17. Bölüm

17. Bölüm

Kyula
kyulaseng

Etraf bir anda zifiri karanlık oldu ve korkuyla İsmail'in koluna sarıldım.

 

İsmail'in yüzünü görmüyordum ama eminim ki yüzü bana dönmüştür derken ses geldi...benden önce İsmail bağırdı "O neydi? O neydi? Duydun dimi? Kesin bir şey var burada! Bağır Fatma, bir şey yap!"

 

"Aaa ben niye bağırıyorum ki? Korkan sensin,"

 

"Koluma sarılan da sensin."

 

Kolundan ayrıldım. "Korkmuyorum ben."

 

Ama duyduğuma göre bazen insanlar korku evinde kitli kalabiliyormuş tüm gece boyunca.

 

"Hayır öyle bir şey yok. Ben küçük bir kız değilim aklım var, herhalde buna inanacak değilim,"

 

Hahaha, "Korkuyorum" demiyor da "akıllıyım" diyor.

 

"Evet, akıllıyım ben. Sen bir şey bul, aç şu kapıyı."

 

"Tabi ki hanımefendi, ben zaten kedi gözlüyüm,karanlıkta görüş özelliğim var doğuştan."

 

"Öyle mi? İyi o zaman aç hadi kapıyı."

 

"Bir de küçük bir kız değilim akıllıyım diyorsun!"

 

"İsmail aç işte kapıyı."

 

"Nasıl açayım Fatma?"

 

"Dizilerde erkekler ayaklarıyla vurunca kapı açılıyor! belki bizde de açılır"

 

"Ben mi kapıyı ayağımla kıracağım?"

 

"Yok ben kıracağım... Yani İsmail, bak burada senin gibi kaslı, güçlü kapıya dokunsa kıracak biri... yani sen varken niye ben yapayım?"

 

Cilveli bir şekilde söyledim.

 

"Öyle miyim?"

 

"Evet, öylesin."

 

Yine ışık açıldı,bu sefer lacivert yandı.

 

"Bak şimdi kapıya doğru git, oradan kırarsın kapıyı. Hadi sana güveniyorum İsmail."

 

İsmail kapıya vururken ayağını çok sert vurdu ama kapı kırılmadı.

 

"Daha sert İsmail daha sert!"

 

İsmail tam kapıya vururken ayağına sert bir demir düşürdü. Hemen yanına gittim. "İyimisin? Bir şeyin yok dimi?"

 

İsmail susuyordu,belli etmiyordu ama canı çok yanıyordu, belliydi...

 

Ayağa kalkmasına yardımcı olup onu güvenle oturduğum tarafta oturttum, orada demir yoktu, güvenliydi benim için.

 

"Ben yardım çağıracağım, İsmail sen burada dur,"

 

Ben gidecekken İsmail elimden tuttu..

 

Gitme...

 

Ne?

 

"Fatma, gitme. Kimse duymuyor bizi, sen de bir yere çarpacaksın. Hem sen benim gibi de değilsin... canın nazik,"

 

"Sen az önce beni mi düşündün?" diye şaşırdım.

 

"Evet, sana bir şey olmasını istemiyorum."

 

"Çünkü başına kalırım dimi İsmail?"

 

"Hayır Fatma, sana bir şey olmasını istemiyorum çünkü sen bu acıyı hak etmiyorsun,"

 

Yanına oturdum ve konuştum. "Hala canın yanıyor mu?"

 

"Demir çok sertti... etrafta demir, tahta, çivi her şey var."

 

"Umarım bizi fark ederler."

 

"Merak etme, kurtulacağız."

 

"Korkuyorum aslında, belli etmiyorum ama korkuyorum,"

 

"Ne yalan söyleyeyim, ben de korkuyorum çünkü ilk defa bu kadar uzun süre kapalı alanda kaldım..."

 

"Ben de hiç sevmiyorum böyle kapalı alanları," derken ışık yeşile döndü.

 

"Bu ışık neden hep renk değiştiriyor?"

 

"Bilmiyorum ama bizim bir şey yapmamız lazım yoksa yarına kadar buradayız,"

 

"Senin ayağın acıyor bu yüzden ben şimdi yardım çağıracağım İsmail, sen bekle," deyip ayağa kalktım.

 

"Fatma, gitme,"

 

"Neden? Bize yardım çağıracağım,"

 

"Fatma, yanımda dur, beni ayağa kaldır, ben gidip yardım çağırırım."

 

"Ama bacağın hala kıpkırmızı."

