28. Bölüm

V.M. 28. Bölüm

Lotus Çiçeği
sayonaraa

"Çok fazla kalabalığız kütüphanede bununla ilgili bir şeyler bulabileceğimizi umuyorum. Lütfen Soydaşlarınızla tanışma ve kabulünüz bittiyse, şuanda derste olan türlerin olmayışından yararlanarak hızlı Bir arayışa girelim olur mu?"

Vezirim için Uygun mu diye kontrol ettiğimde hızla onay vermesi ile bende Vasilise onay verdim. Ailemin gücü bütün damarlarımdaki saf kanı titretiyordu.

"Abinizden bir mektup geliyor Prensesim."

Kafamı hızla onayladığımda önüme düşen kırmızı ateşin içinde yazanları okumaya başladım.

"Vezirinden aldığım son bilgiler beni çok memnun etti. Bu kadar kısa bir süre içerisinde aileni 57 kişiyle tamamlaman çok gurur verici. 2. Yeteneklileri duymanla birlikte, bir iblis prensesi ve soydaşlarını da saflarına dahil etmen diğerlerinin dikkatini çekecektir. Bu yüzden senden çok dikkatli olmanı ve rakiplerine de bir o kadar konsantre olmanı istiyorum. Güçlerinin rahametine kapılıp onları küçümseme Küçük Ateşim. Aile üyelerimin hepsi mührün için bilgi toplamaya çoktan başladı. En kısa zamanda aktif ettiğin 5. Elementi kontrol altına almanı sağlayacağız. Kendine dikkat et küçük Ateşim. Sevgilerimle Abin."

Ateş mektubu hızla ellerimden kaybolup gittiğinde devam etmek için tekrardan yürümeye başladık. Büyük kapıları olan devasa bir yere geldiğimizde Vasilis hızla kapıların açılması sağladı ve içeriye girdik. Diğerleri gibi ağzım açık bakarken Vasilis konuştu.

"Burası Grandon kraliyet Akademisi kütüphanesi. Aradığımız bir şeyi burada bulmamamız imkansız. Elementlerle ilgili ne bulursanız hızla okuyun ve durumla ilgili anormal bir şeyle karşılaşırsanız rapor verin."

Saatler geçmesine rağmen hiç kimseden bir ses çıkmıyordu ve elimdeki ateş büyüsü kitabını yavaşça yandaki kitapların üzerine bırakarak yeni bir tanesini elime aldım.

"Prensesim saatlerdir oturuyorsunuz. İsterseniz gidip dinlenin biz araştırmaya devam edelim."

Kafamı olumsuz anlamda sallayarak konuştum.

"Aslında yarın devam etsek iyi olacak. Binlerce kitap içinde kaybolduk. Sanırım durumumu anlatacak bir şey burada yok."

İki vezir birbirine baktığında gülümseyerek yüzlerine baktım.

"Umutsuzluğa kapılmayın. En kısa sürede bunu da halledeceğimize inanıyorum. Ayrıca yoldan gelmiş soydaşlarımızı bu kadar yormaya hakkımız olduğunu düşünmüyorum."

"Ama prensesim -"

"Herkese dinlenmek için çekilmelerini söyleyin lütfen. Ve siz ikiniz de gidip biraz dinlenin."

"Sizi burada bırakamayız prensesim."

"Rica etmedim, diğerleriyle birlikte gidin ve odalarınıza çekilip dinlenin."

Elimde bulunan kitabı sallayarak konuştum.

"Bu son kitap, bitirip bende odama çekileceğim."

Çocuklar sitem ede ede ayağı kalkıp diğerlerine doğru ilerlediğinde arkasını dönüp yüzüme bakan adama gülümsedim ve kafamı elimdeki kitaba eğdim.

Elementlerin doğuşu adlı bir kitaptı. Bunun gibi yüz tane okuduğumu var saysam da hiçbirini atlamamam gerekiyordu.

