
Dün gece olanlardan sonra çok geç uyumuştum. Abimler Sabah da gideceği için hemen bir uykuya dalamazdım.
Yavaşça yatağımdan doğrulup yürümeye başladım ki, salondan burnuma gelen kokularla kaşlarımı hafifçe çatıp vampir hızımla salonuma inip her bir köşeye dağılmış yatan çocuklara bakmaya başladım. Geniş salonumun küçük koltuklarını ele geçirmiş her biri birbirinin üstünde öylece uyuyordu. Bu manzaraya daha fazla ciddi kalamayacağımı fark ederek yüksek seste bir kahkaha atmaya başladım. Gözlerini açıp hızla doğrulan Cyrus gözlerini ovuşturup üzerinde bulunan ayağı köşeye itip kendine gelmeye çalıştı.
Earl itilen ayağını tekrardan Cyrusun üstünde bir yere gelişi güzel bırakarak konuştu.
"Prensesin aşırı gülmesi de doğa olaylarını etkiliyor mu acaba? Ona göre susturun şu kızı!"
Yarı uykulu haliyle konuşan Earl ile uyuyan kızların üzerine kendimi bırakıp, karnımı tuta tuta gülmeye devam ettim. Kızlar çığlık atarak uyandığında ben hala gülmeye devam ediyordum.
" Prensesin yeteneklerinin Bizi öldürmesine razıyım tamam. Susturun şu 3 rezil kızı. Bu ne cırtlak sestir Tanrım. Kulaklarımın zarları yırtıldı yeter!"
Gülmeye devam ederken Cyrus da bana eşlik etti. Earl gözlerini açıp yavaşça doğruldu ve bize kısa bir bakış atıp, dinç Bir şekilde kalkarak mutfağıma gidip soğuk bir enerji içeceği alarak kalktığı yere gelip yeniden uzandı. Kızlar burnundan soluyordu ve dayanamayıp konuşan Gibin olmuştu.
" Bu kadar rahat olmasından nefret ediyorum. Nasıl bunu ailene aldın Melenda! Bütün tüylerimi sinirden kabar kabar yapıyor!"
"Bende seni sevmek isterdim güzellik ancak, kesinlikle tipim değilsin."
Emly yumuşacık kollarına kendimi biraz daha bırakıp aralarındaki kavgayı izlemeye devam ettim. Gibin kafasının altındaki yastığı hızla kaldırıp Earl'a gelişi güzel fırlatsa da yastığı gözleri kapalı halde havada kapması beni oldukça şaşırttı.
Ancak saniyeler içinde gözlerini açıp direk olarak benimle göz teması kurdu ve herhangi bir tehlike görmeyince aldığı yastığı da kafasının altına koyup gözlerini kapatmaya devam etti.
Kesinlikle fazlasıyla rahattı.
" Bunu nasıl yapabiliyorsun anlamıyorum Earl! En kısa zamanda bize de bunu öğretmelisin. "
"Tabikide prenses, bayan ninin hariç herkese seve seve öğretebilirim."
"Kahrolası yaratık, sana defalarca kez söyledim o kıt beynin neden anlamamak için direniyor! Adım ninin değil Gibin. Gİ-BİN!"
"Sanırım kulaklarında sorun var. Biri ona zaten Ninin dediğimi söylesin çocuklar."
Bu hallerine kafamı olumsuz anlamda sallayarak bakmaya devam ettim. Bu ne biçim bir inattı böyle?
"Bugün derslerimiz başlıyor."
"O saçma sapan şeylere girmek zorunda mıyız gerçekten? İmkansız denilecek güçlere sahibiz ancak yine de burda oturup matematik, biyoloji, edebiyat gibi saçma sapan şeyleri öğreniyoruz."
"Edebiyatı öğren de mizah yeteneğin birazcık gelişsin. Temel kültürün falan da artar bakarsın."
"Sende işe yaramamışken bende yarar mı sence Ninnin?"
"Bu lanet şeye daha fazla katlanamam gerçekten! Üzerimi değiştirip geleceğim."
Diğer kızlar da ayaklanıp beni kaldırdığında itiraz etmeden beni sürüklemelerine izin verdim.
Dolaplarımın boş olan kısımlarını çoktan işgal etmişlerdi.
"Sabah abinlerle vedalaştın mı Melenda?"
Kafamı olumsuz anlamda salladım.
