımda geçirebileceği saatleri yolda geçiyordu. Bazen de işlerden dinlenmeye bile vakit bulamadığı için görüşemiyorduk.
Derin bir nefes vererek konuyu dağıtacak sorumu yöneltmeye hazırladım kendimi. İçimde ona belli etmemeye çalıştığım bir huzursuzluk vardı. Farkında değildi ama bunu daha fazla içimde tutamayacak kadar dolu hissediyordum. Nefesimle birlikte gözlerimi baygın halinden normaline çevirdim. Daha sonra biraz doğrularak her an öpüşecek gibi olan konumumuza son verdim. O ise anlık afallayarak yüzüme baktı, ben de bu esnada sorumu sormak için ismini usulca zikrettim.
"Alparslan..."
Eli elimi buldu. Sıkı sıkı sarmaladığında ciddi bir ifadeye bürünmeye lüzum görmeyerek yalnızca meraklı bakışlarla beni izlemeye koyuldu.
"Baharım..."
Gözlerimi kapatıp saniyelik olarak kendimi bunu sormaya hazırladım. Gözlerimi açtığımda meraklı bakışları hâlâ üzerimdeydi. Daha fazla beklemek istemeyerek içimdeki sıkıntıyı sesime yansıtmadan düz bir tınıda konuşmaya başladım.
" Sence ben nasıl biriyim ? İnsan olarak yani. İyi kötü, korkak cesur ?"
Hafifçe doğrulup bakışlarımızı daha çok birbirine yasladı. Yüzünde sorgular bir ifade hakimdi bu kez.
" Neden sordun ?"
Yutkundum. Buna verecek bir cevabım yoktu. Aslında olmasına rağmen yoktu. Onunla bu tarz konuları konuşmaya henüz hazır hissetmiyordum. Geçiştirme bir cevap vererek atlatmayı denedim.
"Neden sorduğum önemli değil. Ben sadece nasıl biri olduğumu düşündüğünü öğrenmek istiyorum. "
Onun bana şimdiye kadar hiç yalan söylemediğini bildiğim için bu sorunun cevabını almak için sabırsızlanıyordum. Zaten bu yüzden ona sormuştum ; asla yalan söylemeyeceğini bildiğim için. Derin bir nefes vererek konuşmaya başladı.
" Tanıdığım en naif ruhlu insansın. Bazen dokunmaya bile korkuyorum, sana zarar veririm diye."
İçimde bir nokta yumuşacık olurken bir elimi yanağına atıp gamzesinin olduğu noktayı okşadım. O kadar güzel seviyordu ki bu sevgi bana asla zarar vermezdi. Sevgisinin güzelliğine layık olamamaktan korkuyordum ben asıl. Onun bundan korkması çok saçmaydı. Gamzesini okşadığımda gözleri kapandı. Yüzünü elime yasladığında tebessüm ederek gönlümden geçenleri dilime döktüm.
"Böyle düşünme. Sen bana zarar verecek son insan bile değilsin."
Cümlemi bitirdiğim an başımı göğsüne gömdüm. Saklanıp kaybolmak istediğim tek yere gömülü kaldı bedenim. Kolları bedenimi sardığında kalbinin ritmik atışları arasında yeniden düşüncelere daldım.
Bu sabah Tuğrul'a yarın Alper'in evinde olacak olan davete katılmak istediğimi söylemiştim. Tuğrul ise bencilin teki olduğumu, o davete katılırsam onu utandıracağımı söylemişti. Bu isteğimin tek nedeni ona varlığımı hatırlatmaktı. Unuttuğu belki de yok saydığı kızını göstermekti. Bazen sırf biraz merhamet etsin , sevsin diye istediği gibi davranıyor bir tutam sevgi kırıntısı dileniyordum ondan. Sonuç hep hüsrandı.
Onun bu sözleri canımı o kadar çok acıtmıştı ki ben bütün gün boyunca nasıl bir insan olduğumu, onu utandıracak ne yapabileceğimi düşünmüştüm. En nihayetinde bunu sevdama sormuştum.
Sonucunda şu an anladığım tek bir şey vardı; kendimi tek bir insanın hakkımda söyledikleri ile cezalandırmam yanlıştı. O insan öz babam bile olsa bu böyleydi. Onun yanında hiç olmadığım kadar çekingen ve korkak bir kızdım çünkü. Özünde öyle biri olmama rağmen öyleydim. Bir insanın yanında ne kadar korkak hissedersem eğer o kadar karakterim içine çekilirdi. Korku karakteri baskılayan bir etmendi. O yüzden korkunun bedenimi esir aldığı hiçbir ten benim hakkımda gerçek fikirlere sahip olamazdı.
Başımın üstünde hissettiğim öpücüğün ardından nefesi düştü saçlarımın arasına. Kokumu içine çekerken fısıltıyla konuştu.
" Daldın yine."
İçli bir nefes verirken gözlerim kapalıydı. Onunla aynı tınıda konuşmaya başladım. Bu esnada kokusunu içime hapsetmeyi deniyordum.
" Sadece düşünüyorum."
Ona belli etmemeye çalışıyordum içimden geçenleri. Şimdiye dek sormadığına göre başarılı da oluyordum. Neşeli bir tınıda konuşmaya başladığında burukça tebessüm ettim.
" Beni mi ?" Birkaç saniye duraksadıktan sonra daha erkeksi bir tınıda tamamladı cümlesini. " Düşünmek yerine hissetmeye ne dersin ?"
Hafifçe başımı kaldırıp merakla gözlerine baktım.
" Nasıl olacakmış o ?"
Ellerini saçıma götürüp nazikçe dokundu. Ardından yüzüme düşen bir tutamı kulağımın arkasına verdi. Bu esnada gözlerim saniyelik kapandı. Geri açıldığında erkeksi sesi kulaklarımı ve kalbimi dolduruyordu.
" Dudaklarım bu konuda sana yardımcı olabilir."
Müptela olduğum o ses ve yüzüme çarpan nefesi gülümsememe sebep oldu. Tek bir anı bile kaçırmayacak kadar düşkündü temaslarımıza. Benim de ondan kalır yanım yoktu. Bu yüzden kokusuyla tekrar kapanan gözlerimi usulca açarak başımı biraz daha yaklaştırdım ona. Dudaklarımız arasında bir nefeslik mesafe kaldığında ise imalı bir tonda nefesimi üfleyerek konuştum.
" Hiçbir fırsatı kaçırmıyorsun."
Yutkunma sesini duyduğumda mesafeyi sıfırladı. Dudaklarımız birbirine değerken gözlerim kapandı. Ben de yutkundum daha sonra. O ise en kısık ve en erkeksi sesini kulaklarıma işittirdi.
" Dudakların... Tüm suç onların. Bağımlılık yapıyorlar."
Sözlerini tamamlarken elleri yüzümü avuçları arasına hapsetti. Gülümseyerek karşılık verdim bu hareketine. Daha sonra alt dudağı üst dudağıma ıslak bir öpücük bıraktı. Aynı saniyelerde dudağımı emmeye başladığında iki elimi ensesinde birleştirerek karşılık verdim öpüşlerine. Aşkımızın mührü her seferinde dudaklarımızdan geçiyordu. Aşkı ve aşkının ateşi tüm bedenimi sararken dudaklarımla birlikte ruhumu da içine hapsetti.
.....................................
Yeni güne kabusla değil de huzurlu ve dinlenmiş olarak başladım. Bu üç ayda değişen çok şey olmuştu. Bunun ilki ve en önemlisi kabuslarımdaki azalmaydı.
Hayatımdaki boşluk hissi doldukça mutlu hissettikçe günden güne azalmıştı. Bir diğer önemli şey ise lisenin bitmiş olmasıydı. Hayatımın geri kalanının nasıl ve ne şekilde geçeceğinin belirsiz olduğu bir dönemdeydim. Sadece anı yaşıyor güzel ilerleyen ilişkimin tadını çıkarıyordum.
Yataktan kalkıp miskin adımlarla banyoya giderek elimi yüzümü yıkadım. Uzun ve detaylı bir cilt bakımı ile başlıyordum her güne. Yakışıklı bir adamla birlikte olmak kolay değildi. Bu yüzden eskiden olduğundan çok daha fazla bakımlı olduğum bir döneme girmiştim. Halimden de memnundum aslında. Sevgilimin yanına daha çok yakışmak için yaptığım bakımlar özgüvenimi arttırmaya başlamıştı.
Banyoda işimi bitirdikten sonra pijamalardan ev haline geçiş yapabilmek için siyah bir eşofman altı ve beyaz tişört giyindim. Saçlarımı tepeden topuz yaptıktan sonra ise kahvaltıya indim. Evde kimse olmadığı için tek başıma güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra hızla odama adımladım.
Odama giriş yaptığım gibi saate bakarak gülümsedim. Bu saatlerde telefonda oluyordu ve bu yüzden gün içinde konuşma fırsatı elde ediyorduk. Hızla yatağıma doğru ilerleyip yastığın altından telefonumu aldım. Alparslan'ın sabahki konuşmamızın ardından yeni bir şey yazıp yazmadığını kontrol ettim daha sonra. Evet bir diğer önemli şey de telefon almış olmamdı. Galeriden kazandığım parayla almıştım. Nare dışında evde kimsenin haberi yoktu.
Sevgilim : Akşam kaç gibi alayım seni ?
Yüzüme yerleşen gülümseme ile okudum mesajını. Bu akşam onunlaydım. Üstelik bana evini gösterecekti. Heyecanım artarken gülümsemeye devam ettim. Parmaklarım içimden geçenleri klavyeye dökerken içimdeki heyecan hız kesmeden artıyordu.
8 gibi giderler ama sen alma. Kayalıkta buluşalım.
Sevgilim : olur güzelim.
Bu akşam Alper'in evinde olan davete ben hariç herkes katılıyordu. Ben de onlar dönene kadar dağ evini görmeye gidecektim. Aslında hafta sonu Tuğrul iş gezisindeyken gidecektim eve bakmaya ama davete gitmeme izin vermediği için evde kimse yokken bu akşam gitmeye karar verdim.
Alp'le konuşmam bitince biraz telefonda takıldım. Vakit bir türlü geçmek bilmiyordu. O yüzden zaten almam gereken duşu biraz daha öne çektim ve heyecan dolu adımlarla banyoya ilerledim.
Tepeden topladığım saçlarıma maske yaptım güzelce . Maskeyi beklerken de odamı topladım. Daha sonra duşa girdiğimde uzun uzun yıkandım . Duşum oldukça uzun ve detaylı geçmişti. Aslında her duşum artık yine onun yanına yakışmak ve daha çok bakımlı olmak için uzun sürse de bu kez bedenimde tek bir tane kıl dahi bırakmayacak kadar kendimle ilgilenerek saatlerimi harcadım.
