32. Bölüm

V.M. 32. Bölüm

Lotus Çiçeği
sayonaraa

"Hanna, bahsedilen tarih seni neden bu kadar şaşırtı?"

"Efendim şans mı bilmiyorum ancak, Prens Tan 1 haziran 1428 tarihinde kayboldu."

"Bebek prensin de o tarihte doğması sizi şaşırttı doğal olarak öyle ki."

"Evet Cyurs bu hiç mantıklı değil. Ayrıca geldiğimiz noktada o prens de kayıp durumda. Ya bir şeylerden şüphenilmemesi için-"

"Ancak sevgili soydaşım bu çok büyük bir idda. Öyle ki kaybolan İblis prensini hiç kimse hatırlamıyorken ve elimizde bir kanıt Yokken, nasıl olur da içeriye bu iddiamızı sunabiliriz?"

Derince yutkunan kız bir anda zayıflığını gösterdi ve zihninden geçenleri okumamı sağladı. Başından beri bunu benden gizlediğini fark etmem uzun sürmemişti. Zihninden geçirdiği isimle şaşkınlıktan ağzım aralandı.

"Neden zihninde Soydaş Vasilisi düşünüyorsun Hanna?"

Yaptığı hatayı fark ederek hızla bakışlarını kaçırdığında konuştum.

"Yüzüme bakıp sorumu cevaplar mısın Hanna? Soydaş Vasilisi neden düşünüyorsun?"

"Prensesim, lütfen beni yanlış anlamayın lütfen! Ben buna mantıklı hiçbir açıklama yapamam ancak, ancak!"

Yanına hızla ilerleyip yüzüme bakmasını sağladım.

"Lütfen yardımcı olabileceğim bir konu varsa, bana açık ol ki, sana yardım edebileyim Hanna."

Derin bir nefes alıp verdi ve gözlerini gözlerimden ayırmadan konuştu.

"Dün gece bahsettiğim o hissiyat vardı ya hani, nedensizce Tanı yeraltında hissetmem, Soydaş Vasilis dün gece odanıza girdiğinde yine aynı hissiyatı yaşadım ve yanılmadığıma çok eminim! İblisler kendi kanını hissettiklerinde asla yanılmazlar!"

Şaşkınlıkla dediklerini dinlerken, aileme yeni katılan 32 soydaş arasında İblis kanı taşıyan 27 tanesi hızla lafa girdi.

"Ancak biz, o hissiyatı dün bizde yaşadık fakat tamamen Hannadan kaynaklı olduğunu düşündük Efendim. Yeraltı şehrine gidip geldiği için bir iblis aurası yaydığını düşündük."

"Buna ihtimal vermek bile zor biliyorum ancak, Kalbimin sesini dinliyorum ve Vasilisin kesinlikle Tan olduğuna inanmak istiyorum."

"Ancak ondan hiçbir şekilde iblis hissiyatı alamıyorum Soydaşlarım, farkındaysanız tek bir yeteneği mevcut ve kesinlikle o bir Vampir."

Vezirim hızla devreye girdi.

"Prensesimiz haklı, ona karşı böyle bir hissiyat asla yaşamadık ayrıca biliyoruz ki, böyle bir şey olsa kesinlikle Vezir olamazdı. Ancak şuanda mevcut bir prensi var. İblis kanı taşısa prensi kesinlikle bunu bilirdi ve siz daha önceden onu hissedebilirdiniz."

"Sorun da bu ya, Tanı hiç kimse hatırlamıyor. Ben bile dün eşsiz bir hissiyat sayesinde bir anda hatırladım ve unutur gibi olduktan hemen sonra bunu engelledim."

Bakışlarım diğer iblis kanı taşıyan soydaşlarıma döndü.

"Sizler Tanı hatırlıyor musunuz? Birazcık bu konu hakkında düşünür müsünüz?"

Hanna hızla kafasını çevirip İblis kanı taşıyan soydaşlara baktı ve umutla beklemeye başladı.

Çocuklar birbirine bakıp biraz düşündükten sonra Naysi hızla işaret parmağını salladı.

"Bir saniye bir Saniye! Sarayda olan o kargaşayı ve çığlıkları hatırlıyorum! Hatta, Bütün İblis krallıkları saraya çağrılmıştı ortalık savaş alanı gibiydi ve herkes telaş içindeydi. Küçük Tan için cadılardan bile yardım istenmişti!"

