
Üzerimdeki siyah takımın bir parçası olan ceketi düzelttiğimde, Ömer dışında çoğunun bakışları üzerimdeydi. Saatlerdir süren toplantının ağırlığı boynuma çöreklenmişti.
Zonklayan kaslarımı ovalamamak için kendimi zor tutmuştum. Ancak dışarı çıkar çıkmaz elimin istemsizce uyuşan boynuma gitti. Muhtemelen yine geceden kalma bir tutukluk... Koltukta uyuklamaya ne kadar alıştıysam,bedelim de o kadar benden hesap soruyordu.
Paşa, önündeki korumaların açtığı koridordan ilerlerken arkasından yürüyen Gülsüm'ü izledim.Orhun ve Ömer'de arkadan adımlarımı takip ediyordu.Ortama hâkim olan tek ses topuklu ayakkabılarımın sert zeminde çıkardığı tok ritimdi. Yaklaşık otuz kişi... resmiyetle dolu bir boğuntu...çatışmadaki gürültüyü,masadaki sessiz hesaplara tercih ederim.
Dış kapıya ulaştığımızda siyah arabanın kapısı açıldı. Gözlüğümü takıp etrafa son bir kez göz gezdirdim. Gülsüm'le Paşa aracın içine yerleşirken ben de hemen peşlerinden oturdum. Ömer yanımdaki koltuğa yerleştiği anda alnımı cama yasladım; araç harekete geçmişti bile. İçeri dolan o tanıdık deri kokusu uykumu mayalıyor, göz kapaklarımı ağırlaştırıyordu.
Camın soğukluğuna değen alnımı umursamadım. Eve varana kadar dayanabilirim... belki de dayanmak zorundaydım. Ama onun dün bana söyledikleri... hâlâ kalbimin orta yerinde acı bir kıymık gibi duruyordu.
"Benim de ihtiyacım var."
O anki bakışları... o kırılgan, o içimi söken ifade... Unutamıyorum. O bana böylesine ihtiyaç duyarken, ben ona en az onun bana olduğu kadar muhtaçken, uzak kalmak... insana nefes aldırmıyordu.
Tam o sırada kolunu arkamda hissettim. Parmakları omzumdan saçlarıma doğru kaydı. Başımı hafifçe ona çevirdiğimde, elini tersini kaldırıp cama yasladı; avuç içini bana doğru açıp alnımı oraya yaslamam için bir yastık misali tuttu. Sırf camın sertliği başımı acıtmasın diye...
Bir an öylece baktım ona...
Kara kaşları, parlak esmer teni, belirgin hatlarla çizilmiş dolgun dudakları... Siyah takımının gömleği şiş göğüsünü sıkıca sarmışken ceketide kaslı omuzlarını olduğundan bile daha görkemli göstermişti.
O gözler... o koyu yeşil gözler... İçine baktığımda kendimden başka hiçbir şey göremediğim o dipsiz yoğunluk... Yapma be adam... bana böyle şefkatle bakma.
"Böyle yasla istersen," dedi alçak bir sesle, "ama boynun daha fazla ağrır."
İçim bir kez daha sızladı. Hayat bizi öyle bir noktaya getirmişti ki... 'başını omzuma koy' bile diyemiyordu.
Bakışlarımı kaçırarak"Ağırmaz," dedim kısık bir sesle.
O an avuç içinin sıcaklığı hem saçlarımda hem alnımda dolaştı. Artık cama vurmuyordu başım.İçim onun eliyle ısınırken, birden gözlerimi kapattırdı; başparmağı saçlarımı okşadı, öyle hafif, öyle dikkatli... Küçücük bir dokunuşun hem ona hem bana bu kadar iyi gelmesi... belki de en çok bu acıtıyordu kalbimi.
Onun avucunda dinlenen alnım, içimde yıllardır susan bir duyguyu uyandırıyordu.Kendimi sakladığım tüm yerlerde,Ömer'in sessiz şefkatini duyuyordum.Bu yakınlık... bu nefes kadar yakın ama bir ömür kadar uzak hâl... beni paramparça ediyordu.
