57. Bölüm

57. Bölüm

Kyula
kyulaseng

Sınıfa girdiğim anda gözlerim onu aradı. Bu artık istemsiz yaptığım bir şeydi. Önce en arka sıraya bakıyordum, sonra pencere kenarına… sonra da kapıya. Sanki bir yerden çıkıp bana o sinir bozucu sırıtışıyla “beni mi arıyordun deli kız?” diyecekmiş gibi hissediyordum. Ama yoktu. Sırası boştu çantası yoktu. Hatta sınıfta onun bıraktığı o dağınık enerji bile yok gibiydi.

 

İçim anlamsız bir şekilde huzursuz oldu. Dün gece olanlardan sonra onu görmeden güne başlayabilmek mümkün değilmiş gibi hissettim. Yerime oturduğumda telefonumu çıkardım. Mesajlarımız hala açıktı. Son yazdığı şey ekranda duruyordu.

 

“Bir daha anahtar saklarsan gerçekten kavga ederiz haberin olsun…”

 

Mesajı okuyunca istemsizce gülümsedim ama hemen ardından içimde başka bir his yükseldi. Çünkü o mesajın altında yazamadığı şeyler vardı. Ben hissediyordum. O da dün gece en az benim kadar etkilenmişti. Alnını alnıma yasladığı an hala aklımdan çıkmıyordu. “Sen benim en büyük hatamsın…” deyişi kulağımda dönüp duruyordu. İnsan sevdiği birine neden hata derdi ki? Belki de bazı insanlar doğru zamanda karşına çıkmazdı. Belki sevgi bazen insanın en güzel felaketi oluyordu.

 

Ders başladı ama ben tek kelime bile anlamıyordum. Hoca tahtada bir şeyler anlatıyor, herkes not alıyordu ama benim gözlerim sürekli kapıya kayıyordu. Her açıldığında kalbim hızlanıyor sonra gelen kişi İsmail olmayınca tekrar düşüyordu. Böyle hissetmek sinir bozucuydu çünkü hayatım boyunca kimseyi bu kadar beklememiştim.

 

Hele ki bir erkeği… Kendime sürekli “abartıyorsun Fatma” diyordum ama faydası yoktu. Çünkü mesele sadece özlemek değildi. Onun bana kırgın olması canımı acıtıyordu. Dün gece ilk defa o kırgınlığın ne kadar derin olduğunu gördüm. Bana bağırırken bile gözleri doluydu. “Ben senin denediğin bir ihtimal değilim Fatma…” dediğinde içimde bir şey parçalanmıştı. Çünkü haklıydı. Sürekli korkup geri çekilen bendim. Ona yaklaşan ama tam dokunacakken kaçan bendim. Sonra neden beni anlamıyor diye üzülüyordum.

 

Teneffüs zili çaldığında daha fazla oturamadım. Hızlıca sınıftan çıktım. Koridor kalabalıktı ama ben sadece onu arıyordum. Belki kantindedir diye düşündüm. Belki arkadaşlarının yanındadır. Belki bilerek benden kaçıyordur… Bu düşünce içime oturdu. Tam telefonumu çıkarıp yazmayı düşünüyordum ki arkamdan onun sesi geldi.

 

Fatma.

 

O sesi duyduğum an gerçekten kalbimin teklediğini hissettim. Hızlıca arkamı döndüm...Siyah t-shirtini giymiş saçları dağınık gözlerinin altı hafif morarmıştı. Sanki gerçekten hiç uyumamış gibiydi. Birkaç saniye sadece birbirimize baktık. Konuşmadık. Ama o birkaç saniye bile yetmişti. Çünkü bakışlarında dün geceden kalan şeyler vardı. Kırgınlık vardı. Özlemek vardı hala saklamaya çalıştığı o sevgi vardı.

 

“Neredeydin?” diye sordum istemsizce. Sesim düşündüğümden daha kırılgan çıktı.

 

Duvara yaslandı...

 

Uyuyamadım.

