
Hareket eden aracın içinde beyaz gelinliğin üstündeki elimi sım sıkı tutan adamın siyah takım elbisesinin içinde ne kadar kusursuz gözüktüğünü kalbim avuçlarımda ata ata izliyorum.
Elini yanağıma dokundurduğunda,kopuzdankalan kahkülüm de tenine hafifçe değiyordu.
Yiğit'in kullandığı arabanın loş ışığında parıldayan gelinliğim Ömer'in benim için aldığıydı.
Sanki gecenin içinde parlayan yıldızlar üzerimde canlanıyor.Kumaşı ne çok sert ne de fazla akışkan,tam dengeli bir dokusu var; hareket ettikçe nazikçe dalgalanıyor ve bana adeta bir masal kahramanı gibi hissettiriyor.
Göğüs kısmı düz ve sade,zarif bir korse gibi vücudumu kavrıyor ama sıkmıyor. Dik ve belirgin duruşu,bana asil bir hava katıyor.Omuzlarımı ve kollarımı tamamen saran tül detaylı dantel işlemeler ise gelinliğin en romantik dokunuşlarından biri.Dantel o kadar ince işlenmiş ki,tenime zarif bir desen gibi yayılıyor.Bileklerime kadar devam eden bu detaylar,ellerimi hareket ettirdikçe ayrı bir zarafet katıyor.
Ve pelerin…Sırtımdan aşağı süzülen, neredeyse görünmez gibi hafif ama bir o kadar da ihtişamlı duran bu tül, gelinliğimin en sevdiğim yanı. Yürüdükçe etrafımda nazikçe dalgalanıyor,sanki havada süzülüyormuşum gibi bir his veriyor.
Etek kısmı geniş ve ihtişamlı.Ama fazla kabarık değil,tam kararında.Beli sıkı kavrayan korse bölümü aşağı doğru inerken etek hafifçe açılıyor ve yerle buluştuğunda yumuşak bir kıvrım oluşturuyor.Arkasında hafif bir kuyruk var,çok uzun değil ama yürüdükçe zarifçe peşimden akıyor.
Öyle bir havası varki sürekli yürümek istiyorum.Ve en önemlisi göğüsün altından kabarmaya başladığı için karnımı gizliyor.
"Heycanlımısın gelin hanım ?"
Yiğit'in yanında oturan Aslan'a gülümserken sesli bir uf çektim.
"Hemde çok ya !"
"Yanındayım Gül'üm ." Ama sen böyle şeyler söylersen ben bayılırım ona hayran hayran bakmayı bırakıp elimi kendime yelpaze yaptım.
Araç usulca durduğunda,salonun önünde yanıp sönen ışıkların dansı gözlerimi kamaştırdı.İçeriden yükselen müzik ve insanların neşeli sohbetleri havaya karışıyordu.Kızlar benden önce gelmiş,belki de beni bekliyorlardı.
Kapım açıldığında,Ömer'in kararlı bakışlarıyla uzattığı eline titreyen parmaklarımı bıraktım.Ama o,her zamanki gibi daha fazlasını yaptı.Jipin yüksekliğinden inmemi kolaylaştırmak için elini belime koyup yavaşça destek oldu.Ayaklarım yere bastığında derin bir nefes aldım,ama göğsüme oturan heyecan yüzünden nefes almak bile zor geliyordu.
Salona uzanan halının başında durduğumuzda koluna girdim.Başımı kaldırıp yüzüne baktığımda,başını hafifçe omzuna yatırdı ve burnunu saçlarıma yaklaştırarak derin bir nefes aldı.İçimde bir yerler eriyordu sanki.
"Gidelim," dedi alçak bir sesle.
Önümüzde Yiğit ve Aslan ilerliyordu. Onların hemen arkasından adım attım ve devasa kapılar ağır ağır açıldı.O an tüm ışıklar bir anda üzerimize çevrildi. Gözlerimi kırpıştırarak şaşkınlıkla etrafa baktım, sonra hızla Ömer’e döndüm.
Çalan melodi tanıdıktı. Kalbim yerinden fırlayacak gibi atıyordu. Bu… Turan Gülü'ydü.Alkışlar yankılandı, müzik sözlere kavuştu.Tüm salonun gözleri üzerimizdeydi ve ben sadece Ömer’e bakıyordum.
Bana aşkını Irkımın asil kızına yenildim diye itiraf eden adam şimdi girişte bunu kullanmıştı.
Ülkü bir nazlı gelin,Turan gülü
Asenam,Bozkurdum.
Gök börü börü
Ülkü bir nazlı gelin,Turan gülü
Asenam,Bozkurdum.
Gök börü börü
Irkımın asil kızı sana bu türkü
İlelebet koruyacak Göktanrı Türkü
Irkımın asil kızı sana bu Türkü
İlelebet koruyacak Göktanrı Türkü
"Yukarı bak " dediğinde başımı kaldırdığım tavanın kaplı olduğu al bayrakla mutluluktan ağlamamak için direndim.Artık adım attıkça mutluluğum heycanım herşey birbirine karışmıştı.
Asma sakın gül yüzünü elbet olacak
Sönmeyecek kutlu yolda tek bir ocak
Asma sakın gül yüzünü elbet olacak
Sönmeyecek kutlu yolda tek bir ocak
Yıldızıyla, hilaliyle bu şanlı bayrak
Ankaradan,Altaylardan,Karabağ'dan dalgalanacak
Yıldızıyla,hilaliyle bu şanlı bayrak
Altaylar'dan Ankara'dan,Karabağ'dan
Dalgalanacak...dalgalanacak... dalgalanacak.
Şarkı sonlandığında bizde masaya sonunda varmıştık.Heycandan ayakta duracak halim yoktu.Benim için çekilen sandalyeye oturduğumda karşıdan gelen Nisa'nın güzelliğiyle ağzım bir o şekli aldı ...
Gece mavisi elbisesi omuzlarından dökülen zarif düşük kollara sahipti. Omuzları açıkta kalıyor,böylece boynunun ince zarafeti ve duruşunun kibarlığı daha da belirginleşiyordu.Kumaş hafifçe toplanarak göğüs kısmında vücuda tam oturuyor,belini kusursuzca sarıyordu.Kalçasından itibaren zarif bir yırtmaçla bacaklarının kıvrımını hafifçe belli eden etek kısmı, yürüdükçe arkasında süzülen uzun bir kuyrukla tamamlanıyordu.Tül detaylarla hareket kazanan bu kuyruk, her adımında peşinden hafifçe dalgalanıyor,sanki arkasında gökyüzüne dokunan bir iz bırakıyordu.
