
Okul çıkışı İsmail arabası ile yanıma geldi.
“Hadi bin, gidiyoruz.”
“Nereye?”
“Sen hem kör hem de sağırsın şüphem yok artık, hani maketi yapacaktık, benim evimde buluşmayı planladık dün unuttun mu?”
“Hayır, şimdi hatırladım.”
Arabaya bindim ve yol boyunca sessiz durdum. Bu sefer sessizliği bozan kişi İsmail oldu.
"Yeni aldığım kolye sence nasıl?"
Baktım ve sessizce başımı salladım.
“İyi duruyor.”
“Sende ne var bir anda, ne oldu sana anlamıyorum, önceden çok enerjik biriydin.”
“Evet öyleydim, hala öyleyim, sadece bu zamanlar kendimi iyi hissetmiyorum.”
“Neden ki?”
Arabayı durdurdu. Bende şaşkın bir ifadeyle ona baktım.
“Neden arabayı durdurdun?”
“Marketin önünde durdum, farkındaysan. Ev için bişeyler alacağım, gelicek misin?”
“Olur.”
Bende aşağı indim ve markete girdik. Ardından İsmail kolunu omzuma attı.
“Ne yapıyorsun sen?”
“Yine kaybolursan diye küçük bir önlem.”
“Hahaha, çok komik, ben burada kaybolmam.”
Kollarını omzumdan indirdim ve o alışverişi yaparken ben de çikolata reyonunda gezindim.
“Neden bu kadar pahalı bunlar?” derken İsmail alışverişi bitirdi ve geldi.
“Tamamdır, gidilebiliriz,” dedi. Ardından kasaya geçtik ve bana gitmemi söyledi.
“Hem gel diyorsun, şimdi de git diyorsun.”
“Gidebilirsin, sıra beklemek mi istiyorsun?”
“İstemiyorum ve gidiyorum.”
Ben gittikten sonra kendisi biraz daha bekledi ve kısa süre sonra arabaya bindi.
“Almak istediğin bir şey var mıydı?”
“Yok, sadece gitmek istiyorum.”
“Sakin ol, sadece sordum.”
“Bana bişey sorma İsmail, konuşma benimle.”
“Sende iyilik yapmaya yaramazsın, hemen gıcıklık yapıyorsun, bir de bana söylüyorsun. Kendine bak.”
“Haklısın, ne oluyor bana ya, kendimi hiç iyi hissetmiyorum.”
“Neden, benim yüzümden mi?”
“Hayır, sadece bu zamanlarda böyleyim. Her neyse, hadi gidelim, bizi bekleyen uzun sürecek bir maket ödevi var.”
“Haklısın.”
İsmail arabayı çalıştırdı ve evine doğru yola çıktık. O sırada yine sessizliği o bozdu.
“Şarkı açmak istiyorsan aç.”
“Olur tabiki, ama sen dinler misin?”
“Hangi şarkı?”
“Chase Atlantic'in Friends şarkısı, ben bayılıyorum. Bir de Again şarkısı Noah Cyrus’un, birkaç Türkçe pop bide.”
“Bu şarkıları biliyorum, aç tabiki, dinle.”
Hemen Spotify’den müzik listemi açtım, ardından şarkıyı açtım ve arabaya bağlandı.
“Güzel şarkı, güzel.”
“Evet, öyledir.”
Sustum ve aklıma Yasemin geldi. O anda İsmail'e Yasemin hakkında sorular sordum.
“Sence Yasemin güzel kız mı?”
“Hayır, tam tersine itici bir kız, nedense onu görünce insan iğreniyor. Özellikle davranışları çok itici, sen nasıl arkadaş oldun, hala anlam veremiyorum.İkinizin arasında dağlar var!”
“Neden ki, gayet alımlı ve güzel.”
“Bana hiç öyle gelmedi ve biz niye bu kız hakkında konuşuyoruz onu anlamadım?”
“Sadece merak ettim, yani arkadaşım, sonuçta rastgele birine sormak istedim.”
“Ben rastgele birimiyim?”
“Evet öylesin, o yüzden sordum.”
Yine arabayı durdurdu.
“Şimdi neden durduk?”
“Eve geldik çünkü.”
Yan tarafa döndüğümde kocaman bir ev gördüm ve şaşkın bir ifadeyle ağzım açık eve baktım.
“Burası senin evin mi?”
“Evet.”
“Evin çok güzelmiş, kimleri getirdin buraya? Hahahah.”
“Hiç kimseyi.”
“Geçende burada parti yaptığını söyledin.”
“Hayır, o parti burada yapılacak denip Akın'ın eski sevgilisinin evinde yapıldı.”
“Nasıl yani, sen evine getirmedin mi onları?”
“Evet, burası benim kendi evim ve iyiki getirmedim, yoksa Akın burayı bilirdi ve bu hiç iyi olmazdı.”
“Gerçekten haklısın.”
“O zaman eve geçelim artık, ben bagajdan malzemeleri alıp geliyorum.”
“Tamam.”
Eve geçtiğimde, her klasik villada olduğu gibi kocaman bir havuz vardı.
“Havuz değil, okyanus sanki.”
“Babam ve annem o havuza 4 milyon ödemiş.”
Ağzım açık kaldı.
“Ne yani, bu havuz sadece 4 milyon mu… peki ev ne kadar oluyor?”
