42. Bölüm

Ah be Adam 41🦋

Dahliaaa
d_ah_lia


Valkow’un kumarhanesine doğru ilerlerken, güneş gözlüğümle aynaya son bir kez baktım. Nisa tam iki saat önce beklediğimden çok daha büyük bir işi bitirmişti; şirketin satışını yapacakları güvenlik yazılımını hacklemişti.Hem de bunu, firma ürünü basına açık biçimde tanıtırken yapmıştı. Güvenlik duvarı satarken, güvenlik duvarları çökertilmişti.

Valkow dünyaya bir daha gelse bile bu rezilliği temizleyemezdi. Şu an kudurmuş bir köpekten farksızdı.

Üstümüze salacakları kişinin Valkow'la bağlantısı olduğu istihbaratını günler önceden almıştım. O şeytanın, buradaki itlerinden biri Valkow'un adamıydı. Nisa'nın onun kuyruğuna basması işimi kolaylaştırdı,ona yaklaşmak için bir bahanem olmuştu. Tıpkı Valkow'un Arda üzerinden bize yaklaşmaya çalışması gibi.

Araç mekâna yaklaşırken zihnim geçmişin öğretilerine bıraktı kendini.


"Doğadaki en tehlikeli şey nedir, İlkuş?"

"Av olmak mı?"

"Av olmak mı? Hayır. Av olduğunu bilmemektir."

En tehlikeli hedef, kendisini hedef sanmayan kişidir. Ben de onların böyle düşünmesine uzun bir süre izin vereceğim.Ömer'in başarısı hâlâ dalga dalga yayılıyor ,ülkemiz için paha biçilmez bir başarıydı. İçimizdeki kan emicileri temizlerken binlercesinin kuyruğuna basmıştı.

Bunun bedelini mutlaka ödetmek isteyecekler. Ve İbrahim Albay'ın da dediği gibi, ne yapacaklarsa benim üzerimden yapacaklar. Tehlike hiçbir zaman olmadığı kadar büyük; bu yüzden babamdan bile şüphe duyarım.

Bir hain var içimizde... belki hep vardı.

Bilmek...
Av olduğunu bilmek...
Ve av olduğunu bilip o tuzağa girmek.
Tam olarak bunu yapıyorum. Her şeyi çözmeme yalnızca biraz kaldı, sadece biraz.

Bir rol oynayacaksam, bildiğim her şeyi kendi aklımdan silebilirim. Bugün bildiğim her şeyi aklımdan sildiğim gün; oyun bittiğinde avlanan ben olmayacağım.

Arabadan indiğimde mekanın önündeki siyah takım elbiseli adamlara gözlüğün üstünden bir bakış attım.Aracın kapısını kapatıp topuk seslerini ortama bırakıp ilerledim .Ayak bağı olmasınlar diye ayarladığım kartı gösterip girdim içeri.

Koridordan içeri girdiğimde biraz ileride aşağı inen merdivenler vardı.Burası kumarhaneye iniyordu ve yeni yeni doluyordu.Uzun koridorun sonundaki ışık bahçeye açıldığının kanıtıydı.Dışarıdan esen rüzgar bile içerideki pis kokuyu kesmiyordu.
Odasına gitmek için üst kata yönelecekken duyduğum sesle yumdum gözlerimi .

"Bir yere mi gidiyorsunuz ?"

Omuzlarımdaki siyah dizlerime kadar uzanan kabanı hafifçe düzelttiğimde ona döndüm .

"Evet !
Patronunuzla görüşeceğim."

Baştan aşağı beni süzdüğünde alayla güldü.Başıyla işaret verdiğinde gözlerimi devirdim.

Aptal !

İki tane bana doğru gelen korumaya içimi çektim.

"İlla hanım hanımcık halimi bozayım mı yani ?"

Anlamayan gözlerlerle baktı.

Koluma doğru uzatılan bileği tutup kibar bir şekilde yumruğu yüzüne geçirdiğimde diğeri çok hızlı geldiğinden dolayı ayağıma takılıp yere uzandı .