"Bana sessizce veda ederek gitmişler. Ayrılınca üzüleceğimi bildikleri için sanırım."
"Böylesi daha iyi oldu inan, tüm gün asık suratlı olmanı izleyemezdim."
Kızlara kocaman gülerken, beni aralarına alıp sarılmaları onları birkez daha özlemiş olduğumu bana hatırlattı.
Yeşil fosforlu fileli çorabımı ayaklarıma geçirip siyah okul formalarımı giyinerek geri çekildim. Makyaj masama ilerleyip bulabildiğim boşluktan kendime hafif yeşil bir göz makyajı uyduladım ve bordo rujumu dudaklarıma sürüp saçlarıma ellerimle şekil verdim. Harika görünüyorduk.
Yeni bir haftaya girmiştik bu da bize kısaca hoşgeldin yoğun bir ders haftası diyordu. Burada genel derslerin aksine yoğunluk yeteneklerimizin üzerineydi ve savaş eğitimleri için özel saatler belirlenmişti.
İçeriye geçtiğimizde beylerin de hazırlanıp buraya gelmiş olduklarını gördüm. Fazlasıyla cool ve yakışıklı görünüyorlardı.
"Hanımlar, çok hoş ve zarif görünüyorsunuz."
Kızlar Cyrusun iltifatı karşısında gülerken Earl hepsine gözlerini devirip konuştu.
"Göz kamaştırıcı olan sadece prenses. Bunlara bu kadar yüz vermemelisiniz."
"Şunun beynine bir tane patlayabilir miyim Melenda? 3-5 gün ortada olmaması inanki bize hiçbir şey kaybettirmez!"
"Sakin olur musunuz? Earl sende kızlara karşı biraz daha nazik davranır mısın?"
"Titin hariç hepsine mi? Kabul edildi sevgili prensesim."
Önümde hafif eğilerek saygı gösterdiğinde onun bu hallerine giderek sinirlenen Gibin hızla kapıya doğru ilerlediğinde bu haline kafamı olumsuz anlamda sallayarak eşlik ettim.
Günün dersi Almancaydı sonrasındaki 5 saatim yetenek dersi olacaktı. Ders dolaplarımın olduğu katta indiğimde uzun koridordan ilerleyerek dolabımın başına geldim ve parmağımı okutarak dolabımın açılmasın bekledim.
Koridorda Siyah boydan geniş dolaplar mevcuttu. Üzerlerinde koca bir yarasa sembolü bulunuyordu. Bu yarasanın gözlerinde ve kanatlarında yeteneğimin bulunduğu Ateş elementi mevcuttu. Beni algıladığı an kırmızı taşlar parlamaya başladı. Açılan dolap kapağını ilk kez yakından keşfediyordum. İçerisinde tarzıma göre yerleştirilmiş 1 adet kombin, 1 adet beyaz okul forması, defterler ve renkli kalemler mevcuttu.
Köşede ihtiyacım olan tabletim bulunuyordu. Boş sayfaları olan düz bir defteri ve tabletimi alarak Almanca sınıfına doğru ilerledim. Kapıdan içeriye girdiğimde sarmal şekilde aşağıya ilerleyen sıraları gördüm. Pek göz önünde olmayı sevmediğim için kapı taraflarında bir sıraya oturmayı tercih ettim ve köşeye çekildim.
Birkaç dakika ardından arkamda bir hareketlenme oluştu. Sınıf yavaş yavaş doluyordu ve biri tam arkama oturmayı tercih etmişti.
"Merhaba Prensesim."
Duyduğum tanıdık ses ile hızla arkamı döndüm.
"Size de merhaba Soydaş Vasilis."
"Bu kadar kibar olmanız gururumu incitiyor Prensesim. Lütfen bana karşı ismimle hitap edin."
"Konumunuzu önemsediğimi belli etmek istiyorum sadece."
"Verdiğiniz değeri gözlerinizde görebiliyorum. Lütfen mahçup olmamı sağlamayın."
Dudaklarımda hafif bir tebessüm oluşturdum.
"Bunun olmasını asla istemem doğrusu. Daha fazla dikkat edeceğim."
"O halde sizli bizli konuşmaları da köşeye atalım mı? En azından sadece siz atın."
"Karşılıklı olacaksa tabikide."
Elimi anlaşma yapmak için uzattığımda hızla karşılık verdi. Kısılan gözlerinden güldüğünü anlayabiliyordum. Neden yüzünde sürekli maske ile gezmek zorundaydı?
