
Abim aniden ışınlanma büyüsünü kullanıp beni sarayımıza getirdiğinde yavaşça onlardan ayrılıp merdivenlerini çıktığım sarayda odamdan içeriye girerek kapıları ardımdan kilitledim.
Ben hakkındaki gerçekler için, kendimi tehlikeye attıp İblis krallığına gözüm kapalı gitmiştim. Sadece onun için! Topraklarına adım attığım krallığına girdiğim an değişen mührümüze kadar hissetmişken, o lânet büyü yüzünden benden bağımsız kalması bu kadar mı kolaydı? Bu sevginin bağı neredeydi? Bu güç neredeydi? Vladimir ve Sanyaya olan gerçekleri hakkımda söyleyen gerçekten de o muydu?
1 Ay bana eziyet ve üzüntüm halinde geçerken odamdan gerekli olmadığı sürece asla çıkmamıştım. Vezirim zorunlu haller için odama bu süreçte 4 defa gelmiş, İblis krallığına gitmemiz konusunda gelen davetleri bildirmişti. Ancak hiçbiri umrumda değildi. Geçen bu 1 ay, iki dünyanın da birbiriyle kötüyken daha da kötü olmasını sağlamıştı ve savaşın kapıda olduğuna benzer bir şeyleri abim sayesinde duymuştum. Sorun şu ki hiç kimse bu kin ve nefrete, yıllardır kaçırılan prensin intikamına karşı, tepki veremiyor aksine bilinmeyen bir nedenle geriye çekiliyorlardı. Vasilis hakkında hiçbir şey duymamıştım. Beni bir kere bile sorduğunu, hakkımda herhangi bir Bilgi edinmek için çaba sarf ettiğini duymamıştım. Bu durum beni içten içe üzerken kurumuş olan gözyaşlarımın yeniden gözlerimden akmasına izin verdim. Biraz da olsa toparlanan hava şimşekler eşliğinde hızla yerini şiddetli bir yağmura bıraktığında derin bir nefes aldım. Nefret ediyordum. Bu halde olmaktan, ona karşı güçsüz düşmekten nefret ediyordum! Nasıl olurda ona karşı bu kadar yenilebilir, kalbimin kapılarını açabilirdim!
Tüylerim aniden diken diken olduğunda, bir terslik olduğunu fark ederek hızla kafamı kaldırdım ki, odamın içine giren siyah dumanlarla ayağı fırlamam bir olmuştu. Dumanlar yavaşça yerini siyah tüylere bıraktığında karşımda sülietti ile beliren çocuğa baka kaldım. O çok, çok farklı görünüyordu. Yüzüne her zaman taktığı o maskesi bulunmuyordu. Saçları sanki görmeyeli daha uzamış bakımlı halde olsa da darma dağınık duruyordu. Kırmızı gözleri koyu Mora dönmüştü. Giydiği siyah kot takımlarından taşan kaslarından bakışlarımı hızla çekerek gözlerine gözlerimi kenetledim.
"Senin! Senin burda odamda ne işin var! Derhal git burdan!"
Yanıma yaklaşmaya başladığında elimi havaya kaldırıp üstüme gelmesini hızla durdurmaya çalıştım. Sırtım odamın soğuk duvarlarından birine çarptığında sinirle soludum.
"Üstüme gelmeye devam edersen çığlık atar bütün sarayı buraya toplarım! Derhal burdan uzaklaş ve geldiğin yere dön!"
Yürümeye devam ettiğinde Çığlık atmaya başlamıştım ki, güçlerini hızla kullanıp dudaklarımı elleriyle kapattı. Kokusu da değişmişti. Ancak- iblislerden gelen o kötü koku gibi değildi. Başımı döndüren bu etkiye izin vermemeye çalışsam da boynuma küçük tahrik edici öpücükler bırakıp kulaklarıma yöneldi.
"Gitme Vakti Prenses!"
Ben daha ne olduğunu bile anlamadan ışınlanma büyüsünü kullandı. Karanlık bir yere geldiğimizde saniyeler içinde açılan ışıklarla simsiyah devasa bir yapının önünde olduğumuzu fark ettim. Burası kusursuzdu. Ormandaki koca ağaçları bile Simsiyahtı. Burası kime aitti?"
Hayranlığa dalmış ilerlerken yaptığım hatayı fark ederek sinirle soluyup konuştum.
"Sen beni buraya ne hakla getirirsin ha? Sen kimsin de bir prensesi kaçırırsın!"
Göğüsüne vurmaya başladığımda hızla yumruklarımı durdurup gözlerini gözlerime sabitledi.
