
Arabam olmadığı için onun ikinci arabasını aldım ve bindiğimde ellerim hala titriyordu. Direksiyonu tuttuğum an fark ettim bunu… Parmaklarımın arasında hâlâ onun sıcaklığı vardı sanki. Kontağı çevirmeden önce başımı direksiyona yasladım ve gözlerimi kapattım. Kalbim çok hızlı atıyordu. Ama bu kez korkudan değildi. Daha çok… garip bir rahatlama gibiydi.
Çünkü ilk defa kaçıp gitmemiştim.
İlk defa açık açık konuşmuştum.
Hazır hissetmiyorum.
Bunu söylemek bile benim için zordu. İnsan bazen sevdiği kişiyi kaybetmemek için istemediği şeylere bile “tamam” demesi gerekiyormuş gibi hissediyordu. Ama İsmail bana kızmamıştı. Yüzü düşse bile beklerim demişti.
O kelime bütün gece aklımda döndü durdu.
Beklerim.
Arabayı çalıştırıp yavaşça evin önünden ayrıldım. Sokak lambaları arabanın camına vuruyordu. Gece sessizdi ama benim kafamın içi hiç sessiz değildi. Sürekli onun bana bakışı geliyordu aklıma. Özellikle son anda ben ona doğru yürüdüğümde gözlerindeki şaşkınlık…
Hayatım boyunca ilk defa kontrolü ben almıştım sanırım garip şekilde bu beni mutlu etmişti.
Eve geldiğimde annem çoktan uyumuştu. Sessizce odama çıktım. Aynanın karşısına geçince kendime birkaç saniye baktım. Yanaklarım hala hafif pembeydi. Saçlarım dağılmıştı. Ama gözlerim farklı görünüyordu.
Sanki uzun zamandır ilk defa gerçekten sevildiğime inanmaya başlamıştım.
Üstümü değiştirip yatağa girdim ama uyuyamadım. Telefonumu elime aldım. İsmail’den mesaj vardı.
Eve geçtin mi?
İstemsizce gülümsedim.
Evdeyim.
Mesajımın üstündeki görüldü yazısı anında belirdi.
İyi.
Sadece tek kelime yazmıştı ama nedense o iyi bile içimi ısıtmaya yetmişti. Birkaç saniye sonra telefon tekrar titredi.
Bu arada…
Kaşlarımı kaldırıp devamını bekledim.
Bugün bana doğru yürüdüğün an gerçekten nefesim durdu.
Kalbim yine hızlandı.
Dudaklarımı birbirine bastırıp tavana baktım.
Abartıyorsun.
Mesajı attıktan sonra telefonu yastığın yanına koydum ama birkaç saniye sonra tekrar elime aldım. Çünkü cevap gelmişti.
Hayır. İlk defa benden kaçmadın.
Bu kez uzun süre cevap yazamadım.
Çünkü haklıydı ben hep kaçıyordum.
Korktuğumda, utandığımda, kalbim fazla hızlı attığında… hep geri çekiliyordum. Ama bugün yapmamıştım.
Parmaklarım ekranın üstünde dolaştıktan sonra sonunda kısa bir cevap yazdım.
Çünkü artık sana güveniyorum galiba.
Mesajı gönderdikten sonra utanıp yüzümü yastığa gömdüm… bunu gerçekten yazmış mıydım ben?
Telefon yine titredi.
Galiba mı?
İstemsizce güldüm.
Tam cevap verecekken telefon çalmaya başladı. Arayan İsmail’di.
Gözlerim büyüdü.
Gece gece neden arıyordu ki?
Bir an tereddüt ettikten sonra açtım.
Alo?
Karşı taraftan birkaç saniye ses gelmedi. Sonra onun hafif yorgun sesi duyuldu.
Sesini duymak istedim.
Kalbim resmen eridi.
İsmail…
Hı..
Neden bazen böyle konuşuyorsun?
Kısa bir kahkaha attı.
Nasıl konuşuyorum?
İnsan gibi değil…
Bu kez daha net güldü.
Bu iltifat mı şimdi?
Bilmiyorum…
Sessizlik oldu. Ama kötü bir sessizlik değildi. Sanki ikimiz de birbirimizin nefesini dinlemekten rahatsız olmuyorduk.