Yazık ya önüne hiç bakmıyor bunlar nasıl koruma olmuş ?
Bana soru soran ahmak durumun ciddiyetine varmış olacak ki eli belindeki silaha gitti.
Bıçağım onun bileğine saplanırken ilk geleninin diyaframına tekmeyi geçirip yerde yatanın üstüne fırlatım .

Bu salaklarla uğraşıp başıma diğerlerini çekmeden Valkowa gitmem gerekiyor .
Düşen kabanımı alıp gözlüğümü düzelttim.Onlar yere kıvranırken üstlerinden geçtim.

Ah şu topuk sesi...Özellikle bunlarla dövüp dayaktan sonra bunlarla yürümek muazzam bir keyif.

Aradığım adam odasının kapısını hayvan gibi açtığında beni gördüğüne şaşırmış olacak ki göz bebekleri bile büyüdü.
Karşı karşıya birbirimize bakarken sarı olan yüzünün renk atması normal değildi .Şaşkınlık değil bu...bu daha çok suç üstü yakalanmış gibi bir tedirgin oluş .
Sanki beni bekliyormuş ama çok yanlış zamanda gelmişim gibi .
Harelerim giderek kısılırken onu bu kadar panikleten şeyin ne olduğuna anlam veremedim .

Başlıyoruz...

Elini kaldırdığında arkamdaki kalabalığı hissettim.Azılı katiller..!
Tüm korumlar şu anda arkamda dizilmişti.

"Kimler teşrif etmiş bak gözlerim doldu İlkuşş... Demek İstihbarat baş edemeyince seni gönderdi sende kocana güvenip benim mekanımda racon kesiyorsun !?"Alay ve tehdit vari sözleriyle ona doğru yavaş yavaş ilerlerken arkamda kaç kişi olduğunu attıkları adım sayılarından çözdüm.Bazıları geri gittiğinde kalanlar sadece beş kişiydi.

Ve Valkow hata yaptın :
'Ömer ile hiçbir zaman karşı karşıya gelmemiş bir mafya babası
Ömer'den korkuyorsa bu demek oluyorki plan kurulurken Valkow oradaydı ve Ömer'de oradaki kişilere çok iyi tanıtıldı.'

Ömer Savaş Bozkurt… Adı, kilometrelerce öteden düşmanlarının kemiklerini titretecek kadar ağır basıyordu.İçlerinden geçiyorum hâlâ korkuları Ömer !

Ah be adam ben sana yenilmeyeyimde ne yapayım ?

"Kocamdan korkmayı bırak da erkeksen adamlarına ellerini bellerine atmalarını söyle 5 ini indirmem 5 saniyemi, topunuzu kesmem 10 dakikamı, dünyadan kaydanızı silmem yarım saatimi almaz!
Ben Türk İstihbaratının sadece zerresiyim Valkow! Ve sende onların gözünde sadece vızıldayan bir sinek "

Yanından geçip beni davet etmediği odasına girdiğimde masadaki küllükte yarım bırakılmış izmarit dikkatimi çekti.
Masaya sıfır yaklaştığımda sırtımı hızla masaya dönüp yüzüne baktım.

Sözlerim hem meydan okuma hemde ölümcül bir soğuk taşıyordu.

Aşağılayan cümlelerim sayesinde dağılan dikkati elime istediğim izmariti verdi.
Odada şu an saklanan her kimse sigara ona aitti.Tam söndürmediği için avuç içim yansada umursamadım.

"O küçük beynini dağıtırım senin !"

Üstüme ipini koparmış gibi yürüdüğünde onu sadece izledim .Bakışlarım bazen herkesi kudurtabilir .
Sessizilik insana zulümdür .

"Şu tabloyu kanınla boyarım kadın kocanın bile gücü yetmez seni elimden almaya !"

Tehditlerini dinlerken üstümdeki tozları elimin tersiyle hafifçe sildim.
Hareketim soğuk, bilerek küçümseyiciydi.

"Eceline mi geldin ?"

Ağzımın içinden cık sesi çıkartıp derin bir hava çektim içime .