 

"Olsun, buradan kurtulmamız lazım."

 

"Haklısın," deyip ayağa kaldırdım. Kaldırırken göz göze geldik ve geri çekildim.

 

"Ben şimdi yardım çağıracağım," deyip yürümeye çalıştı.

 

Arkasından giderken bacağımı tahtaya sürttüm ama belli etmeden arkasından gittim.

 

"Fatma, gelme! bir şey olacak, buralar güvenli değil,"

 

"Hayır, ikimiz bağırıp yardım isteyeceğiz," derken başımı demire vurdum! o an yere düştüm. İsmail yanıma gelip beni kaldırdı.

 

"Sana söyledim her yerde tahta ve demir var,"

 

Beni tuttu ve kaldırdı.

 

"İyiyim," dedim ama beni geri güvenli alana götürdü.

 

"Burası güvenilir," derken bacağıma baktı ben de hemen elimle kapattım.

 

"B-bacağına ne oldu?" dedi kekeleyerek.

 

"Neden kekeleyerek söyledin? Ahahaha," derken İsmail bacağımı tutup kendi bacağının üstüne koydu ardından eliyle üstünden geçti.

 

"Tahtaya mı sürttürdün? Kanıyor ama derinin üstünde kanıyor."

 

Yutkundum ve cevapladım...

 

"Evet hem ben acıyı hissetmiyorum. Sen gidebilirsin," dedim ama bırakmadı.

 

"İyi değilsin Fatma,"

 

Işıklar tam kapandı. Korkuyla İsmail'e sarıldım.

 

"İsmail, gitme, dur?.korkuyorum, şimdi her yer karanlık oldu."

 

"Merak etme, hiçbir yere gitmiyorum," deyip arkasını duvara yasladı benim gibi, ardından konuşmaya başladı. "Küçükken babam ve annem kavga ederken beni odama kitlerdi...duyup etkilenmiyim diye."

 

"Gerçekten mi..."

 

"Hatta bir keresinde babam anneme çok sert tokat attı, gözümün önünde. Annem o an benim yanıma gelip güldü, 'Hiçbir şeyim yok oğlum' dedi...oysaki canı çok yanmıştı,"

 

"O sana belli etmek istemedi, bu yüzden böyle yaptı..."

 

"Ama ben onun neden yaptığını hep biliyordum... Eğer annem beni odama kitliyorsa kavga edecekler, bu kesin belliydi. Sonra beni yanlarına çağırıp hiç bir şey olmamış gibi davranacaklardı... Kitli kalmayı sevmiyorum,nefret ediyorum. O zaman da söyleyemiyordum hiç bir şeyi kabulleniyordum! Ama nefret ediyorum."

 

"Ben de sevmiyorum kilitli kalmayı. Benim annem ve babam kavga etmiyor, hep birlikte zaman geçirmeyi tercih ediyorlar."

 

"Ben de istemiyordum kavga etmelerini ama her neyse sen şanslısın...ailen hayatta en azından....Benim bir ailem yok...benim de teyzem var, amcam var ama ben kendim yaşıyorum."

 

"Çünkü zenginsin İsmail! Senin kocaman evin var, kendine ait araban var, hayatı yaşıyorsun."

 

"Zengin olmak öyle güzel bir şey değil ki..."

 

"Nasıl güzel değil? Eğer benim de kocaman evim olsa ben de mutlu yaşardım,"

 

"Sence zenginlik nasıl bir şey Fatma?"

 

"Paran var, sınırsız mutluluk... düşünsene istediğin her şeyi alırsın, çok şanslısın,"

 

"Sorsana bana? O para bana annemi ve babamı getiriyor mu? Gerçek mutluluğu veriyor mu? Ben sana cevabı söylüyorum... Hayır Fatma, vermiyor... gerçek mutluluğu ailen verir, gerçek mutluluk annen ve babandır onlar olmayınca zengin olsan neye yarar ki..."

 

"Özür dilerim İsmail, seni üzmek istemedim..."

 

"Özür dilemene gerek yok,ben bunu kabullendim artık... Benim bir ailem yok her şeyin nasıl olduğunu biliyorum. Sana hatırlatmak istemedim.."

 

Gerçekten özür dilerim..." derken İsmail parmağıyla dudağıma dokundu.

 

"Sus, söyleme..." dedi.

 

Parmağı dudağımdaydı ve bana bakıyordu...kalbim hızla atmaya başladı. Kendimi geri çektim...

 

Biraz zaman geçtikten sonra İsmail bana baktı ve ben de ona bakıp konuştum.

