
"Küçük Ateşim."
"Prensesin benden istediği yardıma geç kaldım, ona yardım edemedim Abicim!"
Abim saçlarıma küçük bir öpücük bırakıp beni geriye çekti.
"Bunun için kendini suçlama Ateşim, Prenses tahmini saatlere göre gece saatlerinde saldırıya uğramış ve o dakikalar içinde öldürülmüş, sen o saatlerde burada bile değildin."
Kafamı hızlı hızlı olumsuz anlamda salladığımda abim gözlerini kısarak yanımda duran Vezirime bakmaya başladı.
"Efendim, prensesimiz doğru söylüyor. Maalesef ki, arabalar hareket halindeyken, hiçbirimizin alamadığı ölüm kokusunu aldı, ve o an güvenli alana geçmeyi red ederek, Prensesin yardım çağrısı ile yanımızdan fırlayıp hızla cesetleri bulduğumuz bölgeye ilerledi."
"Ama, ama bu dediğiniz imkansız böyle bir şey olmaz! Ölüm kokusu alabilen hiçbir tür yokken prensesim bunu nasıl başarabilir?"
Abim ile bakışlarım buluştuğunda bana inanmayan gözlerle bakıyordu.
"Tanrım kardeşimin güçlerinin bu kadar fazla olması ne kadar tehlikeli Vezirler?"
3 vezir birbirine baktığında konuşan benim vezirim olmuştu.
"Prensim sorunuza verebileceğim net bir cevap Yok ancak bilmeniz gereken bir şey daha var."
"Umarım kardeşim hakkında değildir Vezir Cyrus."
"Saldırı esnasında Prensesim büyülerini aktif edip bizi içine dahil etmek isterken, 5. Elementin Büyüsünü aktif etti ve bu direkt olarak büyülerine yansıyor."
Abim inanmayan gözlerle vezirime bakarken sinirle tısladı.
"Tanrı aşkına o bunu yaparken siz hangi cehennemde ne yapıyordunuz! Biriniz dahi onu engellemeye çalışmadı mı!"
Vezirime öfkeyle bakan abimi hızla durdurdum.
"Bunun için beni engellediler ancak, sadece büyü gücümü paylaşmaya çalışıyordum abicim! Kötü bir durumdaydık ve o lânet olası vampriler bizden daha güçlüydü. Ailemi korumak zorundaydım!"
Gözyaşlarım gözümden tekrardan akmaya başladığında abim beni hızla kendine çekti.
"Lütfen sakin ol prensesim. Şuanda hava olaylarını kontrolün altına alman fazlasıyla tehlikeli."
Beni kendinden uzaklaştırıp bir kez daha dudaklarını anlıma bastırdı.
"Saraya dönmem gerekiyor, maalesef ölen Bir Prenses var ve savaş kaçınılmaz. Büyük ihtimalle gitmeniz istenicek. Kimseyle konuşmadan emir geldiğinde direk olarak hepiniz Akademiye dönüyorsunuz."
Abim aile üyeleri ile birlikte uzaklaştığında vezirimin kanatları altında hızla girdim. Kolları beni sarsa da kendimi huzursuz hissediyordum. Neden tam karşımda gözlerimin içine bakan adamı, Vasilisi istiyordum?
Bizden uzakta olan muhafızların rahatlığı ile konuşan soydaşa bakmaya başladım.
"Prensesim, hadime olmayacak bir şey sorabilir miyim?"
Çocuklar diken üstünde rahatsız Bir şekilde kıvranırken kafamla onayladım.
"Merak ettiğin her şeyi sorabilirsin Soydaş."
"Efendim gördüğüm ve de duyduğum şeylerin gerçekliği beni buna inanmamaya itse de, Tanrım aklımda dönüp duran soruların hiçbirine cevap bulamıyorum ve sanırım görmemem gereken şeyleri gördüğüm için delirmek üzereyim."
Vezirime hızla baktığımda boğazını temizleyen adam konuşmaya başladı.
"Size güvenmediğimizi asla düşünmeyin Soydaş ancak şuanda anlattıklarımızı prensesimizin hatrı için en azından bir süre saklı tutabilir misin?"
"Tanrı aşkına Cyrus! Yaşanan ve şahit olduğum buna şey gerçekten gerçekse, Melendaya yapılacak olan şeyleri düşünmek bile beni korkutuyor! Tanrım onu öldürmezler güç ve kıskançlıkla onu dünyadan işkencelerle yok ederler!"
