7. Bölüm

Irkımın Asıl Kızı 🌹7

Dahliaaa
d_ah_lia

Gözlerimi aralamaya çalıştım. Perdelerin arasından sızan incecik bir ışık yüzüme dokunuyordu. Sessizlik... öyle derin bir sessizlik ki, neredeyse onun içinde kaybolabilirdim.Saçlarım yastığın üzerinde dağılmıştı,ellerim burnuma gitti, hafifçe ovdum. Gözlerimi ovuşturdum, derin bir nefes alarak esnedim. Bedenimden çok zihnim ağırdı sanki, sabahın mahmurluğu bir türlü yakamı bırakmıyordu.

Bir süre yataktan kıpırdamadım.Çekili siyah perdelerinin arasından sızan ışığa baktım sadece.O ışık... incecik, kararlı, ama sabırlı bir kuş gibi perdeleri aşıp yüzüme ulaşmaya çalışıyordu.

Telefonumu almak için elimi komodinin üzerine koydum. Ekranın soğuk yüzünü bulduğumda, gözlerim istemsizce irileşti. 12:18
"Oha!"
Yataktan sıçradığımda
ayaklarımı serin zemine bastım,beynim bir şeyleri hatırlamaya çalışıyordu.

Sonrası... bulanık. Arabadaydım. Hatırlıyorum.Nasıl geldim buraya? Gözlerim üzerime kaydı. Kırmızı çiçek desenli pijamaları görünce kaşlarımı çattım. "Ne zaman giydim bunları?"
Aklım bomboştu.

Biraz olsun kendime gelebilmek için lavaboya doğru ilerledim.Her adımda kafamda daha fazla soru belirdi.Su sesinin yankılandığı banyoda,musluğu açtım ve avuçlarıma aldığım soğuk suyu yüzüme çarptım.O an hissettiğim ferahlık, içimdeki karmaşayı birkaç saniyeliğine susturdu.Sanki bedenime yeniden can gelmişti.

Lavabonun üzerinde asılı duran aynaya baktım.Görüntüm beni olduğum yere mıhladı.Göz altlarım, derin birer çukur gibi çökmüş,uykusuzluk ve yorgunluğun izleri yüzüme kazınmıştı.Saçlarım darmadağın bir halde sağa sola dağılmış, günlerdir bir tarak değmemiş gibiydi. Dudağımın kenarında kabuk tutmuş kanlı bir yara vardı,dokunmaya bile cesaret edemediğim.Tenim ise, bir avuç kül gibi solgundu, kireç beyazı bir renge bürünmüştü. Kendime hayretle baktım. "Ne hale gelmişim böyle?" Sesim neredeyse kendi kulaklarıma bile yabancı geliyordu.

Ellerimi tezgaha yasladım.Mağaranın nemli, küf kokusu burnuma dolduğunda aniden içimde yükselen bulantı hissiyle irkildim.Gözlerimi sıkıca kapattım.
Resmen ölüm uykusuna yatmıştım ve o halde yatağa girmiştim. Tiksintiyle iç geçirdim.Beni ancak bir duş kendime getirirdi.Ama önce odaya gidip çarşaflardan kurtulmam gerekiyordu.

Üzerimdeki yorgunluğu biraz olsun toparlayarak odaya geçtiğimde, gözüm yatağa takıldı.Kırışık çarşaflar, mağaranın izlerini taşıyor gibiydi. Sessizce çarşafları söküp topladım ve banyoya geri döndüm.Burada her şey düzenliydi; bu ev, onun eviydi.Ömer'in evi.Sürekli sınır dışı operasyonlarda olmasına rağmen, evi oldukça büyük, lüks ve derli topluydu. Sanki her detay özenle düşünülmüş gibiydi.

Çarşafları makineye atıp kapağını kapattıktan sonra üzerimdeki pijamalara dokundum. Bunları ne zaman giydim? Bir an için ellerim duraksadı. Hatırlamaya çalışırken kendimi zorladım ama sonra o an geldi.Beni arabadan indiren Ömer'di.Yatağa kadar taşımıştı. Üzerimi değiştiren de o.Bu düşünce bir anda içimde garip bir ağırlık yarattı. Kafamdaki mahcubiyet ve utanç birbirine karıştı, boğazımı düğümledi. Üzerimdeki pijamaları çıkarıp hızlıca duşa girdim.

