61. Bölüm

61. Bölüm

Kyula
kyulaseng

Gözlerimi açtığımda oda yarı aydınlıktı. Perdelerin arasından sızan sabah ışığı duvara ince çizgiler halinde vuruyordu. Birkaç saniye nerede olduğumu anlamadan tavana baktım. Sonra yanağımın altında düzenli yükselip alçalan sert bir sıcaklık hissettim. Başım hala İsmail’in göğsündeydi.

 

Gece nasıl uyuduğumu bile hatırlamıyordum. Sadece bir noktada gözlerim ağırlaşmış, onun kalp atışlarını dinlerken kendimi bırakmıştım. Şimdi ise bir kolu belimin etrafında gevşekçe dolanmıştı. Parmakları sanki uykusunda bile beni bırakmamaya yemin etmiş gibi tişörtümün kenarına takılmıştı.

 

Kıpırdamadan bir süre onu izledim.

 

Uyurken bambaşka görünüyordu. O sert bakışları yoktu. Kaşlarının arasındaki o inatçı çizgi silinmişti. Yüzünde çocukça bir sakinlik vardı. Saçları dağılmış, nefesi dudaklarından sessizce çıkıyordu. İnsan böyle birini gece yarısı bütün dünyaya kafa tutarken de görebilir, sabah olunca en güvenli yer gibi de hissedebilirdi demek...

 

İçimde garip bir yumuşama oldu.

 

Elimi yavaşça kaldırıp çenesine dokundum. Sonra hemen geri çektim. Sanki uyanırsa yakalanacakmışım gibi.

 

Gözlerini açmadan beni biraz daha kendine çekti. Yüzüm neredeyse boynuna gömüldü.

 

Sesi uykulu ve boğuktu. Kalbim yine saçma şekilde hızlandı.

 

Uyanık mıydın?

 

Bir gözünü aralayıp bana baktı.

 

Sen bana bakmaya başladığından beri.

 

Utançtan yüzümü göğsüne sakladım.

 

Omzuna hafifçe vurdum. Sessizce güldü. Göğsü titreşince ben de istemsizce gülümsedim.

 

Saat kaç?

 

Bilmiyorum.

 

İsmail.

 

Hı?

 

Geç kaldıysak senin yüzünden.

 

Bu kez iki gözünü de açtı. Bana tembel tembel bakıp dudak büktü.

 

Ne güzel suç atıyorsun. Beni yastık gibi kullanıp üstüne bir de geç kaldık diyorsun.

 

Başımı kaldırıp yüzüne baktım.

 

Ben mi kullandım?

 

Evet.

 

Kolunu çekti, başım yastığa düştü. Ardından doğrulup telefonunu aldı. Saçları darmadağındı. Buna rağmen hala sinir bozucu şekilde yakışıklı görünüyordu.

 

Sekiz buçuk.

 

Bir anda oturdum.

 

Ne?

 

Telaşla etrafa baktım. Çantam nerede, telefonum nerede, eve nasıl gideceğim, annem aradı mı… beynim aynı anda onlarca yere koşmaya başladı.

 

İsmail sakince yatağın kenarına yaslandı.

 

Panik yapmadan önce bugün dersin geç olacağını hatırlatırım.

 

Duraksadım.

 

Doğru.

 

Dün gece o kadar şey olmuştu ki bugünü tamamen unutmuştum. Derin bir nefes verip tekrar yatağa çöktüm. O halime bakıp kahkaha attı.

 

Sen var ya tam felaketsin.

 

Ben mi?

 

Evet. Beş saniyede savaş çıkardın kafanda.

 

Yastığı alıp ona fırlattım. Tek elle tuttu.

 

Şiddete mi başvuruyoruz şimdi?

 

Hak ettin.

 

Yastığı kenara bıraktı. Sonra bir anda yüzü ciddileşti. Bana doğru eğildi.

 

Şaşkınlıkla kaşlarımı kaldırdım.

 

İyi misin...

 

Sesinde öyle sade bir gerçeklik vardı ki cevap veremedim. Şaka yapmıyordu. Gösteriş de yapmıyordu. Sadece olduğu gibi söylüyordu. Elimi uzatıp parmaklarını tuttum.

 

Ben iyiyim.

 

Şimdi iyisin...

 

Sonra elimi dudaklarına götürüp öptü. Bunu o kadar doğal yaptı ki sanki yıllardır her sabah böyle uyanıyorduk.

