
Yerden yavaşça doğrulduğumda hızla elimi uzatıp kalkmasını sağladım. Baş selamı verip hızla vezirimin yanında gittiğinde koşarak yaklaşmakta olan çocukların geldiği yöne doğru kafamı çevirdim. Bakışlarımız buluştuğunda hızla önümde durdular.
"Prenses Melenda."
"Buyrun Sevgili Soydaşlar."
"Efendim ailenize katılmak ve size bağlılık yeminimizi göstermek isteriz. Ailenizde bizi görmek istersiniz, sonsuza kadar sadakat yemini edeceğimizden şüpheniz olmasın."
Gözlerim vezirimi bulduğunda onay vermesi ile onları tanıdığını hissetmiştim.
"Ailemin kapıları herkese açıktır sevgili soydaşlarım."
Hızla dizlerinin üzerine çökerek bağlılık yemini ettiklerinde mührümün kollarına damgalanmasını sağladım.
Kariz, İmas ve Shiya Hava Krallığı soydaşlarındandı. İmas ve Karizin 2. Yetenekleri bulunuyordu. Biri görünmez oluyor, diğeri ise büyüleri kontrol ediyordu.
Mührümün gücü ile diğerleri gibi şaşkınlıkla yüzüme baktıklarında baş selamı vererek hızla toparlanıp vezirimin yanında ilerlediler.
"Prensesim sırada Bizim girmemizin yasak olduğu yalnızca Velihatlara izin verilen bir Kutsal Toprak var. Kapısına kadar size eşlik edebiliriz sadece."
Başımı hızla onayladım. Vezir Erinas doğru söylüyordu. Bazı soydaşların farklı büyü güçleri vardı iyileştirme, Lanet, hipnoz gibi. Bu soydaşlar iblis kanı da taşıyordu ve kendilerine ait yerlere, diğer Soydaşlara zarar vermemek için herkesi kabul etmiyorlardı. Sadece kendileri gibi asil kan olan vampirler yanlarına yanaşabiliyorlardı.
Taştan yapılmış bir evin önüne geldiğimizde duran çocuklarla bende durdum. Önünde durduğum kapı açıldığında yavaşça ilerleyip içeriye girdim. Karanfil kokuları bütün evi sarmıştı ve fazlasıyla güzel bir ortamdı.
"Evime hoş geldiniz Prenses Melenda."
Derinlerden gelen sesi tam olarak idrak edemesem de duyabiliyordum.
"Beni kabul ettiğiniz için teşekkür ederim Soydaş."
"Fazlasıyla Kibar ve sevecen olduğunuzu duydum. Bu durum Velihatlar arasında kesinlikle olmayan bir şey. Peki beni ailenize kabul edebilecek misiniz?"
"Hakkımda duyduğunuz iyimser şeyler kadar, kötü şeylerin de olduğuna eminim, siz beni bu halde kabul etmişken nasıl olur da farklı bir seçenek düşünmeye kalkabilirim Soydaş?"
"İyileştirme büyüm olduğunu biliyorsunuz Prensesim öyle değil mi?"
"Özel bir kandan geldiğinizi görebiliyorum, yeteneğinizin bu olduğunu şuanda öğrendim beni bağışlayın. Vezirlerden hakkınızda bilgi almamız yasak biliyorsunuz."
Ses giderek yakınlarıma geliyordu ve bu nazik ince sesli kızın aurası kesinlikle bedenimi titretiyordu.
"Özel büyüler için bazı şeylerden fedakârlık etmemiz gerekiyor Prensesim. Tıpkı benim de bu büyü için vazgeçtiğim şeyler gibi. Ailenizde kusurlu bir üye kabul edebilir misiniz?"
Ağzım şaşkınlıkla aralanırken bana böyle bir şeyi nasıl sorduğunu merak etmiştim doğursu.
"Tanrım! Gelecekte Ailesine katılacak biri için fedakarlıkta bulunmuşken, seni kabul edip edemeyeceğimi nasıl sorarsın Soydaş? Şayet kalbin doğru kişinin ben olduğuma inanıyorsa, sana sadakatim, kalbim ve ailem sonsuza kadar açıktır."
Karanlığın içinden siyah elbiseli, İnce fizikli bembeyaz uzun saçlı bir kız bana doğru yürümeye başladığında açık kırmızı olan gözlerine düşen perdeyi gördüm. Tanrım!
O yeteneği karşılığında görme yeteneğinden mi vazgeçmişti?
"Gözlerimin sorun olabileceğini biliyorum prensesim. Buna rağmen hala kararınızda emin misiniz beni kabul edecek misiniz?"