"Valkov'un malikanesinde ne işin vardı?"
Bu sorunun er ya da geç geleceğini biliyordum. Saçlarımı okşayan parmağı bir anda havada asılı kaldı. Gözlerimi ağır ağır açıp Paşa'ya çevirdim. Koltuğun kenarında duran, her daim tetikteki o yumruk şeklindeki eline kaydı bakışlarım. Ay yıldızlı yüzüğü yıllardır parmağından hiç çıkmamıştı; sanki kendisiyle birlikte yemin etmiş gibiydi.
"Özel bir görüşmeydi," dedim, sesimi olabildiğince sakin tutarak.
"Bunu böyle hep sen şımarttın!" diye Orhun'a döndü bir anda. Zavallı adam bu suçlamalara artık şaşırmıyordu bile; kaderi kabullenmiş bir ifadeyle telefondan başını kaldırıp babasına baktı.
"Sor bakalım, mekân basıp adam dövmeyi öğrettik mi ona?"
Nisa için gitmiştim... ama Valkov'un kapısına gitmemin başka bir nedeni daha vardı. O nedeni kimse bilmiyordu.
"Sorunun benimle, Paşa. Orhun artık benden sorumlu değil."
"Öyle mi?" diye homurdandı. "Sizden kim sorumlu hanımefendi? Bunun hesabını kime sorayım?"
"Hiç kimseye." Çenem kilitlenmişti. "Ben kendimden sorumluyum."
"O zaman senin hakkında açılan soruşturmayı da kendi başına halledersin."
Ağzından çıkan kelimeler boynumdaki ağrıdan daha hızlı dikleştirdi beni. Yüzündeki gölgelerden anlamaya çalıştım; beni sevindiren hiçbir şey yoktu.
"Anlamadım?"
"Sahip olduğun kimliğin izin günü yok,ilkuş. Bu meslekte herkes her daim nöbettedir." Sesi soğuktu, bıçak gibi."Ve sen nöbetteyken kafana göre mekân basıp adam dövemezsin. Madem 'özel görüşme' diyorsun, hakkındaki şikâyet yüzünden açılan soruşturmayla ben ilgilenmeyeceğim."
"Demirhan!" Teyzem diye hitap etmem gereken kadın onu uyardı; ama ben gözlerimi onlara çevirmedim. Dolan gözlerimi saklamak için başımı tekrar cama yaslayacaktım ki, Ömer beni sessizce kendine çekti. Hiç direnmedim; başım omzuna yerleşiverdi.
"Gitmesinin bir sebebi olduğunu ikimiz de biliyoruz."
"Bilmediğim bir sebebi savunamam, Gülsüm." Haklıydı. Ondan nefret etmek kolaydı ama sözleri doğruydu. İçimi çektiğimde Ömer'in kokusu genzime doldu; gözlerimi kapattım. Dünya'nın canı cehenneme !
"Kimseye yüklenmeye hakkın yok, o en çok sana benziyor."
Beni... Paşa'ya mı benzetti?
Saçmalık. Asla alakamız yok.
"Kan bağı olan sensin." diyen Paşa'nın sesi havayı gri bir sis gibi kapladı. Yavaşça gerildim.Sinir damarlarımı tek tek yokluyordu bu konuşma.
"Ne Ela, ne Yavuz ne de ben inatçı ve dediğim dedik değiliz.Huyunu senden almış. Kızacak biri arıyorsan Orhun'a değil, kendine kız."
Annemle babamın adı geçer geçmez burnumun direği sızladı. Ömer'e biraz daha sokuldum, nefesimi bile onun göğsüne sığındırdım.Yıllar önce kaybettiğim sevdiğim adama yine sığındım.
Ne annem vardı, ne babam... Hepsinin boşluğunu Paşa doldurmuştu.Ateşim çıktığında başımdan ayrılmayan, gece uyuyamadığımda yanıma uzanan hep oydu. Ne kadar kızarsam kızayım... beni bugüne taşıyan eller aynıydı.
"Bırak huysuzluğu,Gül artık büyüdü,onu aldığın yaşta torunların var.Bu kadar sert davranma.Akışına bırak biraz onları."
