13. Bölüm

Zevahir

Sude ben
sudenoloji

Bölüm uyarısı! Bu bölüm fazlaca hassas içerik barındırmaktadır. Bölüm genelinde bu olaylar olduğu ve bölüm bunun üzerine kurulu olduğu için uyarıyı başta yapıyorum .

 

Keyifli okumalar !

 

13. ZEVAHİR

 

 

                                               💦

 

Ölüm...

 

Ölüm bir son mudur yoksa bilinmezliklerle yani biraz umut ve biraz kaygıyla dolu yepyeni bir yaşamın başlangıcı mıdır ? Ölüm sahiden nedir ? Tıbbi olarak hayati bütün faktörlerin son bulmasıyken ölümün duygulardaki karşılığı nedir ? Beyne ölümü anlatamazsın. Sorgular. Sorguladıkça daha da derine iner. O derinlerde kaybolur. Sırf bu yüzden belki de duygular da ölümü tanımaz. Sevdiğiniz birini kaybettiğinizde sadece yokluğuna ve onsuz yaşamaya alışmaya çalışırsınız. Ölüm duygusal bağ kurulanların yokluğunu açıklayamaz. Sadece artık sizin hayatınızda var olmadığını düşünerek yolculuğunuza devam edersiniz çünkü kalp ölümü değil ayrılığı tanır. Duyguları beyin yönetirken hissetmekle ve hatta bu hislerin sızısıyla yanmakla yükümlü olan kalptir. Ölümün kalpte uyandırdığı sızı ise ancak taşıyan kalbin duruşuyla son bulur.

 

Annemin öldüğünü söyleyen kişi o zamanlar evde onun eli ayağı olan pek kıymet verdiği yardımcıdan öte abla gördüğü Ayşe teyzeydi. Ben olanlardan habersiz odamda otururken Ayşe teyze yanıma gelip sarılarak içli içli ağlamıştı. " Annen gitti kuzum. Öksüz kaldın. Kimsesiz kaldın." demişti. O güne dair hatırladığım tek şey buydu belki de. Gelen gidenler nasıl öldü diyordu. Soruyordum kendime bende. Neyden bahsettiklerini soruyordum. Neydi ki ölüm ? Çocuk aklım anlamaya yetmiyordu.

 

Anlayıp idrak edecek yaşa gelmeye başladığımda ise ölümün bir ayrılık olduğu fikrine varmıştım. 'Annemle ben ölene dek ayrıldık.' demiştim. Onun gül kokusunun ve ay gibi teninin toprağa karışarak yok olması öyle imkansız öyle akıl almaz geliyordu ki ben sırf bu yüzden uzunca bir süre onun mezarına gitmemiştim. Mezarına gitmek ölümünü kabullenip yasını tutmaktı. Ben bunu yapmayı reddederek annemle kavuşacağım günü bekliyordum.

 

Sonra bir gün Tuğrul yanlışlıkla Şevval'in aynasını kırdım diye kemiklerim kırılana kadar dövmüştü. Bir ay rapor alıp evde istirahat etmek zorunda kalacak kadar çok dövmüştü. On üç yaşındaydım ben o gün. On üç... Çocuktum daha. Dayak yerken o kadar yalnız kimsesiz hissetmiştim ki yüzümdeki yaralara ayağımdaki acıya aldırmadan yalnız olmadığımı hissedebilmek için anneme gitmek istemiştim. Ölümünü o gün kabullenmek zorunda kaldım. Mecburdum. Birinin varlığını , sevgisini hissetmeye mecburdum. Gizlice evden kaçıp yalpalaya yalpalaya mezarlığa gitmiştim. İzbe bir köşede yabani otların sardığı mezarına vardığımda uzun uzun bakmıştım yazıya. Beynimin en içine kazımak ister gibi.

 

Sema Kandemir Çelik

 

D:18.09.1974

 

Ö: 13.07.2005

 

On üç yazısını görmek acı bir tebessüm yaymıştı yüzümde. Bugün bile hissediyorum ben o gülüşü. Kalbim dört bir yana savrulurken uğursuz sayımı yeniden görmek onun tahminimden de uğursuz olduğunu anlatmıştı bana. Mezar taşına, annemin mezar taşına tutunarak ismini okşadım sonra. Sema gökyüzü demekti. Gökyüzündeydi annem. Ayşe teyze Şevval onu bin bir bahane ile kovmadan önce annemi her arayışımda söylerdi. Bende umutla gökyüzüne bakardım. Benim gökyüzümde annem saklıydı. İsmine dokunurken gökyüzüne bakarak ona gülümsemiştim. Sarılmak istemiştim daha sonra. İçime hapsetmek istercesine sarılmak. Mezardan kaldırıp kokusu tenime sinene dek sarılmak. Otlar mezarına yatıp ona sarılmama engel olunca sinirle otları yolmaya çalışmıştım. Olmamıştı ama. Otlar öyle sertti ki milim oynamamıştı. Üstelik keskin olanları ellerimi yaralamıştı. Onun da verdiği acıyla ağlamaya başlayıp mezarının başında diz çökmüştüm. Bayılmışım. Uyandığımda evdeydim. Başımda ise Tuğrul vardı. İlk kez bana endişe ile bakıyordu. Seviyor beni diye iç geçirip sevinmiştim. Annemin mezarında bulması varlığından bile şüphe ettiğim merhametine dokunmuştu belli ki. İyileşene kadar ilgilenip sevgi göstermişti. Ölmemden korktuğunu söylemişlerdi o zamanlar. Babam benim ölmemden korkmuş. O yüzden ilgilenmiş. Bu sebepten bile olsa ilgisi beni mutlu etmişti.

 

Şimdi adımlarım bir zamanlar ölmemden korkan adamın ölümüme sebep olacağını bile bile hedefine doğru ilerlerken asla yalpalamıyordu. Kalbimdeki o daha önce rastlamadığım acı bile yok olmuştu sanki. Annemin sızısını dahi hissetmiyordum ben. Kuş gibi hafifti bedenim. Ruhum kanat çırpıyordu sanki. Hızlı hızlı eve doğru adımlamaya devam ettim. Ölüm bana kurtuluş geliyordu ki zaten öyleydi. Tutunacak dalım ve sığınacak limanım yoktu. Eve yaklaşmamla dakikalardır benden bağımsız bir şekilde akan yaşları büyük bir özenle silerek gülümsedim. İçimden kendime bütün acılarımın son buluşunu tekrar ediyordum. Bu sondu. Bu dünyadaki son darbemdi.

 

Kararlı adımlarım ön kapıya yöneldi. Saklanacak halim yoktu. Nasıl ve nereden öğrendiği ile değil de beni nasıl mahvedeceği ile ilgileniyordum. Derin bir nefes vererek bahçe kapısından içeri girdim. Kapıdaki korumaların bakışları yere eğilirken gülümsedim yeniden. Önünü ardını zırh gibi adamların koruduğu bu ev benim cehennemimken cennete gidişimi sağlayan yer olacaktı. Komik geldiği için kıkırdadım. Araftan cehenneme son kez adımladım. Kapının önüne ulaştığımda ise tokmağı sertçe kaldırıp indirdim. Yüzümde güller açıyordu. Hayatımda ilk defa bu eve girerken mutlu hissediyordum.

 

Kısa bir süre sonra çalışanlardan biri kapıyı açtığında hızla içeri girdim. Salona ilerlerken bakışlarım celladımı - aslında kurtarıcımı- arıyordu. Çok geçmeden bakışlarım ona rastladı. Daha doğrusu onlara. Salonun köşesindeki beyaz koltuğun en ucuna tedirgin duruşuyla Nare oturmuştu. Şevval ise onun yanında oturuyordu. Bakışları yerdeydi. Elleriyle oynuyordu. Bakışlarım bu kez yere kaydı. Tuğrul'un en kıymet verdiği vazolarından biri yerdeydi. İkiye ayrılmıştı. Üstelik bu kadarıyla da sınırlı değildi. Yerde tuzla buz olan başka cam parçaları olduğu gibi etraf dağınıktı. Dağınıklığı izlerken bakışlarım ona kaydı. Salondan bahçeye açılan kapının önünde durmuştu. Sırtı dönüktü. Yutkunarak gülümsedim.

 

Varlığımı ilk fark eden Nare oldu. İfadesi şaşkınlığa bürünürken diliyle mırıldandı. Anladığım kadarıyla neden evde olduğumu soruyordu. Bakışları Tuğrul'a kaydığı an ifadesi korkuyla doldu. Annesine baktı sonra. Bu esnada Şevval de fark etmişti varlığımı. Yutkunarak o da Tuğrul'a baktı. Yine onun bakışlarında da korku vardı. Ben ise korkudan çok mutluluk hissediyordum.

 

Boğazımı temizledim.

 

" Baba..."

 

Konuşmamla Şevval ve Nare panikle ayağa kalkarken Tuğrul hızla arkasını dönüp bana baktı. Gözlerinin çevresi kızarmıştı. Bakışlarındaki nefret içimi üşütürken çenesinin kasıldığını gördüm. Bana doğru iki koca adım atarken sinirle soludu.

 

" Or*spu..."

 

Gülümsedim. Gözlerim yanıyordu. Kalbim kırılmıştı bu sözüne ama umursamadım. Bu son diyerek gülümsedim. Bu sondu. Son...

 

Hızla yanıma doğru adımlayıp sağ yanağıma sert bir tokat attı. Nare'nin 'Baba' diyerek öne atıldığını gördüm. Sesi yankılanmıştı. Beynimin içinde derin bir uğuldama vardı. Tokadın etkisiyle kulaklarımda da bir çınlama meydana gelmişti. Başım tokatla aynı yöne doğru düşerken derin bir nefes verdim. İşini kolaylaştırmak adına başımı yeniden kaldırıp gözlerinin içine baktım. Gözlerindeki öfke normalde olsa beni korkuturdu. Ama şu an korkudan çok sevinç vardı içimde. Sinirle gülümseyerek karşılık verdi bu gülüşüme. Sert tokadı sol yanağıma inerken o yöne savruldum. Yanaklarım sızlıyordu. Gözlerimi kapatıp zihnime annemi bana hatırlatmasını söyledim. Gözlerimin önüne onun ay teni düştüğünde Tuğrul tişörtümü yakasından kavrayarak ona bakmamı sağladı. Aynı saniyelerde hiddetle sarstı bedenimi.

 

" OR*SPU ! ÖLD*RECEĞİM LAN SENİ ! LEŞİNİ ATACAĞIM ANANIN YANINA !"

 

Annemin adının geçmesi bile içimde sinir uyandırmıyordu. Bütün hislerim alınmıştı sanki. Ne içimde bir ses ne de bir acı vardı. Sadece biraz mutlulukla karışık uyuşukluk hissediyordum. Kulağımdaki çınlama ise her geçen saniye artıyordu. Yeniden sert bir tokat attığında sendeleyerek yere düştüm. Kapattım gözlerimi sonra. Annem geldi yine gözümün önüne. Gülümsüyordu bana. Bende gülümsedim. Tuğrul başımı kaldırdığında gözlerim usulca açıldı. Üzerime eğilmişti. Bir tokat daha indirdiğinde diğer eli sertçe çenemi sıkıyordu. Yutkundum. Annem onun arkasındaydı sanki. Yüzünü anımsayıp o yöne döndüm. Gülümsediğimde bağırdığını duydum. Ne dediği meçhuldü. Duymuyordum onu. Çınlama o kadar yüksekti ki yalnızca hiddetle başımı kendine çevirdiğindeki ifadesini görebildim. Yüzü kıpkırmızıydı. Ağzından tükürükler saçarak bağırırken alnında bir damar atıyordu. Başım onun tutuşuyla sabitken bakışlarım soluma kaydı bu kez. Şevval Nare'yi güçlükle kollarından tutuyordu. Benim küçük kardeşimin gözlerinde yaşlar vardı. Bağırdığını görüyordum. Öne atılıyordu sürekli. Şevval ise zar zor kollarını tutarak buna engel oluyordu. Onun bakışları bende değil kızındaydı ama nedense içimde bir yer onun bile bana üzüldüğünü söylüyordu. Bakışımı üzerinde hissetmiş olacak ki saniyelik bana döndü. Mavi gözlerinde buğu vardı. Güçlükle nefesimi topladım. Tuğrul dibimde bağırarak küfrediyor bu esnada da şiddetle bedenimi sarsıyordu. *leceğimi hissediyordum ve Nare'nin bu ana tanıklık etmemesi gerekiyordu. Şevval'e bakarak konuşmaya çalıştım.

 

" Gö...tür onu."

 

Sesim kısık ve çelimsiz çıksa da ne dediğimi anlayarak Nare 'ye çevirdi bakışlarını. Tuğrul ise b*ğazımı s*karak ona bakmamı sağladı. Nefretin en koyu halini gözleri bana anlatıyordu. Öyle kızgın bakıyordu ki *lüme ilk kez bu kadar yakın hissediyordum. Bağırmaya devam ettiğinde bu kez ne dediğini zorlukla da olsa beynim algılayabilmişti.

 

" NEREYE KİME BAKIYORSUN LAN SEN ? KİME BAKIYORSUN ? BANA BAK BANA ! ECELİNE BAK!"

 

Güçlükle nefes almaya çalışsam da elleri b*ğazımı öyle sıkı dolamıştı ki bu imkansızdı. Nefes alamadıkça gözlerim doldu. İçimde bittiğine dair bir sevinç oluşmaya başlarken gözlerindeki kızarıklığa bir gülümsemenin eşlik ettiğini gördüm. Bana bunu yaşatmak onun hoşuna gidiyordu. Gülümseyerek eşlik ettim bu bakışına. En büyük isteği buydu belki de. Şimdi gerçek oluyordu. Belki de hayatımda ilk kez onu mutlu edecektim. *lümüm onun mutluluğuydu. Nefes alamadığım için gözlerim büyürken boğazımdan tuhaf sesler gelmeye başladığında bitti dedim. Bu bitiş canımı acıtıyordu ama bitiyordu. Bütün acılarım son buluyor ve anneme olan hasretim diniyordu. Onun ise bakışları kaydı. Arkasına baktığında eli hafifledi. Derin bir nefes alırken öksürdüm. Bu esnada elini üzerimden çekmişti. Bakışlarım kayarken boğazıma elimi attım. Nefes almaya çalıştığım esnada bakışlarım onun baktığı yöne kaydı. Şevval ve Nare var gücüyle Tuğrul'u üstümden almaya çalışıyordu. Uğultu vardı kulaklarımda. Şevval beni işaret ederek ona bağırıyor Nare ise babasının kollarına tutunarak yalvarır gibi bakıp sayıklıyordu. Tuğrul'un hiddeti ikisini birden savururken sol kulağımdaki çınlama arttığı için başım sola doğru yattı. Kapattım gözlerimi. Uğultuları duyuyordum sadece. İçimde ve tenimde bir his kalmamıştı yine. Bir elim yere tutunuyordu. Diğer elim ise hâlâ boğazımdaydı. Nefes almak için uğraşıyordum sadece. Şu an tek gayem nefes almaktı. Soluklarımın arasında saçlarımda bir el hissettim. Tuğrul saçlarımı eline dolayarak bedenimi çekiştirmeye başlamıştı. Gözlerim refleksle açılırken dudaklarımdan dakikalar sonra ilk kez acı bir çığlık koptu. Derin derin nefesler aldım. Canımda büyük bir acı hakimiyet kurarken o, bedenimi yerde sürükleyerek salonun en ortasına getirdi.

 

" KALT*K OR*SPU ! ÖLD*RECEĞİM SENİ ! "

 

Başım zemine çarparken tepkisiz kaldım. Dakikalardır bunun için bekliyordum zaten. Bir an önce son bulması için dua ederken Nare'nin çığlığını duydum.

 

" DOKUNMA ABLAMA ! DOKUNMA UZAK DUR ONDAN ! ANNE NE OLUR DURDUR ! ABİMİ ARA, POLİSİ ARA BİR ŞEY YAP!"

 

Sesini son duyuşumdu belki de. İçime bir özlem doldu daha şimdiden. ' Kardeşimle ben o ölene dek ayrıldık.' Dedim içimden. Geleneği sürdürmekti belki de. Yine de bir yandan onun bu acıyı yaşamaması için içimdeki isteği bastırmaya çalışıyordum. Gitmemişti. Buradaydı. Görmemeliydi.

 

" GİR LAN İÇERİ ! ŞEVVAL ! SAHİP ÇIK P*ÇİNE ! "

 

Tuğrul'un nefret dolu sesi kulağımda yankılanırken yutkundum. Nare sanırım burada değildi. Gözlerimle zor da olsa odayı taradığımda kimseyi göremedim. Rahat bir nefes vereceğim esnada sırtımda bir acı hissettim. Dudaklarımdan bütün evi dolduracak türde bir çığlık koptu. Canım , benim canım ilk kez böyle acıyordu. Bu beni *lüme yaklaştıracak hatta *lümü yaşatacak türden bir acıydı. Sırtıma bir öncekinden daha sert bir darbe indiğinde genzimi tahriş edecek kadar büyük bir çığlık koptu dudaklarımdan. Bedenim yere yapışmıştı. Gözümü dahi açamayacak kadar büyük bir acıyla boğuşuyordum. Darbenin sızısı sırtımdan bütün vücuduma yayılırken aynı yerde aynı sızıyı yeniden hissettim. Dişlerimi sıktım bağırmamak için. Genzim acıyordu. Gözlerim dolmuştu. Kulağıma bir uğultu ilişti. Kaburgalarım battığı için nefes dahi almakta zorlanırken sesi güçlükle işittim.

 

" GEB*R OR*SPU ! "

 

Nefesim kemiklerimi yaktığı için nefesimi tutmaya karar verdim. Ettiği küfür ve indirdiği darbeler umurumda değildi. Bir an önce bu acının son bulmasını ve anneme kavuşmayı istiyordum. Gözlerimin önüne yeniden annemi getirdiğim anda sırtıma az öncekilerden çok daha şiddetli bir sızı ulaştı. Annem zihnimde canlanamadan refleksle gözlerimi açarak bağırdım. Sesim evi inletirken gözlerimden yaşlar benden bağımsız bir şekilde akıyordu. Yaşamanın anlamı yoktu. Yaşayacak gücüm de yoktu. Bu, bu hayattaki son günümdü. Kalbim annemin ölümüyle tutuşmuşken onun aşkıyla sönmüş nefes almıştı. Ben yıllar sonra sevildiğimi hissederek yaşama sıkı sıkı tutunmuştum. Şimdi bir anlamı yoktu yaşamanın. Anlamı olsa da bu adamdan kurtuluşum yoktu.

 

Acı bedenimdeki köklerini yabani otlar misali sarmışken yutkunarak tenimdeki hissini hafifletmeyi denedim. Başarısız oluşum dişlerimi sıkmama sebep olurken acımı körükleyecek bir darbe daha indi bedenime. Çığlığım evi doldururken nefesim kesildi. Gözlerim yanıyor kaburgalarım ciğerime batıyordu. Acı acı inleyerek nefes almaya çalışıyordum. Boğazıma berbat bir tat yayılırken yüzüm daha çok buruştu.

 

" TUĞRUL YETER ! *LDÜRECEKSİN KIZI !"

 

Uğultuyla karışık Şevval'in sesi ilişti kulaklarıma. Sol gözümden bir damla yaş süzülürken nefes verdim. Yetmezdi. Daha çoğuna ihtiyacım vardı. Anneme kavuşmam için bu darbeler yetersizdi.

 

Bu kez kemerin tokasın belime değdi. Sızı tek bir noktaya saplansa da etimdeki acı şiddetle çoğaldı. Dişlerimi sıkarak acı içinde inledim. Tuğrul seslere kulağını tıkamıştı sanki. Cevap vermeye tenezzül dahi etmezken darbelerini ardı ardına sıraladı. Her darbe etimden bir parça koparıyordu sanki. Gözlerimden yaşlar parkede süzülecek kadar çok akmıştı. Nefesimi tutup az kaldı diye iç çekiyordum sürekli. Bu acıya katlanmak çok zordu. Sahi öl*m kolay olsa kavuşmak güzel olur muydu ? Olmazdı. Yeni darbesini tekrar belime indirdiğinde sırtım acıyla gerildi. Bebeğim geldi o an aklıma. Yumruk yaptığım elim karnıma gitti. İçimde kalbimin katili olan adamın canından bir parça vardı. Ben bile bu acıya zor dayanırken o nasıl ayakta kalacaktı ? Anneannesine birlikte gidecektik. İçimden benden önce gitmemesi için yalvardım. Yapma dedim. Sakın bir yere gitme. Öl*m bizi beraber alsın. Bari sen kal dedim. Sen son anıma dek yanımda ol. Varlığını bile hissedemediğim gelmemesi için tonla ilaç içtiğim varlığını öğrenince korkudan krize girip 'istemiyorum ' dediğim bebeğime sığınıyordum. O benim bana ait olan tek parçamdı.

 

Gözlerimi kapatıp sıkı sıkıya bebeğime sığındığım anlarda darbeleri devam ediyordu. Ta ki bütün evi bir başkasının sesi doldurana kadar.

 

" BABA ! KENDİNE GEL BABA ! NE YAPIYORSUN ? "

 

Kenan...

 

Sesini duymak bile içimde bir öğürme isteği oluştururken gözlerimi sıkı sıkıya kapatarak bu zulmün yani yaşamın son bulmasını bekliyordum. Beklentim Tuğrul'un arkama düşmesi ile son buldu.

 

Gözlerimi açıp zar zor o yöne baktım. Kenan var gücüyle onu itmeye çalışıyordu.

 

" S*KTİR LAN ! BIRAK GEB*RTECEĞİM BU OR*SPUYU !"

 

Tuğrul ise ona karşılık Kenan'ı çok daha hızlı bir şekilde itti. Aralarında ufak bir arbede peydah olurken içeri korumaların girdiğini gördüm. Ayırmak için uğraşıyorlardı.

 

" Baba Allah aşkına dur ! Kendine gel. Sakin kafayla düşün. Hata yapma kurban olayım baba!"

 

Sıkıntılı bir nefes verirken gözlerim kapandı. Buraya kadar mıydı ? Ölmeyecek miydim ? Rezil herif her şeye rağmen beni korumaya çalışırken ben buna nasıl dayanabilirdim ki ? Bu acıya nasıl katlanılırdı ? Gözlerim yeniden kapanırken sesler artık uzaktan geliyordu.

 

" Karışma lan ! Namusum kirlendi ! Bu or*spu benim namusumu kirletti !"

 

Babandan intikamımı kızının namusunu alarak aldım.

 

Zihnimde bir ses yankılandı. Onun sözleri beynimin en ukde köşesine kazınıyordu. Tenim acı acı sızlarken duyduklarımı düşünüp sindirecek halim yoktu. Hazır değildim ben buna. Yeniden başlamaya her şeye kaldığım yerden devam etmeye hazır değildim. Gözlerim acıyla kavrulurken uğultular kulaklarımı yeniden doldurdu. Seslerin çoğalması gözlerimi açmama sebep oldu. Tuğrul ve Kenan birbirine saldırma raddesine gelmişti ve korumlar onları ayırmaya çalışıyordu. Silikti her şey. Buğulu görüyordum. Sesler yeniden uzaklaşmaya başladığında gözlerim kapandı. Yeniden açıldığında önümde Nare vardı. Şevval Kenan'a siper olmuştu ve Tuğrul korumaların engellemesiyle Kenan'a saldırmaktan geri duruyordu. Gözlerim tekrar karardı. Başım Nare'nin omzuna düşerken sırtımda bir el hissettim. Acı ile inleyerek gözlerim açıldı. Hâlâ aynı yerdeydim. Nare bir şeyler söylüyordu bana. Duymuyordum ama. Ne dediği meçhuldü. Uğultular artarak çoğalmaya devam etti. İçli bir nefes verirken ne duyduğumu idrak etmekle uğraşmak istemedim. Ölüme yakın hissediyordum. Daha önce hiç yaklaşmamış olsam da içimde bir yerlerde bunun varlığı sürüyordu. Bu uyuşukluk ve hissizliğin hatta en önemlisi tepkisizliğin başka bir açıklaması olamazdı. Bedenim orada olsa da olanlar uzakta yaşanıyormuş gibiydi.

 

İçli bir nefes çektim içime. Bütün organlarım tenime batarken gerçeklik algımı hissetmek için çabaladım. Bu mümkün değildi. Yaşanan onca şeye rağmen nefes alabiliyor olmam mümkün gelmiyordu. Başım bulunduğu yere daha çok sinerken içime çok daha derin bir acı çöktü. Derinde bir yerlerde nedenini çözümleyemediğim bir acı peydah olmuştu. Nare'nin saçlarıma dokunduğunu hissediyordum. Tepki veremesem de birinin acımı hissedip destek olmaya çalışması iyi hissettirmişti.

 

Kısa bir süre nefes almaya çalışarak onun varlığına sığındıktan sonra tenimde bir boşluk oluştu. Nare ayağa kalkmıştı. Gözlerim istemsiz olarak açıldığı an elini bana uzatarak kaldırmaya çalıştığını gördüm. Gözlerim tekrar kapandı sonra. Ellerine elimi dolayıp kendimi ayağa kaldıramadım. Gücüm yetmedi. Bu kez çok daha kuvvetli bir baskı hissettim kolumda. Gözlerim tekrar açılırken onu gördüm. Buğuluydu ama bu onun gülüşüydü. Sevdiğim adam... Alparslan...

 

Bahar yeşili gözleriyle bana gülümsüyor bir yandan da ayağa kalkmam için yardım etmeye çalışıyordu. Gülümsedim. Bütün acılarım silindi sanki. Her şey yerle yeksan oldu. Dünyamda ne varsa yok oldu. Sadece onun bahar yeşili gözleri kaldı. İçli içli aşık aşık bakıyordu o hayran olduğum gözler. Bu bakışa kayıtsız kalmak ve içimin erimemesi imkansızdı. Gülüşüm yüzüme yayılırken tuttum elini. Ayağa kalktım sonra. Canım acıyordu ama anlamasın bilmesin diye belli etmeyerek direndim acıma. Onun varlığı bütün acıları sarardı. Tam karşısında durup gözlerine baktığımda yeşilleri solmaya başladı. Kıstım gözlerimi. Her yer buğulandı yine. Görüş açıma karanlıklar büründü. Gözlerimi sıkça kapayıp açtım.