"Hava çok güzel değilmi ? Senin bu pis kokan mekanına rağmen !"

Sinir sitemi iyice bozulurken dişlerini sıktı .

"Neden buradasın ?"

Sonunda istediğim kıvama gelmişti.

"Uyarmaya -" Alayla güldüğünde alt dudağımı temizleyip devam ettim.

"Sana beni nasıl anlattılar bilmiyorum Valkow !"

Hayır aslında çok iyi biliyorum.

"Ama yerinde olsam anlatılanları görmezden gelip Nisa'ya dokunmazdım".

Onu arkamda bırakıp kapıya doğru ilerlerken durdum.

"Beni yorma yorma ki yedi sülalen olmayan kanını kırmızı bültenle aramasın Yalçın Timur Valow !"

Kabanı düzeltip gözlüğümü gözlerime indirdim.İlerlerken önümü açan itlerinin arkamda bıraktım.

Basamakları birer birer inerken izmariti teste göndermeden hainin o olduğuna emin olmamın öfkesi sardı her hücremi.
Avucumda sıktığım sigara parçası onundu ...

Bunu nasıl yaptın ya ?

Nasıl ihanet edebildin bu vatana !

Nasıl ? NASIL ?

Sen İlkuştan bir parçaydın,nasıl ?

İhanet !

İhanet !

Nedeni değil artık sadece bedeli önemli !

Oyna bakalım meydan senin istediğin kadar oyna oyununu .
Bizi kaça sattıysan seni sattıklarınla birlikte bu dünyadan sileceğim!
Elim titrerse gölgesinde dinlendiğim bayrak bana haram olsun !

Akşamın karanlığı Ankara'yı abluka altına alırken içimi yine büyük bir suçluluk kapladı.
Gökçe ve Alparslan'a yine yetişemedim .
Geç geldiğim için uyuyor olmalılar .
Derin bir of çekip anahtarı çevirdiğimde sessiziliğe ve karanlığa gömülü olan eve girdim.
Evdeki çiçek kokusu çok ağırdı sanki birisi 10 şişe parfümü eve boşaltmış gibiydi.
Boğazımı saran yoğun koku yüzünden elimi salladım.

"Bu koku ne ya ?"

Ayakkabılarımı çıkarıp ayağıma geçirdiğim terliklerle ışığı açtığımda ortamdaki oyuncakların dağınıklığına gülümsedim .
Dudağında bir ton bordo rujla köşede oturan bebeğe acıdım.Kızım resmen olmayan canını çıkarmış bebeğin .

Elime aldığım oyuncağın gözündeki kaleme baktım.Bu kıza böyle kalem çekmeyi kim öğretti ya ?
Kırk yıllık kuaför gibi çekmiş resmen .
Burnumda giderek ağırlaşan kokuyu iki üç kez çektim.
Bebeği usul usul burnuma yaklaştırdım.

"Üffffff... kızım ya bebeği parfümle mi yıkadın ?"

Odadaki bebekler darmadağınken arabalar tane tane dizilmişti.Sanki dizen beş yaşındaki çocuk değilde simetri hastasıymış gibi .Bayraklı ve jandarma araçları dışında kalan tüm arabalarda sadece siyah renkte .

Aşağıdaki spor salonundan yansıyan ışığa baktım.Aklım hayır derken iç güdülerim Ömer'i deli gibi görmek istiyordu.

Kendime hakim olamayıp sessizce merdiven basamağına adım attım.
Huzursuca ilerledim.

Sonuncusunuda indiğimde bu gün timin canını şınav çektirerek çıkaran adamı terden üstüne yapışan siyah sporcu atletiye şınav çekerken buldum.

Tim pert olurken o Batur ile Mert'e hissediyor musunuz diye sorup durdu .
Her defasında hissediyoruz cevabını alınca bendende ismi alamayınca iyice çıldırdı.
En sonunda Batur ile Mert başta olmak üzere hepsi hissetmiyoruz dediklerinde bırakmıştı .
Tabi Yiğit hariç herkes dağılırken onun cezasını bitirmemişti .

