
Başımı boynuna gömdüm, sadece inleyebiliyordum. Ama o durmadı.
Benimsin,dedi, dişlerini boynumdaki o hassas deriye hafifçe geçirerek. Şu an zihninde benden başka hiçbir şey yok, sadece benim sana hissettirdiklerim var. Söyle, kimin için bu kadar ıslaksın?
Duyduğum her kelime, vücudumdaki o gergin yayı biraz daha geriyordu. İsmail, neyi duymaya ihtiyacım olduğunu, hangi kelimenin beni uçuruma iteceğini çok iyi biliyordu.
"Senin..." diye inledim, sesim tanınmaz haldeydi. "Sadece senin için..."
Güçlü bir hamleyle içimi tamamıyla doldurdu, kulağıma o en can alıcı darbeyi indirdi
Bu gece seni tamamen tüketeceğim. Yarın uyandığında tenindeki her bir iz, her bir sızı beni hatırlatacak sana. Sesin kısılana kadar adımı inleyeceksin...
Bu sözler beni resmen deli ediyordu. Sadece bedenen değil, zihnen de tamamen ona teslim olmuştum. Kelimeleri tenimde somut birer dokunuş gibi geziyordu.
Kadınım diye fısıldadı, hızı artık kontrol edilemez bir noktaya ulaştığında.
Bırak kendini... Benim için o güzel sesini çıkar. Ne kadar çok istediğini, içindeki bu hazzın seni nasıl mahvettiğini anlat bana...
O an bittim. Onun bu tahrik edici, sahiplenici ve vahşi cümleleri altında benliğimi kaybettim. İçimde patlayan o muazzam dalga, onun kulağıma fısıldadığı o son "Sen tüm hücrelerinle benimsin" cümlesiyle zirveye ulaştı. Sadece bedenim değil, ruhum da o an onun kelimeleriyle mühürlenmişti.
Parmaklarımı onun sırtına, kürek kemiklerinin o sert hattına öyle bir geçirdim ki, tırnaklarımın altında onun gücünü hissetmek beni daha da delirtti.
Daha hızlı... diye inledim, sesim tanımadığım bir kadına aitti artık. daha hızlı...
O hızlandıkça ben de ona ayak uydurdum. Vücudumuzun birbirine çarpma sesi, odadaki o ağır, buğulu havada yankılanıyordu. Her dokunuşu, her bir santimime bıraktığı o baskı, beni o kaçınılmaz sona doğru sürüklüyordu.
İsmail’in kaslarının gerilişini, nefesinin boynumdaki o yakıcı sıcaklığını hissettikçe gözlerimden yaşlar süzülecek gibi oluyordu. Bu saf bir tutkuydu hiçbir engel, hiçbir endişe kalmamıştı aramızda.
İsmail, hızını ve derinliğini en uç noktaya çıkardığında, zihnimdeki son ışıklar da karardı. Sadece onun sıcaklığı, o pürüzlü dokunun içimde yarattığı yakıcı sürtünme ve kulağıma fısıldadığı o kirli, sahiplenici sözler vardı.
Vücudumdaki tüm sinir uçları aynı anda alarm vermeye başladı. Kasıklarımda düğümlenen o devasa ağırlık, artık taşınamaz bir noktaya ulaşmıştı.
İlk dalga, karnımın en derinlerinden yukarıya, göğsüme doğru bir elektrik akımı gibi boşaldı. Başımı geriye attım, gözlerim kendiliğinden kapandı ve ağzımdan sadece onun adından ibaret olan sarsıcı bir çığlık yükseldi.
İç duvarlarımın İsmail’i nasıl bir hırsla sıktığını, onu bırakmak istemezcesine nasıl ritmik bir şekilde kasıldığını hissedebiliyordum. O an dünya durdu sadece damarlarımda akan o sıcak, akışkan haz vardı. Vücudum kontrolüm dışında sarsılıyor, bacaklarım İsmail’in beline daha sıkı kilitleniyordu.
Her bir kasılma, bir öncekinden daha derin ve daha yıkıcıydı. İçimde binlerce yıldızın aynı anda patladığını sandım. Nefesim boğazımda düğümlendi, sadece hırıltılı, kesik kesik sesler çıkarabiliyordum. O tırtıklı doku, tam o zirve anında içimdeki her noktayı paramparça edercesine uyarıyordu.
