
Balon eteğini kaldırıp hızla önümde tatlı bir saygıda bulunduğunda ondan bana geçen güzel Aura ile kocaman gülümsedim.
"Sizde benim aileme hoşgeldiniz Sevgili küçük Soydaşım."
Gözlerimi kısıp yüzüne gülerek bakmaya devam ettiğimde üstündeki şaşkınlığı hızla atarak biranda girdiği çocukluktan çıkarak dizlerinin üzerine çöktü.
"Ben ateş krallığı Soydaşlığından olan Aishe Branda. Bir ömür boyu ailenize katılıp size hizmet etmekten memnuniyet duyacağım Prensesim. Ayrıca Ateş mühürüm haricinde Hayvanlarla konuşabilme onlara Emir verme yeteneğim mevcut."
O bir çocuk soydaştı ve aile seçebilecek bir yaşa gelmişti. Önünde uzun Bir yolu olmasına rağmen beni seçmesi gururumu okşamıştı. Çocuk olması yeteneklerinin kesinlikle göz ardı edilmemesi gerektiğini bana gösteriyordu. Soydaş eğitimleri oldukça zordu ve o henüz taze yaşına rağmen kabul görmeyi başarmıştı. Ayrıca sevgili ailesi Ülkeden ayrılmasına, üstüne üstün benimle olmasına izin vermişti.
Dizlerimin üzerine çökerek elimde oluşturduğum Mührümü bileğine nazik ve kibar bir şekilde gönderdiğimde, bir çocuğun ne kadar sadakatli olabileceğini test etmeye başladım. Mührü bileğine damgalandığında gözlerini kocaman açarak ellerinde kontrolsüz bir şekilde istemsizce oluşturduğu alevler kuşlar gibi uçarak gökyüzüne karıştığında ellerinde yanmaya devam eden büyüleri ile boynuma sarıldığında gülerek buna karşılık verdim. Çok fazla heyecanlanmıştı ve bunu şuanda kontrol edemiyordu. O harika tatlı küçük bir kız çocuğuydu.
"Tanrım, bu kadar güçlü olduğunuzu bilmiyordum doğrusu.En kontrollü büyüleri olan küçük soydaşı mührünüzün gücü kontrol altına aldı."
Vezirin sözleri ile bu küçük Soydaşı kendimden uzaklaştırıp vezirime gönderdim.
Şehrin içinde ilerlemeye devam ederken bir anda kendimi yalnız bir ormanda buldum. Etrafımdaki herkes kaybolduğunda, yer değişikliği yapan bir soydaşı İlk defa gözlerimle görmüştüm. Zamana mı beynime mi girmişti?
Düşüncelerime tepki vermediğini anladığımda zamana karşı güçleri olduğunu fark ettim. İstisnalar göründüğü gibi vardı. Bazı soydaşlara sadece element kontrolleri verilmiyordu. Daha kademeli ailelerde bulunan vampirlerin özel yetenekleri de olabiliyordu. Tıpkı Prens ve prensesler gibi.
"Zamana hükmetme yeteneği olan Bir vampiri gözlerimle ilk defa görüyorum. Ayrıca beni Kendinize Velihat seçmeniz gururumu okşadı Sevgili soydaş."
Çok derinlerden boğuk bir ses kulaklarıma geldi.
"Şehrin başından beri ailene aldığın soydaşların Sadece elementel ve basit güçleri vardı majesteleri. Sen henüz bizim için uğraşmadın. Madem herkesle eşit olarak test edilmek istedin, o halde bana kendini kanıtla. Zaman algımdan kurtul , beni etkile ve gücümü kırarak beni etkin altına al."
Pekala kusursuz ve boğuk sesinden az çok anladığım kadarıyla karşımda bir erkek vardı ve bana kolay kolay boyun eğmeyecek gibiydi. Öncelikle burada ilerleyen zaman dilimini öğrenmem ve bu algının kristallerine erişmem gerekiyordu. Sıcak bir ormanda olduğumuzu göz önüne alırsak karşımdaki vampir bir Ateş soydaşıydı. Yavaşça ilerlediğimde yerdeki kuru yaprakların hiç hareket etmediğini fark ettim. Dudaklarımı kemirip yürümeye devam ettiğimde bu defa etrafımda olan hiçbir şeyin hareket etmediğini fark ettim. Bir boşlukta yürüyorum gibi düşünsem de tıpkı tapınakta olduğum zamanki gibi bir tuzağın içindeydim. O ses aşağılayıcı bir tonda gülüp konuşmaya başladı.