"Benden kaçabileceğini mi sandın Prenses?"
"Sen kimsin de senden kaçacağım ben Ha? Adi herif! Bırak beni sana diyorum! Derhal bırak beni!"
Dudakları yukarıya doğru kıvrıldı.
"Üzgünüm ama bana artık Emir verecek yetkide değilsiniz Prenses Melenda. Çünkü karşınızda duran kişi de Bir Prens?"
Ellerimi ondan hızla kurtarıp sinirle işaret parmağımı yüzüne doğrulttum.
"Bu benim ne kadar umrumda ha Adi herif! Derhal beni kralığıma götür! Yoksa seni mahvederim!"
"4 defa krallığımda huzura çağrılmanıza rağmen, neden gelmediğinizi öğrenebilir miyim?"
"Sen kimsin de beni huzuruna çağırıyorsun lânet olası adam!"
Yüksek seste bir kahkaha atıp beni hızla kendine çekti ve aramızdaki sıfır mesafesine rağmen konuşmaya başladı. Dudakları dudaklarıma değiyordu ve bu berbat his beni etkiliyordu.
"Unutmuş gibisiniz küçük hanım. Size yardımcı mı olmalıyım?!"
Dudakları büyük bir açlıkla dudaklarımı bulduğunda hiçbir şekilde karşılık vermedim. Beni daha fazla etkilemesi mümkünmüş gibi iştahla öpmeye devam ederken hiçbir tepki ve karşılık vermedim. Hatta gözlerini açıp yavaşça benden ayrıldığında yüzüne ifadesizce baktım ve bir kaç adım ondan uzaklaşarak başka bir köşeye geçtim.
Ondan bana esen o kusursuz aurası beni öpüşünden daha fazla etkilese de hızla önümde durdu ve eğik bakışlarımk kaldırıp yüzüne bakmamı sağladı.
"Hiçbir şey sandığın ve bildiğin gibi değil! Neden dinlemeyi reddedip, bana olan güvenini bir anda yerle bir ediyorsun?"
Sinirle kafamı kaldırdığımda kırgınlıkla yüzüme bakan bakışları gördüm. Elimi hızla kalbine değdirip konuşmaya başladım.
"Sen burda bana karşı, ufacık bir sevgi ve değer yeşertmiş olsaydın, o gün orda bana karşı yapmış olduğun şeyleri yapmazdın! Sen bana değil, sana sonsuza kadar açtığım kalbime İhanet ettin! Doğru ya! Sen hiçbir zaman bana değer vermemiştin sahi deği-"
Bakışlarımı hızla çenemden tutup yüzüne sabitledi ve dudaklarıma kurulup öptükten sonra geriye çekildi.
Parmakları üzerinde bulunan gömleğin düğmelerini bulduğunda yavaş yavaş açmaya başladı. Gözlerimi kısıp ne yaptığını anlamaya çalışıyordum ki, hızla gömleği üzerinden çıkartıp köşeye attığında, bakışlarım kalbinin üzerindeki koca ve derin yarayı buldu. Mührümüze zarar verilmek istenmişti ve, ve biri kalbini Sanki diri diri delmişti. Ellerim hızla kalbinin üzerine gittiğinde gözlerimden akan yaşlarla gözlerine baktım.
"Sana karşı söyledikleri, söylediklerim, hiçbiri gerçek değildi. Ben sana hiçbir zaman İhanet etmedim, sana karşı tutmuş olduğum sırrı ne olursa olsun ifşa etmedim. Bu iz gösteriyor ki beni zorlayıp da Kalbimdeki anılara girmiş olduklarıdır Prensesim. Ne mührüm, ne bağım ne de Kalbim, size İhanet etmeyi hiçbir zaman düşünmedi! Böyle bir şeyin ihtimalini nasıl düşünebilirsin?"
"Madem durumlar böyleydi! Neden bu 1 ay içinde bana birkez bile ulaşmaya çalışmadın! Neden beni görmezden geldin!"
"Bunu yapabileceğimi nasıl düşünürsün? Gerçekler babamla karşılaştığım anda kırıldı ve herşey gün yüzüne çıktı. İblis krallığında kabul edildim ve yokluğumda oluşmuş tüm imtiyazların tarafıma teslim edilmesini izlemek zorunda kaldım. Sana 4 defa ulaşmaya çalıştım ancak sen beni red ettin. Kralıktan çıkmama izin yoktu. Babam ve annem fazlasıyla temkinli davranıyor, bu da yetmezmiş gibi savaşın kaçınılmaz olduğunu sayıklayıp duruyorlardı. Durum böyle iken, nasıl uzaklaşabilirdim? Kalbim seninle savaşırken Aklım yüzyıllar önce bana oynanan oyunu çözmeye çalışıyordu. Bütün bunların ne kadar zor olduğunu sana nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama, yemin ederim ki, seni düşünmeden geçirdiğim tek bir günüm dâhi olmadı!"