Duştan çıktığımda ise ilk işim vücut losyonuma koşmak oldu. Alparslan kokuma övgüler yağdırdıkça bu rutin çok daha fazla önem kazanmıştı. Bornozumu kenara bırakıp bütün vücuduma losyon ve vücut yağı sürüp son olarak sprey ile kokuyu bedenime hapsettim. Daha sonra bornozu yeniden üzerime geçirip geçen gün yüzüm için aldığım maskeden yapmaya karar verdim. Maskeyi özenle sürdükten sonra aklıma ne giyeceğimi seçmediğim geldi. Bu yüzden meraklı bir ifadeyle banyodan çıkıp dolabıma doğru ilerledim.
Temmuz ayında olduğumuz için hava hayli sıcaktı. Bunu fırsat bilerek geçen gün aldığım kırmızı mini elbiseyi giymeye karar verdim. Elbisenin üst kısmında hafif bir göğüs dekoltesi vardı. Alt kısmında ise çok derin olmayan bir yırtmaç vardı. Askılı oluşu ise köprücük kemiğimi ortaya çıkarıyordu. O yüzden bedenimdeki duruşunu anımsayarak giyinip hızlı adımlarla aynaya doğru ilerledim. Tam da hatırladığım gibi güzel olduğunu fark edince memnun bir ifade ile elbiseyi çıkararak iç çamaşırı seçme kısmına geçtim.
Seçim için çok fazla oyalanmadan aklıma yine geçen gün aldığım çamaşır takımı geldiğinden hızla elime onları aldım. Kırmızı bir takımdı bu. Altı da üstü de kan kırmızısıydı ve kenarlarında dantel işlemeli gül motifi vardı. İçli bir nefes vererek takımı bedenime geçirip yeniden aynaya baktım. Hayli güzel bir manzara ile önüme serilen hatlarımı görerek içli bir nefes verdikten sonra ise vakit kaybetmeden elbiseyi de giyindim.
Ardından maskeyi yüzümden çıkararak oldukça hafif bir makyaj yapıp onun tadını en çok sevdiği rujumu sürdüm. İlk kez bir evde, onun evinde baş başa kalacağımız için hayli özeniyordum bu akşama. İçim ise olması gerektiğinden çok daha fazla heyecan doluydu. Son olarak saçlarıma bakındığımda onları kendi haline bırakmaya karar verdim. Zaten dalgalı, sağlıklı ve oldukça gür bir görünüme sahiplerdi. Fazlasına gerek yoktu.
Geriye yalnızca küçük detaylar kaldığında masamdaki küçük takı kutuma ilerledim. Kısa bir bakınmanın ardından bileğime gümüş bir bileklik ve kulağıma onun eşi olan sarkık küpemi taktım. Daha sonra ise küçük siyah çantama telefonumu koydum.
En nihayetinde tamamen hazır olduğumda evdekilerin gitmesini beklemeye başladım. Evden çıkacağımı Nare'ye söylediğim için rahattım. O beni idare edecekti bir şekilde.
Uzun bir beklemenin ardından herkes gidince kimseye görünmeden arka taraftan evden çıkıp kayalığa doğru ilerledim. İçimde zar zor tuttuğum heyecan ve midemdeki kıpırtı ile yol bir türlü bitmek bilmese de hızlı adımlarım sonucuna ulaşmıştı ve vardığımda Alparslan çoktan gelmişti. Ayakta izliyordu manzarayı. Yanına biraz daha yaklaştığım an varlığımı fark ederek bana doğru döndü. Ardından beni baştan aşağı süzerek gülümsedi.
Gülüşünü daha doğrusu varlığını gördüğüm an içimde derin bir sızı ve heyecan oluşmuştu. Bu heyecanı ona daha çok yaklaşarak sürdürdüğümde iyice yaklaştığımı fark ederek kollarını açtı. Ben de hızla ilerleyip boynuna dolanarak sarıldım ona. Tenini, varlığını hissetmek içimi sarıp sarmaladı. Kollarını belime dolayıp saçlarımın arasına derin bir buse kondurarak kokumu içine çekti. Aynı saniyelerde içli bir şekilde zikretti beni.
" Baharım."
İçimdeki heyecanla 'Sevgilim' demek için yeltendim. Utancıma yenik düşerek yalnızca adını zikredebildiğimde dilimi ısırdım. Alışamıyordum bir türlü buna. Utancımı yenmeyi başaramıyordum.
"Alparslan..."
Gözlerine bakarken aşkımı itiraf etmek kokusunu içime çekerken sevgi sözcükleri dile getirmek benim için utanç verici geliyordu. Utancım maalesef ki her seferinde ağır basıyordu. Bu sebepten sözleri ilk günkü kadar karşılıksızdı.
Kokumu biraz daha derinine çektiğinde fısıldayarak konuştu.
" Mis gibi kokuyorsun yine."
Başını boynuma gömüp derin bir öpücük bıraktı. Bu hareketiyle midemde bir hareketlenme olurken gülümsedim. Sanırım en çok boynumu öpmesini seviyordum. Hafifçe başını kaldırıp yüzüme baktı. Bu esnada ise yüzüme çok daha derin bir gülümseme yerleşti.
Aynı ses tonuyla konuşmaya başladı daha sonra. Sesi bile içimi eritiyordu.
" Gidelim mi?"
Az önceki öpücüğün etkisinden hâlâ çıkamadığım için başımı sallamakla yetinebildim. O ise yanıma geçip sıkıca elimi tuttu. Yürümeye başladığımızda tuttuğu elimi dudaklarına götürüp öptü.
Kalbimde oluşan az önceki öpücüklerinin etkisi geçmemişken yenisini eklemiş oluşu içimi daha da hoş etti. İçimdeki o tuhaf hisle baş etmeye çalışırken zihnimden geçenleri dilime döktüm.
" Alışık değilim bu hallerine."
Kaşları şüphe ile havalanırken bakışları bendeydi.
" Öpmeme mi ?"
Başımla reddettim onu. Öpmesi tabii ki canıma minnetti. Yeşillerine dalarak düzelttim cümlesini.
"Bu kadar sık öpmene."
Kıkırdayarak önüne döndü. Bu esnada konuşuyordu.
"Alışsan iyi olur baharım. Az bile öptüğümü düşünüyorum."
Sözlerine karşın ona yandan alaylı bir bakış attım. Yemek konusunda doyumsuz olduğu gibi öpücük konusunda da doyumsuzdu. Bütün vaktimizi öpüşerek geçirebilirdi. Yine de az geldiğini söylerdi. Onu durdurmak ve dengeyi sağlamak bu yüzden bana kalıyordu.
İstemediğim için değildi aslında bu dengenin sağlanması işi. Kalp sağlığım için az öpmesi en iyisiydi. Eğlenir bir tınıda konuşmaya başladığımda bakışları yeniden bana döndü. Esasında onunla alay etsem de sözlerimde kalbimi düşünmemim payı da büyüktü.
" Hiçte bile. Bugünlük bu kadar yeter, yok başka."
Derin bir nefes verdi. Daha sonra tuttuğu elimden çekip kollarının arasına aldı.
"Sarılırım o zaman."
Ben de kollarımı ona dolayarak karşılık verdim bu hareketine. Boyum göğsüne zar zor geliyordu. Hatta tam olarak ulaşamıyordu ve onun için dahi başımı biraz dikmek zorunda kalıyordum. Memnundum ama bundan. Kalbinin çarpıntısını duymak onu hissetmek güzel hissettiriyordu. Midemde sarılışımızla bir kıpırtı daha oluştu. Kalbinin sesinin etkisi olduğunu düşündüm. Aynı kıpırtı daha şiddetli bir şekilde oluşunca sabahtan beri bir şey yemediğimi hatırladım. Yüzüm acıyla buruşurken en nazlı ifademi takındım. Ardından aynı ifade sesime de büründüğünde usulca şikayetimi dile getirdim. Bu esnada bedenlerimizin birbirini sarmalaması sürüyordu.
"Acıktım ben."
Nazlanan sesimle daha da bir sokuldum ona. Başımı göğsüne gömdüm. Benim ona daha çok sırnaşmama cevaben elini saçlarımın arasına atarak onları okşamaya başladı. Aynı saniyelerde sakin bir tınıda konuşuyordu. Sesi ise her zaman olduğu gibi erkeksi ve şefkat doluydu.
" Az kaldı güzelim. Birazdan makarna yapacağım sana."
Bedenlerimizi sözlerini duyarak ayırırken yüzüne merakla bakındım. Bunu beklemiyordum. Yani bana makarna yapacak olması şaşırtıcı gelmişti. O yüzdendi şu an ki halim. Merakım sesime de yansıdı daha sonra. O ise bu esnada en güzel bakışı ile şaşkınlığımı izliyordu.
" Makarna mı ? "
Sözlerimi işittiği an duraksadı. Ardından tereddüt dolu bir ifadeyi yüzüne yerleştirerek usulca kaşlarını havalandırdı. Bu esnada yutkunarak konuşuyordu.
" Yemez misin?"
En sevdiğim yemeklerde başı makarna çekiyordu. Yemek yapmayı beceremediğim ve buna vakit harcamayı sevmediğim için benim için ideal yemekti ama onun makarna yapmayı teklif edeceği aklımın ucundan dahi geçmezdi. Kuzu çevirme yapacağım dese daha az şaşırırdım. Tam bir etoburdu çünkü. Şaşırmamın nedeni de buydu o yüzden. O mevzuyu bir tık yanlış anlamıştı.
Meraklı ve tereddüt dolu bakışları sürerken bu düşündüklerimi ona da söylemem gerektiğini fark ettim. Gülümseyerek konuşmaya başladım daha sonra.
" Yerim de ben mangal yaparsın diye düşünmüştüm. Geçen gün kahvaltıya diye ciğer yemeye götürdün ya , o yüzden."
Şevval'in ailesi kahvaltıya davet etmiş ve tabii ki ben hariç bütün herkes katılmıştı. Sanki o evde değilmişim gibi haber dahi vermeden hazırlanıp gitmişlerdi. Bu olayın üstüne Alparslan yazınca dayanamayıp anlatmıştım bütün olan biteni. O da birlikte kahvaltıya gitmeyi teklif etmişti. Buruk bir sevinçle teklifini kabul ettiğimde normal kahvaltı beklerken ciğer görünce yaşadığım şoku hâlâ unutamıyorum ama gerçekten kahvaltıya dahi yakışan bir yemekti. Bayıla bayıla yemiştim.
Duyduklarıyla kıkırdayarak eşlik etti gülümsememe. Ardından konuşmaya başladığında sesinde güzel bir neşe hakimiyet kuruyordu.