Suyun sıcaklığı vücudumu sararken, üzerimden akan her damla, kir ve yorgunluğu yere akıtıyordu.Ama beni asıl kendime getiren şey o düşünceydi. Kıyafetlerimi o giydirmişti.Sanki suyun sıcaklığıyla birlikte bu gerçek, zihnimde yankılanıyordu.

Suyun yogunluğuyla kapanan gözlerimi açıp elimle sildim. Diğer elim istemsizce duvara yaslandı,titriyordu.Kalbim, kendi ritmini kaybetmiş gibi hızlı atıyordu. Yanağımı saran sıcaklık... Utanç... Bunu iliklerime kadar hissettim. Ömer'in beni o halde görmüş olması... Derin bir nefes aldım, ama bu his benden uzaklaşmıyordu. Sanki su, beni temizlemeye çalıştıkça, o anılar daha da derinleşiyordu.

Su omuzlarımdan akarken utancım derinleşti.Düşüncem vücuduma ince bir ateş gibi yayıldı. Ellerim duvara yaslandı. Sıcak su, üzerimde biriken ağırlığı temizleyebilir miydi?

Kiraz çiçeği kokusu banyoyu sardığında fark ettim: Bu jeli ben almamıştım. Ömer'in düşüncesi. Dudaklarımda belli belirsiz bir gülümseme belirdi. Köpükleri yavaşça vücuduma sürdüm, sanki sadece kirden değil, üzerime yapışan geçmişten de kurtuluyordum.
Suyun altından bir adım geri çekilip musluğu kapattım. Üzerimden geriye kalan köpükler damlalarla birlikte yere akıp kaybolurken, içimden sessizce bir oh çektim. Havluyu alıp önce yüzümü, sonra vücudumu kuruladım.Şimdi, biraz daha iyi hissediyorum.
Duştan çıkıp aynaya baktım, saçlarımdan damlayan su boynumdan süzüldü. Tarakla saçlarımı düzeltirken her hareketle biraz daha toparlandım.Parlak saçlarım, sıcak suyun etkisiyle yeniden canlandı.

Dolapdaki kiremit rengi yumuşak bir takımı ü
zerime geçirirken, temiz kumaşın tenime değmesi yeni bir başlangıç gibiydi..

Giyinip aynadan kendime baktım.Yüzüm hâlâ biraz solgundu,ama en azından dağınık saçlarım toplanmış, üzerimdeki temiz kıyafetlerle kendime daha çok benziyordum.Kulağıma dolan melodiyle komidinin üzerindeki telefonuma doğru ilerledim.
"Yemin ediyorum, bir gün beni aramasan kafamı kıracağım Nisa !" telefonu kulağıma götürürken,daha sabahın mahmurluğunu üzerimden atamamıştım.

"Hot grilim," dedi,şımartıcı bir tonla uzatarak. "Bir saat önce arayacaktım eniştem uyuyor arama dedi. Uyandırdıysam kusura bakma bebeğim, görev kutsaldır, biliyorsun."

O neşeli tonu, kulaklarıma fazla gelmişti. Gözlerimi kısarak bir iç çektim. "Sana da günaydın, boncuk. Acil mi?"

"Çüş Gül!" diye bağırdı, sesi bir kahkaha kadar canlıydı. "Saat '1' bak! Şu 13:10 olanından."

Yorgunluğumu saklamadan, "Nisa, acil mi diyorum?" diye tekrar sordum. Sabır gösterecek halim yoktu.

"Tabii ki acil!" dedi, sesi daha da tizleşerek. "Buçukta briefing odasında olmak zorundasın."

Elimi gözlerime kapatarak derin bir nefes aldım. "Allah cezanı vermesin, Nisa!" dedim, hışımla. "Buçukta orada olmam lazım, ama sen beni burada oyalıyorsun!"

Telefonun diğer ucundan gelen kahkahasını duyunca,bu kaosu bilerek başlattığını anlamam çok da zor olmadı. "Görev kutsal," derken eğleniyordu, ama ben daha ilk kahvemi bile içememiştim.

Telefonu yüzüne kapattım cebime koyacakken ekrana düşen Ömer'den gelen mesaja tıkladım.
Çevrim içi oluşu beni mesajını okumadan gülümsetmişti.Bakışlarım profil fotoğrafına takıldı.

Elinde tuttuğu, üniformasında göğsüne yapıştırdığı al bayraktı. Eli sıkı sıkı kavramıştı bayrağı; gurur dolu, sağlam bir tutuş. Arka planda bulanık bir doğa manzarası görünüyordu, ama dikkatimi sadece o al bayrağın parlayan ay yıldızı çekmişti. Kolundaki kamuflajlı saat, ona askerî bir duruş katıyordu. Sanki o an, Ömer'in sessizce anlatmak istediği her şeyi bu tek karede görmüştüm: Güç, bağlılık ve vatan sevgisi.