Yanına dolu dolu olan gözlerimle gittiğimde çatılan kaşlarını fark ettim.
"Prensesim si-"
Gözlerimden yaşlar akarken tebessümle konuştum.
"Kusurdan mı bahsettiniz siz biraz önce sevgili soydaşım? Daha önce sizin kadar kusursuz hiçbir şey görmediğime yemin edebilirim!"
Tıpkı benim gibi onun da dolmuş gözlerinden yaşlar aktığında hızla huzurumda eğilmek için hamle yaptığında onu durdurdum.
"Gerçekten de benim doğru kişi olduğuma Emin misin Sevgili Soydaşım, sonsuza kadar sürecek o gelecekte sana layık bir velihat olabilir miyim?"
"Prensesim, bunları, bunları bana karşı nasıl söylersiniz?"
"Aileme katılmanı kalbimden geçen en iyi dileklerimle istiyorum Soydaş. Umarım sizde buna beni ve Ailemi layık görebilirsiniz."
"Kusurumun gözlerimde olduğunu gören herkes, arkasına dâhi bakmadan beni burada öylece bırakıp giderken, şuanda beni üstün gören, düşüncelerinin önceliği ben olan bir velihatla kalbim sanki yerinden çıkacak gibi! Kendimi daha fazla mahçup hissettirmeyin prensesim ve lütfen Ailenizin kapılarından içeriye girmeme izin verin."
Mecburiyet yüzünden yere eğilmesine izin verirken hızla bende yerdeki yerimi aldım.
"Ben hava krallığı Soydaşlığından Hanna Hadideg, bir ömür boyu ailenize katılıp size hizmet etmekten memnuniyet duyacağım, istisnai şekilde iblis kanı taşıyan nadir bir Velihat soydaşım ve 2. Mührüm Şifa ve İyileştirme prensesim."
Elimde oluşturduğum Mührümü bileğine nazik bir şekilde damgaladığımda hızla kafasını kaldırıp kocaman olan gözleriyle gözlerime baktı ve o an onun da benimle tıpkı Cyrus gibi iç sesiyle iletişime geçtiğini anlayabildim.
'Tanrım! Prensesim siz! Siz nesiniz böyle!'
''Her şeyi size akademide anlatacağım Sevgili soydaşım."
Yavaşça ayağı kalkmamızı sağladığımda eliyle oluşturduğu büyü ile taş evinin kapılarını kilitleyip yüzüme bakmaya başladı.
"Hazırım Prensesim."
Birlikte evinin bahçesinden çıktığımız anda, tıpkı bana saygı duydukları gibi hızla yanımdaki Soydaş için yere eğilen vezirler ve aile üyelerim ile memnuniyettimi hissettirdim. İblis kanı taşıyan ve bizlere bağlılık yemini etmek için 2. Yetenekleri için kendinden bir şey Feda eden soydaşlara olan sadakat bütün soydaşlar için geçerliydi. O benim sonsuz aileme katılmış olsa da, her zaman krallığına olan sadakatini de benden izin aldıktan sonra göstererek yardımcı olacaktı.
Vezirim hızla yanıma geldiğinde parlayan gözlerini gizlemeden konuştu.
"Soydaş Hanna, Ailemize katılma şerefini gösterdiğiniz için teşekkür ederim. İlk girdiğim andan beri etkileşiminizi hissetmiştim."
Kusursuz bir şekilde hatasız hamle ile direkt olarak ellerini vezirimin yanaklarına koyup gülümsedi.
"Cyrus, Vezir olduğunu görmek beni ne kadar mutlu etti anlatamam. Gerçekten de çok uzun zaman oldu görüşmeyeli."
Vezirim yavaşça elini tutup aileme doğru yürümeye başladığında saygıyla ayağı kalkan Vezirler ve soydaşlar bana döndü.
"Prensesim son bir soydaş kaldı. Ancak şuan için karşılaştığınız Soydaşlardan biraz daha farklı."
Gözlerimi hafifçe kısıp yürümeye başlayan bu adamlara eşlik ettim. Normalde asla soydaşlarımızın hakkında bilgi vermezlerken, beni tam olarak neye hazırlamak istemişti?
Kamıştan eskimiş bir evin önüne geldiğimizde küçük avlusunda duran sandığa baka kaldım. Tanrım onun içinde bir şey mi vardı bana mı öyle geliyordu?
"Buyrun prensesim sıradaki ve son soydaş sizi orda bekliyor."