" Arada değişiklik olsun diye. İstersen mangal da olur yavrum. Bana fark etmez."
Ellerimi sağa sola sallayarak reddettim onu. Bu üç ayda hiç yemediğim kadar çok et yemiştim çünkü. Daha fazlasını yemeye hiç mecalim yoktu.
" Yok yok. Makarna olur."
Reddedişimi görünce küçük bir kahkaha attı. Anlaşılan etten bezmiş olmam ona komik geliyordu.
" Üç ayda etten bu kadar soğumuş olamazsın yavrum. Daha evimizin bahçesinde kendi ellerimle ciğer yapacağım sana."
Evimizin bahçesi...
Düşüncesi bile tüylerimi ürpertip içimde çiçek açtırıyordu. Gerçekten bunu söylemiş olduğuna ikna olmak istiyordum. Yüzümde heyecanla karışık sorgular bir ifade hakimiyet kurarken ifademi dilime döktüm.
" Evimiz mi, ikimizin ?"
Onaylarcasına başını sallarken gülümseyerek elimi tuttu.
"Sonsuza kadar böyle kalmayacağız herhalde baharım. Yoksa sen benimle gönül mü eğlendiriyorsun?"
Sözleriyle yeniden kıkırdayıp yandan havalı bir bakış attım ona. Elimi elinden kurtarırken biraz daha eğlenmek istediğime karar verdim. Az önceki alaylı tınım bana yetmemişti.
"Eh bilemeyeceğim orasını."
Alparslan'ın sözlerime karşın konuşmaya başlayacağı esnada bir gök gürültüsü koptu. İkimizin de bakışları havaya kaydığında saniyeler içinde yağmur çiselemeye başladı. Gülümseyerek gözlerimi kapadım. Yağmura oldum olası bir hayranlığım vardı. Kollarını bedenimde hissedince gözlerimi usulca açtım.
Ceketini çıkarmıştı. Üzerime tutmaya çalışıyordu. Ellerimi koluna koyarak durdurdum onu. Islanmak istiyordum sadece. Engel olup beni yağmurdan korumasına şu an hiç gerek yoktu bu yüzden.
" Islanalım biraz. Ben çok severim yağmuru."
Başını olumsuz anlamda sallarken reddetti beni. Ceketi başımın üzerindeydi bu esnada. Fakat o ıslanıyordu.
" Üşüteceksin giy hadi."
Bu kez başıyla reddeden ben oldum. Aynı saniyelerde üzerimde tuttuğu ceketi elinden kurtararak yere indirdim. Yalnızca onunla ıslanmak istiyordum. Damlalar ikimizin tenine de düşerken neşeli bir tınıda konuşmaya başladım bu yüzden.
" Bırak ıslanalım."
Bir iki adım gerileyip yolun ortasına geldiğimde kollarımı havaya kaldırıp gözlerimi kapattım. Daha sonra usulca etrafımda dönerek yağmurun tadını çıkardım. Çocukluğumdan beri doyasıya ıslanamamıştım belki de. En son ne zaman mutlulukla yağmurda ıslandığım hafızamda belirsiz bir anda kayıtlıydı. Gülüşüm ıslanmamın tadıyla büyürken gözlerimi yavaş yavaş açarak ona baktım. Ben ıslanırken ne yaptığını merak etmiştim. Bakışımın nedeni buydu. Bu esnada Alparslan ise hayranlıkla beni izliyordu. Gözlerindeki o güzel ifadeyi görmemle gülümseyerek elimi uzattım ona. Aklımda biraz uçuk olsa da romantik bir fikir vardı.
" Dans edelim mi ?"
Gülümseyerek başını aşağı yukarı salladı. Daha sonra bana doğru yaklaşıp tek eliyle belimden tutup kendine çekti. Midemde bir kelebek uçmaya başlarken yutkundum. Ardından bedenlerimiz birbirine değerken alnıma derin bir öpücük bıraktı. Boşta kalan eli sol elimi bulduğunda sıkıca tutup kalbinin üstüne koydu elimi. Kalbinin atışını duymam kendi kalbimin atışını anımsattı. İkimizin kalbi de anın hisleriyle deli gibi atıyordu.
Bunu bilmek içimde yağmurun ıslaklığının dahi engel olamadığı bir yangın oluşturdu. Derin bir nefes verdim bu yüzden. Daha sonra mahcup bir ifadeye büründüm. Sesime bunu istemeden de yansıtarak konuşmaya başladım.
" Hep hayal etmiştim ; seninle yağmurda dans etmeyi. Şarkımız yok ama..."
Saçlarımın arasına derin bir öpücük bırakarak dindirdi mahcubiyetimi. İçli bir nefes verirken bedenine daha çok yaslandım. O ise en erkeksi sesiyle kulağıma eğilerek fısıldamaya başladı.
" 'Nietzsche müziğin sesini duymayanlar dans edenleri deli sanırlar 'demiş. Bırak deli sansınlar baharım. Benim müziğim gözlerine bakınca çalmaya başlıyor."
Sözlerine karşın hevesle gözlerine baktım. İçimde derin bir merak oluştu. Daha önce beni anımsattığını söylediği çok şarkı olmuştu. Hatta bazen iyi geceler derken bu gece bu şarkıyla seni düşünüp uyuyacağım diyordu ve şarkıyı atıyordu.
Yalnızca sözleri ve bakışlarıyla değil şarkılarla da dile getiriyordu aşkını. Buna alışmama rağmen her seferinde söyleyeceği şarkıyı merak ediyordum. Yine aynısı oldu ve ben merakımı hep ifademe hem de sesime yansıttım.
"Hangi şarkı ? Gözlerimde hangi Şarkı çalıyor ?"
Kulağıma doğru yeniden eğilerek mırıldanmaya başladı. Küçük kalbim kıpır kıpır atarken onun erkeksi ve güzel sesi doldurdu içimi.
"Beyaz bulutlar geçiyor üstümüzden.
Yaşayan her şey sende çiçek açmış.
Boşuna beklememişim bunca zaman
Yaşadığım her şeyin bir nedeni varmış
Beklemediğim bir anda girdin hayatıma
Sana sarıldığım gibi sarıl bana."
Şarkının son kısmına geldiğinde kolları daha sıkı sarmaladı bedenimi. Ben sözleri duyduğum andan itibaren bulutların üstünde uçmaya başlamışken o beni mest eden sesiyle mırıldanmaya devam etti.
"Sen geldin bahar geldi.
Bundan sonra kalbimde senin için çarpacak."
Başını kaldırıp gözlerini gözlerime sabitleyerek devam etti.
" Gözlerinle uyanıp sensiz geçen yılların acısını çıkaracak."
Sözlerinin tınısı kalbimde kelebek etkisi yaratırken mest oldum. O kadar güzeldi ki onun aşkını sesinden ve bir şarkıdan duymak. Her seferinde çıtayı biraz daha yükseltiyordu. Her geçen saniye aşkı kalbimde daha çok hüküm sürerek beni olduğumdan çok daha mutlu ve güzel hissettiriyordu. Hissettirdiklerine bir yenisi daha eklendi ve ben cesaretimi toplayarak ona içimden geçenleri söyledim . Sesimde aşkı ve heyecanı hakimdi.
"Alparslan... İyi ki , iyi ki sevdim seni."
Gamzelerini göstererek gülümsedi önce. Daha sonra alnıma sıcak bir öpücük bıraktı. Gözlerim öpücüğünün etkisi ile kapanırken mest olduğum sesi kulaklarıma ilişti.
" İyi ki güzelim... İyi ki baharı getirdin bana."
Ellerimi sıkıca kavrayıp devam ettiğinde gözlerim hâlâ kapalıydı.
" Biraz daha ıslanırsak hasta olacaksın."
Gözlerim usulca açıldığında içtenlikle gülümseyen yeşillerine rastladım. Gülüşüne eşlik ederken başımla kabulleniş gösterdim. Haklılık payı vardı. Danstı şarkıydı derken epey ıslanmıştık.
"Gidelim."
Başıyla onaylayarak zaten tuttuğu elimi sıkıca kavrayıp ilerlemeye başladı. Ben de onunla senkronize bir şekilde ilerlemeye başladım. Biraz yürüdükten sonra ceketini giymediğimi hatırlamış olacak ki durup ceketini çıkardı ve omuzlarıma biraktı. Bu hareketine gülümseyerek karşılık verdikten sonra elimi uzattım. O elimi sıkı sıkıya kavramak yerine gözlerime bakakalınca anlık olarak duraksadım ve aklıma bir fikir düştü. Cesaret gelmişti içime. Tam şu an sırasıydı belki de. Derin bir nefes vererek parmak uçlarımda yükseldim. Dudaklarına kısa bir öpücük bıraktıktan sonra içimdeki yanmaya aldırmadan omzuma bıraktığı ceketi tamamen giyindim.Yaz olmasına rağmen ıslanmak biraz üşümeme sebep olmuştu.
Daha sonra ilerlemek için elimi uzattığımda öylece durduğunu fark ettim. Gülümseyerek elimi yeniden uzattım. Hâlâ durduğunu görünce afalladığını nihayet anlayarak kıkırdadım. Doğrusu bende kendimden beklemiyordum bunu. Şaşırması normal diye düşünerek öne atılıp içimdeki yanmayı umursamamaya çalışarak konuştum.
" Hadi!"
Yeniden öne atılarak bu kez elini sıkı sıkıya tuttum. Hareket etmesi için elini çektiğim esnada tuttuğum eliyle elimi sıkıca kavrayıp kendine doğru çekti bedenimi. Başım göğsüne gömüldüğü esnada diğer eliyle çenemi kavrayıp yüzüne bakmamı sağladı.
İçimdeki kelebek hiç olmadığı kadar çok kanat çırptı belki de. Beklemediğim için anlık olarak inanılmaz bir heyecana kapılmıştım. O ise bayık gözlerle bakarak konuşmaya başladı.
" Az önce yaptığın şey..."
Kısa bir an duraksadı bu noktada. Onu ilk kez öpmemin şokunu yaşamaya devam ediyordu.
Bense içli bir nefes vererek düşünmeye fırsat bırakmadan yaptığım şeyi söyledim. Düşündüğümde söylemeye cesaret edemediğim için böyle yapmıştım.
"Seni öptüm."
Başını yavaşça aşağı yukarı salladı ve ellerini belime koyup beni kendine daha çok yasladı. Yüzünde çapkın bir gülümseme vardı bu kez.
"Daha sık yap bunu."
Gözlerini dudaklarıma sabitleyip derin bir iç çekerek devam etti.
" Fakat bilmeni isterim ki hiçbir zaman bu kadar azıyla yetinmem."