Sonra sesi yeniden ciddileşti.
Fatma.
Efendim?
Bugün benim için önemliydi.
Yatağın içinde doğruldum.
Neden?
Çünkü ilk defa korkmana rağmen dürüst oldun.
Boğazım düğümlendi.
Ben bazen seni kırarım diye çok korkuyorum… dedim sessizce.
Herkes kırılır. dedi sakin şekilde. Önemli olan birbirini bırakmamak.
Gözlerim doldu yine.
Neden onun yanında bu kadar duygusal oluyordum bilmiyordum.
Belki de hayatımda ilk defa biri beni gerçekten anlamaya çalışıyordu.
Uyusan iyi olur. dedi sonra yumuşak bir sesle. Yarın gözlerinin altı morarır yine.
Burnumu çektim.
Benimle dalga geçiyorsun.
Biraz.
İstemsizce güldüm.
İyi geceler İsmail.
İyi geceler güzel kız.
Telefon kapandığı anda yüzümü yastığa gömdüm.
Güzel kız.
Sabaha kadar uyuyamayacaktım galiba.
Ertesi sabah okula giderken hala dün geceyi düşünüyordum. Koridorda yürürken Simay beni görünce direkt yanıma koştu.
Anlat.
Daha günaydın bile dememişti.
Gülmemeye çalıştım.
Neyi?
Şu suratındaki salak gülümsemeyi.
Çantamla ona hafifçe vurdum.
Abartma.
Fatma sen resmen parlıyorsun.
Tam cevap verecekken arkamızdan Alya’nın sesi geldi.
Kesin öpüştüler.
Bir anda öksürdüm.
Ne?!
Alya kollarını bağlayıp sırttı.
Bak şu paniğe…
Bir şey olmadı!
Simay hemen yaklaştı.
Oldu mu gerçekten?
Hayır!
Tam o sırada koridor sessizleşti.
Çünkü İsmail gelmişti.
Siyah sweatshirt giymişti. Saçları hafif dağınıktı... Bizi görünce direkt bana baktı o bakış yüzünden beynim yine durdu.
Alya sinsice kulağıma eğildi.
Tamam… şimdi kesin bir şey olmuş.
İsmail yanımıza geldiğinde gözlerini benden ayırmadan konuştu.
Günaydın.
Sesim az çıktı.
Günaydın…
Sonra hiç utanmadan elini uzatıp saçımın bir tutamını kulağımın arkasına itti.
Simay’ın ağzı açık kaldı.
İsmail elini saçlarımdan çekmesine rağmen ben hala olduğum yerde donup kalmıştım. Sanki yaptığı küçücük hareket bile bütün koridorun dikkatini çekmişti. Belki gerçekten çekmişti çünkü yanımızdan geçen birkaç kişi dönüp dönüp bize bakıyordu. Ama İsmail’in umrunda bile değildi. O sadece bana bakıyordu. O kadar rahat davranıyordu ki bazen onu izlerken kendimi daha çok panik içinde buluyordum.
Alya dayanamadı tabii.
Ben artık bunları izlemekten yoruldum. dedi dramatik şekilde. Siz direkt evlenin bence.
Sus! diye fısıldadım utanarak.
İsmail hafifçe güldü.
Bence mantıklı fikir.
Gözlerim anında büyüdü.
İsmail!
Simay kahkahaya boğulurken ben resmen yerin dibine gitmek istiyordum. Ama daha kötüsü şuydu… İsmail bunu söylerken ciddi gibi görünüyordu. Yani şaka yapıyordu evet ama gözlerinin içinde tuhaf bir ciddiyet de vardı. Sanki bir gün gerçekten olabileceğini düşünüyormuş gibi…
Kalbim yine saçmalamaya başlamıştı ismail bana doğru biraz eğildi.
Bugün ders çıkışı beni bekle...
Neden?
Canım öyle istiyor.
Bu çocuk normal değildi gerçekten.
Dudaklarımı birbirine bastırıp gözlerimi kaçırdım. Alya ise arkamdan resmen beni dürtüyordu.
Bak bak nasıl utanıyor…
Bir gün seni boğucam Alya.