 

Bu kez karşımda Kenan vardı. Eli hâlâ elimdeyken gülümsüyordu. Mideme bir öğürme isteği çökerken elimi hızla onun o pis ellerinden kurtardım. Geri geri adımlarken sendelesem de ondan uzaklaştım. Başımı sağa sola sallayarak gözlerimi kapatıp açtım. Daha az önce o buradaydı. Sevdiğimin gözleri yanımdaydı. Şimdi bu rezil buradaydı. Ellerim... Ellerim kirlendi. Ellerimi sildim üzerime. Pis bir leke oturmuştu onlara. Silip atmak istedim. Olmadı. Başım sağa sola sallandı yine. Hayır dedim. Hayır anneme bu şekilde gidemem. Kirli... Ellerim kirlendi. Ellerimi temizlemeden anneme gidemem. Vaktim yok dedim sonra. Ölmem lazım hemen. Bu evde tek bir gün bile geçiremem dedim. Olmazdı. Nefes alamadım. Kapandı gözlerim. Güçlükle açtığımda yine o vardı karşımda. Midemdeki öğürme sancıya dönüşürken yutkunmaya çalıştım. Kapattım yine gözlerimi. Olmaz dedim. Olamaz. Gördüğüm yüz, bana dokunan ten gerçek değildi. Saçlarım ellerime gitti. Işık hızıyla saçlarımdan ellerimi kurtarırken gözlerimi açarak ellerime baktım. Yüzüm buruştu. Ellerim o kadar kirliydi ki... Şimdi bütün kir saçlarıma da bulaşmıştı. Saçlarımı temizleyemezdim ki. O kadar vaktim yok dedim. İçimdeki sancı nefes almama engel oldu. O kadar nefessiz kaldım o kadar ağır geldi ki bu bağırıp kusmak istedim. İçimdeki acıyı kusmak istedim. Ellerimi yumruk yapıp kapattım gözlerimi. Var gücümle bağırmaya başladığımda dünden beri başıma gelen her şey bir film şeridi misali geçti önümden. Şevval ile olanlar, Kenan'ın gülüşü, o kadın, o dergi, Alparslan'ın tavrı, Kenan'ın bana... Ben... Karşı koyamayışım, hamileyim, içimde bir can var, bebek... Terk edildim. O... Sevdiğim adamın bütün o kırıcı sözleri, Tuğrul'un öğrenmesi... Bütün, bütün o hepsi. Gözümün önünden bir film şeridi gibi geçerken avazımın çıktığı kadar bağırdım. Rahatlamak istiyordum. O... O bana dokunana kadar yüklerim yoktu. Gitmişlerdi ama şimdi gördüğüm tek bir yüz bile olan biten ne varsa hepsini hatırlamama yeniden taşımama yetti. Boğazım ağrımaya başlarken bir bedenin beni sarstığını hissettim. Gözlerim istemsizce açılırken yine onu gördüm. Yine karşımdaydı. O rezil gözleri yüzümde geziyor ve bir şeyler söylüyordu. Dayanamadım. Hiddetle ittim bedenini.

 

" YETER! YETER DOKUNMA BANA ! ŞEREFSİZ P*Ç! SAKIN DOKUNMA BANA !"

 

Avazımın çıktığı kadar bağırırken onu öyle şiddetli itmişim ki geriye doğru düştü. İfadesine şaşkınlık bürünürken bakışlarım odayı taradı. Tuğrul... O yoktu. Korumalar da gitmişti. Şevval korkulu gözlerle Kenan'ı izliyordu. Kenan'ın bakışları ise bendeydi. Onu görmemeye çalışarak odayı yine taradığımda merdivenlerin başına sinmiş Nare'yi gördüm. Öyle masum öyle çaresiz duruyordu ki çocukluğum geldi gözümün önüne. Çocukken yaşanan her olayda bir köşeye sinip annesinin onu kurtarmasını bekleyen küçük Hazan'ı gördüm sanki. Tepki vermeden bana bakıyordu. Derin bir nefes alırken bakışlarım yine onu buldu. Bu benim dünyadaki son günümdü. Son güne layık bir veda ile dünyadan ayrılacaktım. Tuğrul yapamamıştı ama ben yapacaktım. Yapmadan önce de içimde kalan ne varsa söküp atacaktım. Bütün yüklerimden arınmadan esas hayatıma başlamayacaktım. Küçük bir arınmaya ihtiyacım vardı. Omzumdaki bütün yükleri söküp atacak küçük bir arınma.

 

Şevval ona yardım etmek için öne atılsa da engel olarak ayağa kalktı. Güldüm bu hareketine. Ağız dolusu güldüm. Geri zekalı dedim içimden. Hâlâ bir şeyleri kurtarmanın derdindeydi. Erkeklik taslıyordu. Ben ise o erkekliği yerle bir etmek için bedenimdeki bütün acıları görmezden gelmeye çalışarak zar zor da olsa ona doğru iki adım attım.

 

Ellerim, kirli olan ellerim onun o rezil yüzüne inmek için can atıyordu. Henüz ayağa kalkmasını fırsat bilerek ona sağ elimi doğrulttum. Sert bir tokat indirdim yüzüne. Yüzü sola dönerken Şevval korkulu bir ses çıkardı. Kenan ise bana doğru sertçe bakmakla yetindi. Suçunu bildiği için ses çıkarmıyordu. Şevval ise öne atıldı.

 

" KENDİNE GEL NANKÖR! KURTARMASA ÖLECEKTİN ! BÖYLE Mİ TEŞEKKÜR EDİYORSUN ABİNE?"

 

Kahkaha attım. Abi... Abim miydi o yaratık benim ? Ne kolay söylüyordu abin diye ? Abimle yatarken de aklına getiriyor muydu bunu ? Yoksa aralarında bir fantezi miydi bütün bu olanlar ? Aklımda türlü düşünceler baş gösterirken sinirle gülümsemeye devam ettim. Gözlerimden yaşlar akıyordu ama gülüşüm yaşlara rağmen neşe doluydu.

 

" DOĞRULARINI KENDİNE SAKLA ŞEVVAL HANIM ! SAKLA Kİ ATEŞTE YÜRÜME!"

 

Bakışlarım anlık ona kaydığında yutkundu ve ne demek istediğimi anladı. Bu bir nevi tehditti. Öğrendiğim günden beri yaşadığı en büyük korkuyu yüzüne vuran bir tehdit. Şevval'i susturmayı başarınca yeniden ona döndüm. Yüzüne sert bir tokat daha atmaya yeltendiğimde elimi tutarak buna engel oldu.

 

" Yeter. Haddini aşma."

 

Tıslayarak konuşuyordu. Çenesi öfkeden gerilmişti. Dün yaptığı o iğrenç şeyle elime onun canını riske atacak bir koz verdiği için sakin kalmaya diretiyordu. Gülümsedim yine. Gülümserken elimi ondan kurtardım. Düşecek gibi olsam da nefes alarak zar zor ayakta durdum.

 

" S*kmişim haddini. Sevgilin biliyor mu yediğin bokları ? "

 

Onunla aynı ifadede konuşurken sesimi biraz daha alçalttım. Yüzünde derin bir öfke gördüğümde yeniden kahkaha attım. Gülerken başım geriye düşecek gibi olsa da güçlükle buna engel olup ittim onu. O ise yine beklemediği için geriye gitti. Ama bu kez deneyimli olduğu için belki de , düşmedi. Sendeledi sadece. Kahkaha attım bende yine. Kahkahalarım odayı doldurdu.

 

" Ne oldu ? G*tün sıkışır işte böyle. Adi p*ç!"

 

Kenan hızla üstüne çeki düzen vererek bana doğru adımladı. Dibimde bittiğinde nefesi tenime çarptı. Midemde yanma oluşurken yüzüm buruştu. Bir adım geriledim.

 

" YETER LAN! KALT*K ! İNSANLIK YAPIP SANA YARDIM EDEN AKLIMI S*KEYİM !"

 

Küfrü de sözleri de işlemiyordu içime. Ölüm o kadar yakınımda gibiydi ki kaybedecek bir şeyim olmadığı gibi korkum da yoktu. Üstelik sözlerinin ağırlığını taşımakla yükümlü olan kalbim hislerini yavaş yavaş kaybediyordu. Yüzüne tiksinir ifademle bakmaya devam ederek sinirle soludum.

 

" ASIL K*LTAK SENSİN K*DUĞUMUN P*Çİ ! ANLATTIN MI BABANA BANA NASIL SALDIRDIĞINI , YÜZÜN YETTİ Mİ ? SÖYLESENE OR*SPU ÇOCUĞU ? "

 

Kenan'ın bakışları Şevval'e dönerken umursamadan ellerimi ona doğrulttum. Görmem bile midemi kaldırdı. Ellerim kirden görünmüyordu. O da görsün istedim. Benim ellerimi tek dokunuşuyla nasıl batırdığını görsün istedim. Boğazım düğümlendi. Zar zor nefes aldığımda o hâlâ bana bakmıyordu. Korkulu bir ifade vardı çehresinde. Bu beni mutlu etse de içimdeki yangın yüzüme vurmuştu. Ağlaya ağlaya konuşmaya başladım.

 

" Bak! Bak ellerim nasıl kirlendi ? Sen... Sen kirlettin elimi. Tuttun ya elimi o leş elinle! Benim ellerim kirden görünmüyor şimdi."

 

Elimin tersiyle göz yaşımı silerken Şevval'e döndüm. Gözleri buğulu buğulu Kenan'a bakıyordu.

 

" Bak Şevval! Ellerime bak ! Nasıl kirli!"

 

Bu kez ellerimi ona gösterdiğimde bakışı bana kaysa da yeniden Kenan'a döndü. Ne hissettikleri umurumda değildi. İlişkilerini açığa vurmam da önem arz etmiyordu artık. Benim hayatım son buluyordu ve bu son içimdeki bütün yükleri ortaya sererek var olacaktı. Ben acımı kusup rahatça *lmek istiyordum. Bağıra bağıra kusacaktım içimde kalan her şeyi. Son diye tekrarladım içimden. Son.

 

" GÖRDÜNÜZ MÜ , ELLERİMİ GÖRDÜNÜZ MÜ? BOYNUMDA DA VARDI BİLİYOR MUSUN ? DÜN GECE YIKADIM. SİLİNMESE DE HAFİFLEDİ! AMA ŞİMDİ BİRAZDAN BÜTÜN KİRLERİMDEN ARINACAĞIM!"

 

Bakışlarım hâlâ Şevval'in üzerindeyken bu kez gür bir kahkaha attım. Bitiyor dedim içimden. Az kaldı dedim. Kenan bana döndü sonra. Bakışlarımız kesişince o iğrenç yüzünü kirletmek istedim. Onun beni kirletmeye çalıştığı gibi ben de onu kirletecektim. Ani bir düşünceyle yüzüne tükürdüğümde Şevval'in şaşkın nidasını duydum. Kenan'ın ise gözleri kapanmıştı. Gözlerini açtığında sinirle soludu. Bu bana keyif verdi. Onu sinir etmek ve sevgilisinin önünde küçük düşürmek acıma iyi geliyordu. İçimde bir şeylerin eksildiğini hissediyor eksildikçe rahatlıyordum.

 

" LAN... BELANI S*KECEĞİM LAN ! "

 

Ani bir hareketle kolumdan tutarak kendine çektiğinde şiddetle sarstı . Daha sonra hiç düşünmeden kaldırdı elini. Refleksle tuttum. Var gücümle elini sıksam da yetmedi. Nefret gözümü öyle bir bürüdü ki gözlerim kocaman açılırken nefes bile almadan sıktım elini. Yüzümü leş eline dokundurtmayacaktım. Diğer eli kalktığında bu kez o elini yakalamaya çalıştım. Başarısız olduğumda anlık bakışları diğer elime kaymıştı ve dikkati dağılmıştı. Bunu fırsat bilerek tuttuğum elini ısırdım. Bağırmaya başladığında daha çok sıktım dişlerimi. Boşta olan eli saçıma dolanıp kafamı çektiğinde çığlık atarak kurtulmaya çalıştım. Eli sıkı sıkıya saçımdayken çenemi sıkarak dışarı doğru ilerletmeye çalıştı.

 

" BABANIN YAPAMADIĞINI BEN YAPACAĞIM LAN SANA ! YÜRÜ !"

 

Ayaklarımı olduğum yere bastırarak engel oldum buna. Bağırdım sonra yeniden. Avazım çıktığı kadar bağırdım. Yetmişti bana yaşattıkları. Bir yenisini daha kaldıracak halim yoktu. O pis elleri bedenimden uzak duracaktı. Tahammül seviyem sıfıra inmişti. Haykırışıma içimdeki acılar eşlik etti.

 

" YETER ! YETER ! YETER ! "

 

Kolumu göğsüne doğru vurdum sonra. Sendelese de bırakmadı saçımı. Dayanmadım bu acıya. Bağırmaya devam ederken ellerimi yüzüne uzattım. Başını çekerek engel oldu.

 

" YÜRÜ LAN ! DEBELENME YÜRÜ !"

 

Elim bu kez boğazına ilerledi. Var gücümle tırnaklarımı boğazına geçirdim. Engel olamadım yine. Yere düştü bedenim. Düşmemle sırtımdaki sancı baş gösterdi. Büyük bir çığlık attığımda bedenimi yerde sürüyerek kapıya götürüyordu. Engel olamadım. Öl*müm onun elinden olsun istemiyordum. Tuğrul yapamadıysa bu işi ben bitirecektim. Onun kirli elleri bebeğimin masum canına erişemeyecekti. Var gücümle direnip umutsuzca bacaklarımı sağa sola savursam da karşı koyamıyordum. Büyük bir ses yükseldi daha sonra. Bir kırılma sesi. Kenan olduğu yerde çakılı kalırken eli gevşedi ve saçımı bırakır gibi oldu. Bunu fırsat bilerek elinden kurtuldum. Sürünerek de olsa ondan uzaklaştım. Derin derin nefesler verirken saçlarımı geriye atarak bakışlarımı sesin geldiği yöne çevirdim.

 

Duyduğum o ses Şevval'e aitti. Göz çevresi kıpkırmızıydı. Elleri titriyordu ve bulunduğu yerin tam dibinde seramik bir dekor kırılmıştı. Gözlerim kapanır gibi oldu. Bütün gücüm tükenmişti ve her bir zerrem sızlıyordu. Güçlükle yutkunurken gözlerimi açık tutmaya çalışıyordum. Kalbim deli gibi atıyordu. Bir elim titreyerek kalbime gitti. Derin derin nefesler alırken Şevval'in sesini işittim.

 

" Kenan Altun, kendine gel! Yerlerde sürüklediğin kız Tuğrul Çelik'in kızı. Ona böyle davranmakta cezasını kesmekte kapımızdaki ite kalmadı."

 

Gözlerim titrerken ne dediğini anlamaya çalıştım. Bir şeyler kafamda oturunca dudaklarımdan küçük bir kıkırtı koptu. Sevgilisinin yediği b*kları duymak onu bu cümleyi kurmaya itmişti. Gülüşüm büyürken Kenan'ın tıslamasını duydum. Kinayeli bir tınıda konuşuyordu.

 

" Öyle mi Şevval hanım?"

 

" Öyle."

 

Gülüşüm büyüyüp kahkahaya dönüştü. Ömrümün son dakikaları bu iğrenç çiftin didişmesi ile geçiyordu. Şaka gibi geliyordu bütün bu olanlar. Ben bu ikilinin birbirine tavır almasına şahit olacak kadar berbat bir ortamda ölüme ilerliyordum.

 

" Çok komiksiniz ."

 

Gülüşüm kaburgalarımı acıtırken istemsiz acı bir inilti dudaklarıma vursa da kahkaham durulmadı. Derin bir nefes alıp işaret parmağımı Şevval'e doğrulttum. Aklıma Çisem'in bir sözü gelmişti. Bu gülüşümü daha da büyüttü.

 

" Ah dur. Durun ... Bir dakika. Çisem ... Olsa derdi ki .... ' Bir sevişmeye bakar. ' "

 

Kahkaham bütün evde yankılanırken emekleyerek Şevval'e yaklaştım. O korkuyla geri geri sendelerken burun kıvırdım. Benden korkması gülünçtü. Dizlerimde derman yoktu. Canım inanılmaz yanıyordu. Ellerim emekletse de dizlerim güçlükle ilerliyordu. Bu halimden bile korkacak kadar aciz durumda olması beni şaşırtsa da gülmekle yetindim.

 

" KES ARTIK SESİNİ ! "

 

Kenan'ın bağırmasını duymazdan gelerek kırıkların olduğu yere doğru ilerledim. İçimdeki öfkeyi yeterince kustuğumu düşünüyordum. Tam zamanıydı. Annemin ölümüne sebep olan gözlerin içine bakarak bitirecektim bu işi. Onun beyninin en derinlerine kazınacaktı bu an. Annemin intikamı çıkacaktı şimdi aramızdan. Onunla birlikte bedenim de ayrılacaktı bu cehennemden.

 

Gözlerim kararsa da ellerimde kalan son gücü kullanıp bedenimi hedefime ilerlettim. Ulaştığımda Şevval korku dolu gözlerle bana bakıyordu. Derin bir nefes alarak aklımdakileri uygulamaya geçirdim.

 

Elime en büyük parçayı aldığımda b*leğime doğru götürdüm. Şevval ne yaptığımı anlamış olacak ki öne atıldı. Bu esnada titreyen elimi biraz da olsa kaldırarak durdurdum onu. Gözlerim yarı açıktı. Bedenimde derman kalmamıştı. Zar zor hırıltılı bir nefes alıp son sözlerimi döktüm dilimden. Yüreğimdeki son ve belki de en ağır yükler bunlardı. Ömrüm boyunca çok acı çeksem de bunların en büyüğünü o küçük , savunmasız, masum kız çocuğu yüklenmişti. Çocukluk travmaları hayata yön verir derler ya hani ? Bunun nedeni çocukken hayata karşı savunmasız olan küçük bir bedenin yaşadıklarını kaldıramayışıdır. Kaldıramayarak zihnimize atarız her şeyi. O zihin de bizim büyüdükçe yaşayacağımız psikolojik sorunların anahtarı olur. Benim zihnim annesiz kalışımın ardından başka bir anne tarafından gördüğüm eziyetlerle doluydu. Ötekileştirilerek büyütmüştüm içimdeki kız çocuğunu. Şimdi onun karşısında büyümüş artık ondan zerre korkmayan Hazan değil de 'Öksüz ' diye çağırdığı o küçük kız çocuğu vardı.

 

" Küçükken... Bana yaptıklarını... Hatırlıyor musun ? Ben... Ben ... Unutmadım... O... Küçük kız... ben gitsem de... Bu evde ... Her gece... Yastığına... Ahı sinsin."

 

B*leğime parçayı doğrulturken gözlerim karardı. Şevval'in donup kaldığını gördüm. Sonra ellerimde sancılı bir titreme oluştu. Gözümün önü kararıp aydınlanmaya başlarken gözlerimi sıkı sıkı kapatıp açtım. Şevval aynı yerde bana bakıyordu ama görüntüsü bulanıklaşıyordu. Kıstım gözlerimi. Gözlerim kısıldıkça onu görüş açım kaydı. Gözlerim sola doğru odanın etrafında kaymaya başlarken gördüğüm son şey ise hâlâ bıraktığım yerde, merdivenin köşesinde ifadesiz gözlerle bizi izleyen Nare oldu.

 

............

 

Su... Su sesi duyuyorum. Bir dere kenarındayım sanki. Suyun akışını dinliyorum. Derin bir nefes çekiyorum içime. O nefes tenime batıyor. Yüzüm buruşurken açıyorum gözlerimi. Dere kenarında falan değilim. Dağ evindeyim. Yatak odasının kenarında çöküp kalmışım. Ayağa kalkıyorum. Oda buğulu biraz. Başımı sola çeviriyorum. Camlar bile buğulanmış. Dışarısı zar zor görünse de arka bahçedeki yemyeşil ağaçlar görünüyor. Elimle havada rüzgar yaparken bakışlarım odada geziniyor. Odanın kasvetli havası daha da bir kasvetli sanki. Gri tonlarındaki parke siyaha yaklaşmış gibi görünüyor. Gözümü kısarak koyu görünüşünü sorgulamaya çalışıyorum. Benim uyuduğum yöndeki siyah komodinin bir çekmecesi sonuna kadar açılmış. Hızla yürüyüp kontrol ediyorum. Silah var içinde. Korkuyla sıçrıyorum olduğum yerde. Sağa sola bakıyorum. Yatağın siyah başlığı tozla dolmuş. Gözüm ona ilişiyor. Bakışlarım bu kez yatağa kaydığında gri çarşafın da tozla dolduğunu görüyorum. Hızla odanın diğer yanına ilerliyorum.

" Alparslan?"

 

Adını sayıklasam da sonuç başarısız oluyor. Sesim çıkmıyor. Boğazıma atıyorum elimi. Boğazımda bir ıslaklık hissedince adımlarım duraksıyor. Ellerimi boğazımdan çekip bakıyorum. Kan var elimde. Korkulu bir nida dökülüyor dudaklarımdan. Etrafa bakıyorum yine. Buhar kaplamış her yeri. Gözlerimi kısıyorum. Olduğum yerde dönerken bakışlarım onun uyuduğu kısma kayıyor.

 

Kurşun...

 

Yastığının tam üzerinde kurşun var.

 

Elime alıp inceliyorum o kurşunu. Kurşun da kan oluyor. Ellerimdeki kan onu da batırıyor. Kalbim hızlı hızlı çarparken yatağa geri fırlatıyorum kurşunu.

 

" Alparslan, neredesin ? Çok korkuyorum. Gel ne olur!"

 

İçimden konuşuyorum yine. Sesim çıkmıyor. Elimi boğazıma atıp öksürmeye çalışıyorum. Başarısız oluyorum. Nefes almaya çalışıyorum. Nefesim ciğerlerime batıyor. Boğulacak gibi olurken gözlerim kararıyor. Kapatıyorum gözlerimi. Başımı havaya kaldırarak zar zor nefes alıyorum. Aldığım nefes o kadar sıcak geliyor ki yanıyorum. Dayanamayıp açıyorum gözlerimi. Zar zor adım atıyorum öne doğru.

 

Gözüme odanın en köşesinde bir iki basamak aşağı yerleştirilen küvet ilişiyor. Bir karartı görüyorum orada. Gerçek olup olmadığını anlamak için gözlerimi kısıyorum. Gerçek diyorum sonra içimden. Orada biri var. Koşar adım gidiyorum küvete doğru. Basamağın önüne geldiğimde sendeliyorum. Bütün buharlar buradan geliyor. Su sesi de aynı şekilde. Küvetin etrafı o kadar çok buharla dolmuş ki karartıyı seçemiyorum. Önümü görmeye çalışarak iniyorum basamakları. Yaklaşıyorum küvete. Ben yaklaştıkça sıcaklık ve buhar artıyor.

 

Tam önüne geldiğimde çığlık atıyorum.

 

Alparslan... O, küvetin içinde yatıyor. Elinde bir puro var. Keyifli keyifli onu içerken bana gülümsüyor. Gözlerindeki yeşil daha bir parlak duruyor. Ama su... Küvette su yok...

 

Kan... Kan var. Musluktan kan akıyor. O kan o kadar sıcak ki terlemeye başlıyorum. Kokusu midemi bulandırıyor. Çığlık atıyorum yine. Çığlığım içimde sönüyor. Ellerimi boğazıma atıp sesimi çıkmaya zorluyorum. Olmuyor aksine elimdeki kan her dokunuşumda artıyor. Ona doğru adım atıyorum. Ben ona yaklaştıkça musluktan akan kanın şiddeti artıyor. Elini uzatıyor bana. Gel diyor eliyle. Bir yandan da yer açıyor bana. Yüzünde bir gülümseme var. Bağırıyorum. Ne yaptığını soruyorum ama sesim çıkmıyor. Bir adım daha attığımda kan küvetten taşıyor.

 

Ayaklarım kan olurken yürüyorum ona. Adımlarım arttıkça kan seviyesi artıyor. Ağlayarak yürüyorum ona. Kan belime erişince yüzmeye başlıyorum. Kanlar içinde yüzüyorum. Ulaşamıyorum. Bir türlü ona ulaşamıyorum. Aramızda en fazla on adım var ama ben o , on adımı bitiremiyorum. O keyifle purosunu içerken kan boğazıma dayanıyor. Başımı kaldırıyorum ama olmuyor. Kan tadı geliyor ağzıma. Çığlık atıyorum. Bu kez sesim çıkıyor. O ise çığlığıma kahkaha ile cevap veriyor. Bağırıyorum sonra. Yardım etsin istiyorum. Olmuyor. Yerinden kalkmıyor bile. Kan boğazıma doldukça bağırıyorum. Bağırıyorum ve onu sayıklıyorum.

 

" ALPARSLAN !"

 

Gözlerimi refleksle açarken doğrulmaya çalıştım. Sırtımda bir acı hissedince inleyerek yatağa çöktüm. Yüz üstü uzanıyordum yatakta. Canım yanıyordu ve damağım kurumuştu. Öksürdüm. Öksürüklerim tekrarlanırken gerçeklik algım henüz yerinde değildi. Gözlerimin önünde ne olduğunu net olarak göremiyordum. Alnımda bir soğukluk hissettim. Sonra yanaklarımda. İrkilerek gerilemeye çalışsam da sırtımdaki acı yüzünden başarısız oldum. Dudağımdan acı bir mırıltı daha çıkarken kulaklarıma yankılı olarak birkaç ses ilişti.

 

" Uyandı."