"Bence pes etmelisin Melenda. Bu zaman akımından asla çıkamayacaksın. En kötüsü de seni kendime prenses seçmiş olmam. Bu kadar da güçsüz olabileceğin aklımın ucundan bile geçmiyordu doğrusu. Sanmıştım ki, 3. Soy ağacında bulunan Velihat güçlüdür."
Ben hareket ettiğimde kıbırdamayan tüm yapraklar bu soydaş konuştuğunda olduğu tarafa doğru uçtuğunda zaferle gülümsedim ve elimde oluşturduğum su çizgisini hızla zaman halkası olarak tahmin ettiğim yere fırlattığımda büyük bir kırılma sesiyle yere düşen cam parçalarını ardından ağaçların tepesinden hızla düşen maskeli çocuğu gördüm. Gözlerim kocaman açılırken hızla ondan tarafa koşup yere düşmesine izin vermeden hava büyüsü ile tutup hızını düşürdüm.
Su vücuduna isabet ettiği için istemeden de olsa ona zarar vermiştim. Ateşi bedeninden sönmüş bu da onu derinden yaralamıştı. Gözlerim dolu dolu olurken yaptığım aptallığı fark ederek hızla ateşimi yakarak kalbine yanaştırdım ve bedenindeki acıların hızla çekilmesini sağladım. Açılan gözleri gözlerimle buluştuğunda yanağını yavaşça okşadım ve gözlerimden düşen yaşları silerek konuştum.
"Size istemeden zarar verdim. Lütfen beni cezalandırın Soydaş, çok fazla ileriye gittim ve sonunu düşünmeden bilinçsiz bir şekilde hareket ettim. Özür dilerim."
Kendine gelen ve daha iyi olan Soydaş kocaman bir gülümseme ile yüzüme bakıyordu.
"Tanrı aşkına Prenses! Sen ne saçmalıyorsun! Yüzyıllardır bu kadar eğlendiğim bir zaman olmamıştı. Beni derhal ailene al! Beni kovsan bile yanından asla ayrılmayacağıma dair bağlılık yemini ediyorum Prensesim. Ben Ateş krallığı Soydaşlığından olan Dimitri Elanyas Seni ve ailemi daima koruyacağıma dair söz veriyorum! Ayrıca Ateş mühürüm haricinde zaman algısı ile oynayabildiğim güçlü bir yeteneğim de mevcut."
Gözlerim sevinçle parlarken elimde oluşturduğum Mührümü bileğine mühürlendiğinde trans halinde olan vücudu hızla toparlandı ve ayağı kalkıp elini bana uzattı. Yavaşça kalktığımda tekrar resmiyet için dizlerinin üzerine çöktü.
"Yerlerini söylemem yasak ancak bu oyunun biran önce bitmesini sağlayıp size dair olan gerçekleri öğrenebilir miyim Prensesim?"
Dudaklarımdan bir kıkırdama koptuğunda o mührümün sembolünün ve biraz önce Ates prensesinin suyu ve havayı nasıl kontrol ettiği gerçeğini öğrenmek istiyordu. Yavaşça yerden kalkmasını sağladığımda eliyle hızlı bir şekilde zaman akışını bozdu ve benimle birlikte aile üyelerimin yanında yer aldı.
"1 Saniye içinde nereye kaybolup geld-?!"
Cyrusun sözlerini kesen hemen yanında yer alan yeni aile üyem olmuştu.
"Tanrı aşkına sen kac dakikadır yoksun?"
Gözlerim Dimitri ile buluştuğunda Birbirimize gülümsedik. Sahiden onlara sadece 1 Saniye gelen bu zaman dilimi beni orada kaç dakika tutmuş olabilirdi?
Saraydan içeriye girdiğimizde etraftaki ölüm sessizliği tüylerimi ürpertmişti. Neden bu kadar sessizdi burası? Katta herhangi bir koruma da yoktu peki neden vezirler dahi kalan kısım bunu yadırgamıyordu? Gözlerimi etrafta kuşku ile gezdirdiğimde gözlerimin önünden geçen saniyelik hareketlilik ile etrafa vampir gözlerimle bakmaya başladım. Burda biri vardı. Saniyeler içinde üstüme doğru koşan kişiyi hızla durdurup, bana darbe vereceği yerdeki elini tutup hızla ters çevirdim. Sıradaki bir suikastçi Vampirdi ve onun nadir gücü görünmez olmaktı. Onu ellerimle durdururken sol yanımdan üzerime doğru gelen başka bir hareketlilik ile görünmezliği bozulan bu çocuğu hızla kaldırıp üzerime doğru gelen diğer soydaşa gönderdim. Sarayın sert kolonlarından birine çarptığında diğer çocuğun da görünmezliği hızla bozuldu ve birbirilerine şaşkınca baktılar.
