71. Bölüm

71. Bölüm

Kyula
kyulaseng

Sabahın ilk ışıkları perdenin aralığından sızıp yüzüme vurduğunda, zihnimde dünkü kareler bir film şeridi gibi dönmeye başladı. Gözlerimi açtığım an çıplak omzumda hissettiğim o sıcak ağırlık ve burnuma dolan o tanıdık koku, rüya görmediğimi kanıtlıyordu. İsmail, kolunu belime sımsıkı dolamış, huzurla uyuyordu.

 

Dün geceye dair anlar gözümün önüne geldi...arabadaki o buğulu camlar, İsmail’in kulağıma fısıldadığı kirli sözler ve en önemlisi... o banyonun camının tuzla buz oluşu! Biz ne yapmıştık...

 

Yorganı çeneme kadar çekip yüzümü yastığa gömdüm. Sadece hatırlamak bile yanaklarımın alev almasına yetiyordu. Ben gerçekten "daha derin" diye inlemiş miydim? O pufa oturduğumda ona söylediklerim... Utançtan yerin dibine girmek istiyordum.

 

İsmail uyanmadan banyoya kaçıp kendimi toparlamam gerekiyordu ama bacaklarımı hissetmiyordum o an belimdeki el daha da sıkılaştı.

 

"Kaçmaya mı çalışıyorsun birtanem?" dedi, uykulu ama o sinir bozucu derecede çekici sesiyle.

 

Başımı yavaşça ona çevirdiğimde, İsmail’in tek gözünü açmış, yüzünde o meşhur zafer gülümsemesiyle bana baktığını gördüm.

 

Günaydın...dedim fısıltıyla, gözlerimi kaçırarak.

 

İsmail hafifçe doğrulup eliyle çenemi kaldırdı.

 

Neden kaçırıyorsun gözlerini? Yoksa dün geceki 'performansını' mı düşünüyorsun? Hani şu duşun camını indirdiğimiz anı?

 

Sus lütfen!, yastığı yüzüme kapatarak. Çok utanç vericiydi, camı kırdık resmen!

 

İsmail kahkaha atarak yastığı yüzümden çekti ve üzerime doğru eğildi. Gözlerindeki o muzip parıltı hiç değişmemişti.

 

Düşünüyorum da," dedi fısıldayarak, Marketten dönerken 'Onun tadına bakarım, beğenirsem yerim' diyen bir kız vardı... Hatırlıyor musun onu? Bence sözünü fazlasıyla tuttu...

 

Pisliksin! diyerek göğsüne vurdum ama ellerimi tutup öptü.

 

Hadi ama neden utanıyorsun? Kendi sesinden mi korktun yoksa benim kulağına fısıldadığım o sözlerden mi? Hangisi seni daha çok titretti sabah sabah?

 

İsmail ciddiyim, sus artık! Banyoya nasıl giricez elimizi yüzümüzü yıkamak için, her yer cam kırığı dolu! dedim konuyu değiştirmeye çalışarak.

 

İsmail sırıtmaya devam etti, burnunu burnuma sürterken, Merak etme, hallederiz ben bir usta çağırıp camı değiştireyim bu sefer dayanıklı olanı seçelim sonra böyle tuzla buz olmasın...

 

Yorganın altında ona daha çok sokulurken hem ona vurmak hem de sonsuza dek o kolların arasında kalmak istiyordum. İsmail, her zamanki gibi beni utandırmanın yolunu bulmuştu ama o alaycı sesinin altındaki o derin sevgi, utancımı bile tatlı bir huzura dönüştürüyordu...

 

İsmail’in omuzlarına başımı yaslayıp birkaç dakika daha o güvenli limanda kaldıktan sonra, zor da olsa yataktan çıkmayı başardık. Tabii İsmail, her hareketimde dün geceki o vahşi anlara dair küçük, iğneleyici ama yakıcı hatırlatmalar yapmaktan geri durmadı.