Cümlesini tamamladığı an belimden kavradığı elleriyle bedenimi hafifçe yukarı kaldırıp dudaklarını dudaklarıma yasladı ve bu noktada tam anlamıyla dudaklarımızı birbirine kenetledi. Kalbimdeki kelebek etkisi yayılırken ellerimi boynuna dolayarak öpüşüne karşılık verdim. İşte o an tüm dünya durdu sanki. Zaman durdu , hayat durdu ve hatta bir noktada kalbimin gürültüsü dahi durdu. Var olan tek şey birbirine susamışçasına saldıran dudaklarımızdı.
Ne kadar süre o şekilde kaldık? Dudaklarımızın dansı ne kadar sürdü? Hiç bilmiyorum. Bildiğim tek şey isteksizce ayrılan dudaklarımızın ardından geriye kalan o ince ama güzel sızıydı. Nefeslerimiz birbirine çarparken dudağıma minik bir öpücük daha kondurup bir elini belimden çekip bacaklarıma getirdi ve beni kucağına aldı. Başıma minik bir buse kondurduktan sonra ise ilerlemeye başladı.
" Çok ıslandın. Hasta olacaksın."
Başımı göğsüne gömüp gözlerimi kapattım. Teninin kokusu uykumu getirdiği için sesim mırıltı gibiydi.
" Olmam."
Alnıma bir öpücük bırakıp ilerlerken konuşmaya devam etti. Benim ise gözlerim kapalıydı şu an. Kucağının rahatlığının tadını çıkarıyordum.
" Az kaldı. Eve gidince çorba yapacağım sana."
Sözleriyle minik bir kıkırtı döküldü dudaklarımdan. Aklıma mutfakta ne kadar beceriksiz olduğum gelmişti. Gözlerimi açmadan kıkırdamaya devam ederek konuşmaya başladım bu yüzden.
" Ben sana çay bile yapamam. Sakın hasta olma."
Onun kıkırdaması kulağıma iliştiği esnada gözlerimi açarak gamzelerine baktım. Tepeden görünüyordu yüzü. Bu bakışla dahi muhteşem olan yüz hatları ve gamzesi yeniden gülümsememe sebep oldu. O ise bana bakmadan kıkırtılar arasında konuşmaya başladı.
" Yandık desene. "
Sözlerine karşılık hafifçe omzuna vurdum. Bu konuda benimle dalga geçmesinden hoşlanmıyordum. Hamarat olmayışıma göndermeyi benim yapmam daha hoş geliyordu.
Bakışları bana döndüğünde gülmeye devam ediyordu. Ben de elimi yüzüne doğru attım şakasına. Vurmayacaktım, öyle bir niyetim yoktu. O ise dudağını yüzüne yaklaştırdığım elime uzatarak ıslak bir öpücük bıraktı avuç içime.
Bu hareketi gülümsememe neden olsa da kaşlarımı yeniden çatarak sinirli bir tınıda konuşmaya başladım.
" Ne yanması be ? Sana yandım diyecektin Herhalde ."
Yaptığım ima ile dudaklarını birbirine bastırdı. Daha sonra yeşillerini yüzüme dikip güzel bir bakış gönderdi. İçli bir nefes verdiği esnada başı beni onaylıyordu.
" Öyle tabii güzelim. Hem ben biliyorum yemek yapmayı. Sen bilmesen de olur."
Kıkırdayıp ben de salladım başımı. İşte böyle böyle yola geliyordu. Çözmüştüm artık huyunu. Sözlerini içimden geçen düşüncelerle tamamladım.
" Hah şöyle! Ben de mutfağı toplarım sonra. Boş boş durmamış olurum."
Kıkırdayarak konuşmaya devam etti.
" Gerek yok güzelim. Yardımcılar halleder o kısmı. Sen yemeklerin tadını çıkarırsın."
Anlık afalladım söylediği şeyle. Bazen gerçekten çok basit düşünüyordum. Bizim evde bile Şevval mutfağa elini sürmezken bunu düşünmem bir tık saçma olmuştu. Derin bir nefes vererek cevap dahi vermeden bu konuşmayı es geçmeye karar verdim. Daha sonra yağmur biraz hafiflediği için başımı kaldırıp yüzüne daha uzun bakabildim. Bir elimle yavaşça yanağında ezberlediğim o noktaya, gamzesinin bulunduğu kısma dokundum. Başını çevirip bana baktığında minik bir tebessüm oluştu yüzünde. Elime derin bir öpücük bıraktı ardından.
Daha sonra içli bir nefes verdiği esnada bakışları karşıya döndü.
" Geldik."
Başımı hafifçe o yöne çevirip etrafı incelemeye başladım. Civarda başka ev yoktu. Her yer yeşilliklerle doluydu. Buram buram hanımeli kokuyordu burası. Kayalığa yakın olduğu için deniz ve yosun kokusuyla karışıktı bu koku. Ev gibiydi; Alparslan'ın evi gibi.
Evin bulunduğu alanın etrafı duvarlarla kaplıydı ve bu duvarlardan içerisi görünmüyordu. Dış kapının önüne geldiğimizde yavaşça indim kucağından. İnmek istediğimden değil de kapıyı açabilmesi için isteksiz bir şekilde indim. O ise cebinden çıkardığı anahtar ile kapıyı açıp benim girmem için bir iki adım geri çekildi.
İçeri adımımı attığımda yaşadığım şokla ağzım aralandı.
Burası çok... Çok güzeldi.
Kocaman bir bahçesi vardı ve bahçenin dört bir yanı büyük ağaçlarla doluydu. Eşsiz bir görüntü katıyordu bu ağaçlar.
Bahçenin sol kısmının en köşesinde ise gri bir bahçe takımı ve biraz ilerisinde barbekü vardı. Bunun nedeninin Alparslan'ın mangal aşkı olduğunu bildiğim için yüzümde bir tebessüm belirdi.
Ev ise bahçenin tam ortasında duruyordu. Duvarları siyahtı. Bir duvar boydan boya camdı. Camdan salon olduğunu düşündüğüm yer ve üst kattaki odaların bulunduğu koridor hatta merdiven görünüyordu. Bu ev tam olarak Alparslan'ı yansıtıyordu. İçli bir nefes verirken bu tarz bir evi hiç görmediğimi düşündüm. Dizi ve filmlerde boydan boya cam olan evlere denk düşsem de hiç gerçeğine rastlamamıştım.
" Beğendin mi ?"
Erkeksi sesi kulağımı doldurduğunda bakışlarım ona döndü. Beğenmek ne kelimeydi! Bayılmıştım ben bu eve. İnanılmaz güzel görünüyordu.
"Çok, çok beğendim."
Hayranlığımı sesime de yansıttığımda içtenlikle gülümseyerek öne atıldı.
"İçeri girelim hadi , daha fazla üşüme."
Sözlerine karşın başımla onayladım onu. Çok üşümemiştim aslında ama daha fazla dışarıda kalmayı bende istemiyordum.
Elimi tutup eve doğru adımladığında peşinden ilerledim. Eve girdiğimizde ise üzerimde bulunan ceketini girişteki koltuğun kenarına bıraktım.
Bakışlarım bu kez evin içini taradı.
Ev dışı gibi siyah ağırlıklıydı. Boydan boya cam olan salonun ortasında siyah bir L koltuk ve berjer vardı. ortadaki sehpa ve duvardaki TV ünitesi de dahil olmak üzere her şey siyahtı. Kasvetli bir hava hakimdi. Oldukça geniş olan salonda bakışlarım ilerlemeye devam ederken onun aşk dolu sesini duyarak bakışlarımı o yöne çevirdim.
"Şu köşede şömine var . Otur önüne, ısın biraz. Ben de sıcak bir şeyler getireyim sana."
Eliyle köşedeki elektirikli şömineyi işaret ettikten sonra mutfak olduğunu düşündüğüm yere ilerlediği esnada elini tutarak durdurdum onu.
Şu an gitmesini istemiyordum. Zaten o kadar çok üşümemiştim de. Boşuna uğraşmasına hiç gerek yoktu. İçimden geçenleri sesime dökerek buna engel olmaya çalıştım.
" Üşümedim ben. Yaz yağmuru zaten, hasta olmam."
Arkasını dönüp yeşilleriyle gülümseyerek diğer elimi tuttu.
"Giyecek bir şeyler getireyim o zaman. Islandın."
Sözleriyle bakışlarımı üzerime çevirdim. Sırılsıklam olmuştum. Üzerime yapışan elbise göğüslerimi de hayli belli ediyordu.
Başımı kaldırıp ona baktığımda onun da göğüslerime baktığını fark ettim. Normalde olsa utanacağım bir şeydi bu ama şu an yalnızca aşkını haykırmam için cesaret veriyordu. Derin bir nefes vererek ona biraz yaklaşıp sağ elini elimle birlikte sol göğsümün üstüne götürdüm.
Kalbimin gürültüsünü hissetmesini istiyordum. Bunu sesimle de dile getirdim.
"Hissediyor musun ? "
Onaylarcasına başını salladı ve bana doğru bir adım atıp dibime geldi. Nefesi tenime çarptığında gözlerimi kapattım. Daha sonra tüm cesaretimi toplayıp gözlerinin içine baktım. Aşkımı itiraf etmenin belki de tam sırasıydı. Bunu daha fazla düşünmeden bir an önce dile getirip ona olan aşkımı haykırmak istedim. İçli bir nefes verirken kelimeler dilimden döküldü.
" Kalbim...Senin için çarpıyor."
Sözlerimle yüzünde oluşan gülümsemeye gözlerindeki parıltı eşlik etti. Dudaklarını ıslattı. Bu kez içli bir nefes veren oyken tahrik edici bir ses tonuyla konuşmaya başladı.
" Bana şu an öyle bir şey söyle ki sözlerin seni nefessiz kalana kadar öpmeme engel olsun."
Gözlerinin yeşilinde gördüğüm o parıltı günaha davet ediyordu beni. Kana kana içmek istedim dudaklarını. Tenine karışmak istedim. Hislerim bedenimi ve dahi dudaklarımı devraldı bu esnada. Yalnızca hissettiklerim döküldü dudaklarımdan.
" Sanırım sessiz kalmayı tercih edeceğim."
Yüzünde arsız bir gülümseme peydah oldu ve boşta kalan eliyle sırtımdan tutup bedenimi kendi bedenine yasladı. Ardından saniyeler içinde dudaklarımızı birleştirdi. Nazik başlayan öpüşleri öpüştükçe hoyratlaştı. Ona ayak uydurmakta güçlük çektim. Ellerim boynunda birleşirken öpüşlerine karşılık vermeye çalışıyordum. Çölde saatlerce susuz kaldıktan sonra suya erişmiş gibi yaklaşıyordu dudaklarıma. Kana kana içiyordu. Karşılık vermeye gayret ederken nefesim tükendi. Bu yüzden geri çekilmeye yeltendim fakat sırtımdaki eli bu hamlemi fark ederek bedenine daha çok yaslanmamı sağladı.