İsmail’in de adımı haykırarak kendini bana tamamen bıraktığını, o son ve en güçlü varlığını içimde hissettiğimde, ruhumun bedenimden ayrıldığını sandım. Gözlerimin önünde renkler uçuşuyor, kulaklarımda kendi kalp atışlarımın uğultusu yankılanıyordu.
Vücudum yavaş yavaş gevşerken, o yakıcı hazzın artçı sarsıntıları hala tenimde geziniyordu. İsmail beni göğsüne çekip sıkıca sarıldığında, terimiz birbirine karışmış, ruhlarımız tek bir nefeste birleşmişti. O an anladım ki, bu sadece bir boşalma değil İsmail’in içinde, onun arzusuyla tamamen yok olup yeniden doğmaktı. İçimdeki o zonklama yavaş yavaş dinerken, hissettiğim tek şey sonsuz bir aidiyet ve onun kollarındaki o eşsiz huzurdu.
Nefeslerimiz birbirine karışırken, İsmail alnını alnıma dayadı. Tenim hala karıncalanıyor, içimdeki o yankı sönmek bilmiyordu... Gözlerimden süzülen o bir damla yaş, acıdan değil aylardır beklediğim bu fırtınanın içinde nihayet durulabilmenin, ona tamamen 'karışabilmenin' verdiği o sarsıcı huzurdandı...
Vücudumdaki her bir hücre İsmail’in adını tekrarlayıp titrerken, o muazzam patlamanın yankıları yavaş yavaş sessizliğe dönüştü.
İsmail ağırlığını yavaşça yan tarafa verdi ama beni bir saniye bile bırakmadı. Beni göğsüne çektiğinde, kulağım tam kalbinin üzerine denk geldi. O güçlü, kararlı atışlar... Az önceki o vahşi adam gitmiş, yerine beni her şeyden korumak istercesine sarmalayan o şefkatli liman gelmişti.
Parmak uçlarım, onun terden nemlenmiş göğüs kaslarında yavaşça geziniyordu. Konuşacak takatim yoktu, ama dokunuşlarım ona binlerce kelime fısıldıyordu. "Sana aitim," diyordum her dokunuşumda. "Sadece sana."
Yataktaki o yangın sönmek yerine sadece şekil değiştirmişti. İsmail, terden birbirine yapışmış bedenlerimizi yavaşça ayırıp beni kucağına aldığında, rotamızın banyo olduğunu biliyordum. Ayaklarımız fayansın soğuğuyla buluştuğunda bile aramızdaki o elektrik akımı havayı ısıtmaya yetiyordu.
İsmail duşakabinin cam kapısını açıp bizi içeriye soktuğunda, suyun sıcaklığı omuzlarımızdan aşağı boşaldı. Su, tenimizdeki ter ve haz kalıntılarını temizlerken, bu arınma aslında daha vahşi bir başlangıcın habercisiydi.
Suyun buharı camları saniyeler içinde kaplarken, İsmail’in omuzlarından tutup yavaşça dizlerimin üzerine çöktüm. Fayansın sertliği dizlerimde, suyun sıcak şelalesi ise sırtımdaydı. İsmail, başını geriye atıp suyun yüzüne çarpmasına izin verirken ellerini saçlarımın arasına doladı.
Islak saçlarım omuzlarıma yapışmış, su damlaları vücudumdan aşağı süzülürken bakışlarımı onun o sarsılmaz sertliğine diktim. Suyun altında parlayan, her dokunuşumda biraz daha gerilen o erkeksi güce dudaklarımı yaklaştırdım. Sıcak suyun ve benim nefesimin birleşimi, İsmail’in dudaklarından hırıltılı bir inilti kaçmasına sebep oldu.
Onu dudaklarımın arasına aldığımda, suyun sesiyle birleşen o boğuk emilme sesi duşakabinin içinde yankılandı. Bu, yataktakinden daha farklı, daha kaygan ve daha çiğ bir histi.
