6. Bölüm

6. Bölüm

Kyula
kyulaseng

Gözlerimi açtığımda karşımda kumral, uzun boylu birini gördüm. Tam konuşacakken ağzımı kapattı ve bana yaklaştı.

 

"Sakın konuşma, sakın."

 

"Bırak beni," dedim mırıldanıyor gibi...

 

Sonra etrafa baktı ve ellerini benden çekti.

 

"Ne yaptığını sanıyorsun sen?" deyip ittirdim.

 

"Yanlış anlama, ben kuzenimi arıyordum."

 

"Senin kuzenin ben miyim de beni kendine çekiyorsun?"

 

"Hayır, asıl kuzenim senin sınıfında, o yüzden seni çekiyorum."

 

"Nasıl yani?"

 

"Bak, benim adım Poyraz. Yani her şey yeni benim için de ve sen Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi’nden çıktın yani Mimarlık bölümündesin, dimi?"

 

"Evet, ama sen neden bunu soruyorsun?"

 

"Kuzenim beni görmek istemiyor ama ben de Mimarlık bölümünü kazandım. Yani onunla aynı sınıfa düştük."

 

Bende gülüp cevapladım

 

"Kuzeninle aynı sınıfta olmak çok güzel bir şey bence."

 

"Hayır değil, anlamıyorsun."

 

"Anlamakta istemiyorum, bırak beni. Ben de evime gideyim, ailem merak edecek yoksa."

 

"Tamam o zaman, yarın erkenden Tıp Fakültesi’nin arkasına gelir misin? Seninle birlikte gidelim sınıfa, ben burada yeniyim çünkü."

 

"Hayır, seni tanımıyorum bile. Kimin kuzenisin, neyin nesin, bilmiyorum, o yüzden olmaz."

 

"Peki, tamam o zaman. Bende etrafta gezinirim rezil olurum..."

 

İlk zamanlar aynı şekilde bende bunu yapmıştım, aklıma geldi ve düşünürken konuştum

 

"Peki, tamam," dedim ve oradan uzaklaştım. Eve geldiğimde hemen duş alıp üstümü giydim. Annem yemeği hazırlarken ona yardım ettim.

 

"Günün nasıl geçti kızım?"

 

"İyiydi anne, öğretmen bir grup ödevi."

 

"Ne güzel, neymiş ödevin?"

 

"Şimdi bir tarihi yeri gezeceğiz ve maketini yapacağız."

 

"Ne güzel, neresi çıktı sana?"

 

"Bana Galata Kulesi çıktı."

 

"Çok güzel bir yer, kesinlikle fotoğraf çek orada. Peki grup arkadaşın kim?"

 

"Eee, şey, sınıftan biri işte."

 

"Haa, öyle mi peki, tamam o zaman, ben kızıma güveniyorum."

 

Annemle birlikte yemeği hazırlarken babam geldi ve bize yardım etti, ardından yemeğe geçtik ve yemeğimizi yedik.

 

Annem sofrayı toplarken bende bir yandan bulaşıkları makineye koydum ve evi temizlenmesine yardım ettim, ardından odama geçip telefonumu aldım.

 

Evet Fatma, İsmail ile günü ayarla ve numarasını sil. Şimdi yazalım ama ne diyeceğim ben ya...

 

Telefonumu alıp mesaj kısmını açtım, ardından da düşünmeye başladım.

 

"Şimdi eğer 'Nasılsın?' dersem düşünceli olurum. 'Tak diye hangi gün olsun?' dersem aptal olurum. Ama eğer 'Uygunsan ödev için hangi gün buluşabiliriz?' dersem bir şey olmaz. Hah, tamamdır şimdi oldu."

 

Mesajı yazdım ve telefonu yatağa attım. Ardından mesaj attığım gibi cevap geldi

 

"Sana ne zaman uygunsa, sen söyle. Ben ona göre uygun olurum."

 

"Tamam," yazdım ve "Yarın uygun musun?" dedim. Anında cevap yazdı.

 

"Olur, okul çıkışı gideriz, sana da uygunsa."

 

Bende mesaja "Tamam, uygunum" yazdım ve telefonu kapattım. Ardından yarın için kartımı, fotoğraf makinesi ile not defteri ve kalemlerimi hazırlayıp yatağıma geçtim.

 

Ertesi sabah erkenden kalkıp yüzümü yıkadım, kahvaltımı yapıp dişlerimi fırçaladım. Yanıma küçük bir çanta aldım ve yeni aldığım damla küpelerimi takıp evden çıktım.