Hatırladoğım kadarıyla Yiğit en son ;

"O puştu bulup altıma alıp şınav çekeceğim!" diyordu.

Gözlerimin önündeki görüntüsü ve sesi düşüncelerimi dağıttı.

Nefes alışları... derin, kısık ve kararlı. Boğazından çıkan hırıltılı ses, bir adamın terlemiş bedeninden çok daha fazlasını vaat ediyordu.Her hareketinde atletinin daha da yapışıp bedenini ortaya koyuyordu. Siyah kumaş göğsüne sımsıkı sarıldıkça, altındaki her kıvrım gözlerime meydan okuyordu.

Gözlerimi başka yöne çevirmem gerekiyor ama yapamıyorum.İçimdeki kıpırtı beni yutkunduruyor.

Her inişinde şiş göğsü yere değecek gibi alçalıp tekrar kalktığında, kalçasından omuzlarına kadar uzanan çizgiler gözümün önünde ateş gibi yanıyordu. Sanki kasları içimdeki sabrı tüketiyordu.

Yere bastığı avuçları...
Parmaklarının arasındaki ince damarlar bile şişiyor, teninin üzerinde kıvrım kıvrım ilerliyordu.

O kalın, güçlü eller… Parmaklarının sertliği, damarlarının kabarıklığı...
Her inişinde yere daha sert bastığında damarları iyice kabarıyor, pazılarıyla birlikte adeta çıldırıyordu.Benim gözlerimse o ellerde, o damarlarda kilitlenip kalmıştı. Dokunsam sıcaklığını hissedeceğimi, nabzını avuçlarımda duyacağımı biliyordum.

Boğazımdan istemsiz bir nefes kaçtı.
Gözlerim ondan kaçamıyordu.
Ben bu adamı çok özlemiştim.

"Hayatından silmek istediğin adamı 12 dakikadır gözlerinde tutuyorsun güzelim."

Gözleri beni bulduğunda bir anda yakalamamıştı,beni dakikalardır izliyodu .
Kendimi toparlamaya çalışırken o oldukça kaslı bol auralı bir kalkış yaptı.
Birisi bir doksan üç boyuyla yanında küçücük kaldığım bu adama böyle çıplak çıplak,atleti baklavalarına yapışmışken yürümemesini söylesin ya !

Toparla kendini Gül !

Saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım.Başımı dikleştirdiğimde parmak uçlarıma ayakları değmişti. Gözlerine dik bakmaya çalıştım.

"Herkese nasip olmaz binbaşı,nefes alırken azrailini izlemek."

"Sen" dediğinde bana doğru eğildi.
Yapma bunu yapma işte !

"Sen izlerken nefes almayı unutuyorsun yavrum"

Nefesim bile içime kaçıp tıkarken beni, yutkunamadım bile .Şu an yüzüne aptal aptal baktığıma eminim .Gözleri en koyusundan bakarken sıcak nefesini yüzümde hissettim.

Az kaldı şimdi kalpten gideceğim.

"Sen biraz uzak dursana benden !"

Kendimi zorlaya zorlaya konuştuğumda o aynı mesafede durmaya başladı.

"Ömer" ellerimi itmek için göğsüne koyduğumda herşey dondu.
Sıcaklığı inip kalkan şiş göğsü elimin altında atan kalbi...
Ne onu itebildim nede ellerimi geri çekebildim.Onun bronz tenimi yanıyordu yoksa benim llerim mi çok sıcak ?
Nefesim hızlanırken ben donmuştum.

Ellerimden kaldırdığım gözlerim dudaklarında durdu.Ne boyum onlara yetişmeme izin verirdi nede ben.

Belimde hissettiğim koluyla beni kendine çektiğinde ellerim aramızda sıkışıp kalmıştı ve ben o taşlara temas ettikçe iyi hissetmiyorum.
Ayaklarımı yerden kesilmişti.
Beni yine belime sardığı koluyla tutuyordu.

Saçlarımda hissettiğim öpücükle yumdum gözlerimi.Kokumu içime çektiğinde bir kez daha yenildim.