Tarih öncesi çağlarda oluşan 4 büyük elementin varlığı biliniyordu. Yüzyıllarca bu kabul edilmişti ancak ilk vampirlerden ve atamız olarak kabul ettiğimiz Smaty Virxh bu konuda eski nişanelerden birinde 4 büyük elementin kontrolünü sağlayan 5. Bir elementin de var olduğunu bu elementin adına Esir denildiğini söylemişti. Esir elementi sayesinde bu büyüye sahip olan kişinin birçok farklı yeteneği aynı anda kullanabileceği doğasından gelen gücü kontrol altına aldığı sürece belkide imkansız görünen birçok şeyi başarabileceğini iddia etmişti. Ancak bu büyü kanıtlanmış Bir velihat veya soydaşta görülmediği için, tarihler boyunca efsaneler olarak kalmıştı.

Sayfayı hızla çevirdiğimde 4 ayrı büyünün içinde oluşan bulanık başka büyüklerin varlığını fark etmiştim. Tam olarak benim şuanda yaptığım yetenekleri ve değişen büyü rengimi göstermese bile, sanki ona benzetilmeye çalışmış bir şekilde duruyordu

Bakışlarım yazılarda takılı kaldığında gözlerimi kıstım. Peki bu adam bunca şeyi yazarken bu teoriyi ortaya neye dayanarak atmıştı? Madem hiçbir kanıtı yoktu, neden Esir adında bir büyünün varlığından yüzyıllar önce bahsetmişti ki? Elimdeki kitabı kapatarak kitapla birlikte hızla ayağı kalktım ve kütüphaneden çıkarak yürümeye başladım.

Elimde oluşturduğum mührü hızla vezirime gönderdim.

"Sevgili vezirim seni rahatsız etmiyorsam, yanıma gelebilir misin?'

Odamın kapısına geldiğimde yüzüme bakan Vezirim ile gözlerim buluştu.

"Tanrım, Bu kadar ecele etmene gerek yoktu!"

Kapıdan içeriye hızla girdiğimizde yanıma oturmasını sağladım ve elimdeki kitabı ona uzattım.

"Vezirim şu kitabın ilk sayfasına ve devamında büyüleri kontrol edebilen çizgilere bakabilir misin?"

Vezirim de tıpkı benim gibi değişen yüz hatları ile önce yazıları okuyup daha sonraki sayfalarda ki çizimlere baktı ve kafasını kaldırıp şaşkınlıkla konuştu.

"Bulduğumuz hiçbir yazı ve görseller bu kitaptaki kadar durumunuza yakın değildi Prensesim. Ayrıca Esir adında bir elementin varlığını daha önce asla duymadım. Böyle bir şeyin varlığını konuşan birilerine de denk gelemedim."

"Bu adam hala yaşıyorsa ona ulaşabilir miyiz Vezirim? Sanırım yüz yüze konuşmamız gereken bazı noktalar var."

Kafasıyla hızla onayladı.

"Emekli olan bazı eğitimci Vampirler olduğunu biliyorum Prensesim. Uzak yerlerde kendilerine yanında bulundurdukları küçük aileleriyle bir yaşam kuruyorlar ya da yeni krallıklar kuran Velihatların akıl hocaları olabiliyorlar. Smaty Virxh nerde olduğunu ve ne şartlar altında yaşadığını öğrenip iletişime geçeceğim prensesim."

"Teşekkür ederim, bütün bunlardan abiminde haberdar eder misin Vezirim?"

"Derhal Efendim."

Kitabı alıp uzaklaştığında gözlerimi hafifçe kısıp elimde oluşturduğum alev büyüsüne ve içindeki parlak siyahlığa baktım. Esir adında bir element sahiden olabilir miydi? Büyülerimin içine gizlenmiş bu gizemli elementin adı sahiden Esir miydi? Ayrıca yeteneklerimin çoğu bu elemente mi dayanıyordu?

