2. Bölüm

2. Bölüm

Kyula
kyulaseng

"Neye gülüyorsun? Seninle aynı sınıfta olmak kadar kötü bişey olamaz gelecek zamanda insanlar senin tasarımlarını ev planı olarak satın alıcak çok saçma."

 

"Bundan sana ne bu seni ilgilendirmiyor, kendi tasarımlarımı satıp kendi hayatımı kurmak istiyorum asıl sen nasıl buraya kadar geldin" derken kapı açıldı.

 

Alya sevinerek içeri girdi arkasından da Mehmet geldi artık tüm dikkat onların üstündeydi.

 

Alya ile Mehmet gülüyordu bu da ikiside artık sevgiliydi demek oluyor derken Alya yanıma geldi ve kulağıma fısıldadı.

 

"Mehmet beni sevdiğini söyledi."

 

Sevinçle "Çok mutlu olduğumu söyledim" ama İsmail sinirle Mehmet'in yanına gitti.

 

"Ne demek sen onunla sevgili mi oldun daha ilk günden hemde bu kızla?"

 

Alya İsmail'in lafını kesti ve bir adım atarak konuştu.

 

"Biz uzun zamandır aynı sınıfta okuduk birbirimizi tanıyoruz bu seni ilgilendirmiyor bu Mehmet'in kararı ve bu kız dediğin kişi benim yani hakkımda düzgün konuş!"

 

İsmail sinir oldu ve kapıyı çarpıp çıktı.

 

Alya ile Mehmet beraber oturdular ve bende onları izledim ikiside çok mutlu görünüyordu. Mehmet Alya'ya bakıyor ve gülümsüyordu, Alya da utangaç ama bir o kadar tatlı bir şekilde gözlerini ondan alamıyordu. Zil çaldı ve yerlerimize oturduk. Sonra öğretmen geldi ve kendini tanıttı. Ardından kapı çaldı ve İsmail içeri girdi, yine en arkaya doğru ilerledi, gözlerini bana dikerek yanımdan geçti. Bende dayanamadım ve konuştum.

 

"Neden böyle bakıyorsun bana? Ne yaptım ben? Sanki ailene zarar verdim ya da birini öldürdüm, neden böylesin sen?"

 

İsmail sinir oldu ve bağırarak konuştu

 

"Senin amacın ne anlamıyorum daha ilk günden ne yaptığını sanıyorsun! Umarım en yakın zamanda buradan gidersin, bir de bu arkadaşını da yanında götürürsün!"

 

Ortam kızıştı ve Mehmet dahil oldu

 

"Bu dediğin kişi benim sevgilim, İsmail Fırtına."

 

"İsmail Fırtına mı? Bu kadarsın işte, bir kız için herkesi sattın Mehmet! Beni sattın, senin çocukluk arkadaşınım, her zaman yanındaydım ama sen bu kadarsın. Bu kız için mi böyle konuşuyorsun benimle?"

 

Mehmet sinirle İsmail'in yanına gitti ve yakasına yapıştı.

 

"Evet, çünkü onu seviyorum. Senin sevmediğin için de ondan vazgeçecek değilim."

 

"Tamam o zaman ama artık ben yokum! Çocukça aşkını yaşa, ben hiç karışmıyorum! Şunu unutma kadınlar her zaman böyledir. Birine bile güvenme, eninde sonunda gerçek yüzünü gösterirler. Aşk diye bişey yoktur, aşk sadece göz yanılsamasıdır. İyi biri sanıp onunla birlikte olursun, sonra onun gerçek yüzünü görürsün."

 

"Neyi kastediyorsun sen?"

 

Öğretmen yanlarına gelip ayırdı ve sinirle yerlerine oturdular. Ardından Alya kötüleşti ve gözleri doldu.

 

"İyi misin Alya, lütfen boşver. Daha ilk gün, bunlar yeni şeyler."

 

Alya elleriyle yüzünü kapattı ve konuştu

 

"Evet yeni şeyler ama en yakın arkadaşını kaybetti, hem de benim yüzümden."

 

"Hayır, İsmail gibi biri benim arkadaşım olsa ben de onu kaybetmek isterdim hahahhaha, o iyi bir arkadaş değil."

 

"Emin misin Fatma, nereden biliyorsun? Şu anda ben senin için neysem emin ol ki Mehmet için de İsmail oydu, hem de daha fazlası. Sen bir günlük arkadaşımsın ama İsmail onun küçüklük arkadaşı. Benim yüzümden artık bir hiç, hepsi benim yüzümden oldu..."