 

Karnımdan garip bir sıcaklık geçti.

 

Kahvaltı yapalım.

 

Bir anda konuyu değiştirmesiyle afalladım.

 

Ne?

 

Acıktım.

 

Gülmeye başladım.

 

Romantik bir şey söyledin diye seviniyordum.

 

Ben çok romantik bir adamım zaten. Ama romantiklik bir yere kadar

 

Yataktan kalktı. Ben de peşinden kalkarken saçlarımı düzeltmeye çalıştım. Aynada kendimi görünce durdum. Yanaklarım kızarmış, saçlarım birbirine girmişti. Üstümde onun tişörtü vardı.

 

Arkamdan yaklaştığını hissettim. Aynadan göz göze geldik. Ellerini belime koyup çenesini omzuma bıraktı.

 

Yine ne düşünüyorsun?

 

Hiç birşey...

 

Aynadaki yansımamız yan yana duruyordu. Ben biraz dağınık, biraz çekingen… o sakin ve emin.

 

Sadece… böyle şeylere alışık değilim.

 

Hangi şeylere?

 

Birine güvenmeye...

 

Sessiz kaldı. Sonra beni kendine çevirdi.

 

O zaman yavaş yavaş alışırsın. Benim acelem yok.

 

Gözlerim dolacak gibi oldu ama belli etmemek için başımı salladım.

 

Bir şartla.

 

Neymiş?

 

Kahvaltıda bolibifimi çalma.

 

Kahkahayı bastım.

 

Bütün duygusal anı mahvettin.

 

Yok, dengeledim.

 

Elimden tuttu. Mutfak tarafına yürürken parmaklarımız birbirine kenetlendi. Dün geceki korku, telaş, geçmişin gölgeleri… hepsi hala bir yerlerdeydi. Ama o sabah ilk kez onların arasında kaybolmak yerine bir yere aitmişim gibi hissediyordum sanırım en çok korktuğum şey de buydu. Çünkü artık onsuz bir sabah düşünmek bile istemiyordum.

 

Mutfakta geçirdiğimiz o tuhaf derecede huzurlu sabahın ardından gerçek hayat kendini hatırlatmakta gecikmedi. Telefonuma baktığım anda Simay’dan peş peşe gelen mesajları gördüm. İlki nerdesin, ikincisi yaşıyor musun, üçüncüsü ise eğer bugün okula gelmezsen notlarını yakarım şeklindeydi. Son mesajı okuyunca istemsizce güldüm.

 

İsmail masaya tabak bırakırken kaşını kaldırdı.

 

Ne oldu?

 

Simay beni tehdit ediyor.

 

Haklı kız.

 

Sen de mi?

 

Bugün okula gitmen lazım.

 

İç çektim. O huzurlu sabahın battaniyesine sarılıp bütün günü burada geçirmek isterdim ama hayatın kimseye romantik izin vermediğini yavaş yavaş öğreniyordum.

 

Kısa süre sonra hazırlanıp evden çıktık. Arabada yan yana otururken dün geceki gerginlikten eser yoktu ama içimde başka bir heyecan vardı. Bu kez okul kapısından onunla birlikte girecek olmaktı. İnsanların ne düşüneceğini önemsemiyorum sanıyordum ama okul binası görünmeye başladığında avuç içlerim terledi.

 

Niye gerildin?

 

Gerilmedim.

 

Gerçeği söyle...

 

Herkes bize bakacak diye düşünüyorum.

 

Direksiyonu tek elle tutarken diğer elini uzatıp parmaklarımı sıktı.

 

Baksınlar.

 

Bu kadar rahat olman sinir bozucu.

 

Biliyorum.

 

Arabadan indiğimiz anda kampüs her zamanki gibi kalabalıktı. Bahçede gruplar halinde konuşan öğrenciler, kantine yetişmeye çalışanlar, merdivenlerde oturup kahve içenler… ama biz yürümeye başlayınca birkaç bakış gerçekten üzerimize döndü. Özellikle İsmail’in sakin şekilde yanımda ilerlemesi ve benim bunu gizlemeye çalışmam sanırım yeterince dikkat çekiciydi.

 

Simay bizi uzaktan görünce olduğu yerde kaldı. Sonra dramatik biçimde iki elini başına koydu.

 

Bu kız gece mesajlarıma cevap vermiyor, sabah beyefendiyle el ele geliyor.