Dağ Ayısı :"Arabanın anahtarı dış kapının yanındaki askılıkta ,dikkatli ol ."
Neden liseli ergenler gibi sırıttığımı bilmiyorum.Şu an ne yazacağımı bilemeden ekrana bakıyordum; bir mesajın insana bu kadar garip hissettirmesi normal miydi?

"Neden beni uyandırmadın?"

Dağ Ayısı:
"Böyle bir sorumluluğum varda, benim mi haberim yok?"

"Pijamalarımı giydirmek gibi bir sorumluluğunda varda, benim mi haberim yok?"

Dağ Ayısı:
"Haklısın, güzelim. Buradaki sorumluluğum giydirmek değil çıkarmak "Cümlesindeki her harf boğazıma tek tek oturdu.Doğru anladığımı kontrol etmek için tekrar okudum tekrar oturdu.

Dağ Ayısı:
"17 dakikan kaldı,ajan."

"Bana 'ajan' deme! Demekten yoruldum! BANA AJAN DEME!"

Dağ Ayısı:
"16 dakikan kaldı, AJAN!"

Gözlerimi devirdim.Titreyen ellerimle ekranı anında kapatım.Gülümseyip derin bir nefes aldım.İçimdeki heyecanı biraz olsun toparlamak için gözlerimi kapatıp kendimi silkeledim. Hayır, şimdi heyecanın sırası değil, Gül... Çıkmam lazım evet .

Dolaptaki çantayı hızla sırtıma geçirdim çekmecedeki bıçakları pantolona sabitledikten sonra hızla odadan çıktım.Atlayarak indiğim merdivenlerden sonra bana askılıkta göz kırpan anahtara baktım .
Benim için bırakmıştı.Kalbimin beni esir alırken elimi botlarıma doğru uzattım .
Ayağıma geçirip fermuarlarını çektikten sonra askılıktaki kabanımı ve anahtarı alıp evden çıktım .

Sırt çantamı koltuğa bırakırken koltuğu kendime göre ayarladım.Bu içimdeki kelebekleri güldürmüştü ama aynı zamanda ısıtmıştı ona ait olan birşeyi kullanmak anlamlandıramadığ bir hisle donattı beni.Arabadaki kokusu aklımı yeterince benden almıyormus gibi.Bu adam kesinlikle bana tuzaktı .

Kasabaların ve küçük yerlerin sevdiğim özelliklerinden biri de ulaşımın kolay olmasıydı.Araç sürmek için çok fazla trafik yoktu, sadece önümde hızla geçip giden ağaçlar ve ardımda kalan evler vardı.Yol düz ve açık, Karagah'a olan mesafe gerçekten de pek uzak değildi.

Önümdeki yol,bir hat gibi ilerliyordu.Ağaçların uzun gölgeleri yola düşerken,hızla kilometreler geçiyordu. Çalan telefonun ekranına baktığımda Yağız'dan gelen aramayla gerçekten şaşırmıştım bu saate asla aramaz .

"Efendim hayırsız ağa!"

"Gül, bırak espiriyi! Elif yok ortada!" Son viraja direksiyonu kırdığımda kaşlarım çatılmıştı.

"Ne demek Elif yok!"

"Yok işte kızım, bilsem seni arar mıydım?"

"Ha, yani Elif kayıp olmasa beni aramayacaksın?"

"Gül cinlerim tepeme çıkmış! Bir de sen üstüme gelip durma,bak sabrım sınırda!" Diye bağırdı.Sesi edişe ve öfkenin karmaşasında titriyordu.
"Kızı evlendireceklermiş,o da kaçmış. Bulamıyorum Nisa'yı aradım,açmadı. Orhun'a ulaşamıyorum.Kumru zaten aylardır ortalarda yok.Şükür sana ulaşabildim."

Karargahın kapıları benim için açılırken yaşadığım şoku atlattım.
"Tamam sakin ol bak ben şimdi Nisa'nın yanına gidiyorum Elif'i bir şekilde bulacağız ."

"Gül " dedi titreyen sesiyle o iyi bir abiydi ama bazen kaderin önüne geçemeyiz."Ona birşey olursa kendimi asla affetmem."Kardeşlerini bu kadar severken onlardan ayrı büyümek zordu.Yinede birşeyleri tek başına başarmıştı.Her şey onun için yoluna girmek üzereyken,Elif'in başına gelenler onu yine geçmişe itmişti.
"Sana söz veriyorum onu sağ salim bulacağız şimdi kapatmam lazım bana güven kardeşim."