Daha şiddetli bir şekilde öpmeye başladı sonra. İki dudağımı birden ağzının içine alıp sertçe emmeye başladı. Bu hareketi derince yutkunmama sebep oldu. Ben yutkunurken iki eliyle yüzümü kavrayıp yavaşça ayırdı dudaklarımızı.
Gözlerimiz hâlâ kapalıydı. Nefeslerimiz birbirine çarpıyordu. Onun verdiği nefesi içime çekerken derin bir buse kondurdu dudaklarıma.
Daha sonra tekrar...
Tekrar...
Ve tekrar...
Dudaklarımdan kopmak istemediği hayli belliydi. Daha fazla bu kısa öpücüklere dayanamadım. Bu yüzden bu kez ben iki elimle gömleğinin yakasından kavrayıp öptüm onu. Onun kadar hoyrat olmasa da normalde olduğundan daha sert bir şekilde saldırdım dudaklarına. Öpüşlerimin arasında diliyle dilimi buldu. Bu his dilime her saldırdığı an olduğu gibi benim kendimden geçmeme neden oldu.
Hissettirdiği kaldırabileceğimden çok daha fazlasıydı. Şehvet ve arzu son noktaya gelmişti. Daha fazla dayanamayacaktım buna. Ateşle barut hakikaten de yan yana durmuyordu. Düşünmeden yalnızca hislerimle hareket ederek ona karışmak için atılmaya karar verdim. Zaten öpmeye başladığı andan beri altımda bir yangın vardı.
Bu yüzden dakikalardır içine karışmamak icin direndiğim bedeni beni zor durumda bırakıyordu. Onu tanıdığımdan beri tenine karışmak için zaten hevesliydim. Buna uzun zamandır engel olsam da artık zamanı geldiğini düşünüyordum. Daha fazla sabredecek gücüm yoktu.
Elimle gömleğinin düğmelerine saldırıp açmaya çalıştım. O ise fark ederek ellerini ellerime yaslayıp durdurdu beni. Ardından yavaşça ayrıldı dudaklarımız.
Gözleri açıldığında baygın ama koyu bir tonda bakıyordu. Yüzüme doğru inler gibi konuştuğunda yutkundum.
" Hazan dur!"
Sözlerinin karşısında kendimi yarım kalmış gibi hissettim. Kalbimde küçük bir sancı oluştu. Neden engel olduğuna anlam veremeyerek duraksadım. Yüzümde bozgun bir ifade yer alırken sesimle sitemimi belirttim.
" Durmak isteyen kim ?"
Yüzüme doğru derin bir nefes verdi. Daha sonra yutkunarak normal bir tınıda konuşmaya başladı.
" Pişman olacağın şeyler yapmanı istemiyorum."
Sıkıntılı bir nefes verirken elimi saçıma attım. Şu an bile beni düşünüyordu. Şu noktada bile. Sesimle kararlılığımı belli ettim. İstiyordum işte. Hiç olmadığı kadar çok istiyordum hem de.
"Olmayacağım."
Hâlâ nefes nefese olmam konuşmamı zorlaştırsa da susmadım. İçimden geçen bütün gerçekleri ona dökmek istiyordum. Tenim gönlümün sahibine ait olmayacaksa hiç kimseye ait olmayacaktı. Bütün varlığım onun olsun istiyordum . Aşkı kalbimle beraber bedenimi de sarsın istiyordum.
" İlkler özeldir ve... Ben bütün ilklerimi seninle yaşamak istiyorum. Belki bu masal bir gün bitecek ama o zaman bile dönüp arkama baktığımda hissettiğim tek şey aşk olacak."
Elleriyle yeniden yüzümü kavrayıp gözlerimi gözlerine sabitledi. Yüzünde kararlı bir ifade hakimdi.
" Asla! Asla izin vermem bitmesine."
Tuttuğu ellerinden birine elimi yaslarken ben de kararlı bir ifade takındım.
"O zaman engel olma. Bırak kalbimle birlikte bedenim de senin olsun."
İçli bir nefes vererek kapattı gözlerini. Dili dudaklarında gezinirken sancılı bir tınıda konuşmaya başladı.
"Öyle çok istiyorum ki ! Bu anı öyle çok hayal ettim ki ... " Gözlerini açıp sıkıntılı bir nefes vererek devam etti. "Canını yakmaktan korkuyorum"
Kesik kesik konuşması zorlandığını belli ediyordu ama zorlanmasına gerek yoktu. Ben buna çoktan hazırdım. Onu istiyordum; bütün varlığıyla. Onun olmak ona karışmak istiyordum. Bunu içimde sorgulamaya gerek bile duymadan istiyordum. Bu isteğimi sözlerime de dökmek istedim. Ona ait olmak benim kendimi bulmama neden olacaktı.
"Hissettireceğin tek şey aidiyet olacak."
Başını hızla sağa sola sallarken bakışları dudaklarıma kaydı. Yutkunarak erkeksi bir tınıda konuşmaya başladı.
" Hayır yavrum. Emin ol çok daha fazlası olacak."
(+18 ve hot kısma gelmiş bulunmaktasınız ❤️🔥 Rahatsız olacak olanlar bölümün kalan kısmını es geçebilirler 🫠)
Sözlerini idrak etmeme fırsat dahi kalmadan dudakları yeniden dudaklarıma saldırdığında bu kez ellerimi boynuna daha sıkı doladım. Öpüşlerinin arasında kollarını belime dolayıp yavaşça bedenimi kucağına aldı.
Adımlamaya başladığında sadece dudağının sigarayla karışık tadının tadını çıkarıyordum. Kısa süreli bir öpüşmenin ardından beni yere indirip dudaklarımızı ayırdığında farklı bir odadaydık. Nefes nefese yüzüne baktığımda onun bakışları bedenimde geziyordu.
" O kadar güzelsin ki..."
Yine sözlerini idrak etmeme fırsat tanımadan bana doğru koca bir adım atıp başını boynuma gömdü. Islak bir öpücükle başlayan dudakları kısa sürede boynumu emmeye başladı. Bu tahmin ettiğimden çok daha zevkliydi. Dilinin soğuk tadı boynumu iştahla fethediyordu. Başımı biraz geriye atarak ona yer açtım. O sırada dişini geçirmesiyle acı bir inilti döküldü dudaklarımdan. İstemsiz olmuştu. Dişlerini geçirmesine hazırlıksız yakalanmıştım.
Sesimi duyduğunda başını hafifçe kaldırıp koyulaşmış gözlerle dudaklarıma baktı. Minik bir buseyi aşkıyla yanan dudaklarıma kondurup ardından alnımdan öptü.
Tahrik edici ve fısıltılı bir tınıda konuşmaya başladı daha sonra.
" Sen böyle bakarken durmama imkan yok."
Yüzüme doğru derin bir nefes verip belimden tutarak sertçe arkamı dönmemi sağladı. Heyecanla gözlerimi kapatıp derin bir nefes verdim. İçimdeki kelebek midemde öyle bir kanat çarpıyordu ki gürültüsü az daha odayı dolduracaktı. Heyecanımı görmezden gelerek anın tadını çıkarmaya çalıştım. Zor olsa da bunu yapmayı denedim.
Ben heyecanımla baş etmeye çalışırken o boynuma gömülüp kokumu içine çekti ve ıslak bir öpücük bıraktı. Ardından eli elbisemin fermuarını buldu. Yavaş ama kalbimi delicesine attıracak bir hızda açtı fermuarı. Ben derince yutkunurken o önce sol omzumdaki askıyı indirip omzumdan öptü. Daha sonra aynı işlemi sağ omzuma da yaptı. Bu esnada elbise yavaşça aşağı kaydı. Tamamen bedenimden sıyrıldığında bir ürperti hissettim.
O ise yeniden önüme dönmemi sağladı. Bu esnada yavaşça gözlerimi açtım ve utançtan bakışlarım yere kaydı. İlk kez karşısında yalnızca çamaşır ile kalıyordum. Daha doğrusu ilk kez biri beni bu şekilde görüyordu. Utanç bütün bedenimi ele geçirirken az önceki cesaretimden eser yoktu.
O ise bunu fark etmiş olacak ki tek eliyle çenemi kavrayıp gözlerini gözlerime sabitledi. Daha sonra önüme düşen saçları usulca geriye atıp bakışlarını bedenimde gezdirdi. O esnada yeni aldığım kırmızı iç çamaşırını iyi ki giydiğimi düşündüm. Bu güne ancak böyle bir takım yakışırdı. Hatırladığım kadarıyla bedenimde de gayet güzel durmuştu. Bunu bilmek içimde bir rahatlık oluştururken yutkundum.
Tahrik edici bir tınıda konuşmaya başladığında nefesi tenime çarpıyordu.
" Bedenin sanki kalemle çizilmiş gibi."
İltifatı her zaman olduğu gibi kalbimdeki o kelebeği uyandırdı. Eminim ki bu gece o kelebek hiç uyumayacaktı.
Elleri belimi bulup nazikçe okşadığında yüzüne doğru bir nefes verip tüm cesaretimi topladım . İçimden şimdi olmazsa hiçbir zaman buna cesaret edemeyeceğimi geçirdim ve titreyen ellerimle gömleğinin düğmelerini çözmeye başladım. Yine de bunu yaparken ellerim titriyordu. Titremelerin arasında yüzüne bakabilme cesareti bulabildim. Çapkın bir gülüş ile izliyordu beni. Yutkunarak devam ettim.
Bana doğru bir adım atarak gülüşünü büyüttü. Ben de istemsiz olarak geriye doğru bir adım attım. O adım attıkça ben geriledim. O adım attıkça ben yeniden geriledim . En sonunda bacağım yumuşak bir şeye değdiğinde adımlarımız durdu.
Yutkunarak ona baktığımda gözleri hiç olmadığı kadar koyuydu. Tek eliyle belimden tutup sırtımı yumuşak bir zemine yasladı.
Ben de bu esnada onun odasında daha doğrusu yatağında olduğumuzu düşünerek içli bir nefes verdim. Heyecan mideme sancılar veriyordu. Bu sancıları görmezden gelmeye çalışarak onu izlemeye başladım.
Bana bakıyordu. Yüzünde daha önce rastlamadığım türde bir ifade hakimken beni izliyordu. Derin bir nefes verdi ve
gömleğinin kalan düğmelerini de açıp hızlıca üzerinden çıkardı.