"Prensesimin can güvenliği için, bir kez dahi olsa Prensinizle aranızda bir sır saklayabilir misiniz? Biliyorum sonsuza kadar ettiğiniz Bir bağlılık yemininiz var ancak, Prensesimin göz göre göre ölümüne neden olacak Bir konuşma yapamam."
Derin bir nefes alarak yalvaran gözlerle Vasilise bakan adama gülümsedim ve destek olurcasına elini tutup Vasilise döndüm.
"Başıma gelecek kötü şeylerin düşüncesi sevgili ailemi korkutuyor Vasilis. Onların aksine, prensinden Benim yüzümden herhangi bir sır saklamanı kesinlikle istemeyeceğim ve lütfen ilişkiniz adına doğru olanı yap."
"Prensesim Faka-"
Vezirimin sözlerini kesip devam ettim.
"Bugün de şahit olduğun gibi kontrolüm altında olan Sadece Ateş elementi Yok, ayrıca kontrolüm altında olan 4 ayrı element, zihin okuma bir de hava olaylarını kontrol yeteneğim var."
"Tanrım böyle bir şey gerçekten de mümkün olabilir mi?"
Vezirime hızla baktığında derin nefesler alan sevgili vezirim yanaşarak kolundaki mührümü açtı ve Vasilise gösterdi.
"Prensesin mührü de gördüğünüz gibi, tek Bir elementi değil 5 ayrı elementi içinde tutuyor. Ayrıca henüz tek bir mührü aktif edemiyorken, büyüsüne 5. Elementi dahil etti."
Kendi kolundaki Prensine ait olan ateş mührüne kısa bir süre bakıp konuşmaya başladı.
"Bu kesinlikle kusursuz. Tanrım sen gelecek için vaad edilen bir mucize olmalısın. Bu kadar fazla yeteneğin daha önce hiçbir vampirde olduğunu asla görmemiştim. Ayrıca bilinmezliklerle dolu 5. Bir elementin sırrı, gerçekten hem korkutucu hem de muazzam."
"Prensesin bu sırrını kimsenin bilmemesi gerekiyor sevgili Soydaş. Ailem adına söz veriyorum ki, birdaha size karşı hiçbir durum içerisinde olmayacağız."
"Vezir, lütfen. Bunun Prensime İhanet olduğuna katılıyorum ancak, Prensesin özel durumunun bu kadar erken Bir süre içinde ortaya çıkmasının krallıklar arasında yaratacağı kaos ve fenalığın kesinlikle sonunu düşünemiyorum. Böyle bir yeteneğin bilinmesi Sadece savaş değil, yıkılan krallıkların da habercisi. Buna neden olmayacağım gibi, Prensesi tıpkı sizin gibi elimden geldiğince daha fazla koruyacağım. Bu konuda benden ve sadakatimden endişe etmeyin prensesim. Size asla İhanet etmeyeceğime dair söz veriyorum!"
Minnet dolu bakışlarımı yüzüne kaydırdığımda elimden ona teşekkür etmekten başka hiç bir şey gelmiyordu ne yazık ki.
"Bana karşı gösterdiğiniz bu ince davranışı asla unutmayacağıma dair söz veriyorum Soydaş. Ne Zaman isterseniz yardımcı olacağımız her konuda sizinle olacağız."
Acı hissettiğim an kafamı hızla kaldırdım.
"Prensesim iyi misiniz?"
"Kral Arthur sanırım ön bahçeye çıktı. Mümkünse yanına gitmemi sağlar mısınız?"
Bütün aile üyelerim hızla ayağı kalktığında Vezirimin eşliğinde yürümeye başladık. Ön bahçede ailesiyle olan ve bakışlarını gökyüzüne sabitleyen adam bizi fark ettiğinde hızla bakışlarımızı buluşturdu. Gözyaşlarını silme gereği duymamıştı, hoş silse de bedenindeki acıyı iliklerime kadar hissediyordum.
"Prenses Melenda."
Gözlerim dolu dolu olurken akan yaşın yanaklarımdan süzülüp gitmesine izin verdim.
Yanıma doğru ailesi ile birlikte ilerleyip elimden Bir tanesini avuçlarının içine aldı.
"Teşekkür ederim, Sevgili Prensesimin daha fazla acı çekmesini sağlamadan onu bulduğunuz için."
Teninde hissettiğim acı daha fazla ağlamamı sağlarken beni hızla kendine çekip sarılan prense karşılık vermeden öylece gözlerimden akan yaşlara izin verdim.
Sahiden ona yetişsem dâhi yapacak bir şeyim yok muydu? Peki benden onu bulmam için mi yardım istemişti? Tanrım bu nasıl mümkün olabiliyordu?