 

Kalbim yine hızlandı. Çünkü ben de uyuyamamıştım. Saatlerce tavana bakmıştım. Sürekli onu düşünmüştüm. Annemin söylediklerini düşünmüştüm. “Seni görmek istemese gece vakti buraya gelmezdi…” sözünü tekrar tekrar hatırlamıştım.

 

“Ben de uyuyamadım…” dedim sessizce.

 

Gözleri bana döndü. Uzun uzun baktı. Sonra dudaklarının kenarı hafif kıvrıldı.

 

Biliyorum.

 

Kaşlarımı çattın

 

Nereden biliyorsun?

 

Sabah dörde kadar çevrimiçiydin.

 

Utançtan gözlerimi kaçırdım.

 

Sen de çevrimiçiydin ama.

 

Hafifçe güldü. O yorgun haline rağmen gülünce içim eriyordu.

 

Çünkü biri sürekli girip çıkıyordu.

 

İstemsizce ben de güldüm ve o an fark ettim… onu güldürmeyi özlemiştim. Biz kavga ettiğimizde sadece birbirimize değil kendimize de yabancılaşıyorduk sanki.

 

Sonra bir anda sessizlik oldu. Ama kötü bir sessizlik değildi. Sanki ikimiz de aynı şeyi düşünüyor ama söylemeye korkuyorduk.

 

İsmail gözlerini benden ayırmadan konuştu.

 

Bu sefer kaçmak yok...

 

Nefesim yavaşladı.

 

Sorun tam da buydu işte. Ben hep kaçıyordum. Onu sevdiğim halde korkuyordum. Kendimi tamamen birine bırakmak korkutuyordu. Ya bir gün giderse diye düşünüyordum. Ya beni gerçekten sevmezse? Ya sadece hevesse? Ama dün gece ilk defa şunu fark etmiştim… onu kaybetme ihtimali, ona güvenmekten daha çok korkutuyordu beni.

 

Başımı yavaşça salladım.

 

Kaçmak istemiyorum artık.

 

Gözleri bir an değişti. Sanki o cümleyi gerçekten beklemiyormuş gibiydi. Sonra cebinden bir şey çıkardı. Benim tokamdı.

 

Şaşkınlıkla baktım.

 

Bu sende miydi?

 

Tokayı avucuma bıraktığında parmakları elime değdi. Küçücük bir temas bile nefesimi karıştırmaya yetiyordu. O da bunu fark etti çünkü birkaç saniye elini çekmedi.

 

Tam o sırada bir kız sesi duyuldu.

 

İsmail!

 

İkimiz aynı anda sese döndük. Dün yanında oturan kızdı. Elinde defterlerle bize doğru yürüyordu. İçimde anlamsız bir kıskançlık yükseldi. Mideme oturan o hissi sevmedim. Ama engel de olamadım.

 

Kız İsmail’e gülümseyerek baktı.

 

Dün notları atmadın bana.

 

İsmail gözlerini devirdi.

 

Unuttum.

 

Kız sonunda beni fark edip kısa bir selam verdi. Sonra tekrar ona döndü.

 

Bugün kantine gelir misin?

 

İsmail cevap vermeden önce bana baktı. Resmen bilerek baktı. Sanki yüzümdeki ifadeyi görmek istiyordu, nefret ettiğim şey şu oldu… gerçekten kıskanmıştım.

 

İsmail’in dudaklarının kenarı hafif kıvrıldı.

 

Bugün önemli bir işim var...

 

Kız gidince ona sinirle baktım.

 

Ne bakıyorsun?

 

Kollarını bağladı.

 

Kıskandın mı?

 

Hayıır.

 

Emin misin?

 

Yo ne kıskanması zaten sınıftan biri yani kıskanılacak bişey değil hem ben onu niye kıskanayım ki o kim ki kıskanayım boş işler işte-

 

Bir adım yaklaştı. Kalbim yine hızlandı.

 

Bu akşam konuşacağız-

 

Neyi?

 

Her şeyi...