Yavaşça sandığa doğru ilerleyip hafifçe tıklattığımda, önce bir şey olmasa da biraz geçtikten sonra hareketlenen sandığın kapısı ağır ağır aralandı ve Kırmızı boncuk gözleri ile gözlerime bakmaya başlayan küçük erkek çocuğuna karşılık verdim.
"Merhaba Küçük Soydaşım."
Ürkekçe gözlerini kaçırıp tekrardan bana bakmaya başladı.
"Kendime seçtiğim sevgili prensesim siz misiniz?"
Kafamı hızlı hızlı salladığımda yavaşça elini uzatıp korkuyla ellerime dokundu. Biraz sonra hızla sıkıp kutuyu biraz daha açtı ve gözlerime kocaman kocaman olan irisleri ile bakmaya başladı.
"Ruhunuzdan yayılan güzel ve Naif olan o havayı hissedebiliyorum. Çok güzel ve şifa gibi."
"2. Yeteneğin ruhlara erişim mi tatlım?"
Sandığı sonuna kadar indirip gözleri doldu dolu gözlerime baktı.
"Daha önce karşılaştığım herkes, bana karşı önyargılı, kötü bir ruh kötü bir kokuyla yaklaştı sevgili Prensesim. Hepsi beni çok korkuttu. Ruhlarla iletişim kurduğumda kötülükleri bana da kötülük veriyordu. Bu da benim canımı çok yaktı. Ancak- İlk defa gözlerimle kalbimle böyle bir aura görüyorum. Siz çok farklısınız! Ayrıca çok da güzel kokuyorsunuz!"
Ben daha ne olduğunu bile anlamadan hızla boynuma yapışan çocuk boynuma öpücükler kondurup derin derin soluklar alıyordu.
"Hey! Hey ne yapıyorsun sen Prensesime! Hemen in onun kucağından seni Veled!
Earlın bağırışları ve onu tutmak için çaba gösterenler beni güldürürken yüzüme kırmızı irisleri ile bakan çocuk konuştu.
"Prensesim beni de ailenize kabul edecek misiniz?"
"Tabikide edeceğim! Buraya bunun için geldim. Buraya o minnacık bedenin beni seçtiği için geldim Tatlım."
Hızla küçük bedenini o sandıktan kurtarıp yere eğildiğinde konuştu.
"Ben su krallığı Soydaşlığından Tom Fordin, sonsuza kadar ailenize katılıp size hizmet etmekten memnuniyet duyacağım Prensesim. 2. Yeteneğim Ruhlara erişim."
Yere çöküp dizlerinin üzerindeki bu çocuğu kaldırıp mührümün koluna damgalanmasını sağladıktan sonra yine o kocaman gözlerini gözlerime dikip uzun uzun baktı ve gözlerinden akan yaşlarla hızla boynuma bir kere daha sarıldı. Yerden yavaşça doğrulup kucağımda kalkmasını sağladıktan sonra Sevgili aileme doğru ilerledim.
"Teşekkür ederim vezir, bugün burada sahip olduğum soydaşlar, krallığınızla bir ömür sürecek bağım beni fazlasıyla memnun etti. Yaşanan talihsiz olaylardan sonra bile beni düşünmeniz, hayatım boyunca hatırlayacağım ve saygı duyacağım önemli bir konu olacak. Her ne olursa olsun, daima ailem ve ben hizmetinizde olacağım."
Vezir ve yanında bulunan aile üyeleri hızla başını saygıyla eğdi.
"Krallığımız sizin gibi özel ve Harika bir prenses kazandığı için çok memnunuz. Bize vermiş olduğunuz değeriniz gözlerinizden okunuyor, bu minnette asıl biz ne kadar saygı duysak azdır."
Sohbetler eşliğinde Vezir ve ailesiyle ayrıldığımızda Saray dışındaki şehirde okuldan gönderilen arabaları bekliyorduk. Bakışlarım Markusu bulduğunda derin derin düşünüyor olduğunu görmek beni mutsuz etmişti. Aniden bütün bakışlar beni bulduğunda yavaşça ona doğru ilerledim.
"Sevgili soydaşımı bu kadar üzen şey nedir."
Gözleri gözlerimi bulduğunda hızla toparlandı.
"Prensesim çok özür dilerim. Asla beni üzen bir durum yok efendim."
Elimi yavaşça kalbine koyup acısını hissettim. Evet bu bir aşk acısıydı ve onu üzüyordu.
"Markus, Eğer bir Velihattı yoksa ve insan değilse, ne olursa olsun ona her zaman ailemde yerim var biliyorsun değil mi? Onu bırakıp gitmek zorunda değilsin."