 

Üzerime geçirdiğim geniş tişörtün altından bacaklarımın hala titrediğini hissetmek, utancımı katmerliyordu.

 

Mutfağa geçtiğimizde, İsmail büyük bir neşeyle kahvaltıyı hazırlamaya başladı. Ben ise tezgaha yaslanmış, bir yandan çayların dolmasını bekliyor, bir yandan da içimdeki o karmaşık duygularla boğuşuyordum. İsmail, ocağın başında yumurtaları kırarken kolu geriliyor, dün gece sırtımı tırmalayan o güçlü kaslar siyah tişörtünün altından belli oluyordu.

 

Masaya oturduğumuzda, tabağımdaki zeytinlerle oynuyormuş gibi yapıp kaçamak bakışlarla onu izlemeye başladım. İsmail, sanki hiçbir şey olmamış gibi iştahla kahvaltısını yapıyordu ama o muzip gülüşü hala dudaklarının kenarında asılıydı.

 

Bakışlarım istemsizce onun dudaklarına kaydı. Dün gece vücudumun her bir santimini mühürleyen, boynumda mor izler bırakan, o kirli ve şehvetli sözleri fısıldayan dudaklar... Şimdi sadece çayını yudumluyordu ama ben o dudakların tenimde bıraktığı yakıcı baskıyı hala hissedebiliyordum.

 

İsmail tam ekmeğine uzanırken duraksadı. Bakışlarımı kaçırmaya vaktim kalmamıştı doğrudan göz göze geldik. O an, dün gece banyonun buğulu camları ardında yaşadığımız o patlama anı yeniden zihnimde şimşek gibi çaktı.

 

İçimde tarif edilemez bir sıcaklık yükseldi. Alt dudağımı sertçe dişlerimin arasına alıp ısırdım. Bu, hem bir utanç belirtisiydi hem de ona karşı duyduğum o bitmek bilmeyen, vahşi açlığın bir itirafı... Dudaklarımı ısırdığımı gördüğünde İsmail’in gözlerindeki o masmavi derinlik bir anda koyulaştı. Elindeki çatalı yavaşça tabağın kenarına bıraktı.

 

Fatma, dedi, sesi sabahın huzurundan sıyrılıp dün geceki o hırıltılı, karanlık tona bürünerek. "Dudağını öyle ısırmaya devam edersen, kahvaltıyı burada bitirmek zorunda kalacağız. Ve inan bana, bu sefer sadece duşun camıyla kurtulamayız.

 

Utançtan başımı önüme eğmem gerekirdi ama yapamadım. O dudaklara baktıkça, dün geceki o "tırtıklı" hazzın her bir saniyesini yeniden yaşamak istiyordum

 

Sadece...diye mırıldandım, sesim kendi kulağıma bile yabancı bir fısıltı gibi ulaştı. Sadece bakıyordum... Bakmak da mı yasak?

 

Yerinden kalkıp masanın etrafından dolanarak yanıma geldi. Sandalyemin arkasına kollarını dayayıp üzerime eğildiğinde, burnuma dolan o maskülen koku ve teninden yayılan ısı beni saniyeler içinde esir aldı

 

Bakmak serbest birtanem, dedi, dudaklarını kulağıma yaslayıp o sıcak nefesini tenime bırakarak...

 

Ama o bakışların arkasındaki o açlığı biliyorum. Dudaklarını dişlerken neyi hayal ettiğini de... Hatırlatmamı ister misin-

 

Elimdeki çay bardağını tutarken parmak uçlarım titredi ve çay döküldü...masaya nasıl bıraktığımı hatırlamıyorum. İsmail’in dudakları, tam dudaklarımın hizasına geldiğinde, kalbimin atışı kahvaltı masasının gürültüsünü bastıracak kadar hızlanmıştı...

 

Derse geç kalmayalım...

 

İsmail geri çekildi bende kahvaltımı yapıp üstümü değiştirdim... Arabaya bindik ve sessizce birbirimize baktık biraz zaman sonra fakülteye geldiğimiz de arabayı park ettik...