Paşa sertçe güldü."Yetiştirdiğim kızlardan biri şirket hacklesin, öteki mafya mekânı bassın,racon kessin sen de bana 'akışına bırak' de. Ulan bunları bıraksam ihtilal çıkarırlar!"
Delirdim gülmemek için.Birkere
biz hiç öyle insanlar değiliz...
"Bunlar da arkalarını toplarlar işte!"
Gülmemi zor tuttum.Görmesem bile eliyle Ömer ve Orhun'u işaret ettiğine eminim.Ben de bekliyordum zaten sıra ne zaman onlara gelecek diye.
Bir bildirimin sesi havayı böldü. Ömer telefonunu açınca uykum anında açıldı .
Başımı omzundan kaldırınca o da telaşla ekranını kilitledi.
Meraktan çatlayacağım.
Telefon bir kez daha titreyince kollarımı göğsümde birleştirip dışarı baktım,çok meraklıyım sana !
"Gül."
Orhun seslendi.Lanet olmayasıca Bozkurt erkekleri... Bu tipe, bu yüze bu şefkate insan nasıl küser yahu?
"İnince biraz konuşabilir miyiz?"
"Hayır." dedim, tek kelimelik bir kurşun gibi. Başımı yaslandım yeniden; gözümü kaldırınca anamın bacısıyla göz göze geldim.
Al birini vur ötekine... hepsi aynı.
"Nereye kadar devam ettireceksin bunu?"
"Anlamadım, Arya?"
İsmini özellikle vurguladığımda Paşa'nın bakışları kıvılcım gibi üzerime çevrildi.
"Etrafındaki herkese saf nefret kusmaya daha ne kadar devam edeceksin?"
"Burada seni ilgilendiren bir konu var mı?" Tek kaşımı kaldırdım, cevabını beklerken ince bir tebessüm yerleşti yüzüme. "Yok... ben de öyle düşünmüştüm."
"İstesin istemesen de ben annenin-"
Kafamı sertçe salladım.
"Değilsin!"
Dişlerim birbirine sürtünüyordu. Ona biraz eğildim, kelimelerim bıçak gibiydi.
"Sen, Arya Korel... benim annem Ela Ateşkan'nın hiçbir şeyi değilsin.
Benim de hiçbir şeyim değilsin."
"Gül!" Paşa uyarınca şakağıma saplanan ağrıyı ovdum.
"O öfkeni bastır yoksa-"
"Yoksa ne yaparsın Paşa?"
Sesim titreyen bir meydan okuma oldu.
"Beni bir proje için evlendirip kocamı önce yakar şehit acısı yaşattırır sonra hain mi yaparsın?
Ne yaparsın... çocuklarımı gözümün önünde kocama yaktırıp öldü mü gösterirsin?
Yoksa canımdan çok sevdiğim insanları ben can çekişirken benden uzak mı tutarsın? 'Yoksa' ne Paşa ne yaparsın ?"
Gözyaşlarım içime damlıyordu. Dudaklarım titredi, birbirine bastırdım.Onun gözlerindeki kırılma... benim için hiçbir şey ifade etmiyordu artık.
O benden her şeyimi almıştı.
Her şeyimi.
Beni parça parça ede ede almıştı.
Araç durduğunda ilk ben indim.Koşarak bana gelen oğlum tüm dertlerimi aldığında dizlerimin üstüne çoküp bekledim .
"Annee "
Yüksek ihtimalle camda bekliyordu araç bahçeye girince kapıya fırlamıştı.Dörtlü merdiveni hızlı hızlı inip koştuğunda ardından gelen kızımda darmadağın saçlarıyla kardeşinin peşinden koştu tek bir farkla "Babaaa" demişti .
Yavrum kendini kollarıma attığında kokusunu içime doya doya çektim.Uzamaya başlayan saçlarına parmaklarımı geçirip defalarca kez öptüm.Başını kaldırıp küçük gamzesiyle bana gülümserken elimle yanağını okşadım .
"Amcaaa!" Beni anında satıp arkamdaki adama doğru koştu.Gökçe ise babasının kollarında ona hararetli hararetli birşey anlatıyordu .