 

El ele değildik.

 

İsmail yaklaşıp anında elimi tuttu.

 

Şimdi öyleyiz.

 

Simay ağzını açık bırakıp bana döndü.

 

Gülmemek için dudağımı ısırdım.

 

Yanında Poyraz da vardı. Her zamanki rahat tavrıyla sırıtıp İsmail’e baktı.

 

Kuzen yüzün iyi görünüyor. Demek ki sabahın bereketi var.

 

Fatma’nın yüzü kadar kızarmadın sen de iyi sayılmazsın.

 

Simay kahkaha atarken ben gözlerimi kapattım. Toprağın altına girme şansım varsa o an değerlendirmek isterdim.

 

Ders saati gelince sınıfa çıktık. Hoca her zamanki ciddi ifadesiyle içeri girdi. Herkes yerine geçerken Simay arkamdaki sıraya oturdu, Poyraz da yanına kaydı. Daha ilk beş dakikada birbirlerine kağıt uzatıp saçma saçma notlaşmaya başladılar. Simay kağıdı açıp göz devirdi, sonra geri yazdı. Poyraz okuyunca sırıttı.

 

Arkadaş gibi davranmaya çalışıyorlardı ama ikisinin de gözlerinde başka bir oyun döndüğü belliydi.

 

Ben dönüp bakınca Simay masum bir yüz yaptı.

 

Ne?

 

Bir şey yok.

 

Poyraz eğilip fısıldadı.

 

Bana çirkin yazmış.

 

Çünkü öylesin.

 

Ama kalbim güzelmiş onu da ekledi.

 

Simay onu dirseğiyle itti. Gülmemek için önümdeki deftere baktım.

 

Hoca bir anda masasını tıklattı.

 

Arkadaki sosyal etkinlik kulübü, isterseniz sizi dışarı alayım.

 

Sınıf sustu. Simay başını önüne eğdi, Poyraz dudaklarını birbirine bastırıp ciddi görünmeye çalıştı.

 

Dersin sonuna doğru hoca yeni proje ödevini açıkladı. Sınıfta aynı anda homurdanmalar yükseldi.

 

Bu hafta herkes çiftler halinde çalışacak. Şehrin simgesel bir yapısını üç boyutlu maket olarak hazırlayıp sunacaksınız.

 

Bir uğultu daha koptu.

 

Hoca devam etti.

 

Gruplarınızı ben belirledim.

 

Bu sefer sıranın başında biz vardık

 

Fatma ve İsmail.

 

Simay arkamdan sessizce masaya vurdu. Poyraz boğuk şekilde güldü.

 

İsmail yanımda hiçbir şey olmamış gibi not almaya devam etti.

 

Simay ve Poyraz.

 

Bu kez ikisi aynı anda birbirine döndü.

 

Ben istemiyorum.

 

Ben de.

 

Beş saniye sonra tekrar birbirlerine gülümsüyorlardı.

 

Ders bitince hoca listeyi panoya astı herkes eşine göre şikayet ederken Simay koluma girdi.

 

Biz arkadaş olarak yapacağız. Sadece arkadaş. Bunu yaz bir kenara.

 

Poyraz arkadan seslendi.

 

Ben de sadece arkadaş olarak çiçek getireceğim.

 

Getirirsen kafana geçiririm.

 

İkisi yürürken bile atışıyordu.

 

İsmail bana dönüp sakin bir sesle konuştu.

 

Bizimki belli. Haftaya çalışıyoruz.

 

Neyi yapacağız?

 

Sana olan duygularımı anladığım yeri ..

 

Neyi?

 

Galata Kulesi.

 

Durup ona baktım.

 

Hatırlıyor musun?

 

Sana dair her şeyi hatırlarım.

 

Kalbim yine saçma şekilde hızlandı. İsmail bunu fark etmiş gibi hafifçe gülümsedi ama hiçbir şey demedi. Tam o sırada koridorun ucundan tanıdık iki ses yükseldi. Alya’nın hızlı konuşmasıyla Mehmet’in şikâyet eden tonu birbirine karışıyordu. İkisi yanımıza doğru gelirken sınıfın yarısı dönüp baktı. Alya her zamanki gibi enerjik görünüyordu, Mehmet ise elinde kahveyle sanki zorla getirilmiş gibiydi.

 

Bizi görünce Alya doğrudan bana sarıldı. Dün geceden sonra ilk kez yüzünde tamamen rahat bir ifade vardı. Mehmet de İsmail’in omzuna vurdu.