“Bu havuz 4 milyon ve evde 16 milyon.”
“Ne, annen ve baban iyi mi? Gerçekten burası için bu kadar para mı gitti?”
“Evet, ama onlar yaşamadı, ben yaşıyorum.”
“Evet ama burası senin evin, ileride kendi hayatını burada kurarsın. Mesela mimar olduğunda çizimlerini çok rahat yaparsın, sessiz ve sakin bir yer.”
“Haklısın, çok sessiz bir yer.”
İçeri girdik ve koltuğa oturdu.
“Ben duş alacağım, sen eşyaları hazırla, fotoğrafları masaya koy, notlarını düzenle.”
“Tamam.”
“İstediğin bir şey olursa bana sakın seslenme, duymazdan gelirim seni haberin olsun.”
“Merak etme, adını söylemek için can atmıyorum.”
“Biliyorum, her neyse, ben duşa giriyorum şimdi.”
“Bana ne aaa, ne yapıyorsan yap.”
Etrafı gezdim ve evin mimari yapısı açısından değerlendirdim, ardından geri içeri girdim ve eşyaları masaya dizdim.
“Fotoğraflar tamam, yapıştırıcı, kağıt, mukavva, karton, kalem, not her şey burada, tamamdır.”
Ardından İsmail bana seslendi.
“Fatma!”
“Efendim, ne var? Diyene bak, şimdi bana kendi sesleniyor.”
“İstediğimiz için seslenmiyoruz herhalde, sular kesildi.”
“Sular mı kesildi, ben ne yapayım ki? Ben su tamircisi değilim.”
“Zaten değilsin, sadece git, kontrol et, bişey yap, kaldım burada böyle.”
“Of, kendi işini kendin yap, ben niye uğraşayım ki, zaten insanların işlerini bana yaptırmak istemesinden bıktım.”
“Tamam o zaman!”
Kapıyı açtı havluyu sarıp karşımda üstü çıplak şekilde durdu. Hemen arkamı döndüm ve sesim titremeye başladı.
“Ne yapıyorsun sen?” deyip arkamı döndüm, utançla kızardığımı hissettim.
“Kendi işini kendin hallet dedin, sen zaten sadece sıra arkadaşı olarak iyisin, başka bir şey olmazsın. Ayrıca senin sesin neden değişti?”
“Ama yaptığın yanlış, ben senin vücudunu görmek zorunda değilim, çıkmadan önce söyleyebilirdin...”
“Kendi evimde olduğum için alışmışım, hem neden sana söylüyorum ki, sende kapımın önünde durmasaydın.”
Arkam dönük, ellerim gözlerimi kapatmış şekilde konuştum.
“Seni nasıl duymamı bekliyorsun, çağırınca geldim işte.”
“Her neyse, ben hallederim şimdi.”
“Hallet, sen ben her şeyi masaya dizdim.”
İsmail suya bakmaya gidince çok utandım, onu öyle görünce sesim titremeye başladı, çok utanç verici bir andı o an.
“Neden ben buradayım?” diye düşünmeye başladım, sonra İsmail gelirken “Ben geliyorum bu sefer söyleyerek geliyorum!” dedi.
Bende hemen gözlerimi kapatıp oradan uzaklaştım.
“Tamam, sen geç, hemen gel, ben başlıyorum.”
“Başlama, beni bekle.”
İsmail duşa girdi ve kısa zaman sonra çıktı.
“Tamam, ben hazırım, hadi başlayalım makete.”
“Tamam.”
İsmail yanıma oturdu ve mukavvaya su damladı.
“Saçların ıslak hala.”
“Yok, kuru, olacaktı yeni duştan çıktım, ne bekliyorsun?”
“Mukavva ıslanıyor.”
“Dur, ben saçlarımı kurutup geliyorum.”
“Hayır, ben başlıyacağım, yoksa çok geç bitecek.”
“Kaçmıyor ya, bekle, kurutucu üst kattaydı, yani odamda, hemen gelirim.”
“Hayır, ben bekleyemem, başlıyorum, sen gelince devam edersin.”
“Olmaz, bak burada dururum, sonra öğretmen ‘nasıl başladınız?’ deyince ben ne derim?”
“Hemen git ve saçını kurut, bekliyorum, hadi git.”
“Tamam, hemen geliyorum. Sen de istersen bişeyler atıştır.”
“Ne var ki?”
“Aldım işte bişeyler, sen al oradan bişeyler.”
“Tamam, sen git, hadi.”
İsmail yanımdan gitti ve ben de aldıklarına baktım. Poşetleri karıştırırken çikolata paketlerini gördüm.
“İsmail çikolata mı almış, ama ev için bişeyler alıyordu. Ben gittikten sonra çikolata mı almış?”
Çikolataları poşetten çıkarttım ve içerisindeki fındıklı olan çikolatayı alıp ambalajını açtım. O sırada İsmail yanıma geldi.
“Fındıklı çikolata mı yiyeceksin?”
“Sen neden çikolata aldın ki?”
“Canım istedi, aldım, kendi param değil mi?”
“Tabi ki senin paran, ama sanki biraz fazla almışsın.”
“Olsun, dolaba koyarız, gerisini hallolur.”
“Doğru, hadi artık makete başlayalım.”
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 4.86k Okunma |
344 Oy |
0 Takip |
71 Bölümlü Kitap |