Büyüyü yavaşça Yok ederek yanımda bulunan telefonu aldım. Çevrimiçi gördüğüm çocuğa yazmaya başlamıştım ki, onu rahatsız edebileceğim düşüncesi ile kelimeleri hızla sildim.

Telefonu kapatacağım sırada gelen mesajla ekrana şaşkınca baktım.

"Tam da size ne yazsam diye düşünüyordum Prensesim. Yoksa siz de mi yazıp beni rahatsız etmek istemediğiniz için sildiniz?"

Alt dudaklarımı dişlemeye başladım ve gülerek karşılık verdim.

"Sahiden de Soydaş, tek yeteneğinizin Alev soydaşı olduğuna artık inanmamı beklemiyorsunuz değil mi?"

Saniyeler içinde bol gülücüklü bir mesaj geldi.

"Hissiyattım fazlasıyla kuvvetlidir. Dinlemeye geçtiniz mi?"

"Şuanda odamdayım."

"Bu Harika. O halde sizi rahatsız etmeden gideyim."

"Beni rahatsız etmiyorsun Vasilis. Ayrıca, sana galiba bir şeyler bulduğumuzu haber vermek için yazmıştım."

"Sahiden mi! Bu harika Melenda!"

"Yani çok fazla Emin değilim ama ilk vampirlerden olup bilgiler yazan bir eğitmenin sözlerine yer veren bir kitap buldum."

"Bekle müsait misin? Yanına gelebilir miyim?"

"Tabikide. Bekliyorum."

Kafamı telefondan kaldırıp hızla etrafıma bakmıştım. Odanın dağınık olmasını istemiyordum. Anında kapı çalmaya başladığında gülümsedim. Sanırım o gerçekten fazlasıyla hızlıydı.

Ayağı kalkıp kapıyı açtığımda yüzüme bakan çocuğu içeriye davet ettim. Koltuklarımdan birine ilerleyip oturduğunda yanına ilerleyip aramızda biraz mesafe bırakarak oturdum.

"Şimdi her şeyi baştan anlat Melenda."

"Elimdeki o son kitaptabın giriş yazısını okudum. Tarihler öncesi bulunan Smaty Virxh adında bir vampiri yazdığı yazıları konu almıştı. Bu adam 4 büyük elementin dışında Esir adında 5. Bir elementin daha olduğunu ve bu elementi kullanan insanların farklı yeteneklere hiç zorlamadan erişebildiğini anlatmış. Tam olarak benimkine benzemese de ayrı ayrı 4 elementin içinde yer verilen birkaç tane de resim çizilmişti kitaba. Ancak hiçbir kanıtı olmadığı için bu konunun üstüne asla düşülmemiş."

"Peki ya bu adam bunca bilgiyi nerden elde etmiş olabilir Prensesim?"

Omuzumu silkip dudaklarımı büzdüm.

"Yani bu bir muama. Daha fazla Bir cevap alamadığımız için bu adama ulaşmamız gerekiyor."

"Ve Cyrus da bu adamı araştırmaya gitti öyle değil mi?"

Kafamla hızlı hızlı onayladığımda derin bir iç çekti.

"Bu defa yalnız bir yolculuğa çıkmanıza izin vermeyeceğim Prenses. Bilginiz olsun."

"Ancak, 2 gün sonra Risk oyunları başlıyor Soydaş. Asla gelmenize izin veremem. Zaten yeterince benimle ilgilendiniz, daha fazlasına izin vermeyeceğim. Sorumluluğu olduğunuz bir prensi bu kadar ihmal etmemelisiniz."

Eli hızla ensesine gittiğinde ağzım şaşkınlıkla aralandı.

"Bunun için bir azar yediniz birde değil mi?"

Bakışlarını hızla kaçırdığında sinirle soludum.

