11. Bölüm

11. Bölüm

Kyula
kyulaseng

Maketin iskeletini oluşturduk ve ince ayrıntıları not defterimden bakıp yapmaya başladık.

 

"İsmail, sen kağıtları kes, ayarla. Ben şimdi bunları yapıştıracağım. Burası koni şeklinde olacak, en üst kısmı sen silindir şeklinde yapacaksın. Sonra ben altına daire kesicem ve sonra da mukavva ile şekli keseceğiz."

 

"Tamam, anladım."

 

Uzun zaman sonra sadece iskeletin etrafını kapladık ve ellerim ağrımaya başladı.

 

"Çok yorucu bir işmiş ya."

 

"Dimi, parmaklarımı hissetmiyorum, küçücük bir şeyi yapmak neden bu kadar zor?"

 

"Çünkü küçük olduğu için ayrıntı istiyor, bu notları boşuna almadım ben. Her şey ayrıntılı olmalı ki sergilensin, bir de tam puan alalım."

 

"Haklısın ama zor iş, sadece iskeletini yaptık, daha boyaması falan var."

 

"Eğer konuşmazsak hemen biter. Sen mukavvayı kes, yani parçalara ayır. Ben de iskelete daha fazla yapıştırıcı yapıştırıp sağlamlaştırayım."

 

"Güzel fikir, bana mukavvayı ver, ben parçaları kesicem."

 

"Tamam. Led ışıklar nerede? Onları içine yerleştirmem gerekiyor, sonuçta ihtişamlı olmasının sebebi içindeki aydınlatması, çok güzel bir hava katıyor."

 

"Doğru, hemen getiriyorum."

 

İsmail ledleri getirdi ve takmaya başladık. Etrafını ledlerle çevirdik. O sırada İsmail bana daha yakın durdu ve ellerimiz birbirine çarptı. Bana baktı ve ben de ona bakıp elimi geri çektim.

 

"En iyisi bu işi sen yap," dedim. O an aklıma yapışkanı sürmeyi unuttuğum geldi ve yapışkanı alıp gözünün önüne getirdim.

 

"Şaka falan yapıyorsun dimi?"

 

"Hayır, sürmeyi unuttum."

 

"İşin yoksa yeniden başla şimdi. Ben de o kadar yerleştirmiştim."

 

"Sıkıntı değil, sen onları geri çıkar."

 

"Tamam, çıkartıyorum."

 

İsmail çıkartırken tüm emeklerimiz de birlikte koptu.

 

"Bence bu yapışkan değil, su baksana, hepsi çıktı."

 

"Hayır, gerçekten yoruldum, çok sıkıcı bir şey, ellerim ağrıyor."

 

"Yapmak zorundayız, yoksa eksik puan alırız."

 

"Gerçekten çok uğraştırıcı bir şey, saat geç oldu bide, baksana."

 

İsmail saatte baktı ve gerçekten geç olduğunu söyledi.

 

"Ee, şimdi ne yapacağız?"

 

"Şimdi yeniden başlayacağız, bu bitmek zorunda çünkü."

 

"Peki, tamam, ben anneme söylicem geç biteceğini."

 

"Tamam, söyle."

 

"Telefonum neredeydi benim?" deyip etrafta aradım. Ardından İsmail telefonunu bana uzattı.

 

"Benden ara, tabiki sessizde değilse telefon."

 

"Hayır, sessizde değil."

 

"Tamam o zaman ara. Zaten burası sessiz, hemen sesi gelir."

 

"Tamam, arıyorum," deyip kendi numaramı yazdım. Beni Fatma diye kaydetmişti. Ardından aradım ve telefonumun sesi çok yakından geldi.

İsmail'de ayağa kalkıp sese doğru gitti, ben de arkasından giderken "Buldum" diye bağırdı.

 

"Tamam," dedim ve aklıma onu kaydettiğim isim geldi.

 

Mutfağa girip kendine içecek doldurdu biraz uzun durdu ve elinde bardakla içeri girdi son yudumlarını alıp bardağı yanındaki masaya bıraktı telefonumla yanıma geldi...

 

"Getirdim," dedi ve yanıma geldi. Ardından ismi görünce kitlendi.