"Senin tek yapman gereken bana gelmek istemen… geri kalan tüm engelleri ben yok ederim Sakuram."

Anlamıştı onu öpmek istediğimi anlamıştı.İçimdeki herşey erirken yutkundum.

"Ömer indir beni "

Başını boyun girintime yerleştirdiğinde artık son direnişimide yıktı.

"Emin misin ?" Dudakları tenime çarparken vicudumu ne kadar sıkabilirsem o kadar sıktım.
Kendimi sıktıkça beni saran ateş artıyordu.

"Az önce -" dudaklarını tenime sürte sürte çeneme doğru çıkardı.

"Ömer "

"İnadın duyguların değil güzelim."
Konuştuğunda dudakları hemen dudaklarımın altında çenemdeydi.

"Az önce,bana dün geceden sonra ilk kez içinde acı olmadan arzuyla baktın ."
Kapattığı yeşillerini açtı.
"Ve bakmaya devam ediyorsun,korkarak ."

Gözlerimi,ses tonu ve yakınlığıyla kapattığımda yapmak istediğim şeyi yaptım.Parmaklarımı göğüs kaslarında yavaşça hareket ettirdiğimde onun hırıltılı sesi doldu kulaklarıma.
Bu adama dokunmayı özlemiştim, onu hissetmeyi bana dokunmasını...
Bunun için şu an oturup hıçkıra hıçkıra ağlayabilirim .
Ağlamamak için kapalı olan gölerimi daha sıkı yumdum.

"Nolur indir be-"

Dudaklarımda hissettiğim baskı herşeyi kesip uzaklaştırdı.
Nefesi sıcaklığı dolgun dudaklarının tadıyla usulca kendimi bıraktım.

Bir eli belimi daha sıkı sarıp beni kendine bastırırken diğeri ensemdeydi.

Usul usul sanki incitmeye korkuyormuş gibi hareket ederken karşılık verdim.
Deli gibi istiyorum bu adamı.
Bir elimi boynuna çıkarırken diğer elimin parmaklarını zerre içeri çökmeyen pazısına bastırdım.

Onun sakinliğine nazaran kontrolümü tamamen kaybettiğimde alt dudağını sertçe ısırdım.Durduğunda hırıltılı nefesiyle birlikte ağzıma metalik kan tadı sızdı.
Beni berabet bir halde bir anda yere bıraktığında elini sessiz olmam için kaldırdı.Geri çekildiğinde ne olduğunu anlayamadım .

Ayaklarım yere basarken silahına sarıldı.Bir şeyler sezdiği ortadaydı.Merdivenleri temkinli adımlarla çıkarken bende namlusu yere bakan tabancamla peşinden ilerledim.
Yaklaştıkça hışırtı artarken son basamak için gözlerime baktı.
Başımla onayladığımda ikimizinde salona aynı anda çıkışıyla namlular tek bir kişiye doğrultuldu .

Şoku atlatamadan bezgin bir nefes çektiğimde gözlerimi devirdim.O da elindeki derin bor camdaki tatlıyı ağzına tepmeyi bıraktığında cam yere düşüp kırıldı.
Ben silahımı indirsemde Ömer bunu yapmadı.

"Ömer indirsene !" Koluna dokunsamda bunu yapmadı .

"Biraz tatlınızı yedim diye beni öldürecek misin beni beni bihterini ?"

Tatlıyı eliyle yediği için her tarafı çikolata olmuştu .Ah Yiğit uslanmaz bir çocuksun !

"Yoksa tatlı bir anınızı mı böldüm ?"
İmalı sorusuna gözlerim büyürken Ömer sabır çekti .

"Seni burada sikmemem için mantıklı tek bir sebep söyle lan bana !"

Çikolatalı parmağıyla arkamızı işaret ettiğinde yeni uykudan uyanmış olan iki yavrumu gördüm .
Gökçem lüle saçlarını yanağından minik parmaklarıyla uzaklaştırıp gözlerini fal taşı gibi açtığında hedefi sadece Yiğit'ti.

"Amcaaaa!"