Dudakları konuşmak için zorlansa da bunu yapamadı ve gözyaşlarını hızla serbest bıraktı. Gözyaşlarını sildiğim adamın bu defa dudaklarına hızla yapışan ben olmuştum. Sahiden de çok büyük ve sırlarla dolu bir geçmişin ardından sadece 1 ay içinde bütün hayatı değişmiş tüm bunlarla da sınırlı kalmayıp yer altının en büyük krallığının Velihattı olduğunu öğrenmişti.
"Bu süre içinde yanında olmam gerekirken, bencillik yapıp senden uzakta kaldım. En zor anında yanında olmam gerekirken duygularımla hareket Edip seni yalnız bıraktım."
Kafasını olumsuz anlamda sallarken hızla ellerimi kalbinin üstüne koyup anlımı yaslamıştım ki, ellerimde istemsizce oluşan büyü ile yavaşça kendimi geriye çektim. İkimiz de şaşkınlıkla kalbinin üzerinde Yok olan o derin ize ve anında oluşmaya başlayan iblis mührü ve Vampir mührünün karışımına baka kaldık.
"Tanrı aşkına biraz önce sen ne yaptın güzelim! Bu, bu imkansızdı!"
"Ben-Bende bilmiyorum bu nasıl mümkün oldu?"
Şaşkınlıkla ellerimin içine baktığımda hızla ellerinde tuttuğu ellerimi dudaklarına götürüp avuç içlerime derin öpücükler bırakıp geri çekildi.
"Sen kusursuzluğun tek tanımısın. Sen muazzamsın, Sen Görkemsin!"
Bahçedeki çardağın üzerine oturup beni en rahat olacak pozisyonda üzerine oturtmuş, saçlarıma küçük küçük öpücükler bırakıyordu.
"Bu 1 ay seni çok fazla zorladı mı Sevgilim."
Derin bir iç çektiğini duyduğumda kafamı hızla kaldırıp yüzüne baktım.
"Sadece prensime güvenip onun için kendimden vazgeçerken, beni en değersiz görenin o olduğunu bilmek canımı yaktı. Artık aştım diyebilirim ama bu yaptığı şeylerin hiçbirine sebep veremiyorum. Neden bildiği bu gerçekleri benden yıllardır saklama gereği duydu aklım asla almıyor."
Bu duruma benim de verebilecek bir cevabım yoktu. Sahiden neyin peşinde olabilirlerdi?
"Peki ya soydaş olarak yetiştiğin ailen? Hiçbiri durumun farkında değil mi?"
Kafasını olumsuz anlamda sallayarak konuştu.
"Hepsi istemesem de sorgulamak zorunda kaldı ancak, onlardan yana hiçbir sorun olmadığını ailem teyit etti. Sadece 3 büyük kralık işin içinde ve sonu ne olacak pek bir şey bilmiyorum."
Gözlerim gözleriyle buluştuğunda en önemli soruyu sordum.
"Peki ya İsmin?"
Dudaklarıma küçük bir öpücük bırakıp geri çekildi.
"Bana Vasilis demek istersen her Zaman diyebilirsin Prensesim. Sen benim karışmayacağım tek gerçeğimsin."
Elimle yüzünü avuçladım ve konuşmaya başladım.
"Yüzyıllardır senden alınan kişilik hakkın varken ve geçmişi sana hatırlatacak bir durumu nasıl dile getirebilirim ki? Sen Tansın ve daima öyle kalacaksın Sevgilim."
Boynumun altında girip küçük küçük öpücükler bırakmaya başladığında dudaklarım yukarıya doğru kıvrıldı.
"Güçlerini kazanman Zor olmamıştır umarım. Ayrıca bu kadar fazla hakim olman şaşırtıcı."
"Elinde oluşturduğu siyah büyüler kusursuz bir şölene dönüşürken o da benim gibi yaptığı büyülerine bakıyordu.
"Büyülerimi hissettiğim anda aslında onlara hiç de yabancı olmadığımı fark ettim. Aslında rüyalarımda vezir iken pek çok kez büyüler yaptığımı buna benzer şeylere hâkimiyet sağlayabildiğimi görüyordum Sevgilim. Sarayda iken annemin çıkardığı parşömenlere ayak uydurmaya çalışınca hiç zorlanmadığımı fark ettik."