Saçları her zaman olduğu gibi kusursuz bir şekilde şekillendirilmişti. Dalgalı tutamlar yüzünün iki yanından hafifçe süzülüyor,ışıltılı dokusu loş ışıkta bile kendini belli ediyordu. Yüzü… O zevkli, güzel yüzü.
Makyajı abartısız ama kusursuzdu.Mavilerini hafifçe belirginleştirilmiş,dudaklarında doğal ama canlı bir ton vardı.Yine her zamanki gibi sadelikten gelen bir güzellik…
Ayağındaki ince bantlı,zarif topuklu ayakkabılar adımlarına asalet katıyordu.Yürürken kendinden emin, zarif ama bir o kadar da sıcak… Nisa’yı en iyi tanımlayan şey de buydu zaten: Hem şıklık hem içtenlik.
Onun hemen ardından Kumru'ya tek odaklanan ben değildim.Tüm bakışları kendine çekmişti.Üstündeki siyah abiye açık bıraktığı dalgalı saçlarıyla attığı her adımda herkesi kendine hayran bırakacak şekildeydi.Straplez kesimiyle omuzları tamamen açıkta, teni ay ışığı gibi parlıyor.
Kumaş vücuduna kusursuzca oturmuş, her kıvrımını zarafetle sarmıştı.Göğüs kısmındaki ince drapeler elbiseye hareket katarken,belini sımsıkı saran tasarım,ince ve uzun siluetini daha da belirgin hale getiriyor.
Ama asıl büyüleyici olan,o derin yırtmaç… Kumaşın nazikçe iki yana ayrılmasıyla uzun bacağı ortaya çıkıyor, attığı her adımda zarafetiyle göz kamaştırıyor.Elbisenin yere süzülen eteği,yürüdükçe hafifçe savruluyor,sanki her adımında karanlığı peşinden sürüklüyor.
"Yaaa sen gelin mi oldun ama ben yerim seniiii çok güzel olmuşsun." Dolan mavi gözleriyle bana doğru eğildiğinde dikkatimi çeken şey Yiğit'in araba farı görmüş tavşan gibi Kumru'ya bakıyor olması ve sadece benim çekmemiş olmalı ki Aslan koluyla onu dürttü ama pek işe yaramadı.
At kuyruğu yaptığı yumuşacık saçları, boncuğuma sarılırken beni pamuk gibi yaptı.
"Çok güzel olan sensin " dediğimde yanağıma bir öpücük kondurmuştu.
"Lan bu ne hal !" Orhun olaya dan diye daldığında agresif sesi takip ettiğimde takım elbisenin içinde yunanın taş heykelleri gibi duran adam şu an karşısındaki iki kıza ölüm sinyali veren bakışlar atıyordu.
"Güzel olmuşmuyummm " Nisa onu takmadan elini tutup kaldırmış birde elinin altından geçimişti .
O,ona sinirli sinirli bakarken bize doğru gelen timin üyeleri,Esma,Esin ve minik oğluyla kocaman gülümsedim.
"Birde güzel olmuşmuyum diyor ! Nerde sizin elbiseleriniz !"
Özlemiştim onun bu hallerini kıskanç abi moduna geçtiğinde Arda ağzının içinden 'Hay sikeyim' diye mırıldandı kimse duymasada dudaklarını okumuştum.
Kumru elindeki siyah küçük çantayı hırsla masaya bıraktığında,
"Saçma sapan sorular sorup durma ! Çıplak mıyız biz?"
Yiğit "Giyinik misin?"
"Sanan ne oluyor be sen niye atlıyorsun ?"
"Doğru söylüyor giyinik misin? Lan insan azıcık usturuplu giyinir.Ne bu ne?
Paranız mı yetmedi ?
Yaşlandım kızım yaşlandım ömrümü yediniz benim,tükendim artık sizin peşinizdeki serserilerle uğraşmaktan !"
Kumru "Abartma !"
Nisa"Valla bencede abartma ,Gül sende birşey söylesene abartmıyor mu ?"
İkiside bana onlara destek olmam için baktıklarında alt dudağımı ısırırken elmacık kemiğimin üstünü gözlerimi kaçırarak kaşıdım.
Orhun kaşlarıyla beni işaret ettiğinde "Bakın görüyor musunuz ?
Bakın bakın ve diyin ki Gül bile arkamızda durmuyorsa birşey vardır diyin,bir kere diyin!" İkiside bana gözlerini belerterek baktıklarında yutkundum.Ben çok fazla açık giyinen bir insan değilim yanlarında olsaydım biraz kapalı birşeyler almalarını sağlardım.Giydikleri bana bile aşırı ve çok güzeller ikiside umalım da bu gece başımız ağırmasın çünkü Orhun çok fazla korumacı.
"Ay ne kadar güzel olmuşsunuz !" Diye araya girenle Efsun'u görünce gözlerimi kırpıştırdım.
Efsun kırmızı bir rüyanın içinde gibi… Üzerindeki abiye,ateşin en zarif halini taşıyor.Straplez kesimi omuzlarını nazikçe açığa çıkarırken, yanlara düşen ince tül kol detayları ona dikkat çekici bir dokunuş katıyor.Göğüs kısmındaki drapeler elbiseye hareket kazandırıp açıkta bırakırken,incecik beli mükemmel bir şekilde ortaya çıkıyor.
Etekler kabararak yere kadar süzülüyor ama en çarpıcı detay yine o cesur yırtmaç…Ten rengindeki zarif ayakkabıları neredeyse görünmez, tüm dikkat kırmızının ihtişamında.
"LAN BU NE !"
Yiğit adeta kükrediğinde gülümserken alt dudağımı ısırdım.
"Abi bağırıp rezil etmez misin bizi !"
"Yedek kıyafet falan yok mu kimsede Efsun seni öldürürüm kardeş katili mi edeceksin beni ?" Adeta yalvarır gibi konustuğunda üstündeki ceketi çıkarıp Efsun'a sarıp kendine doğru çekti .
"Abiii!" Diye cırladığında ceketi omuzlarından indirdi.
"Al şunu ya !"
"La havle vela kuvvete illâ billahil aliyyil azim "
"Ben sana bunu giymeyeceksin demedim mi !"
