66. Bölüm

66. Bölüm

Kyula
kyulaseng

Sorular beynimin içinde dolaşıp dururken önümdeki bardakla oynadım. Parmaklarımın yine hafif titrediğini fark ettim. İsmail bunu anında fark etti, her zaman fark ederdi. Masanın altında elini dizime koydu, başparmağıyla yavaşça aynı noktayı okşamaya başladı. Normalde bu hareket beni sakinleştirirdi ama bu kez işe yaramadı.

 

Başımı ona doğru çevirdim, ne olduğunu sordum, neden sustuğunu anlamaya çalıştım.

 

Ne oldu İsmail neden susuyorsun...

 

Gözlerini birkaç saniye benden kaçırdıktan sonra cevap verdi.

 

Bir şey yok...

 

Yine aynı cevap. İçimdeki gerilim büyüdü. Ona yalan söylememesini söyledim.

 

İsmail bana yalan söyleme...

 

Çenesi hafif gerildi. Gözleri kısa bir an yüzümde kaldıktan sonra derin bir nefes verdi.

 

Şimdi konuşmayalım... Yarın okulda konuşuruz

 

Neden?

 

Çünkü yeri değil.

 

Tam o sırada Mehmet, Alya’ya kolunu atıp konuşmaya başladı. Ortamı yumuşatmaya çalışıyordu.

 

Biz zamanında İsmail'le buralara çok gelirdik dimi İsmail?

 

İsmail kısa bir cevap verdi.

 

Evet...

 

Mehmet gülerek devam etti.

 

Ben değil de İsmail çok serseriydi burada çok çapkınlık yaptı bir keresinde-

 

İsmail hemen araya girip onu susturdu.

 

Mehmet çok mu içtin sen hıh?

 

Ben de İsmail’in lafını kesip Mehmet’e döndüm.

 

Eee neler yapardınız Mehmet anlat...

 

İsmail bu konuşmayı istemediğini belli ederek ayağa kalktı.

 

Boşver anlatmasın hatta biz gidelim...

 

Alya hemen araya girdi, izin vermedi.

 

Hayır izin vermiyorum birazda sizin neler yaptığınızı, geçmişinizi öğrenelim iki güleriz iyi olur hahahaah

 

İsmail sinirle ayağa kalkıp elimi tuttu.

 

Hadi Fatma seni evine bırakayım sonra eve gidip uyumam lazım

 

Tamam...

 

İsmail ile ortamdan ayrıldık ve yol boyunda hiç konuşmadı beni bıraktıktan sonra arabadan inip beni durdurdu

 

Eee iyi geceler öpücüğü yok mu?

 

Utanarak yanına biraz daha yaklaştım... İsmail’in gözleri karanlıkta bile yumuşamış gibiydi.

 

Bir an duraksadım. O da bekledi, acele etmedi. Sanki karar vermemi istiyordu.

 

Yavaşça ayağımın ucunda yükseldim ve yanağına hafif bir öpücük kondurdum.

 

İsmail kısa bir an hiç kıpırdamadı… sonra hafifçe gülümsedi.

 

“Bu muydu?” dedi, sesi her zamankinden daha yumuşaktı.

 

Yüzüm biraz daha kızardı. “Daha ne olsun…” diye mırıldandım.

 

Başını hafifçe eğdi, bu sefer o bana yaklaştı. Alnıma çok kısa, nazik bir öpücük bıraktı.

 

“İyi geceler...” dedi.

 

Bu küçücük hareket içimde garip bir sıcaklık bıraktı. Az önceki huzursuzluk hâlâ tamamen geçmemişti ama onun yanında biraz daha hafiflemişti.

 

Arabadan birkaç adım uzaklaştım, sonra dönüp ona baktım.

 

“Yarın gerçekten konuşacağız değil mi?” dedim.

 

İsmail bu sefer gözlerini kaçırmadı.

 

“Evet… söz.”

 

Başımı hafifçe salladım. İçimde hâlâ cevap bekleyen sorular vardı ama en azından kaçmadığını görmek beni biraz rahatlattı.

 

Kapıya yönelirken arkamdan seslendi:

 

“Fatma…”

 

Döndüm.

 

“Her şeyi kafanda büyütme, tamam mı?”

 

Kısa bir an düşündüm… sonra hafifçe gülümsedim.

 

“Sen anlatırsan büyütmem.”

 

İsmail de gülümsedi.

 

İsmail’in gülümsemesi birkaç saniye daha aklımda kaldı. Kapıyı açıp içeri girdim ama sanki hala dışarıdaydım. Ayakkabılarımı çıkardım, çantamı bir kenara bıraktım ama zihnim hiç susmadı.

 

Onun yüzü, Mehmet’in söyledikleri, İsmail’in ani tepkisi… hepsi üst üste geliyordu.