 

Fakültenin koridorları, dün geceki o büyük patlamanın ardından bana o kadar dar, o kadar yabancı geliyordu ki... Sanki herkes yüzüme baktığında dün gece o buğulu camların ardında neler yaşadığımı, o banyonun camını nasıl indirdiğimizi biliyormuş gibi hissediyordum.

 

Ders vakti geldiğinde İsmail elimi tutup içeri girdi... Mehmet bize bakıp konuştu

 

Ooo ilk defa el elesiniz hayırdır?

 

İsmail sırıttı ve Mehmet konuştu

 

İsmail bizim seninle önemli birşey konuşmamız lazım...

 

İsmail ile Mehmet arka sıraya geçti bende Simay qve Alya'nın yanına gidip onlara karşıtım

 

Günaydın!

 

Günaydın!

 

Çantamdan kalemimi ve defterimi çıkartıp hazırlık yaptım sıkıntıdan elimdeki kalemle oynarken Simay konuştu

 

Nasılsın Fatma sanki yorgunsun..

 

Ya sınavlar yakın diye ders çalıştım tüm gece-

 

İsmail’in arka sıralardan bana attığı o delici, muzip bakışları ensemde hissetmekten, kalemimi bile doğru dürüst tutamamıştım...

 

Simay devam etti

 

Ne güzel sen çalış bak bize... Alya hanıma sor bakalım ödevi yapmış mı?

 

Alya ruj sürerken bize döndü

 

Ne ödevi?

 

Hani bizim gruplar halinde maket ödevimiz vardı? Sen Mehmet'le yapıcaksın şimdi evlisin ama yine yapmadın

 

Of keşke 6'lı grup olsaydık böylece daha güzel bir maket yapardık-

 

Alya konuşurken öğretmen girdi ve Alya'ya bakıp başını salladı

 

Haklısın... Ödevlerinizi 6'lı gruplar halinde yapın izin veriyorum isteyen istediğiyle yapsın ama sağlam ve kusursuz olsun... Dayanıklı olsun!

 

Adım kadar emindim ki dayanıklılık kelimesi İsmail'inde aklına kırılan duş camını getirdi... Arkamı yavaşça döndüğümde göz kırptı ve tamamıyla emin oldum...

 

Ders boyunca notlarımı defterime yazıp önemli yerlerini kalemle altını çizdim.

 

Ders bittikten sonra Mehmet ile İsmail yanımıza geldi

 

Kızlar biz planı yaptık ödev için İsmail'in evinde buluşuyoruz bugün.

 

Başımı salladım ve Alya konuştu

 

Tamam saat kaç gibi?

 

Okul çıkışı toplu gideriz...

 

Başımı salladım ardından kantine doğru yöneldim kapıdan çıkarken gözümün önünde bir çift cilveleşiyordu başımı eğip giderken bir anda bir elin belimi kavradığını ve beni yan taraftaki sapa bir köşeye, duvarın gölgesine çektiğini hissettim...

 

Neye uğradığımı şaşırmıştım ki, burnuma dolan o maskülen koku her şeyi ele verdi. İsmail... Beni kollarının arasına alıp sırtımı soğuk duvara yasladığında, nefesim daha o an kesildi.

 

İsmail hiçbir şey söylemeden, o aç ve hükmeden dudaklarını benimkilere mühürledi. Dudakları dudaklarımda öyle bir hırsla gezindi ki, ellerimi istemsizce onun göğsüne koyup kendimi bu tatlı istilaya bıraktım. Kalbim, koridordaki herkesin duyabileceği kadar yüksek bir sesle çarpmaya başladı.

 

İsmail yavaşça geri çekildiğinde, dudaklarımın hala onun sıcaklığıyla sızladığını hissedebiliyordum. Göz göze geldiğimiz o an, içimde bir yerlerin yeniden alev aldığını gördüm. Ama burası fakülteydi her an bir hoca veya arkadaşımız geçebilirdi. Panikle ve o geçmek bilmeyen utancımla gözlerimi hemen onunkilerden kaçırdım. Başımı öne eğip, saçlarımın kızaran yanaklarımı gizlemesini sağladım..