Dilimi etrafında her dolandırdığımda, İsmail’in parmakları saçlarımı daha sert kavrıyordu. Ağzımın içindeki o dolgunluk ve suyun dışarıdan verdiği ritmik vuruşlar beni de başka bir boyuta taşıyordu. Gözlerimi yukarı kaldırıp ona baktığımda, su damlalarının arasından onun o kendinden geçmiş, arzuyla kavrulan yüzünü gördüm.
Onu her seferinde daha derine çekiyor, dilimle o en hassas noktasını istila ediyordum. İsmail’in kalçaları hafifçe bana doğru itilirken, boğazımdan gelen o boğuk sesler onu daha da tahrik ediyordu. Durma... diye inledi, sesi suyun sesini bastıracak kadar güçlüydü.
İsmail daha fazla dayanamayacağını anladığı an, beni koltuk altlarımdan kavrayıp yukarı çekti. Beni ıslak camla kendi sert gövdesi arasına sıkıştırdığında, sırtımdaki camın soğukluğu ve önümdeki İsmail’in yakıcı sıcaklığı arasında bir savaş başladı.Yeni bir prevezartifi ağzıma uzattı ve dişlerimle yırtıp onun sertliğine geçirdim
Bacaklarımı beline dolamam için beni kaldırdı. Sular tepemizden akarken, hiçbir engel olmadan, o ıslak ve kayganlıkla bir kerede içime doldu. O an ağzımdan çıkan feryat duşun camlarında yankılandı.
Her hamlesinde suyun kayganlığı hazza yeni bir boyut katıyordu, ellerini kalçalarımın altına yerleştirip beni camın üzerinde yukarı aşağı hareket ettirirken, buğulanmış camlarda parmak izlerimiz kalıyordu. Göğüs uçlarım onun ıslak göğsüne her sürtündüğünde, içimdeki o tırtıklı haz bu kez suyun gücüyle birleşip beni devasa bir dalgaya dönüştürüyordu.
Burada... suyun içinde bile beni yakıyorsun,diye fısıldadı İsmail, boynumdaki o atan damarı emerken.
İsmail’in sözleri kulağımda uğuldarken, kalçalarımı sıkıca kavrayan elleri beni camın soğuk yüzeyinde adeta bir kukla gibi yönetiyordu. Suyun altındaki o kayganlık, her bir darbenin ivmesini artırıyor, aramızdaki sürtünmeyi hayvani bir boyuta taşıyordu.
Kontrolü tamamen şehvetin ellerine bırakmıştı. Darbeleri o kadar sert ve o kadar hızlıydı ki, sırtımın cama çarpma sesi suyun gürültüsünü bastırmaya başladı.
Her vuruşunda içimdeki o tırtıklı dokunun duvarlarıma hırsla sürtündüğünü hissediyordum. İsmail, sanki içimde bir yerlere adını kazımak ister gibi derine, hep daha derine iniyordu. Bacaklarımı beline daha da sıkı kilitledim tırnaklarım omuzlarından kayıp ıslak sırtına gömüldü.
Sesim buğulu kabinin içinde yankılanırken, İsmail dişlerini boynuma geçirdi. Göğüslerimin onun göğsüne sertçe çarpması, suyun yüzümüze savrulması... Her şey bir kaos içindeydi ama bu, hayatımda tattığım en güzel kaostu.
Hızımız doruk noktasına ulaştığında, İsmail son bir hırsla beni havaya kaldırıp tüm gücüyle cam kenarına doğru bastırdı. Tam o anda, ikimizin ağırlığı ve darbelerin şiddetiyle duşakabinden tiz, kulak tırmalayıcı bir çatırtı koptu.
Saniyeler içinde, o buğulu ve parmak izlerimizle dolu cam paneli binlerce küçük kristal parçasına bölünerek yere indi. Buz gibi suyun ve kırılan camların sesi odayı doldururken, biz birbirimize kenetlenmiş bir halde, dengemizi son anda kurarak banyonun ıslak zeminine sendeledik.
Bir an için donup kaldık. Sırtım hala buz gibi cam parçalarının olduğu yere yakın, önümde ise nefes nefese, saçı başı dağılmış, şaşkınlıktan gözleri fal taşı gibi açılmış bir İsmail..İsmail, yerdeki cam kırıklarına, sonra da hala onun beline dolanmış olan bacaklarıma baktı. Göğsü hızla inip kalkıyordu. Sessizliği ilk bozan o oldu önce hafif bir kıkırtı, sonra ise tüm banyoyu dolduran o erkeksi, gür kahkahası.