 

O serseriydi… çok çapkınlık yaptı…

 

Bu cümle beynimde dönüp durdu. İsmail’in bunu bu kadar sert kesmesi… sadece utanmak değildi. Sanki bir şeyin ortaya çıkmasından korkmuş gibiydi.

 

Odama geçip yatağa oturdum. Telefonumu elime aldım. Yazmak istedim.

 

İyi misin?

 

Ekrana baktım. Silip tekrar yazdım.

 

Az önceki neydi?

 

Onu da sildim.

 

En sonunda hiçbir şey yazmadan telefonu yanımda bıraktım. Eğer gerçekten konuşmak istiyorsa yarını bekleyecekti. Ama içimde bir huzursuzluk vardı… sanki bilmediğim bir şey aramızda duruyordu.

 

Gece zor geçti. Sürekli uyanıp durdum. Sabah alarm çaldığında zaten uyanıktım.

 

Okula giderken içimde garip bir gerginlik vardı. Onu gördüğüm an her şey netleşecek gibi hissediyordum.

 

Bahçeye girdiğimde gözlerim istemsizce onu aradı. Birkaç saniye sonra gördüm.

 

Arkadaşlarıyla birlikteydi ama diğerlerinden biraz daha sessizdi. Benim geldiğimi fark edince bakışları direkt bana kaydı. O an herkes yok oldu sanki.

 

Yanına doğru yürüdüm.

 

Karşısına geldiğimde birkaç saniye sadece birbirimize baktık.

 

Dün geceki yumuşak hali yoktu. Daha ciddi… daha kararlıydı.

 

Elimi tutt.

 

Biraz yürüyelim dedi.

 

Hiç itiraz etmeden onunla birlikte kalabalıktan uzaklaştım. Okulun arka tarafına geçtik. Sessizlik birkaç saniye sürdü ama bu sefer dayanamadım.

 

Dün gece ne sakladığını bilmek istiyorum dedim.

 

Derin bir nefes aldı. Gözlerini benden kaçırmadı ama cevap vermek de kolay gelmiyordu belli ki.

 

Mehmet’in söyledikleri… tamamen yalan değil dedi sonunda.

 

İçimde bir şey hafifçe düştü.

 

Nasıl yani dedim.

 

Eskiden… farklıydım dedi. Saçma sapan takılıyordum. İnsanları çok ciddiye almıyordum.

 

Gözlerine baktım. Şu anki haliyle o anlattığı kişi arasında fark vardı ama yine de…

 

Peki şimdi neden söylemek istemedin dedim.

 

Çünkü senin bunu başkasının ağzından duymanı istemedim senin kafanda yanlış bir şey oluşmasından korktum.

 

Kısa bir an sustum. Sonra dürüstçe söyledim.

 

Zaten oluştu.

 

Bu sefer o sustu.

 

Gözleri biraz yumuşadı.

 

Haklısın dedi.

 

Aramızda garip bir sessizlik oldu. Ama bu sefer kaçmadı. Ben de kaçmadım.

 

Bir adım yaklaştı.

 

Şu an kim olduğumu biliyorsun dedi. Geçmişimden değil… şu anımdan yargıla beni.

 

İçimdeki karmaşa tamamen geçmemişti. Ama bir şey netti… o kaçmak yerine açıklamayı seçmişti..

 

Başımı hafifçe salladım.

 

Tamam dedim. Ama bir daha böyle şeyleri saklama.

 

Hafifçe gülümsedi.

 

Saklamam dedi.

 

Bu sefer ben de gülümsedim. Tam olarak rahatlamamıştım ama… aramızdaki o mesafe biraz kapanmıştı.

 

İsmail’in gözlerindeki o ciddiyet yavaş yavaş dağıldı. Ben de içimdeki düğümü tamamen çözmemiş olsam bile, onun kaçmaması… saklanmaması… bir şeyleri değiştirmişti.

 

Dersten sonra birlikte bahçeye çıktık. Hava hafif serindi, güneş vardı. Alya bizi görünce hemen el salladı.

 

Neredesiniz siz ya kayboldunuz resmen diye seslendi.

 

Yanlarına gittik. Mehmet de oradaydı ama bu sefer daha temkinliydi. Bana bakıp hafifçe gülümsedi, ben de karşılık verdim. Ortamın gerilmesini istemiyordum.

 

Alya hemen koluma girdi.

 

Anlat bakalım dün ne oldu, çok gizemlisiniz siz dedi gülerek.

 

İsmail bana kısa bir bakış attı. O bakışta küçük bir soru vardı: söyleyecek misin?

 

Ben de hafifçe başımı salladım. Hayır.

 

Bir şey olmadı dedim. Sadece biraz erken çıktık.