"Prensinizi ihmal edemezsin Vasilis! Bu hem yasak hemde yanlış! Tanrım bu bencilliği nasıl yapabildim? Benim yüzümden birde azar işitme-"

Elleri hızla dudaklarımı bulduğunda gözlerim gözlerini buldu. Buz gibi teninin tenime olan teması bambaşkaydı ve kendimi durduramadığım için gözlerimin kesinlikle renk değiştirdiğine emindim.

"Sakinleş Melenda. Bunun için kendini neden ısrarla suçluyorsun?"

Kafamı olumsuz anlamda sallarken gözlerimin içine içine bakan adam yavaşça ellerini dudaklarımdan çekti.

"Gözlerin sinirden mi renk değiştiriyor yoksa?"

'Seni kendi için yetersiz buluyor Prensesim.'

Aniden aklıma düşen bu sözler ile ona kalbimin en derinlerinden gelen bir istekle karşılık verme gereği duydum. Dudaklarım dudaklarıyla hızla temas ettiğinde herhangi bir karşılık alamadığım ve yaptığım şeyin aptallığı ile hızla kendimi geri çektim. Şaşkınlıkla gözlerimin içine bakarken kızaran yanaklarımla olduğum yerde kalakaldım. Tanrım!

Tanrım buraya gerçekten gömülmek istiyorum!

Ben ne kadar da aptal biriyim böyle!

Lanet olsun biraz önce ben ne yaptım!

Lânet olsun lânet olsun!

"Sanırı- Sanırım gitsem iyi olacak."

Hızla yerinden kalktığında bende refleks olarak yerimden kalktım. Yürümeye başladığında bende yerin dibine girmek için kendime yerler arıyordum.

Tanrı aşkına Vezirim ne yaptın sen! Sonsuza kadar beni utanacağım bir şeyin içine sokt-

"Sikerler! Başlarım Lanet Kurallarına!"

Arkasını dönen çocuk hızla vampir hızını kullanıp beni belimden kavradığı gibi kendine çekti ve dudaklarıma yapıştığında bu defa şaşırıp kalan taraf ben olmuştum ve dudaklarını öpmem için beni zorlayan o olmuştu. Ayrılmak için hazırlandığı sırada buna asla izin vermeden ellerimi yüzüne koyup hızla karşılık verdim ve bu günahkar çocuğun davetine en ateşli karşılığı vermeye çalıştım.

Vasilis:

İçimde ona karşı oluşan ve giderek derinlere işleyen o duyguyu geri planda tutmakta artık zorlanıyordum. Ondan ne kadar geri duyurmaya çalışsam da kendimi her zaman onun yanında bir şekilde buluyordum. Baktığım her yerde konuştuğum her cümlede ondan bahseder olmuştum ve bunu fark eden çevremden kendimi bir süre arka planda tutmaya odaklanmıştım. Hakkında bildiğim gerçeklerle onu tehlikeye atmadığımdan emin olmak zorundaydım. Sanyanın kıskançlığı her gün giderek bir öncekinden fazla oluyordu ve sahip olduğu Velihattım ona yetmiyordu. Abimin söyledikleri kesinlikle haklıydı. O bizi kontrol etmek isteyen zehirli bir sarmaşıktı ve ben bunu çok geç fark ettiğim için Velihattımı ondan koruyamamıştım. Mevcut sahip oldukları ile kendini artık en yenilmez güçlü sanıyor olması içten içe kahkaha atmamı sağlıyordu. Soy ağaçları şöyle dursun, Yüzyıllardır ayakta duran krallıkların hiçbiri bile ne mevcut ailesiyle ne de krallıkları ile Melendanın karşısında durabilirdi. Onun güçleri ve güzelliği bambaşkaydı.

Derin bir iç çektiğim anda bakışlarını bir Saniye Bile üzerimden ayırmayan kız konuştu.

"Franbel krallığında olan olaylardan hepimiz geride tutulduk ancak nedense yine o aptal kız başrolde olmayı bir şekilde başardı. Sahi sende oraydaydın bize anlatman gereken bir şeyler olduğunu düşünmüyor musun?"