Sanırım...dedi nefes nefese, alnını alnıma dayayarak. Marketteki her çeşit koruyucuyunun dayanıklılığını denedik ama camın dayanıklılığını hesaba katmadık.
Onun bu hali beni de tetikledi. Korku ve şaşkınlık yerini saf bir eğlenceye bıraktı. Kollarımı boynuna daha sıkı dolayıp başımı omzuna gömdüm ve ben de gülmeye başladım.
Deli misin sen? dedim gülmekten nefesim kesilerek.Duşa kabinin camını kırdın İsmail Resmen evi başımıza yıktın
Kırılan camların arasında, sırılsıklam ve çıplak bir halde birbirimize bakıp gülerken, o anın vahşeti yerini inanılmaz bir samimiyete bırakmıştı. İsmail beni kucağında daha sıkı kavrayıp dudaklarıma küçük bir öpücük kondurdu.
Değdi ama...diye fısıldadı gözlerimin içine bakarak.Her bir parçasına değdi...
İsmail, kırılan camın şokunu ve kahkahalarımızı bir kenara itip beni duşun sağlam kalan köşesine, soğuk fayansların üzerine yasladı. Gözlerindeki o muzip ifade saniyeler içinde yerini tekrar o vahşi, çiğ açlığa bıraktı. Gülüşüm dudaklarımda donarken, İsmail’in elleri tekrar vücudumda hakimiyet kurmaya başladı.
Sırtım fayansın serinliğiyle buluştuğunda, İsmail hiçbir uyarı yapmadan tek bacağımı kavrayıp omuzuna kaldırdı. Bu pozisyon beni tamamen ona açarken, kendimi hiç bu kadar savunmasız ama bir o kadar da arzulu hissetmemiştim.
Bacağımı omuzuna sabitlediğinde diğer eliyle belimi sımsıkı kavradı. Tek bir hamlede, suyun ve şehvetin yarattığı o kayganlıkla, hiçbir tereddüt etmeden en sert haliyle içime gömüldü. Ağzımdan çıkan o boğuk çığlık, banyonun yankılı duvarlarında asılı kaldı, ellerimi onun ıslak saçlarına doladım..
İçime o kadar derin ve o kadar sert vurdu ki, nefesimin kesildiğini hissettim. O pürüzlü, tırtıklı doku iç duvarlarımı her bir darbede hırsla kazıyordu. Fayansın soğukluğu sırtımı dondururken, onun içimdeki o devasa sıcaklığı beni yakıp kavuruyordu.
Suların üzerimizden sicim gibi akması, aramızdaki o hayvani ritmi daha da vahşileştiriyordu. İsmail artık durmak bilmiyordu; her seferinde daha hırslı, daha hızlı darbelerle beni duvara doğru sarsıyordu.
Bacağımı omuzunda daha da yukarı çektiğinde, içimdeki o dolgunluk hissi dayanılmaz bir seviyeye ulaştı. Her gidiş gelişinde vücudumun kontrolsüzce titrediğini hissedebiliyordum. "Lütfen..." diye fısıldadım, "Daha derin... Hiç bırakma..."
İsmail kulağıma eğilip, suyun sesiyle birleşen o hırıltılı sesiyle mırıldandı
Seni böyle parçalamak istiyorum birtanem... İçinde, ruhunda sadece benim izim kalsın.
Sert darbeleriyle sırtım duvara her çarptığında, içimdeki o tırtıklı hazzın yarattığı yangın bacaklarıma kadar yayıldı. Gözlerimi sıkıca kapattım su damlaları yüzümden süzülürken tek hissettiğim, İsmail’in içimdeki o bitmek bilmeyen, sarsıcı gücüydü...
Benimsin...dedi İsmail, hızı artık bir kasırgaya dönüştüğünde. Şu an ve sonsuza kadar sadece benimsin!
Tırnaklarımı onun omuzlarına geçirdim, bacaklarımın titremesini engelleyemiyordum...