"Bende sana giyeceğim demedim mi ?"
"İyi bok yedin! Şu hale bak ben bunu üreten fabrikanın bacasının borusuna sokayım" Botur boğazını temizlediğine gözlerini yumup sabır çekti .
"Yiğit haklı, abicim. Bu senin yaşına da uygun değil," dedi Orhun.
Pes dercesine ona baktım.
"Sen benim abim değilsin!" diye dişlerini sıkarak konuştu Efsun. Bu öfke bu sülalede genetikti ama Efsun’un "yaşına uygun değil" lafına değil de "abi" meselesine takılması kafamı karıştırdı.
"Boş boş konuşma, canımı sıkma Efsun.Ne demek abim değilsin? Savaş neyse,ben neysem,o da o!"
Yiğit’in siniri,Efsun’un Orhun’u dışlamasına karşıydı ama ben bambaşka bir şey düşünüyordum. Çünkü Efsun asla böyle biri değil. Geride tek bir ihtimal kalıyordu…
Hırsla kaşlarını çattı. "Abiye ihtiyacım varmış gibi mi duruyorum uzaktan? İki tane yetiyor!"
"Efsun!" Orhun, Yiğit’in bileğinden tuttu. Allah’tan müzik vardı da kimse bu tartışmayı duymuyordu.
"Yiğit, o daha çocuk," dedi Orhun, sakinleştirmeye çalışarak.
"Hâlâ çocuk diyor ya! Ben 23 yaşındayım! Allah için birisi şu marangoz görmemiş iri kıyıma benim büyüdüğümü, kadın olduğumu hatırlatabilir mi? Çünkü ben artık çok yoruldum!"
Sözleri biz üç kıza da aynı şeyi düşündürtmüştü.Bakışlarımızı birbirimizden çektiren,Yiğit’in kükremesi oldu.
"Efsun,kalbini kırdırtma bana! İleri gidiyorsun!"
"Kır abi, kır!"
"Kesin lan ikiniz de!"
Ömer’in yükselen sesiyle aniden herkes sustu.Gözlerini Efsun’a dikerek sert bir sesle konuştu: "Efsun, sesini çıkarmadan yanıma gel.Eğer bir kelime daha duyarsam,gözünün yaşına bakmam,atarım seni düğünden!
Yiğit, sen de sakin ol.Tek bir kelime duymak istemiyorum.Bitti !"
Bu gerilimi şimdilik sonlandırdığında Efsun ikiletmeden onun tarafına geçti.
Kısa sürsede herkese uzun gelen bu sessizliği Esin bozdu.
Gülümseyerek bana doğru geldi.Minik Metehan annesinin kucağından bana doğru heycanlanarak kollarını çırptığında uzanıp aldım. "Ya ne kadar büyümüş bu ."
Esin"Çok güzel olmuşsun ."
Esma "Gerçekten öyle ya melek gibisin ." Uzanıp elini tuttuğumda gözlerinin içine baktım.
"Senide göreceğim bu gelinliğin içinde sanada nasip olsun inşallah." Dediğimde Batur'un buruk bir iç çekişle"İnşallah " demesiyle tüm bakışlar ona döndü.
"Şey yani Rabbim herkese hayırlı yuva nasip etsin sizi gibi ,"yutkundu."Hayırlı olsun komutanım." Diye devam ettiğinde Ömer başıyla onayladı.
"Eyvallah koçum."
Minik parmaklar yüzümde dolaştığında Esin anında indirmişti, minik elleri yüzümden .
"Gül sen ver onu bana saçını makyajını hep bozacak ."dediğinde Metahan'a daha sıkı sarıldım.
"Bozsun annesi ." Kollarından tuttup kaldırdığımda bana gülümsüyordu.Minik burnu boncuk boncuk gözleri tombik yanakları tam öpmelikti ve kocaman öptüm.
Öpmemle kahkaha attığında kafamı hafifçe geri atıp sesli güldüm .
"Ya bu çok tatlı ."
"Ulan hayırsız velet ben öpünce niye kahkaha atmıyorsun ."
"Güzel kız görünce oğlun böyle yapıyor Aslan ."
"Yalnız o benim karım seninle bozuşuruz küçük Aslan ." Ömer Metahan'a doğru eğildiğinde daha fazla heycanlanıp çırpınmıştı.Küçük çocuğa karşı söyledikleri herkesi güldürürken ben onun Metahan'nın minik burnuyla oynayışını aşkla izledim.
"Ohoo oğlum, daha kızını alacak,bu ne ki?"
Kucağımda Metahan’ı tutarken Ömer’in bakışlarının bir anda nasıl değiştiğini fark ettim.Yeşil gözleri, saniyeler içinde öfkeden kızıla döndü.
"Duymadım, sen ne dedin?" diye sordu, sesi tehditkârdı.
"Oğlumla kızını yapacağım dedim, devrem."
Ömer gözlerini yumup derin bir nefes aldı. Sonra aniden elini karnıma koydu.
Bu adam gerçekten şu an, henüz doğmamış kızı için kırmızı görmüş boğa gibi davranıyordu!
"Aslan, seni asarım! Beynine kan gitmiyor herhalde, gitmesi için asarım! Sen kimin kızını alıyorsun ?"
"Ömer, saçmalama! Espri yapıyor," diyerek gözlerimle uyardım ama Aslan hiç de geri adım atacak gibi değildi.
"Yok Gül, ben çok ciddiyim. Beşik kertmesi yapalım doğduklarında."
"O beşiği sana sokarım lan !"
Masanın üstünde duran gelin çiçeğim havada tiz bir ses çıkararak Aslan'nın kafasına yapıştığında darma dağın olmuştu.Beyaz ve pembe çiçekler, darbenin şiddetiyle parçalanarak etrafa saçıldı.Allah'tan son anda Aslan kolunu yüzüne kapatmıştı ama öyle bir kuvvetle attı ki o güçle bana fırlatsaydı dengemi kesinlikle kaybederdim.
"Ömer !" Dediğimde bir eli hâla karnımdaydı.Şaka gibi ama gerçek karnımı öyle tutuyor ki sanki Aslan kızını karnımdan alıp gidecek .
"Aslan!" Esin de uyarınca, Ömer gözlerini kısarak sert bir sesle devam etti:
"Sen Esin’e dua et! Yoksa sana yapacaklarımı biliyorsun!"