 

Mehmet araya girip ortamı yumuşattı.

 

Erken çıkmak mı? İsmail’den hiç beklemezdim dedi gülerek.

 

İsmail bu sefer gerilmedi. Hatta hafifçe gülümsedi.

 

Bazen uslu oluyorum dedi.

 

Hepimiz güldük. O an fark ettim… her şey illa ağır olmak zorunda değildi.

 

Birlikte kantine geçtik. Alya durmadan konuşuyor, Mehmet saçma sapan anılar anlatıyor, biz de gülüyorduk. İsmail arada bana bakıyordu. O bakışlar dünkü gibi kaçamak değildi. Daha açık… daha sakin.

 

Bir ara Mehmet yine geçmişten bir şey açacak gibi oldu.

 

Oğlum hatırlıyor musun şu-

 

İsmail hemen ama bu sefer sinirlenmeden araya girdi.

 

Hatırlamaz olur muyum ama bazı şeyler arşivde kalsın dedi gülerek.

 

Ben de gülümseyerek ona baktım.

 

Bence de dedim. Bazı dosyalar açılmamalı.

 

Göz göze geldik. Bu sefer aramızda garip bir gerilim yoktu. Daha çok… anlaşma gibiydi.

 

Sonra Alya bir anda ayağa kalktı.

 

Hadi bahçeye çıkalım sıkıldım burada dedi.

 

Hep birlikte çıktık. Çimlere oturduk. Mehmet yine saçma şakalar yapıyordu, Alya ona vuruyordu, biz de izleyip gülüyorduk.

 

İsmail yanımda oturuyordu. Elini yavaşça benimkine yaklaştırdı. Bu sefer çekilmedim. Parmaklarımız yine birbirine geçti.

 

Bu küçük hareket… bu sefer gerçekten iyi hissettirdi.

 

Bana hafifçe eğilip sessizce konuştu.

 

Daha iyi misin?

 

Ona baktım. Gözleri sakindi.

 

Biraz dedim.

 

Başını salladı.

 

Yeter bana dedi.

 

Gülümsedim.

 

O an fark ettim… her şey mükemmel değildi. Kafamda hâlâ sorular vardı. Ama şu an… burada… onun yanında… arkadaşlarımızla birlikteyken… iyi hissediyordum belki de bu yeterliydi.

 

Güneş yavaş yavaş aşağı inerken, kahkahalarımız bahçede yankılanıyordu.

 

İçimdeki ses bu sefer şunu söyledi:

 

Her şeyi bir anda çözmek zorunda değilsin.

 

Bazen sadece anın içinde kalmak… en doğru şeydir...

 

Biz hâlâ gülüyorduk. Mehmet yine saçma bir şey anlatıyordu, Alya ona vuruyor, ben de istemsizce gülüyordum. İsmail’in eli elimdeydi, başparmağı hafifçe hareket ediyordu. Bu sefer gerçekten sakindim… en azından birkaç dakika önceye göre.

 

Tam o sırada birinin hızlı adımlarla bize doğru geldiğini fark ettim.

 

Simay’dı.

 

Yüzü bembeyazdı. Nefesi kesik kesikti. Gözleri panikle büyümüştü.

 

Yasemin’i bıçaklamışlar..

 

Bir an ne dediğini anlayamadım.

 

Ne…?

 

Sesim çıkmadı gibi oldu. İçimde bir şey aniden çöktü.

 

Aramızda ne olursa olsun… o benim en yakın arkadaşımdı.

 

İyi mi?

 

Ambulans geliyor-

 

Cümlesi bitmeden koşmaya başladım.

 

Nasıl koştuğumu hatırlamıyorum. Sadece kalbimin kulaklarımda attığını duyuyordum. Etraf bulanıktı. İnsanlar vardı ama kimseyi seçemiyordum.

 

Kalabalığı yararak ilerledim.

 

Fısıldaşmalar… panik… korku…

 

Yere yaklaştıkça kanlar içinde Yasemin'i gördüm.

 

Yasemin.

 

Hiç düşünmeden yanına çöktüm. Başını kucağıma aldım. Saçları yüzüne yapışmıştı. Nefesi düzensizdi.

 

Yasemin… iyi misin… bana bak…

 

Sesim titriyordu. Ellerim de.

 

Kim yaptı bunu sana… nasıl oldu… kaç kişilerdi-

 

Fatma… dikkat et…

 

Sesi çok zayıftı. Gözleri yarı açıktı.

 

Neden… ne diyorsun… sana takıntılı biri mi vardı-

 

Fatma eski sevgilim beni buldu…

 

Kalbim bir an duracak gibi oldu.

 

Yusuf… buralarda… dikkat et lütfen…

 

Yusuf kim…?