 

Nare, Nare'nin sesi. Aynı el saçlarımda gezinirken öksürüyordum. Ciğerlerim dakikalardır soluk almıyormuşum gibi davranıyordu. Öksürüklerim boğazımı kesti. Gözlerim yavaş yavaş net görmeye başladığında Nare başımda dikiliyordu. Göz göze geldiğimizde gülümsedi. Yorgun görünüyordu. Göz altları mosmordu. Kahve gözleri çökmüş buğday teni solmuştu.

 

" Abla... Ablam... İyi misin ?"

 

Yeniden öksürürken konuşamadım. Soluklarım yalnız zar zor nefes almama yetiyordu. Ayrıca hâlâ zaman ve mekan algım yerine gelmemişti. Neredeydim, ne olmuştu ? Hiçbir fikrim yoktu. Gözlerim Nare'den kayarken usulca kapandı.

 

" Yorma kendini abla. Dinlen."

 

" Bende bir bakacağım. "

 

Tanıdık bir ses doldurdu kulaklarımı. Derin derin nefes alırken ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Bu esnada alnımdan soğuk soğuk terler aktığını hissediyordum. Sıcaktı. Çok , çok sıcaktı. Pikeyi üstümden atmak için kolumu kaldırmak istedim. Olmadı. Acı bir inleme daha dudaklarımdan yol alırken bu kez tenimde daha soğuk bir el hissettim. İçim ürperirken gözlerim yarı yarıya açıldı. Alnımdaki elin sahibini görmek istedim.

 

Alper...

 

O buradaydı. Endişeli bakışları üzerimde gezinirken nefes almaya çalışıyordum. Aldığım her soluk kaburgalarıma batıyordu. Diz çökerek hafif açık olan gözlerime bakarak gülümsedi.

 

" Nasılsın?"

 

Ağzımı aralamaya çalıştım ama olmadı. Dudaklarım kabuk bağlamıştı sanki. Yutkunamadım. Eli alnımdan boğazıma doğru yol alırken yüzünü buruşturdu.

 

" Nare , ablan için doktor çağıralım. "

 

" Babam-"

 

Nare Alper'in bir iki adım gerisindeydi. Yüzünü göremesem de orada olduğunu görüyordum. Alper sıkıntılı bir nefes verirken bana bakmaya devam ediyordu.

 

" Ben hallederim."

 

Alnımdaki soğuk terler sırtımda da peydah olduğunda acı bir inilti daha döküldü dudaklarımdan. Güçlükle elimi kaldırsam da üzerimdekini atamadım. Alper elimi tutarak engel oldu buna.

 

" Acıyor biliyorum ama dayanman lazım."

 

Gözlerim ona döndüğünde tekrar konuşmaya çalıştım. Boğazımdan sert bir hırıltı geldiğinde soluk dahi alamayacak bir öksürük peydah oldu. Zar zor kontrol altına almaya çalıştığım esnada Nare koşar adım yatağın diğer yanına ilerleyerek başucumdaki sürahiden su doldurdu. Daha sonra suyu içireceği esnada hiç konuşmadan Alper ile senkronize oldular. Alper başımı kaldırmam için ensemi tutarken Nare suyu dudaklarıma götürdü. Güçlükle araladığım dudaklarıma suyun değmesi ferahlamama sebep olurken yavaş yavaş yutkundum. Boğazımdaki ve içimdeki acı yarı yarıya kaybolmuştu. Su içmenin bu kadar iyi gelmesi şaşırtıcıydı. Yüzümün sağ yanı yeniden yastığa çökerken az öncekine kıyasla daha iyiydim.

 

Dudaklarımı aralamak için tekrardan mücadele ettiğim esnada Alper saçlarımı bir yanda topluyordu. Kapattım gözlerimi. En son ne yaşadığımı idrak etmeye çalıştım bir süre. Sırtımdaki izlerin kaynağını anımsadım. Kenan'ı ve ellerimi anımsadım. Mideme bir ağırlık otururken ellerimi kaldırmaya çalıştım. Yıkamam gerekiyordu onları. Tenimden tiksinirken güçlükle araladım ağzımı.

 

" A...Alper ellerim..."

 

Bakışları saçlarımdan ellerime kayarken ellerini ellerime götürdü. Refleksle ellerimi çeksem de başarısız oldum. İki elimi birden avuçları arasına aldı. Gözleri ellerimdeyken konuşmaya başladı.

 

" Ellerinde bir şey yok."

 

Zorlanarak ellerimi çekmeye çalıştım ellerinden. Bütün o kir bu kez ona bulaşmıştı. Midem ağzıma gelirken yutkunarak kusma isteğime engel oldum.

 

" El... Elim kirli. Dokunma."

 

Ellerimi biraz daha incelerken sıkıca sarıp olduğu yere çöktü.

 

" Ellerin de sorun yok Hazan. Rüya görüyorsun. Dinlen hadi."

 

Başımı sağa sola sallamaya çalıştım. Rüya değil dedim. Ellerim gerçekten kirliydi. Yutkunmaya zorladım kendimi. Bu esnada altımda bir ıslaklık hissettim. Sıcak bir ıslaklık. Bacaklarımdan aşağı doğru kayıyordu. Bir panik kapladı içimi.' Bu kadar mı bilincim yerinde değil ?' diye sordum kendime. Altıma işemem beni paniğe verse de doğrulamadım. Başımı kaldırabildim sadece. Sırtımdaki ağırlık ve acı yerimden kımıldamama müsaade etmiyordu. Doğrulmaya çalışmamla sırtıma çöken acı dudaklarıma acı bir inilti olarak dökülürken yeniden yerime çöktüm. Bu esnada göz pınarlarım yanıyordu. Hayatım bitmişti. Bütün hayatım yerle bir olmuştu. O kadar çaresiz o kadar bıkkın bir durumdaydım ki öl*m bile bana uğramak istemiyordu. İç çekerken Nare'nin sesini duydum.

 

" Abla dur kalkma."

 

Nefes verirken ağzımı araladım. Altımdaki ıslaklık akmaya devam ediyordu. Bütün yatak ve üstüm batmıştı. Gözlerimdeki yanma ıslaklıklarla yüzümü yıkamaya başlarken hıçkırdım. Altıma yapacak kadar müşkül durumda olmama içim eriyordu. 'Bu hallere nasıl düştüm?' dedim kendime. Bir günde hayatım daha ne kadar mahvolabilirdi? Çaresizce yardım dilenmekten başka şansım yoktu. Gözlerimi sıkı sıkıya kapadım. Utanç zihnimi bulandırıyordu.

 

" Altıma... Yap-tım..."

 

Kısa bir süre sessizlik oluştu. Bacaklarımdan pikenin yavaşça çekildiğini hissederken gözlerim hâlâ kapalıydı. Soğuk terliyordum bu kez. Saçlarımın arasından soğuk soğuk sular aktığını hissederken bir yandan da kasıklarımda bir sancı oluştu. Dişlerimi sıkmaya başladım. Bedenimin her bir yanında farklı acılar peydah oluyordu. Hepsiyle bir arada nasıl baş edeceğimi bilemez haldeydim. Sıkıntıyla zar zor nefes alırken avuç içlerimi sıkıyordum.

 

" Alper abi... Kanaması var."

 

Nare'ni sözlerini işitirken uyku ve uyanıklık arasındaydım. Ne dediğini düşünmeye mecalim yoktu. Duyduğum şeyleri anlamaya da halim yoktu. Uyku sarıyordu bedenimi. Uykunun pençesine yavaş yavaş dalarken yüksek bir yerden yumuşak bir zemine düşer gibi rahatlıyordum. Nefesim ciğerimi delmek yerine güzel hissettirmeye başlamıştı. Parmak uçlarım yavaş yavaş soğurken gözlerimin önünde bir yüz belirdi. Rüyamda gördüğüm o küçük , sevimli kız. Gülümsemeye başladığımda arkasında sevdiğim adamı gördüm. Gülüşüm büyüdü.

 

" NE ! Ne kanaması ?"

 

Alper'in sesi uzaktan geliyordu. Sanki yanında değil gibiydim. Bulunduğum yerden yavaş yavaş soyutlanıyordum. Yüzümü yastığa gömerken gözlerimi daha sıkı kapatarak onları izlemeye koyuldum. Küçük kızım babasının ellerini sıkıca tutuyordu. İkisi de bembeyaz giyinmişti. Gülümseyerek çağırıyorlardı beni.

 

"Şey..."

 

" Konuşsana Nare ! Ne demek oluyor bu kan? Hazan'ın nesi var ?"

 

Alper gergindi sanki. Yüzüm buruştu. Bütün enerjimi atmıştım ben. Şimdi bir başkasının kötü enerjilerle dolu sesini duymak içimde huzursuzluk oluşturuyordu. Ellerim yavaş yavaş çözünürken gevşediğimi hissediyordum. Bütün bedenimi rahatlama sarıyordu. Bembeyaz bir odanın içinde baba kız dans ediyorlardı şimdi de. Kızım babasının etrafında dönerken Alparslan onu alkışlıyordu. Küçüğümün üzerindeki beyaz elbise de siyah noktalı işlemeler vardı. Saçlarını serbest bırakmıştı. Bu kez beline dek uzanıyordu saçları. Ayağındaki beyaz babet ayakkabı ise Annemin doğum günümde aldığı ayakkabının aynısıydı. Gülümsedim. Alparslan ise bembeyaz bir takımın içindeydi. Onu beyazlar içinde görmeyi sevememiştim ama. Siyah dedim içimden. Siyah giyin. Yeşillerini beyaz öne çıkarmaz. Siyah yakışır sevdiğim adama. Saçları uzamıştı onun da. Sakalları vardı biraz da. Bu görüntüyü sevmiştim ama. Her haliyle karizmatik olmayı başarıyordu.

 

" Ablam..."

 

" Ne , ablan ne ?"

 

" Hamile."

 

Küçük kızım yorulduğunu belli edercesine babasına sarıldı. Alparslan ise onu kucağına alarak yanaklarına sulu birer öpücük bıraktı. Bende orada olmak istedim o an. İzlemek yetmedi. Bahar'ımızın saçlarını kokluyordu şimdi de. Küçük kızım minik ellerini babasının boynuna dolamıştı. Öyle güzel öyle tatlılardı ki... İç çektim. Gözlerimi daha da sıkı kapatırken uyku bedenimi kendine yavaş yavaş mahkum ediyordu. Kalbimde bir soğukluk hissettim. Ürperti hissederken duydum Nare'nin sesini. Hamile... Evet dedim. O küçük kız benim. Gülümsedim yeniden onlara. Bakışları bana döndüğünde kızım el salladı. Al al yanakları yenilmek için hazırda bekliyordu. Simsiyah gözleri çok tanıdıktı. Benim gözlerimin aynıydı. Annemin gözlerinin de. Alparslan baktı bu kez. Bahar yeşili gözleri gülümsüyordu. Dudağının içinde ona gelmem için mırıldandı. Kalbim soğumaya devam ederken adım adım ilerledim onlara. Her adımım kalbimi soğutup dondurmaya yaklaşırken evime adımladım.

 

......

 

Su... Su sesi duydum yeniden. Damağım kurumuş yine. Yutkundum. Gözlerimi açmak isterken tekrar yutkundum. Yavaş yavaş gözlerim açıldığında ışık gözümü aldı. Kısarak da olsa gözlerimi açmayı başardığımda kaşlarım çatıldı. Daha önce görmediğim bir yer burası. Bakışlarım yavaşça odayı taradı. Geniş bir odadayım. Tam karşımda büyük bir pencere var. Pencereden dışarısı görünüyor. Perdeler sonuna kadar açık. Deniz manzarasına güneşin ışıkları eşlik ederken gözlerimi daha çok kıstım. Ten rengi duvarlar bomboş. Tek bir aksesuar dahi yok. Az ilerde bir kapı var. Kapının hemen yanında bir el lavabosu. Karşısına baktım bu kez. Lavabonun tam karşısında hastanelerde hemşirelerin pansuman yaparken taşıdığı minik araba var. Üzerinde çevir çeşit ilaç görünce bakışlarım karardı.' Neredeyim ben ? Ne oluyor ? ' dedim kendi kendime. Bakışlarım odanın içinde ilerlemeye devam ederken yattığım yere baktım.Hasta yatağı . Solumda bir serum takılı. Arkasında ise hastane tipi EKG aleti var . Hastanede olduğuma karar verirken bakışlarım sağ yanıma kaydı.

 

Alper başını öne eğmiş ellerini birleştirmiş dalgın bir halde oturuyor. Onu görmemle şaşkınlığım büyürken en son nerede olduğumu hatırlamaya çalıştım. Hatırladığım son şey Kenan'la ettiğimiz kavga oldu. O bile hayal gibi sanki. Burada ne işim olduğunu sorgularken Alper'e bakmaya devam ettim.

 

Nihayet o beni fark ederek yüzüme baktı. Göz çevresi kıpkırmızıydı. Mavi gözlerinin rengi daha bir koyuydu. Göz altları çökmüştü. Üzerindeki lacivert gömleğin düğmelerinin çoğu açıkken kollarını sıvamıştı. Alper tarzı değildi bunlar. Her zaman şık bir adamdı ama şu an oldukça bakımsız görünüyordu. Gözlerimin içine bakarken burukça tebessüm etti.

 

" Günaydın."

 

Gülümsemeye çalıştım bende. Bunun için zorladım kendimi. Her bir zerrem acı ile kavrulurken ona gülmek istedim. Şu an yanımda olması ve burada olmamız beynimi kurcalıyordu. Ne olduğunu nasıl buraya geldiğimi merak ettim. Gözleri gözlerimi tararken meraklı bakışlarımı ona yönelttim.

 

" Burası..." Bakışlarımı bu esnada odaya çevirdiğimde o gözlerini üzerimden çekmiyordu.

 

" Neden-"

 

Sorumu yönelteceğim esnada eliyle durdurdu beni. Yüzünde kararlı bir bakış vardı.

 

" Benim evimdesin. Şile'deyiz. Tedaviye ihtiyacın vardı. Bende seni buraya getirdim."

 

Gözlerim yeniden onu bulduğunda kaşlarım çatıldı. Önüme dönerek birkaç saniye düşündüm. Dayak yediğimi hatırlıyorum. Hastanelik olacak kadar ağırsa durumum Alper neden evine getirdi? Mantıklı bir cevap veremedim bu duruma. Kaşlarım daha da çatılırken dudaklarımı ıslattım.

 

" Neden? Neden senin evine... Geldik ki ?"

 

Meraklı sorularımı yöneltirken boğazım kuru olduğu için duraksamak zorunda kalmıştım. En nihayetinde cümlemi bitirdiğimde ise Alper bir hışımla ayağa kalktı. Ben ne olduğunu anlayamaz bir halde ona bakarken o arkasını dönerek pencereye yöneldi.

 

" Bunu sen daha iyi bilirsin."

 

Şaşkınlıkla ağzım aralandığında bir süre duraksadım. Ne saçmaladığını düşündüm. Aklıma bir şey gelmiyordu. Dayak yediğim ya da Tuğrul olanları öğrendi diye mi buradaydım ? Normal bir hastaneye gitmeme bunlar engel değildi. Olmamalıydı.

 

" Ben neyden bahsettiğini-"

 

Hızla arkasına döndüğünde gözlerinde saf bir nefret vardı. İçim ürperirken yutkunarak sustum.

 

" Hamile olmandan bahsediyorum." Birkaç adım atarak yanıma yaklaştığında ellerini bana doğrulttu. " O adamdan hamile olmandan."

 

Gözlerim şokla kapandı. Alper bunu nereden biliyor diye düşünmeye daldım. Hafızamın derinlerini yokladım. Nare... Yalnızca o biliyordu hamile olduğumu. Babasının bile bu çocuktan haberi yokken onun nasıl öğrendiğini düşünüyordum. Bir cevap ararken kalbim hızlanmaya başladı. Beynim uyuşuyordu. Salak gibi hissediyordum. Zaman algım yoktu. En son ne zaman gözlerimi açtığımı bile hatırlayamadım. Derin derin nefesler alırken Alper'e nereden öğrendiğini sormaktan başka çarem yoktu.

 

" Sen nereden-"

 

Bir adım daha atarak gözlerimin içine baktı. Yüzündeki sert ifade büyürken sıkıntılı bir nefes verdi.

 

" Yanına geldim. Konuşmamız gerekiyordu. Sonra o halini görünce..." Yeniden arkasını döndüğünde ellerini saçına atıp sıkıntılı bir nefes verdi. " Kanaman vardı. İyi değildin ve... Kenan'la konuşarak babanı oyalamasını söyledim. Sonra da buraya geldik işte."

 

Kanama... Bebek... İçimde bir korku peydah oldu. Benden önce cennete gitmesine müsaade edemezdim. O benim bana ait olan tek parçamdı. Onu da kaybetmek istemiyordum. O da giderse bu dünyadaki bana ait olan tek şeyi kaybedecektim ve *lemin bir manası da kalmayacaktı. O olmadan *lüm bile yüktü bana. Benim değersiz canım bir günahsızın acısından sonra öl*mü bile hak etmiyordu. İçimi derin bir korku kapladı bu yüzden.Gözlerim kocaman açılırken korkuyla sorumu yönelttim.

 

" Bebek... İyi mi ? "

 

Hızla arkasını dönerken yüzünü buruşturdu. Daha sonra derin bir nefes vererek yanıma oturdu.

 

" İyi. Bebeğin iyi."

 

Gülümsedim. İçimi bir mutluluk kapladı. Benimdi o. Bana aitti. İçimden buradan çıktığım an her şeye son vermem gerektiğini tekrarladım. Küçük bebeğim bunun için bekliyordu. Söz verdiğim için gitmiyor annesini bekliyordu. Onu daha fazla bekletemezdim. Daha sonra aklıma Kenan düştü. Yardım etti demişti. Kenan yardım etmişti. İçimde rahatsız bir his peydah olurken mideme ağır bir yük oturdu. Oturmayan bir şeyler vardı onunla ilgili. Bana en büyük kötülüğü yapıyor yine de yardım ediyordu. Ağzımı aralayıp Alper'e bundan söz etmek istedim. Daha sonra vazgeçtim. Ne anlamı vardı ki ? Bilmesi neyi değiştirecekti ? Zaten *lmek üzere olan birine nasıl yardım edebilirdi ? Zaten elinden geleni yapıp beni o cehennemden alarak buraya getirmişti. Teşekkürle yetinmem gerektiğine karar verip içimdeki diğer sesleri bastırdım. Onu daha fazla hayatıma sokmam sorunlarımla yüzleştirmem bencillik olacaktı.

 

" Ben... Teşekkür ederim her şey için."

 

İfadesinde bir bozulma gördüm. Bir iki saniye öylece durduktan sonra başını dikerek derin bir nefes verdi.

 

" Teşekküre gerek yok. Konuşmamız gereken şeyler bunlar değil."

 

Gözlerine baktım yeniden. Başım aşağı eğildi sonra. Yaşadıklarımız geldi aklıma. Onun beni uyarması ve benim ona kulak tıkamam. Belki de o gün Alper'i dinlesem şu an burada olmayacağımı düşündüm.

 

Doğruydu. Söylediği ne varsa hepsinde haklıydı ama artık bunlar için üzülmeye geç kalmıştım. Bedenimi utançtan başka bir düşünce saramazdı. Sevdiğim adamın varlığı bedenimi terk ettiğinden beri bana başka üzüntüler haramdı. Sözlerini tahmin etsem de korka korka yönelttim sorumu.

 

" Ne... Konuşacağız ?"

 

Derin bir nefes verirken elleri ellerimi buldu. Hızla çektim ellerimi. Ellerim temiz değil diye tekrarladım içimden. O ise bunu beklemediği için şaşırdı. Ellerini çekerken ağzının içinde mırıldandı.

 

" Ben... Destek olmaya çalışıyordum."

 

Yanlış anlamıştı. Ağzımı aralasam da mecalim olmadı buna. Başımı kabullenir gibi sallarken gözlerimi ona sabitledim. Beyaz tenindeki solgunluk bile uzak geldi bana. Yakınımda ama bir o kadar da uzağımdaydı. Küçükken kederimi paylaştığım sırdaşımdı. O benim bir zamanlar en yakınımdı. Şimdi birbirimize bu kadar uzak olmamız o kadar ağırdı ki... Bu ağırlığın benim suçum olduğunu bilerek kabulleniş gösterdim. Gücümü topladım onun için. Derin bir nefes verirken konuşmaya başladım.

 

" Biliyorum. Ellerim... Ellerim temiz değil Alper. O yüzden dokun... İstemedim."

 

Cümlemi tamamlarken öksürmeye başladım. O kadar susuz hissediyordum ki boğazım öksürürken kağıt gibi hırıltılı sesler çıkarıyordu. Alper durumumu fark ederek ayağa kalktı. Lavabonun yanındaki kapıya yöneldi. Bir dakika kadar sonra elinde koca bir bardak suyla geldiğinde ellerimi öne atarak suyu kelimenin tam anlamıyla kana kana içtim. Suyun bitişiyle derin bir nefes verirken rahatlamış hissediyordum.

 

Alper yeniden koltuğa oturduğunda bardağı almak için atıldı. Ben bardağı ona uzatırken bardağın kenarından elimi tuttu. Geri çekmeye çalışsam da bırakmadı.

 

" Ellerin pis değil. Tertemiz."

 

Başım olumsuz anlamda sağa sola ilerledi. Ellerim kirliydi ve kirini temizlemeye fırsatım olmamıştı. Kim bilir ne zaman değmişti elime Kenan'ın pis elleri ? Kaç gündür buradaydım ben ? Sorular beynimi kurcalarken Alper meraklı bakışlarla beni izliyordu.

 

" Elimi yıkamam gerekiyor."

 

Duraksadı. Ellerime bakıyordu bu esnada. Ne dediğimi düşünüyor olmalıydı. Anlatacak halim yoktu. Ellerimi yıkamam lazımdı. Ayağa kalkmaya çalıştığımda serum takılı olan koluma bir acı çöktü. Aynı zamanda sırtımda ve bacaklarımda da bir acı meydana geldi. Acı bir iniltiyle olduğum yere çökerken Alper öne atıldı.

 

" Dur. Dur kalkma yerinden."

 

Ellerimi uzattım yeniden ona. Göstermek istedim. Yıkamam lazımdı. Yıkamam gerektiğini bilmesi lazımdı.

 

" Ellerim Alper. Onlar çok kirli."

 

Başını sallarken bir kabulleniş gösterdi.

 

" Tamam. Ellerini yıkayacaksın ama sonra konuşacağız. Söz ver bana."

 

Duraksadım kısa bir an. Neyi konuşacağımızı sorguladım içimde. Muhtemelen olanları soracaktı. Anlatmaktan kaçışım yoktu zaten. Başımı olumlu bir şekilde sallarken kabullendim.

 

" Tamam."

 

Ardından hızla serumun olduğu yöne ilerledi. Serumu yerinden çıkarıp eline aldığında kolumdan destek olmak için atıldı. Canım yanıyordu. Sırtımda bir sızı vardı. İnce bir kağıt kesiği sızısı gibiydi bu acı. Doğrulduğumda dudaklarım titredi. Ayaklarımı yere indirmeye çalıştığım esnada üzerimdeki haki uzun tişörtte yer yer ıslaklıklar gördüm. Bacaklarımda ise küçük kırmızı lekeler vardı. Gözlerimi hedefime yani yere doğru kaydırarak bacaklarımı aşağı ittim. Bedenimin her bir yerinden farklı farklı acılar peydah olurken derin derin nefesler alarak güçlükle yere bastım. Alper kolumdan tutarak kalkmama yardım etti. Zorlukla ayağa kalktığımda zar zor nefes alarak lavaboya doğru adımladım. Alper tam arkamda durarak kollarımdan tutuyordu. Ayakta zor durduğum için ağırlığımı o alıyordu. Ellerimi titreyerek kaldırıp musluğa yöneldim. Ayna vardı tam karşımda. Gözlerim istemsizce oraya kaydı.

 

Siyah gözlerimde fer yoktu. Tanıyamadım kendimi. Ay tenim bile ay gibi değildi sanki. Ruhu çekilmiş bir beden gibi görünüyordu soluk tenim. Yanaklarımda yer yer kızarıklıklar vardı. Siyah saçlarım özensiz savruk bir haldeydi. Üstelik kirliydi. Kaşlarım bile birbirine girmişti. Bakışlarım aşağı doğru kaydığında boynumu gördüm. Kırmızı kırmızı izler vardı. Kenan'ın elinin izleri. Ellerim boynuma kayacak gibi olduğunda kendimi güçlükle tuttum. Olmaz dedim. Dokunma dedim. Gözlerim kapandı sonra. Bir hıçkırık koptu dudaklarımdan. Engel oldum buna. Düğümlenen boğazımı durdurdum. Yutkundum defalarca. Ağlayamazdım, olmazdı. Bitecekti her şey. Az kalmıştı. Bitecekti. Düşüncelere engel olmaya çalışırken Alper'in aynadaki bakışlarını görmezden gelerek yıkadım ellerimi. Defalarca yıkadım. Tırnak içlerime kadar defalarca çitiledim. Gözlerimde bir yangın vardı. Derdim tükenmek bilmiyordu. Ölmeyi bile beceremiyorum dedim içimden. Ölmek bile bana ağır geliyordu. Ellerimi kanatırcasına yıkarken Alper'in elini elimin üzerinde hissettim.

 

" Hazan. Yeter ."