Efsun, yerdeki paramparça olmuş toz pembe ve beyaz çiçeğe üzgün gözlerle bakarak iç çekti. "Olan güzelim gelin çiçeğine oldu!"
Ama benim için şu an çiçek önemli değildi. Gözlerimi Ömer’e çevirdiğimde içimi sıcacık bir his kapladı. Tek düşündüğüm şey,onun çok iyi bir baba olacağıydı.
Ne olur,kızım benim gibi babasız büyümesin…
Onu böyle seven,koruyan bir adam varken,ondan mahrum kalmasın…
Ortamı dağıtan Davut dede ve onunla gelenlerdi.
Metehan kucağımdan alındığın ayağı kalkmıştım.Dünkü kadını görünce gözlerim ister istemez devrildi.
Elimi tuttuğunda karşımızda duran dedenin elini öptüm.
Ayşe sultan bana dolan gözleriyle baktığında sızlayan burun kemerim aklıma annemi getirmişti.Sım sıkı sarıldım ona .
"Ne diyeceğimi şaşırdım bana bu günleri gösteren Allah'ıma şükürler olsun." Sırtımı eliyle okşadığımda geri çekildi ama ağlıyordu.
Bazen birine can olabilmek için kan bağına ihtiyaç yoktur.Öz halası dururken Ömer'in şu an Yengesini kollarının arasına alıp sarılması elini öpmesi bana bunu bir kez daha öğretti.
"Ağlamak yok " Yengesinin yüzündeki yaşları sildiğinde bu görüntü duygusal hormonlarıma tekme attı.
Anne sevgisi görmemişti Ömer görmediği gibi birde ailesinden uzak yurt dışında büyümüştü.Geçmişini anlat bana demek benim için zordu kendi anlatsın istiyorum bu yüzden bekleyeceğim.
"Hayırlı olsun ." Yarım ağız kurulan cümlenin sahibi Hâlâydı.
"Sağ olun ." Aynı yarım ağızla cevap verdiğimde arkasını dönüp gitmişti.
"Bu şimdi hayır mı diledi şer mi ?" Kumru kadının arkasından ters ters baktığında neyseki dede Ömer'e birseyeler söyleyip uzaklaşmıştı.
"23 yaşındayım onun bir kere hayır dilediğini görmedim."
Efsun'nun cevabına inanırdım.Kadının suratı bile ben şerim diye bağırıyordu.
"Onun yanındaki kız kim ve niye beyaz giyinmiş ?"
Gözlerim Cansu'yu bulduğunda bu hareket beni şaşırtmadı.
"Gelini oluyor ."
"Oha beyaz giymiş !" Nisa olaya dahil olduğunda,Orhun"Kumru bir arıza istemiyorum pistin ortasında onun saçlarını avuçlarından ayırmak hiç istemiyorum ."
"Söz veremem hiç gözüm tutmadı bunları."
"Ay ben seni çok sevdim ya ." Efsun'nun neşeli cıvıl cıvıl hali Kumru'yu bile gülümsetmişti.
"Sen zaten ne zaman normal birini sevdin ki abicim?"
"Sen bana anormal mi dedin ?"
Yiğit "Neyse ki zekan arada bir işe yarıyor ."
"Bu gece seninle uğraşmiycam üsteğmen bozuntusu ya biz oturmaya mı geldik millet horon tepiyor hadi gidelim."
"Sen ve horon,kızım sen doğru yolada yürüyemiyorsun."
Orhun sağ olsun canından beze beze bizim zorumuzla horon öğretmişti ve Yiğit şu an bilmediğimizi sanıyor olmalı.
"Ayşe !" Az önce defolup gitmişti yine ne halt yemeye geldi bu kadın ?
"Takı çantası sendeyse ver bana ."
"Çantayı Yengem tutacak ." Ömer yüzüne bakmadan gözleri horon oynayan ekibi takip ederken cevabı sertçe vermişti.
"O ne münasenet canım el gün var ben dururken o tutamaz laf söz olur ?"
Gözlerimi devrip sesli bir nefes verdim.
"Farketmez oğlum ha o ha ben dur vereyim."
"Anne "diyen hem Yiğit'i hemde Efsun'u takmadı Ayşe yenge.
"Bir tane çanta sesiniz çıkmasın " diye uyarıda yapmıştı.Olay çıkmasın diye alttan alıyordu belkide yıllardır bu kadını hep alttan aldı.
Uzattığı çanta Kumru tarafından alındığında Ayşe yengeye geri uzattı."Çanta sende kalsın teyze daha güvenli." Bu hareket Yiğit'in üst dudağını havalandırmıştı.
"Sen kimsin ya,kimsin de karışıyorsun çırpı bacak ?"
"Gül'ün kardeşiyim."
"Ha şu abimin büyüttüğü beslemelerdensin."
"Abla,O nasıl söz ?" Uyaran Ayşe'm acaba bu kadına yıllarca nasıl dayandı.
Söylediği söz için şu an onu parçalasam içim yine soğumaz.
"Bana bak hâlâ falan dinlemem düğün dinlemem büyük dinlemem alırım seni ayağımın altına peruklu saçlarını yolar göğsündeki silkonlarını çıkarır senin eline veririm."
Göğüsleri silikon muydu ? Kumru bu sözü söylemez herkesin gözleri kadının göğüslerine inmişti sanırım kimse bilmiyordu .
"Aaa AA tebiyesiz ne silikonu ."
"300 cc ama bunlar göğüs kafesi genişliğin yüzünden uyumsuz doktorunu değiştir çünkü olmamış ileride sorun yaşarsın ve şu an o sorunu yaşamak istemiyorsan ayağımın altından çekil !"
Rengi mos mor olurken birşey söylemeden hırsala arkasını dönüp gitti.
"Göğüsleri silikonmuymuş lan ?" Diye şaşırarak soran Yiğit'e "Evet " diyen Kumru neysede Arda'nın boş bulunup "Evet " demesi herkesi üstüne çekti.
Oluşan kısa bir sessizlikle boğazını temizledi.
"Şey...Ben birseyler yiyeceğim hadi Emre gidelim biz ."
Toz olurken gülümseyip alt dudağımı temizledim.Ah Arda !
"Ne de olsa uzmanlık alanı,niye şaşırdınız ki bu kadar !" Nisa kollarını göğsünde bağlamış arasından kıstığı gözleriyle bakıyordu.