 

Eski sevgilim…

 

Bu halde bile konuşmaya çalışıyordu. İçim parçalandı.

 

Sen de nerede sorunlu var onu buluyorsun ya…

 

Cümleyi söylerken sesim kırıldı. Gülmeye çalıştım ama olmadı.

 

O da hafifçe gülümsedi.

 

Şu halimle bile güldürdün beni…

 

Yasemin… konuşma… iyi olacaksın…

 

Gözleri bir an dalar gibi oldu. Sonra tekrar bana odaklandı.

 

Bana… bıçağı saplarken… asla hamile kalamayacaksın dedi…

 

Nefesim kesildi.

 

Öyle birşey olmicak...

 

Korkuyoru-

 

Cümlesi yarım kaldı.

 

Gözleri bir anda kapandı.

 

Yasemin?

 

Onu hafifçe sarstım ama tepki yoktu.

 

Yasemin! Aç gözünü… bana bak!

 

Etrafımızdaki sesler yükseldi. Birileri ambulans geldi diye bağırdı.

 

Görevliler koşarak geldi. Onu kucağımdan aldılar.

 

O an ellerime baktım.

 

Kan.

 

Avuçlarım… kıyafetim… her yerim.

 

Sanki o an gerçeklik yüzüme çarptı.

 

Geri çekildim. Nefes alamıyordum.

 

Yasemin’i sedyeye koyup götürdüler. Gözümün önünden kayıp gitti.

 

Olduğum yerde kalakaldım.

 

Titriyordum.

 

Ağladığımı bile sonradan fark ettim.

 

Karşımda İsmail duruyordu. Gözleri direkt ellerimdeydi… üzerimdeki kan lekelerindeydi.

 

Dayanamadım.

 

Koşup ona sarıldım.

 

Sıkıca.

 

O da beni geri itmedi. Tam tersine… daha sıkı sardı.

 

Ağlama… iyi olacak…

 

Hayır… dedim nefes nefese. Biliyor musun… bunu eski sevgilisi yapmış…

 

Ne…?

 

Korkuyorum İsmail ya… Yasemin… düşünmek bile istemiyorum… bir de—

 

Sözlerim birbirine karışıyordu.

 

Bıçağı saplarken… asla hamile kalamayacaksın demiş…

 

İsmail’in vücudu bir an gerildi.

 

Planlı yapmış… dedi.

 

Durumu ağır mıydı?

 

Bilmiyorum… dedim. Sesim neredeyse çıkmıyordu. Ama yapan kişi hala buralarda…

 

İsmail’in yüzü ciddileşti.

 

Tamam… kamera kayıtlarından buluruz…

 

Yavaşça beni bıraktı.

 

Ben hala boş boş bakıyordum.

 

Sonra bir anda üzerime baktım. Bu halde duramazdım.

 

Soyunma odasına gittim. Ellerimi yıkarken suyla birlikte kan akıp gitti ama içimdeki görüntü gitmedi.

 

Alya’dan aldığım kıyafetleri giydim.

 

Aynaya baktım.

 

Gözlerim kızarmıştı.

 

Ama ağlamayı kestim.

 

Çıkmak zorundaydım.

 

Bahçeye geri döndüm. Her şey sanki normalmiş gibi devam ediyordu ama benim için hiçbir şey normal değildi.

 

Ders vakti gelmişti.

 

Sınıfa girmeden önce biri yanıma yaklaştı.

 

Selam ben Merve ya bir şey soracağım…

 

Sor…

 

Ya bir kız bıçaklanmış ya… neden olmuş

 

Sözünü kestim.

 

Çünkü…

 

Devamını getiremedim.

 

Tanıyor musun onu…?

 

En yakın arkadaşım dedim.

 

Kızın yüzü değişti.

 

Özür dilerim… bilmiyordum…

 

Sorun değil dedim ama aslında her şey sorundu.

 

Sınıfa girdim.

 

İçeri girer girmez İsmail yanıma geldi.

 

Üstünde siyah tişört vardı. Üzerindeki kan lekeleri yoktu artık.

 

Ama benim aklımda hâlâ duruyordu.

 

Yanıma oturdu.

 

Hiçbir şey demedi.

 

Ben de demedim.

 

Ama bu sefer sessizlik… boş değildi.

 

İkimiz de aynı şeyi düşünüyorduk:

 

Baktınız mı kamera kayıtlarına baktık ama yüzü görünmüyor...

 

Yasemin dikkatli olun dedi...

 

O zaman dikkatli oluruz ben senin güvenliğin olurum hahahah

 

Şu durumda bile şaka yapıyorsun ya pes yani

 

Merak etme birşey olmicak..

 

Umarım...

Bölüm : 05.05.2026 11:15 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...