 

Okula geldiğimde, tam fakülteme giderken yine biri beni kendine çekti.

 

"Evet, isimsiz kız, bana yardım edeceğini söyledin ama etmeyi unuttun sanırım."

 

"İsimsiz değilim adım Fatma. Kafam çok karışık adımı söylemeyi unutmuşum. Her neyse, gel benimle."

 

Poyraz'la birlikte sınıfa girdiğimde herkes bize baktı.

 

"Günaydın," dedim ve İsmail gülerken bir anda bakışlarını sertleştirdi.

 

"Ne günaydını? Bunun ne işi var burada?"

 

"Sen İsmail'in kuzenimisin?"

 

"Evet."

 

"Hayır ya hayır, nasıl olur da bu kadar insan içinde bula bula bunun kuzenini buluyorum? Anlam veremiyorum."

 

“Bende anlam veremiyorum! Neden her seferinde benim çevremden biriyle oluyorsun?"

 

"Her neyse, ben Mimarlık kazandım, İsmail."

 

"Poyraz, senin ne işin var burada? Git buradan, kontenjan sayısı 10 kişi zaten."

 

"Evet, biliyorum. Sınıfınızdan Akın diye biri ayrılmış."

 

"Ne? Akın gitmiş mi?"

 

"Evet. Neden öyle dedin ki?"

 

"Çünkü beni rahatsız ediyordu."

 

İsmail sinirle Poyraz'a bakmaya devam etti.

 

"Onun yerine sen geldiysen, o zaman senin yerin orası."

 

"Orası neresi?"

 

"Neydi bu kızın ismi?"

 

"Simay."

 

"İşte onun yanına geçeceksin."

 

"Tamam."

 

Poyraz, Simay’ın yanına oturdu ve zil çaldı. Bende çantamı İsmail'in yanına koyup oturdum.

 

"Günaydın, sıra arkadaşım."

 

"Günaydın, bugün için eşyaları hazırladım, ben bak."

 

Kamerayı ve not defterini gösterdim.

 

"İyi, o zaman başka bir şey var mı?"

 

"Hayır, yok."

 

"Peki, Mehmet ve Alya ne olacak, sence onlar da beraber yapacak mı?"

 

İsmail'in yanından ayrılıp Alya'nın yanına gittim.

 

"Alya, günaydın, nasılsın?"

 

"İyiyim, değilim, of Fatma. Mehmet ile birlikteyim, nasıl iyi olabilirim?"

 

"Kötü bir şey değil, sıra arkadaşın o senin."

 

"Haklısın. Bu arada küpelerin çok güzel görünüyor, harika tasarım."

 

"Çok teşekkür ederim, su damlası şeklinde olması dikkatimi çekti, bende hemen aldım."

 

"Mükemmel duruyor sende."

 

"Yeniden teşekkür ederim."

 

Öğretmen geldi ve bende yerime geçtim. Ardından Akın'ın gittiğini söyledi, onun yerine Poyraz'ın geldiğini açıkladı. Hemen arkasından Simay ve Poyraz beraber grup olacak dedi. İsmail koluma dokundu.

 

"Poyraz ile nasıl tanıştın?"

 

"Dün okul çıkışı tanıştım."

 

"Nasıl yani, bir anda mı?"

 

"Evet ben tam giderken kolumu tutup beni kendine çekti sonra tanıştık."

 

"Ondan uzak dur, kendi iyiliğin için söylüyorum."

 

"Sen benim mi düşünüyorsun? Çok teşekkür ederim ilgin için."

 

"Hayır, öyle bir şey demiyorum, bak sana da bir şey söylenmez, hemen ilgi anlıyorsun."

 

"Allah’tan, iki dakika iyi olalım dedik, hemen bencilliğini gösteriyorsun."

 

Dersler hızla geçti ,dersler bitti. Bende çantamı kontrol edip İsmail'in yanına gittim.

 

"Her şey tamam mı, eksik bir şey yok?"

 

"Hayır, eksik bir şey yok."

 

"Tamam o zaman, gidelim."

 

İsmail ile yolda yürürken çok sessizdik. Hiçbirimiz konuşmadık ama ben sessizliği sevmediğim için bozan taraf oldum.

 

"Küpelerim nasıl, sence?"

 

İsmail bana baktı ve gülmeye başladı, ardından cevap verdi.

 

"Küpelerin mi? Hahahahah, güldürme beni, bana ne bundan?"

 

Bende sinir olup omzuna sertçe vurdum.

 

"Gıcık pislik."