 

Kardeşim, hala sinirliyim. O kuzen şakasını unutmadım.

 

Unutma zaten, ben de unutmadım.

 

Mehmet gözlerini bana çevirdi.

 

Ama siz iyi görünüyorsunuz ha.

 

Yüzüm anında ısındı.

 

Alya sırıtıp ellerini çırptı.

 

Ben de onu diyecektim. Fatma’nın yüzünde farklı bir ışık var.

 

Simay arkamdan atladı.

 

Ben sabahtan beri bunu anlatıyorum ama kimse beni ciddiye almıyor.

 

Mehmet kahvesinden bir yudum alıp başını salladı.

 

Aşk bilimsel olarak göz bebeklerini büyütüyor.

 

Ne alaka?

 

Bilmiyorum ama ciddi konuştum diye inandınız.

 

Hepimiz gülerken Sevda geldi doğrudan Poyraz’a seslendi.

 

Nihayet buldum seni.

 

Poyraz bir anda gülümsedi.

 

Sevda, hoş geldin.

 

Simay’ın yüzündeki rahat ifade o saniye değişti. Önce kıza baktı, sonra Poyraz’a, sonra tekrar kıza. Kollarını göğsünde bağladı.

 

Kim bu?

 

Poyraz keyifle cevap verdi.

 

Tanıştırayım mı?

 

Tanıştırma, sordum sadece.

 

Sevda kahkaha attı.

 

Ben Sevda.

 

Simay kuru bir tebessüm yaptı.

 

Bende Simay.

 

Ben durumu anlamaya çalışırken Alya gözlerini büyütüp Mehmet’e baktı. Mehmet de aynı anda ona baktı. İkisi de belli ki bir şey anlamıştı. Ben de birkaç saniye sonra fark ettim. Simay kıskanmıştı. Kendisi bile anlamadan.

 

Sevda rahatça Poyraz’ın koluna girdi.

 

Abi, annem seni akşam yemeğine çağırdı. Yine gelmemezlik yapmasın dedi.

 

Simay’ın yüzü bu kez dondu.

 

Abi mi?

 

Poyraz masum bir yüz yaptı.

 

Evet. Niye şaşırdın?

 

Simay hemen omuz silkti.

 

Şaşırmadım.

 

Mehmet boğularak kahkaha attı. Alya dirseğiyle susturdu ama kendisi de zor dayanıyordu.

 

Poyraz şeytani bir keyifle devam etti.

 

Az önce kıskandın sandım da.

 

Simay bir adım yaklaşıp gözlerini kıstı.

 

Sen kendini fazla önemli sanıyorsun.

 

Sonra dönüp sert adımlarla yürüdü. İki saniye sonra geri dönüp çantasını sıradan aldı ve tekrar yürüdü.

 

Sevda Poyraz'a eğilip fısıldadı.

 

Bu kesin senden hoşlanıyor abi... Görümcem olucak kişi beni kıskandı az önce

 

Poyraz zafer kazanmış gibi sırıttı.

 

Günün geri kalanı bu olayın dedikodusuyla geçti. Simay her fırsatta Poyraz’ı görmezden gelmeye çalışıyor, Poyraz da her fırsatta onun yanından geçiyordu. Alya ile Mehmet ikisini izleyip eğlenirken ben bir ara İsmail’e döndüm.

 

Bunlar çocuk gibi.

 

İsmail omuz silkti.

 

Mutlu çocuklar.

 

Sen de bazen öylesin.

 

Ben sadece senin yanında.

 

Bu kadar rahat söylemesi hala beni hazırlıksız yakalıyordu.

 

Dersler bittikten sonra herkes dağılmaya hazırlanırken Alya bir anda ellerini masaya vurdu.

 

Tamam. Bugün siz ikiniz date çıkıyorsunuz.

 

Afalladım.

 

Ne?

 

Mehmet destek verdi.

 

Evet. Resmi karar. İlk düzgün buluşmanız olacak.

 

İsmail kaşını kaldırdı.

 

Bizden habersiz plan mı yaptınız?

 

Alya telefonunu salladı.

 

Saat sekize iki kişilik sinema bileti aldım bile.

 

Mehmet devam etti.

 

Sonra da rezervasyon yaptım. Güzel bir yerde yemek yiyeceksiniz. Sakın boşa çıkarmayın.