"Hatta ülke genelinde 1 senden fazla yas ilan edilmişti."

"Evet prensesim, Hanna doğru söylüyor. Gerçekten de yüzyıllar önce kaybolan bir Prensimiz vardı!"

Vezirim ile bakışlarım buluştuğunda konuştum.

"Pekala, durum böyle ise öncelikle aranan kayıp Prensin evlatlık durumunu onaylamamız gerekiyor. Ancak Kral ve kraliçeye meydan okumamın sonucu kesinlikle karşılıksız kalmayacaktır. Ne olursa olsun yanımda olacak mısınız?"

"Bunu nasıl sorarsınız prensesim. Kesinlikle her daim!"

Vezirim ile bakışlarım buluştuğunda bana destek vererek konuştu.

"Güçlü ol ve bu karma karışık sırlarla dolu gerçeği öğrenmemizi sağla."

Yavaş adımlarla arkamı dönüp terastan çıktım ve konuşan krallara doğru yürümeye başladım.

"Acaba saygısızlığımı bağışlayarak size bir soru sormama izin verir misiniz?"

Bakışları bizi bulan krallarla benim bakışlarımın buluştuğu Franbel kralı konuşmaya başladı.

"Sana nasıl yardımcı olabiliriz Melenda?"

"Kayıp prens hakkında bilmemiz gereken bir sır var mı Majesteleri?"

Bakışları hızla kraliçesi ile buluştuğunda şüpheci bir şekilde bana tekrardan döndü.

"Nasıl bir sırdan bahsediyorsun sen Melenda? Açık konuşur musun?"

"Aslında tam olarak neyden bahsettiğimi anlamış olduğunuzu umuyorum. Çünkü ortada herhangi bir durum yoksa, neden bu kadar telaşa kapıldınız Kral ve Kraliçem?"

Honest kralı ve kraliçesi hızla ayağı kalkıp yüzümüze bakmaya başladılar.

"Siz burda bizim huzurumuzda Kral ve kraliçeyi ne ile suçluyorsunuz!"

"Tam olarak öğrenmeye çalıştığım şu ki, 1 Haziran 1428 de Kaybolan İblis Prensi Tan ve 1 Haziran 1428 de doğan Franbel Prensi Arithonun arasında bir bağ olup olmadığıdır!"

Sinirle ayağı fırlayan kraliçe sesini en yüksek tonda kullanıp konuşmaya başladı.

"Bizim oğlumuzun Kaybolan İblis Prensi ile hiçbir alakası yoktur!"

Gözlerim sinirden kıpkırmızı olan o gözlerle buluştuğunda sesimi en sakin tonda tutmaya özen göstererek konuştum.

"Oysaki, İblis krallığı ve yaşayan hiç kimse bu Prensi hatırlamıyor Kraliçem. Siz nasıl Tanın kaybolduğunu bilip bu olaylarla hiçbir alakanız olmadığına bu kadar eminsiniz?"

Krallar ve Kraliçeler hızla birbirine baktığında gözlerimi kıstım.

"Bir saniye yoksa Tandan hepiniz mi haberi var! Ya da yalnızca iki dünya arasında bir tek Sizin!"

Kral bana hızla Bir hamle yaptığında mührümü belirginleştirip kalkanımı açtım. Saray muhafızları hızla karşı atağa geçerken ailem yüzüme bakıyordu.

"Prensesim! Savaş alarmı haline geçtiler derhal gitmemiz gerekiyor!"

"Vasilis olmadan asla!"

"Prensesim ona sonra ulaşabiliriz! Şuanda tehlikeli bir durum içindeyiz ve krala karşı koyamayız."

Üzerimize gelen Kral ile hızla ışınlanma mührümü aktif ederek aklımdan geçen ilk yere gelmemizi sağladım.

"Mührünüz, Zemin üzerine kazındı prensesim."

"Bu şuanda hiç umrumda değil. Kesinlikle alarma geçtiler ve hiçbir krallığa bu durumu anlatmayacaklardır!"