"Tamam." Dedi zorlanarak.
Aramayı o sonlandırmıştı.Arabayı park ettikten sonra çantamı sırtıma geçirip telefonum ve anahtarla içeri doğru ilerledim.Telefonun ekranındaki 13:29 la koşmaya başladım.Paşa kesinlikle canıma okurdu .
Harekat merkezi odasının önünde durduğumda kapıyı hızlıca açıp içeri girdim masada tam takır oturan Börü'yü es geçip bilgisayarıyla uğraşan Nisa'ya doğru ilerledim.Beni fark edip döndüğünde kaşları çatılmıştı .
Çantamı sandalyeye bırakırken nefesimi düzene sokmadan konuştum.

"Yağız aradı Elif kaçmış !"Mavileri şaşkınlıkla dalgalanırken beni yineledi .
"Elif mi kaçmış,nasıl kaçmış ?"

"Evlendirecekmişler kızda kaçmış aslında zerre üzülmedim hatta sevindim diyebilirim ama Yağız'ın sesi kötüydü çok endişeli kendinide suçluyor hepinizi aramış neyseki operasyondan önce bana ulaşabildi ."

"Ohaa!" Dedi açtığı ağzıyla.Nereye gidebilirki ?" Dediğinde gözlerimi devirdim.
"Onuda sen bulacaksın bu arada Yağız cidden kötüydü ara ilgilen." Kafasını salladığında Hasan araya girdi.
"Bırakın canım ne güzel kaçmış kurtulmuş kızcağız bulup onlara teslim mi edeceksiniz ?"

'Onlara mı dedi o ?'
Bu tuaf sorusuyla yüzümü ona çevirdim gözlerinde gördüğüm endişe kırıntısı hiç normal değildi.Bakışlarım üzerinde gezinirken,Nisa işime yarayan soruyu sordu"Bu kızın ne Yağız'dan nede Kumru'dan yardım istemeyip kaçması normal mi ?"
O Hasan'ı dikkate almasada bu durum benim şu an ilgimi çeken en büyük sorundu.Ömer'in bakışlarını üzerimde hissetsemde gözlerimi Hasan'dan çekmedim.

"Elif akıllı kız Nisa,abisini ve ablasını tefe koymamış öyle birini seçmiş olmalı ki aşiret dokunamasın ."
Hasan'nın gözleri Mehmet'i bulduğunda gözlerimi yumdum.İnşallah tahmin ettiğim şey doğru değildir.Bu ikisinin Urfa'da görev yapması Elif'in Urfanın ileri gelen aşaretlerinden birinin kızı olması lütfen tüm bunlar birleşmesin benim kuruntum olarak kalsın.
Açılan kapıyla içeri giren Albay ile tim ayaklanmıştı el işaretiyle herkesi yerine oturttuğunda bende usulca sandalyeye oturdum.

"Pavel Ivanov"Ekranda, yaklaşık 35 yaşlarında, elinde mikrofonuyla poz veren Rus gazeteci, Rusya'nın tanınmış bir yüzüydü ve bende tanıyorum. Albay'ın sesindeki sertlik,hiç hayırlı şeyler duymayacağımızın habercisiydi.

Albay İbrahim Sargınç çocukken hayranlık duyduğum aynı zamanda hiç göremediğim babamım şehadetine tanıklık eden adam... Harekât odasında herkesin dikkatini çekerek, sesiyle ortamı tamamen hakimiyetine aldı.
"Ekranda gördüğünüz gazeteci sıradan bir çekim yaparken,bizim onurla taşıdığımız askeri üniformamızı giymiş birkaç çapulcu terörist tarafından gözaltına alındı.Eğer onun başına bir şey gelirse,bu sadece bir skandal yaratmakla kalmaz,tüm uluslararası ilişkileri sarsar."Ellerini masaya yerleştirip hepimizin gözlerine tek tek baktı,beni küçükken kucağına alan o şefkatli adam söz konusu vatan olduğunu öyle bir öfkeye bürünmüştüki bu iki insanın aynı olduğuna uzaktan kimse inanmazdı.