 

"Alya kendine gel! Hepsi bu İsmail yüzünden oldu. Mehmet'in neden seninle olmasını istemiyor düşün, çünkü seni ve beni ezik olarak görüyor. Onlara öyle olmadığını kanıtla, Mehmet'in yanında ol. Şimdi git ve sevgiline sarıl, onun yanında olduğunu hissettir..."

 

Alya ellerini yüzünden çekip kendine çeki düzen verdi ve Mehmet'in yanına gidip ona sıkıca sarıldı. Bunu gören İsmail gözlerini kısıp bana baktı, gözlerini hiç ayırmadan kitlendi, kaşlarını çatmış sanki onun ailesine zarar vermişim gibi bana baktı. Ardından ders bitti ve öğretmen gitti. Sonra herkes çantasını alıp sınıftan çıktı.

 

Ben de çantamı alıp sınıftan çıktım ve evin yolunu tuttum. Eve doğru giderken Simay’ın ağladığını gördüm ve yanına gittim.

 

"Simay iyi misin?" dedim ve yanına oturdum.

 

"Sen bugün tanıştığım kızsın dimi, Fatma ismin?"

 

"Evet benim, sende Alya'nın en yakın arkadaşısın ama ne işin var burada?"

 

"Aramızda kalsın lütfen… Annem ve babam her gün kavga ediyorlar. En son kavga ettiklerinde babam sinir oldu ve evden gitti. Artık bir babam yok. Annem de hiç önemsemiyor ama bu durum beni mahvediyor."

 

Simay’a sarıldım ve ağlamaya başladı.

 

"Benim de keşke ailem bana iyi davransa, birbiriyle iyi anlaşan beni seven bir aile olsaydı. Abim var ama beni hiç önemsemiyor. Ondan geçen gün kıyafet almak için para istedim ama bana para bile vermedi. Evde benimle hiç konuşmuyor, sanki bir ölüyüm gibi davranıyorlar bana. Telefonuma el konuldu, odama giriyorum yemek yiyorum tek başıma, sonra evden çıkıp okula geliyorum. Gerçekten çok kötü hissediyorum, gerçekten ölsem bile beni asla önemsemezler."

 

"Hayır öyle düşünme, seni sevenler var. Bak Alya seni çok seviyor. Ben seni daha yeni tanımama rağmen çok sevdim. Hayat yaşanmaya değer bir yer, elinde para yoksa güzel dostların var. Bak yarın sen, ben, Alya cafeye gidelim olur mu?"

 

Simya göz yaşlarını sildi ve bana baktı ardından konuştu

 

"Gerçekten mi yani sen, ben ve Alya hep beraber cafede mi buluşacağız?"

 

"Evet yarın okulda konuşuruz. Hadi artık evine git, hayatın yaşamaya değer olduğunu hatırla. Unutma daha ilk gün...Artık evimize gidelim, yarın görüşürüz Simay."

 

"Baybay Fatma, yanımda olduğun için çok teşekkür ederim."

 

"Ne demek, her zaman" dedim ve evin yolunu tuttum.

 

Eve geldiğimde içeriden kızarmış tavuk ve patates kokusu geldi sevinçle anneme sarıldım ve annem günümün nasıl geçtiğini sordu.

 

"İlk gün rezildi anne biliyor musun ilk başta tıp fakültesine gittim ardından güzel sanatlar ve tasarım fakültesini buldum en sondaydı. Ben oraya kadar yürürken her gün kilo veririm o yüzden bol bol tavuk patates yemem lazım." dedim ve kızaran patateslerden bir kaç tanesini ağzıma attım.

 

"Sonra ne oldu öğretmenlerin ve arkadaşların nasıl, iyi bir ortam mı?"

 

"Evet anne mükemmel bir ortam. Daha ilk günden arkadaş edindim hem de bir değil iki tane arkadaş edindim. Yarın onlarla cafeye gideceğim."

 

"Ne güzel şimdi yemeği hazırlayalım ve babanı çağıralım yine televizyon izlerken uyuya kaldı kesin."

 

"Haklısın gidip onu uyandıracağım."

 

Babamın yanına gittim ve kanepenin yanındayken bağırarak konuştum

 

"Ne! Dedem mi geliyor bizim evimize? Ne zaman geliyor?" dedim ve babam kalktı.

 

"Ne kim geliyor babam mı geliyor? Canım akşama güzel yemek yap, babam geliyormuş."

 

Babamın yanına gittim.