Bir anda kesilen müzik sesi ve ortadan ayrılan horon ekibiyle Dede elindeki mikrofonu almıştı.Salondaki kalabalık, bu ani duraksamaya şaşkınlıkla bakarken, Dede tok ve kararlı sesiyle konuşmaya başladı:
"Hepiniz hoş geldiniz!" diye söze girdi. "Bu güzel gecede, Karadeniz’in mert insanlarını,dostlarımı ve ailemizi burada görmek benim için büyük bir mutluluk."
Salonda bir alkış koptu. Gülümseyerek devam etti:
"Bugün burada sadece iki güzel insanın birlikteliğine şahit olmuyoruz, aynı zamanda dostluğun,kardeşliğin ve Karadeniz’in değişmez ruhunu da kutluyoruz.Biliyorsunuz ki bizim memlekette düğünler sadece iki kişinin değil,iki ailenin,hatta iki mahallenin kaynaşmasıdır.Bizim için düğün,berekettir, mutluluktur, umuttur!"
Bu sözlerin ardından salonda bir coşku yükseldi.Dede, mikrofonu biraz daha sıkı tutarak son sözlerini ekledi:
"Sizi çok bekletmeden sadece toranlarımı ortaya alıyor ve sözü kemenceciye bırakıyorum."
Söz bittiğinde Yiğit çıkardığı ceketini annesine Orhun ceketini Nisa'ya uzatıp piste doğru ilerlediğinde dudaklarını saçlarıma bastıran adamın ceketini hangi ara çıkardığını fark etmedim.
"Geliyorum beş dakikaya ."
Sırtı bana dönükken attığı her adımda gömlek omuz kaslarını kısıp kısıp bırakıyordu.Kollarını kaltayarak iletrlediğinde uzun boyu yapılı vicuduyla şimdi bu adam bu kadar kızın içinde horun mu çekecekti ?
Yiğit ve Orhun usul usul müziğe uyup başladıklarında Yiğit'in yanına geçmek istediğinde,Yiğit Orhun'nun elini bırakıp onu Orhun'la kendinin ortasında bıraktı.
Araları yumuşasın diye yapmıştı.Ne konuştuklarını ikisinede sorsamda ikisinden de hiç bir cevap alamamıştım.Şu an zaten karşımda tüm heybeti ve yakışıklılığıyla horon çeken adamla bu umrum dışıydı.
Elimi çenemin altına yaslayıp onu izleyemeye devam eettim.
Titreyen kolları yan dönmesiyle gömleğin kasları çekmesi ayağındaki siyah ayakkabılarının zemine çat çat diye inisiyle yutkundum.
Allah'ım ne kadar güzel yaratmışsın kurban olduğum rabbim.Bu kadar güzel yaratılır mı ? Bana gözünü kırptığında gülümsemişti.
Ve gülümsediği için inci gibi dişleri ortaya çıktı.Allahım hiç gülmez gülmez,gelir karizmatik karizmatik oynarken bu kadar milletin ortasında sırıtır !
Gömlek karın kaslarına giderek yapıştığında kalbim yine aklımı çelmişti.O geceden sonra bana dokunmamıştı.İçimdeki arzu beni tam şu an ele geçirmişti.Dolgun dudaklarını öpme isteği,salladığı kolundaki damarlarına dokunma arzusu boğazımı kuruttu.
"Gül !" Nisa yanıma oturduğunda onu umursamadan izlemeye devam ettim.
"Görende kocana hasretsin sanacak ."
"O da nerden çıktı ?"
"Ne bileyim sanki ondan mahrummuşsun gibi bakıyorsun ."
"Çok mu belli " diye pot kırdığımda bunu Kumru'da duymuştu .
Efsun salına salına yırtmacını eliyle tuta tuta Orhun'a doğru ilerlediğinde kısa bir süreliğine Orhun'nun kızgın bakışlarını Efsun'nun bacağında hissettim.Ve Efsun bu bakışın üstüne elinden tutup bu üç erkeğin herkesi hayran bırakan horonuna dahil olduğunda başını garip bir şekilde kızararak eğdiğine şahit oldum.
Ne oluyor orada ?
Bilmiyorum ama 4'ü de çok güzel.Bu üç Bozkurt erkeği dağı taşı çatlacak kadar yapılıydı.Yanlarındaki kız ise bu üç erkeğin güzeller güzeli gözdesiydi.
"Siz birlikte olmuyor musunuz ?"
"Nisa biri duyacak " elimi ağzına kapattığımda "Bu seste kim duyacak, hamilelikte bir sorun yok neden uzak duruyorsunuz ?"
Kumru'nun soruyla elimi geri çekip gözlerimi kaçırdım.
"O istemiyor ."
Nisa büyük bir kahkaha patlattığında Kumru bana başka yalan bulanmadın mı diyen tek kaşını kaldırmış bakıyordu.
"Adamın sana bakarken yükseldiği aurayı elli metre uzaktan soluyorum"
Dudaklarımı büzerek ufladım."Şey dedi bana ."
Kumru "Ney dedi sana ?"
"Ben şey yapana kadar...yapmayacakmış."
Nisa "Ney yapana kadar ?"
"Ben isteyene kadar ."
Kumru "İstediğini biz görüyoruz o göremiyor mu ?"
"Kumru,dur bir ya başka birşey var bu işte sana tam olarak ne dedi bed boy eniştem ?"
Bakışlarımı kaçırdım.
"Hadi söyle bak gelecek birazdan."
"Ben şey yapıyorum o istediğinde yani kendimi....Of !Sahandaki kadını yatağında istiyormuş korkusuz ve cürretkar bilmiyorum ya !"
"İnanmıyorum sana Gül gerçekten hamilesin ve hâlâ aşamadın mı bunu ?"Omzumu sileklediğimde ikisininde yüzüne bakamadım.
"Kocanın yanına hiç düzgün bir gecelik giyip gittin mi ?"
"Hayır "dedim yarım ağız.Elini anlına vurdu mavileri çevreyi işaret etti."Bir etrafa baksana bak bak bak etrafa."
"Neye bakayım ?"
"Senin bir geceliği çok gördüğün ağzının içine düşen bu adamın koynuna,o geceliklerle şu an girmeyi hayal eden kaç tane kadın var şu salonda bak bi."
"Nisa !"
"Hiç öyle sinirli sinirli bakma biraz cilveli ol elinde silah götünde bıçakla dolanmaktan kadın olmayı unuttun.