"Bu sadece bir gazeteciyi kurtarma meselesi değil;Bu,Türkiye'nin ulusal çıkarlarının savunulması ve uluslararası prestijinin korunması meselesi.Rusya, Türkiye ile stratejik ilişkilerini güçlendirme çabasında ve bu tür eylemler,tüm diplomatik çabaların altını oyabilir.Bizim için bu operasyon, yalnızca bir askeri müdahale değil,aynı zamanda iki ülke arasındaki ilişkilerin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi için kritik bir adım.Her birinizin görevi çok net: Bu operasyonu hızlı,etkili ve en az riskle gerçekleştirmek.Hiçbir hataya yer yok. Zaman bizim en büyük düşmanımız. Eğer bir adımda hata yaparsak,sadece bu durumu daha da karmaşık hale getirmekle kalmaz,Türkiye'nin ulusal güvenliğini ve stratejik pozisyonunu da tehlikeye atarız.Bu yüzden her birimizin sorumluluğu büyük."

Gözleri beni buldu, "Paşa giripte çıkamayacağın bir yer olmadığını söylüyor doğru mu ?" Diye sorduğunda "Doğru "dedim.
"Güzel hazırlan kızıl zindanlara gireceksin." Dediğinde kaşlarım gözlerimin üzerine hafifçe inince anında kendimi topladım.

Adamı oraya mı götürmüşler ?Bazen elimde olsa yemeden içmeden hepsini tek tek gebertmek isterim.Hale bak ya bizi lekelemek için bir gazeteciyi esir al sonra onu Ortadoğu'da çoluk,çocuk masum demeden katleden soysuzların kurdukları en büyük işkence hapishanesine teslim et.Şeytan bile bunlardan daha masum.

"Komutanım oraya tek mi gidecek ?" Bunu soran Ömer'di sesindeki titreşimi hissetmiştim.
"Türk askerini o ülkeye sokmak Rusya'dan sonra 3.Bir ülkeyle daha karşı karşıya gelmek demek Bozkurt !"
Yüzümü ona çevirdiğimde bakışları hâlâ albaydaydı .
"Peki oradan çıkamayı başaramazsa Türkiye O 3.ülkeyle karşı karşıya gelecek mi ?" Odayı birkaç saniye sessizlik esir aldı.Hava gerilmişti sanki odanın sıcaklığı bir anda sıfırın altına düştü.
"Cevabını bildiğin soruları sorma, Yüzbaşı," dediğinde,her şey netleşti. Oysa Ömer benden çok daha iyi biliyordu bu yolun ne anlama geldiğini.

Eğer yakalanırsam...
Ülkemin adı yok!
Ülkem yok!
Adım yok!
Ben yokum!
Varlığımı Türk varlığına armağan ederken,bu kutsal davaya yeminimi böyle sundum.Bizler bunun için yetiştirildik.Bu bayrak,gökte dalgalanacak, altında çocuklarımız özgürce gülüşlerini göğe ulaştıracak. İnsanlarımız huzur içinde, güven içinde yaşayacak.Bizim için tek bir amaç var: Türkiye'nin geleceği, milletimizin huzuru ve bu topraklarda özgürlüğün sonsuza kadar var olması...

"Komutanım izin verirseniz ben girip alayım ." Bu ısrarlı çıkışı kalbimi kasmıştı .

"İlkuş... Yüzbaşıya, güçlü bir istihbaratçıyla bir Özel kuvvet askerinin özelliklerini sırala ve ardındanda farklarını açıkla ." Albay'ın emriyle yeşilleri beni bulmuştu.Bu endişen niye yüzbaşı ve bu endişen benim kalbimin ritmiyle neden oynuyor?
Gözlerimi masadaki bayrağa sabitlediğimde derin bir nefes verdim sanki evren bana onun bunu yapmamı, bunu reddetmemi istediğini fısıldıyordu.

"Bir istihbaratçı zekası, stratejik düşünme, analiz yapabilme, insanları çözme, gizlilik, manipülasyon ve psikolojik taktiklerle güç bulur.
Karmaşık durumları çözme, insanları yönlendirme ve hayatta kalma adına her fırsatı avantaja çevirirken; bordo bereli asker, fiziksel dayanıklılık, cesaret, sınırları zorlayan ustaca savaşma becerileri, hızlı karar verme,takım çalışması, acil durum yönetimi,çok zorlu koşullarda hayatta kalma ve liderlik gibi özellikleriyle güç kazanır.İstihbaratçı bir kadın zor durumda ilk başvuracağı gizlilik aldatma ve stratejik planlarken; bordo bereli bir asker,cesareti ve fiziksel gücüyle doğrudan çatışmalara girer, zorlu koşullar ve yüksek derecede profesyonellik gerektiren taktiksel operasyonlarla riskli görevlerde etkili bir şekilde savaşır,zoru ortadan kaldırır.İkisi de önemli ve değerli rollere sahiptir, ancak farklı yöntemlerle ülke güvenliğine katkıda bulunurlar kısacası bir bordo bereli karşılaştığı zorlukta ilk silahını ve gücünü kullanırken bizler için ilk silah her zaman oyun kurmaktır."