 

"Ne dedin sen? Bana küfür mü ediyorsun?"

 

"Evet, çok gıcıksın."

 

"Hadi yine iyisin, geldik."

 

İkimiz de Galata Kulesi’ne çıkmak için en başta nedenini söyledik ve kartlarımızı gösterdik. Görevli güldü ve bize baktı.

 

"Sevgilinizle Galata Kulesi’ne çıkarsanız, kaderiniz birleşir, bol şans."

 

"Ne öyle şeyler, gerçek değil."

 

"Bilemeyiz."

 

Görevli bizi sinir edip rehberlik etti. Ardından kuleye çıkıp gezmeye başladık.

 

"Büyüleyici bir yer burası, mükemmel."

 

"Burası sadece bir ödev Fatma."

 

"Hayır, burası bir tarih harikası."

 

Görevliye kamerayı verdim ve fotoğrafımı çekmesini istedim annemin görmesi için ama görevli kabul etmedi. Kameranın şarjı bitti ve kapandı bende üzülüp manzaraya baktım, ardından görevli konuştu.

 

"Eğer çok istiyorsanız, sevgiliniz çeksin, izin veriyoruz ama biz çekemeyiz."

 

"Sevgilim değil, sıra arkadaşım. Lütfen tekrar etmeyin."

 

"Adam haklı, neden tekrar ediyor acaba? Sen sağır olduğun için!"

 

İsmail görevliye döndü ve konuştu

 

"Bu kız kör abi, bundan bir şey olmaz. Sevgilim değil, dediği gibi, sıra arkadaşıyız."

 

"Öyleyse sıra arkadaşınızın fotoğraflarını çekinde sevinsin."

 

"Ben mi? Onun fotoğrafını çekicem? Hahahah, güldürmeyin beni, ben asla onun fotoğrafını çekmem."

 

5 dakika sonra

 

"İstediğin gibi çıktı mı?"

 

"Çok güzel, annem bunları görünce bayılacak... Sen bana at bu fotoğrafları.”

 

“Eve gidince atarım.”

 

Görevli gizlice fotoğrafımızı çekti ve aşağı indi.

 

"Az önce fotoğrafımızı mı çekti o?"

 

"Evet, boşver, en fazla bugün gelenler diye paylaşır, bir şey olmaz."

 

"Haklısın, buradaki işimiz bitti. O zaman ben tüm notları aldım."

 

"Hani bakayım, neler yazmışsın?"

 

"Al bak, her şeyi yazdım, maketi yaparken bunlara özen gösteririz."

 

İsmail not defterini aldığı gibi düşürdü. Bende aşağı inip etrafta bakmaya başladım, not defterimde de her şey vardı, bulmam gerekti. O sırada İsmail yukarıyı gezmeye devam etti. Bende etrafta bulmaya çalışırken kendimi kalabalığın içinde buldum. Ardından küpemin tekinin kulağımda olmadığını fark ettim.

 

"Hayır, kahretsin, küpemi de kaybettim," derken biri kafama vurdu...

 

Yazar'dan

 

İsmail etrafa bakarken çok zaman geçtiğini fark etti ve Fatma'ya seslendi, ama aşağıdan ses gelmedi. O sırada görevli yanına geldi ve İsmail, Fatma'yı sordu. Görevli onun en son dışarı çıktığını söyledi ve İsmail umursamaz tavırlarıyla dışarıya çıktı.

 

"Fatma, buradamısın? Bak, bana şaka falan yapma, hiç komik değil."

 

Bir zaman sonra görevlinin yanına geri gitti ve bulamadığını söyledi.

 

"Elimizden geleni yapacağız, merak etmeyin, bir şey olmaz."

 

"Merak falan etmiyorum, ailesi sıkıntı çıkarır, bana kalır suç."

 

"Eğer böyle düşünüyorsanız, hemen bulun. Bu sizin sorumluluğunuz."

 

"Yok ki kız, hiç bir yerde. Hem etrafta hiç kimse görmemiş, ben ne yapayım?"

 

2 saat sonra

 

Hala iz yok, sanki yer yarıldı içine girdi.

 

"Numarası var mı, arayın."

 

"Bende var, hemen arıyorum."

 

Fatma'yı aradı ama telefonu açılmadı. Ardından İsmail endişelenmeye başladı

 

"Benim suçum, of neden böyleyim ben ,onu bulmam lazım, yoksa ailesi bana kızacak. Aferin İsmail, salaksın sen."

 

İsmail etrafı araştırmaya başladı ve parlak bir şey dikkatini çekti. Hemen yanına gitti ve eline aldı.