 

Başım sağa sola sallansa da başarısız oldum. Ellerimi birbirine sürtmeye devam ederken Alper kollarımı tutarak ilerletti. Karşı koyamadım. Olmadı. Gücüm yoktu. Direnecek gücüm yoktu. Gözlerimden yaşlar istemsizce akarken onun beni ilerletmesine müsaade ettim. Yatağa oturmam için beklediğinde ise bedenimi değersiz bir eşya gibi bıraktım oraya. Hıçkırıklar peydah oluyordu. Gözlerimdeki yaşlar buna eşlik ederken Alper'in diz çöküşünü gördüm. Umursamadım. Umursamak istemedim. Gözlerimi kapattım. Düşünmek istediğim tek şey onun kokusuydu. Ciğerlerim kokusuyla dolarsa bütün yaralarım iyileşecekti. O bana gelse her şey bitecekti. Kabulümdü. İntikamı için kullanması bile kabulümdü. Yaşadığım her şeye razıydım. Dünlerimi feda etmiştim aşkına. Yarınlarım da varsın onun olsun dedim. Yaşayacaksam eğer, nefes alacaksam nefesim onun teninde hayat bulacaktı. Yoksa hayat bana haramdı. İçimde öyle büyük bir acı vardı ki bu acı gururumu bile yerle bir edebilirdi. İki günde çektiğim ne kadar acı varsa onun kokusunda son bulması saniyeler sürebilirdi. O olmadan nefes alamıyordum. Aldığım her nefes batarken usulca döktüm göz yaşlarımı. Alper ise sıkı sıkı sarıldı. Yanımda olduğunu göstermek istiyordu. Karşılık verdim sarılmasına. Kapadım gözlerimi. Ona sarılıyormuş gibi davrandım. O yanımdaydı sanki. ' Geçti baharım.' Diyordu. Teselli ediyordu beni. Kokusunu aradım sarılırken. Varlığını hissetmem için kokusu gerekiyordu. Yoktu. Daha çok ağladım. Gözlerimi kapatıp hayaline koşmama ağladım. Onsuzluk canımın parçalarını koparırken onun olmama ağladım. Annemden sonra ilk kez birine bağlanmama ağladım. İhaneti sendeledi ağlamamı. Hıçkırırken sözleriyle duraksadım. Derin derin nefesler alırken yeniden döktüm göz yaşlarımı.

 

Yoktu. Kimsem yoktu. En sevdiğin gidince kalanların anlamı da olmazmış. Kalbim gittikten sonra kalbim olmadan benim yaşamamın ne anlamı vardı ? Yaşamak istesem de yaşayamayacaktım ki zaten. Kalbim olmadan yaşamaya fırsatım da yoktu. Tuğrul bugün değilse yarın *ldürecekti beni. *lüm yakındı. Bir nefes kadar yakındı. Göz yaşlarım bu kez günahsız bebeğim için aktı. Elimizden bir gelecek alınmıştı. Benim, bizim güzel bir hayatımız olabilirdi. Olmayacaktı. Doğmadan hayata veda edecekti benim güzel bebeğim. Babasının kucağına verip 'Bizim, ikimizin canı.' Diyemeyecektim. ' Babanı iyi bir adam seçtim bebeğim.' Diyemeyecektim. Alparslan'ın baba oluşunu göremeyecektim. Bana tattırdığı aşkı bebeğimiz görmeyecekti. Bir başkasının bebeğinin babası olacaktı belki. Benim onun aşkından yanan kalbim bebeğinin küçük varlığı ile yok olacaktı. Ağlamanın etkisiyle omzum kalkıp inerken Alper doğrularak yüzümü avuçlarının arasına aldı.

 

" Hazan. Yeter güzelim. Hadi sakinleşmen lazım."

 

Elleri gözümden düşen yaşları silmeye başladığında başımı sallayarak kurtuldum ellerinden. İşittiğim her söz, tenimdeki her dokunuş bana onu hatırlatıyordu. Zaten aklımdan çıkmak bilmezken anısını duymak kalbimi acıtıyordu.

 

" Güzelim deme bana. Ellerimi de tutma."

 

Gözlerinde bir titreme olurken aramızda mesafe bıraktı. Başıyla bir kabulleniş sergilediğinde iç çektim. Bana o güzelim derdi. Duymak iyi hissettirmiyordu. Ellerimin temizlendiğini de düşünmüyordum. Yanlış anlamıştı belki ama kendimi anlatacak halim yoktu. Burnumu çekerken olduğum yere biraz daha sindim. Canım yanıyordu. Canım çok yanıyordu.

 

Sıkıntılı bir nefes verdiğini duydum.

 

" Hazan, biliyorum bunun için hazır değilsin ama... O biliyor mu ? Bebekten haberi var mı ?"

 

Başımı sağa sola sallarken derin ve kederli bir nefes verdim. Yoktu ama olacaktı. Olması gerekiyordu. Ya ölecektim ya onunla yaşayacaktım. Bana onunla nefes almaktan onun teninde soluklanmaktan başka bir hayat yoktu. İçime oturan acı sözlerini anımsadım yeniden. Gözlerimi kapatırken kalbimdeki acıyı iliklerime dek hissediyordum.

 

" Ne olacak şimdi ? Bir planın var mı ?"

 

Bakışlarım yüzüne kaydığında neyden bahsettiğini düşündüm kısa bir an. Hâlâ aklım tam olarak yerinde değildi ve bunu bile düşünme ihtiyacı hissediyordum. Aklımda kısa bir süre sesi yankılandı. Ne olacaktı şimdi ? Ne olması gerekiyordu? Hayatımın buradan bir dönüşü var mıydı? Yoktu. İçimdeki o ses tekrarladı. Ya onunla olacaktım ya da hiç olmayacaktım.

 

" Ben... Onunla konuşup hamile olduğumu söyleyeceğim."

 

Gözlerinin üzerine seyrekçe dağılan sarı kaşları çatıldı. İrkilerek geriledi daha sonra.,

 

" Hayır. Saçmalama. Bu... Hazan olmaz. Bunu yapamazsın. İzin vermem."

 

Başımı zorlukla dikip ona baktım. Bu da ne demek oluyordu ? Ona karışma hakkını kim veriyordu? Onunla konuşacaktım ya da ölecektim. Başka yolu yoktu bu işin.

 

" Ne saçmalıyorsun ?"

 

Derin bir nefes verip yutkundu. Gözleri kapanıp açıldığında bakışları üzerimdeydi.

 

" Saçmalamıyorum. Olacağı söylüyorum. Onu gördüm. Dün sabah şirkete, babanı görmeye geldi."

 

Dilimde bir kuruluk oluşurken kalbim hızla atmaya başladı. Neden geldiğini ve Tuğrul ile neden konuştuğunu bilmek istiyordum ama onun bakışları bu gelişin pekte hayra alamet olmadığını anlatıyordu. İçimde korku ve endişe peydah oldu. Korka korka sordum.

 

" Sonra ?"

 

Omzunu kaldırıp indirdiği esnada bende kollarıma göz yaşlarımı siliyordum. Bakışları önce yüzümde daha sonra kollarımda gezinirken bıkkın bir ifade ile konuştu.

 

" Babam ve ben odadaydık geldiğinde. Yalnız konuşmak istediğini söyledi . Sonra..." A harfini uzatırken doğrulup bana doğru ki adım attı. " Odadan çıktık. Koridorda beklemeye başladım ben. Neden geldiği belli değildi. Korumalar da yığıldı kapıya tabii. Neyse. Çıktı gitti bir beş dakika sonra. Baban arkasından dağıttı odayı. 'Kızınla yatıyorum.' demiş şerefsiz. Baban delirdi. Zor sakinleştirdik."

 

Duyduklarımın etkisiyle olduğum yere çakılıp kaldım. Ağzım aralanırken kalbime bir bıçak saplandı sanki. Canım acıyordu. Canımın acımaya bile takati yoktu artık. Yorulmuştu. Acı çekmek bile canıma yüktü. Ben bu canı taşımaktan yoruluyordum artık. Tek bir söz daha işitecek takatim kalmamıştı. Sevgisine güvenip inandığım adam beni daha kaç yerimden vurabilir diye iç çektim. Bir can kaç defa vurulabilir kaç yerinden yara alabilirdi ?

 

Kızınla yatıyorum

 

Kızı , o adamın kızı. Sevdiğim kadın değil, baharım değil, güzelim değil, yavrum değil, sevgilim değil, ben sadece o adamın kızıyım . Ben onun hiçbir şeyi değilim. O benim şu hayattaki en değer verdiğim varlığına en çok bağlandığım insanken o... Nasıl yapabilirdi ki bunu ? İnkar etti kalbim. Yine her zaman olduğu gibi inkar etti. O bana bu kadarını yapmaz beni böyle incitmez dedi.

 

Beynim bile duyduklarına inanmak istemiyordu. Bu duyduklarım beynime bile komik geliyordu. Benim her zerrem ona güven duyarken bu sözler güvenimi sarsmak şöyle dursun ; milim oynamasına dahi izin vermiyordu. Bu düşünce ve sözler beni rahatsız ederken başım sallandı.

 

" Hayır. Sus duymak istemiyorum."

 

Ellerim dakikalar sonra ilk kez bedenime değdi. Kapattım kulaklarımı. Gözlerimi sıkıca yumarken başımı sallıyordum. Hayır diyordum. Kabus hepsi. Kabus. İnkar ediyordum yine. Gerçek değildi bana göre. Her zaman ki kaçış yöntemim esir almıştı zihnimi.

 

Alper'in kollarını bedenimde hissettim tam o anda.

 

" Hazan lütfen. Lütfen sakin ol."

 

Ellerimle itmeye çalıştım onu. Bana dokunup sakinleştirmesine ihtiyacım yoktu. Ona ihtiyacım vardı benim. Ona, sadece ona. Bedenim ileri geri sallanmaya başladı. Hayır dedim. Hayır yalan söylüyorsun. O gün de yalan söyledin dedim. Yalandı hepsi. İnkar yetmiyordu. Suçlu arıyordu zihnim. Bütün olanların yükünü yığacak bir suçlu.

 

" BIRAK ! YALAN SÖYLEME BANA! "

 

Hiddetle ayağa kalktım. Canımdaki acının önemi yoktu. Ayaklarım bedenimi zar zor taşıyordu belki ama önemli değildi. Duymaya ihtiyacım vardı. Bütün bunların koca birer yalan olduğunu duymaya ihtiyacım vardı.

 

" Ne olur Alper, yalvarırım bana yalan söyleme !"

 

Dizlerimde güç yoktu. Çöktüm önüne. Serum çöküşümle kolumdan sıyrılırken ılık bir sıvıyla karışık acı hissettim. Umurumda olmadı. Bedenimde o kadar çok acı vardı ki küçük bir iğne yarası acıdan sayılmıyordu. Şaşkın gözlerle izliyordu beni. Beklemiyordu belki de bu tavrımı. Onu tanımadan önceki Hazan çıka gelse o da beklemezdi şu an yaptığım şeyi. Kafam yerinde olsa bende beklemezdim ama şimdi... Onun beni seven bana aşık olan o adam olduğunu duymaya öyle çok ihtiyacım vardı ki kendimi buna mecbur hissettim. Yalan bile olsa, Alper bana yalan da söyleyecek olsa ona yalvarmak istedim.

 

Dizlerini sardı kollarım. Bir yandan gözlerimden delicesine yaşlar akıyordu. Bir yandan da hıçkırıklar bedenimi sarsıyordu.

 

" Yalvarırım, ne olur olmadı de! Seviyor o beni. Çok seviyor. Hem ben... Bende çok seviyorum onu. Yalan değil mi ?Yalan söylüyorsun bana."

 

Hızla yanıma diz çökerken elleri yüzümü sardı. Gözlerine bakmamı sağladığında göz çevresinin kızardığını gördüm.

 

" Yapma Hazan. Sakın. Sakın kimsenin önünde diz çökme. Sebebi her ne olursa olsun yapma bunu."

 

Göz yaşlarımı elinin tersiyle sildiğinde ağlıyordum. Faydasızdı sözleri. Aklımı çoktan yitirmiştim. Kalbim yokluğunda kavrulurken aklım bedenimden gitmişti. İçli bir nefes alırken kapadım gözlerimi. Amansızca feryadımı dile getirdim.

 

" Ben... Ben onsuz yaşayamam ki..."

 

Fısıltıyla karışık çıkmıştı sesim. Yaşayamam diye tekrarladım içimden. Onsuz bir hayat yoktu bana. Varlığı varlığımı öyle bir esir almıştı ki şimdi onun yokluğu imkansız geliyordu. Onsuz hayatım olamazdı ki benim. Onsuz aldığım tek bir nefes dahi kabir azabına bedeldi. O yoksa yoktum. Olmayacaktım.

 

" O kadar çok mu seviyorsun onu ?"

 

Gözlerimin en içine sorgular bir şekilde bakıyordu. Gülümsedim. Burukça da olsa gülümsedim. Elim kalbime gitti. Her şeye rağmen deli gibi onu sayıklayan kalbime gitti. Ritmini hissederek kabulleniş gösterdim. Başım olumlu anlamda sallanırken Alper gözlerini kapatıp derin bir nefes verdi.

 

" Nasıl... Nasıl yaptın bu hatayı Hazan ? Nasıl kandın o adama ? Uyardım seni. Nasıl..."

 

Hızla ayağa kalkıp arkasını dönerek ellerini kafasında birleştirdi. " Ya kafayı yiyeceğim. Nasıl bu kadar kör oldun Hazan ? Hiç mi düşünmedin ? Sen... "

 

Bakışları yeniden beni bulduğunda gözlerim bir noktada sabitlenmişti. Onun sorduğu soruları kendime sorup suçlayacak mecalim yoktu ki. Ben onsuz yaşayamayacağımın derdindeydim. İçimde bir ses ' Eğer hataysa bile yaptığın en güzel hata. ' diyordu. Ona hak vermekten geri duramıyordum. Yanlıştı. Biliyordum ama bilmeme rağmen kendime engel olamıyordum.

 

" Sen o adamla... Nasıl bu kadar ileri gidebildin ? Hazan hiç mi düşünmedin ? Ne olacak şimdi ? Dünden beri gram uyku uyumadım. Sabaha kadar gözümü kırpmadan düşündüm. Ben seni nasıl kurtaracağım Hazan , sen kendine nasıl kıydın böyle ?"

 

Yeniden diz çöküp yüzüme baktığında gözlerinde öfke hakimdi. Kaçırdım bakışlarımı. Haklı olması canımı yakıyordu. Ona bakacak tek kelime edecek yüzüm yoktu. Bakışlarımı ondan uzak tutmak tek kurtuluşumdu.

 

" Eğme başını. Ne hata yaparsan yap eğme."

 

Elleri yüzümü bulduğunda başımı kaldırmak için niyetlendi. Engel olamadım. Sinirliydi bakışları. Kızgındı bana ama ona rağmen gülümsedi. Yutkunurken karşılık vermeye çalıştım gülüşüne. Tebessümü büyürken derin bir nefes verdi.

 

" Bundan sonrası için... Konuşacağız. Biliyorum korkuyorsun babandan. Ben halledeceğim. Merak etme. Her şey yoluna girecek."

 

Yüzüme büyük bir gülümseme yayıldı. Her şey gerçekten yoluna girebilecek miydi ? İçime bir sevinç dolarken kollarımı dolayıp sarıldım ona. Halledecekti. Kabusum son bulacaktı. Sevdam yüreğimde değil yanımda olacaktı. Ben ona kavuşacaktım.

 

" Teşekkür ederim. Teşekkür ederim. Ben... Ben onunla konuşurum olur mu ? O kısmı halledeceğim. Merak etme Alper ben... Ben çok mutlu olacağım."

 

Elleri sarılmamla sırtımda birleşmişti. Ellerinin gevşediğini hissettim. Yavaş yavaş bedenimden ayırdı bedenini. Ben hâlâ gülümseyerek ona bakarken o sıkıntılı bir halde bakıyordu. Yüzüne bir keder oturdu.

 

" Hazan..." Sıkıntılı bir nefes verdi. " Senin onunla bir geleceğin yok. Halledilecek bir şey de yok."

 

Başımı sağa sola sallarken yalvarırcasına bakıyordum gözlerine. Vardı. Olmak zorundaydı. Yoksa hayatta yoktu. İçimde ona ait bir can varken bizi birbirimize bağlayan kanlı canlı bir hayat yeşerirken nasıl ayrı hayatlarımız olabilirdi ki ?

 

" Hayır. Yalan söyleme. Var. Hamileyim ben. " Ellerim ellerini bulduğunda elini karnıma götürdüm. Ben bile dokunmaya varlığını hissetmeye korkarken o hissedip bilsin istedim.

 

" Bak , burada ikimize ait bir şey var. Küçük, küçücük bir bebek. O öğrenecek." Başımı olumlu anlamda sallarken yaşlar akmaya devam ediyordu. " Bizim bebeğimizi bilecek. Her şey geride kalacak sonra. Unutacağız hepsini."

 

Gözlerinde inanmaz bir ifade oluşurken bakışlarını kaçırdı. Sıkıntılı bir nefes verdiği esnada yutkundum.

 

" Bakma öyle ne olur ! Çok mutlu olacağız biz. Gerçekten çok mutlu olacağız."

 

Bakışları yeniden bana dönerken elini karnımdan çekti. Ellerim orada asılı kalırken yüzümde şaşkın bir ifade vardı. Onun mavi gözlerinde ise saf bir öfke belirdi.

 

" Hayır. Olmayacak böyle bir şey. O şeyden kurtulman gerekiyor. Yaşaman için ondan kurtulman gerekiyor."

 

Ağzım şaşkınlıkla aralanırken kaşlarımı çattım. Bana bunu nasıl söyleyebilirdi ? Alparslan olmadan, bebeğimiz olmadan nasıl yaşayabilirdim ? Beraber ölüme gidecektik. Anneannesine söz verdim. Ben ya onunla yaşayacak ya anneme kavuşacaktım. Başka çıkar yolu yoktu. Bebeğimizden nefretle söz etmesini düşünmek bile istemezken ifademi sertleştirdim.

 

" Alper, lütfen kendine gel. Benim böyle bir şey yapabileceğimi nasıl düşünürsün ? "

 

Sinirle gülümserken ayağa kalktı. Tam karşımda durup kaşlarını çattı.

 

" Ya ne yapacaksın , doğuracak mısın ?"

 

Ellerimi açarak omuz silktim. Ölmeyi beceremiyorsam tek çıkış yolum buydu. O olmadan yaşamak gibi bir lükse de güce de sahip değildim.

 

" Hazan, hayal dünyandan çık. " İşaret parmağı karnıma doğrulduğunda yüzünü iğrenir bir ifade sardı. " O adamın çocuğunu doğuramazsın."

 

Güçlükle elimi yatağa dayayarak ayağa kalktım. Tam karşısına dikildiğimde kasıklarıma bir sancı çöktü. Aldırış etmedim. Beni sinirlendiriyordu. Saf bir sinir bedenime dolmaya başladı.

 

" Buna sen karar veremezsin."

 

Gülüşü büyürken beni baştan aşağı süzdü.

 

" Ölmek mi istiyorsun ?"

 

Kaşlarım çatılırken bir iki adım geriledim. O yoksa zaten ölüydüm. Görmüyor muydu halimi ? sözlerini sorgulamaya başladığım esnada ise yüzümde sorgular bir ifade peydah oldu.

 

" O ne demek ? O yoksa zaten ölüyüm." Ellerimi kendime doğrulttum. " Görmüyor musun halimi?"

 

Güldü. Sinirli bir ifadeyle gülerken işaret parmağını bana doğrulttu. " Öyle bir adama nasıl bu kadar aşık oldun aklım almıyor. Ne yaptın sen ? Kanlı para kazanıyoruz diye her fırsatta bana , babama hatta babasına nefretle bakan Hazan'a ne yaptın ?"

 

Duraksadım. Ne dediğini idrak etmeye çalıştım. Beynimde sözleri yankılanmaya devam ederken derin bir nefes vererek konuşmaya devam etti.

 

" Benim tanıdığım o masum Hazan'a ne yaptın ?"

 

İfadem sinirle dolarken öne atıldım. Haddini aşıyordu. Alparslan'la evlilik dışı ilişki yaşamam ya da hamile olmam onu bu konuda yorum yapmaya itmezdi. Sözlerinin bir sınırı vardı ve o sınırı hatırlaması gerekiyordu.

 

" Haddini bil Alper. Lütfen... Ben seni kırmak istemiyorum. Tamam mı ? Beni buna mecbur etme."

 

" Kırılacağın hiçbir şey söylemiyorum sana. Mal satıyoruz diye bize demediğini bırakmazken kuş gibi insan avlayan aşağılık herifin teki için göz yaşı döküyorsun karşımda. Sence bu yaptığın normal mi ?"

 

Kuş gibi insan avlayan aşağılık herifin teki...

 

Benim sevdiğim adam...

 

O...

 

Aşkından kül olduğum sevgilim...

 

Ne saçmalıyordu bu ? Neyden bahsediyordu ? Buz kestim. Olduğum yerde donup kaldığım esnada beynimin içinde Alper'in sözleri yankılanıyordu. Beni onun için uyarırken neyi kast ettiğini düşündüm. Sözleri uyarısıyla eşleşirken Tuğrul ve intikam mevzusu kafamın içinde dönmeye başladı. Gözlerim yavaş yavaş kapanırken sıkıntılı nefesler alıyordum. Dilimle dudaklarımı yalarken bir yandan da ısırıyordum. Yutkundum sonra. Dediklerini sindirmeye çabalıyordum. Çabam sonuçsuz kalıyordu. Düşüncelerle boğuşurken dudaklarımdan istemsiz birkaç kelime döküldü.

 

" Ne dedin sen ?"

 

Gözlerim hâlâ kapalıydı. Alper'in kıkırtısını duyarken yüzündeki ifadeyi tahmin edemedim.

 

" Katil dedim. Tetikçi. Bilmiyor gibi davranma. O adamın nasıl baba olabileceğini düşünürsün Hazan ? O Şerefsiz psikopat. Manyağın teki. Öyle tehlikeli biriyle nasıl mutlu olacaksın ? Onun silahı bir gün seni ya da çocuğunu bulmayacak mı sanıyorsun ? Onunki bulmasa başkası size silah çekmeyecek mi ? Öyle bir adamdan çocuk mu yapılır, aklını mı kaçırdın sen ? "

 

Derin derin nefesler alırken sindirebilmem için her geçen saniye yeni cümleler kuruyordu. Ben daha ilk cümlesini sindirememişken o bana nelerden bahsediyordu ? Neydi bu duyduklarım ? Kalbim hızlı hızlı atarken olduğum yere çakılı kaldım. Canım yanıyordu. Çok canım yanıyordu. Canımda yanacak yer kalmadığı için bütün yükler birbirine binmişti. Ellerim sıkıntıyla saçıma gitti. Nefes alamadım bir an. Aklımda bazı cümleler yankılandı sonra.

 

" Şimdiye kadar benden duyduğun tek gerçek bu."

 

" Arslan kardeşlerden Alparslan ile görüşmek istediğini söyle. Numarayı nereden buldun derse Nişancıdan aldım dersin."

 

Bu duyduklarımı düşünmeye bile vaktim olmamıştı. Şimdi beynimde bunları tartınca...

 

Bütün taşlar yerine oturdu sanki. Beynimin her bir köşesinde sinir uçlarıma beyaz birer ışık vurdu. Yutkunamadım. Bu sözlerin gerçek olması beni sarsarken Alper benden bir cevap bekliyordu. Cevabım umutsuzca sıyrıldı dudaklarımdan.

 

" Ne dediğini... Anlamıyorum."

 

" Anlamıyor musun , anlamak mı istemiyorsun ? "

 

Gözlerim öfkeyle açıldı. İçim yanıyordu. İçimdeki acı sabrımı zorluyordu. Bilmem gereken ne varsa duyacaktım bugün. Tam şu an burada bilecektim. Bundan kaçışım yoktu. Kaçmanın bir manası da yoktu.

 

" Alper yeter. Anlamıyorum. Açık ... Konuş."

 

Gözlerini kısarken yüzünde sorgular bir ifadeye yer verdi. Dudakları bir iki kez aralanıp kapandı. En sonunda yutkunduğunda fısıltı ile karışık konuşuyordu.

 

" Bana bilmediğini söyleme."

 

Acı bir tebessüm yayıldı yüzüme. Bilmiyorum... İçimde ondan bir can oluşturacak kadar ona güveniyorum ama onu bilmiyorum. Ne kadar aptalsın diyorum kendime. Aptalın zavallının tekisin diyorum sonra. Zavallı olduğumdan söz ediyorum. Aptal bir zavallı.

 

" Bilmiyorum."

 

İfadesindeki şaşkınlık büyüyor sonra. 'Deli misin ? ' Diyor sanki bana. 'Bunu bilmiyor olamazsın' der gibi bakıyor. Yüzünde öyle bir şaşkınlık var ki sanki beni o değil de bir başkası uyardı. Başımı yavaşça sola eğerek kabulleniş gösteriyorum. Evet diyorum. Bilmiyorum diyorum. Gözlerini kapatıp açarken sinirle soluyor.

 

" Hiç tanımadığın bir adamdan hamilesin. Öyle mi ?"

 

Cevap vermiyorum. Veremiyorum daha doğrusu. Buna verebilecek bir cevabım yok çünkü. Bana tanıttığı Alparslan ile en son gördüğümdeki Alparslan çok farklı. Üstelik işittiğim her söz bu farkı çoğaltıyor. Derin derin nefesler alırken kendimi duyacaklarıma hazırlıyorum. Duyduklarımın ve yaşadıklarımın bana ölümden başka çıkış yolu bırakmayışına tanıklık ediyor zihnim. Duy diyorum kendi kendime. Duy ve bil. Bil ki ölüm bilinmezliklerle sarmasın seni.

 

" Silah... Silah ticareti yapıyor. Bütün Avrupa'ya, Asya'ya... Dünyanın her yerine silah ve patlayıcı satıyor. Sadece satmıyor. Üretiyor. El altında tonla fabrikası var. En büyüğü İspanya'da. O şirketler, oteller, hastaneler... Ne varsa hepsi paravan. Herif silahtan parayı öyle bir kırıyor ki holdingi o paraları temize çekmeye yetmiyor. Bağış geceleri, müzayedeler, sanal yatırımlar... Her türlü yolu kullanıyorlar. Hani hep diyorsun ya ' sizin paranızda kan var ' diye. Bu şerefsiz parasını kandan üretiyor."

 

Çakılıp kalıyorum olduğum yere. Benim dünyam duyduklarımla duruyor. Zaman duruyor. Sevdiğim adam diyorum. O benim sevdiğim adam. Onu bu kadar yanlış tanımam mümkün değil ki. Ben onu otururken çime basmamaya dikkat edecek kadar merhametli biri olarak tanımışken şimdi bu duyduklarım... Bunlar bana öyle ağır geliyor canımı öyle bir yakıyor ki sendeliyorum. Zaten bedenimi taşımakta güçlük çeken ayaklarım duydukları karşısında sekteye uğruyor.