Onun üst vücudunu ilk kez çıplak görüyordum. Bu yüzden yutkunarak dikkatle inceledim. Hafif yanık teninin arasına yer yer bezenmiş kaslar oldukça çekici görünüyordu. Zaten iri yarı bir adamdı . Kaslarının da çok olması onu olduğundan çok daha kalıplı gösteriyordu. Yeniden yutkunduğumda bakışlarımız denk düştü. Koyulaşan gözleri gözlerimden ayrılıp bedenimde gezinmeye başladığında yatakta biraz toparlandım. Heyecan bütün bedenimi esir almıştı sanki. Titriyordum.
O ise arsız bakışlarını vücudumda gezdirmeye devam ederken derin bir nefes vererek anlayamadığım bir şeyler mırıldandı. Daha sonra yavaşça yatağa gelerek üzerime doğru eğildi. Nefesi tenime çarparken kapattım gözlerimi. Elleri saçlarımda gezindi önce. Daha sonra bir tüy gibi boynumda gezinmeye başlarken irkilerek açtım gözlerimi. Anında göz göze geldiğimizde Alparslan gülümseyerek dudaklarıma baktı. İçli bir nefes verdiğinde dudakları dudaklarımı buldu.
Bu kez nazikçe öpmeye başladığında yutkundum. Öpüşleri hiç olmadığı kadar yumuşaktı. Ellerimi boynuna dolamak istiyordum ama öylece öpüşlerine karşılık vermekten öteye gidemiyordum.
Yavaşça dudaklarımızı ayırdı daha sonra. Ben daha ne olduğunu anlayamadan o yüzümün her bir yanını küçük buseler kondurarak taçlandırmaya başladı.
İçli bir nefes vererek yeniden kapattım gözlerimi. Elleri kollarımda gezinirken teninin sıcaklığı içimi yakmaya başladı. Daha sonra öpüşleri yüzümden boynuma doğru yol almaya başladı.
Boynumu fethetmeye başladığında ıslak öpücükleri tenime inanılmaz zevkler tattırıyordu. Derin bir nefes vererek dudaklarımı ıslattım. Tahminimden daha çok zevk aldığım esnada öperken boynum ile saçlarım arasından derin bir nefes aldığını duydum. Fısıltıyla konuştuğunda ise yutkunmakla yetindim.
" Kokun bile yetiyor."
Sözlerinin karşısında tenim alev alıyordu sanki. Öyle güzel öyle narin öpüyordu ki bu öpücük bile k*dınlığımı yakmaya yetiyordu.
Boynumu emmeye devam etti sonra. Yer yer ısırıklar bırakıyordu. Her ısırığında inlememek için dudağımı ısırıyordum ben de. Bunu yapmak nedense utancımı arttıracak gibi hissediyordum. Yaşadığım dehşet zevkleri sindirmeye çalışırken o hareketlerine devam ediyordu.
Başını biraz daha aşağı kaydırıp köprücük kemiğimi öptü. Yutkunarak ona bakmayı sürdürdüğümde başı g*ğüslerime kaydı. Bu esnada başını kaldırarak yüzüme baktı. Gözlerinde çapkın ve korkutucu bir ifade hakimdi. Gözlerimi kaçırmaya çalışarak yutkundum. O ise bu hareketime gülümseyerek yanıt verdi.
İçli bir nefes verdiğinde sütyenimin üzerinden g*ğüslerime ıslak öpücükler kondurmaya başladı. Bu hareketi oldukça tahrik ediciydi. Öpüşleri fazla uzun sürmedi. Kısa bir süre sonra üzerimde hafifçe doğruldu. Eli sırtıma gittiğinde derin bir nefes alarak ona yer açmak adına doğruldum.
Doğrulmamla alnımı öperek ellerini kopçaya attı. Tek seferde açtığında yutkunarak içli bir nefes verdim. O ise yatakta daha çok doğrularak askıları omzumdan indirdi. Sütyeni bedenimden çıkardığında odanın içinde bir yere savurdu. Bu esnada bakışlarım onda değildi. Yüzüm yanıyordu. Utançtan kıpkırmızı kesilmiştim sanki.
Eliyle uzanmamı sağladığında bakışlarım hâlâ onda değildi. Yatakta boş bir noktaya bakıyordum. Utancım ağır basmaya devam ediyordu. Bu esnada onun tahrik edici sesini duydum.
" Tahmin ettiğimden daha güzeller."
Sözlerini idrak edemeden sol g*ğsümün ucunu ağzına aldığında istemsizce bir inilti döküldü dudaklarımdan. Devamı gelmesin diye dudaklarımı birbirine bastırdım. Bunu yapmak utancımı çok daha fazla harlıyordu. Fark etmiş olacak ki başını kaldırıp boşluğa dalan gözlerimin içine baktı. Yeşillerindeki güzel bakışı görünce içimde küçük bir rahatlama oluştu. Bununla birlikte şefkat dolu sesine denk düştüm.
"Kasma kendini . o güzel sesini duyayım."
Sözlerinin ardından başını daha çok kaldırarak dudaklarıma kısa bir öpücük bırakıp yeniden g*ğüslerime gömüldü. Yer yer öpüyor, *miyor, dil darbeleriyle kıvranmamı sağlıyor hatta ısırıp acı bir zevk yaşatıyordu. Ben de bu esnada dişlerimi dudaklarıma geçirerek kesik kesik inliyordum. Tahminimden çok daha fazla zevk veriyordu bu his. Dudağındaki ve ağzındaki soğukluk sıcak tenime değdikçe gıdıklanmamı sağlayacak kadar tatlı bir his bırakıyordu. Bu tatlı hisse t*murcuğuma ve iki g*ğsüme bıraktığı ısırıklar zevkle eşlik ediyordu.
İkisiyle de uzun bir süre ilgilenip beni zevkten delirttikten sonra başını aşağı doğru ilerletti. Her ilerlemesinde geçtiği yere ıslak öpücükler bırakıyordu. Ben de her öpücüğünde içli bir nefes verip yorganı sıkıyordum. Hareketleri inanılmaz bir haz duymamı sağlıyordu. Altımdaki yangın her geçen saniye artarken onun başı ve dahi dudakları alt çamaşırıma ulaştı.
Derin bir nefes vererek gözlerini gözlerime diktiğinde bakışları beni korkutacak kadar güçlüydü. Derince yutkunduğu esnada Ben de yutkunarak derin bir nefes verdim. İçimi büyük bir heyecan kapladı daha sonra. Ne yapacağını tahmin etsem de buna hazır olduğum söylenemezdi. Bu yüzden midemde sancılı bir yanma sürüyordu.
Ben ağzımda atan kalbimle utançtan ve heyecandan yerin dibini boylarken o biraz daha aşağı kayıp bacaklarımın arasına yerleşti. Dilini dudaklarında gezdirip çamaşırın üstünden k*dınlığımı öptü. Daha sonra elleri iki yandan çamaşırıma geçince istemsizce bacaklarımı kapatmaya çalıştım. Bu beni korkutuyordu. Zevk verici olduğunu bilsem de hiç yaşamamış olmam korkmamı sağlıyordu. Üstelik daha önce hiç kimse benim en mahremimi görmemişti. Bunun utancı da refleksle bacaklarımı kapatmama neden olmuştu . O ise bacaklarımı kapatmaya çalıştığım esnada bana bakarak gülümsedi. Gülüşünde anlayışlı ve nazik bir ifade hakimdi.
"Şş çok seveceksin ."
Sesi fısıltılı ve tahrik ediciydi. Yeniden yutkunarak yatakta biraz doğruldum. Koyu gri yorganı daha çok sıktığımda bacaklarım artık serbestti. Tamamen bunun için hazır hissetmiyor olsam da en azından onun sözüne kulak vererek biraz da olsa rahat hissettim. Yine de bu rahatlığa rağmen kalbimdeki çarpıntı hiç olmadığı kadar yükseldi. Utancım ise zirve yapmıştı.
İki eliyle tekrar yandan çamaşırımın iplerini kavradığında bu kez hızlı bir hareketle ondan kurtulmamı sağladı.
Ben de derin bir nefes verip gözlerimi duvarda sabitledim. Korkuyla karışık bir heyecan vardı içimde. Bir yandan denemek için sabırsızlanıyor bir yandan da onun bunu yapmaktan hoşlanmayacağını düşünüyordum. Bu yüzden içimdeki hislerle savaş vermeye çalışıyordum.
Tam olarak bu hislerle mücadele ettiğim o anda k*dınlığımın üstünde hissettiğim ıslaklıkla ağzım aralandı. Bu çok , çok farklı bir histi. Aklımın alamayacağı kadar değişik ve haz dolu bir his kapladı içimi. İçim ürperiyordu. Altımdaki yangına dilindeki o soğuk tad değdiği an içimi büyük bir ürperti sarmıştı. Bu hisse kapılarak refleksle başımı eğip ona baktığımda bana bakarak k*dınlığımı dil darbelerine boğduğunu gördüm. Onu bu şekilde görmek eşsiz bir histi. Tarif edemeyeceğim kadar güzel hissettirmişti.
Islak öpücükler kondurdu önce. Bakışları k*dınlığım ve gözlerim arasında gidip gelirken diliyle girişimi y*lamaya başladı. Daha sonra yaladığı yeri *mdiği esnada başım geriye düştü. Ağzım hissettiğim haz ile açılırken gözlerimi sıkı sıkı kapatıp kesik kesik soludum. Tahmin ettiğimin daha da ilerisini yaşatmakla bırakmıyor adeta kıvranmamı sağlıyordu.
Dakikalardır içimde zar zor tuttuğum inleme klit*risime bıraktığı küçük ısırıkla serbest kaldı. Gözlerim hızla açılırken bakışlarım ona döndü. Dudaklarımı dişleyerek inlediğim esnada iki parmağı klit*risimin olduğu bölgeye masaj yapıyordu. O ise bu esnada yeniden girişimi *mmeye başladı.
Bu hareketi ile bir an kendimi bulutların üstünde hissettim. Aldığım zevkle gözlerim kapanırken tüm bedenimi bir titreme sardı . Kesik kesik inledim önce. Başım geriye düştü ve derin bir nefes verdim. Daha fazlası için kavrulan k*dınlığıma arzuyu büyük bir ustalıkla tattırıyordu. Darbeleri hafiflediğinde daha sert olması için elimle başına bastırdım . Yavaşlaması aldığım zevki azaltmıştı. Kendimden geçerek istemsizce müdahale etmiştim.
" Sakın... Sakın durma."
Derin derin nefesler alıyordum cümlem iniltiyle dilimden döküldüğü esnada. Kendimi kaybetmeme neden olmuştu. Dakikalar önce utançtan kıvranırken şu an dilini en derinimde istiyordum.