Yavaşça ayrılıp gözlerimin içine baktı ve elini hızla elbisemin yırtılmış olan kısmına değdirdi.
"Prensesim yaralı mısınız? Neden bakılmasını istemediniz?"
Kafamı hızla olumsuz anlamda salladım.
"Yeni dönüşmüş muhafızların Ufak bir saldırısıydı fazla derin değildi ve hemen iyileştim. Lütfen beni düşünmeyiniz Prensim."
"Üzgünüm sizi kralığımızda böyle ağırlamak istemezdim Prensesim."
"Lütfen acınız varken benim geri planda olan duygularımı düşünerek kendinizi üzmeyin Sevgili Kralım. Keşke bütün bunlar yaşanmadan önce Prensesin yanında olabilseydik."
Gözleri gözlerimi bulduğunda akan yaşlarına hiçbir kelimenin teselli edemeyeceğini anladım.
"En azından Soydaşlarınızın size eşlik etmesini sağlayabilirim. Buraya bunun için gelmişken sizi onlardan ayıramam Prenses."
"Lütfen, bunu istemiyorum, soydaşların sizden böyle hasas bir zamanda ayrılması vicdanen rahat edebileceğim bir konu değildir prensim. Eminim ki onlar da yanınızda sizinle kalmak isterler."
"Risk oyunları için bu kadar az bir aileye sahipken, hala daha beni ve ülkemi mi düşünüyorsunuz Prensesim?"
Mahçup bakışlarla yüzüne bakarken kafamı olumsuz anlamda salladım.
"Mevcut ailemin yetersiz olduğunu düşünmüyorum sevgili prensim. Lütfen Soydaşlarınızı benim için zorlamayın."
Kafasını olumsuz anlamda sallayıp yanında bulunan vezirine döndü.
"Sevgili Prensesi soydaşlarına götürün ve lütfen onunla olmak isteyenlerin sayısını arttırın."
Vezir hızla kafasını sallayıp konuştu.
"Sarayda temiz kıyafetler giyindikten sonra yola çıkalım Prensesim
Lütfen sizin için hazırlanan odayı göstermeme izin verin."
Baş selamı ile sevgili Kralımıza saygı duyup geri çekildim ve ailemle birlikte saraya doğru yürümeye başladım.
Odadan içeriye girdiğimde eksiksiz olan dizilmiş elbise ve makyaj malzemelerine baka kaldım.
Bütün elbise modelleri Vintage tarzıydı ve kusursuz görünüyorlardı. Gözlerimle buluşan mavi renk Beyaz papatyalı elbiseyi hızla ellerime alıp üzerime geçirdim.

Saçımı bozmadım Ancak makyajımın yeşil rengini maviye çevirip kapıya doğru ilerleyip dışarıya çıktım.
"Teşekkür ederim."
"Rica ederiz efendim. Buyrun şehir merkezine ilerleyelim."
Şehirde Yürümeye başladıklarında yanlarından ilerliyordum. Sarayın büyük bahçe kapıları direkmen halkın içine açıldığında merak ve endişeli bakışların altında yürümeye başladık.
Büyük bir taşın üstüne oturmuş deri ceketli çocukla gözlerim buluştuğunda hızla elindeki çakıyı bana doğru atıp yüzümün yakınından çevirip geri çektiğinde vezirim hızla öne atıldı. Bunu gören çocuğun Dudakları hızla yukarıya doğru kıvrıldı. Bakışlarımı yüzünden hic çekmeden meydan okurcasına yüzüne bakarken vezirim konuştu.
"Ne halt ettiğini sanıyorsun sen?"
"Prensesin Benden korkup korkmadığını teyit etmeye çalışıyorum."
"Sizden neden korkmalıyım Soydaş?"
"Çünkü ben tehlikeliyim Prenses. Böyle başıboş birini Ailenizde istediğinize emin misiniz?"
"Tehlikeli bir soydaşın, dışlanmış bir prensese itaat etmek istediği gerçeği ile buraya kadar geldim. Peki siz bu tehlikeyi bana ve aileme karşı kullanmak için mi onca yoldan sizin için gelmemi sağladınız?"
Taşın üstünden hava yardımıyla ayaklarının üzerine indi ve gözlerini gözlerime sabitledi.
"Aksine bu serseri herifin ailenize katılmaması için red etmenizi tavsiye ederim. Diğer Prens ve prenseslerin yaptığı gibi çıkarlarını düşünen bir soydaşı kesinlikle ailenizde istemezsiniz ha?"
Beni manipüle etmeye çalışan bu çocuğun gözlerine bakarak gülümsedim.