Banyonun o vahşi, camları kıran fırtınasından sonra, geriye sadece tatlı bir yorgunluk ve birbirimize duyduğumuz o sarsılmaz şefkat kalmıştı. İsmail, yerdeki cam parçalarına basmamam için beni kucağına alıp yatak odasına taşıdı. Bornozlarımıza sarılmıştık ama tenimiz hala az önceki yangının sıcaklığını taşıyordu.
İsmail beni masasının önündeki pufa oturttu. Aynadaki aksimizde, gözlerindeki o koruyucu ifadeyi görebiliyordum. Kurutma makinesini çalıştırdı makinenin uğultusu, odadaki o huzurlu sessizliği doldurdu.
Sıcak hava saçlarımın arasına süzülürken, İsmail’in uzun ve ince parmakları saç diplerimde geziniyordu. Az önce sırtımı tırmalayan o güçlü eller, şimdi bir bebeğe dokunur gibi nazikti. Saçlarımı tutam tutam ayırıyor, nemini alırken her fırsatta boynuma küçük, şefkatli öpücükler bırakıyordu.
Saçlarım kurudukça etrafa yayılan şampuan kokusu ve İsmail’in teninin kokusu birbirine karıştı. Başımı hafifçe geriye yaslayıp gözlerimi kapattım. Az önceki o vahşi adam gitmiş, yerine saçımın tek bir teline zarar gelmesinden korkan o adam gelmişti. Çok güzelsin, diye fısıldadı kulağıma, makinenin sesinin altından.
Sıra ona geldiğinde, bu kez ben onu yatağın kenarına oturttum ve bacaklarının arasına yerleştim. Makineyi elime aldığımda İsmail, kollarını belime dolayıp başını karnıma yasladı.
Onun gür ve nemli sarı saçlarının arasına parmaklarımı daldırdım. Saç diplerine yavaşça masaj yaparken, İsmail’in derin bir nefes alıp gevşediğini hissettim. Az önce bana hazzı yaşatan omuzları şimdi ellerimin altında yumuşacıktı.
Saçlarını kuruturken ara sıra makineyi durdurup alnını öptüm. İsmail başını kaldırıp bana baktığında, o masmavi gözlerdeki huzur içimi eritti. Artık şehvet yerini derin bir aidiyete bırakmıştı. Saçları tamamen kuruduğunda, makineyi kenara bırakıp parmaklarımı saçlarının arasında son kez gezdirdim.
İsmail beni kendine çekip burnunu burnuma sürttü. İkimiz de tertemiz, yumuşacık ve birbirimize aittik.
Az önce evi yıktık,dedi muzipçe gülümseyerek. Ama şu an... şu an dünyanın en huzurlu yerindeyim.
Kollarımı boynuna doladım. Saçlarımızdan yayılan o taze koku, odadaki o ağır şehvetin üzerine bir tül gibi serilmişti. Birbirimizi kuruturken sadece saçlarımızı değil, ruhumuzdaki o fırtınayı da dindirmiştik.
Yatağa uzandığımızda, birbirimize sarılarak o derin ve huzurlu uykuya dalmadan önce hissettiğim tek şey, bu adamla her şeye, hatta kırılan her cama değeceğiydi.
İsmail, nemli saçlarımı nazikçe okşayarak alnıma uzun, mühürleyici bir öpücük kondurdu çenemi hafifçe kaldırıp gözlerimin içine baktı.
Pişman mısın...
Hemde çok...
Ne...
Keşke bu kadar geç kalmasaydık... Çok pişmanım
Peki benimle seviştiğin için pişman mısın
Hayır. Ben sadece sana ait olmanın hazzını yaşıyorum...
Bakışlarında artık o çiğ açlık yoktu onun yerine sonsuz bir derinlik ve adanmışlık vardı.
Sabah uyandığında, tenindeki her bir izle bana ait olduğunu bilmeni istiyorum. Çünkü ben, her bir hücremle artık seninim.
Başımı tekrar göğsüne gömdüm ve elimi kalbinin üzerine koydum.
Zihnim yavaşça uykuya teslim olurken, son hissettiğim şey İsmail’in beni daha sıkı sarışı ve kulağıma fısıldadığı o son kelimeydi
Kadınım...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 4.87k Okunma |
344 Oy |
0 Takip |
71 Bölümlü Kitap |