 

Biri görebilir..

 

Sevgilimi Öpüyorum, Ne Var Bunda?

 

Parmaklarımla tişörtümün ucuyla oynarken, onun hala üzerimdeki o yoğun baskısını hissedebiliyordum. "İsmail... Biri görürse," diye fısıldadım, sesim heyecandan titreyerek. "Burası okul...

 

İsmail, o her zamanki sarsılmaz özgüveniyle hafifçe güldü. Elini tekrar çeneme koyup, kaçırdığım bakışlarımı zorla kendine çevirdi. Gözlerinde o kadar saf ve o kadar sahiplenici bir bakış vardı ki, tüm savunmam bir anda çöktü.

 

Baksınlar birtanem,dedi sesi koridorda bir fısıltı gibi ama bir o kadar da gür bir şekilde yankılanarak. Seni her gördüğümde, her tenine değdiğimde dün geceyi, o kırılan camları hatırlarken... Kendimi nasıl durdurmamı bekliyorsun?

 

Bu sözleri söylerken gözlerimin içine öyle derin baktı ki, yerin ayaklarımın altından kaydığını hissettim. Utancım hala oradaydı, evet, ama onun bu korkusuzca sahiplenişi içimdeki o küçük kızı dünyanın en özel kadını gibi hissettiriyordu.

 

Gözlerimi tekrar ondan kaçırmaya çalıştım ama bu sefer dudaklarımda engel olamadığım bir gülümseme vardı. "Sen gerçekten delisin," diye mırıldandım göğsüne hafifçe vurarak. İsmail ise omuzlarını silkip beni tekrar kendine çekti ve alnıma uzun, şefkatli bir öpücük bıraktı.

 

Kantine gidip sandviç aldıktan sonra geri dönüşte bacaklarım tekrardan titredi...

 

İsmail bir anda yanımda bitti. Hiçbir şey olmamış gibi görünmeye çalışıyordum ama o, omzuma hafifçe çarpıp kulağıma doğru eğildi.

 

Hayırdır Fatma hanım, bugün çok dalgınsınız? Beliniz mi ağrıyor yoksa bacaklarınız mı? Dün gecenin yorgunluğu mu-

 

Yo bişeyim yok sadece akşamki ödevi düşünüyordum dalmışım öyle...

 

Tamam...

 

Ders çıkışı zamanı ekip toplandı grup ödevi bahanesiyle toplanmıştık, Mimarlık Fakültesi’nin o bitmek bilmeyen maket ödevlerinden biri bizi bu masanın etrafına mahkûm etmişti.

 

İsmail'in evine geldiğimizde içeri girdik ve salondaki masanın üzerine eşyalarımızı bıraktık...

 

Alya ve Mehmet her zamanki o huzurlu evli çift halleriyle maketin temelini atarken Poyraz ve Simay arasındaki o bitmek bilmeyen flörtöz çekişme havada uçuşuyordu. Poyraz, elindeki maket bıçağıyla kartonları keserken Simay’a öyle kaçamak, öyle derin bakışlar atıyordu ki, bir an için kendi derdimi unuttum.

 

Simay, yanıma sokulup elini omzuma koyduğunda fısıldadı

 

Fatma, bu arada Yasemin’den haber var. Ameliyatı çok iyi geçmiş, durumu gayet iyiymiş...

 

Gözlerim parladı, içimi kaplayan o kara bulutlar bir anlığına dağıldı. "Gerçekten mi? Çok şükür!" dedim. Yasemin’in iyi olduğu haberi, son günlerde aldığım en güzel şeydi. Tam bu mutlulukla derin bir nefes alacakken, kapı çaldı.