 

"Bay bencil Fırtına mı?"

 

"Öylesine kaydetmiştim, telefonumu verir misin?"

 

"Neden peki böyle kaydettin ki?"

 

"Çünkü sana gıcık oluyordum ve şu anda da öyleyim, ver şu telefonu."

 

İsmail telefonumu eliyle yukarı kaldırdı

 

"Ver şunu!"

 

"Vermiyorum!"

 

"Ver yoksa çok kötü olucak-"

 

Göz göze geldik

 

"Ne olucak..."

 

Telefonumu tuttum ve alırken kendine çekti

 

"Sorumun cevabını alamadım..."

 

Sertçe ittirip telefonu aldım ve yan odaya gidip annemi aradım.

 

"Alo anne, ne yapıyorsun?"

 

"İyiyim kızım, senin ödevin bitmedi mi hala?"

 

"Bitmedi, hatta o kadar uzun sürüyor ki anne. İskeletini yaptık ama led ışıkları ekleyince ben yapıştırıcı sürmeyi unuttum. Yerine oturttuk diye geri çekince mahvoldu."

 

"Tamam kızım, o zaman bugün geç mi geliceksin?"

 

"Evet."

 

"Şu anda saat 21:54, geçiyor."

 

"Evet, saat çok geç oldu."

 

"Ben geceye kalmaz diye düşünmüştüm, ama olsun, ödevini güzelce yap, bana yaz, kendine iyi bak kızım."

 

"Baybay anne," deyip telefonu kapattığım gibi elektrikler kesildi. Bende korkuyla kapıyı açtım.

 

"İsmail, heryer karanlık, neredesin?"

 

"Burdayım, dur, şimdi telefonunu aç, ben de ışığıyla seni bulurum."

 

"Akıllıca."

 

Telefonumun ışığını açtım ve yanıma geldi.

 

"Tamam, buldum seni."

 

"Şimdi ne yapacağız?"

 

"Mum vardı bende."

 

"Mum ışığına maket mi yapacağız?"

 

"Eğer yapmazsak hiç yapamayacağız."

 

"Haklısın, getir mumu."

 

"Tamam, getiriyorum."

 

Telefonumla salona gelip koltuğa oturdum, ardından çikolatalardan yedim ama doyurucu değildi. İsmail elinde mumla geldi.

 

"Bir tane mi mum var?"

 

"Evet."

 

"Onun yerine telefonların ışığıyla yapalım."

 

"Öyle yaparsak şarjı hızlı biter, senin şarjım kaç şimdi?"

 

"8 kalmış."

 

"Haklısın, biterse normal arama da yapamayız."

 

"Benimde 8, bir de elektrikler yok, şarj edemeyiz."

 

"Kocaman evde şarj cihazı mı yok?"

 

"Hayır yok, değil, çalışmaz, geçende powerbanki doldurmadım."

 

"Neden gitti bu elektrikler? Hep gidiyor muydu?"

 

"Hayır, suçlu sensin, evime geldin, olmayacak, her şey oldu, ilk başta sular kesildi, şimdi de elektrikler gitti, az sonra da..."

 

"Aman, bişey söyleme, ben başka bişeyi daha kaldıramam."

 

"Tamam o zaman, başlayalım."

 

Uzun bir süre maketi yapmaya başladık ve bu sefer ledleri yerleştirdik.

 

"Çok güzel oldu, ama ben acıktım."

 

İsmaile bakıp konuştum

 

"Bende açım."

 

"Çikolata almıştık, onları yiyelim."

 

Gözlerimi kaçırdım

 

"Hahahaha, şey, yemeyelim ya."

 

"Yiyelim, yiyelim."

 

İsmail poşeti alıp geldi ve boş paketleri görünce bana baktı.

 

"Hepsini yedin mi?"

 

"Azıcık yedim."

 

"Fatma, burada 20 tane çikolata vardı."

 

"O kadar mı vardı? Hiç saymadım."

 

"Peki, tamam o zaman, ceza olarak yemek yapacaksın."

 

"Ne, ben sana yemek mi yapacağım?"

 

"Evet, hem de şu meşhur salatandan."

 

"Bizim evde açlıktan çıkmış gibi yediğin salata mı?"