Taş gibi kalçaların sadece bıçak taşımak için değil ! Kadınlığını kullan biraz gülümse cilve naz ayıp değil kocan o senin,aş bunları yoksa daha çok bakarsın kocanın kaslarına iç çeke çeke.Kumru şuna ilaç falan mı ayarlasak ?"
Büyüyen gözlerimle"Yok artık !"dedim.
"Gerek yok yeterince istekli sadece kendini tutuyor.Adam öyle bir yetiştirmiş ki, kız libidosunu bile kontrol edip üstünü örtüyor.Herşeyin fazlası zarar boşuna demiyoruz."
"Hot grilim sana aldığımız gelin bohçasında güzel gecelikler var gidince giy onlardan birini aş şu sınırlarını ."
"Ama hamileyim olmazlar ki!"
"İki tanesi standarttı diğerlerini bedenine göre aldık .Standartlar olur giy sen ."
"Ya olmazlarsa ?"
"Ney olmazsa ?" Ömer'in geldiğini fark etmemiştim.Nisa oturduğu yerden kalktığında ne cevap vereceğimi şaşırdım.
"Öyle kendi aramızda bir tahminde bulundukta enişte,önemsiz ."
İnanmasada onaylar gibi yapmıştı.Yanımdaki yerini aldığında dağılan kısa saçlarına elimi daldırdım.
"Dağılmışlar " saçlarının yumuşaklığı içimi okşarken kısa saç tutamlarını parmaklarının arasında düzelttim.Siyah saçlarındaki her bir tutam,parmaklarımın arasında kayarken,hafifçe şekil verdim.
Elimi avuçlarının arasına aldığında dudaklarını bastırdı.
"Bu kadar yeter ben bu hayatın kahrını Gül'ümün düğününde oynamak için çektim.Hadi kalk halay çekeceğiz hep onlar oynayacak değil. Kız tarafını görsünler ."
Nisa elimden tutup kaldırdığında Ömer elimi bırakmak yerine kendine doğru çekti .
"Karım oynayamaz siz oynayın ."
Nisa beni kendine doğru çektiğinde "Aaa aaah niye oynayamazmış Karın göbek bile atacak hem o Erzurum'lu unuttun galiba bed boy eniştem ." Ömer'in kaşları havalandığında bana bu ne diyor diye baktı .
"Ha sen dersen ki düğünde sadece benim tarafım oynasın karımın oyun havalarına izin vermiyorum.Kendi düğününde oynayamaz o zaman tamam derim."
Salona giren uzun hava sesini takip ettiğimde Kumru elindeki biri beyaz biri mavi biri siyah mendilleri kolunu havada sallaya sallaya eteğini tuta tuta ortaya yürüdüğünde Nisa Ömer'in elini elimden atıp benimle birlikte salına salına Kumru'ya doğru ilerledi .
Beyaz mendili bana uzattığında saçlarını savurmuştu geçtiğim baş barla üstümdeki bakışları umursamadan gelinliğin eteğini toplayıp kolumu mendille birlikte sallamaya başladım.
Nisa yanımda yerini alırken uzaktan bize doğru gelen Emre Kumru'nun eline girmişti.
Çalan kürtçe halayla Elif'in koşa koşa gelişini gördüm.Düğüne geç kalmışlardı ve şu an giriş yapmıştı salona.Bana boynunu büküp "Özür dilerim geç kaldım "dediğinde tebessüm edip sorun değil dedim ne kadar duydu ne kadar anladı bilmiyorum.
Emre'nin elindeki mendili alıp sona geçtiğinde ikisi birlikte dizlerini kırdıklarında Emre ritme kapılmış bağırıyordu.
Elimdeki beyaz mendili bana taraf dönen Nisa'nın üstünden geçirdiğimde değişen müzik en sevdiğimdi.Sanırım Kumru telefonunu sistemine bağlamıştı .
Çalan halayın ağır modu bitmek üzereydi.Zurnanın ağır sesiyle gelinliğime rağmen elimdeki mendilimi çevirme hızını ayaklarımla orantılı artırdığımda hepimizin ağzından çıkan 'heyyy'le en başta kopan Emre ve Elif 'le birlikte bende rahat oynamak için Nisa'nın elini bırakıp gelinliğimi yukarı kaldırdım.
Ayaklarımızdaki topuklular yeri inletirken Kumru Nisa'yla yer değiştirmişti.Bana döndüğünde ikimizin elindeki mendillerde başlarımızda dolandı.
Müziğin tiz sesi, davulun derin gümbürtüsüyle buluşurken,elimizdeki mendiller birer beyaz kelebek gibi havada salınıyordu.Ayaklarımızın altındaki taş zemin,topuklarımızın ritmik darbeleriyle titriyordu.Kumru
uzun eteğinin yırtmacını ucunu tutarak adımlarını hızlandırdı.
Biten müzikle sesli bir nefes verdim.Yerime geçmek istediğimde Ömer ve tim piste hep beraber geliyorlardı.
Kumru "Hazır mısın süprize ?"
Emre karşı tarafa geçtiğinde bizim tarafta Elif Kumru ve Nisa kalmıştı.Hem arkamda yerini alan Esma,Efsun ve Esin'le orantılı bir düzen olmuştu .
"Aynen çalıştığımız gibi ahretim, sadece döneceğimiz yerde sen ve Savaş ortaya geçeceksiniz ."
İki gündür bahça duvarından aştım çalışıyorduk ama ben sadece kızlar olarak oynayacağımızı biliyordum.Ömer bunun için haberim yokken çalışmıştı.
Tam karşımda durduğunda solunda Yiğit sağında Arda vardı .
Orhun da son anda timin içine girmişti .
Aramızdaki mesafe farkı bayağı fazlaydı ve bu birazdan oynarken birbirimize doğru gideceğimiz dokuz adımın boşluğuydu .
Bahça duvarından aştımın ilk fonu başladığında erkekler "Haydeee" diyerek kollarını kaldırdıklarında bizde başlamıştık.Ve gözlerim sadece Ömer'deydi.
Dokuz adımda birbirime yaklaştığımızda bana doğru attığı her adımda her zerresine ayrı ayrı aşık oldum.Durduğumuzda ayaklarımız sağa sola ritmik hareketlerle onların hey hey sesleriyle harmanlanmıştı.