İsmail bak tehdit ediyor beni.
İsmail hiç düşünmeden cevap verdi.
Yapmaz.
O kadar emin söyledi ki dönüp ona baktım.
Kaşını kaldırdı.
Yapamazsın.
Niye?
Çünkü kıyamazsın.
Gerçekten bazen onu susturmak istiyordum çünkü söyledikleri direkt kalbime işliyordu.
Derse girdiğimizde yine yan yana oturduk. Ama bugün her şey daha farklıydı. Aramızda konuşmadan oluşan başka bir şey vardı sanki. Sessiz kaldığımız anlarda bile birbirimizi hissediyorduk. Ben önümdeki deftere bakmaya çalışıyordum ama sürekli onun varlığının farkındaydım. Kolunun bana yakın olması bile dikkatimi dağıtmaya yetiyordu.
Bir süre sonra hocanın sesi arka planda kaybolmaya başladı çünkü İsmail elini sıranın altında yavaşça elime değdirdi.
Nefesim tutuldu.
Başımı ona çevirmeden fısıldadım.
Ne yapıyorsun?
Hiç.
Bu hiç değil.
Parmakları parmaklarıma hafifçe dokundu.
Şimdi oldu...
Kalbim resmen kulaklarımda atıyordu artık.
Elimi çekmek istedim ama çekmedim.
Çünkü hoşuma gidiyordu bunu fark etmek beni hem utandırıyor hem de mutlu ediyordu.
Ders boyunca elimi bırakmadı. Ara sıra başparmağıyla elimin üstünü okşuyordu. O küçücük hareket bile bütün dikkatimi dağıtmaya yetiyordu. En sonunda dayanamayıp ona baktım.
Sen bunu bilerek yapıyorsun.
Yüzünü bana çevirmeden hafifçe gülümsedi.
Evet.
Sinir olmam gerekirken istemsizce güldüm.
Ders bittiğinde herkes sınıftan çıkmaya başladı. Ben çantamı toplarken İsmail yanıma eğildi.
Bugün bende kal.
Bir anda elimdeki kalem yere düştü.
Şok içinde ona baktım.
Ne...
Gayet sakin şekilde konuştu.
Film izleriz.
İsmail…
Ne var?
Senin film izlicez lafına güvenmiyorum.
Kahkaha attı.
Bak yine fazla düşünüyorsun.
Yüzümü buruşturdum.
Çünkü sen normal davranmıyorsun.
Bu kez bana dikkatlice baktı.
Ben sana bir şey yapmak zorunda değilim Fatma.
Sesi bu kez ciddi çıkmıştı.
Bazen sadece yanında uyumak bile yeterli geliyor.
O cümleyle içim yumuşadı.
Çünkü gerçekten samimi söylüyordu gözlerimi kaçırıp sessizce konuştum.
Peki…
Kaşları hafif kalktı.
Peki mi?
Film izleriz dedin ya sadece.
Dudaklarının kenarı yavaşça kıvrıldı.
Tamam.
Ama o tamam derken bile gözlerinde öyle bir bakış vardı ki kalbim yeniden hızlandı...
Ders çıkışı İsmail'le arabaya geçtik... Sadece huzurlu bir sessizlik vardı aramızda. Camdan dışarı bakarken bir anda aklıma eskiler geldi eskiden göz göze geldiğimiz anda kalbim korkuyla karışık çarpardı. Şimdi hâlâ hızlı atıyordu ama korkudan çok… yakınlık hissediyordum.
İsmail bir eliyle direksiyonu tutarken diğer eliyle kısa süreliğine elimi sıktı...
Bunu sevdim.
Neyi?
Bana alışmanı.
Başımı cama yaslayıp küçük bir gülümsemeyle dışarı baktım.
Galiba ben gerçekten ona alışıyordum en korkutucu şey de buydu zaten...
İsmail’in evine geldiğimizde içimde garip bir heyecan vardı. Bu kez önceki geceler gibi panik halinde değildim ama yine de kalbim hızlı atıyordu. Arabadan indiğimizde gece serinliği yüzüme vurdu. İsmail anahtarı çıkarıp kapıya yönelirken ben birkaç adım arkasından yürüyordum. Bahçedeki loş ışık yüzünü yarım aydınlatıyordu. Kapıyı açıp bana dönünce kısa kısa nefes aldığımı fark edip hafifçe gülümsedi.