"Aslanım benim " Orhun'a büyük bir özlemle sarılışı beni şaşırtmadı .
Çocuklarımla tek görüşemeyen benmişim buradan bunu anlıyorum.
Ben öldü bilirken Orhun onlarla vakit geçirmiş.Alparslan kimseye böyle yaklaşmaz herkesele sınırları olan bir çocuk ama Orhun ile bu sınırları aşmış gibi.
"Hayır kaçtılar !"
Kızım inat eder gibi kollarını minik göğsüne bağlamış dudaklarını büzmüştü .
Kimden bahsediyor bu saçı başı darmadağın olan pasaklı kızım ?
"Olmaz öyle şey benim askerlerim kaçmaz !" Kızına gülümserken Gökçe inatla tekrar silkti omuzlarını .
"Kaçtılar işte kaçtılar kaçtılar !"
"Sen yanlış anlamışsındır babacım komutanları çağırmıştır yoksa onlar senden hiç kaçar mı ?"
"Bana kaçtılar işte kaçtılar !"
"Olmaz benim askerlerim kaçmaz bir daha duymamış olayım !"
"Hira ablaya sor,kaçtılar hemde camdan kaçtılar kuaförcülük oyniycaktık biz... "
Dudaklarını daha fazla büzüp yüzünü döktüğünde duyduğum şey ile kaşlarım havalandı .
Börü ve makyaj ?
İnanılmazsın annecim hemde o adamları kaçıracak kadar inanılmaz.
"Ben onlara çok pis küstüm baba "
"Çok mu pis küsmüş benim meleğim ?"Fındık burnunu sıktığında yaklaşıp yanağını öptü.Yüzündeki gülümseme içimi tarifsiz bir halde ısıtıyordu."Nereden öğreniyorsun sen bu lafları ?"
Siyah gömleğinin kolları onu tuttuğu için daralmıştı...Gökçe iyice huysuzlandığında bir kucağında oğlumu tutan Orhun onu almak için uzandı.Ömer kızını usulca kardeşinin kollarına bıraktı .
"Ben annenden idmanlıyım boşver sen onları.Ben bu göklü kızla ne isterse oynarım" Gözünü kırptığında aklıma mazi geldi .
Orhun'nun başının belasıydım yinede bir gün olsun of demedi.
Çocukluğumdu o benim .
Dağ bildiğim koruyucum abim ailem...
"Gerçekten mi ?"
"Gerçekten,tabi bu gece ikinizide ana babanızdan ödünç alıyorum ."Sevinen çocuklarım onun boynuna sarılırken alnına düştü siyah saç tutamları.
Yaklaşıp kızımın yanağına uzun bir öpücük kondurdum.Saçı başı dağınıktı evde börü ile savaş mı yaptı ne yaptı ? Bu halde gitmese keşke ama gözleri istekli olunca gitme diyemedim.
Orhun,Ömer'e onları götürebilir miyim bakışı attığında yeşil gözlerden onayını aldı.Başını eyvallah dercesine sallayıp kendi arabasına doğru ilerledi .
Arabalar çekildiğinde Hira ya teşekkür ve veda edip eve girdim .
Ömer'in sessiz adımları takip etti beni .
"Benimle aşağı gelir misin ?"
Çıkarttığı ceketini koltuğun üstüne bıraktığında gömleğininde dört düğmesini benden cevap beklerken açtı .Kaşlarının altından o kadar güzel bakıyorki.O,o şekilde bakarken alnına düşen tutamlara dokunmak istemekle yetinip kafamı salladım .
Elini aşağı katın merdivenlerine uzattı.Peki önden gideyim...
"Aşağıda ne işimiz var ?"
Peşimden karanlık merdivenlere basarak geliyordu.Aramızda sadece bir basamak vardı.
"İşimiz olmasını mı istersin ?" İma ettiği şeyle gözlerim büyürken yutkunup ses çıkarmadım .
Arsız...
Son basamağıda inince tam kapıyı açacakken kapının kurunu tutan elimin üstüne elini koyup durdurdu beni .