Maskenin altında tiksinerek baktığım ve bunu ondan asla da gizlemediğim kızın yüzüne baktım.

"Öncelikle sizi bir daha benim ve velihattımın yanında mevcut konumunuzda olan bir Prensese hakaret etmemeniz konusunda uyarmayacağım Prenses Sanya. Veziriniz bu konuda üstüne düşen görevleri yapmadığı için sizi uyarmak ne yazık ki hiç istemesem de bana düşüyor. Prensimin sayenizde bir kez daha ceza almasına izin vermeyeceğim."

"Vezir Vezir Vezir! Karşında kimin olduğunu unutmuş gibisin."

"Asıl siz karşınızda Kimin olduğunu ne yazık ki unutmuş gibisiniz. Size burada bunu anlatacak ve hatırlatacak kadar vaktim yok. Görevlerini unutmuş vezirinize durumu hatırlarsanız size yardım edebileceğine eminim."

Gözleri sinir ile koyulaşırken yine aramızda kalan Velihattım konuştu.

"Yanımda tartışma istemiyorum! Bıktım bu kavgalarınızdan! Ayrıca Sanya haklı, bu kız soydaş seçimlerine gittiğinden beri Krallıklarda olan sorunların ardı arkası kesilmiyor."

" Airthon krallığının öldü sanılan bir prensinin yaşıyor olduğuna bir şekilde dahil olduğu için mi bu kadar sinirlisiniz? Ya da Franbel krallığına giderken yolda mevcut ailesiyle saldırıya uğradığı için ve Prensesi ölü bulduğu için mi sorunlar oluyor sanıyorsunuz Prensim?"

"Ne ima ediyorsunuz Vezir?"

"İma ettiğim Bir şey söz konusu değil Prensim. Sadece bugün onun başına gelen herşey yarın soydaş seçimleri için başka bir krallığa gittiğinizde sizin de başınıza gelebilecek durumlar. Saldırıya uğradıkları an yetişmesem fazlasıyla büyük başka sorunlara uğraşıyor olurduk. Prenses Akademiden çıkan velihatlardan sorumlu olduğumu bildiği halde sizinle kalmam konusunda ısrarcı oldu. Ayrıca haberim olmamasına rağmen görevlendirilen soydaş da bendim. Bunu bile bile sarayda itiraz etmeden kalmam ne gibi büyük sorunlara yol açacaktı biliyor musunuz?"

"Ona karşı bu kadar ilgili olman sinirimi bozuyor. Sen benim vezirimsin ve ilgili alanların önceliklerin ne olursa olsun sadece ben ve ailem olmalı. Bunu unutma ve Eş adayımla iyi geçin Vasilis. Ona ne için yaklaşmanı istediğimi biliyorsun başka amaçlara kapılmaman ve hayal kurmaman senin iyiliğine olur dostum!"

Hızla kalkıp ailesiyle birlikte yürümeye başladığında yanımda duran prenses yüzüme aşağılayıcı bir tonda bakıyordu. Onun aptal kibrine kapılacağımı mı sanıyordu gerçekten?

"Yoksa Melendadan hoşlanıyor musun?"

Yüksek seste bir kahkaha atıp devam etti.

"O aptal olsa da Neticese bir Prenses. Yani senin duygularına karşılık vermediği sürece ona yaklaşman yasak. Ona herhangi bir açılma durumunda neler olacak biliyor musun? Koca bir hüsran. Ne kadar da Dramatik. İleride üzülme diye söylüyorum. Velihattının nişanlısı olduğum için artık beni benden haz almasan da bir ömür boyu görmek zorunda kalacaksın. Bu ne demek biliyor musun? Aptallık etmeden benimle olabildiğince iyi geçin demek."