 

Tam bu esnada Alper öne atılarak elimi tuttu. Düşecek gibi olmamı fark etmiş olmalıydı.

 

" Dur. Sakin. Otur şöyle."

 

Kollarımı tutarak yatağa oturmama yardım etti. Bu esnada soluklarım bedenimi esir almıştı. Nefes almak dışında bedenimin gerçekleştirdiği tek bir fiil yoktu. Düşüncelerim durmuştu. Düşünmek beynime öyle ağır bir külfet gibi geliyor ki ben düşüncelerimi susturmayı başarıyorum. İçimde tek bir ses bile yankılanmazken gözlerim duvarda bir yere bakakalıyor. Donup kaldığımda Alper 'in önümde yeniden diz çöktüğünü görüyorum ama nafile. Bedenim burada olsa da ruhum başka diyarlara yolculuğa çıkmış. Beynim yok, içimdeki sesler yok, tuhaf; çok tuhaf ki kalbimin atışı bile yok. İçimde duyduğum tek bir ses bile yok. Bu sessizliği Alper 'in sözleri bölse de o sesler bile ruhuma erişemediği için çok umursamıyorum. Duymakla yetiniyorum.

 

" Hazan o... O bebekten kurtulman gerekiyor."

 

Ellerimi tutmaya çalıştı. Engel olamadım. Tepki verecek halim yoktu. Öylece duruyordum kaldığım yerde. Kalakalıp ihanetimi bile sorgulayamadığım o yerde öylece duruyordum.

 

" O adamdan baba olmaz. Kendine bu kötülüğü yapma."

 

O adam... Ondan baba olmaz. Ben onu baba yapma hayali ile tutuşurken o baba olmayı hak etmeyecek biri miydi ? Neredeydi benim sevdiğim adam ? Tanıyıp aşık olduğum adam duyduğum adam değildi. Bir kalp en fazla kaç yerinden kırılabilirdi ? Hangi bir derdime yanacaktım ben ? Omuzlarımdaki yükler kambur etmişti beni. Bedenim savruluyordu. Öl*m dedim yeniden. Tek yol bu. Ne düşünüyordu ki Alper? Bedenimden ondan bana kalan tek parçayı aldığında benim için yaşamanın bir anlamı kalacak mıydı ? Alper onsuz yaşayabileceğimi nasıl düşünürdü?

 

" Hayır. Asla. Ya onunla olurum ya da onunla öl*rüm."

 

Kaşları çatılırken ifadesi sertleşti. Mavi gözleri korkulu bir şekilde bakıyordu.

 

" O adam için *leceksin, öyle mi ? "

 

Başım istemsizce kabulleniş gösterirken içimden tekrar ettim. Evet dedim. Evet öl*ceğim. O yoksa hayat yoktu. O yoksa bana bu dünyada nefes yoktu. Hiçbir çıkış yolum yoktu. Görmüyor bilmiyor muydu ? Onun olmadığı bir hayatım zaten yoktu. Olamazdı. O eve dönersem Tuğrul bana neler yapacaktı ? Kenan... O şerefsiz ile aynı evde nasıl yaşayacaktım ben ? Beni hayata bağlayan tek insan koca bir yalanken o evde yaşamakla nasıl baş edecektim ? Beynimin içinde sorular yankılanırken derin derin nefesler alıp verdim. Başımı yukarı kaldırıp daha çok çektim havayı içime. Aldığım nefes yüklerimi taşımaya yetmiyordu. Aldığım nefes bana haram olmaktan öteye gitmiyordu.

 

" Hazan. O p*ç... Bak anlamıyorsun. İki aylık... Karnındaki bebek, 8 Haftalık."

 

Bakışlarım aniden ona dönerken yüzümde acı bir tebessüm oluştu. Küçük bebeğim... Benim küçük Bahar'ım, Belki de oğlum... İki aylık... Farkında olmadan bunca zaman bedenimde taşımışım onu. Zihnimde en başından beri içimde olduğu yankılandı. Biz birlikte olalı neredeyse iki ay olmuştu. Şu an ki tarihi bilmesem de onun olduğum hafta hatta belki de ilk kez bedenimi ona teslim ettiğim gün olmuştu. O günden beri bebeğim yanı başımdaydı. Sevdiğimin canı iki aydır canımda saklıydı.

 

İçimden anneme seslendim. ' Anne ... ' dedim. 'Duydun mu ?' dedim. Benim varlığına bile alışamadığım evladım iki aydır canımın içinde saklıymış. İki aydır babasına her gidişimde o da bizimleymiş. Biz farkında olmadan aile olmuşuz dedim. Sevdiğim adam kalbime çiçekler getirmekle kalmamış karnıma da kendi çiçeğini yerleştirmiş. Şimdi bu duyduklarım da neyin nesiydi böyle ? Hepsi yalandı değil mi ? Hepsi koca birer yalan. Yutkundum. Gözümden düşen bir damla yaşı silerken gülümsedim. Birazdan her şey bitecekti. Şu kapıdan çıkıp bebeğimin babasına gidecektim. O bizi sarıp sarmalayacaktı. Benim onun gönlünden başka sığınacak yerim yoktu.

 

Ayaklandığımda Alper önüme geçerek durdurdu beni.

 

" Dur. Nereye ?"

 

Gülümsedim. Gülüşüm büyürken sarıldım ona. Yanaklarına küçük birer buse bıraktım. Çocukluğumuzda olduğu gibi. Çocukken yaptığımız gibi.

 

" Her şey için teşekkür ederim Alper. Şimdi gitmem gerekiyor ama... Küçük bebeğim doğduğunda onu dayısıyla tanıştırmaya getireceğim."

 

Ayaklarım adım attıkça acısa da umursamadan kapıya yöneldim. Bu esnada Alper kolumu sertçe tutarak durdurdu beni. Gözlerimin içine öfkeyle bakıyordu.

 

" Hayır. Hiçbir yere gitmeyeceksin. Aldıracağız o bebeği. Başka yolu yok."

 

Başımı sağa sola sallarken elini tutarak karnıma götürdüm. Hissetsin istedim . İçimde aşkımızın meyvesi vardı. Canımda canımın sahibinden bir parça vardı. Görsün istedim. Söylemesin diye. Bana şu lanet cümleyi kurmasın diye elini karnıma bastırdım. Onun bendeki yerini görüp bilsin ki evladına kıyamayacağımı anlasın istedim.

 

" Bak, burada ondan... Bizden bir parça var." Başım sağa sola sallandı yeniden. Gözlerimden yaşlar akıyordu. " Yapamam Alper ben... Ben ona kıyamam. O olmadan yaşayamam da. Görmüyor musun aşkımı ? Hissetmiyor musun ?" sesim fısıltıyla karışıkken yalvarır gibi çıkıyordu.

 

Bu kez başını sağa sola sallayan Alper'di. Sinirle solurken elini karnımdan çekti. Ellerimin boşta kalışı ile afalladım.

 

" Hayır. Sen... Benim tanıdığım Hazan kendine bunu yapmaz. Katil o adam. Katil. Kendi kaderini çocuğuna mı yaşatacaksın ? Babanın seni dövdüğü gibi o da senin evladını dövmez mi sanıyorsun ? Hazan sen salak mısın ? Ne yaptın aklına, zekana ne oldu senin ? Kendine gel artık. Kabullen. Aşık olduğun adam da aşkında sahte senin."

 

Başım sağa sola sallandı yeniden. Hayır dedim. Hayır hepsi gerçek. Her şey , yaşadığım her şey gerçek. Ne hissettiğimi ne hissettirdiğini göremeyecek kadar aptal değilim ben. Aşık olduğum adamı hiç tanıyamayacak kadar aptal değilim.

 

" KES ARTIK ŞUNU !"

 

Duymak istemiyordum bunları. Duymak iyi hissettirmiyordu ki. Bana bunu neden yapıyordu ? O olmadan nasıl kavrulduğumu görmüyor muydu ? Nasıl bile bile devam edersin Alper ? Nasıl... Ellerim saçlarımı yolarcasına sararken arkamı döndüm. Ruhumdaki acıyı anlatacak kelimeler dilime dökülemiyordu. Ben bu acıyı anlatacak kelimeler bulamıyordum. Ömrümün sonuna dek göz yaşı döksem hafiflemezdi. Ölene dek hiç susmadan bağırsam içim soğumazdı. Boğazımda bir yumru vardı ben... Ben onu bir milim bile oynatamıyordum. Dayanamıyordum artık buna. Aklım terk ediyordu beni. Hissediyordum yavaş yavaş zihnimin gidişini.

 

" KESMİYORUM! KENDİNE GEL ARTIK !"

 

Alper de bağırmaya başlayınca gözlerimdeki yaşlara hıçkırıklar eşlik etti. Dayanamıyordum bu yüke. Ayaklarım birbirine dolanıp bedenimi sarsarken koluma girdi. Sarıldı sonra. Saçlarımdaki ellerimi özenle çekip saçlarımı okşamaya başladı.

 

" Yapma Hazan. Kurban olayım yapma."

 

Sesindeki tını yalvarmaktan öteye gidemiyordu. Bende yalvardım kendime. Yapma dedim. Yapma Hazan. Olmaz. Haklıydı o. Haklı olması ciğerimi dağlıyordu. Bu acıya engel olmak istiyordum ama çabalarım boşa çıkıyordu.

 

" Olmaz.. Alper ben... Yapamam... Onsuz olamam."

 

Kalbimdeki gerçekler dilime dökülüyordu. Gönlüm pare pare savrulurken içimi dağlayıp acımı yinelemekten başka bir şey gelmiyordu elimden. Elleriyle yüzümü avuçlayıp ona bakamı sağladı. Bakışlarında kararlı bir ifade vardı.

 

" Olursun. Olmak zorundasın. Söz veriyorum sana. Seni o evden de o hayattan da kurtarırım. Bana güveniyor musun ?"

 

Başım istemsizce sallanırken burnumu çektim. O bu esnada gülümsüyordu. Güvendiğimi bilmek iyi hissettirmiş olmalıydı. Alper 'e güveniyordum. O benim çocukluğumdu. Aramıza mesafeler de soğukluk da girse onu bir ömür görmesem de bendeki yeri değişmezdi.

 

" Güzel. Şimdi... Yapman gereken tek şey ondan kurtulmak."

 

O ... O derken bakışları karnımdaydı. Bebeğimiz... Benden ona kıymamı istiyordu. Sallandı başım yeniden. Hayır dedim kendi kendime. Hayır. Asla. Anne olmaya hazır olmasam da bu benim kendi evladıma kıyacağım anlamına gelmiyordu. Birlikte öl*rdük. Öl*m ayıracaksa bizi birlikte alırdı Azrail nefesimizi.

 

Başımın sallanışını görmesiyle sıkıntılı bir nefes verdi.

 

" Hazan yeter. Daha ne olması gerekiyor ? O adamdan vazgeçmen için ne olması gerekiyor ? Sana söyledim. Pis işlerle uğraşıyor. Benden ,babandan daha kanlı elleri. Daha zalim daha acımasız. Öyle bir adam baba olabilir mi ?"

 

Başımı salladım yeniden. Gözümün önüne Elif ile olan anları geldi. Gülümsedim sonra. Olur dedim içimden. Onun kalbi öyle büyük ki bebeğimin varlığı o kalbi doldurur dedim.

 

" Bilmiyorsun ki... O Yeğenini nasıl koruyup seviyor bilmiyorsun. Benim... Bizim bebeğimizi de sevecek Alper. Çok sevecek."

 

Sesim fısıltıdan ibaretti. İnanarak dile getiriyordum sözlerimi. Olacağına öyle bir inanıyordum ki gözlerimin önündeki gerçekler bile buna inanmama engel olamıyordu. Alper'in ifadesi sekteye uğrarken bakışları karardı. Sinirle soludu bu esnada.

 

" Sevmeyecek. O kız... Onun babası... Arslan Tufanlı. Namı diğer Nişancı. " Dudaklarından küçük bir kıkırtı peydah olurken benim kaşlarım çatılmıştı. Daha önce duyduğum bir kelimeyi onun ağzından işitmek gerçekleri yeniden gözlerimin önüne sermişti. Derin bir nefes vererek devam etti.

 

" Nişancı Orta Doğu'da kullanılması için özel olarak patlayıcı üretiyor. " sıkıntılı bir nefes daha vererek devam etti. " O küçük kız kanser oldu. Kim bilir hangi günahsız çocuğun ahı ondan çıkıyor."

 

Elif'in kanser olduğunu biliyordu. Onun hayatına dair bu kadar çok bilgiye sahip olması sözlerinin doğruluğunu gözler önüne serse de aklım anlamak bilmiyordu. Duyduklarımı idrak edecek halde değildim. Doğru olması beynimde olanları tartıp biçeceğim anlamına gelmiyordu. Bunları kaldıracak gücüm yoktu. Beynim inkar ederek hayatta kalmaya çalışıyordu. Aklımın yerinde kalmayı başarmasının tek nedeni buydu. Bütün bu söylediklerini duymazdan gelmeye çalıştım.

 

" Bu ... Ben bunları duymak istemiyorum."

 

Saçlarım ellerime dolanmıştı. Sıkıntıyla onları birbirine geçiriyordum. Alper ise benden bir iki adım uzaklaşarak cebinden bir paket çıkarmakla meşguldü. Sigara dudaklarına yerleştiğinde beklemeden onu ateşe verdi. Ben bu esnada ellerimle saçlarımı yolarcasına çekiyordum.

 

" Kandır kendini. Bu gerçeği değiştirmez. Hem..." Bakışları bana döndü. Sinirli görünüyordu. " Her şeyi geçtim. O adi şerefsiz babandan intikam almak için kullandı seni. Yetmedi babana açık açık 'Kızınla yatıyorum.' dedi. Sen hâlâ nasıl güveniyorsun bu adama Hazan ? Hiç mi aklın yok? "

 

Duraksadım birkaç saniye. Evet dedim içimden . Haklısın diyerek yineledim. Haklıydı. Ne dese haklıydı. Sol yanıma söz geçmiyordu. Beynim ve ruhum bir fikir ayrılığı yaşıyordu şimdi de. Beynim ona hak vermeye çalışıyor ruhum ise kendisini yitirmemek için savunma mekanizmasını açıyordu. Ama bu olanların hiçbiri ona olan aşkımın azalmasına ya da güvenimin sarsılmasına neden olmuyordu.

 

" Alper... Lütfen yapma bana bunu."

 

Başını inatla salladı.

 

" Yapacağım. Anlatmaya devam edeceğim. Sen gerçeği görene kadar hiç susmayacağım Hazan. Sen bana annemin emanetisin. O... " Duraksadığında gözleri dolmaya başlamıştı. Belli etmemek adına arkasını döndü. Ben yutkunarak olduğum yerde kalırken o derin bir nefes verip başını havaya dikti. Sigarasından uzun bir fırt çekip soluduğunda konuşmaya başladı.

 

" Annem eskiden... Sema abla gittikten sonra yani... Felç geçirmeden önce... Kendi evladı gibi severdi seni. Ablamdan ayrı tutmazdı. Şimdi görüyorum. Bakışlarıyla seni soruyor bana. Ablamı soruyor. İyiler diyorum. Ablam için yalan söylüyorum. Biliyor ama ses edemiyor. Şimdi sen diyorsun ki ' Alper annene benim için de yalan söyle . Bende yokum. Bende gideceğim.' "

 

Yeniden bana döndüğünde bakışları hüzün doluydu. Mavileri buğulanmıştı.

 

" Bana bunu yapma Hazan. Bana aynı acıyı ikinci kez yaşatma. Senin yokluğunu da kaldıramam. Anlıyor musun ? Hayatımda değer verdiğim üç kadın var. İkisini kaybettim. Annem nefes alan bir ölüden farksız. Ablam desen... " Sigarasını uzun uzun içine çekerek devam etti. "Ben yıllardır annemin sesini duymuyorum. Ablama şımaramıyorum. Bir sen varsın Hazan."

 

İki koca adım atarak dibime geldi. Ellerimi avuçları arasına aldığında gözlerinden bir damla yaş süzüldü.

 

" Sen de gitme. Kurban olayım bırakma beni."

 

Ellerim titrerken nefesim kesildi. Şükran Teyze... Kalbime ona olan özlemim yansıdı. Sapsarı saçlarını hatırladım. Güneş gibi tenini. Üzümlü keki canlandı hafızamda. Her sabah bana özenle yaptığı o üzümlü keklerinin tadını hatırladım. İçime dolan özlem zaten hali hazırda ıslak olan gözlerimden süzüldü. Ellerini bırakıp sarıldım ona. Çocukluğuma sarıldım. Dostluğumuza sarıldım. Kaybettiklerime; anneme ve Şükran Teyzeme sarıldım. Gözlerimden yaşlar damla damla süzülürken Alper fısıldayarak konuştu.

 

" Söz veriyorum her şey geride kalacak."

 

Bedenlerimizi ayırırken içli bir nefes verdim. Kabullenmem gerekiyordu bazı şeyleri. Düşünmem gerekiyordu. Bunun için ise ondan bütün gerçekleri duymaya ihtiyacım vardı. Alper haklıydı. Belki de annelerimizi ve çocukluğumu anımsamak getirmişti aklımı başıma ama o haklıydı. Buna bir yerden başlamam gerekiyordu. Bu sona bir yerden başlamak zorundaydım.

 

" Annem... Ya da Şükran teyze... Benim yerimde olsa ne yapardı ?"

 

Yüzümü avuçları arasına alırken gözlerime bakıyordu.

 

" Annem de annen de kocasını sevmiyordu. Hatırlıyor musun ? Beraber gizlice dondurma yemeye kaçmıştık. Dönüşte bizim evin bahçesinde annemleri ağlarken görüp korkmuştuk. Kaybolduk sanıp ağlıyorlar diye ağlamaya başlamıştın sen. "

 

Başımı olumlu anlamda salladım. Nasıl unuturdum ki o günü ? Annemin ay teni solmuştu. Ağlamaktan gözleri kızarmıştı. Ağlayarak korkuyla gidip sarılmıştım ona. 'Korkma annecim kaybolmadım. Alper'le dondurma almaya gittik. ' demiştim. Annem ise hiç kızmayıp kucağına almıştı beni. Ben onun ay teninden yaşları silmiştim minik ellerimle. O ise yaşlı gözlerine aldanmadan öpe koklaya sevmişti beni.

 

" O gün... Baban anneni dövmüş. Annen dayak yediği için kaçıp bizim eve gelmiş."

 

Duyduklarımla ağzım aralanırken içime büyük bir öfke düştü. Anneme vurduğu anlar hayal gibi de olsa hafızamın derinlerinde vardı. Duymak o yüzden şaşırmama sebep olmamıştı. Kaşlarım havalandı daha sonra. O da küçüktü. Nereden bilebilirdi ?

 

" Sen... Nereden biliyorsun ?"

 

Gözlerini kapatıp açarken sıkıntılı bir nefes verdi. " Annem... O gün annene yardım edip onu eve aldığı için akşam babamdan dayak yedi. Oradan biliyorum."

 

Kalbim teklerken içim acıyla doldu. Anneme yardım ettiği için zarar görmüştü. Hayata suç atarken ne kadar da kolaya kaçıyorduk. Belki de Şükran teyzenin bu halinin tek sebebi kızının gidişi değildi. Yılların birikimiydi. Ahmet amca da Tuğrul'dan farksız değildi. İkisi de sorunlu babalardı. Seçil ablanın boyun eğmeyişleri aklıma düştü. Küçükken imrenirdim ona. Şükran teyze gibiydi ama annesinin başkaldıran haliydi. O başkaldırdığı için mutlu bir hayat sürüyordu belki de ama annesi...Derin bir iç çektim. Gözlerimden yaşlar sicim gibi akarken özensizce sildim onları. Dudaklarım titriyordu.

 

Şimdi sıra bendeydi belki de. Ya kaderime razı gelecektim ya başkaldıracaktım. Alper özensizce dağıttığım yaşları büyük bir özenle temizlerken kapattım gözlerimi.

 

" Sana son bir şey soracağım şimdi." Derin bir nefes verdiği esnada onun temizlediği yaşlara yenilerini ekliyordum." Annenin kaderini mi yaşamak istiyorsun ?"

 

Yutkunamadım. Duymaktan en çok korktuğum söz buydu. Kızlar annelerinin kaderini yaşar derler. Benim en büyük korkum Tuğrul gibi bir adamın karısı olmaktı. Kızıma öyle bir baba vermekti. İçimde bir parça öyle bir koptu ki Alper bu sesi duydu mu diye gözlerine baktım. Merakla inceledim gözlerini. Fark ediyor mu acımı diye merakla inceledim.

 

" Alper..."

 

Dudaklarım titriyordu. Yapmak istiyordum. İçimden bir ses ' Seçil mi olacaksın yoksa Şükran Mı ?' diye sorarken ben yalnızca aşkımı zikrediyordum. İşte tam o an anladım ki Seçil olmak o kadar da imrenilecek bir şey değilmiş. Cesaret gerektirirmiş. Zormuş. Yalvaran kalbimin sözleri dilime dökülürken içli bir nefes verdim.

 

" Ben... Ben onsuz yaşayamam ki."

 

Acı bir tebessüm yayıldı yüzüne. Ben hıçkırığımı yutmaya çalışıyordum. Daha fazla ağlamamak için direnmeye çalışıyordum. Olmazdı ki. Gücüm kalmamıştı benim. Ona ve ondan kalan emanetine sahip olmadan nasıl yaşayacaktım ? Tek nefeslik canım kalmıştı. Ben o dergiyi gördüğüm andan beri tek nefeslik canımı tüketmeye uğraşıyordum. Şimdi o tek nefes bana yeni bir hayat mı sunacaktı ? Mümkün değildi.

 

" Yaşarsın. Yaşamak zorundasın."

 

Ellerini yüzümden çekip sarıldı. Sarılmasına karşılık verirken kalbime veda etmeye çalışıyordum.

 

Bir günde hayatım mahvoldu. Sadece bir gün önce varlığını öğrendiğim cana veda edecektim şimdi. Aşkımızın yalan oluşuna inanışım gibi içimdeki canın bana ait olmadığına inandıracaktım kendimi. Onun için yapacaktım bunu. Onun için onu hayattan koparacaktım. O benim kaderimi ben annemin kaderini yaşamayayım diye yapmam gerekeni yapacaktım. Bugün.... Bugün benim hayatımın en zor günüydü. Kendi evladımın katili olacaktım. Bir kez olsun cesur olmayı deneyip boyun eğmeyecektim kaderime.

 

Kendi kaderimi kızıma vermemek için uzun uzun veda ettim kalbime. Anneme sayısız sözler verdim içimden. Bir hiç uğruna hayatımı bitirmektense o tek nefeslik canı tüketene kadar direnecek bunu yaparken de bir masumun ahını almayacaktım.

 

Ben yalnızca doğru olanı yapacak kalbimi ve aklımı bir kenara bırakacaktım.

 

Alper bana bilmem gereken her şeyi anlatmıştı daha sonra. Uzun ağlamaların ve öfke krizlerinin sonunda onu düzgünce dinlemiştim. Dayı, onun baba yerine koyduğu ve saygı duyduğu adam...

 

Hakkında yazılan haberleri gösterdi bana. Yirmi yıl sekiz ay önce çalıştığı atölyeyi içindeki insanlarla birlikte yakmış. Müebbet hapis yemiş. Sadece sekiz yıl hapiste kalmış. Daha doğrusu Alper'in sözlerine göre hapisten kaçarak kimliğini değiştirmiş. Bunda Alparslan'ın babası Kürşat Tufanlı'nın payı varmış. Öğrendiğim hiçbir şeye şaşıramıyordum artık. Benim bütün hayatım koca bir yalandan ibaretken neye şaşırmaya hakkım vardı ki ? Yapmam gerekeni yapıp onu hayatımdan tamamen çıkaracaktım. Ölüm benim için bir seçenek olamazdı artık. Anneme bunu nasıl anlatacaktım ? Onun karşısına çıkacak yüzüm kalacak mıydı ?

 

Ben bir günde anne oldum ve yine ben bir günde evladımı kaybetmeye kendimi hazırladım. Annemin kaderini yaşamayayım diye. Gencecik yaşımda hayatım solmasın, kızım benim kaderimi tatmasın diye. Artık bir hayalim yoktu. Hayatım da yoktu. Bundan sonraki yaşamımda ölü bir bedeni sürükleyecektim.

 

Tadacağım en büyük acıyı ; evladımın ölümünü yaşadıktan sonra ruhum tamamen ölecekti.

 

.....

 

Alper ikna olmamın ardından doktora haber vermişti. Bir saat demişti doktor. Bir saat. Bir saat sonra canımdan can kopacaktı. Hayatımın en zor bir saatiydi bu. Uzun bir bekleyişti. Şimdi bir hastane odasında tek başımaydım. Alper yalnız kalmam doğru olmayacağı için Nare'yi getirmişti. Yalnız olmak istediğim için doktor gelene dek dışarda beklemelerini söylemiştim. Yine onun söylediğine göre Tuğrul'a benim durumumdan haberi olduktan sonra hastaneye gittiğimizi söylemiş. Bulunduğumuz yer Alper'in işlerini yaptırdığı adamları tedavi ettirdiği yermiş. Nare söylemiş hamile olduğumu. Kanamam olduğu için. Hayal gibi de olsa anımsıyorum ben o anları. Kanamamın olduğu o anları. Unut diyorum sonra kendime. Unut Hazan.