Nefesi ensemdeyken sırtıma yapışan göğsü her hücremi alarma geçti.
Sigarayla karışık taze portakal ama ağır tonlardaki erkeksi kokusu her hücremi sarhoş etti .
Yumduğum gözlerimi boynuma sürttüğü dudaklarıyla açtım .
"Bana dedin ki seni ancak menekşeler mor açar,kelebekler geceleri uçarsa affederim ."
Ona kurduğum imkansız şartları hatırlatmasını beklemiyordum .
Kelebekler geceleri uçmaz ve menekşeler asla kırmızı açmaz bazı türleri ışık yüzünden bordoya çalsada asla saf kırmızı değillerdir .
Bunu neden söyledi ki ?
Ona dönecekken elimin altındaki kurpu sıktı.Gömleğinden şişen pazısına yanağım temas ederken kapıyı açtı .
Başımı odaya çevirdiğimde yerdeki saksılarda duran kırmızı açmış menekşelere baktım ve onların üstünde uçuşan rengarek kelebeklere.Kelebeğin toz pembe olanını takip ettiğimde usul usul uçup let ışıklarının altından geçip bana doğru geldi .
Odayı ağzım açık bir halde izledim .
Kıpkırmızı çiceklerin arasında gecenin bu saatinde uçuşan kelebeklere hayranlıkla baktım .
"Ömer bu...bunu nasıl yaptın ?"
"Biyoloji mezunu olan karım,bence bunu çözer"
Hayranlıkla kalkan kaşlarımla gülümserken dudaklarımı birbirine bastırdım.
Labaratuar ortamında menekşelere mor ve mavi rengini veren genlerini baskılattırıp pigmet dengesini kırmızıya kaydırtmış .
Bu yöntem bazı süs bitkilerinede uygulanıyor .
Kelebekler ise;mavi ton ağırlıklı, led ışıklar altında, gündüzü aratmayacak bir sanrı yaşadıkları için uçuyorlardı...Bu,adeta bir bilimsel mucizeydi, ama içinde o kadar çok duygusal bir anlam taşıyordu ki.
Bu,her kadının hayalini süsleyen türden bir şeydi: Yalnızca bir erkek değil,bir adamın duygularıyla zekasıyla sınır tanımadan inşa ettiği bir evren.
O çiçek almadı kırmızı rengi bulunmayan çiçeği özel şartlarda benim için oluşurturdu.O benim için gece kelebek uçurdu...Burayı resmen çiçek ve kelebek yuvası yapmıştı.
Omzuma soluklanmak için konan kırmızı büyük kelebeğin güzelliğine gözlerimi kısarak gülümsedim .
Tam arkamda duran adama o şartları koyarken imkansızlığı vurguladım .
O sözüm seni asla affetmeyeceğim demenin başka bir yoluydu.
Nerden bilebilirdim imkansızları yıkıp kalbimde devrim yapacağını?
Dolan gözlerimle elimi omzumdaki kelebeğe dokunmak için yavaş yavaş kaldırdığımda bunu hisseder etmez kaçtı benden .
Hani insan dolar dolar dolar sonra saçma birşeyi bahane edip ağlar ya tam olarak onu yapacağım şu an .
"Kaçtı ?" Dediğimde ağlamaklı olan sesimi bastırdım.Bunca yükün,derdin, acının savaşından çıktıktan sonra omzuma konan bir kelebeğe dokunmak istediğimde onun buna izin vermeyip kaçışına ağladım.
Kalbim çok acıyordu.Hemde çok acıyordu.Bana o odada söyledikleri, çocuklarım,onun ihanet acısı,onun yanmış bedeninin acısı...
Vatan içindi hepsi vatan içindi sende olsan sende yaparsın hatta yapmak üzeresin diyen ondan taraf olan göğsüme elimi koyup kumaşı avuçlarımla sıktım .
Kolumdan tutup çevirdiğinde sisli gözlerimi görmesin diye eğdim başımı .Çeneme dokunan parmaklarıyla başımı yukarı kaldırdı .Eliyle saçlarımı omuzumdan arkaya attığında bana doğru usulca eğildi.Dudaklarını önce sol gözüme ardından sağ gözüme bastırdında elini kalbimin üstünde duran elimin üstüne koydu.Bu ağlama artık acımasın kalbin demenin başka bir yoluydu.