 

Kapı sertçe vurulduğunda İsmail yerinden kalktı. "Hah, beklediğim misafirler geldi," dedi. Sesi o kadar kendinden emin, o kadar eğleniyordu ki, kalbim göğüs kafesime çarpmaya başladı. İçeri giren iki adamın elindeki o devasa, pırıl pırıl **duşa kabin camını** gördüğüm an, dünyamın başıma yıkılacağını anladım.

 

Adamlar camı salonun ortasından geçirirken bir tanesi durup sordu

Hangi odaydı? Duşa kabin camı kırılmıştı, yenisini takmaya geldik.

 

O an salonda tek bir ses bile çıkmadı. Maket bıçakları durdu, yapıştırıcılar havada kaldı. Alya ve Mehmet birbirlerine bakıp kaşlarını kaldırdı. Poyraz, elindeki kartonu bırakıp sırıtmaya başladı. Simay ise ağzı açık bir şekilde önce cama, sonra bana baktı.

 

"Banyoya götürün merdivenlerden sonra odamda, sağ tarafta," dedi İsmail. Sesi buz gibi bir sakinlikteydi ama gözleri... O masmavi gözleri doğrudan benim gözlerime kilitlenmişti.

 

Adamlar banyoya geçerken usta kendi kendine mırıldanıyordu: Hayret, bu temperli camlar öyle kolay kırılmaz, darbe olması lazım...

 

Salondaki sessizlik, saniyeler içinde o yıkıcı, imalı gülüşlere bıraktı yerini. Mehmet, İsmail’in omuzuna bir yumruk atıp kahkaha attı. Oğlum, banyoda deprem mi oldu? Nasıl bir 'darbe' o?

Poyraz,Simay’ın kulağına bir şeyler fısıldayıp bana bakarak sırıttı...

 

Ben ise yerin yedi kat dibine girmek istiyordum. Yanaklarımın sıcaklığı ellediğim maket kartonunu eritecek gibiydi. Başımı öne eğdim, saçlarımın arkasına saklanmaya çalıştım ama nafileydi. Utanç, boğazımda düğümlenen o hıçkırıkla karışık heyecan...

 

Duygularım öyle bir karman çormandı ki hem İsmail’e bu kadar cüretkâr olduğu için kızıyor, hem de o gecenin anısıyla kasıklarımda o tatlı sızıyı tekrar hissediyordum.

 

İsmail, masanın diğer ucundan yavaşça kalkıp tam karşıma geldi. Elini masaya dayayıp üzerime doğru hafifçe eğildi. Arkadaşlarımızın o bitmek bilmeyen şakaları ve kahkahaları arasında, o sadece bana odaklanmıştı.

 

Diğerleri gülüşürken İsmail sessizce bana baktı. Gözlerindeki o sahiplenici, o dün geceyi her bir karesiyle hatırlayan ifade ruhumu çıplak bırakıyordu. Kimsenin görmediği o anda, dudağının kenarıyla hafifçe gülümsedi ve bana göz kırptı...

 

O tek bir göz kırpış... Sırrımız artık herkesin dilinde ama tenimin üzerindeki izin hala en taze haliyle duruyor, der gibiydi.

 

Gözlerimi ondan kaçıramadım. O an anladım ki bu utanç sadece dışarıyaydı. İçimde, o camın kırıldığı saniyedeki vahşet, İsmail’in beni duvara yaslayıp dünyayı unutturduğu o an, ömrüm boyunca taşıyacağım en görkemli nişaneydi. Utancım, aslında o muazzam hazzın en saf itirafıydı. Başımı hafifçe kaldırıp, dudaklarımda saklayamadığım o küçük, titrek gülümsemeyle ona baktım...

 

Meyve suyu ister misiniz?

 

Olur.

 

Ayağa kalkıp mutfağa doğru yöneldim, buzdolabından meyvesuyunu çıkartıp yukarıdakilerden bardaklara baktım

 

Bunları oraya koymak zorunda mısın ya...

 

Parmak uçlarımda kalkıp uzandım kapağı açarken elimin üstünde hafif bir baskı hissettim...