 

"Bizim hemen buradan gitmemiz lazım..."

 

"Haklısın, hemen gitmeliyiz!"

 

"Burası çok sıcak ne pencere var ne de hava alacak bir yer..."

 

"Sıcak mı aldın?"

 

"Hayır, yani evet yani evet ama hayır şey yani hava çok sıcak..."

 

"Anladım sanırım... ya da anlamadım her neyse az sonra biri bizi bulursa şanslıyız yoksa tüm gece burada kalacağız."

 

Bu sefer ben gerildim.

 

"Öyle bir şey olmayacak burada nefes alamıyorum bile ölsek kimse bilmez."

 

"Haklısın. Biz buraya nasıl geldik-"

 

Kapı açıldı bende heyecanla ayağa kalktım. Açan kişi Alya'yla Mehmet'ti

 

"Alya, Mehmet, bunu siz mi yaptınız? Yani bizi siz kurtardınız?" deyip Alya'ya sarıldım.

 

Alya ve Mehmet bize bakıp sustular. Mehmet konuşmaya başladı...

 

"Bu fikir bizden çıktı..."

 

İsmail ve ben olayı anlamaya çalıştık.

 

"Fatma ve sen mutlu olun istedik."

 

"Şimdi sence mutlu muyuz Mehmet? Biz mutlu değiliz yaralıyız..."

 

Alya konuştu.

 

"İşte birbirinizin yaralarına merhem olun istedik..."

 

İsmail alaycı bir tavırla konuştu

 

"Ne? Bizim aramızı mı yapmaya çalıştınız! Zavallı Fatma ile benim aramda arkadaşlıktan başka bir şey olamaz."

 

Bana "zavallı" demesine sinir oldum ve o an ağzıma geleni söyledim

 

"Ben Poyraz'a aşığım zaten sen benim gözümde sıradan bir arkadaşısın."

 

İsmail gülerken ciddileşerek bana döndü

 

Poyraz mı? Benim kuzenime mi aşıksın?"

 

Alya araya girdi

 

"Ne yani, biz yanlış insanların arasını mı yapmaya çalıştık şimdi?"

 

"Evet," dedim Alya'ya dönüp sonra konuşmaya devam ettim.

 

"Biz Poyraz ile iyi anlaşıyoruz zaten.

İsmail ile aramızı neden yapmaya çalıştınız anlam veremedim. Şimdi öğrendiniz işte ben Poyraz'a aşığım."

 

İsmail kolumdan tutup "Sen gelsene bir benimle," deyip dışarı çıkardı. Derin bir nefes alıp etrafta baktım ardından İsmail konuşmaya başladı

 

"Sen gerçekten benim kuzenime mi aşıksın?"

 

"Evet, onu seviyorum sıra arkadaşım, ne oldu? Yoksa kıskandın mı?"

 

"Ne kıskanıcam seni bana ne? İstediğini yap!"

 

Alya ile Mehmet yanımıza geldi ve arabaya geçtik. İsmail arabayı çalıştırıp hiç konuşmadan sürmeye başladı... O sessizce arabayı sürerken bana söylediği "Zavallı Fatma" kelimesi beynimde tekrarlandı... Kendimi tutamıyordum ona vurmak istiyordum, bağırmak istiyordum ama içimden geçen şey sadece sessizce onu görmezden gelmem gerektiğiydi ben de öyle yaptım.

 

Evime gelince kapının önündeki zarfı gördüm ve açtım.

 

"Bu ne kim bırakmış bunu buraya?" deyip açarken içinde annemin yazdığı notu gördüm...

 

Biz gidiyoruz Fatma kendine iyi bak... teyzen ve babaannen seni bekliyor...

 

"Ne yani sadece bunu mu diyeceksin anne?" dedim içimden ve mektubu yırtıp attım.

 

İçeri geçip odamdan kıyafetlerini topladım annem ve babamın hatıraları ile dolu olan evimden gitme zamanı gelmişti...

 

Her şeyi topladım ve son kez evime bakarken evin yanına koyu kırmızı Porsche Carrera 4S durdu. İçinden uzun boylu, siyah saçlı,beyaz tenli yakışıklı bir genç çıktı... Bana doğru yaklaştı ve konuşmaya başladı.

 

"Merhaba, ben Ayhan sen de Fatma olmalısın."

 

"Evet, benim de sen kimsin?"

 

"Ben seni almaya geldim annenler seni bize bıraktı..."

 

Bölüm : 16.04.2026 23:48 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...