‘Rahat ol biraz.’
‘Rahatım zaten.’
Kaşını kaldırdı.
‘Ben emin değilim ama sen bilirsin yani rahat ol ikimiz başbaşayız.’
Birlikte içeri girdikten sonra kapı arkamızdan yavaşça kapandı. Ev her zamanki gibi sessizdi. Dışarıdaki gece serinliğinin aksine içerisi sıcaktı. O sıcaklık sadece evden mi geliyordu yoksa İsmail’in yanında olmaktan mı bilmiyordum ama içimdeki gerginlik yavaş yavaş çözülüyordu.
Ayakkabılarımı çıkarırken bile onun bana baktığını hissediyordum. Başımı kaldırdığımda gerçekten gözlerini üzerimden ayırmadığını gördüm.
Neden yine öyle bakıyorsun?
Ceketini sandalyenin üstüne bırakıp bana doğru yaklaştı.
Çünkü çok güzelsin.
Başımı hemen başka yöne çevirdim.
İltifat etmeyi biraz bırakır mısın...
Niye?
Çünkü utanıyorum.
Yaklaşıp tam karşıma geçti.
Hoşuma gidiyor.
Kalbim yine hızlandı.
Abartıyorsun çünkü...
Konu sensen bak ben o zaman abartırım...
İsmail’in en tehlikeli yanı buydu işte. Bir şeyi söylediğinde geri çekilmiyordu. Şaka yapıp kaçmıyordu. Gözlerimin içine baka baka söylüyordu.
Ben hala cevap vermeye çalışırken bir anda elindeki pijama takımına baktı.
Onları gerçekten yanında mı getirdin?
Aşağı bakıp elimdekilere baktım.
Ee… rahat olur diye düşündüm.
Sırıttı.
Şu an dünyanın en masum şeyiymiş gibi konuşuyorsun ama dün gece beni duvara sen yasladın.
Bir anda öksürdüm.
İsmail!
Kahkaha attı.
Yüzüm resmen yanıyordu artık.
Unut şunu ya.
Ben kolay kolay unutmam.
Gözlerimi kaçırıp salona doğru yürüdüm. Çünkü biraz daha yüzüme bakarsa gerçekten utanmaktan yok olacaktım. Koltuğa otururken o da mutfağa geçti. Dolaptan su çıkarıp bana uzattı.
Al.
Sağ ol…
Bardağı tutarken parmaklarımız birbirine değdi o küçücük temas bile içimi titretti.
İsmail bunu fark etmiş gibi hafifçe gülümsedi ama bir şey demedi. Bu kez beni daha fazla utandırmamayı seçmişti sanırım.
Televizyonu açtıktan sonra yanıma oturdu. İlk başta aramızda biraz mesafe vardı. Ama zaman geçtikçe fark etmeden ona doğru yaklaşmaya başladım. Bir noktadan sonra omuzlarımız birbirine değiyordu bile.
Film ilerlerken gözüm ara sıra ona kayıyordu. Rahat görünüyordu. Hatta mutluydu. Günlerdir yüzünde görmediğim kadar huzurlu bir ifade vardı.
Bir anda bana dönüp konuştu.
Ne oldu?”
Yakalandığımı anlayınca hemen gözlerimi ekrana çevirdim.
Bir şey olmadı.
Bana bakıyordun.
Sen de bana bakıyorsun.
Sırıttı.
Haklısın.
İstemsizce güldüm.
Sonra sessizlik oldu yine. Ama rahatsız eden türden değildi. Sanki konuşmadan da anlaşabiliyorduk artık.
Bir süre sonra fark etmeden başım onun omzuna yaslandı. Yaslandığım an kalbim kısa süreliğine hızlandı çünkü bunu bilinçli yapmamıştım. Geri çekilecektim ama İsmail hafifçe başını benimkine yaslayınca durdum.
Elini yavaşça saçlarımın arasından geçirdi.
Böyle kal...
Gözlerimi kapattım.
Nedense o an dünyanın geri kalanı durmuş gibi geldi. Ne korku vardı içimde ne panik. Sadece huzur vardı.