Ailesiyle birlikte prensimin peşinden gitmeye başladığında sinirle cebimden çıkardığım sigaramı dudaklarımın arasına yerleştirip ellerimde oluşturduğum ateşle yanmasını sağladım. Sinir bozucu Lânet olası gerçekten de haklıydı. Yalnızca bir Velihat bir soydaşı seçebilirdi. Bizim kendi konumumuzda olanlar dışındakilere herhangi bir Duygu beslememiz kesinlikle yasaktı. Ağır cezaları olduğunu bilmek yine de bu günaha 1 kere olsa bile kendimi teşvik etmemi sağlıyordu. Melendadan ilk günden itibaren aldığım o tarfisiz his daha önce beni asla bu şekilde etkilememişti. Gözlerinde kaybolduğum gerçeğinden nefret ediyordum ve bu duyguların karşılığının olmaması en çok da beni üzüyordu sanırım.

Cebimden çıkardığım telefonda aktif olduğunu gördüğümde yazıp yazmamak arasında gidip geliyordum. Ona fazla yakın davranıp hakkında bildiğim o gerçek yüzünden kendisini rahatsız ettiğimi düşünmesini istemiy-

Yazıyor yazısı kalbimde büyük bir heyecan dalgası yaratırken, hızla kaybolan yazıyla gülümsedim ve ben hızla yazmaya başladım.

"Tam da size ne yazsam diye düşünüyordum Prensesim. Yoksa siz de mi yazıp beni rahatsız etmek istemediğiniz için sildiniz?"

Gülümsemem giderken genişlerken yeniden gördüğüm yazıyor yazısını beklemeye başladım.

"Sahiden de Soydaş, tek yeteneğinizin Alev soydaşı olduğuna artık inanmamı beklemiyorsunuz değil mi?"

Sesli gülmeye başladığımda hızla bunu durdurdum. Dikkat çekmek istemiyordum. Bu ortam içinde asla olmayan bir şeydi çünkü.Tepkimi ona hızla yansıtıp devam ettim.

"Hissiyattım fazlasıyla kuvvetlidir. Dinlemeye geçtiniz mi?"

"Şuanda odamdayım."

"Bu Harika. O halde sizi rahatsız etmeden gideyim."

"Beni rahatsız etmiyorsun Vasilis. Ayrıca, sana galiba bir şeyler bulduğumuzu haber vermek için yazmıştım."

"Sahiden mi! Bu harika Melenda!"

"Yani çok fazla Emin değilim ama ilk vampirlerden olup bilgiler yazan bir eğitmenin sözlerine yer veren bir kitap buldum."

"Bekle müsait misin? Yanına gelebilir miyim?"

Kendimden bağımsız yazdığım şeyle artık geri dönüşü olmadığını fark etmem uzun sürmemişti.

"Tabikide. Bekliyorum."

Hızla yerimden kalktığımda kendimi dairesinin önünde bulmak anlıma bastırmama sebep olmuştu. Derin bir nefes alıp kapıyı çaldım. Bu kadar aptal olamazdım! Sahiden!

Aniden yaşanan olayların beraberinde gözlerinde gördüğüm renk değişimi ve içimde ona olan temasımdan dolayı oluşan o hissiyattla yeniden aptal bir hata yapıp o soruyu sordum.

"Gözlerin sinirden mi renk değiştiriyor yoksa?"

Kocaman olmuş gözleri ile gözlerime bakarken ben daha ne olduğunu bile anlamamışken, dudakları dudaklarımı bulduğunda bütün dünya durmuş gibiydi. Kadifeden daha nazik o dudaklarının hissiyattı, asla yeryüzünde bulunmadığına emin olduğum o eşsiz tat ve tapılacak kadar içimde hissettiğim kokusuyla ben nefes dâhi alamazken saniyeler içinde, içinde olduğumuz o muazzam hissiyatı bozdu ve aramızdaki o şeyin bitmesine sebep oldu. Gözlerim renk değiştirmiş o kırmızının en koyu olan gözlerini bulduğunda kesinlikle ondan farksız olmadığıma emindim. Ancak, ancak böyle olmaması gerekiyordu. Prensesin seçtiği kişinin ben olmaması gerekiyordu!