Sözlerimle hızını daha da arttırdı. Sanki dil darbeleriyle k*dınlığımla öpüşüyor gibiydi. Sırtımdaki gerilmeyi ve içimdeki titremeyi hissettiğimde usulca zikrettim adını. Öyle bir zevk veriyordu ki yaptıkları dünya üzerinde şu an başka hiçbir şey yoktu sanki. Yalnızca ikimiz vardık. Ağzım büyük bir inleme ile yeniden aralanırken adını yeniden anmak için atıldım. Bu esnada durduğunu fark ederek hızla açtım gözlerimi.
İçimde yarım kalmış tuhaf ve kötü bir his oluşmuştu. Yüzüm bununla asılırken bakışlarım ondaydı. O ise ayağa kalkmıştı. Kemerini çözerken hayranlıkla bedenimi seyrediyordu. Yüzünde çapkın bir ifade hakimdi.
Dakikalar önce olsa bu manzara ürkmeme sebep olurdu belki ama şu an yalnızca altımdaki sızıyı dindirmesini istiyordum. Kendimden geçerek hiç olmadığım kadar tahrik olmamı sağlamıştı. Bu yüzden şu an ki tek arzum bir an önce yeniden yatağa gelmesiydi.
Kemerinin tokasının tiz sesi yeri boyladığında eli pantolonuna gitti. Aceleyle onu da çıkarıp karşımda yalnızca boxer ile kaldığında yutkundum. Bu haliyle bile fazlaca şişkin olan erk*kliğine kaydı bakışlarım.
O kısma bakmamla anlık gelen utançla yeniden yüzüne baktığımda çapkın bir gülüş atıp çamaşırı çıkardı . Bakmamak için büyük bir gayret gösterdim bende. Çünkü erk*kliğini görmem yalnızca korkumu harlayacaktı. Ben ise korkmak değil de az önce yaşadığım zevke geri dönmek istiyordum. Bu yüzden bunu reddederek yüzüne bakmayı sürdürdüm.
Ağır hareketlerle yeniden üstüme uzandığında bakışlarını gözlerimde sabitledi. Sesi hiç olmadığı kadar kalın ve erkeksi gelirken nefesini yüzüme üflemişti. Anlık olarak gözlerim kapandığında sesini işittim.
" Bu anı öyle çok hayal ettim ki..."
Az önce durmaması için yalvarırken su an bundan korkmaya başlamıştım. Tuhaf bir histi. Kalbim ağzımdan çıkacak gibiydi. Dilim lal olmuştu ve bir an önce yaşanıp bu hissin geçmesini diledim. Benden cevap gelmeyince sorgular bir ifade takınarak devam etti.
" Korkuyor musun ?"
Başımı iki yana sallayarak reddettim onu. Korkuyordum ama bunu bilmesine gerek yoktu. Onu biraz tanıdıysam korktuğumu duyduğu an şu konumda olsak bile dururdu. O yüzden sessiz kalarak bir an önce bedenime hapsolmasını istedim. Yeniden sorgular ifadesi ile konuşmaya başladığında bir eli aldığım haz ile yüzüme yapışan saçlarımı geriye atıyordu.
" O güzel sesini duyayım baharım. İstemiyor musun ?"
Sesi şefkat dolu bakışları ise istemem için yalvarır gibiydi. İstiyordum. Hiçbir şeyi istemediğim kadar çok istiyordum hem de. Bir an önce onun olmak onun bedenine hapsolmak istiyordum. Bu yüzden nefesimi toparlayıp zar zor çıkan hırıltılı sesimle içimden geçenleri dillendirdim.
" İstiyorum."
Deli gibi istiyordum hem de. Korkumun arzumla ilgisi yoktu. Çamaşırdan bile oldukça kabarık görünmesi korkutuyordu beni. Bir de hiç yaşamamış olmanın korkusu hakimdi içimde. Hiç bilmediğim bir hisse teslim olmanın korkusuydu.
Gülümseyerek alnıma içli bir öpücük bıraktı. Daha sonra fısıltılı ve erkeksi bir tınıda konuşmaya başladı.
" Canın çok acırsa söyle ve sakın susma. Sesini duymaya ihtiyacım olacak."
Sözlerinin ardından dudaklarıma kısa bir öpücük bırakıp elini aşağı doğru attı. Ardından g*rişimde hissettiğim s*rtlik yutkunmama sebep oldu. Kalbim kıpır kıpır atarken derin bir nefes verdim. O ise bu esnada üstümde hafifçe doğrularak bakışlarını k*dınlığıma kaydırdı. Onun bakışlarına karşın oraya bakmamak için dirensem de direncim merakıma yenik düştü.
Tahminimden çok daha b*yük ve k*lındı. Üzerindeki d*marların fazlasıyla belirgin oluşu yutkunmamı sağladı. Ten rengine göre bir tık daha koyu olması şaşırmamı sağlasa da beni asıl şaşırtan şey karnıma uzanacak kadar bir büyüklüğe sahip oluşuydu. İşte bu sadece şaşkınlığımı değil korkumu da harladı.
Korkulu bir nefes verdikten sonra bakışlarımı sürdürürken süt beyazı tenimde duran esmer erk*kliğinin manzarasını izledim. Çok sevmiştim bu görüntüyü. Teni tenime hiç olmadığı kadar çok yakışıyordu. Ten renklerimizin arasındaki o zıtlık mükemmel bir haz içeriyordu.
Ben izlemeye devam ederken o derin bir nefes vererek erk*kliğini sürtmeye başladı. Bu hareketi ile altımdaki sızı yanmaya dönüştü. Sürtünürken z*vk noktama baskı uyguluyordu. Bu bile öyle zevk vericiydi ki ....
Sert oluşu yumuşak tenimde baskı yaratıyordu. İki eliyle bacaklarımı daha çok açmamı sağladığında bakışlarım koca eliyle sardığı erk*kliğindeydi. Yeniden yutkunduğumda birkaç kez sertçe k*dınlığıma vurdu. İçimdeki sancı daha da büyürken içli bir nefes daha verip dudaklarımı dişledim.
Sürtünmeye devam etmeye başladığında ise tuhaf bir ses çıkıyordu. Bu benim onun sayesinde edindiğim ıslaklığın tenlerimiz arasında çıkardığı sesti.
Yeterince ıslaktım ama o daha az acı duymam için bunu arttırmak istiyordu. İçli bir nefes vererek bana bakmadan konuştuğunda yutkundum. Şimdiden yaşadığım haz beni kendimden geçirmişti.
" Görüyor musun , benim için nasıl s*rılsıklam olduğunu gördün mü ? " Burnumu çekerek başımı aşağı yukarı salladığımda yutkunarak daha sert bir şekilde konuşmaya başladı. " Küçücük pembe a*cığın bunu istiyor. Ona şimdi istediğini vereceğim."
Sözlerinin ardından yutkunarak içli bir nefes verdim. O ise daha şimdiden boncuk boncuk terleyerek kesik kesik soluyordu. Soluklarının arasında bir süre daha s*rtündükten sonra gözlerini gözlerime sabitledi. Ben içli bir nefes verirken erkeksi bir bakış atarak sertçe iç*me g*rdi.
Hazırlıksız yakalandığım için ya da fazlaca acı duymamı sağlayacak bir boyutta olduğu için tiz bir çığlık atarak başımı geriye attım. İç*mde daha fazlasını hissettiğimde yeniden çığlık atmak için araladığım ağzımda onun dudaklarını hissederek yutkundum. Çığlığım ise öpüşlerinin arasında kayboldu. Öpüşleri s*rtleşirken bir yandan da yavaşça iç*me g*rmeye devam ediyordu. hareketleriyle birlikte içimde keskin bir acı oluştu. Altımda ise derince bir sızı vardı ancak bu sızı gelişleriyle birlikte oluşan yanmanın arasında her geçen saniye daha çok hafifliyordu.
Ancak hissettiğim yanma iç*me daha çok girmesiyle arttı. Sesim çıkmasa da dudaklarının arasında acı bir şekilde inledim. Canım her bir milimini yerleştirdiği an daha çok acıyordu. Acısı artarak katlandığında acımı bu kez birer damla yaş ile yanaklarımdan süzdürdüm.
Alparslan ise aynı saniyelerde bu yaşları fark edip dudaklarımdan ayrılarak yanaklarıma hafifçe dokunup yaşları sildi ve ıslanan yerleri öperek temizledi.
İçli bir nefes verdiğinde bakışları oldukça baygındı. Erkeksi sesini duyduğum esnada kendini *çime daha çok itiyordu.
" Az kaldı güzelim. Geçecek şimdi."
Bu kez gözlerimin içine bakarak ağır hareketlerle git gellerini sürdürdü. Canım acıyordu. Sızı ile karışık bir acıydı bu. Yavaş yavaş hareketleriyle kaybolmaya başlamıştı bu kez. Her geçen saniye canım daha az acıyordu ve acımın yerini güzel bir doluluk hissi sarıyordu. Ben bu hisse teslim olurken o iki elini ellerimde birleştirerek yavaş ama tahrik edici bir hızda ilerlemeye devam etti. Bu esnada kendini her geçen saniye daha çok it*yordu iç*me.
Bir süre sonra içimdeki sızı yavaş yavaş zevke dönüştüğünde kollarımı boynuna doladım. Dudaklarımdan hareketleri ile istemsiz inlemeler dökülmeye başladı. O ise bu esnada alnıma içli bir öpücük bıraktı. Bende buna karşılık derin ve iniltili bir nefes verdim. Güzel hissediyordum şimdi. Hareketleri ve içimdeki doluluğu benim zevk dolu bir rahatlama hissetmeme neden oluyordu. Hareketleri sürerken kulağıma doğru eğilip iniltili bir tınıda fısıldadı.
" Çok... Çok seviyorum seni."
Sözlerine inilti ile cevap vermekten öteye gidemedim. O ise boynuma gömülerek ıslak bir öpücük bıraktı ve ardından yeniden içime girerken derin bir nefes verdi. Bu esnada tahrik edici bir tınıda konuşuyordu.
" Güzelim... Her... Her şeyimsin."
Kesik kesik konuşması hareketlerinden dolayıydı. Ya da belki de duyduğu zevk onu zor konuşmaya itiyordu. Bilmiyordum. Bildiğim tek şey şu an ikimizin de zevkten deliye döndüğüydü. İçimdeki korku yaşadığım zevkle yavaş yavaş kayboldu. İnleyerek ona baktığımda gözlerini gözlerime sabitleyerek önüme düşen birkaç tutam saçı geriye attı.
Daha sonra hareketleri hızlandığında eliyle ellerimi bulup yeniden başımın üzerine sabitledi. Ardından dudaklarıma kısa ama yakıcı bir öpücük bıraktı ve inlercesine konuştu.
" Delirtiyorsun beni..."