 

"Hayır baba şaka yapıyorum yine uyuya kalmışsın."

 

Annem konuştu

 

"Evet sofra hazır hadi gelin."

 

Ben de sevinçle giderken aklıma Simay geldi... "Benim de keşke ailem bana iyi davransa birbiriyle iyi anlaşan, beni seven bir aile olsaydı." demişti. Onu hatırlayıp kendi aileme baktım ve şükrettim. Ailemin yanına gittim ve yemeğimi yerken babam konuştu

 

“İlk günün nasıl geçti kızım?”

 

"İyi geçti yeni arkadaşlar edindim, iki tane tatlı kız."

 

"İyi senin bölümünde erkek yok zaten değil mi?"

 

"Benim bölümüm mimarlık bölümü baba, erkekler var ama hepsi ders odaklı yani iyi insanlar. Tabi serseriler de var ama…"

 

Babam sözümü kesti

 

"Sakın serseri tiplerle konuşma onlar iyi insanlar değil, kızıma zarar vermelerini istemiyorum. Orada senin yanında değilim ne olduğunu bilmiyorum, onların bir sözü seni üzebilir."

 

Babam konuşurken aklıma İsmail geldi. Sabah arkadaşları ile benimle dalga geçince gerçekten çok kötü hissetmiştim, hayatımda böyle insanlara yer yoktu ama şimdi sınıfımdaydı.

 

Babam bana seslendi.

 

"Tamam mı kızım arkadaşlarını iyi seç."

 

“Öyle yapıcam baba...”

 

Yemeğimi yiyip odama geçtim, duş alıp üstümü giyindim ve bugün olanları günlüğüme yazdım. Ardından yatağıma geçtim.

 

Ertesi sabah kalktığımda elimi yüzümü yıkadım ve giyip aşağı indim. Annemle babam sabah erkenden işe gittiği için kahvaltı hazır olmuyordu ama annem beni düşünüp tost yapıp evden çıkıyordu. Ben de tostu alıp çantama koydum ve ayakkabılarımı giyip evden çıktım. Yolda yürürken Mehmet'i gördüm ve yanına gittim.

 

"Merhaba Mehmet."

 

"Merhaba Fatma, sen de mi burada yaşıyorsun?"

 

"Evet benim evim de burada."

 

"Güzel o zaman bak bugün Alya'ya cafeye gitmeyi teklif edeceğim."

 

"Aa ne güzel olur bugün ben de Alya ve Simay ile cafeye gitmek istiyordum ama siz gidin tabi ki."

 

"Planınızı bozdum özür dilerim."

 

"Bir şey değil, sana bir şey sorabilir miyim?"

 

"Tabi ki sor sonuçta sevdiğim kız ile sevgili olmama yardım ettin."

 

"Peki tamam o zaman soruyorum."

 

Mehmet başını salladı ve yürürken ona bir anda sordum.

 

"İsmail ile nasıl arkadaş oldunuz?"

 

Duraksadı.

 

"Neden sordun ki onu?"

 

"Sadece merak ettim."

 

"İsmail ile küçüklükten beri arkadaşız ama o her zaman bana karışıtı. Alya'dan önce Meryem diye bir kızla sevgiliydim, kız beni aldattı. En başında bana söylemişti ama Alya öyle biri değil, şimdi bana o kız seni kullanıyor iki gün sonra başkasına aşık olur görürsün diyor İsmail bu konuda çok ileri gitti."

 

"Peki İsmail neden böyle sence, onun da mı önceden kız arkadaşı oldu?"

 

"İsmail aşka inanmıyorum diyorsa doğrudur. Bir kızı sevdi evet ama kız onu çok kötü bir şekilde aldattı. Daha sevgili değilken aldatıldı, kıza ilgi veriyordu sonra kız ondan soğudu bu yüzden her kızın öyle olduğunu düşünüyor."

 

"Yani her kızın aldattığını düşünüyor bu kız yüzünden?"

 

"Evet o kızdan sonra hiçbir kıza yüz vermedi zaten. Baksana nasıl davranıyor kızlara çünkü o aldatan kız yüzünden kendini salak yerine koymuş gibi hissetti, her şeyi yapıyordu o kız için."

 

"Demek ki yanlış kişiye yanlış sevgiyi göstermiş."

 

"Evet ona bunu söylemek zor çünkü asla dinlemiyor."

 

"Ama bu beni ilgilendirmez, beni ilgilendiren şey Alya'nın mutluluğu! Senin İsmail ile kavgalı olman onu üzüyor."