Biraz geri çekildiğinde kocaman avucunu elimin üstünden göğsüme bastırmaya devam ettiğinde sanki onu o anda uyuşturmuştu .
Yanağıma yasladığı elinin parmağı tenimi usul usul okşarken gözlerime odaklandı .
"Merdüm-i dideme bilmem ne füsun etti felek giryemi kıldı füzun eşkimi hun etti felek
Şirler (Aslanlar ) pençe-i kahrımda olurken lerzan beni bir gözleri ahuya zebun etti felek"
Ömer ...Ömer...
Okuduğu şiir Yavuz sultan Selim'in olsada onu o kadar iyi anlatıyordu ki sanki başka bir boyutta bizim için yazılmıştı ...
'Aslanlar pençemin altında ezilirken felek beni bir gözleri ahuya muhtaç etti .'
Önümde tek dizinin üstüne çöktüğünde ne yaptığını anlamaya çalıştım.Cebinden çıkardığı kutuyu açtığında bordo küçük bir kelebek ortamızdan geçti.Siyah süngerin ortasında mavi let ışığın çaptığı yüzük gözlerimi kamaştırdı.
Ortada kocaman parlak bir dünya vardı.Onun etrafına dizilen taşlar, rastgele değil.Her biri, kusursuz bir düzenle yerleştirilmiş yıldız uçları gibi.Sekiz kollu bir yıldız gibi ama sert değil, keskin değil.Işıktan parıltıdan yapılmış.
Her küçük taş,merkezden doğup dışarı uzanan birer altından parıltı. Sanki büyük taş patlamış saçılmışta,ışığı donup bu şekli almış. Yıldız formu, yüzüğe sadece ihtişam değil,yön veriyordu. Kuzeyi, güneyi,doğuyu,batıyı her yönü en çokta kalbimi gösteriyordu.Sanki dile gelmiştide :Yüreğini isterim beni istiyorsan onu ver der gibiydi .
O kadar güzeldi ki...
"Karanlıkta bıraktığım kalbini tek bir taşla aydınlatamam, biliyorum.
Affın olsun ya da olmasın…
Ben,seni karanlıkta bırakmamak için bir ömür harcayacağım.
En karanlık anların,ben sana
yetişene kadar olacak.
İstedim ki ben gelene dek,
sana bu ışık tutsun ."
Sözler can alır mı bilmem…
Ama bir adam,bir çift sözle bir kalbi defalarca alabilir.
Onu ilk gördüğüm anda anlamıştım: Sevmenin bu kadar derin, bu kadar kaçınılmaz olduğunu.
İçim korku, acı, mutluluk ve hüzünle savrulurken, o yüzüğü parmağıma taktı.
Kuruyan dudaklarımı ıslattığımda daha fazla dayanamadım.Doğrulur doğrulmaz kollarımı hızla beline doladım,kendimi sertçe göğsüne bıraktım.
Kulağımın altında atan kalbinin ritmi yine arttı .Yanağımı gömleğinin üstüne sürttüğmde belime doladığı kolu beni kendine bastırdı.Saçlarımı öpüşüyle bir damla yaşım gözlerimi terk edip onun göğsünün üstüne karıştı.
"Şşşş " omuzlarımdan tutup usulca uzaklaştırdı.
"Ağlamak yok " dediğinde omuzlarımı silktim.
Anında kalkan kaşları bana şefkatle bakan koyu yeşil gözleri,kalkık burnu ah yüzü... yüzü o kadar güzel ki.
"Bakma böyle dolu dolu güzelim ağlamak yok ."
"Var " Çocuk gibi itiraz ettiğimde gülümeyip koyu kırmızı dolgun alt dudağını diliyle ıslattı.
"Ben izin vermiyorum ağlayamazsın !"
"Senden izin almıyorum,ağlarım !"
"Ağlatmam !"