"Burada kalırsak bizi soydaşlar eşliğinde bulmaları an meselesi. Mühürlerinin işlemediği bir yere gitmemiz gerekiyor!"

Bakışlarım Vezirimi bulduğunda öyle bir yerin olmadığını en az benim kadar o da iyi biliyordu ki, Hanna ve Diğer soydaşlarım konuştu.

"Yeraltı Şehri! Oraya gidelim prensesim. Bizim sayemizde oraya olan kapılarınız şuanda açık ve içeriye giriş çıkışlarınız kimsenin dikkatini çekmeyecektir. Buradan hiç kimse oraya sizin kadar rahat giremez."

Tam yanımızda bir portal açıldığında içinden çıkan muhafızlar bize doğru hamle yapmıştı ki mührümü birkez daha hızla kullanıp, yeraltı şehrine ışınlandım.

Başım döndüğünde geriye doğru hızla tökezledim ve Vezirimin desteği ile ayakta durdum.

"Çok fazla büyü gücü kullandınız Prensesim. Ayrıca, iblis krallığında maalesef ki bir vasfınız bulunmuyor."

Hanna hızla yanıma geldiğinde, yüzüme korkuyla bakıyordu.

"Prensesim böyle gelin lütfen."

Haberci Bir karga hızla tepemizde uçarak yanımıza geldiğinde Hanna ve diğerlerini doğruladı.

"Prenses Hanna ve Soydaşları Ailesiyle birlikte burada. Yasaklı Bir durum söz konusu değildir."

Karga tepemizden uçup hızla gittiğinde kalbimde hissettiğim sızı ile yavaşça elbisemin dekolteli kısmını açmıştım ki, Vezirim ve diğerleri yanıma yaklaştı.

"Bu, bu mühür de neyin nesi böyle!"

Kafamı eğip kalbimin üzerinde oluşan İblis mührüne baka kaldım.

"Tanrı aşkına yoksa! Yoksa gerçekten Vasilis Tan m-"

Yerde güçlü bir sarsıntı meydana geldiğinde çocuklar ayakta durmakta bir anda zorlandı.

"Aman Tanrım!"

"Kraliyette adının dahi anılmasını mı lanetlemişler!"

"Prensesim bu işte bir terslik var! Ben dün gece aileme majesteleri Tandan bahsederken hiçbir sorun yoktu!"

Herhangi bir etki olmadığında yavaşça ayağı kalkıp gözlerimi kısarak fısıldadım.

"Tan."

Yerde yeninden güçlü bir sarsıntı meydana geldiğinde, hepimiz şaşkınlıkla birbirimize bakıyorduk.

"Biri bana bunun ne olduğunu hemen söylesin!"

"Prensesim ya doğru kişi siz iseniz? Tanı benim çabalarıma rağmen kimse hatırlamazken, ya onu krallığa hatırlatacak kişi siz iseniz? Kralık toprakları sadece sizin dilinizde bu olaya tepki veriyor!"

"Burada gerçekten ne olduğunu bilmiyorum Prensesim ancak- şundan eminim ki, bu olayın kilit noktası kesinlikle sizsiniz!"

"Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum! Nasıl yardımcı olacağım? İblis krallının karşısına çıkamam çocuklar bu yasak biliyorsunuz!"

"Ama yapmak zorundasınız prensesim. Lütfen!"

"Çocuklar ceza almak umrumda bile değil biliyorsunuz! Zaten olması gereken her şey oldu! Mührümü artık biliyorlar ve bizi her yerde arıyorlar. İblis krallının karşısına çıkmam sadece sizi savunmasız bir tehlikeye atmam demek çünkü, burda güçleri-"

Elimi havaya kaldırıp ateşimi kullanamadığımı göstermek istemiştim ki, Mührüm 5 büyük elementin gücüyle hızla parladığında herkes şaşkınlıkla bana bakıyordu.

"Ancak, bu gücü burada nasıl kullanabilirsiniz Prensesim?"

"Ben, ben kesinlikle bilmiyorum çocuklar. Bunun olmaması gerekiyordu!"

"Mantıklı düşünerek Kralın huzuruna çıkalım olur mu! Sizi kesinlikle tehlikeye atmak istemeyiz!"

Hanna ve diğerleri bize bakarken kafamı olumsuz anlamda salladım.