 

Annem düşüyor sonra aklıma. Her kaçışım anneme çıkıyor. Ne zaman düşünememeye çalışsam anneme kaçıyorum. Anne diyorum içimden. Ne olur yardım et anne. Çok çaresizim. Ben anne olamam dedim sonra kendi kendime. Olamam ki. O benim sevdiğim adam değil. Ona bir evlat veremem . O benim tanıdığım adam değil o... O babamdan bile kötü biri. Kalbim söz dinlemiyor sonra. Diyor ki ' Yapma Hazan.' Yapamam diyorum sonra yeniden. Yapamam... Ben onun canına, canının en değerlisine kıyamam. Alper'in sözleri geliyor sonra aklıma. Dayak yediğim ve kendimi çok üzdüğüm için kanamam olmuş. Doktor ' Düşük riski var.' Demiş. Benim bebeğim onca güçlüğe rağmen sıkı sıkıya tutunmuş bedenime. Ben ona gitme dedim diye gitmemiş. Dayanmış annesine sığınmış. Tıpkı benim anneme sığındığım gibi sığınmış.

 

Dudaklarımdan bir hıçkırık koptu. Ellerim titreye titreye karnıma yol aldı. Dokunmak istedim ona. Son kez... Veda edecektim sevdiğimin canına. Veda edecektim uğruna ölümü göze aldığım aşkımın en güzel hediyesine. Dudaklarım titredi. Ellerim karnıma ulaşamıyordu. Asılı kalıyordu havada. Ben... Ona dokunamıyordum. Bir kere varlığını hissedersem hiç bırakamazdım ki. Korkmuştum o içimde diye. Anne olamam diye üzülmüştüm ama şimdi... Onun bedenimdeki varlığı son buluyor diye kendime kızıyordum.

 

Yaşadığım duygu değişikliği çok fazlaydı. Yüküm ağırdı. Tek yapmam gereken şey buna bir son vermekti. Onu evladıyla birlikte hayatımdan silmem gerekiyordu. Bunu anneme borçluydum. Annem için, kendim için ve karnımdaki masum can için yapacaktım. Yapmak zorundaydım.

 

Mecbur kaldıklarım hayatımı elimden alıyordu. Benim hayatım içimde taşıdığım candı. Ben bugün ona veda ediyordum.

 

Derin derin nefesler verirken havada asılı kalan ellerim saçlarıma erişti. Yolmak ister gibi çektim onları. Canımın sızısı canımdaki en değerliyi alıyordu şimdi. Yaşamanın ne anlamı vardı ? Açıldı kapı. Kafamı çevirip bakmadım. Kim geldi diye umursamadım. Ellerimi çektim saçlarımdan. Korkumla yüzleştim. Koydum karnıma elimi. Kapattım gözlerimi. Bu son şansımdı. Onu son sarışımdı. İlk ve sondu. Babası gitti önce. Benim yüreğim yerinden çıktı. Pare pare oldu. Şimdi o gidiyordu. Gidişiyle asıl şimdi ölecektim. Bana aşkımdan geriye ne kalacaktı şimdi ? Bana sevdamdan geriye ne kalmıştı şimdi ? Ellerim karnımı sıkı sıkı sararken gözlerimden yaşlar akıyordu.

 

Annem dedim. Anneciğim. Özür dilerim bebeğim. Seni koruyamadım. Sarıp sarmalayamadım. Sana iyi bir baba seçemedim. Şimdi seni Anneannene emanet ediyorum. Eminim. Çok çok eminim. O seni sevecek. Orada bekleyin beni olur mu ? Bu dünya kötü dedim sonra . Çok kötü benim canım. Canımın canı. Benim kendimi yaşatmaya halim yok seni koruyup saramam dedim. Benim gücüm nefes almaya bile yetmiyor dedim. Sayısız defa özür diledim ondan. Gözlerimden yaşlar öyle bir firar ediyordu ki. Önüme bir yüz düştü. Görmedim. Gözlerim yaştan görmedi geleni.

 

" Abla... Doktor geldi. Her şey hazır."

 

Kabullendim. Son dedim bebeğime. Son sarılmamız annem. Affet beni dedim. Ellerimi çektim aniden karnımdan. Tek bir saniye daha orada kalırsa çekip kurtaramazdım kendimi. Anne olmak istemiyordum ki ben. İçimden bunu tekrarladım.' Böyle bir adamın çocuğunu mu doğuracağım ? ' dedim . Anneme benzeyecekti kaderim. Kendi hayatımı değil onun hayatını da mahvedecektim. Bitmesi gerekiyor dedim. Bitirdim. Yüzümdeki yaşları özenle silerken Nare'nin beni yaşlı gözlerle izlediğini gördüm. Gülümsedim ona. Üzülmeyecekti daha fazla. Bu küçücük yaşında ne yükler yüklemiştim ben onun sırtına. Hafifletecektim şimdi. İçimdeki varlık bedenimi terk ettiğinde eski Hazan olacaktım. Gerek yoktu kalbimde çiçekler açmasına. Gerek yoktu sevilmeme. Eski Hazan olacaktım ben. Hiçbir hayali ve beklentisi olmayan o masum Hazan olacaktım.

 

" Hazırım. Çağır. Gelsin. "

 

Gözlerini kapatıp açarken derin bir nefes verdi.

 

" Abla... Ben... "

 

Söyleyecek söz arıyordu. Gülümsedim. Onun yerine ben ne demek istediğini sayıkladım içimden. Canından can koparman yanlış ama doğru olanı yapıyorsun dedim kendime. Haklıydı. Benim küçük kardeşim çok haklıydı.

 

" Biliyorum ablam... Çağır artık şunu. Bitsin artık."

 

Genzim yanıyordu. Korkuyordum bunu yapmaktan. Korkuyordum bebeğime kıymaktan. Masum bir canın katili olacaktım şimdi. Masum bir canın kanı ellerime bulanacaktı. Üstelik bu can kalbimin canıydı. Gözlerim yeniden yaşlarla dolarken Nare ayağa kalktı.

 

Kapı çalındı önce. Küçük bir tıkırtı. Bu bile öyle rahatsız etti ki beni. Ufacık bir sese dahi tahammülüm yoktu. Küçük bir tıkırtı bile sinir uçlarıma dokunuyordu. Canım acıyordu. Canımdan can kopuyordu.

 

" Hazırsanız sizi operasyon odasına alabiliriz."

 

Genç ve cılız bir kadın sesi doldurdu kulaklarımı. Yutkundum. Hazır değildim ki. Ben buna hazır değildim. Yüz yıl da geçse bin yılda geçse evladıma veda etmeye asla hazır olamayacaktım. O bana ondan kalan tek şeyken kalbimin sahibinden bende kalan son şeyken buna hazır olamazdım ki. Olmazdı. Ben onunla olan her şeye veda ediyordum şimdi. Her şeyime veda ediyordum. Başımı sallayarak kabul ettim. Ellerim yeniden karnıma gitti. Tuttum yine sıkı sıkıya. Özür diledim defalarca. 'Özür dilerim bebeğim. Sana sahip çıkamadığım için özür dilerim. '

 

Sözlerim zihnimde yankılanırken Nare koluma girdi. Cesedimi sürüklüyordum sanki. Ölüme yürüyordu bedenim. Kıyacaktım şimdi ona. Sevdiğimin bana kıydığı gibi bende ondan bana kalan tek şeye kıyacaktım şimdi. Kendi evladımın canını aldıktan sonra Annem rüyalarıma gelir miydi ? Gül kokusunu duyamazdım bir daha. O da affetmeyecekti beni. Evladım gibi o da affetmeyecekti.

 

Beyaz bir kapıdan girdik önce. Hemşire bir şeyler söylüyordu. Duymuyordum ki ben. Nasıl duyardım ? Canım alınacaktı şimdi benim. Sevdiğim bedenime tamamen veda edecekti. Bundan sonra bir hayat yoktu bana. Bundan sonrası cehennemdi. Bundan sonrası yaşarken ölmekti. Başımı kaldırdım önce. Bakındım olduğum odaya. Yeşil... Yemyeşil bir örtünün serili olduğu sedye ilişti gözlerime.

 

Gözlerimden birer damla yaş daha düştü. Yeşil dedim. Sevgilimin bahar yeşili gözleri. Şimdi o gözler altıma serilecekti. O gözlerin üzerinde veda edecektim evladımıza. Sadece kendimi değil onu da aşkımızı da cezalandırıyordum şimdi.

 

" Uzanın şöyle. Anestezi vereceğiz. Doktor hanım gelince de işleme başlarız."

 

Adımlarım sedyeye erişirken gözlerim koluma kaydı. Nare yoktu. Öyle dalgın öyle hissizdim ki gidişini fark edememiştim. İçimden tekrar ettim. Onun gidişini de fark edemeyecektim. Uyuşturacaklardı bedenimi. Gidecekti sonra. Hiç var olmamış gibi çıkacaktı hayatımdan. Okşadım yeşil örtüyü. Gözümdeki bir damla yaş yeşillere düştü. Derin bir nefes verirken uzandım.

 

Gözlerim bacaklarımı yerleştirmem gereken yere kaydı. Baktım uzun uzun. Evladım buradan kayıp gidecekti. Aşkım kalbimden gittiği gibi rahmimden de sökülecekti. Açtım bacaklarımı. Derin bir nefes verirken gözlerim tavana dikiliydi. Yutkunamadım. Boğazımda derin bir yumru vardı. En derinime oturmuş kalkmak bilmeyen bir yumru vardı. Kesik kesik nefesler alırken gözlerim kapandı. Bir anı belirdi zihnimde.

 

Bahçedeyiz. Yıldızların ve deniz manzarasının en güzel olduğu köşeye, hanımeli ağacının tam altına sermişiz pikemizi. Hava çok güzel. Sevgilimin doğum gününü kutlamışız. Bir ağustos akşamı. Tenime mis gibi esen rüzgar değiyor. Değen rüzgarda hanımeli kokusu var. Kapanıyor gözlerim. Onun kollarındayım. En güvenli olduğum yerde. Sevgilimin tenindeyim. Sıkı sıkı sarmış bedenimi. Gözlerim kapanırken boynumdan öpüyor. Gıdıklanarak gülüyorum. O bir kez daha öpüyor. Ben tekrar gülüyorum. Açıyorum sonra gözlerimi. Bahar yeşili gözleri değiyor gözlerime. İçli içli bakıyor yine. Derin bir iç çekiyor sonra. Alnımdan öpüp önüne dönüyor. Merakla ayaklanıyorum.

 

" Ne oldu ?"

 

Bir eli en sevdiğine, saçlarıma dolanırken mırıldanıyor. " Hiç öyle." diyor i harfini uzatarak. Yineliyorum bende sorumu. Oturduğum yerden iyice doğrulup kucağına yerleşiyorum. Bütün dikkati dağılırken bakışlarını çekip sabır diliyor. Kahkaha atıyorum bende.

 

" Söyle hadi sevgilim. Ne oldu, ne geldi aklına ?"

 

Bakışları yüzümü bulurken uzandığı yerde biraz dikleşip iyice çekiyor kucağına. Elleri bu kez yüzümde dolaşmaya başlıyor. Yeniden derin bir iç çekerken yutkunuyor. Ben adem elmasına dalıyorum o esnada. İçim eriyor.

 

" Kızımızı düşündüm. " Gözleri kapanırken devam etti. " Senin gibi güzel gülen, ay tenli , kömür saçlı bir kız çocuğu..."

 

Yeniden iç çekerken usulca açıldı gözleri. Yeşilleri ay ışığıyla dans ediyordu sanki. Ben bu gözlere dalıyorum. O ise hiç düşünmeden devam ettiriyor sözlerini.

 

" Baharımız işte güzelim. Bahar kızımızı düşünüyordum. Şimdi burada olsaydı var ya... Cenneti manzaram yapmıştım. Baharım ve baharımın baharı..." Yüzüne gülümsemesi iyice yayılıyor. Ben ise gamzesiyle birlikte gülümsemeye başlıyorum. Kızımız diyorum içimden. Bizim kızımız.

 

Sonra çekiyor beni yanına. ' Biraz daha üstümde durursan kızımı hayal edemeyeceğim. ' diyor. Kahkaha atarken devriliyorum göğsünün tam üstüne. Kalbinin ritmiyle gözlerim kapanırken sakinliğe teslim ediyorum kendimi. Sesim fısıltıyla çıkıyor.

 

" Bana da anlat ama hayalini. Beraber düşünelim kızımızı."

 

İç çekiyor yeniden. Elleri saçlarımda gezinirken rüzgar esiyor. Gözlerim öyle bir huzura teslim oluyor ki rüzgar üşütse dahi milim oynamıyorum yerimden. Deniz kokusu ciğerlerimizi sararken saçımı öpüyor.

 

" Kızımız; Bahar. Bahçedeyiz yine böyle. Sermişiz pikeleri. Sen kek yapmışsın bize. Bende küçük kızıma kendi ellerimle portakal suyu sıkmışım."

 

Kaşlarım şaşkınlıkla havalanıyor.

 

" Ben mi kek yapmışım ?"

 

Kıkırdıyor sözlerime. Yemek konusunda berbat olmam ikimizin de malumu. Düzeltiyor sözlerini sonra.

 

" Tüh. Olmadı bak şimdi bu. Neyse baharım kekleri ben yapmışım. Portakal suyunu da sen sıkmışsın."

 

Dudaklarım keyifle kıvrılırken Alparslan'ı mutfak önlüğü ile kek yaparken hayal ediyorum. Kıkırtı dökülüyor dudaklarımdan. Bakışları bana döndüğünde yarım bir bakış atıyor.

 

" Neye güldün yavrum?"

 

Hiç düşünmeden paylaşıyorum aklıma geleni.

 

" Seni kek yaparken hayal ettim de..."

 

Ağzının içinde gevelenip burnumu sıkıyor . Ben yeniden kahkaha atarken o burnumu ısırıyor. Gülerek inliyorum bu hareketine.

 

" Uslu dur bakayım. Bütün yemekleri bana yaptırırken hiç böyle gülmüyorsunuz hanımefendi."

 

Yanağını öpüyorum sulu sulu. Bu kez o kahkaha atıyor. Tam diğer yanağına atıldığımda başımı tutarak dudağımı öpüyor. Öpüşlerimiz derinleşmeden bırakıyor dudağımı. Küçük bir öpücük dudağımın kenarına değerken iç çekiyorum. Kanamam olduğu için bugün romantik bir şeyler yaparak vakit geçirmeyi hedeflesek de libidomuz buna karşı çıkıyor.

 

O da derin bir iç çekerken konuyu değiştiriyor yeniden. Kızımıza dönüyor tüm oklar. Başım boynuna gömülü bir haldeyken hayalimize devam ediyoruz.

 

" Peki Bahar ne yapıyor ?"

 

Yüzü tenime çarptığı esnada iç çekiyorum . O ise devam ediyor anlatmaya.

 

" Küçük kızımız bahçede oyuncakları ile oynuyor baharım. Biz yanına gidiyoruz . Ben ona yeni bir Barbie almışım. O da dizmiş tüm koleksiyonunu önüne. Babasının kızı tabii. Çocukluktan merak salıyor bu işlere."

 

Sesi öyle keyifli öyle neşe dolu ki gülüşü yanaklarına sığmıyor. Kıkırdarken katılıyorum ona. Alparslan'ın küçükken minyatür araba koleksiyonu varmış. Büyüdükçe koleksiyondaki her arabanın gerçeğini de alarak kendine dev bir koleksiyon kurmuş. Söz vermişti. Bir gün beni götürecekti arabalarına. Kızımız bu konuda babasına çekerse diye iç çektim. Onun için sevindirici olsa da kulağa korkutucu geliyordu.

 

"Sonra hep beraber aile saadeti yapıyoruz değil mi sevgilim ?"

 

" Tabii yavrum. Kızım senin için de benim için de birer Barbie seçiyor. Başlıyoruz oyuna. Bir yandan da kek yiyip portakal suyu içiyoruz. Kızıma ben yediriyorum ama ha. Prensesim elbisesini batırmaktan korkuyor ."

 

Kıkırdıyorum sözlerine karşılık. Hayali bir yandan öyle güzel geliyor ki... Diğer yandan da düşüncesi dahi gülmeme sebep oluyor. Alparslan'ı Barbie oynarken düşününce gülmek istesem de dudak içimi ısırarak engel oluyorum buna.

 

Gözlerim doldu. O gün öyle mutlu öyle sevinç doluydum ki şimdi burada böylece durmak bile sarhoş ediyor beynimi. Neredeyim ben ? Burası neresi ? Ondan bana kalan tek şeye veda edeceksem niye yaşıyorum ? Gözlerim açılırken etrafa baktım. Başımda bir hemşire vardı. Gülümsüyordu bana. Ben ağlarken o nasıl gülebilirdi ? Hiç mi acıması yoktu bu kadının?

 

Açtığım bacaklarıma kaydı bakışlarım. Sağlığa ilgim vardı. Araştırmıştım. P*rçalayarak p*rça p*rça koparacaklardı yavrumu benden. Evladımın kanına kıyılacaktı. Ben sebep olacaktım buna şimdi. Kapattım yeniden gözlerimi. Yaşlar süzülmeye devam ederken gözümün önüne o geldi.

 

Rüyamdaki o küçük kız çocuğu. Hatırladım ben o hissi. Kalbimde, kalbimin en derininde hissettim. Duydum o güzel sesini. ' Anneciğim ' deyişini hatırladım. Annesiydim onun. Anneydim ben. Annem olmadan da anne olmuştum. Ona sarıldığımda burnuma dolan bebek kokusu doldu yeniden burnuma. Yüzü geldi gözlerimin önüne. O kara gözleri ay teni düştü önüme. Ben şimdi o gözlerin parçalanmasına izin mi verecektim ?

 

Derin bir nefes verirken bir hıçkırık koptu dudaklarımdan. Ellerim karnıma gitti yeniden. Hissettim sanki varlığını. 'Yapma anne ' diyordu sanki bana. ' Ben sana öğretirim anne olmayı , sen bana kıyma.' diyordu sanki. Ben ona kıymayayım diye yalvarıyordu. İçime bir yangın çöktü.

 

Benim canım yokken ne anlamı vardı yaşamanın ? Evladıma kıydıktan sonra nasıl yaşayacaktım ? Anne olamam diye korkup ona kıydıktan sonra nefes almak ne mümkün! Gözlerimin önünde bir yüz belirdi sonra. Annemin yüzü. Bakmıyordu bana. Annem ilk defa benim gözlerime bakmıyordu. Annem yoktu. Evladım yoktu. Sevdiğim adam...

 

O zaten hiç olmamıştı. Gözlerim açıldı sonra. Baktığımda hemşire duruyordu başımda. Kapı açıldı. Orta yaşlarda kızıl saçlı bir kadın girdi içeri. Gülüyordu. Benim evladım ölecekti şimdi. O gülüyordu. Baktım ellerine. Bir cana kıyacak olan ellerine baktım. Tertemizdi. Benim ellerimden bile temizdi elleri. Yaşları özensizce silerken yüzümü buruşturdum. Tam karşıma geçti.

 

" Hazan hanım ? İşlem için hazır mısınız ?"

 

Başım istemsizce sağa sola sallandı. Değildim işte. Değildim. Ben buna hazır değildim. Alper'e söz verdiğimden beri çabalıyordum. Olmuyordu işte. Beni hayata bağlayan tek kişiyi de bu odada bırakıp nefes alamazdım ben. Yaşamanın bir anlamı yoktu.

 

Doktor öne atıldığında elinde bir iğne vardı.

 

" Şimdi size sakinleşmeniz için bir ilaç-"

 

Ayağa kalktım. Aniden olduğu için başım dönüyordu ama bunun için kararlıydım. Olmayacaktı öyle bir şey. Bebeğimin öldüğü dünyada ben nefes almayacaktım. Anlamı yoktu yaşamanın. Ölümden başka çarem yoktu.

 

" UZAK TUT O İĞNEYİ BENDEN !"

 

İzin vermeyecektim. Evladımla ölecektim ben. O küçük kız çocuğunu gördüm doktorun arkasında. Gülümsedim ona. Doğru yapıyordum işte. Evladım buradaydı. Uzattı minik ellerini bana.' Gel gidelim anne ' dedi. Gidecektim onunla. Kapattım gözlerimi. Derin bir nefes verdim. Şimdi burada bitecekti her şey.

 

" Hazan hanım lütfen sakin olun. Sevda Hemşire !"

 

Gözlerimi açtığımda arkamdaki hemşire öne atılıp bir yere bastı. Kapıya doğru ilerledi ikisi de. Gözlerinde korku vardı. İçim acıdı. Onlarla bir derdim yoktu. Korkmasınlar istedim. Gülümsedim ikisine de. Kızım arkalarında duruyordu. Uzattım ona elimi.

 

" Annecim, Bahar'ım gel buraya. "

 

Elimle ona gelmesini işaret ederken doktora kaydı bakışlarım. Titriyordu . " Korkmayın. Kızımı alıp gideceğim buradan. Tamam mı ? Korkmayın."

 

Bakışlarım kızıma uzandı. Minik elleri elimi sıkıca sarmıştı. Gülüşüm büyürken odayı taradım. Şimdi bitecekti. Bu odada hayatımız cennete erişecekti. Az kaldı dedim kendime. Çok az kaldı. Şimdi bitiyor. Acım, acımız diniyordu. Bakışlarım operasyonun yapılacağı masaya kaydı. Bistüri gördüm. Gülümseyerek atıldım öne. Ona uzanmamla doktor bana doğru ilerledi.

 

" Kendine gel. Sakin ol lütfen."

 

Bakışlarım sertleşirken ona doğrulttum bistüriyi.

 

" ÇEKİL KARIŞMA! "

 

Kızıma baktım sonra. Korkmuştu. Elimdeki korkutmuştu onu. Ya da bağırmamdan korkmuştu. Kaşlarım çatılırken eğildim ona doğru.

 

" Sakin ol annecim. Korkma, bir şey yok."

 

Yeniden ayağa kalkarken doktora gülümsedim.

 

" Çık dışarı!"

 

Gözlerinde bir seğirme oluşurken kapıya baktı.

 

" ÇIK DIŞARI ! "

 

Geri geri adımladı. " Tamam çıkacağım. Sakin ol . "

 

Ellerini önünde tutarak hemşirenin önüne geçti. İkisi de titriyordu. Derin derin nefesler aldım. Dayanacak gücüm yoktu. Soluma baktığımda kızım küçük elleri ile sarıyordu bedenimi. Gözlerimi kapatıp açtım. Sorun yok demek istedim. Anlamış olmalı ki gülümsedi annesine.

 

Elimdeki bistüriyi incelemeye başladım sonra. Bedenim tir tir titriyordu. Korkudan değildi bu titreme. Acıdandı. Ruhumda kalan son acılar da bedenimi terk ediyordu.

 

Kızımın küçük ellerini bıraktım. Arkamı döndüm ona. Bedenimdeydi zaten. Hissedemezdi. İkimizin yerine ben bitirecektim bu işi. Bistüri b*leklerime doğru yol alırken sakinleştim. Tam b*çağı derime batırdığım esnada kapı gürültüyle açıldı.

 

Bakışlarım o yöne kaydığında güvenlik görevlisini gördüm. Arkasında ise korku dolu gözlerle bakan Alper duruyordu. Gülümsedim ona da.

 

" HAZAN ! BIRAK ONU !"

 

Başımı olumsuz anlamda sallarken arkama dönüp kızıma baktım. Gülüşüm soldu. Yoktu. Daha az önce buradaydı. Nereye kaybolmuştu ? Odanın her yerinde gezindi gözlerim. Yoktu işte. Yoktu kızım. Korku dolu gözlerim onları buldu. Doktor ve hemşire çoktan odadan çıkmıştı. Alper ise güvenliğin yanında duruyordu. Ellerini bana doğru uzattı.

 

" Bırak hadi onu. Gel böyle. Bana gel."

 

Elleriyle gelmemi işaret ettiğinde başımı salladım. Delirmek üzereydim. Aklımdaki son kırıntılar terk ediyordu bedenimi. Kızım yoktu. Daha az önce yanımdaydı. Küsmüş müydü yoksa bana ? benim meleğim annesine küsmüş müydü ? Ya da... Alper, kızımı o almıştı benden. İğrenerek bakıyordu ona. Kurtulmamız gereken bir lanet gibi söz etmişti kızımdan. Kızımı benden o mu almıştı ?

 

" KIZIM NEREDE ? NEREYE GÖTÜRDÜN ONU ? "

 

İfadesi sekteye uğradığında bakışları elime kaydı. Sıkı sıkı tutmaya devam ediyordum. Bırakmaya ya da vazgeçmeye niyetim yoktu ama kızım da yoktu. Diğer elim karnıma gitti. Bir kıpırtı hissetmek için elimle yokladım. Yoktu. Kızım yoktu. İğne geldi sonra aklıma. Kopardılar onu benden işte. Kızım gitti. Yetişemedim. Kızımı aldılar benden.

 

" Alper... Kızım öldü mü ? Bana doğruyu söyle. Bebeğim nerede?"

 

Sesim yalvarır gibiydi. Ayaklarımın altından yer kaydı. Sendelesem de durmadım. Devam etti ilerlemem. Öl*me olan yolculuğum devam etti. Alper ani bir hareketle bana doğru adım attığında elimdeki ona doğruldu. Refleksti. İsteyerek olmamıştı. B*çağı görmesiyle geriledi.

 

" Dur! Hazan... "

 

" Nerede ? Bebeğim nerede Alper ? Baktım odada yok . Nereye gitti ? Görmedin mi onu ?"

 

Adımları duraksadı. Ne dediğimi anlamamış gibi arkasını döndüğünde güvenlikle göz göze gelmesini fırsat bilerek b*çağı bu kez b*ğazıma dayadım. Gözlerim hâlâ kızımı arıyordu. Yoktu işte. Yoktu. Nereye kaybolmuştu ki ? Nereye gidebilirdi ? Az önce yanımdaydı.

 

İçimden bir ses yükseldi. ' Kızın içinde . Bitir şu işi ' dedi. Derin bir rahatlama çöktü bedenime. Gülümsedim. Kızım dedim. Güzel meleğim. Şimdi bitiyor. B*çağı bastırmaya başladığım an Alper yeniden bana dönerek öne atıldı.

 

" HAZAN !"

 

Adımı öyle gür zikretti ki kulaklarıma derin bir çınlama yerleşti. Yüzüm buruşurken gözlerim karardı. Sendelediğim esnada bistüri artık elimde değildi. Boğazımda bir acı hissettim. Soğuk bir acı. İçimi üşütecek bir acı.