Sözlerine karşın derin bir nefes verdim. Konuşacak takatim ve ondan pek bir farkım yoktu. Sadece kesik kesik inliyor ve yeşillerinin tadını çıkarıyordum şu an. Halimden oldukça memnundum. Keyifle dilimi dudağımda gezdirdiğim esnada üzerimde hafifçe doğrularak iki bacağımı birden omzuna aldı.
Bu hareketine karşın şaşkın bir ifadeye büründüm. Şaşkınlıkla gözlerine baktığımda kalbimi korkudan tekletecek kadar yoğun bakıyordu. Yutkunarak onu izlemeye koyuldum.
Elleriyle bacaklarımı yavaşça okşayıp az öncekinden daha sert bir biçimde kendini bedenime itti. Hazırlıksız yakalandığım için dakikalardır kesik birer soluktan ibaret olan iniltim büyük bir çığlığa dönüştü. O ise buna karşılık ellerini belime yerleştirerek ritmik bir şekilde sürdürdü hareketlerini. Aldığım zevkle gözlerim kapandığında derin bir nefes verdim.
" Gözlerin... Gözlerini kapatma."
Sözlerine karşılık usulca açtım gözlerimi. Bakışları oldukça korkutucuydu. Yutkunarak onu izlemeye başladım. Derin bir nefes verip başını arkaya attı. Zevk aldığı her halinden belli oluyordu.
"Gözlerime bak."
Bakışlarını yeniden gözlerime çevirdiğinde yutkunarak konuştu. Korkutucu ifadesine gözlerindeki keskin bakışlar eşlik ediyordu.
" Ve adımı söyle! İnlerken adımı söyle!"
Sesinde yoğun bir hakimiyet vardı. Emir kipi ile konuşuyordu ve bunu yapmaktan zevk duyuyordu. Bu hali hoşuma gitti. Daha sonra benim de ağzımdan derin bir nefes kaçtı.
Yüzü kızarmıştı. Dağınık saçlarından bir iki tutam yüzüne gelmişti ve alnında yer yer ıslaklıklar vardı. Bu hali fazlasıyla hoşuma gitmişti. İsteğini yerine getirmem için beklentiyle yüzüme bakarken biraz daha hızlandı.
Benden bir cevap gelmeyince elini k*dınlığıma atıp klit*risimi okşamaya başladığında gözlerim kapandı. İnanılmaz bir zevk veriyordu bu bana. Bedenim titremeye başlarken kesik kesik soludum. Tam bu esnada titrek bir şekilde zikrettim adını.
" Alparslan..."
Tiz bir çığlık döküldü sonra dudaklarımdan. İçimde bir yerlerde fırtına koparken altımdaki yangın büyüdü. Hareketleri yanan tene değen soğuk su damlası gibiydi. Her gelişi ferahlatıyordu içimi. Gidişi ise yeniden yakıyordu tenimi. Hissettiklerim tarifsizdi.
İçimdeki doluluk bedenime zevk verirken nabız gibi atmaya başladığını hissettim. Derin bir nefes verdi sonra yeniden. Tahminimden de çok büyük bir zevk duyuyordu.
Bacaklarımı omzundan indirdiğinde beline doladım istemsizce. İnlemelerim devam ederken eğilip göğsüme bir öpücük bıraktı. Hareketleri daha da sertleştiğinde tenlerimizin birbirine çarpma sesi odayı doldurdu. Aynı saniyelerde baş parmağıyla klit*risime masaj yapmaya başladı. Bu dayanılmazdı. Zevkle başım arkaya düştüğünde ellerimle yorganı sıktım.
Ardından s*rt hareketleri karşısında zevkten gözlerim doldu . Acıyla karışık bir zevk kapladı içimi. Yeniden inlemek için ağzımı açtığımda altımda bir boşluk hissettim. Gözlerimi refleksle ona çevirdiğimde içimden çıktığını gördüm.
çapkınca gülümseyerek bedenimi izliyordu. Bir eli ise er*ekliğindeydi. Aynı saniyelerde baygın bir tınıda konuşmaya başladı.
" Yavrum... Arkanı dön. "
Sözleriyle afallasam da sorgulamadan arkamı döndüğümde elini göbeğime yerleştirip doğrulttu beni. Ardından kollarımı tutarak ani bir hareketle yeniden içime girdi. BU hareketi ile çığlık attığımda derin bir oh çekti. Daha sonra ise git gelleri devam ederken iniltilerim büyüdü. Altımdaki ıslaklık onun bedenime çarpmasıyla tuhaf ama tahrik edici bir ses çıkarıyordu. Bu ses beni daha da yükseltti.
Benim sesimi yükselterek dudaklarımı dişlediğim an o bir elini boynuma atıp hafif sıkarak başımı arkaya düşürdü ve kulak mememi emmeye başladı. Yine asla aklımın dahi alamayacağı boyutta bir zevke eriştim. Ardından aldığım bu zevk beni daha da yükseltirken sesimin tonu hiç olmadığı kadar yüksek çıktı ve gözlerim etrafımı göremeyecek kadar çok buğu ile doldu. Alparslan benim kendimden geçtiğim anlamda nefes nefese ve kalın bir tınıda konuşmaya başladı.
" Hoşuna gidiyor mu ? "
Başımı sallayarak onu onayladım .Hazdan inlemekle meşguldüm çünkü. Konuşup ona cevap verecek taktim yoktu. Benden onay aldığı an ıslak bir şekilde yanağımdan öptü. Ardından derin bir nefes verip ellerimi serbest bırakarak popoma tokat attı. Acı dolu bir çığlık atarak gözlerimi kapattığım an tek eliyle yaptığı hamleyle bedenimi yatakta ters çevirdi ve üstüme çıktı. G*ğüslerime bakarak yutkunduktan sonra ise narin hareketlerle bir bacağımı okşadı ve omzuna aldı. Omzuna aldığı bacağımı okşamaya devam ederek bileiğie ıslak bir öpücük bıraktığında ise er*ekliğini boşta kalan eli ile kavrayarak ani bir hareketle içime itti. Bedenim bu hareketiyle yay gibi gerilirken başım istemsizce geriye düştü ve ağzım büyük bir inilti ile aralandı Alışık olduğum doluluğa teslim olduğumda içli bir nefes vererek gözlerine baktım. Daha da tahrik olması için gözlerinin içine bakarak inledim. O ise bu hareketime çapkınca gülümseyerek yanıt verdi. Daha sonra da boşta kalan eli yeniden k*dınlığıma masaj yapmaya başladı. Dudaklarımı ısırarak tuhaf sesler çıkardığımda bakışları bedenimde ve gözlerimde geziniyordu. Benim sesim bedenlerimizin birbirine çarptığı o an çıkan sesle karıştığında ise başını geriye atarak hareketlerini daha da çok hızlandırdı. İçli içli nefesler verip omzundaki bacağımı sıktığında çığlıklarım odayı dolduruyordu. Aynı saniyelerde onun içimde kasıldığını hissettim. Başını geriye atarken derin bir oh çekti. Oldukça tahrik edici görünüyordu şu an. Dudaklarımı ısırarak tepki verdim bu hareketine. Gözlerime baktığında baş parmağını ağzıma getirdi. Dilimi parmağında gezdirdiğimde daha da hızlandı. Bu yaptıklarım normalde olsa aklımın ucundan geçemeyecek kadar uçuk şeylerdi ama anın rehavetinden ne yaptığımın farkında bile değildim.
Yutkunarak öfkeli bir tınıda konuşmaya başladı.
" Siktir. "
Baş parmağını emmem hoşuna gitmiş olmalıydı . Zaten onun hoşuna gitmesi için yapmıştım. Memnun bir ifadeyle inlemeye devam ettim. Tüm hayatım boyunca hissedemediğim tarzda huzur dolu bir zevke teslim olmuştu bedenim. Yalnızca bunun tadını çıkarıyordum.
Onun ise vuruşu dayanılmaz bir s*rtliğe ulaştı. S*rt hareketlerine cevaben dakikalardır yaşadığım zevk yüzünden dolu olan gözlerimden yaşlar usulca akmaya başladı. Acıyla karışık bir zevk duyuyordum şu an. Ancak o acı bile aklımın erişemeyeceği türde zevkli hissettiriyordu.
Daha sonra bir eli sol göğsümün ucunu buldu ve yavaşça sıktı. Buna karşın acı ile inlediğim saniyelerde hareketleri daha da hızlandı. Gözlerimi zevkle kapatıp hâlâ göğsümde bulunan elini sıktım. Ardından elini çekmesiyle koluna tutundum.
Bu esnada yeniden zevk noktama bastırarak masaj yapmaya başladı. Bununla paralel olarak hareketlerini de hızlandırdı. Buna karşın dudaklarımdan bir çığlık koptu. K*dınlığımda dayanılmaz bir yanma vardı. Durmaması için bağırdım. Vuruşları en sert halini aldığında yanma hissi yerini rahatlığa bıraktı. Kesik kesik soludum o esnada.
Dilimi Dudaklarımda gezdirdim. Rahat bir his kapladı içimi. Bütün yüklerimden arındım sanki. Bu esnada elini zevk noktamdan çekip yüzüme yapışan saçlarıma getirdi. Özenle hepsini geriye doğru attı.
Derin bir nefes verdim bu sırada. Gözlerimi usulca açıp ona baktığımda yeşilleri ile gülümsedi.
Ardından bacağımı indirip üstüme uzandı. Öpüşmeye başladığımızda kesik kesik soludu. Sonra içimde bir ılık bir sıvı hissettim. Hareketleri o sıvının gelişi ile yavaşlasa da son bulmadı. Kollarımı boynuna doladım nefes nefese. Yaşadığım hiçbir his bunun gibi değildi. Bu his tarifsizdi.
Sona geldiğimizde ise dakikalardır üzerinde olduğum bulutların altından hafifçe yumuşak bir zemine düştüm. Onu içimde hissetmek onunla bir olmak varlığıyla bütünleşmek ve en nihayetinde onun sayesinde rahatlamak eşsiz bir histi. Dakikalar sonra nefes nefese yanıma düştüğünde kollarıyla bedenimi kendine çekip sarıp sarmalamıştı beni. Saçlarımın arasına kondurduğu öpücüğün ardından şu sözler dökülmüştü dudaklarından:
" Bütün varlığınla bana aitsin. Benimsin ."
Bölüm şarkısı-Ferhat Göçer Sarıl bana
Yeni bölümden herkese merhaba güzelliklerim❤️🔥❤️🔥 Fazlasıyla hot bir bölüm oldu kabul edelim.😌
Bu ikilinin ten uyumu ve libidosu beni öldürecek !
Yeni bölümde görüşmek üzere! Güzellikle kalın ♡
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 17.47k Okunma |
1.01k Oy |
0 Takip |
40 Bölümlü Kitap |