🌹🌹🌹

Sınırdaydık buraya kadar benimle gelmişlerdi normalde gelmemeleri gerekirken ne yapıp edip albayı ikna etmişti.Sorun şu ki yine benimle tek bir kelam bile etmemesiydi .
Konuşmuyordu karanlık gecede sadece adımlarımızın sesi vardı .Yeşil hata yaklaşık 700 metre kalmıştı ve ay gökyüzünde bulutların arkasından şimdi çıkmıştı .Hilal o kadar parlaktıki son baharın çırpınışındaki yüklü bulutlar bile bu ışığını gizleyemiyordu.

"Siz kalın !" Dedi her duygudan uzak sesiyle.Rüzgarın kuruttuğu dudaklarımı ıslattığımda önüme dönüp ilerledim.
Arkamdan geliyordu benim üç adımım onun dört adımıydı yinede mesafeyi koruyordu bana böyle uzak davranması canımı yakıyordu.Attığım her adımda havanın değil onun soğuklu üşütüyordu beni .Ne kadar yürüdük bilmiyorum ama durdum.Ben dursamda o durmadı yanımdan geçip ilerledi bir yabancı gibi .

"Ömer " durmadı .
"Konuşmayacak mısın benimle ?" Ne duydu ne durdu.Peki ...
Kolunu tutup önüne geçtiğimde karanlığın gözlerinin büyüsünü gizlemeye yetmediğine içim hayran kala kala izledim.Elim kolunun üzerindeydi bu yüzden kendini sıkışını çok rahat hissediyordum.Aramızdaki boy farkı giydiğim düz taban sporlardan dolayı dahada artmıştı.Rüzgar barut ve portakal kokusunu içime doldururken bu kokuyu sınırı geçtiğim anda özleyeceğimi bu durumun gözlerimi dolduracağını biliyorum hatta şu an dolmuştu.Ben sarılıp gitmek isterken ve bu isteğime bir türlü anlam veremezken o sesine bile hasret bırakmıştı beni .

"Neden konuşmuyorsun benimle ?"
Rüzgar esti ay Dünya'nın etrafında bir adım daha attı gri bulutlar gökyüzünde biraz daha kaydı ve gözleri ilerleyen zamanı hızlandırdı ama o konuşmadı .
Sadece susup yeşillerinin gecelerime kitledi .

"Ömer, yapma... Ben sana bir şey yapmadım." Boynumu büküp yüzümdeki atkıyı indirdim. "Lütfen konuş benimle. Bu şekilde senden ayrılmak istemiyorum." Sesim titredi, dudaklarım da.Soğuk havada nefesim buhar olup dağıldı.Gözlerim doldu; yumup tekrar açtım."Konuşmayacak mısın?" diye sordum,dudaklarımı bastırıp kaşlarımı çatarken.Sessizliği içimi acıtıyordu.

Kolunu hırsla elimden çektiğinde benden iki adım uzaklaştı .
"Çok güveniyorsun kendine bu beni delirtiyor seni en son yere yıkan bu şerefsizlerden biriydi ve sen ondan daha orosbu çocuğu olanların arasına giriyorsun !"
"Lan ben karımı " dedi dişlerini sıkarken parmağı yeşil hattı işaret ettiğinde diğer eli yüzündeki atkıyı hırsla indirdi .
"Bir günde onlarca kadına toplu tecavüzlerin edildiği hapishaneye gönderirken benden ne yapmamı bekliyorsun,ne istiyorsun ?"Sesi geceyi yarıp geçti gözlerindeki alevler bakanı yakacak kadar kudretliydi .

Bana o kadar bağırmıştı ki bu ayrılık mı yoksa ses tonumu gözümden bir damla yaşı düşürdü bilmiyorum..Belki çocukca ama omzumu silkip gözümden akan ikinci yaşla cevap verdim.
"Sarılmanı " Kısık çıkan sesimi rüzgar kesmişti duyup duymadığını bile bilmiyorum.Yutkundum gözlerimi yere indirdim oranın cehennem olması mı yoksa ölüm iyiliğimiydi bana bu cesareti veren bilmedim sadece kalbimi dinledim.Sessizliği bana gecenin zifirinden daha karanlıktı .