"Aksine dışlanmış aileme fazlasıyla yakışacağınızı umuyorum ve sizi aileme resmi bir şekilde katılmanız için davet ediyorum"
"Başınıza çok büyük bir bela aldınız Prenses."
Hala daha bakışlarını üzerimden çekmeden sinsi bir gülüş sunduğunda yanına ilerleyip zevkle konuştum.
"Üzgünüm ama, diğer velihatların aksine fazlasıyla akıllıyım ve sizin gibi harika bir soydaşı bırakmaya niyetli değilim. Aileme katılırsanız beni mutlu edersiniz Soydaş."
Gözleri kocaman açılırken hızla toparlandı ve ciddiyetsiz halini köşeye atarak ciddi Bir şekilde dizlerinin üzerine çökerek kafasını eğdi.
"Saygısızlığımı bağışlayın Prensesim. Ben Hava Krallığı soydaşlarından, Markus Granya. Bir ömür boyu ailenize katılıp size hizmet etmekten memnuniyet duyacağım. 2. Yeteneğim büyülerim doğrultusunda, yaşayan her şeyi Manipüle etmek."
Yanına hızla gidip tıpkı onun gibi dizlerimin üzerine çöktüm.
"Tanrım çok güzelsiniz, ayrıca bana nasıl olur da diğerleri gibi boyun eğmezsiniz?"
Gülerek gözlerine bakıp elimde oluşturduğum mührümün bileklerine damgalanmasını sağladım. Kafasını mühürden kaldırıp gözlerimin içine baka kaldığında gülümseyerek ayağı kalktım ve elimi uzatarak kalkmasını sağladığım. Hızla vezirimin yanında yerini alırken yeniden konuştuğunu fark ettim.
"Sanırım bu defa manipüle edilen ben oldum."
Ses tonundaki memnuniyet ima ve bir de üzüntüyü görünce gözlerimi kıstım. Pekala bu ülkede bir şey bıraktığını kırgın ses tonundan anlamıştım.
Vezir Erinas eşliğinde sıradaki soydaşa geldiğimizde önce şaşkınlıkla ailemde bulunan Markusa daha sonra da benim gözlerimin içine baktı.
"Tanrı aşkına onu ailesine alabilecek bir Velihattın olduğunu asla düşünmezdim! Ne o sıra bu defa da bende mi?"
İmalı imalı yanımdaki vezire bakarken gözlerini devirdi.
"Sanırım hakkımda hiçbir şey anlatmadınız Vezir Erinas."
"Bildiğiniz gibi Velihatlara soydaşlar hakkında Bilgi vermemiz yasak Soydaş. Birlikte karşılaşma anında kurduğunuz bağların önemi gerekli."
"Bağ mı? Hiçbir şey hissetmiyorum. Şimdi buradan çekip gidin. Hemde hemen!"
"Oysaki soydaş ben sizi ailem için fazlasıyla uygun buldum."
"Sen ne dediğini farkında mısın Prenses? Ben ihanet kraliçesiyim!"
Dudaklarından kopan kahkahaya gülerek karşılık verdim.
"Harika ya, aileme senden daha uygun kimi bulabilirim?"
Yanına yaklaşıp tebessüm ettim.
"Aileme katılırsanız beni mutlu edersiniz Sevgili Soydaş. Bahsettiğiniz gibi herhangi bir ihanete tarafınızca karşılaşacağımı sanmıyorum."
"Özgüvenini sevdim prenses ama bu basit numaraların bana sökmez. Ben senin oyuncağın değilim."
"Bir oyuncak olmadığınızı farkındayım sevgili soydaşım, Ancak sizinle eğlenceğimiz oyunlarda yer alabileceğimi düşünüyorum. Ne dersiniz?"
"İhanetimden korkmuyor musun prenses?"
"Benimle olmama durumun daha korkutucu."
Dudaklarından çıkan tebessüm ile hızla yerdeki yerini aldı.
"Ben Su krallığı Soydaşlığından Blasya Vansh, Bir ömür boyu ailenize katılıp size hizmet etmekten memnuniyet duyacağım Prensesim. Benim 2. Yeteneğim ihanet mührü. Krallıklardaki önemli rütbeler haricinde herkesi birbirine düşürme yeteneğine sahibim."
Dizlerimin üzerine çökerek mührümü aktif ettim ve onun da koluna damgalanmasını sağlayarak kafasını şaşkınlıkla kaldırıp yüzüme bakan kıza baktım.
"Tanrım, Prensesim!"
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 627 Okunma |
62 Oy |
0 Takip |
46 Bölümlü Kitap |