 

"Gerçekten mi?"

 

"Evet dün üzüldü, ben de senin yanına gitmesini söyledim. O gerçekten sizin aranızı bozan kişinin kendisi olduğunu düşünüyor."

 

"Peki tamam o zaman konuşurum bugün."

 

"Tamam o zaman."

 

Sınıfa girdiğimde fark etmeden İsmail'e çarptım ve elindeki kağıtlar yere düştü. Sinirle bana yaklaştı ve kolumu tutup kendine çekti...

 

"Ne yaptığını sanıyorsun sen! Senin yüzünden hepsi birbirine karşıtı."

 

"Bırak kolumu canımı acıtıyorsun, kağıtlarına bir şey olmadı."

 

"Olmadı ama onların bir sırası vardı, şimdi en baştan sen yapacaksın çünkü suçlu sensin."

 

"Ne, ben bir şey yapmadım seni görmedim bile."

 

"Aa unuttum sen yeşil çizgiden geçerken benim de mavi çizgiden geçmem gerekti değil mi?"

 

"Ne saçmalıyorsun?"

 

"Aynısını sana dün söyledim kendi rezilliğinin nasıl bir boyutta olduğunu anlarsın. Şimdi geç topla şu kağıtları, hepsini sırası ile düzenle."

 

"Hayır istemiyorum, zorunda değilim bu senin sorumluluğun."

 

"Peki tamam o zaman sınıfa soralım bakalım bu kimin sorumluluğu."

 

İsmail sınıfın ortasına geçip konuşmaya başladı.

 

"Az önce gördüğünüz gibi bu kız benim sıralı kağıtlarımı karmaşık hale getirdi, herkes şahit. Bunun suçlusu ben miyim? Yoksa bana çarpıp haklı çıkmak için üstüne ‘ben bir şey yapmadım’ diyen şahıs mı?"

 

"Şahıs derken ismim var benim."

 

"Evet, cevapları bekliyorum."

 

Herkes benim adımı söyledi ve gerildim.

 

"Gördüğün gibi herkes senin olduğunu söylüyor."

 

"Peki tamam." dedim ve kağıtlarını alıp sıraya koydum.

 

"Al topladım oldu mu istediğin?"

 

Sinirle kağıtlara baktı ve konuştu

 

"Hepsinin sırası var, sırası ile düzenle dedim sana!"

 

"Ne! Oha bu kadarı fazla, o kağıtların ne gereği var? Daha ikinci gün bu kadar kağıdı ne yapacaksın?"

 

"Cahil, bu kağıtlar sıralı olmak zorunda içinde mimarlıkla ilgili kuralları var çünkü."

 

"Cahil sensin, benimle düzgün konuş. Ayrıca mimarlık kuralları ne oluyor, ilkokulda mıyız?"

 

"Sen bana cahil diyemezsin, kes sesini ve oturup bu kağıtları sırasıyla yeniden düzenle yoksa ben sana ne yapacağımı biliyorum."

 

"Ne yapacaksın?"

 

Öğretmen geldi ve İsmail sırıtıp sırasına geçti. Ardından hepimizi selamladıktan sonra kağıtları istedi. İsmail ayağa kalkıp konuştu.

 

"Ben İsmail Fırtına, bu görevi en öndeki siyah saçlı arkadaşa teslim ettim ama maalesef o sırasıyla yapmamış tüm kağıtlar karmaşık halde."

 

"Bu doğru mu?"

 

"Ben Fatma Koçari efendim ve doğru değil! Kendi görevini bana kitliyor şimdi de. Zaten bir işi düzgün yaptığı yok."

 

"Öyle mi Fatma Koçari ? Zaten bu kağıtta da benim adım yazıyor."

 

"Evet o kağıtlar senin görevin İsmail Fırtına."

 

"Kesin şunu çocuklar! Sen İsmail

Fırtına bana kağıtları getir."

 

"Gördün mü bu senin işin, benim değil."

 

İsmail kağıtları öğretmene götürdü ve öğretmen benim adımı söyledi. Ben de hemen ayağa kalktım.

 

"Fatma Koçari burada senin adın yazıyor."

 

Hemen reddettim

 

"Hayır efendim benim adım yazamaz, benim haberim bile yoktu."

 

"Görüyor musunuz arkadaşlar? İleride böyle birine evimizi emanet edeceğiz, o zaman da ‘benim haberim yoktu’ der."

 

Tüm sınıf bana güldü ve kendimi rezil hissettim...

 

Bölüm : 16.04.2026 10:53 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...