 

Kapağı açıp bardakları teker teker tezgaha koydu ardından tek eliyle iki elimi kenetleyip yüzüme yaklaştı...

 

Bak, camın aynısını takıyorlar. Ama o geceki o çatırtı sesi... O benim kalbimde her zaman en sevdiğim melodi olarak kalacak. Utanma, gurur duy çünkü o camı sadece biz, birbirimizi bu kadar vahşi severken kırabilirdik...

 

Biz konuşurken Alya içeri girdi ve İsmail ile bize bakıp gözlerini eliyle kapattı

 

Bölüm sizi çok pardon-

 

Arkamı dönüp meyvesuyunu bardaklara doldurdum ardından Alya yanıma yaklaştı ve İsmail salona geçti...

 

Fatma bişey sorucam...

 

S-sor...

 

Birincisi neden titriyorsun ikincisi sen dün burada mı kaldın-

 

Yo! Ben dün evde ders çalışıyordum

 

Yani şimdi bu duş camının nasıl kırıldığını bilmiyor musun?

 

Bilmiyorum! Hem demekki dayanıksız mış-

 

Peki nasıl kırıldı sence... Yanlış anlama sen dün burada değilsen başka biri mi buradaydı?

 

Yok öyle olması imkansız!

 

Neden bu kadar eminsin?

 

Boşver... Dolabın altında çikolatalar vardı dün aldık onlarda da koyalım-

 

Sustum ve arkamı döndüm Alya kulağıma fısıldadı

 

Birileri yanlışlıkla gerçeği söyledi sanırım... Dün hani ders çalışmıştın? Camın dayanıklılık dersine mi çalıştın?

 

Ellerimle yüzümü kapatıp utançla yüzümü sakladım

 

Ay siz şimdi seviştiniz mi hıh!

 

Önüme dönüp Alya'nın ağzını kapattım

 

Bak sakın süs hiç bişey söyleme...

 

Alya başını salladı ve ellerimi geri çektim...

 

Ay kızım sende çok fenasın bide ders çalışıyorum diyorsun ne oldu ders sonucu camı mı kırdınız Hahahah

 

Of! Ben konuşmak istemiyorum şimdi sen hiç bişey olmamış gibi susup benimle salona geliyorsun

 

Ya ben anlamıştım sende farklılık vardı bide İsmail ikide bir sana göz kırpıyordu... Lan siz nasıl seviştiniz hala inanamıyorum! Lan siz baya baya seviştiniz ha... Ya siz ikiniz arkadaşça el ele bile tutunurken utanıyordunuz şimdi camı çerçeveyi yıkmışsınız

 

Kulağımı kapatıp tepsiyi Alya'ya bıraktım ve salona girdim hemen arkamdan Alya sırıtarak tespiyi masaya bıraktı

 

Maket ödevini yaparken hepimizde ciddiyet ve sabır vardı... Sonunda ödevi bitirdik saat epey geç olmuştu Alya ve Mehmet Poyraz ile Simay beraber evden ayrıldı bende kendi evime gittim içimde farklı bir his oluştu..

 

Kendi evimde kendi odamda değil de İsmail'in yanında olmak istiyordum... İstemsizce evlilik fikri aklıma geldi

 

Şimdi eğer... Evlenirsek ayrılmayız her gün her an yan yana oluruz ama biz okuyoruz. Alya ile Mehmet'te okuyor ama hem evlilik hem okulu beraber ilerletiyor.

 

Odamada gezinip tekrar tekrar düşündüm...

 

Keşke onun yanında onun o sıcak göğsünde beni sımsıkı saran kollarına olsam... Dayanamıyorum sanırım.

 

Kendi kendime konuşurken saate baktım

 

Lavaboya geçip banyoya girdim... Duşta su çıplak vücudumda süzülürken dün geceyi hatırladım...

 

Her şey bana onun dokunuşlarını hatırlatıyordu sanki yanımdaymış gibi hissediyordum...

Bölüm : 07.05.2026 21:12 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...