"Pekala bu son oyundu prensesim. Bütün bunları nasıl fark edip her bir soydaşta bu kadar başarılı olabildiniz? Daha önce böylesi bir bağ imkansızdı."
Kafamı olumsuz anlamda salladım.
"Şehrin girişinde karşılaştığım diğer 2 kişiyi hala bulamadım. 2 eksiğim var Vezir. Üzülerek oyunu devam ettiriyorum."
Konuşmayı sonlandırıp hızla yerde oturmuş toparlanmayı bekleyen iki çocuğa yöneldim.
"Sert davrandığım için üzgünüm. Lütfen kalkmanıza yardım etmeme izin verin."
Her ikisi de hızla elimi tutup toparlandı ve hızla dizlerinin üzerine çökerek konuşmaya başladı. Ayrı yumurta olsalar da ikiz olduklarını aynı anda yaptıkları saniyelik hareketlerinden anlayabiliyordum. Ancak yüz ve boy olarak hiçbir bağları yoktu.
"Ben ateş krallığı Soydaşlığından Sergio Benjamin. Ailenize kabul edilmekten büyük bir onur duyarım, sizi ve ailemi sonsuza kadar koruyacağıma Söz veriyorum Prensesim. Ayrıca yeteneklerim arasında görünmezlik ve çeviklik saldırıları mevcut."
"Ben ateş krallığı Soydaşlığından Evan Benjamin. Ailenize kabul edilmekten büyük bir onur duyarım, sizi ve ailemi sonsuza kadar koruyacağıma Söz veriyorum Prensesim, tıpkı ikiz kardeşim gibi yeteneklerimin arasında görünmezlik ve çeviklik saldırıları mevcut."
Kabulüm karşılığında elimde oluşturduğum Mührümü hızla ikizlere yönelttiğimde damgalanan mühür ile gözlerimin içine baka kaldılar. Onlara vereceğim cevapları sonraya saklayarak yürümeye başladığımda giderek kalabalık olan aile üyeleriminin içine dahil oldular. Bu muazzam güç beni fazlasıyla tetikliyordu. Tanrım o kadar güçlü hissediyordum ki, bunu bozabilecek hiç kimseyi tanımıyordum!
Sonuna kadar Açılan büyük kapıdan içeriye girdiğimizde içgüdüsel olarak kralı es geçtim ve gözlerimi tahta oturan genç kıza yönelttim. Bakışlarımı ondan çekemezken, vezirimin sesiyle hızla kendime geldim ve Bizi karşılayan Krala selamlarımı sundum.
Yavaşça geri çekildiğimde memnuniyetle yüzüme baka kaldı.
"Daha önce krallığımdan aynı zamanda bu kadar soydaş götürebilen bir velihat asla olmamıştı. Sen gerçekten çok akıllı ve önü fazlasıyla açık bir prensessin Melenda."
Göz ucuyla tahta oturan ve büyük ihtimalle kralın velihat prenseslerinden olduğunu düşündüğüm kızla bir kez daha göz göze geldik.
"Sevgili Prensesim Mayra ile çok ilgilendiğinizi gördüm Prenses. Umarım Bir sorun yoktur?"
Sorgulayıcı bu soru ile kafamı hızla olumsuz anlamda salladım. Bir prensesin nasıl olur da soydaş olduğunu düşünmüş olabilirim? Tanrı aşkına bu bakışların çatıda kaybolan kıza ait olduğuna yemin edebilirdim! Verdikleri hissiyatı ve aura aynıydı!
Peki ya o gerçekten bir Prenses miydi yoksa son oyun aslında bitmemiş miydi? Göz ucuyla kalan son çocuk için de etrafta bakmaya başlamıştım ki, etrafa konsantre olamadığımı fark ettim. Sanki odada bulunan bir şey, algımı bozuyor gibiydi.
"Prenses yorgun olduğunuzu var sayarak dinlenmeniz için size odanızı göstermelerini isteyeceğim. Yarın sabah da kahvaltıdan sonra sizi okulunuza göndermek için uğurlayabiliriz."
Krala teşekkür edip yürümeye başlamıştım ancak daha birkaç adımda hızla durup arkamı döndüm.
"Majesteleri çok özür dileyerek sormak isterim ki, tahtınızda oturan kişi gerçekten Velihat prensesiniz mi?"
"Bundan bir şüphen mi var Melenda? Neyi ima etmek istiyorsunuz?"
"Demek istediğim şu ki, şehrin girişinde 2 ayrı koku aldım ve bu kokuların sahiplerini göremeden hızlıca kayboldular. Ancak onları hissettim ve şuanda hissettiğim kişilerden birinin Prenses olduğuna çok eminim ve onun soydaşım olup olmadığını kontrol etmek istiyorum."