 

Ben tamamen şaşkın kalmıştım.

 

Gerek yoktu ki...

 

Alya yanıma gelip omuzlarımdan tuttu.

 

Gerek vardı. Sürekli olay yaşıyorsunuz. Bir kere normal insan gibi çıkın... Dün bizim yüzümüzden gece gece yanımıza geldiniz

 

İsmail bana baktı.

 

İtirazın var mı?

 

Cevap vermek yerine başımı salladım. İçimde tuhaf bir heyecan büyüyordu.

 

Akşam olduğunda sinema salonunun önünde yan yana duruyorduk. Hava serinlemişti. Şehrin ışıkları yeni yanıyordu. İsmail sade siyah bir gömlek giymişti. Saçlarını geriye atmıştı. Onu görünce neden etraftaki bazı kızların dönüp baktığını anlamak zor olmuyordu.

 

Bugün çok yakışıklısın...

 

Yaklaştı.

 

Bir daha söyle.

 

Asla.

 

Film başladığında salon loştu. Bu kez Mehmet’in seçimi şaşırtıcı şekilde iyiydi. Sürükleyici, komik ve duygusal bir filmdi. İlk yarıda kahkaha attım, ikinci yarıda gözlerim doldu. Bir sahnede burnumu çekince İsmail sessizce mendil uzattı.

 

Ağlıyor musun?

 

Hayır.

 

Burnun neden kızardı?

 

Soğuktan.

 

Salonun içinde?

 

Sus.

 

Gülerken parmaklarımız koltuğun arasında birbirine değdi. Sonra hiç konuşmadan elimi tuttu. Filmin kalanını öyle izledik.

 

Çıkışta kapılar açılır açılmaz dışarıdan yoğun yağmur sesi geldi. İnsanlar girişte birikmişti. Kimi koşuyor, kimi telefonla taksi çağırıyordu.

 

Harika.

 

Ben yağmuru severim.

 

Ben severim ama ıslanmayı değil.

 

İsmail çantasından şemsiye çıkardı. Şaşkınlıkla baktım.

 

Sen yanında şemsiye mi taşıyorsun?

 

Hazırlıklı adamım. Boş biriyle sevgili değilsin.

 

Şemsiyeyi açtı.

 

Gel buraya

 

Beni yanına çekti. Dar alanın altında omzum onun göğsüne değiyordu. Yağmur sokakları parlak aynalara çevirmişti. Kaldırımlar ışık yansımalarıyla doluydu. İnsanlar koşuştururken biz yavaş yürüyorduk.

 

Üşüyor musun?

 

Hayır...

 

Kolunu omzuma attı, beni daha da yaklaştırdı. Şemsiyenin altında nefesini bile hissedebiliyordum.

 

Şimdi?

 

Biraz daha iyi...

 

Yağmurun sesi etrafımızda perde gibiydi. O kalabalık şehrin ortasında sanki sadece ikimiz varmışız gibi hissettirdi. Ara ara bana bakıyor, ben yakalayınca gözlerini kaçırmadan gülümsüyordu.

 

Restorana vardığımızda saç uçlarım hafifçe ıslanmıştı. İçeri girince sıcak hava yüzüme çarptı. Küçük ama şık bir yerdi. Cam kenarında bizim için ayrılmış masa hazırdı. Alya gerçekten bu kez iyi iş çıkarmıştı.

 

Masaya oturduğumuzda bir an birbirimize bakıp aynı anda güldük.

 

Ne?

 

Biz gerçekten date’e mi çıktık?

 

Sanırım.

 

Geç oldu bile.

 

Garson menüleri bırakırken bile gözlerimi ondan ayırmakta zorlanıyordum. Günlük telaşların dışında, kavga olmadan, korku olmadan, sadece yan yana oturuyorduk. Bu bile bana yeni geliyordu.

 

İsmail elini masanın üstünde uzattı.

 

Fatma.

 

Hı?

 

Bugünü unutma.

 

Niye?

 

Çünkü bundan sonra seni hep böyle çıkarmayı düşünüyorum.

 

Kalbim yine o tanıdık hızla çarpmaya başladı.

 

Her seferinde yağmur yağarsa düşünürüm... Saçlarımın ıslak olmasını istemiyorum

 

Gülümsedi.

 

Yağmuru da ayarlarız sıkıntı yok...

 

Bölüm : 28.04.2026 19:29 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...