 

"Ben öyle bir şey yapmadım."

 

"Emin misin?"

 

"Bana bunu 20 paket çikolatayı yiyen kişimi söylüyor."

 

"Eee, tamam o zaman, ama malzemeleri nerede bulabilirim?"

 

"Merak etme, ben sana yardım ederim."

 

"Ne? Sen ve bana yardım etmek mi? Şaşırdım açıkçası."

 

"Sonuçta kendi evim, hem sen telefonu tutup salatayı nasıl yapacaksın? Ha, eğer yaparım diyorsan..."

 

"Tamam, hem de bana malzemeleri verirsin."

 

İsmail ile mutfağa geçtik ve salatayı yapmaya başladık.

 

"Sen bu salatayı nereden öğrendin?"

 

"Hiç kimseden öğrenmedim, kendim salata yapıyordum. Üstüne farklı bir sos yapmak istedim, sonra mükemmel oldu."

 

"Gerçekten çok güzeldi, ben bayıldım."

 

"Ne?"

 

"Sadece güzel olmuştu, beğendim. Normalde salatadan nefret ederim ama böyle güzeldi, tadı."

 

"Çok teşekkür ederim, bende canım sıkılınca yapıyorum... Bitti, şimdi sosunu üstüne koyalım."

 

Mor lahanayı alıp rendeledim.ve zeytinyağı ile haşladım, ardından yoğurtla birlikte çatal yardımıyla karıştırdım . Sonra salatanın üstüne koyup tabağa aldım ve ellerimi yıkadım.

 

"Tada, mükemmel oldu."

 

"Tamam, o zaman şimdi bittiyse yiyelim de makete geçelim."

 

"Tamam."

 

Salatayı masaya koydum ve telefonun ışığıyla yemeye başladım. O sırada telefonumun şarjı bitti ve kapandı.

 

"İsmail, telefonunu kapat," dedim.

 

"Neden?" dedi ve ben de şarjımın bittiğini söyledim.

 

Salatasını bitirdi ve masayı toparladık. Ardından salona geçtik ve mukavvayı yapıştırdık.

 

"Neredeyse bitti ve kusursuz duruyor," dedim ama İsmail dalmıştı.

 

"Ne oldu sana, daldın bir anda?"

 

"Ben ailemle birlikte küçükken anasınıfında yine maket yapmıştım. Annem ve babam yanımdaydı, bana yardım ediyordu. Onlar aklıma geldi."

 

"Ama şimdi sen üniversite öğrencisi oldun ve büyüdün."

 

"Evet, ben büyüdüm ama onlar bunu göremedi."

 

İsmail'in gözleri doldu. Onu ilk defa böyle görüyordum, kalbim hızla atmaya başladı. Elimde olsa sarılırdım ama bunu yapamazdım...Bende onu mutlu etmeye çalıştım, kafasını dağıtmak için.

 

"Bak görüyor musun, körlüğüm tuttu, yine bunu unutmuşuz."

 

İsmail güldü.

 

"Hahahhaha, sonunda farkına vardın."

 

"Evet, ve şimdi bunu yapıştırmamız gerek, merdivenler önemli."

 

Maket bittiği anda bir oh çektim ve koltuğa uzandım.

 

"Sonunda bitti, hem de mükemmel oldu. Şimdi bunu boya, çünkü ben çok yoruldum."

 

"Sakın uyuma burada."

 

"Uyumam, çünkü koltukta uyuduğumda çok rahatsız oluyorum, kendi yatağımdan başka yerde yatmam. Maketi boyayalım ben eve gideyim. Saat 01:32, geçiyor."

 

"Çok geç oldu, farkındaydım ama bitti."

 

"Evet, ve ben de bittim."

 

Yazar'dan

 

İsmail maketi boyadıktan sonra Fatma'ya seslendi ama Fatma duymadı.

 

"Bide bana sağır değilim diyorsun, maket bitti, baksan-"

 

İsmail durakladı ve Fatma'ya baktı, uyuya kalmıştı.

 

Ben kendi yatağımdan başka yerde yatmam diyordu... koltukta uyuya kalmış.

 

Tam o sırada elektrikler geldi ve İsmail derin bir nefes aldı.

 

"Elektrikler de geldi, uyuduktan sonra."