"Hep söylediğin gibi, bizim evliliğimiz gerçek değil benden saçma sapan ilgiler bekleme Gül, git hadi!"Sözleri kulaklarımda yankılanırken yere eğdiğim başımı kaldırdığımda,göğsümde büyüyen bir ağırlık nefesimi kesmişti.Yeşillerindeki acımasızlık, ruhumda karanlık bir gölge bıraktı.Kelimeler bazen görünenden daha fazladır; sessizce yıkıp geçer,belki bir ağıt duyulmaz ardından ama dokunduğu her ruhda derin bir iz bırakır.

Gözlerimden süzülen yaşlarla kalbimdeki devasa boşluğu bastırmaya çalışarak ilk adımımı attım.Nefesim yetmiyordu,sanki dünya bir anda üzerime yıkılmıştı.İkinci adımımı attığımda rüzgar bedenimi sarstı.
Soğuk,yüzümden süzülen yaşların geride bıraktığı yolu okşadı.Her şey durmuştu; sanki zaman beni dinliyordu.

Bileğimin bir anda büyük bir güçle çekilmesiyle herşey son buldu.Dudaklarımda hissettiğim baskıyla tüm dünya sessizliğe büründü.Dengemi kaybederken beni tutan sadece oydu.Bir eli bileğimdeyken diğeri belimi sarıyordu.Ayaklarım yerden kesilmişti, ama kalbim daha da yükseğe çıkmıştı.

Nefesi nefesime karışırken,dudakları hareketsizdi.Gözlerim kapalıydı,ama her şey olduğundan daha net görünüyordu. Göğüs kafesimi yırtmaya yemin etmiş çırpınan et parçası beni aşıp ona karışmış gibiydi.Bileğimi bıraktığında, eli enseme yerleşti.Dudağının ilk hareketiyle içimde bir şey koptu.Korku, öfke, hüzün... Hepsi bir anlığına silindi.

Ellerim kendiliğinden omuzlarına sığındığında ne yaptığımı bilmeden verdiğim acemi karşlıkla bir saniye duraklasada beni kendine daha sıkı çekip devam etti.Kalp atışını hissettim; Hızlı, her vuruşu derin ve kararlıydı.Nefesi nefesime karışırken,yumuşak dokunuşları ruhumu okşuyordu.
Kalbimin sancısına alışkınım ama bedenimi saran sızıya yabancıyım belki şu an belime sım sıkı sardığı kolu beni taşımasa yere yığılmış olacaktım.

Ayrılıp alnını alnıma yasladığında derin bir nefes aldı.Gözlerimi açtığımda,az önceki cesaret yerini titremeye bırakmıştı."Ben,"dedi, nefesi dudaklarıma çarparken.Sesi, sanki kalbime dokunan bir fısıltı gibiydi.
"Gözünün gördüğü hiçbir şeyden korkmayan bordo bereli, özel kuvvet askeri, Kıdemli Yüzbaşı Ömer Savaş Bozkurt... Gitmeden önce bil ki ben ırkımın asil kızına yenildim. Ve unutma; kılına zarar gelirse,o unvanı bir kenara bırakır, ne pahasına olursa olsun bu şehri ateşe veririm.Bunu böyle bil."

Sözleri, bedenimi baştan aşağı sarsan bir fırtına gibiydi. Nefesim kesilmişti, kalbim deli gibi çarpıyordu. İçimde uçuşan binlerce kelebeğe engel olamıyordum.

"Ömer..." dedim, kısık ve titrek bir sesle. Adını söylemek bile dudaklarımdan zor döküldü.

Saçlarımı okşadı; dokunuşu o kadar nazikti ki sanki dünyanın en değerli hazinesine dokunuyordu. Eli yavaşça yanağıma kaydı. O an dudaklarının sıcaklığı tenime değdi, nefesi ise kalbime çarptı.

"Ömer yoluna kurban, güzelim," dedi, sesi ruhumu saran bir dua gibiydi.
Gözlerindeki kararlılığı gördüm. O gözlerde hem bir savaşçıyı hem de yalnızca beni korumak isteyen bir adamı buldum.Beni yere indireceğini hissettiğimde yapmak istediğim tek şeyi yaptım: kollarımı ona sardım.Başımı boynuna gömdüm, kokusunu içime çektim.O an gözümden süzülen bir damla yaş daha yanaklarımı ıslattı.