 

Alper düşen bedenimi sarıyordu. Bulutların üzerindeydim sanki. Kapattım gözlerimi. Soğuğa yavaş yavaş teslim olurken yüzümde bir acı hissettim. Gözlerimi açtığımda Alper yaşlı gözlerle bana bakıyordu.

 

" Kızım..."

 

Sözler ağzımdan istemsiz dökülüyordu. Kafam allak bullaktı. Ne hissettiğimi bilemez bir haldeydim. O yoktu. Hiç var olmamıştı belki de ama ben onun hayaline tutunacak kadar kafayı yemiştim.

 

Alper tuttu yüzümü. Gözlerinde yaşlar gördüm. Bir eli boğazıma kayıyordu. Bakışlarım kaydı sonra. Sesini duydum sadece.

 

" Seni de kızını da koruyacağım. Öyle bir koruyacağım ki etrafınızda kuş uçmayacak. Yeter ki gitme. Lütfen... Gitme."

 

.........

 

Bir hafta sonra...

 

Kuş sesleri duyuyorum. Odamın içini kuş sesleri dolduruyor. Cıvıl cıvıl renk renk kuşlar... Derin bir nefes çektim içime. Gülümsedim. Sabahın sessiz saatleriydi. Huzuru dinliyordum şimdi. Yapay, sahte bir huzurun esiri olmuştum. O üç günde yaşadığım ne varsa silinip gitmişti sanki.

 

Bebeğim... Ona kıymayı aklımdan geçirdiğim o lanet günün sonunda Alper elinde bir kutu ilaçla gelmişti. Doktor yazmış. Sakinleştirici dediler. Sorgulamadan başladım kullanmaya. Alper gizli saklı da olsa destek almam için yardım edeceğini söyledi. Kabul etmedim. Neyin desteğini alacaktım ki ? Gömülmeyi bekleyen bir ölüden farksızdım. Musalla taşında yaşıyordum bir haftadır.

 

O kara günün ardından eve sanki onca şey yaşanmamış gibi dönmüştüm. Tuğrul Alper'e ' Gözüm görmesin o or*spuyu.' Demiş. Nare'den duydum. Benim hayatta kalabilmek için kapı dinleme huyum ona da geçmişti. Daha doğrusu o ben odamdan çıkamıyorum diye benim yerime bu görevi üstlenmişti.

 

Çok şey değişmişti bu bir haftada. Tek bir şey hariç çok şey değişmişti.

 

Şevval uğruyordu yanıma her gün. Gözlerime yüzüme bakmadan nasıl olduğumu soruyor pansumanıma yardım ediyordu. Biliyordum yüzüme bakamama sebebini. İlk gelişinde belli etmeden de olsa sormaya çalışmıştı. Bende anlatmam gerekeni anlatmıştım. Fazlası yoktu. Olamazdı. Olması mümkün değildi. Şevval sadece ona yardım ettiğim için borçlu hissediyor ve bunun karşılığında bana destek olmaya çalışıyordu. Çabası sonuçsuz da kalsa elinden geleni yapıyordu.

 

Narin gelmişti. Kısa bir boşluk yakalamış güya. Nare ona inandırıcı gelmediğinden bahsetti. Bir derdi vardı belli. Ya da gelmek için güzel bir nedeni. Emin olmasam da benim yıkılışımı izlemeye geldiğini düşünüyorum. Birkaç kez uğradı yanıma. Bu uğrayışlar beni normalde olsa yerle bir edecek derecede aşağılayıcıydı. Ama ilaçların etkisinden belki de. Tepki veremiyordum.

 

Kenan... Belki de bu yıkımıma en çok katkısı olan beni kendi bedenimden tiksinecek hale getiren o lanet yaratık. Alper'in sözlerine göre evden çıkmama da hastaneye gitmeme de o yardım etmiş. Tuğrul'u oyalamış. Nedenini sorgulamak istemedim hiç. Bana o kötülüğü yapmasına rağmen şiddete uğramama engel oluşu ve her şeye rağmen bana destek etmesi kurcalıyordu aklımı. Aklımın kurcalanması bunu düşünüp makul bir zemine oturtacağım anlamına gelmiyordu. Beynim bütün bunlar için fazla uyuşuk durumdaydı.

 

Tuğrul... Onu bir hafta boyunca hiç görmedim. Sesini duyuyordum. Bağırışları yankılanıyordu evin içinde. Beni istemediğini öld*receğini sayıklıyordu. Kaç kez odamın kapısını zorlamıştı bu bir haftada. Ben tepkisizce içeri girip acıma son vermesini bekliyordum her seferinde. O ise Kenan'ın durduruşlarıyla bana saldırmaktan zar zor geri duruyordu. Bu bir haftada değişmeyen tek şey buydu işte. Tuğrul benim canıma kıymak istiyordu tam bir haftadır. Ben ise tam bir haftadır ilk gün olduğu gibi bekliyordum onu. İlk günkü gibi bekliyordum hayatımın son bulmasını.

 

Kapı tıklatıldığında bakışlarım o yöne kaydı. Gelen kişi için mırıldandığımda kilit yavaşça açıldı. Nare ve Alper odadan çıkıp kendime kıymamdan korktukları için üzerime kilitliyorlardı kapıyı. Üstelik odamda törpü bile yoktu. Hapis hayatı yaşıyordum. Telefonum vardı bir tek. O kalmıştı geriye. Belki o arar diye vermemiştim. Umut aşkımın direnci olmuştu. Ben bıkmadan usanmadan onun bana döneceği günü bekliyordum. Defalarca aramıştım. Kapalıydı. Arslan abinin telefonu da kapalıydı. O gün aradığım adamı bile aramıştım. O numara ise kullanılmıyordu. Kafayı sıyırmama ramak kaldığı bir anda holdingi , o holdingin bünyesinde bulunan bütün şirketleri hatta satış yaptıkları iş adamlarının şirketlerini bile aramıştım. Tek derdim ona ulaşmaktı. Kriz anlarım oluyordu. O kriz anlarındaki tek derdim işte buydu ; sesini duymak ve ona erişmek ama mümkün değildi. Bir türlü onu bulamamıştım.

 

Kapı yavaşça açılırken içeri Alper girdi. Üzerinde açık mavi bir gömlek ve takım vardı. Belli ki işe gidiyordu. Bir haftadır işe giderken bana uğramayı rutin edinmişti. Elinde küçük bir hediye paketi görünce kaşlarım havalandı. Göz göze gelmemizle gülümsediğinde eşlik ettim.

 

" Hoş geldin."

 

" Hoş bulduk."

 

Yatağın ucuna oturdu sonra. Bende bedenimi ona çevirerek oturdum. Göz göze geldiğimizde paketi uzattı bana doğru.

 

" Bu ne ? "

 

" Kendin bak. "

 

Meraklı bakışlarla elime aldığımda paketi detaylı bir incelemeye aldım. Küçük pembe bir paketti. Salladım avucumda. İçinde her ne varsa çok ağır değildi. Kutuyla aynı renkte olan pembe kuşağı çözerken aldığım yaraların etkisiyle harap olan ellerimi görmezden gelmeye çalıştım. Son bir haftada ellerimi belki de bütün ömrüm boyunca yıkamadığım kadar çok yıkamıştım.

 

Kutunun kapağını kaldırmamla yüzüme derin bir gülümseme yerleşti. Toka. Kırmızı Fiyonklu toz pembe puantiyeli bir toka almıştı. Kızıma. Kızım ilk hediyesini almıştı. Kızım diyordum çünkü kız hissediyordum. Aksi ihtimali düşünmemiştim bile. Öğrenecek kadar uzun olmayacaktı ömrümüz. Kızım hiç takamayacakta olsa ilk ve en özel hediyesini bugün Alper dayısından almıştı.

 

Yüzümdeki tebessüm büyürken paketi yatağa bırakıp öne atılarak sarıldım ona. Kolları bedenime dolandığında sırtını sıvazladım.

 

" Çok teşekkür ederim. Alper... Kızım sayende ilk hediyesini aldı."

 

Bedenlerimiz ayrılırken cebinden küçük bir paket daha çıkardı.

 

" Sayemde annesi de anne oluşunun ilk hediyesini aldı."

 

Diğerinin aynı olan paketi bana uzattığında gülümsemem yayıldı. Mutluluk bile bana uzak bir histi aslında. Onu bile hissetmekte zorlanıyordu bedenim. İlaçların etkisiydi belki de. Sırf o üzülmesin diye olduğumdan çok mutlu gibi davranıyordum.

 

Bu paketi de aynı istekle açtığımda içinden diğerinden bir tık daha büyük olan bir toka çıktı. Gülümsedim. Anne kız aynı olan ilk eşyamız bu tokalar olmuştu.

 

" İlk hediyemiz dayıdan oldu."

 

İfadesinde küçük bir değişiklik gördüm. Bakışım tuhaflaşacak gibi olduğunda boğazını temizledi.

 

Elimdeki paketi diğerinin yanına, yatağa bırakıp konuşmaya başladı.

 

" Hazır ufaklıktan bahsetmişken... Konuşmamız gerekiyor."

 

Derin bir nefes verdim. Kabus doluyordu yeniden hayatıma. Kabuslar bir sis bulutu gibi çökmüştü üzerime.

 

" Bir haftadır bir çözüm yolu arıyorum. Sen kollarımın arasına yığıldığından beri bir kaçış , kurtuluş yolu arıyorum. "

 

Sıkıntılı bir nefes verdiğinde konuşmayı ben devraldım. Çözüm belliydi.

 

" Her şey açık ve net değil mi ? Bugün değilse yarın hamile olduğum ortaya çıkacak. İşte o zaman gözünü bile kırpmadan bitirecek bu işi."

 

Bir elini yüzüme doğrultarak araya girdi.

 

" Bana ö*mekten bahsetme. Bu bir çözüm yolu değil. Nasıl ki kürtaja karşı çıktın, buna da çıkacaksın. Madem derdin bebeğin olmadan yaşamamak o zaman bebeğinin yaşam hakkını elinden almayacaksın. Beraber yaşayacaksınız."

 

Kıkırdadım. Aklım sözlerinin gerçeklik payı olmadığını idrak edebilecek kadar yerindeydi.

 

" Şu söylediğine sen inanıyor musun ?"

 

Düşünmeden başı ve kararlı bakışlarıyla kabulleniş gösterdi.

 

" İnanmıyorum. Biliyorum. Var bir yolu."

 

Gülüşüm büyürken göz devirdim.

 

" Neymiş ?"

 

Derin bir nefes verdi.

 

" Evlilik. Evleneceğiz."

 

Kaşlarım havalanırken ağzım açık kaldı. Ayağa kalkıp bağırıp çağırmak istesem de yapamadım. Bunun için enerjim yoktu ama içimde mide bulandırıcı bir his oluştu. Zihnimde korkunç düşünceler peydah olurken yüzüm buruştu. Bana bunu nasıl ve neden teklif ettiğine dair bir fikir vardı içimde.

 

" Sen ne dediğinin farkında mısın ? Nasıl söylersin bana .... Ben onunla oldum diye mi ? O yüzden mi bu rahat tavrın ?"

 

Başını olumsuz anlamda sallarken elleri ellerimi buldu. Kurtardım ellerimi ondan. Kendimi yatakta biraz geriye ittim.

 

" Hazan... Güzelim-"

 

Derin bir nefes verirken zihnimde anılar canlanmaya başladı. Onu hatırladım yine. Sesini duydum. Gözlerim kapanırken sinirle soludum.

 

" Bana bir daha sakın güzelim deme. Kaç kere söyleyeceğim ?"

 

" Haklısın. Benim hatam. Ama dinle bir. Her şeyi düşündüm , her şeyi. Bu bebeği yaşatmanın ve güzel bir hayat vermenin tek yolu bu ."

 

Ellerimi kaldırarak gözlerimi kapattım. Bağırıp kızacak halim yoktu. Tepki verecek direncim de yoktu. İlacın etkileri en çok ilk uyandığım saatlerde oluyordu.

 

" Sen beni ne zannediyorsun Alper ? Çocuğumu doğurmak için senin karın olacağımı nasıl düşünürsün ?"

 

Başını sağa sola sallarken ayağa kalkıp önümde diz çöktü.

 

" Hazan lütfen. Önce bir dinle. " Başımla onaylarken tepkisizliğim sürüyordu. " Gerçek bir evlilik değil. Ben sen de bebeğin de yaşasın istiyorum. Tek derdim bu. Düşündüm. Çok düşündüm. Başka yolu yok. Baban ortalıkta deli dana gibi dolaşıyor. ' Namusumu temizleyeceğim.' diye geziniyor. Kenan engel olamıyor artık. Durduramıyor. Dün Kenan'a sıkmış. Sıyırmış kurşun. Gözü öyle bir döndü ki kimseyi görmüyor."

 

Kenan göz dikmişti asıl namusuma. Sevdiğim adamla isteyerek yaşadığım şeyler onun namusunu lekelemezdi. Tuğrul bunu anlayacak zekaya sahip değildi. Kenan'a gelmek bile istemeyerek düşünceleri attım kafamdan. Sessizliğim Alper'in cesareti oldu. O konuşmaya devam ederken ben boş bakışlarla duvarı izliyordum.

 

" Babana seninle evleneceğimi söyleyeceğim. Olaylardan fırsat olmadı söylemeye. Ben iş kuruyorum kendime. İtalyan bir arkadaşım var. Beraber şirket kurduk. Amerika'da devam edeceğim artık. Kesin dönüş yapıyorum. Babamın işleriyle uğraştığım yetti. Kendi yoluma bakacağım. Sizi de götüreceğim yanımda. Herkes kızının babası beni bilecek. Birkaç yıl sonra boşanırız istersen. Kendine kızınla yepyeni bir hayat kurarsın. Hep yanınızda olacağım. Bir an bile yalnız olmayacaksın. Babanın da o or*spu çocuğunun da hayatında yeri olmayacak."

 

Söyledikleri arasında ilgimi tek çeken şey herkesin kızımın babası onu bilecek oluşuydu. Kafam yerinde olsa bir an bile düşünmez bunun için saatlerce gözyaşı dökerdim. Tek bir sözü yine intihara sürüklerdi. Bu sözleri bir yana bırakarak onun yaptığı daha doğrusu yapmaya yeltendiği fedakarlığa döndü zihnim. Bu onun açısından korkunç bir fikirdi.

 

" Alper... Hiç... Kimse için hayatını bu şekilde feda etme."

 

Benim daha doğrusu bizim açımızdan sözleri güzeldi. Yaşama hevesim kalmış olsa belki içim umutla dolardı. Güzeldi çünkü söz ettiği şeyler. Ümit doluydu. Benim kendimi yaşatacak gücüm yokken evladıma sıkı sıkı sarılıp onu büyütecek enerjim de cesaretim de yoktu. Üstelik bütün bunlar Alper'in hayatını mahvedebilecek türde şeylerdi. Başkasının çocuğuna babalık etmek büyük ve ağır bir sorumluluktu. Ben onun bizim için bunu yapmasını istemiyordum.

 

" Hayır. Asıl bunu yapmazsam feda edecek bir şeyim kalmayacak. Öl*ceksin. Öl*ceksiniz. Bunu göre göre sessiz mi kalacağım ? Bana geriye yaşanabilir bir hayat kalacak mı ?"

 

Acı bir tebessüm yüzüne yayılırken buruşmuş acı dolu yüzüne dokundum. Gözlerini kapatarak gülümsedi.

 

" Benim yaşamaya gücüm yok Alper. Bu canı yaşatmaya da gücüm yok. Bir masumun daha hakkına girmek istemiyorum. Bebeğimi doğmadan bahtsız yaparak hayatını mahvettim. Bir de senin yükünü yükleme bana."

 

Konuşurken elim karnıma gitti. O fark ederek gözlerini açıp ellerini karnıma götürdüğünde iç çektim.

 

" Bebeğinin babası ben olacağım. Bu can benim. O benim kızım. Kızımı da annesini de koruyacağım."

 

Başımı sağa sola salladım. Olmazdı. Ben bu yükün altına giremezdim. Alper bir yana bu bebeğimin de vebalini almaktı. Onu kandırmış olacaktım. Babası kötü de olsa onun kim olduğunu bilmeye hakkı varken olacak iş değildi. Yaşamak için hiçbir sebebim yokken değer miydi ?

 

" Alper... Bu konuşma burada bitsin ne olur ! Ben hiç duymamış gibi yapacağım. Sen de hiç teklif etmemiş ol. Böyle iyiyim. Hiç değilse son günlerimde yüreğim acı ile kavrulmuyor. Ölümü bekleyen araftaki bir yolcuyum. Ne beni yolumdan et ne kendini yanlış bir yola sok."

 

Başını sağa sola sallarken gözleri dolu doluydu. Ağzını araladığında elimle susmasını işaret ettim. "Kendi yolunu çiz. Sevdiğin kadından ikinize ait bir evladın olsun."

 

İçli bir nefes verirken sardı elleri karnımı.

 

" Hayır. Ben kızımı da annesini de seçtim. Sizi bu evden almadan gitmeyeceğim. Bekleyeceğim. Ucunda ölüm de olsa sizi almayı bekleyeceğim."

 

......

 

Alper'in gidişinden saatler geçmişti. Onun teklifi beni şaşırtsa da üstüne düşünmek bile istemedim. Olmayacağı baştan belliydi. Bu yol benim, bizim yolumuz değildi. Kaderim annemin eline doğduğum gün yazılmıştı. Annemin ölüm yıl dönümü bile araya kaynamıştı. Hayat bana öyle sağlı sollu girişiyor öylesine büyük yüklerin altında bırakıyordu ki ben var olan acılarıma yanacak zaman bulamıyordum.

 

Alarm sesine uyanmıştım. Günümün büyük bir bölümü uyuyarak geçiyordu. Kalan zaman ise boş boş etrafı izleyip ilaçlarımı içerek geçiyordu. Günde iki kez almam gerekiyordu o ilaçları. Sabah aldığım etkisini yavaş yavaş yitiriyordu. Bunu hafif baş ağrısına eşlik eden kalp sızısı ile anlıyordum. Ruhumda daralma başladığı an ilacı hemen getirmesi için Nare'ye mesaj attım. Canıma zarar vermemden korktuğu için odada ilaçta bulundurmuyordu küçük meleğim. Oysaki o da biliyordu. Bunun sonu yoktu. Hiçbir şey olmasa karnım büyüyecekti. Öyle yazılacaktı ölüm fermanım. Bana bakarken gözleri buğulanıyordu. Alparslan'ın zevahirini öğrenmesine rağmen dört bir yandan ona ulaşmaya çalışıyordu. İki ucu b*klu bir değnekti hayatım. Ya burada kalıp her gün öl*me yürüyecektim. Ya da onun hayatına dahil olup bebeğimi de kendimi de her gün yeniden *ldürecektim. Zaten bu yüzden kabul etmiştim ona kıymayı. Babası yüzündendi kendime de ona da kıyımlarım. Nare de biliyordu bunu. Bile bile en azından yaşayayım diye uğraşıyordu.

 

Kapının kilidi açılmaya başlayınca yatakta toparlandım. Kapı açıldığında kahve gözlü meleğim girdi içeri. Elinde ilacımın ve suyumun olduğu bir tepsi vardı. Hızla ilerleyip tepsiyi yana bıraktı.

 

" Bekle. Önce yemeğini getireyim. Bulantı hapını da vereceğim."

 

Bulantı hapı bebek yüzündendi. Semptomlar baş gösteriyordu. İlaçları tok karnına almam yani yemek yemem gerekiyordu ama bulantılarım buna engeldi. Şu an midem bulanmıyordu. Başım ağrıyor ve içime bir sancı doluyordu. Antideprasanı içmem gerekiyordu.Başım sağa sola sallandı.

 

" Çok başım ağrıyor. İçim daralıyor. Dayanamam ablacım. İlacı uzatır mısın ?"

 

Yatakta yanıma çöktü.

 

" Hayır. Önce yemek abla. "

 

Gözlerinde derin bir buğu vardı. Göz göze gelmemizle benim de gözlerim doldu. Öleceğimi bile bile sağlığıma dikkat ediyordu.

 

" Alper abi bana bir şeyler söyledi. Seni ikna etmem için."

 

Ağlamamak için konuyu değiştiriyordu. Değiştirdiği konu ağlatmaktan ziyade rahatsız ediciydi. Alper ikna etmesi için onu seçmişti belli ki. Uzun ısrarları sonucunda ben ayak dirediğim için buruk bir yüzle gitmişti sabah. Doğru olan buydu çünkü. Doğru olan benim bu dünyadan gitmemdi.

 

" Nare, bebeğim bir de sen başlama ne olur. İçim yanıyor. Ver şu ilacı."

 

Başını sinirle sallarken öfkeli bir soluma duydum. Gözlerinde öfke belirmişti.

 

" Abla yeter. Ölmek mi istiyorsun ? Kabul et işte teklifini. Evlenin."

 

Ağzımı araladığım esnada kapı büyük bir gürültüyle açıldı. Narin dolu gözlerle bizi izliyordu. Yutkunurken gözlerimi kapattım. Şu an bunun sırası değildi. Hiç değildi.

 

" NE DEDİN SEN ?"

 

Nare bana baktı. Korku dolmuştu gözlerine. Başıma saplanan ağrı arttığı için elimle alnımı ovarken ayağa kalktım.

 

" Narin lütfen... Yanlış anladın sen. Çıkar mısın dışarı ?"

 

Bana doğru öfkeli adımlar attı. Tam karşımda dikilince hızla itti. Beklemediğim ve gücüm olmadığı için arkama savrularak düştüm. Kulaklarımı Nare'nin çığlığı doldururken sırtıma ve bacaklarıma derin bir ağrı saplandı. Gözlerimi kapatırken acı içinde yüzümü buruşturdum. Nare ellerimi tutarak kaldırmaya çalıştığında Narin bağırıyordu.

 

" ADİ OR*SPU ! HİÇ Mİ UTANMADIN YA ?BABAMIN DÜŞMANLARININ KOYNUNA GİRDİĞİN YETMEDİ! ŞİMDİ SIRADA ALPER Mİ VAR ?"

 

Derin bir nefes verirken sözlerini duymazdan gelmeye çalışıyordum. Şu an onunla kavga etmeye mecalim yoktu. Ayağa yavaşça kalktığımda bu kez bağıran Nare idi.

 

" ABLA KENDİNE GEL ! GÖRMÜYOR MUSUN NE HALDE ?"

 

Zar zor ayakta dururken ellerimle durdurdum onu. Bu benim meselemdi. O daha çok küçüktü ve her meseleye sırf beni korumak için dahil oluyordu. Buna bir son vermem gerekiyordu.

 

" Narin. Sana yanlış anladın dedim."

 

Kelimelerimi bastıra bastıra söylerken ona doğru yürüdüm.

 

O da aynı hızla bana doğru yürürken tıslayarak konuşuyordu.

 

" Ne duyduğumu biliyorum. Sen iyi alıştın o kucaktan bu kucağa zıplamaya."

 

İlacın etkisi kendini yitirirken ağrım ve acım bedenime kat be kat yükleniyordu. Onun sözleri ise bunlara öfke ekliyordu. Düşünmeden bir şey yaptım. Elime tüm gücümü yükleyerek ona sert bir tokat attım. Başı sağa savrulduğunda Nare tekrar çığlık attı. Ortamıza girdiği esnada Narin üzerime yürüyordu. Sıkıntılı bir nefes vererek soludum.

 

" Düzgün konuşacaksın. Ablanım ben senin."

 

Eli yüzüme değdiğinde başımı geriye çektim. Nare aramızda eziliyordu. Buna bir son vermek adına onu kolundan çekmeye çalıştım. Bedenimde güç olmaması çabamı sonuçsuz bıraktı.

 

" NE ABLALIĞINI GÖRDÜM BEN BE SENİN ? ALPER BENİM! DUYDUN MU ? BENİM ! UZAK DURACAKSIN ONDAN!"

 

Elleri Nare'nin yüzünü çizmeye başladığında daha fazla tahammül edemeyerek var gücümü tek bir yerde toplayıp sert bir şekilde çektim onu. Nare aramızdan kayıp giderken şimdi yüz yüzeydik.

 

" YETER! ONA YAKLAŞTIĞIM FALAN YOK! DEFOL GİT ODAMDAN !"

 

Elleri saçıma dolanırken acı bir çığlık attım. Canım yanıyordu. Bir Narin'den dayak yemediğim kalmıştı şimdi o da oluyordu. Ellerimi öne atarak ondan kurtulmaya çalıştım ama saçlarımı öyle bir sıkı sarmıştı ki bu mümkün değildi.

 

" GİTMİYORUM BE GİTMİYORUM ! KİME VERDİYSEN GELSİN O TEMİZLESİN NAMUSUNU ! UZAK DUR ALPER'DEN! UZAK DUR OR*SPU !

 

Nare yeniden aramıza girdiğinde başım yere eğikti. Saçımı öyle bir dolamıştı ki gözlerimi açamıyordum. Yüzümdeki deri saçlarıma doğru geriliyordu. Tuhaf sesler çıkararak sağa sola sallanıyor bu esnada ellerimle yüzüne vurmaya çalışıyordum.

 

" ABLA DUR BIRAK ! YETER DURUN !"

 

Nare bağırarak yalvarsa da çabaları sonuçsuz kalıyordu. Ellerimi yüzüne atıp kurtulmaya çalışsam da olmadı. Yapamıyordum. Gücüm yoktu. Gücüm ona yetmiyordu. Öfkeden gözü dönmüştü.

 

" NE OLUYOR BURADA ?"

 

Şevval'in sesini duyduğum anda Narin hızla saçlarımdan elini çekti. Derin bir nefes verirken ellerim kalbime gitti. Bu esnada Nare'nin yardımı ile doğruldum. Şevval sinirli gözlerle bizi izliyordu. Narin öne atılarak gerekli açıklamayı üçümüzün yerine üstlendi.