 

Sonra elimi bıraktı ve sınıfa doğru yürüdü. Ben olduğum yerde kalmıştım.

Çünkü ilk defa… onun giderken arkasından bakarken içimde korkudan daha büyük bir şey vardı. Umut...

 

İsmail sınıfa doğru yürüyüp gözden kaybolduğunda ben hala olduğum yerde duruyordum. Koridordaki sesler birbirine karışıyordu. Birileri gülüyor, birileri koşuyor, öğretmenlerden biri bağırıyordu ama ben hiçbirini tam olarak duymuyordum. Çünkü kafamın içinde sadece onun sesi vardı.

 

Bu akşam konuşacağız.

 

Her şeyi…

 

Bu iki kelime bile kalbimi hızlandırmaya yetmişti. Çünkü bizim “her şeyimiz” vardı. Yarım kalan cümlelerimiz, yanlış anladığımız bakışlarımız, korkularımız, kıskançlıklarımız… En kötüsü de birbirimizi deliler gibi sevip bunu düzgün beceremeyişimiz vardı.

 

Derse döndüğümde önümdeki deftere boş boş bakıyordum. Kalemi elimde çeviriyor ama tek satır yazamıyordum. Sürekli dün geceyi düşünüyordum. Elektrikler kesildiğinde belimden tutuşunu… alnını alnıma yaslayışını… Bana “sen benim en büyük hatamsın” derken sesinin nasıl titrediğini…

 

Bir insan sevdiği kişiye neden hata derdi?

 

Belki de gerçekten korkuyordu. Çünkü ben onu hep yarım bırakmıştım. Tam yaklaşırken geri çekilmiştim. Tam güvenecekken susmuştum. Onu sevdiğimi hissettirip sonra korkup kaçmıştım buna rağmen hala yanımdaydı.

 

İşte bu düşünce canımı acıtıyordu.

 

Dersin ortasında dalmış gitmişken sırama küçük bir kağıt düştü. Şaşkınca etrafa baktım. Arka tarafta oturan çocuklardan biri kafasıyla çapraz sırayı işaret etti.

 

İsmail.

 

Kağıdı açtım.

 

Bana bakmayı bırak. Hoca fark edecek.

 

İstemsizce başımı kaldırdım. Sınıfın çaprazında bana bakıyordu. Göz göze geldiğimiz an dudaklarının kenarı hafif kıvrıldı.

 

Yüzüm yine ısındı...

 

Hızlıca kağıdın altına bir şey yazdım.

 

Bakmıyordum.

 

Kağıdı geri attım.

 

Birkaç saniye sonra tekrar önüme düştü.

 

Yalan söyleyince sağ kaşın kalkıyor.

 

Şokla kaşlarıma dokundum.

 

Gerçekten beni bu kadar mı izliyordu?

İçimde aptal bir mutluluk yayıldı. Çünkü insan ancak dikkatle baktığı birinin böyle küçük detaylarını bilirdi.

 

Tekrar yazdım.

 

Sen de bana bakıyorsun.

 

Kağıt geri geldiğinde bu kez tek bir cümle vardı.

 

Ben sana bakmayı hiç bırakmadım ki...

 

O cümleyi okuduğum an nefesim sıkıştı kalbim resmen göğsüme sığmıyordu artık.

 

Başımı kaldırıp ona baktım. Bu kez gülmüyordu. Gözleri ciddi ciddi bana bakıyordu ve o an anladım… İsmail gerçekten yorulmuştu ama vazgeçmemişti.

 

Benim yüzümden kırılmıştı ama hala seviyordu.

 

Bu düşünce hem içimi ısıttı hem de suçluluk hissettirdi...

 

Ders bittiğinde herkes sınıftan çıkmaya başladı. Ben çantamı toplarken biri sırama yaslandı.. İsmail'di

 

Yakın duruyordu. Fazla yakın.

 

Akşam konuşacağız dedim ama sen şimdiden düşünmekten kafayı yemişsin.

 

Çantamı kapatırken ona baktım.