Kalbim,gitme diye haykırıyordu.Ona bir daha sarılamayacakmışım gibi bir his içimi ele geçirmişti.Belimdeki kolu sıkılaştı,diğer kolu omzumu sımsıkı kavradı.Kokusu canıma can katarken saçlarıma vuran nefesi tenimi okşuyordu.

"Gözünden bir damla yaş daha akarsa, dünya üzerindeki hiçbir güç seni benden alıp bu sınırın ötesine götüremez"Sesi tıpkı bir yemin gibiydi, titremesiz ve güçlü.

Bu sözler üzerine gözlerimi yumdum, kollarımı ona daha sıkı doladım. Onu bırakmaktan korkuyordum. Hatta gitmekten korkuyorum, ben ilk kez bir göreve gitmekten korkuyorum. Onu bir daha görememek... Bu ihtimal beni derinden sarsıyordu.

"Ben, düşmanının bile onu överek anlattığı o güçlü kadını istiyorum. Düşmanla karşı karşıya geldiğinde diz çökmeyen, gözlerinde korku yerine kararlılığı gördüğüm o kadını..."

Alnıma kondurduğu derin bir öpücükle kollarını çözdü. Ayaklarım yere değdi, ama ben hâlâ kalbimle hareket ediyordum. Alnım göğsüne yaslanmıştı.

Aramızda, onurla taşıdığımız bayrağın arması vardı. O küçük, ama anlamı dünyaları aşan bayrak... Sanki göğsüne nakşedilmiş gibiydi. Elim istemsizce o kutsal sembole kaydı. Parmak uçlarım, bayrağı okşarken derin bir nefes verdim.

"Her şey vatan için!" dedim.

Ay ışığında parlayan koyu yosunlarıyla gülümserken ellerimi avuçları arasına alıp göğsüne bastırdı.

"Her şey vatan için, ırkımın asil kızı..." Sesi hâlâ kararlıydı, ama derinlerde sakladığı hüzün, kalbime işleyen bir yankı gibiydi.

Avuçlarımın altında atan kalbini hissediyordum. Sanki o ritmi sonsuza dek dinlemek ister gibi,içimden bir dua yükseldi:
'Allah'ım,bana bu kalbin durduğunu gösterme. Ben her imtihana razıyım...'

O an dudaklarındaki hafif gülümseme yavaşça yerini ciddiyete bıraktı.Ellerimi tutan elleri usulca çözdü,ardından gözlerini kapattı. Sanki içinde bir savaş veriyormuş gibiydi.

"Git artık," dedi, sesi alçak ama kesin. "Biraz daha kalırsan seni bırakamam."

Bu sözler kalbime hançer gibi saplandı. Onu böyle bırakmak, arkamı dönüp gitmek, hayatımın en zor savaşıydı. Ama biz... bizim gibiler, duygularını değil, görevlerini seçenlerdi.

Derin bir nefes aldım.Gözlerim, istemsizce son bir kez yüzüne kaydı.Her ayrıntısını zihnime kazımak ister gibi uzun uzun baktım ona.
"Hoşça kal," dedim. Sesim, tüm özlemimi ve güçsüzlüğümü taşıyordu.

Sessizce başını salladı,ardından derin bir nefes alıp arkamı döndüm.Her adımda kalbim dahada ağırlaşıyordu,ama görevimin ve onun bana olan inancının gücüyle ilerlemeye devam ettim.
Karanlıkta kayboldukça onun beni izlediğini biliyordum.Dön diyordu kalbim dön bir kez daha bak ama bakarsam gidemem ki...
Ne kadar uzaklaşırsam uzaklaşayım ona olan güvenim azalmıyordu .
Biliyorum dünyanın diğer ucunda da olsam o mutlaka bana gelirdi .

🦋🌹❤️
Hellooo...
Doğrusu duygulandınız mı merak ediyorum ? Ben birazcık duygulandım.
Sizce Gül sağ salim geri dönebilecek mi ? Bence Gül'ün sağ salim dönüp dönemeyeceği tam bir muamma! Ama böylesine güçlü bir karakterin, hem vatan aşkıyla hem de Ömer'e olan sevgisiyle neler başarabileceğini biliyoruz. Beklemede kalmak zor ama emin olun ki bomba gibi bir bölüm sizi bekliyor.

Unutmayın, bir yıldız sadece bir anınızı alır ama İlkuş'un dünyasında büyük bir fark yaratır🌹
Desteğinizi esirgemeyin...

Bölüm : 20.04.2025 22:29 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...