Dilim tutulmuş onun utançtan kızaran yüzüyle başbaşa kaldığımda ne o konuştu ne de ben! Burada kalırsam hiç iyi şeyler olmayacağını fark ederek konuştum.

"Sanırı- Sanırım gitsem iyi olacak."

Ayağı hızla kalktığımda kalkan prensesle yürümeye başlamıştım ki, çıkacak gibi atan şey içimde bulunan kalbim miydi yoksa onun kalbi miydi? Ayaklarım kesinlikle adım atsa da sanki o kapıdan çıkıp gittiğimde en büyük hatalardan birini yapacakmışım gibi bütün bedenim alevler içinde yanmaya başladı. İlk defa gücümün içimde oluşu ve beni bu denli yakışını hissedebiliyordum. Derin bir nefes alıp hızla durdum. Kalbim mantığım kesinlikle gitmemem gerektiği konusunda beni uyarıyordu.

"Sikerler! Başlarım Lanet Kurallarına!"

Hızla ona doğru Adım atmak istesem de aramızda açtığım mesafeyi hızımla kapatıp ince kusursuz belini kavradığım gibi kendime çektiğim kadınının dudaklarına bu defa ben kuruldum. Tanrım.

Bu gerçek olamazdı.

Bu yumuşaklık, bu tat, bu koku kesinlikle gerçek olamazdı! Israrlarım karşısında karşılık vermeyeceğini anladığımda yavaşça kendimi geri çekmeye hazırlanıyordum ki, hızla ellerini yüzüme koyan kadın buna izin vermeden aramızdaki o mesafeyi daha da sıfıra indirdi. Sağ eli maskemin üzerinde iken ilk defa bundan nefret ettim ve elimi hızla yüzüme atıp o maskeden kurtularak oraya dokunmasını sağladım. Soluksuz Bir şekilde kaldığımda dudaklarından ayrılmak istesem de buna izin vermeyişiyle ciğerlerimin patlamasına izin vererek beni etkisine almasına izin verdim. O bir prensesti ve güçleri benim güçlerime nazaran çok daha fazlaydı. Yavaşça durumumu fark edip dudaklarını dudaklarımdan ayırdığında nefesimi hızla düzene sokmayı Zor da olsa başarabilmiştim. Hala kırmızı yanakları yerli yerinde duruyordu ve bu kadar utanması onun ilk öpücüğünü aldığımı bana kanıtlıyordu! Yani bu da demek oluyordu ki prens-

"Özür dilerim, ayrılmak istediğinde izin vermediğim için."

Yapma ama! Bunun için de kendini suçlamasın öyle değil mi! Lânet olsun lânet olsun!

"Burada özür dileyecek tek kişi ben olabilirim Prensesim. İzinsiz bir şekilde size yanaş-"

"Lütfen bana pişmanlık duyduğunu söyleme."

Gözleri hızla yere kaydığında yanlış anlaşılma olduğunu fark ederek çenesinden tutup hızla gözlerimizi buluşturdum.

"O gözlerinizi benden ayrırmayın prensesim. Yaptığım şeyden asla pişman değilim ve bunun getirdiği tüm sorumlulukları alacağım. Bunun suç olduğunu biliyorum."

Dudakları yukarıya doğru kıvrılırken şeytani bir gülümseme ile meydan okurcasına yüzüme bakmaya başladı. Ne olmuştu şimdi bu kadına böyle?

"Bunun geri dönüşü yok Soydaş! Gerçekten de cezanızın tüm sorumluluklarını kabul ediyor musunuz?"

Kaşlarım şaşkınlıkla havalanırken yüzüne baka kaldım.

Bölüm : 25.02.2025 11:51 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...