İsmail’in kalp atışlarını hissedebiliyordum. Düzenliydi. Sakinleştiriciydi. Onun yanında bazen her şey çok karmaşık oluyordu ama bazen de tam tersine bütün karmaşam susuyordu.
Bir anda sesi duyuldu.
Şu an ne düşünüyorsun?
Gözlerimi açmadan cevap verdim.
Seni...
Kendi söylediğim şeye ben bile şaşırdım. Hızlıca doğrulup ona baktım.
“Yani şey… öyle değil ben sadece-”
İsmail kahkahasını zor tuttu.
Devam et bence güzel gidiyordun.
Yüzümü ellerimle kapattım.
Allahım ya…
Gülmeye başladı.
Fatma.
Bakma bana.
Niye?
Çünkü utanıyorum.
Ellerimi nazikçe tuttu ve yüzümden çekti.
Ben utanmıyorum.
Bana öyle bakıyordu ki… sanki gerçekten dünyanın en değerli şeyi benmişim gibi hissediyordum.
Sonra bakışları dudaklarıma kaydı...
İsmail’in gözleri hala dudaklarımdaydı. O kadar yakındı ki nefesi yüzüme değiyordu. Kalbim öyle hızlı atıyordu ki sanki biraz daha yaklaşırsa bunu duyacaktı.
Ama bu kez kaçmak istemiyordum.
Korkuyordum evet… ama aynı zamanda onun yanında kalmak istiyordum.
İsmail başparmağını yavaşça yanağımda gezdirdi. Hareketi küçücüktü ama bütün vücudumun gerilmesine yetmişti. Gözlerini gözlerimden ayırmadan konuştu.
Şu an ne düşündüğünü tahmin edebiliyorum...
Neyi?
Yine panik olmaya başladığını.
İstemsizce küçük bir kahkaha kaçtı dudaklarımdan.
Bu kadar belli oluyorsa çok kötü.
Hayır. dedi hafifçe gülümseyerek. Bence tatlı.
Gözlerimi devirdim.
Senin her şeye tatlı deme problemin var.
Bir anda biraz daha yaklaştı.
Çünkü seninle ilgili çoğu şey öyle...
Yüzüm yine ısınmaya başlamıştı. Gözlerimi kaçırmaya çalıştım ama izin vermedi. Parmakları çeneme dokunup yüzümü tekrar kendine çevirdi.
Kaçma.
Kaçmıyorum.
Emin misin?
Bu kez ben ona biraz daha yaklaştım.
Eminim.
Sanırım bunu beklemiyordu.
Çünkü gözlerinde kısa süreli bir şaşkınlık gördüm. Sonra dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
Başımı derde sokuyorsun haberin var mı?
Neden?
Çünkü şu an seni öpmemek için kendimi zor tutuyorum.
Nefesim durdu gözlerim istemsizce dudaklarına kaydı. İsmail bunu fark ettiği anda bakışları değişti. Daha derin baktı bu kez. Sanki aramızdaki bütün şakalar bir anda kaybolmuştu.
Bir elim istemsizce sweatshirtünün önüne tutundu.
Sadece birbirimize baktık.
Kalbim göğsümden çıkacak gibiydi.
İsmail alnını alnıma yasladı.
Fatma…
Hıh…
Sesi çok sakindi ama nefesi değildi.
Beni gerçekten mahvediyorsun bazen.
Neden böyle diyorsun…
Çünkü bir bakışın bile bütün dengemi bozuyor.
Boğazım düğümlendi.
Bir insan sevildiğini hissedince gerçekten değişiyordu galiba. Çünkü artık onun yanında kendimi eskisi kadar değersiz hissetmiyordum. İlk defa biri bana bakınca sadece bedenimi değil kalbimi de görüyormuş gibi hissediyordum.
İsmail bir anda geri çekilip derin nefes aldı.
Tamam.
Şaşkınca ona baktım.
Ne tamam?
Biraz daha böyle durursak kendimi tutamam.
Bir anda yüzüm kıpkırmızı oldu.
İsmail bunu görüp kahkaha attı.
Bak yine domates oldun.
Yastığı alıp direkt yüzüne fırlattım.