"Bahçe duvarından aştım
Sarmaşık güllere dolaştım
Sarmaşık güllere dolaştım
Öptüm sevdim helallaştım
Öptüm sevdim helallaştım"
Etrafımızda bir sağlı bir sollu dönerken bir adım öne çıkıp bana bakarken elini göğsüne vurdu.
"Yanıyorum, yanıyorum, yanıyorum hele"Sesi salonu inlettiğinde oyunu şaşırmak üzereydim.
Herkes ikimizin etrafında oynayarak dönmeye başladıklarında Ömer hemen yanımda kollarını kaldırmış oynuyordu.
"Mayil oldum gonca güle
Acem şalı ince bele
Acem şalı ince bele"
Hepsi diz çöktüğünde ışıkların arasında hepsinin ortasında alkış yapan ellerin müzik sesiyle oynuyorduk.
"Bir bakışta yaktın beni
Bir bakışta yaktın beni
Dert ile bıraktın beni
Dert ile bıraktın beni
Yaktın beni,yaktın beni
Yaktın beni,yaktın beni"
Tekrar ayağı kalkıp etrafımızda daire şeklinde dönmeye başladıklarında herkesin mutluluğu birbirine karıştı .
Gözlerim bir noktaya değdi.Kollarım görüş açıma giren salonun üst katındaki dar balkonda sarı saçları olan ama yüzü maskeden dolayı kapalı, kadınla durdu.
Mezuniyetimde de tıpkı böyle bir kadın görmüştüm.
"Sorun ne güzelim ?" Ömer'e baktığımda baktığım tarafı işaret edecektim ama kadın göz açıp kapayana kadar kaybolmuştu ortadan .Onu boşuna endişeylendirmemek için gülümsedim.
"Birşey yok " Artık herkes dağılmış eşleriyle oynuyordu.Kumru Yiğit'le Nisa Arda'yla Esma Batur'la ve Orhun Efsun'la evli onlar da karşılıklı takılırken Hasan ve Emre birbirlerine kalmışlardı.
Arda'nın bozuk olan moreli ve son anda Nisa'yla hararetli harareyli birşeyler konuşmasının sonuna yetişebilmiştim.
"Pişman değilim ." Demişti.
Bu kız neye pişman değil ?
Biten müzikle takı töreni için herkes piste davet edildi.Ömer elimi parmakları arasına almıştı.
Pırlantanın olduğu parmağımı okşuyordu.Bu adam benim kalbimin sahibi ya.
İlk başlayan Davut dede oldu.
Elindeki siyah kutuyu açtığımda parlayan altın pırlanta ile Nisa'nın ağzından çıkan üf'e sessizce katıldım.Ömer takması için yardım ettiğinde kulağımdaki küpelerden dolayı küpeleri şimdilik takamadım.Elini öptüğümde elini şefkatle omzuma yerleştirdi.
"Bizim oğlan zordur kızım ama görüyorum ki sen zor dinlememişsin bu yüzden gurur duyuyorum seninle bundan sonra sen benim gelinim değilsin.Efsun neyse sende o sun."
"Teşekkür ederim "
Torununada sarıldığında ayrılmıştı.
Yiğit elindeki gram altını sallaya sallaya önümde durmuştu .
Batur "Cimri herif ala ala onu mu aldın lan çapsız? "
"Sanane lan belki param yoktu Türkiye ekonomisinde kim kime gram takabiliyor !"
Elindeki çereği Ömer'e taktığında eliyle okşadı altını.
"Evlenince geri alacağım seni sakın merak etme mücevherim."
"Adama bak ya ulan o taktığın gram senin altındaki arabanın bir günlük vergisi !" Batur bu konuda haklıydı.
Bu adamların arabaları dudak uçuklatıyordu.
"Yiğit,tamam taktıysan defol artık !"
"Neden Kızıyorsun Vahşi erkeğim ?"
"Ya havlee!" Göğsündeki elini etrafdaki insanlara bakıp yavasça tutup indirsede sinirlenmişti.
"Emanetime iyi bak ha geri istiyorum onu ." Elini çektiğinde yine beni güldürmüştü.Bana doğru sarılmak için geldiğinde "Sarılma lan karıma " diyen Ömer'le durdu.
"Ne kadar da haşin ve kıskançsın ya kınıyorum seni Kınnnnn!"
"Yiğit insanlar bekliyor oğlum hadi ver kızın hediyesinide çekil şuradan."
"Anama dua edin siz, yoksa senin ağzını burnunu kırardım burada ."
"Ulan seni şimdi !" Ömer'in bileğini tuttuğumda alnımı gülerek koluna yasladım.
Yiğit ya ...! Harbiden alemdi.
"Bak,sen kızıyorsun ama ben karını nasıl mutlu ediyorum kadın ruhundan ağlamıyorsun,vahşi şey,ayı herif !"
Bileğini tutup başımı yasladığım kolundan kaldırdığımda dudaklarımı birbirine bastırdım.Ömer yüzüme öyle dalmıştı ki Yiğit'i şu an duymuyordu.
"Vahşirella sana layık değil ama " Kutunun içindeki pırlanta takımıyla kaşlarım havalandı.
"Çok teşekkür ederim ama bu çok fazla değil mi gerek yoktu ?"
"Sana az bile vahşirella ,Asker sakızı Yiğit armağanı "
"Çam sakızı çoban armağanı değil miydi o ?"
"Ulan sen benim zebbelahım mısın?
Bir ayrıl peşimden ya sal beni milföy hamurum sen varken günah işleyemiyorum."
"Seni mi bekleyecekler lan ?" Elindeki kutuyu çekip aldığında yengesinin tuttuğu çantaya atmıştı.Taktığı gramı koparıp Batur'a uzattı.
"Kalsın sende bu yanından ayırma isteyeceğim."
"Tamam komutanım ."
İbrahim albay,Paşa ve Orhun'la bükmüştüm boynumu.Ona kızsamda bu hayatımın temel taşlarını yerine yerleştiren oydu.
"Sonunda gelin olmuşsun ."
Ses tonunundaki otoriteyi korusada mutluluğu belliydi.
"Demekki neymiş ağustos böceği olmadan da evlenilebiliyormuş ."
Nisa ile Kumru kahkaha atarken İbrahim albay büyük bir gülüş sundu, Orhun'sa bıyık altından gülüyordu.
Ters ters baksamda gözlerini kaçırıp buna devam etti .
Zaten hep onun başının altından çıkmıştı bu işler o beni o gece,o şekilde kandırmasaydı ben bu gün rezil olmayacaktım.