"Vasilis?"
Elini aniden çekmek için hamle yapsa da buna engel olup konuştum.
"Anlaştığımızı umuyorum Vasilis?"
"Anlaştık prensesim. Yani Melenda."
Elimi yavaşça çektiğimde masaya yerleştirip birkaç ritim tuttu.
"Bu arada, gece boyunca abinin bizimle olması adına çok özür dilerim. Abimi çok özlediğim gibi sizin de birbirinizi özlediğini biliyorum. Ancak önemli ve konuşmamız gereken ailevi konular vardı."
"Biliyorum Melenda, lütfen bunun için kendine herhangi bir suçluluk duygusu yükleme. Abim nasıl prensim ve ailesine gelişi güzel giremiyorsa, benim de onun ailesine saygılı olmam gerekiyor. Birbirimizi özlediğimiz doğru ama, duygularımızı kontrol etmeyi bu şekilde öğrenmeliyiz. "
Buruk bir şekilde tebessüm ederken devam etti.
"Ayrıca son zamanlarda kulağına hakkımda iyi şeyler gitmiyor. Beni dün gece kurtardığın için sana sadece teşekkür edebilirim."
Dudaklarımdan bir kıkırdama koptu. Hızla ensesini kaşıyıp ona seslenen prensine döndü.
"Vasilis?"
"Birşey mi istemiştin dostum?"
"Hayır. Sadece yerine geçmiyor musun?"
"Bugün burada devam edeceğim."
Hafifçe onlara baktığımda kolunun altına ona yapışmış olan Sanya ile bana baktıklarını gördüm. Bu kızın bakışları sanırım beni yemeden önce kendini yiyecekti. Umarım birgün bana ve krallığıma karşı olan bu nefretini öğrenebilirdim. Bu durumu şuan için göz ardı ederek önüme döndüm.
İçeriye giren öğretmen ile onlar da aşağılara doğru ilerlemek zorunda kalmışlardı zaten.
"Umarım yetenek derslerinde çok zorlanmazsın Melenda."
Ateş elementi için zorlanmayacaktım tabikide ancak, diğer elementleri gizli saklı öğrenmek beni kesinlikle yoracaktı. Çocuklar eğitmenlerden benim için geride kaldıkları dersleri bahane ederek Kütüphanelerden parşömenleri getireceklerdi ve gittiği yere kadar odamda bir şekilde kendimi eğitmeye devam edecektim. Tıpkı koca krallığın duvarları arkasında senelerce gizlenerek yaptığım gibi.
"Prenses neden bu kadar yüzünü astın. İnan bana sarayda aldığın eğitimlerden çok daha kolay ve eğlenceli olacak. Hem Ateş Soydaşı olduğumuz için büyük ihtimalle aynı sınıfta yer alırız. Her daim yardımcınız olacağım küçük hanım."
Yeniden arkama dönerek Gülümsedim.
" Benden kaç yüzyıl büyük olabilirsiniz ki bayım?"
Parmaklarını hızla gözlerimin içine sokar gibi sayım yapmaya başladı. Daha sonra hızla kırmızı gözlerini gözlerimle birleştirdi.
"Siz daha doğmadan önce ben 655 yaşındaydım ve bu olaydan sadece 200 yıl sonra abim prens Darian'ın veziri oldu ve siz doğdunuz. Abimin size 786 yıldır hizmet ediyor oluşunu da dikkate alırsak, Hmm... Sizden epey büyük ve yaşlıyım anlayacağınız."
Gözlerim belirginleşirken konuşmaya başladım.
" Şaka yapıyorsun değil mi? "
Bu defa yüksek sesle gülüp kafasını olumsuz anlamda salladı.
" Gayet ciddiyim prenses. "
Şaşkınlığımı yüzümden silmeye çalışırken sevgili öğretmenimizin sesi kulaklarımı doldurdu.
"Prenses Melenda ve Soydaş Vasilis, eğer bizimle paylaşmak istediğiniz bir şey yoksa derse geri döneceğim."
Hızla kafamı olumsuz anlamda sallayarak önüme döndüm ve tabletimi açarak dersi dinlemeye başladım. Arkamdan gülen bu çocuğun sesi bütün bedenimi neden etkiliyordu?
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 627 Okunma |
62 Oy |
0 Takip |
46 Bölümlü Kitap |