Seninle ciddi konuşulmuyor!
Yastığı tutup güldü.
Ben gayet ciddiyim.
Hiç sanmıyorum.
Bir anda bileğimden tutup beni tekrar kendine çekti. Dengemi kaybedip göğsüne çarpınca nefesim kesildi.
İsmail aşağı eğilip kulağıma konuştu.
İstersen şu an tamamen ciddi olurum.
Hızlıca geri çekilmeye çalıştım ama kolunu belime sardı.
Nereye?
Su içicem.
Bahane...
Gerçek!
Gözlerini kıstı.
Şu an kaçmaya çalışıyorsun.
Hayır sadece…
Cümlem yarım kaldı çünkü bana öyle bakıyordu ki düşünemiyordum artık.
Sonunda yavaşça kollarını gevşetti.
Tamam. dedi gülümseyerek. Korkutmayacağım seni.
Bu kez ciddi ciddi ona baktım.
Sen beni korkutmuyorsun bir kere!
İsmail’in yüzündeki ifade bir anda değişti.
Sanki söylediğim şey onu gerçekten etkilemişti.
Sessizce bana baktı birkaç saniye.
Sonra eli saçlarıma gitti.
Bunu duymaya ihtiyacım vardı galiba.
Kalbim yeniden yumuşadı.
Çünkü bazen onun güçlü görünüşünün altında ne kadar dikkatli davranmaya çalıştığını hissedebiliyordum. Bana zarar vermemek için sürekli kendini frenliyordu.
Ve bunu fark etmek… onu daha çok sevmeme sebep oluyordu.
Bir süre sonra televizyona dönmeye çalıştık ama ikimiz de başarısızdık. Film arka planda oynuyordu sadece. Ben hâlâ onun kalp atışını hissedebiliyordum.
İsmail başını koltuğa yaslayıp gözlerini kapattı.
Gel buraya.
Bu kez hiç düşünmeden yanına sokuldum sanırım en çok buna şaşırıyordum artık.
Onun yanında kendimi yavaş yavaş bırakabiliyordum.
Başımı göğsüne yasladığımda kolunu omzuma sardı. Hareketi o kadar doğal geldi ki birkaç saniye sonra gerçekten oraya aitmişim gibi hissetmeye başladım. Eskiden biri bana bu kadar yakın olduğunda gerilirdim. Sürekli yanlış bir şey olacakmış gibi hissederdim. Ama şimdi… İsmail’in yanında ilk defa sakin kalabiliyordum.
Televizyondaki ışık ara sıra yüzüne vuruyordu. Gözlerimi kaldırıp ona baktım. Gözleri kapalıydı ama dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme vardı.
Ne gülüyorsun?
Gözlerini açmadan cevap verdi.
Şu an bana bakıyorsun.
Şok içinde doğruldum.
Senin gözlerin kapalıydı?
Hafifçe güldü.
Hissediyorum.
Yeniden göğsüne yaslanırken yüzümü sakladım.
Sen çok sinir bozucusun.
Biliyorum.
Ama sesinden memnun olduğu o kadar belliydi ki istemsizce ben de gülümsedim.
Bir süre sonra ev tamamen sessizleşti. Film bitmişti ama ikimiz de fark etmemiştik bile. Saat ilerledikçe üzerime tatlı bir yorgunluk çökmeye başladı. Gözlerim kapanıyordu artık.
İsmail bunu fark etmiş olacak ki saçlarımı okşayıp sessizce konuştu.
Uykun geldi.
Biraz…
İstersen odada uyu.
Ya sen?
İstersen bende gelirim...
Kalbim yine hızlandı ama bu kez panik olmadım. Sadece başımı salladım.
Olur...
İsmail ayağa kalkınca ben de peşinden merdivenlere yürüdüm.O önden giderken ben birkaç adım arkasından onu izliyordum. O an içimde garip bir sıcaklık vardı. Sanki uzun zamandır ilk defa bir yere ait hissediyordum.
Odaya girdiğimizde yatağın kenarına oturdum. Ellerim yine hafif heyecanla birbirine dolanmıştı. İsmail dolaptan bir tişört çıkarıp bana uzattı.