Kalbim o kadar yaralı ki yıllar sonra gelip şefkatli davranması daha çok yakıyordu canımı.
"Ağlayayımda gör !" Saçma inadımla burnumu çektiğinde bana doğru eğilmesiyle dudakları ile dudaklarım arasından sadece nefes boşluğu bıraktı .
"Yerinde olsam denemem yavrum "
Kırpıştırdığım ıslak kirpiklerimle bakışları dudaklarımdan gözlerime çıktı .
"Sen bi uzaklaşsana ya !" Ellerimle göğsünü iteklemek istesemde milim oynamadı .
"Hava çok sıcak .Daraldım ben burda şey yapalım çıkalım yukarı hatta ben çıkayım sen kal "
Ellerimi ateşe dokunmuş gibi çektim. Arkamı döner dönmez kolumdan tutup çevirmesiyle dudaklarını dudaklarıma kapattı .
Ferah nefesi ağzımın içinde dans ederken yumdum gözlerimi.İlk hareketiyle eridiğimi hissettim.
Ama ondan uzaklaşmam gerekiyor .
Belime sardığı koluyla kendine bastırdığında sıktım kendimi .
Karşılık vermediğimde usulca geri çekildi .
Enseme yerleştirdiği elinin dokunuşuyla kendimden geçmek istedim .
Gözlerim hâla kapalıyken "Çok özledim"diye fısıldamasıyla yukundum .
Açamam gözlerimi ona bakarsam ona bir kez dokunursam asla durduramam kendimi .
Boynuma kafasını bastırdığında kokumu içine çekti .
"Sana dokunmayı özledim."
Biliyor !
Onu affettiğimi söylemesemde onu affettiğimi biliyor çünkü bana kalbini iyleştirmeden sana dokunmam demişti.İşte şimdi Ömer'i durdurmak herşeyden daha zor olacak .
Umarım şüphelenmez...Umarım .
"İstemiyor musun güzelim ?"
Gözlerimi daha sıkı yumdum.
Dayan Gül dayan.Onu kırmadan bunu nasıl yaparım hiç bilmiyorum offff !
Beni bıraktığında uzaklaştı.Yüzüme bakıyordu.Gözlerimi açsamda yüzüne bakmadım.Bakarsam beni çözer şimdi bakarsam kesin çözer.Tüm gardımı indirmiş durumdayım duygu nasıl gizlenir nasıl saklanır hiç bilmiyorum.Beni alt üst etti.
Gitmek için arkamı döndüm.
"Benden ne saklıyorsun ?"
Kahretsin ! Kahretsin! Kahretsin!
Toparla kendini Gül,senin karşındaki Ömer !
Kitap gibi okuyor şerşeyi ve şu an yüzümü görmüyor oluşu benim avantajım .
Şüphelenmemeli,öğrenmemeli çünkü öğrenirse asla izin vermez.
"Ne sorduğunu anlamadım sadece biraz kafamı dinlemek istiyorum Ömer lütfen bana zaman ver ."
Bu iyidi .
Cevabını beklemeden merdivenleri hızlı hızlı çıktım.Bu iş bitene kadar onunla aramdaki buzları eritmemem lazımdı ve ben elimdeki onu affetmeme kozunu artık kaybettim.
Kalbim zangır zangır Ömer diye çığlık atarken ben canım acıya acıya döndüm ona arkamı...
BÖLÜM SONU
Sormadan diyeyim yarın yine bölüm atıcağım rahat olun🦋
Bence bu bölümde eridiniz,eridiniz demi benim okurumsunuz siz tanıyorum sizi.
Biraz ısının diye attım yarın atacağım diğerlerini,çok seviyorum hepinizi❤️
Her türlü desteğiniz saygınız sabrınız ve sevginiz benim için o yüzükten daha kıymetli❤️
Bölümü beğendiniz mi ? Yarınkiler daha güzel tam sizlik.
Tekrar soruyorum Ömer'i affettiniz mi?
Gül niye böyle yapıyor fikri olan var mı ?
🇹🇷🦋
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 31.87k Okunma |
2.99k Oy |
0 Takip |
48 Bölümlü Kitap |