 

"Bu Fatma'nın küpesi. Sabah bana gösterdiği."

 

İsmail o anı hatırladı.

 

"Küpelerim nasıl sence?" İsmail hatırlayınca daha çok telaşlandı. "Hayır, ne olur başına bir şey gelmemiş olsun."

 

Etraf geceye büründü ve İsmail bu sefer gerçekten pişman oldu..

 

Fatma'dan

 

Yavaş yavaş gözlerimi açtım ve tam karşımda Akın duruyordu, bana güldü ve ona vurmaya çalıştım ama ellerim bağlıydı.

 

"Hayır ya hayır, bırak beni. Sen neden böyle yapıyorsun?"

 

"Sırf seninle olmak için okulu bıraktım."

 

"Ne? Saçmalama, bırak beni. Neden kaçırdın beni?"

 

Akın bana yaklaştı.

 

"Çünkü sen sadece bana aitsin," dedi. Bende sertçe kafa attım, ardından acımasızca tokat attı ve kendini yere attı. Yüzüm yanıyordu ama sustum, o da kendine tokat attı.

 

"Özür dilerim, sana bunu yapmak istemezdim," deyip yeniden kendine tokat attı.

 

Kısa bir süre sonra elinde birayla geldi.

 

"Ne yapıyorsun sen?"

 

"Ben birayı çok severim."

 

"Onunla ne yapacaksın?"

 

"İçicem, ve sen de içeceksin."

 

"Korkutma beni, asla içmem, asla!"

 

Bağırmaya başladım, korkuyla bağıra bildiğim kadar bağırmaya başladım. Tam o sırada kapı açıldı ve arkadaşları geldi.

 

"Bu yeni kurban mı?"

 

"Sensin kurban, bana böyle söylemeye hakkın yok, pislik."

 

"Bu kurban biraz inatçı gibi."

 

"Evet, öyle. Temiz ha, jelatini bile açılmamış."

 

"Ne hakkında konuşuyorsunuz, ne yapıcaksınız bana?"

 

"Eğleneceğiz, güzelim, eğleneceğiz. Sever misin?"

 

Onlar konuşurken ellerimi çözdüm ama belli etmedim. Ardından arkadaşının biri bana yaklaştı ve birayı kırıp cam parçasıyla yüzümü çizdi.

 

"Hadi ağla şimdi, bağır, çağır."

 

"Ben size ne yaptım, neden bana böyle davranıyorsunuz?"

 

"Sen bu hayat için fazla iyisin, Fatma. Özür dilerim, ben böyle biriyim."

 

"Bırakın beni lütfen, ailem beni merak etmiştir bile."

 

"Ay kıyamam, ailesi merak etmiş, duydun mu... Bize ne be, ailenden."

 

Zamanı bekledim, ellerim açıktı ama etrafım sarılıydı. Herkes ayrılınca kaçacaktım.

 

İsmail'den

 

"Hayır, hepsi benim suçum, kayboldu ve ben hiç bir şey yapamıyorum. Elimde de küpesi var, başka hiçbir şey yok."

 

Mehmet'e yazdım ve Alya'dan Fatma'nın evinin adresini söylemesini istedim. Ardından evine gidip kapıyı çaldım. Kapıyı güler yüzle açtılar.

 

"Kızım çok geç oldu, nerede kaldın-! Sen kimsin?"

 

Konuşamadım ve küpeyi uzattım. Ardından kadın ağlamaya başladı.

 

"Ağlamayın lütfen."

 

"Bu kızımın küpesi, bunu alınca çok mutlu olmuştu. O nerede, bana söyle."

 

"İnanın bilmiyorum, hanımefendi, ama bulmaya çalıştım."

 

"Sen onun grup ödevi arkadaşımısın?"

 

"Evet efendim."

 

"Oysaki güvenilir biri sandım seni, sen ona hiç mi bakmadın?"

 

"Hayır, kendisi benden uzaklaştı."Bu yalanı söylerken içim garip oldu ve kadın içeriye geçti. Bende içeri geçip kadının karşısına oturdum.

 

"Al bunu, onu ara."

 

"Onu kaç defa aradım ama açmadı."

 

"Biricik kızım, oysaki ben arayınca hemen açardı. Şimdi nerede bilmiyorum da,kavgalı olduğu birimi vardı."

 

"Hayır, sadece-

 

Aklıma o an Akın geldi ve hiç bir şey demeden evden çıktım."

 

Bölüm : 16.04.2026 10:56 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...