"Peki ya tıpkı bizdeki gibi sende olan şu ışınlanma mührü?"
"Onu yapabildiğimi bende Yeni fark ettim. Aileme böyle bir şey olabilir mi diye sorduğumda mümkün olmayacağını söylemişlerdi ancak, şuanda buradayım."
"Peki ya Vasilis sayesinde Aldığın Mühür?"
Sağ bildiğini hızla kaldırıp konuştu.
"Çoktan silindi ve yerini Kendi mührüm aldı Prensesim."
İblislerin mühürleri bizimikerine kıyasla daha farklı olabiliyordu. Hayranlıkla mührüne bakarken sinirle soludu.
"O bakışları sadece benim gözlerime bakarken uygula! Benden başka hiçbir şeye canlı cansız böyle bakmana izin vermeyeceğim!"
Dudaklarımdan bir kıkırdama koparken konuştum.
"Baktığım senin kolundaki mühründü Sevgilim! Kendine gel!"
"Buraya ilk geldiğimiz anda evime ve Ağaçlara bakışını hatırlatmama gerek yoktur umarım ha!"
Beni hızla kendine çekip dudaklarıma yapıştığında ona inanmayan gözlerle bakıyordum.
"Sahiden bu ev nerden çıktı?"
"Bana ait olduğunu söylediler güzelim. Gerçi senin olduğun hiçbir yerde bana ait Bir şey olamaz."
Kendinden geçmiş dudaklarından çıkan kelimeler bile beni bu kadar etkileyebilir miydi? Tanrım şaka gibiydi!
Benden izin alarak yavaşça sol kolunu karnımdan kaldırdığında bulutların arasından sesini duyduğum o kargayla yüzüm gülümsedi.
"Evcil hayvanım olan Kuzgun ile tanıştın mı Prensesim."
"Krallığına senin için geldiğim ilk gün hemde."
Karga yavaşça yere inip Tanın kollarındaki yerini aldığında önce bana saygıyla selam verip daha sonra Prensine döndü.
"Saraydan bensiz ayrılmamanız gerektiğini size kaç defa söylemem gerekiyor Kralım."
Kafasını olumsuz anlamda sallayan çocuk konuştu.
"Sana çoğu kez de belirttiğim gibi, bana ortam içinde her nerde olursak olalım, Kralım diye seslenemesin Kuzgun. Zaten mevcut bir Kralımız varken ona saygısızlık yapamazsın."
"Kral Hazra kendi krallığının Kralı. Siz ise 2 dünyayın kralısınız ve benim saygı duymak zorunda olduğum 2. Kişisiniz."
Gözlerini yavaşça kısıp konuştu.
"İkinci kişi miyim? Hadi ya Birincisi kim?"
Bakışları beni bulan karga hızla Bir selam daha verip konuştu.
"Birincisi her daim Kraliçemdir."
"Maalesef ki ilk tanıştığımız andan beri de, bana Kraliçem diyor sevgilim."
Kuzgun ikimize de memnuniyet ile bakarken, yavaşça uzattığım elime hızla konarak geldi. Diğer kargaların aksine çok daha büyük ve ihtişamlıydı. Ayrıca beyaz tüyleri vardı.
"Tüylerindeki bu beyazlık neyi simgeliyor öğrenebilir miyim?"
Kanadını hızla açıp bütün tüylerini gözlerimin önüne hızla serdi. Çok güzel görünüyordu.
"Tüylerimdeki beyazlık sizi temsil ediyor Kraliçem. İblis kralları ve kraliçeleri her daim İblis oldukları için benim gibi krallara ait olan kargaların hepsi simsiyah. Ancak ben yüzyıllar önce sizin bağınızın doğumu ile doğdum ve size göre şekillendim. Başından beri sizleri biliyor ve zamanın geleceği güne kadar sessizlikte saklanıyordum."
"Tan için ne gibi bir öneme sahipsin Kuzgun?"
Kanatlarını severken Kralına bakarak konuşmaya başladı.
"Ben diğer türlerin aksine onun için en önemli silahlardan biriyim Kraliçem. Her daim yanında olarak ona gözcü ve haberci olabilirim. Ayrıca bulunduğu tüm tehlike anlarını hissedebilir, bunları engelleyebilirim."
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 627 Okunma |
62 Oy |
0 Takip |
46 Bölümlü Kitap |