İstersen bunu giy rahat edersin her gün aynı pijamalarla uyumaktan iyidir
Tişörtü elime alınca hafifçe gülümsedim.
Senin mi?
Başka kimin olabilir?
Gözlerimi kaçırdım.
Kokuyor mu diye bakmıcam.
Kahkaha attı.
Baksan da sorun etmem.
Yüzüm yine kızardı.
Hemen banyoya kaçıp üstümü değiştirdim. Tişört üstümde bayağı büyük durmuştu. Kolları dirseğimi kapatıyordu neredeyse. Aynaya baktığımda istemsizce gülümsedim.
Çünkü üstümde onun kokusu vardı.
Bu bile kalbimi saçma şekilde mutlu ediyordu.
Odaya geri döndüğümde İsmail yatağın başına yaslanmış telefonuna bakıyordu. Beni görünce gözleri direkt üzerimde durdu birkaç saniye hiçbir şey demedi.
Neden öyle bakıyorsun?
Derin nefes aldı.
Çünkü şu an fazla güzelsin.
Saçmalama ya üstümde sadece kocaman bir tişört var bacaklarım açıkta çok komik görünüyorum bence
Ciddiyim çok güzel görünüyorsun...
Yatağın kenarına otururken gözlerimi kaçırdım.
Bu tişört yüzünden komik görünüyorum.
Hayır. dedi hiç düşünmeden. Tam tersine…
Cümlesini yarım bırakıp bana bakmaya devam etti.
Kalbim yine hızlandı.
Tam tersine ne?
Bir anda hafifçe sırttı.
Kendimi zor tutuyorum.
Yastığı alıp ona attım.
İsmail!
Kahkahası odada yankılandı.
Tamam sustum.
Ama hâlâ gülüyordu.
Yatağın diğer tarafına geçip battaniyeyi üstüme çektim. Kalbim hâlâ deli gibi atıyordu. İsmail ışığı kapattığında oda karanlığa gömüldü. Sadece camdan giren ay ışığı vardı artık.
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra yatağın hafifçe hareket ettiğini hissettim.
İsmail yanıma uzanmıştı.
Bir anda nefesimi tuttum.
Aramızda hala mesafe vardı ama yine de onun sıcaklığını hissedebiliyordum.
İyi misin?
Hıhı…
Yine gerildin.
Biraz…
Karanlıkta hafifçe güldü.
Gel buraya.
Kalbim yine hızlandı.
Ama bu kez düşünmeden ona yaklaştım.
Kolunu açınca başımı göğsüne yasladım. Hemen saçlarımı öpmek ister gibi burnunu saçlarıma değdirdi.
İşte şimdi rahatladın.
Nasıl anlıyorsun?
Çünkü artık kalbin daha yavaş atıyor.
Gözlerimi kapattım.
İsmail’in yanında olmak bazen gerçekten tehlikeliydi.
Çünkü ona her geçen gün biraz daha bağlandığımı hissediyordum en korkutucu tarafı… artık bunu istemsizce değil isteyerek yapıyordum
Başım göğsündeyken bir süre hiç konuşmadık. Sadece birbirimizin nefesini dinliyorduk. Odanın içi sessizdi. Dışarıdan ara sıra rüzgar sesi geliyordu ama onun dışında her şey durmuş gibiydi.
İsmail’in kalp atışları kulağımın hemen altındaydı. Düzenliydi. Sakinleştiriciydi. Ne zaman içimdeki panik büyüse istemsizce ona biraz daha yaklaşıyordum o da bunu fark ediyordu.
Kolunu belime biraz daha sardı.
Üşüyor musun?
Hayır…
O zaman neden bana yapışıyorsun?
Başımı kaldırıp karanlıkta ona baktım.
Yapışmıyorum.
Hafifçe güldü.
Şu an resmen üstümdesin.
Bir anda utanıp geri çekilmeye çalıştım ama bırakmadı.
Nereye?
Dalga geçiyorsun çünkü.
Sesindeki gülümsemeyi hissedebiliyordum.
Biraz.
Of…
Kahkahasını bastırmaya çalıştıktan sonra eli tekrar saçlarıma gitti. Parmakları saçlarımın arasında yavaşça dolaşıyordu. O kadar rahatlatıcıydı ki gözlerim istemsizce kapanıyordu.