"Huzurumda Kızıma karışı yaptığın suçun, asılsız olduğu kanıtlandığı an, bir velihat Prensese hakaret etmenin ağır karşılığı olacağını biliyorsun değil mi Melenda?"
Kafamı hızlı hızlı salladım.
"Bunun karşılığında saygısızlığım karşılığını istediğiniz her şeyle ödemeye hazırım."
"Pekala, o halde bana ve kızıma yapmış olduğun saygısızlığın karşılığı ülkemden almış olduğun tüm soydaşlarımı bırakman olacağını belirtiyorum."
"Üzgünüm majesteleri ancak, Soydaşlarınız artık sonsuza dek benim ve gelecekteki krallığımın aile üyeleridir. Ülkemin gelecekteki Prensesi olarak ailem dahil hiç kimsenin pazarlığını yapmayacağımı belirtmek isterim. Kaldı ki, lütfen bunu saygısızlık olarak algılamayın ancak, ortada yaptığım Bir hata varsa bu benden çıkarılmalı ailemden değil. Bugün benimle iseler beni seçtikleri içindir. Tıpkı diğer soydaşlar gibi onlar artık benim kontrolüm ve sorumluluğum altında. Sizden isteklerinizi bir kez daha yenilemenizi ve lütfen cezai hükmünüzü yalnızca benim aleyhime olacak şekilde değiştirmenizi istiyorum."
"Hakkında duyduğum şeylerin gerçekliği beni şaşırıyor Melenda. Gerçekten dışlanmış bir prensese göre, asla ve asla geri planda durmaktan kaçınmıyorsun. Bir krala meydan okumayı dahi göze alabiliyorsun. Ailene sadece birkaç saat önce katılmış kişilere nasıl gönülden bir bağ kurabilir onları kendinden önce tutabilirsin?"
Gözlerimi hızla kıstım.
"Üzgünüm majesteleri ancak, öncelikle ülkemde olan sorunlara karışmamanızı rica edeceğim. Daha sonra ise, Burada soydaşlarım için bulunuyorum ve onları tamamıyla almadan ülkenizden ayrılmaya niyetim yok. Beni buraya çağıran sizdiniz ve izninizle bana tanıdığınız hakları tamamıyla kullanıp bitirmek istiyorum. Son olarak belirtmek istiyorum ki, Ailem saatler önce bana zaten kendini kanıtladı. Şimdi de sıranın bana geldiğini düşünüyorum."
Onayını dahi almadan, daha fazla Bir sohbetin içerisinde bulunmamak adına, veziri ve kral dahi herkesi hızla geçip tahtında kendini asla bozmayan prensese yürüdüm. Keskin çiçeksi kokusu burnumdan içeriye daha derin gittiğinde onun gerçekten de ailemden biri olduğuna artık emindim. Yanına yaklaşıp dibinde durduğumda yine aynı keskin gözlerini gözlerimden ayırmadı ve meydan okumaya devam etti.
"Hissettiğin o kızın ben olduğunu kanıtlarsan, buradaki bütün yaptığın saygısızlık unutulacak prenses, ancak kanıtlayamasan, itibarın ve gücünü yerle bir ederim."
Dudakları yukarıya doğru kıvrılan bu prensese baktığımda salona ilk girişim aklıma geldi. Burda ters giden bir şeyler vardı. Biri eminim ki ben de dahil olmak üzere herkesin algısı ile oynuyordu. Peki ya odada yabancı hiç kimse yokken, bunu yapan kimdi? Odaya daha dikkatlice bakmam gerekiyordu. Burda ters giden bir şeyler olduğuna çok emindim. Zırhlı korumalar, saray çalışanları dahil herkesi detaylıca incelememe rağmen beni asla anormal bir durum karşılamamıştı. Gözlerim yukarıdaki mumlu büyük avizenin yerdeki gölgesine kilitlenip kaldığında avizedeki kuşla hızla ateş büyümü kullanıp kafese hapsolmuş bu kuşu kendime doğru çektim.
Bütün salon şaşkınlıkla yaptığımı izlerken sakinliğini koruyan bu prensese baktım.
"Sanırım evcil hayvanınız yanlış yerlerde uçuyor."
Kafesin yok olmasını sağlayıp elimde tuttuğum karganın zihin algısınını bozduğumda o elimde, tahtaki prenses olduğu yerden çırpınıp hızla dizlerinin üzerine çöktü. Yapmış olduğum şeye hızla son verdiğimde elimdeki karga da insani boyutlarına ulaştı ve o da dizlerinin üzerine çöktü.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 627 Okunma |
62 Oy |
0 Takip |
46 Bölümlü Kitap |