 

Nereden biliyorsun?

 

Seni tanıyorum.

 

O kadar doğal söylemişti ki…Sustuğumu görünce hafifçe eğildi.

 

Ne düşünüyorsun?

 

Yutkundum.

 

Ya yine seni kırarsam diye korkuyorum...

 

Yüzündeki ifade anında değişti. Şakacı hali kayboldu birkaç saniye bana baktıktan sonra sessizce konuştu.

 

Ben zaten kırıldım Fatma. Önemli olan bundan sonra ne yapacağın...

 

Gözlerim dolmaya başladı ama ağlamak istemiyordum. Özellikle onun yanında değil.

 

İsmail bunu fark etmiş olacak ki derin nefes aldı.

 

Ağlama.

 

Tutamıyorum bazen…

 

Bir an etrafına baktı. Koridor hala kalabalıktı. Sonra aniden bileğimden tuttu.

 

Gel.

 

Nereye?

 

Gel işte.

 

Beni yukarı kata çıkarttı. İçeri girer girmez kapıyı kapattı. Oda sessizdi sadece uzaktan gençlerin sesleri duyuluyordu.

 

Kalbim deli gibi atıyordu. İsmail kapının önünde durup bana baktı.

 

Şimdi ağlayabilirsin...

 

O kadar yumuşak söylemişti ki…

 

Dudaklarımı birbirine bastırdım ama işe yaramadı. Gözyaşlarım akmaya başladı.

 

Ben her şeyi mahvediyorum…

 

İsmail hemen yanıma geldi.

 

Bak yine yapıyorsun.

 

Neyi?

 

Kendine yükleniyorsun...

 

Başımı eğdim.

 

Ama haklısın… seni çok kırdım.

 

İsmail birkaç saniye sustu. Sonra elini çenemin altına koyup başımı kaldırdı.

 

Evet kırdın. Ama ben de gitmedim...daha doğrusu gidemedim

 

Gözlerim tekrar doldu.

 

Neden?

 

Bana öyle bir baktı ki nefesim kesildi.

 

Çünkü seni seviyorum...

 

İlk defa açık açık söylemişti. Tekrardan söyledi

 

Seni seviyorum...

 

Dizlerimin bağı çözüldü resmen.İsmail gözlerimin içine bakıyordu. Sanki vereceğim cevaptan korkuyordu ama yine de kaçmıyordu.Ben ise nefes almakta zorlanıyordum.

 

Çünkü hayatımda ilk defa biri bana böyle bakıyordu.İlk defa biri beni bu kadar seviyordu. Ben ilk defa birini kaybetmekten bu kadar korkuyordum.

 

Titreyen bir sesle konuştum.

 

Ben de seni seviyorum…

 

İsmail gözlerini kapattı. Sanki aylardır içinde tuttuğu bir şeyi sonunda duymuş gibiydi.

 

Sonra yavaşça alnını alnıma yasladı.

 

Bu kez geri çekilmedim.

 

Alnı alnıma yaslandığında gözlerimi kapattım. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki sanki bütün okul duyacaktı. Nefesi yüzüme çarpıyordu. Parmakları hala çenemin altındaydı ve bana o kadar yakın duruyordu ki bir adım geri çekilsem bile artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı hissediyordum.

 

Ama geri çekilmedim.

 

İlk defa korkmama rağmen kaçmak istemiyordum.

 

İsmail gözlerini kapatmıştı. Sanki benim “ben de seni seviyorum” dememi gerçekten beklemiyormuş gibiydi. Dudaklarından yavaş bir nefes çıktı. Sonra alnını hafifçe alnıma sürttü.

 

Bir daha söyle…

 

Sesindeki kırılganlık içimi parçaladı.

 

Gözlerimi açıp ona baktım.

 

Neyi...

 

Gözlerini açtı. Bakışları direkt dudaklarıma kaydı sonra tekrar gözlerime döndü.

 

Beni sevdiğini...

 

Utançtan yüzüm yine kızardı ama bu kez kaçırmadım gözlerimi.