 

İsmail maketi güvenli bir yere koyup Fatma'nın üstüne battaniye getirdi. Sonra Fatma'nın söyledikleri aklına geldi

 

Flashback

 

Uyumam çünkü koltukta uyuduğumda çok rahatsız oluyorum.

 

İsmail bunu hatırlayınca yavaşça Fatma'ya yaklaşıp onu kucağına aldı, ardından kendi odasına götürüp yatağına yatırdı.

 

"Bugünlük sen burada yat..." deyip üstünü örttü.

 

Aşağı inip koltuğa uzandı...

 

Ertesi sabah

 

Fatma'dan

 

Gözlerimi yavaş yavaş açarken etrafa baktım ve hiç tanıdık değildi.

 

"Burası benim yatağım değil. Nerdeyim ben?"

 

Ayağa kalktım ve kapıya doğru ilerledim. Ardından telefonumu aldım ve aşağı indim,indiğimde koltukta uyuyan biri vardı o kişi İsmail'di...Yanına yaklaştım ve uyurken onu izledim...

 

Sen uyurken yüzündeki o öfke sinir herşey kayboluyor... Çok masum duruyorsun...

 

Ellerimi yüzüne götürdüm ve geri çektim... Başımı kaldırıp ayağa kalktım

 

"İsmail... sen burda mı yattın?"

 

İsmail gerçekten uyurken çok farklıydı. Yavaş yavaş gözlerini açtı ve "Günaydın" dedi.

 

"Ben dün burada mı kaldım?"

 

"Uyumam falan dedin ama ben boyayı bitirdikten sonra baktığımda koltukta uyuya kalmıştın."

 

"Peki, ben neden yatakta uyandım?"

 

Kafamı kaşıyıp şüpheyle ve gerilerek..

 

Yoksa sen bana... sen ve be-

 

"Yok, bir şey yapmadım sana. Sadece yukarıya çıkarttım. Sen bana koltukta uyuduğumda çok rahatsız oluyorum dedin, ben de yatağa götürdüm. Hem maket bitti, şimdi onu dikkatlice götürelim."

 

Yani beni önemsedin... Söylediğimi dikkate aldın-

 

Öyle bişey demedim bak hemen yanlış anladın!

 

Ben aynısını yapsam ne düşünürdün?

 

Hiç bişey sadece teşekkür ederdim!

 

Peki anladım, elektrikler ne zaman geldi?

 

"İnanmazsın ama sen uyudun, elektrikler geldi."

 

"Gerçekten mi?"

 

"Öyle oldu."

 

Saçım başım darmadağın oldu, yine saçımı at kuyruğu yapıp gideceğim.

 

"Saat kaç oldu ki?"

 

"Oha, saat geçmiş. 3 ders yapılmış bile."

 

"Neden bu kadar geç uyandık ki?"

 

"Alarmlar yoktu çünkü."

 

"Doğru söylüyorsun, ve sınıfta biz olmayınca imza atamadığımız için eksik yazılmışızdır."

 

Hemen lavaboya geçip yüzümü yıkadım, saçımı düzenledim ve çıktım. Ardından mutfağa geçtim ve bişeyler var mı diye baktım.

 

"Dün kaşar ve ekmek almıştım, onlardan tost yap."

 

"Tamam," dedim ve tüm tost malzemelerini ekmeğe koyup tostu hazırladım. Ardından maketi de güzelce paket poşetlerden birine koyup elime aldım.

 

İsmail saçlarını yapıp çıktı ve üstüne deri ceketini giyip ayakkabılarını giydi.

 

"Bişey unutmadın dimi?"

 

"Hayır, hızlı gitmemiz lazım."

 

Okula vardığımızda hemen koştuk çünkü geldiğimizde ders başlamıştı. Kapıyı açıp içeri girdik, nefes nefese kalmıştık. Ardından tüm sınıf bize baktı ve boğazımın acısıyla konuşamadım. Arkamızdan öğretmen içeri girdi ve geldiği gibi maketi ve ödevi teslim ettik.

 

"Aferin size, şimdi bunları bize anlatın."

 

"Durun," deyip boğazımı temizledim.

 

Bölüm : 16.04.2026 16:11 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...