"Kızım yavaş !"

Ayılıp Yiğit'i fark edince merdivenleri
uçarak inmeye başladı.Sanki amcasını kaçıran var.

"Amcam gelmiş "

Oğlum ona nazaran daha yavaş insede o da Yiğit'e koşuyordu.
Ömer ağzının içinden küfür savurup silahını beline yerleştirirken Yiğit'e öldürecekmiş gibi baktı.

İki yavrumuda kolları arasına alınıp havaya kaldırdı .

"Amcaaaa"

"Amcan kurban olsun sana meleğim..."

"Amca hani çarpışan arabalara götürecektin bizi ."

"O yüzden burdayım aslanım birlikte uyuyacağız uyanınca ben sizi lünaparka götüreceğim ."

"Ne dedi bu ne dedi ?"

"Ömerrr!" uyaran ses tonuma aldırmadı .

"Çocuklar hadi inin şunun kucağından doğru yatağınıza !"

"Ömerrrr..!"

Kolunu tuttuğumda eliyle yüzünü sıvazlayıp yumruğunu sıktı .

"Gül bu herifi evimde istemiyorum !"

"Kuzenin o senin ayrıca bırak vakit geçirsin çocuklarla zaten işimiz yüzünden ihmal ediyoruz onları ."

"Az önce en güzel anımın amına koydu !"

Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdığımda Yiğit ikizler kucağındayken Ömer'e nisbet yapar gibi yanımızdan geçtiğinde merdivenleri çıkmaya başladı.

"O ellerini yıkamadan yatağa girersen çarşafları sana yalatırım mikrop herif !"

"Kurban ol sen benim mikroplarıma vahşi baba !"

Görüntüsü kaybolsada Yiğit'in sesini duyunca ona gitmek isteyen Ömer'in önüne geçtim.

"Bırak uyusunlar lütfen ?"

"Neden ?"

"Çünkü çocukların buna ihtiyacı var gecenin bu saatinde geldiğine göre onunda ihtiyacı var demekki ."

Yüzüme anlamlı anlamı baktığında derin bir soluk çekti içine .

"Benimde var ." Bir adım yaklaştığında yutkundum.Eğilip boynumu kokladığında devam etti.
"Çok ihtiyacım var Sakuram"
Seninle uyumaya ihtiyacım var diyordu ama yapamam .

"Yapamam " dediğimde bir adım geri çekildim...canım yana yana geri çekildim.Bu sefer ki rededişim ona olan kırgınlığımdan değil mecburiyetimdendi.
Aşağıda tüm kontrolümü kaybetmiştim.
Ona yaklaşırsam Ömer'e yaklaşırsam bunu başaramam.

Yüzüme bakmadan kafasını salladığında arkasını dönüp ilerlediğinde baka kaldım .

Acısına tam son verecekken acıma tam son verecekken onun düştüğü çukura düştüm.Tek isteği benimle uyumaktı tek ihtiyacı buydu.
Ama yapamam .

Ağlamamak için direndim.
Elimi göğsüme sürüp nefes almaya çalıştım.
Ömer'im ah adam.
Affet beni...

Allah'ım sen bana güç ver...

 

 

BÖLÜM SONU

 

Bölümleri sizi çok beklettiğim için böyle attım.Biraz içim rahatladı.

 

Beğendiniz mi bölümleri ?

 

Ömer ile Gül'ü özlediniz mi ?

 

Bu bölümler ikinci kitabın temeli o yüzden biraz ağır ilerliyor.

 

Hira ve Hasan ile bölüm gelecek

 

İrfan ve Sevda ile bölüm gelecek

 

İstediğiniz özel bir bölüm varsa söyleyin bana yazarım şöyle bir bölüm sahne yada şu karakterle istiyoruz diyebilirsiniz 🦋

Sizi seviyorum İlkuş ailesi 🇹🇷🧚🏻‍♀️🦋❤️
Lütfen takip yorum ve beğeniyi unutmayın bence hakkettim dimi🦋🧚🏻‍♀️

 

Bölüm : 02.10.2025 19:55 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...