 

Seni seviyorum…

 

İsmail sanki o cümleyi içinde hissederek gözlerini kapattı. Dudaklarının kenarında küçücük bir gülümseme oluştu ama o gülümsemenin altında büyük bir yorgunluk vardı.

 

Allahım sonunda… diye fısıldadı.

 

İstemsizce güldüm.

 

Hala bana kızgın mısın?

 

Bu soruyu sorarken bile korkuyordum. Çünkü bir insanın seni sevmesi kırgın olmadığı anlamına gelmiyordu.

 

İsmail gözlerini bana dikti.

 

Kızgınım.

 

Nefes nefese devam etti

 

Ama senden vazgeçecek kadar değil.

 

O cümle içimde bir yere dokundu. Çünkü ben hep sevgiyi kusursuz sanmıştım. Kavga etmeyince gerçek olur sanmıştım. Halbuki sevgi bazen kırılmasına rağmen kalmaktı.

 

Başımı eğdim.

 

Ben gerçekten deneyeceğim İsmail…

 

Biliyorum.

 

“Hayır bilmiyorsun.” dedim hemen. “Bu sefer korksam bile kaçmayacağım.”

 

Birkaç saniye sustu. Sonra yavaşça elimi tuttu.

 

Ben senden mükemmel olmanı istemiyorum Fatma.

 

Parmaklarını parmaklarıma geçirdi.

 

Sadece giderken haber ver. Ortada bırakma beni...

 

Boğazım düğümlendi...en çok bunu yapmıştım her seferinde onu yalnız bırakmıştım.

 

Gözlerim dolunca İsmail derin nefes aldı.

 

Bak yine ağlıyorsun.

 

Senin yüzünden.

 

Ben ne yaptım?

 

Çok güzel konuşuyorsun...

 

Bu kez gerçekten güldü. O güldüğünde içimdeki bütün karanlık biraz azalıyor gibiydi.

 

İkimiz de birbirimize bakıyorduk. Sanki ilk defa gerçekten görüyorduk birbirimizi. Kavgasız, inatsız, korkusuz...

 

İsmail...

 

Kalbim yine hızlandı nefesim düzensizleşti.

 

Gözleri dudaklarıma indiğinde bunu fark ettim.

 

Bu kez gerçekten öpecekti beni yada sıkıca sarılacaktı...

 

Garip olan şu ki…

 

Ben her ikisini de istiyordum.

 

İsmail sanki son kez emin olmak ister gibi gözlerimin içine baktı. Geri çekilmem için bana fırsat veriyordu. Geri çekilmedim...

 

Kollarını açıp bana sıkıca sarıldı... Boynumda onun nefeslerini hissediyordum. Elleri belimi sardı, dudakları oynadı boynumda hissetim sanki bişey söylemek istiyor gibiydi ama susmayı seçti...

 

Birbirimizden ayrıldık ve göz yaşlarımı sildi... Ellerini yanaklarıma götürüp gözlerime baktı ardından baş parmağıyla dudağımın üstünden geçti

 

Eğer ağlamaktan korkarsan veya çekinirsen unutma ben yanındayım...

 

Elleriyle göz yaşlarımı sildi...

 

Göz yaşlarından utanma... Benim yanımda istediğin kadar ağlayabilirsin ama ben izin vermem ağlamana

 

Neden...

 

Seni benden başkası ağlatamaz...

 

Zaten beni bu zamana kadar senden başka kimse ağlatmadı...

 

İsmail'in gözleri doldu... Tekrardan daha sıkı sarıldı ellerini saçlarımda gezdirdi... Kulağıma fısıldadı

 

Özür dilerim...

 

Ben ağladığım için pişman değilim...

 

Ama ben seni ağlattığım için pişmanım... Sana söz telafi edicem asla ağlamicaksın sana söz veriyorum...

 

Ders saati geldi ve aşağı indik... Derse girdiğimizde Sevda yanımıza geldi.

 

Bölüm : 25.04.2026 19:36 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...