Gözlerinden birkaç yaş boşaldığında acının daha derine inmesi artık benim de kalbimde hissetmeme neden olmuştu.
"Vezirim, Prensesim çok üzgün şuanda!"
Arkamdan ağlamaya başlayan çocukla şaşkınlığımı koruyamadım ve ona yanaşıp başına ufak bir öpücük kondurdum.
"Küçük soydaşım, Ailemden biri üzülürken, onun duyguları beni de incitebilir, lütfen sana hissettirdiğim acı için beni affet olur mu, en kısa zamanda bunu hissetmemen için elimden geleni yapacağım."
Gözleri kocaman parladığında yine o küçük dudakları yanaklarımı bulup geri çekildi ve kafasını vezirimin ensesine koyup oracıkta kaldı. Markusun yanına ilerlediğimde biraz daha toparlanmış olması beni de rahatlatmıştı.
"İlginiz ve dikkatiniz için çok teşekkür ederim Prensesim. Ancak, sevgilim prensimizin soydaşıydı ve birkaç yıl önce hastalık yüzünden bünyesi dayanamadı ve vefat etti."
Dudaklarımı büzdüm. Bazı hastalıklar ne kadar güçlü olursak olalım bünyemize zarar verebiliyordu ve bizi maalesef içten içe biz hissetmeden yok ediyordu. Zamanında bir önlem alınmasa, sonumuz insanlar gibi ölümcül olabiliyordu.
Üzgünce boynunu büktüğünde ellerimi yanaklarına koyup dik bir şekilde durmasını sağladım.
"Gitmeden önce onu son kez görmek ister misin sevgili soydaşım?"
"Ancak- prensesim arabalar gelmek üze-"
Bakışlarımı yanımda duran Vasilise kaydırdığımda hızla onay verdi.
"Arabalar dilediğiniz kadar sizi bekleyecek efendim."
"Lütfen bana eşlik edin sevgili Prensesim."
Vasilisin de bize katılmasını istediğim için onu beklediğimde muhafızlara onay verip yürümeye başladı ve direk olarak önümde durdu.
"Toparlandığınızı biliyorum efendim ancak, yardım etmeme izin verin lütfen."
Koluna girmem için uzattığında içimde oluşan heyecana izin vermeden gizlice iç çektim ve koluna girip beraberinde ailem ile birlikte yürümeye başladım.
Markus bizi Saray mezarlığına getirdiğinde mezarlıklardan yukarıya doğru çıkan büyülü dumanlara şaşkınlıkla baka kaldım. Bu da neyin nesiydi böyle?
"Vezirim?"
İki vezir de aynı anda bana baktığında Cyrus hızla yanıma geldi.
"İyi misiniz Prensesim, endişeli görünüyorsunuz."
"Mezarlıkların üstünden çıkan şu büyü gibi olan dumanları sizde görüyor musunuz?"
İki Vezir ve aile üyelerim hızla kafalarını kaldırıp etrafa detaylı detaylı baksalar da üzgünce yüzlerini bana döndüler.
"Üzgünüm Prensesim bunu maalesef göremiyorum."
Yanıma yanaşan kadın boşta kalan elimi hızla tutup şaşkınlıkla yüzüme bakmaya başladı.
"Sevgili Prensesim, siz ölüm aurasını nasıl görebiliyorsunuz? Bu asla mümkün olan bir şey değil."
"Hanna, biraz daha açık olur musun lütfen, Ölüm aurası da nedir?"
Elinde oluşturduğu renkli büyüleri gösterdi.
"Burası insan mezarlığının aksine önemli soy kanları taşıyan Bir mezarlı. Birçok soy savaşta, hastalıkta, ölümde ve doğarken vefat ettiler Prensesim. Öldükten sonra bile topraklarına bıraktıkları sınırsız enerji onların aurasını saklamaya devam eder ve bu döngü sonsuza kadar devam eder. Yeşil renk iyi duyguyu, mavi renk karamsarlığı, sarı renkse acı duygusunun belirtisidir ve bu soydaşlarımızın nasıl öldüğünü ne duygu yaşadıklarını gösterir."
Çoğunun yeşil olması içimde tarifsiz bir huzuru ateşlemeye yetmişti. Ölürken acı çekmemiş olmaları beni daha nasıl mutlu edebilirdi bilmiyorum.
Peki ya gün geçtikçe sınırları olmayan bu güçlerime daha neler eklenecekti?
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 627 Okunma |
62 Oy |
0 Takip |
46 Bölümlü Kitap |