"O tehlike her ne ise, kesinlikle burada değil çocuklar. Bizi krallığa götürün. Sanırım ortaya çıkarmak zorunda olduğumuz bir sır var!"

Yürümeye başlayan çocuklarla birlikte bizde yürümeye başladık. Görkemli bir şehrin içinden geçerken iblislerin meraklı ve sorgulayan bakışlarını üzerimizde görmek hepimizi birazcık rahatsız etmişti doğrusu.

Saray kapılarına geldiğimizde muhafızlar hızla durmamızı sağladı.

"Nereye girdiğinizi sanıyorsunuz siz!"

"Çok acil kralımızla görüşmem gerektiğini kendisine bildirir misiniz? Ben Soydaş ve Melez iblis olan Prenses Hanna Hadideg."

"Üzgünüm Prenses, yanınızda Asil bir Vampir kanı varken sizi kralın huzuruna çıkarmayız. Onları geride bırakın ve huzura kabul için bekleyin."

Yavaşça öne çıkarak İblis muhafızlara baktım.

"İblis Kral, kuralları çiğneyerek huzuruna kadar gelmiş olmamı anlayacak ve benimle görüşmeyi kabul edecektir. Lütfen kendisine geldiğimi haber veri-"

Sözlerimi kesen karanlığın içinde biranda beliren iblisler olmuştu. Muhafızlar hızla yolu açtığında yüzüme bakan İblisler şaşkınlık içindeydi.

"Yer altı şehrine bile gelmeniz fazlasıyla tehlikeli iken, birde kuralları çiğneyerek, buraya kadar gelmeniz Kralımızı şaşırttı. Ne söylemek istiyorsanız veziri olan bana söyleyin ve kendinizi daha fazla tehlikeye atmayın Ateş Krallığı Prensesi."

"Üzgünüm ancak, benim kral ile birebir görüşmem gerekiyor. Lütfen kendisine haber verir misiniz?"

"Yasakları çiğnemenizi gerektiren bu mühim olay da neyin nesi? Ayrıca dış dünyaya döndüğünüzde Kralımız ile görüşme sağladığıniz için büyük bir cezayla karşı karşıya kalacağınızı biliyor musunuz?"

"Evet herşeyin farkındayım ve kendisiyle görüşmeyi istiyorum. Lütfen ricalarımı ve beni geri çevirmemesini ister misiniz?"

"Kralımız iyi niyetli davranarak sizi bütün tehlikelerden korumak istedi ama siz ısrarcısınız. Bu doğrultuda yapabileceğim bir şey yok. Talebinizi ve ısrarınızı ileteceğim."

"Ayrıca bir şey daha söyleyebilir miyim?"

"Buyrun Vampir Prenses."

"Topraklarınıza girdiğim anda mührüm etkisiz kalmak yerine aktifleşti. İblis Krala bu bilgiyi de söyleyin ve almak istediği tüm önlemleri kabul ettiğimi iletin lütfen."

O ve yanındaki herkes şaşkınlıkla bize baka kaldı. Hızlıca yanımızdan ayrılıp gittiklerinde Vezirim tepkiyle konuştu.

"Prensesim keşke bunu gizleseydiniz! Bu bilgiyi vermek zorunda değildiniz!"

"Aksine mührümün aktif olduğunu bilmesi bize karşı olan güvenini kazanmasını sağlayacaktır ve unutmayın ki, iblis soydaşlarımı herhangi bir tehlikenin içine atamam Vezirim. Hala daha hepinizin sorumluluğu bende gibi duruyor."

Gölgelerin içinden kanat çırpma sesi gelmeye başladığında kafamı hızla sesin geldiği yöne çevirsem de herhangi bir şey göremeyince açılan kapılara muhafızlar dahil hepimiz şaşkınlıkla baktık. Kapıda yeniden beliren Vezir konuştu.

"Kralımız mührünüz ile ilgili gerçeği saklamadığınız için teşekkürlerini iletti. Huzura çıkmanıza izin verdi ancak, birkez daha kapıdan içeri girmeden önce sorumlulukları tekrardan gözden geçirmenizi talep etti.

"Herşeyi kabul ediyorum İblis Vezir."

"O halde Buyrun Efendim."

Bölüm : 25.02.2025 13:25 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...