Bir süre sonra sessizce konuştu.
Bugün seninle gurur duydum.
Gözlerimi açtım.
Neden?
Çünkü kaçmadın.
Kalbim yine yavaşladı.
Karanlıkta yüzünü tam göremiyordum ama sesindeki samimiyet yetiyordu.
Ben hep kaçıyorum zaten…
Eskiden.
Sessizlik oldu.
Sonra alnımı hafifçe göğsüne yasladım.
Bazen seni kaybetmekten korkuyorum.
İsmail hiç düşünmeden cevap verdi.
Benden önce kendinden vazgeçersin sen.
Başımı kaldırdım.
Bu ne demek şimdi?
Derin nefes aldı.
Kendini sürekli geri çekiyorsun Fatma. Sanki mutlu olmayı hak etmiyormuşsun gibi davranıyorsun bazen.
Boğazım düğümlendi.
Çünkü doğruydu.
İnsan çok kırılınca güzel şeylerin uzun sürmeyeceğine inanıyordu galiba.
İsmail bunu anlamış gibi yanağımı okşadı.
Ama ben öyle biri değilim.
Biliyorum…
Hayır. dedi sessizce. Bazen biliyor gibi yapıyorsun sadece.
Gözlerim dolmaya başladı yine neden onun yanında bu kadar kolay duygusal oluyordum?
Burnumu çektim.
Ağlamıyorum.
Karanlıkta güldü.
Daha burnunu çekiyorsun.
Sinirle göğsüne hafifçe vurdum.
Sus.
Elimi tuttu.
Bak yine minicik vuruyor.
Gerçekten döverim seni.
Kıyamazsın.
İstemsizce güldüm.
Bu çocuk gerçekten her ciddi anı başka bir şeye çevirmeyi başarıyordu.
Ama belki de bu yüzden yanında rahat hissediyordum.
Çünkü beni ağlarken bile boğulmaktan kurtarıyordu.
Bir süre sonra sessizlik yeniden aramıza yerleşti. Ama bu kez daha farklıydı. Daha yakın. Daha derin.
İsmail başını hafifçe eğip saçlarımın arasına yüzünü gömdü.
Senin kokuna alıştım.
Kalbim yine saçmalamaya başladı.
Ne demek o şimdi…
Evde olmayınca eksik geliyor.
Nefesim tutuldu.
Bir insan nasıl bu kadar rahat böyle şeyler söyleyebilirdi bilmiyordum.
Ben hala utanmaktan ne diyeceğimi şaşırıyordum.
İsmail bunu fark etmiş gibi gülümsedi.
Şu an yine kızardın dimi?
Hayır.
Yalan.
Karanlıkta bile anlıyor musun?
Evet.
Nasıl?
Çünkü sen utanınca sessizleşiyorsun.
Bir anda yüzümü göğsüne sakladım.
Bakma bana.
Saçlarımı öptü.
Bakamıyorum zaten.
O küçücük hareket bile bütün vücudumun ürpermesine yetmişti.
İsmail bunu fark edince derin nefes aldı.
Fatma…
Hıh…
Beni gerçekten çok zorluyorsun şu an.
Kalbim yine hızlandı.
Neden?
Çünkü seni böyle sarılınca bırakmak istemiyorum.
Sessiz kaldım.
Çünkü ben de istemiyordum bunu ilk defa kendime dürüstçe itiraf edebiliyordum artık.
İsmail elini sırtımda yavaşça gezdirdi.
Uyuyalım mı artık?
Başımı hafifçe salladım.
Ama gözlerimi kapatmama rağmen uyuyamadım.
Çünkü onun yanında olmak bile başlı başına başka bir histi.
Bir süre sonra onun nefes alışları yavaşladı. Uykuya dalmaya başlamıştı sanı
rım.
Tam o sırada istemsizce başımı kaldırıp yüzüne baktım.
Ay ışığı yüzünün bir kısmını aydınlatıyordu. Sarı saçları dağılmıştı uyurken çok masumdu o an içimden tek bir şey geçti...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 4.87k Okunma |
344 Oy |
0 Takip |
71 Bölümlü Kitap |