 

" Anne... Babamın pek sevgili kızı aşık olduğum adamı elimden aldı. Evlenecekmiş Alper'le. Benim Alper'imle."

 

Şaşkın bir ifade yayıldı yüzüme. Alper'le aralarında ufacık bir yakınlaşma bile yoktu. Ona olan hislerinin bu kadar büyük olması da beni şaşırtmıştı. Karşılıksız olduğu kesindi. Alper onu sevse hamile de olsam benimle evlenmezdi. Bana bir şekilde yardım etmeye çalışırdı ama evlenmezdi. Bunu asla teklif etmezdi. Ayrıca Narin'in onu bu seviyede sahiplenmesi de tuhaftı. Hayatında hep birileri oluyordu. Bunları düşünürken bir yandan da kafa derimi ovuşturarak acımı dindirmeye çalışıyordum.

 

" Ne diyor Narin ? Doğru mu bu ? Alper ve sen..."

 

Gözlerimin içine bakarken yüzünde inanmaz bir ifade vardı. Bunun sebebi belki de aramızda bir şeyler olamayacak olduğunu bilmesi belki de yakıştıramamasıydı. Sorgulamadım. Sorgulamaya gerek dahi duymadım.

 

" Yok öyle bir şey."

 

Şevval çatık kaşlarla kızına döndü. Narin ise öne atıldı.

 

" Duydum anne. Var. Duydum."

 

Şevval'in yüzünde iğrenir bir ifade oluştu. Beni baştan aşağı süzerken ağzından tuhaf bir mırıltı döküldü. Aşağılıyordu beni. Yüzünde bakışlarında bu vardı.

 

" Bana dediğin sözleri kendine edinecek yüzün yok mu ?Ettiğin onca hakareti yıllarca susup yuttum. Kendi öz kardeşinin sevdiğine göz dikmeye utanmıyor musun ?"

 

Susup yutma kısmı dudaklarımda değişik bir gülümseme doğurdu. Susup yutmuştu evet. Ondandı beni aşağılamaları. Bir ayakkabıyı yırtılsa bile yardımcılardan aldığım yapıştırıcı ile tamir edip giymelerim ondandı. Öz babamın bana beş kuruş harcamaması için dil dökmeleri bulduğu her fırsatta onu bana karşı doldurmaları ondandı. Küçücük yaşımda aç uyutmaları ondandı.

 

Yüzündeki iğrenir ifade sanki onun gibi metres olduğumu vuruyordu yüzüme. Kıkırdadım. Annesi de kızı da aynıydı. Ben ona göz dikmemiştim. İçimi bilmem yeterliydi. Başımı diktim.

 

" Anne lütfen. Ablamı da alın çıkın. Babam duyacak şimdi."

 

Konuşacağım esnada Nare atılmıştı. Şevval tiksinen bakışlarını ona çevirdi bu kez. Kendi kızına ondan taraf olmadığı için tiksinerek bakacak kadar karaktersizdi.

 

" KES SESİNİ ! BACAK KADAR BOYUNLA HER İŞTE PARMAĞIN VAR !"

 

Derin bir nefes verdim. Bu kadar yeterliydi. Benim kardeşime beni savunduğu için kızmasına müsaade edecek değildim. İki koca adım atıp ellerimi ona doğrulttum.

 

" BAĞIRMA KARDEŞİME ! SİZE HESAP VERMEK ZORUNDA DEĞİLİM. S*KTİR OLUN GİDİN ODAMDAN !"

 

Bir elim kapıyı gösterdiğinde gözlerimden alevler çıkıyordu. Sinir her bir zerreme yavaş yavaş dolmaya başlarken ilacın yokluğunu iliklerime kadar hissediyordum.

 

Bu esnada Şevval sinirle soluyarak bana doğru yürüdü. Nare araya girse de tek bir hareketiyle onu sola savurdu. Narin ise annesinin arkasından bana doğru yürümeye başladı.

 

" TERBİYESİZ ! SEN KİMİ KİMİN EVİNDEN KOVUYORSUN? BEN OLMASAM, KENAN OLMASA BARINABİLECEK MİSİN BU EVDE ? ÖNÜNE KOYDUĞUM BİR KAP YEMEĞE ŞÜKREDİP OTURACAĞIN YERDE BANA-"

 

Üzerime yürüye yürüye ettiği hakaretlere dibimde bittiği esnada attığım sert tokatla son verdim. Bana ettiği hakaretleri hiçbir zaman sineye çekmemiştim ama bu çok başkaydı. Yılların birikimi bir yana bana evinde tuttuğu bir sığıntı gibi davranmaya hakkı yoktu. Haddini bilmiyordu. Yaptığım iyilik karşısında gösterdiği tevazu buraya kadardı işte. Bir hafta boyunca kızından gizli saklı sergilediği iyi niyet onun tek sözüyle yerle bir olmuştu. Buraya kadardı. Yıllar önce ondan yediğim tokadın acısı şimdi çıkıyordu. Kaybedecek bir şeyim de yoktu ondan ve olacaklardan korkum da. Daha beterini yaşayacak halim yoktu.

 

Şevval çığlık atarak yapıştı saçıma. Karşılık olarak tırnağımla yüzünü çizdim. Narin arkamdan sarılarak annesinin yüzünü kurtarma derdindeyken Nare aramıza girip ayırmaya çalışıyordu.

 

Uzun uzun debelendim. Saçlarımı çekti. Yüzüme defalarca kez tokat attı. Narin de boş durmadı. Prensesimin gücü yetmedi onlara. Akbaba gibi üşüştüler bedenime. Yapabildiğim tek şey karnıma sarılmak oldu. Evladımı korumaya çalışıyordum sadece. Bedenimde bana sığınırken görmediği şiddet kalmamıştı onun. Acılar bedenime teker teker peydah olurken ben evladımı korumaktan öteye gitmeye tenezzül dahi etmeden kabulleniş gösterdim. Onun benden önce bu dünyadan gitmesi son isteyeceğim şey bile değildi. Tek çabam evladımaydı.

 

Öyle bir yaktılar ki canımı. Narin yapacak bir şey bulamayınca kolumu ısırdı defalarca. Şevval durmadan tokatlar attı. Üstümde oturuyordu bunları yaparken. Gözlerim kapalı bir vaziyette ağlayarak hırslarını almalarını beklemekten başka çarem yoktu. Ağlaya ağlaya bitmesini beklerken bir bağırma sesi duydum. Alper'in sesi.

 

" NE YAPIYORSUNUZ ? AYRILIN ! ŞEVVVAL BIRAK KIZI !"

 

Üstümden Şevval'i hiddetle iterken beni kucaklayıp yerden kaldırdı.

 

" Karışma Alper. Bu besleme nankör ! Utanmadan üstüme saldırdı."

 

Gözlerim kapanıyordu. Başım zonklarken duyduğum tek şey uzaktan gelen seslerdi.

 

" Haddini bil! Hazan benim evleneceğim kadın. Sen kimsin de ona el kaldırıyorsun ?"

 

" NE ?"

 

Şevval ve Narin'in seslerini duyarken yaşlar akıyordu gözlerimden. Kapattım gözlerimi.

 

" Sakin ol. Geçti. Götüreceğim seni buradan."

 

Odadan hızla çıktığında Nare'nin sesini duydum. Uzaktı. Uzaktan geliyordu. Merdivenleri inip evden çıktığımızı yüzüme vuran ılık rüzgarla anladım. Gözlerim usulca açılırken Alper bana gülümsüyordu.

 

" Nereye ?"

 

" Eve. Seni evime götüreceğim. Artık burada yaşayamazsın."

 

İçimden geçirdim cümlesini. Artık bu evde de onun evinde de yaşayamazdım. Alper'le evlenemezdim. Yapamazdım bunu. Ne onun ne bebeğimin ne de Narin'in ahını alamazdım. Yine yolum aynı yere çıkıyordu. Ya öl*ecektim ya da kalbimi *ldürenle her gün öl*cektim.

 

Gökyüzüne bakarken iç çektim. İçimde son bir umut kırıntısı vardı. Ona tutundum. Son kez dermanımı sevdamda arayacaktım.

 

" Alper..."

 

" Buradayım."

 

Gözlerimi ona doğrulturken bakışlarıma kararlılığımı yansıttım. Sesi ,kokusu, dokunuşu... her yanım sızlıyordu özleminden. Her zerresine doymak için binlerce ömür verseler yetmezdi. Ya ona kavuşacak ya da onunla her gün öl*cektim. Ama benim hayatımda öl*m vardı. Benim hayatımda hayat yeşermezdi. Bunu bile bile son dedim. Bu bir hafta da kaçıncı son diye yakarışımdı haberim yoktu. Saymaya vaktim olmamıştı. Ama bu kez gerçekten son dedim kendime. Son kez... Yüreğim son kez dermanına gidecekti. Ya da *lüm esir alacaktı bu bedeni.

 

" O nerede, biliyor musun ?"

 

Gözleri kapanırken derin ve kederli bir nefes verdi.

 

" Hâlâ mı Hazan ?"

 

" Son kez... Ne olur. Beni ona götür."

 

.......

 

Arabadaydım şimdi. Alper İstanbul'da demişti. Birden fazla numarası varmış. O istemeden ona ulaşamazmışım. Keder doldu içim yine. İlacı almadım diyeydi bütün bunlar. Tüm yüküm omuzlarımdayken içimi heyecan kaplıyordu. Onca şeye rağmen. Onca kedere rağmen benim kalbim onun için atıyordu. Ona nasıl anlatacağımı düşündüm yol boyu. Halimi görünce ne yapacağını düşündüm. Evladımızı duyunca ne tepki vereceğini düşündüm.

 

Araba tanıdık bir yerde durduğunda merakla bakındım. Burası İstinye'de bulunan evleriydi. Alper dış kapıdan girmedi. Ben inerek yalpalaya yalpalaya korumaların yanına gittim. 'Alparslan Tufanlı için geldim' dedim. Birbirlerine bakıp tereddütte kalarak bir telsize mırıldanıp açtılar kapıyı. Adımlarım seğirse de durmadı. Onunla yürüdüğüm yollardan geçe geçe ilerledim kapıya.

 

Umut doldu içime. Umudum direniyordu. Onun içindi bütün savaşım. Bu kapı açıldığında ya bir kez ya bin kez öl*cektim. Ellerim karnımda bekledim kapının açılmasını. Yeşillerine olan özlemim dağ gibiydi. Yetmedi. Bitmedi. O ilaçlar bile yeşile olan tutkumu söküp atamadı.

 

Kapı usulca açılırken bakışlarım o yöndeydi. Kapıyı açan kişiyi görmemle kaşlarım havalandı. Tanıdık bir yüz. Tanıdık bir sima. Sarı saçlı ela gözlü biblo gibi bir kadın. Bu o. Dergideki o kadın. Beline kadar uzanan bakımlı sarı saçları dağınık bir ev topuzunda. Üzerinde salaş siyah bir gömlek var. Ruj var dudağında. Kırmızı. Taşmış kenarı. Çok tanıdık geliyor bu manzara.

 

İfadem donup kalırken ne diyeceğimi bilemedim. Kalakaldım. Göründüğünden daha da güzeldi bu kadın. Şimdi karşımda gülümseyerek bana bakıyordu. Gözlerimi acı bir keder kapladı. Yüreğimde yanacak yer kalmamıştı. Keşke dedim. Keşke Hazan gelmeseydin. Bu kapı açıldığı an senin hayatında var olan tüm umutlar söndü dedim.

 

Öyleydi. Buradan geri dönüş yoktu. Benim bütün varlığım onun yüreğinde milim yer edinmemişti. O beni bir paçavra gibi kullanıp atmıştı. Ben bir haftadır onsuzlukla ve ölümle baş ederken o burada bu kadınla hayatını yaşıyordu. Buraya kadardı işte. Anlattığı her şey yalan olduğu gibi bu kadın hakkındaki sözleri de yalandı. Hayatında başkası vardı. Doyamadığı bakmaya, dokunmaya kıyamadığı ten başkasına aitti. Bu kadının kızı ona 'baba' diyecekti. Benim onun hayatında yerim yoktu. Yüreğimin orta yerine öyle büyük bir bıçak saplandı ki sanki fışkıran kanların sesini işittim. Benim omzuma yüklenen yüklere bu kez kadınlık gururumun incinmesi de eklendi. Ondan ilk etkilendiğim anlar geldi aklıma. 'Böyle bir adam beni niye sevsin ?' demiştim. Doğru demişim. Benim gibi birini kim niye sevsin ? Sevmedi. Sevmeyecekte. Gözlerim dolmaya başlarken o gülümseyerek beni izliyordu.

 

" Kime baktın tatlım?"

 

Sesi bile güzel dedim içimden. Sesi bile asil bir güzelliğe sahipti. Benim aksime... Umudum yoktu. Aksini duymayacağımı bile bile yönelttim sorumu. Onun bu kadının koynunda soluklandığını bile bile sordum. Yüreğim duyup bilsin diye. Daha fazla bu aşk bu bedende hüküm sürmesin diye.

 

" Alpars...lan evde mi ?"

 

Adını zikretmek hiç bu kadar zor olmamıştı. Kalbimin sahibiydi o. Evladımın babasıydı. Benim en değerlimdi. Şimdi ben burada bir yabancı gibi kapıda sinmişken bir kadın evin sahibi edasıyla süzülüyordu. Ben onun her şeyi olmayı başaramamışken bu kadın sanki onun bütün hayatını elinde tutuyor gibi davranıyordu.

 

Yüzündeki gülümseme sekteye uğrar gibi olsa da bozulmadı.

 

" Alparslan duşta. Kim geldi diyeyim ? "

 

Sesindeki neşeyi koruyordu. Benim neşem ise bir daha gelmemek üzere terk etmişti bedenimi. Gözümden bir damla yaş düştü. Döndüm arkamı. Adımlarım kaderimin sonuna ilerliyordu. Bitmişti. Yüreğimdeki sevda kara toprağa serilecekti. Onu cezalandıracaktım ben. Kendimi cezalandıracaktım. Aşkımız hiç suçu olmamasına rağmen son nefesini vererek bedel ödeyecekti.

 

Kabullendim kaderimi. Kader ağlarını bu kez kördüğüm atarak örmüştü. Buradan geri dönüş yoktu.

 

..........

 

( Sahne şarkısı Sezen Aksu - Sarı odalar )

 

3 gün sonra...

 

Kaderim doğduğum gün yazılmıştı demiştim değil mi ? Şimdi üzerimdeki bu beyaz elbise annemin kefeniyle aynı renkti. Hayat benim için ağlarını kördüğümlerle atmıştı. Attığı o kör düğümler benim Hazan olduğum hayatıma son vermişti. Artık bir kalbim yoktu. Aynada gördüğüm bu yara bere içindeki gözlerinde fer kalmamış kız benim tanıdığım Hazan değildi. Ben yasaklarla dolu bir hayatta büyümeme rağmen sıkı sıkı yaşama sarılan bir kızdım. Elimden geldiğince o hayatı yaşanabilir kılmaya çalışıyordum ama şimdi...

 

Benim hayatım diye bir şey yoktu. Bitmişti. Aşk o kadar acımasızdı ki... Dünya öyle zalimdi ki...

 

Evladımın hayatını yaşayacaktım. O annesiz büyümesin benim hatalarım yüzünden ölmesin diye sürecekti yaşamım. Annemin yaptığı gibi yapacaktım. Evladım için feda edecektim kendimi. Hayatın sunduğu bütün acımasızlıklara onun için göğüs gerecektim. Onun bu bedene tutunmasına sebep olduysam onu yaşatıp güzel bir hayat verecektim.

 

Bugün veda ediyordum her şeye. Aşkıma ,sevgilime, hiç yuvam olmayan evime, memleketime ve en nihayetinde soyadıma.

 

Ben bugün Alper Soyer'in karısı olacaktım. Bir başkası ile hayal ettiğim düğünüm aile arasında mutsuz sade bir nikahtan ibaretti. Evladım için hem kendimin hem onun kaderine kıymıştım. Babasını baba bilmeyecekti . bir başkasına baba diyecekti. Bu onun için şans iken babasına yaptıkları karşılığında ödetilen bir bedeldi. Benim sevdiğim adam baba olduğunu bilmeyi hak etmiyordu. Böyle cezalandıracaktım onu. Haberi bile olmayacaktı evladının varlığından.

 

Gözümden düşen bir damla yaşı silerken antidepresanı yuttum. Aynadaki yansımam ölü bir gelini andırıyordu. Beyaz uzun tül bir elbise vardı üzerimde. Annemindi. Anısına sakladığım elbisesini kendime kefen yapmıştım.

 

Şimdi kefeni bağlama zamanı gelmişti. Elim masada bulunan makasa gitti.

 

Ona dair tek bir iz kalmayacaktı bedenimde. Bütün yalanları ile bugün burada gidecekti hayatımdan. Sevgi sanmıştım intikam hırsını. Aşk sanmıştım arzusunu. Yalanmış. Yaşadığım ne varsa yalanmış. Bana kalan tek gerçek acılarımdı şimdi. Sıkı sıkıya sarılıyordum onlara. Boğazım düğümlenirken bir elim saçımın bir yarsını diğer elim ise makası tutuyordu.

 

Saçların... En çok saçlarını seviyorum.

 

Teninin izlerini bir tek saçlarım kaldıramıyordu. Yetmiyordu. Her rüzgar esişinde o gibi esiyordu ; onun saçıma dokunuşu gibi. Bende sevdiği tek şey saçımdı belki. Belki o da yalandı. Ama şimdi bitecekti. Saçlarım bir daha uzamayacaktı. Hiçbir rüzgar onun gibi esmeyecekti tenime.

 

Boğazımdaki yumruya aldırmadan saçlarımı kesmeye başladım. Kopan ve yere düşen her bir telde zihnimde bir an canlanıyordu. Saçımı öptüğü tenime dokunduğu anlar.

 

Mis kokulu sevgilim benim...

 

Bir tutam daha düştü yere. Düşen her tutamda gözümden bir damla yaş süzülüyordu.

 

Şu saçlarının kokusuna bitiyorum ulan. Öldürüyorsun beni.

 

Saçlarını okşayıp dizimde uyutacağım seni.

 

Bu saçlar bir daha dokunuşu ile can bulmayacaktı. Şampuanımı da değiştirmiştim. En beğenmediğim kokuyu seçmiştim. Olur da bir gün yel eser alırsa kokumu diye. Ben bundan bile korkuyordum artık. Onun kokumu duymasını bile istemiyordum.

 

Rüzgar böyle savurup dağıtıyor ya saçlarını, en çok bu halini seviyorum.

 

Ellerini hissettim saçlarımda. Kapandı gözlerim. Hayır dedim. Bitti. Yüreğim söz dinlemiyordu. Düşen her tutam onu bana hatırlatıyordu. Olmaz dedim. Bitti . Bu kez gerçekten bitmişti.

 

Saçlarının kokusunu duymayınca burnum sızlıyor biliyor musun ? Ben senin saçının her telinin bağımlısıyım.

 

Genzimdeki acı yanma sürerken gözlerimdeki yaşlar yere düşen saçlara damlıyordu. Saçımın bir yarısı çoktan bitmişti. Bir hıçkırık koptu dudaklarımdan. Bu kez sızlayan benim burnumdu. Her saçıma dokunuşumda onu hatırlamayacaktım artık. Saçım tenime değerek varlığını hatırlatamayacak kadar kısaydı.

 

Diğer tutama geçtiğimde gözlerim kapandı. Dudaklarımı içli içli öperken saçlarımı okşadığı anlar geldi aklıma. İç çekerken tekrar hıçkırdım. Nasıl silecektim bu anları aklımdan ? Nasıl unutacaktım onu ? Kederli bir nefes verirken daha fazla oyalanmak istemeyerek tuttuğum tutamı tek makas darbesiyle kesmeye başladım. Saçlarım gür ve kalındı. O yüzden bu işlem biraz zorladığı için gözlerimi açıp yaşlara aldanmadan makası ileri geri hareket ettirmeye başladım.

 

Baharım... Ay teninin üstüne gecenin parıltısı düşmüş. Bir beyaza bir siyah ancak bu kadar yakışabilir.

 

Saçımın son parçasının da kopuşuyla tüm tutam yere düştü. Makas titreyen elimden kurtulurken ağladığım duyulmasın diye dudaklarıma ellerimi kapadım. Dudaklarımdaki titreme bedenime yayılırken sarsılarak ağlamaya başladım. Yukarı bakarak derin bir nefes aldım. Ağlamanın sırası değildi. Bunun için önümde koca bir ömür vardı. Bugün ölüm günümdü. Kefenime bu kısa saçlar öyle çok yakışmıştı ki tabuta gerek kalmamıştı.

 

Ona ait olan son parçama veda etmiştim şimdi. Saçlarım yoktu. Kalbim çoktan atmayı bırakmıştı. Bedenim onun kullandığını söylediği günden beri bir c*setti. Evladım ise...

 

O hiç onun olmamıştı. Başkasının bebeğiydi. Ben de başka bir adamın karısıydım . Onunla hiçbir bağım kalmamıştı. Bizim hikayemiz bugün son bulmuştu.

 

Yaşları sildim özenle. Yüzüme en sahte gülüşümü yerleştirirken elimle kalan iki parça saçımı düzelttim. Aşkım da saçımla birlikte savrulup gitsin istedim. Bu yüzden yerdeki saçları odanın köşesine doğru ittim. Olmadı. Olmuş gibi yaptım. En iyi yaptığım şeye kendimi kandırmama sığındım.

 

Sakin adımlarla odamdan çıkarken veda ettim Hazan'a. Nefes alan yanıma veda ettim. Merdivenleri inerken bakışlarım önce Şevval'i buldu. Nefret vardı yüzünde. Narin yoktu. Gitmişti. Ben sadece nefes alan yanıma değil vicdanıma da veda etmiştim. Soyadını taşıyacağım adam kardeşimin sevdiği adamdı. Ahı bir ömür üzerimdeydi. Bakışlarım Kenan'a kaydı. Yüzüme bile bakmıyor durgun bir ifadeyle yere bakıyordu. Tuğrul... Nefret saçıyordu . öfkesi yüzünden okunuyordu. Alper'e ' Onun bunun artığını karı mı yapacaksın?' diyerek rest çekmişti. Artık dediği kendi öz kızıydı.

 

Ahmet amca... O da buradaydı. Yüzünde tek bir ifade bile yokken bana bakıyordu. Nare'yi gördüm sonra. Gözleri dolu doluydu. Alkışlıyordu beni. Onca kalabalıkta bir tek o alkışlıyordu. Mutluydu. *lmedim diye çok mutluydu.

 

En son bakışım Alper 'e kaydığında onun buruk bir tebessümle saçlarıma baktığını gördüm. Ellerinde bir buket vardı. Gülüşünü büyütürken bana uzattı.

 

Papatya...

 

Geç kalınmışlığın simgesi...

 

Gelin çiçeğim papatyaydı. Geç kaldıklarıma en çok bu yakışırdı.

 

Çiçeği alıp gülümserken yerime oturdum.

 

Alper de yanıma oturduğunda merasim başladı. Şahitlerimiz hiç tanımadığım iki adamdı. Alper en güvendiği adamını Şahit yapacağını söylediğinde benim şahidimi de onun seçmesini söylemiştim. Nikah memurunun yerini almasıyla ölümüme şahitlik edecek iki yabancı da içeri girerek yerlerine kurulmuştu.

 

Alper yanıma oturduğunda bir elini bacağıma koydu. Hoşuma gitmedi bu hareketi. Karşı koyamadım ama. Tepkisiz bir şekilde masaya bıraktığım papatyalarıma bakıyordum.

 

" Siz Hazan Çelik, hiç kimsenin tesiri ve baskısı altında kalmadan kendi hür iradenizle Alper Soyer ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz ?"

 

Hiç kimsenin baskısı olmadan...

 

Kendi irademle...

 

Benim baskım hayattandı. Mecbur kaldıklarım hayatımın sonuydu. Son günümün son anı tek bir kelimeyle son bulacaktı. Hayatıma ve hayatımda bulunan her şeye veda etmeye hazırladım kendimi. İçim acı acı sızlarken derin bir nefes aldım. Geç kalınmışlığımıza, papatyalarıma bakarak verdim cevabımı. Verdiğim cevap hayatıma da son verdi.

 

' Evet.'

 

Bu kelime benim hayatıma vedam oldu. Artık Hazan yoktu. Artık bahar da yoktu.Bahar yeşili gözler çoktan mazide kalmıştı. Aşkımı kalbime gömdüm. Tek kelime benim bütün umutlarımı söndürmeye yetti.

 

Herkese yeni ve zor bir bölümden merhaba güzelliklerim❤️‍🔥

 

Bu bölümü yazmak benim için o kadar zor oldu kii....

 

Gerçekten yazdığım en uzun bölüm olmasının yanı sıra en çok ağladığım bölüm de buydu. Şimdilik tabii ki :(

15. Bölüme selpaklarınızı şimdiden hazırlayın olur mu 🥲

 

Minik uyarımı tekrar yapayım bu bölüm de dahil olmak üzere bölümlerimiz geçmiş zamandan.

Günümüze geçiş yapacağımız bölümler 16. Bölümde başlıyor.

 

Asıl konumuz Hazan'ın Alparslan'dan alacağı intikam üzerine kurulu. Şu an sadece neden intikam aldığını okuyoruz.

Küçük bir de bilgilendirme yapmak istiyorum sizlere 🫶🏻

 

Bölüm başına neden 💦 emojisi koyduğumu soranlar olmuş. Geçmiş zamandan olan bölümlerin hepsinde bu emoji olacak. Kafa karışıklığı olmaması adına böyle bir yöntem düşündüm.

 

Günümüz bölümlerinin başında ise 🔥 emojisi var. ( İlk bölümde dikkatinizi çekmiştir belki. Birinci bölüm Hazan'ın intikam için İstanbula dönüşü ile başlıyor. )

 

Çok konuştuğumun farkında olarak sizleri yeni bölümle baş başa bırakıyorum.

 

Yeni bölüm gelene dek güzellikle kalın ❤️‍🔥

 

 

Bölüm : 10.09.2025 19:08 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...