"Bir dakika bir dakika ben neyi kaçırdım ?"
Yiğit bunu öğrense varya beni dilinden ancak ölüm kurtarır .
"Birşeyide bilme,seni alâkadar eden birşeyde yok bizim çocukluk anımız o !" Diyen Kumru'ya minnetle baktım.
Elindeki kutuyu bana uzattığında gülümsedim.
"Mutluluklar dilerim." Dediğinde gözleri Ömer'i teğet geçti.Oğlunun düğünü ama oğlu ona yabancı o oğluna yabancı.Ardını dönüp gittiğinde buruk bir iç çekmiştim.Sarılmayayım diye çabucak dönmüştü arkasını.
"Al bakalım cimcime ." Orhun daldığım yerden beni çıkardığında zamanında onun babasıyla olan ilişkisine üzülürdüm ama şimdi...Şimdi Ömer çok başka ve bana geçmişinin kapılarını açmıyor.Açarsa belki bazı şeyleri düzeltebilirim.
"Almayacak mısın ?"
"Tabi ki alacağım,beni öyle bedavaya başından atamazsın."
"Gitti bir kaldı iki,siz ikinizde evleninde kurtulayım." Dediğinde üçümüzde şu an Orhun'a yiyorsa bir daha söyle bakışı atıyorduk.
"Şaka yaptım lan hemen asmayın suratlarınızı " dediğinde Nisa kollarını göğsünde bağlayıp omzunu silkti.
"Boncuğum gel buraya gel sana kıyar mıyım lan ben ?"
Omuzlarından tutup kendine çektiğinde Nisa hâlâ surat asıyordu.
"Kızım şaka yaptım da ben hiç verir miyim seni, püküllü belam olamadan ne yaparım ?"
"Sen de gel asi keçi " Kumru'nun da kolundan tutup çektiğinde ikiside aynı anda omzularını silktiler .
"İlk iş kendime koca adayı bulmazsam adım Kumru değil ."
"Bende ilk iş o adayı dövmezsem adam değilim,espiri yaptım uzatmayın! "
"Özür dile " dediklerinde gözlerini devirip ağzının içinden "Özür dilerim"dediğinde biri sol tarafında biri sağ tarafından sarılmıştı ona.
Biz üç kız,o da bu üç kızın peşinde sürüklenen başları her derde girdiğinde her fırçayı yerimize yiyip yeri geldiğinde baba gibi korumacı yeri geldiğinde hastalandığımızda başımızda bekleyen bir anneydi .
"Evlendim diye mi unuttunuz beni ?"
Dudaklarımı büzdüğümde Orhun Kumru'ya sardığı koluyla bileğimden tutup çektiğinde şimdi ben üçüne birden sarılıyordum.
"Seni unutanın kanı kurusun!"Sesi her zamanki gibi sıcak ve güven vericiydi.
O an,ne geçmiş,ne gelecek vardı. Sadece biz vardık ve dostluk,hiçbir zaman eskimeyen o güçlü bağ gibi kalbimize kazınmıştı.
Gülerek başımı üçüne birden yasladım. Biliyordum ki hayat nereye savurursa savursun, ne olursa olsun, biz hep birbirimizin yanında olacaktık.
Albayın boğaz temizleme sesiyle ilk geri çekilen Orhun olmuştu.Hepsinden sıyrıldığımda değil kızmak bir kere olsun sesini yükseltmeyen adam, babamın dostu,şu an elindeki hediyeyle bana şefkatle bakıyordu.
"Sen doğduğunda da başında ben vardım bu gün evleniyorsun bu günde varım.Pıtır pıtır gezişin yaramazlık yapışın hâla dün gibi hatırımda hangi ara büyüdünde gelin oldun hiç anlamıyorum." Gözleri sislenmişti bu adam kolay kolay duygulanacak birisi asla değildi.
Hep Paşa'nın sert yüzünü onun yumuşak tarafını görmüştüm.
Eli bir baba şefkatiyle saçlarımı okşadığında babam geldi aklıma .
Burnum sızlamaya başlayınca burnunu çekip gülümsedim.
"Ağustos böceğinin, büyünce bununla evleneceğim dediği adamla evleneceğini kim bilebilirdi ?"
O kadar duygulu söyledi ki gülümsemekle ağlamak arasında arafta kaldım.Elini omzuma usulca iki kere vurduğunda elindekini kutuyu uzattı.
"Bunu benim değil,babanın say kızım."
Sesi yumuşak ama derindi.İçime oturan o garip duygu,kalbime hafif bir ağırlık bıraktı.Buruk bir tebessümle başımı sallayıp kutuyu aldım.
Bir zamanlar beni "Gel bakalım minik Asena." diyerek kucağına alan adamın karşısında şimdi bir gelinlikle durmak… Bu anın anlamı içimde bir yerlere dokundu.
Sıcak sarılışına sıkıca karşılık verdim. O an her şey çok gerçekti.Ama sarılış kısa sürdü.Benden ayrılıp Ömer’in yanına yöneldi.
"Hayırlı olsun, evlat."
Her zamanki ciddiyetiyle başını eğerek karşılık verdi. "Sağ olun, komutanım."
"Gel!" Sıcak kollarını açtığında,Ömer bunu reddetmedi.
İki komutan,iki asker,iki bordo bereli...Biri yıllarını vatana vermiş, diğeri ise yıllarını verecek.Omuz omuza kaç çatışmaya girdiler,kaç kere kan ter döktüler, kim bilir? O an, aralarındaki bağ sadece kelimelerle anlatılabilecek bir şey değildi.
İbrahim albay Ömer'e çok başka bakıyordu.Her evlat dediğine aynı babacanlıkla yakınlaşıyordu ama sanki Ömer onun için ap ayrı yerdeydi.
"Hadi bakalım" sırtına elini vurup geri çekildi "Oğlunuzla ordu kızınızla devlet olun"
Geri çekildiğinde bu tatlı dileğine tebessüm ettim.Zaman ne kadar da çabuk geçiyor bir zamanlar bana büyüyünce Asena olacaksın diyen adam şimdi karnımdakiler için dilek dileyip gitmişti .
"Hayırlı olsun Savaş !"
Ses bana yabancıyken Arda'nın gözlerini yumup titreyen eliyle alnını ovalaması hayara alamet değildi .
45-50 yaşlarında,iş adamı olduğu yüzündeki derin çizgilerden okunan adama baktım.Geniş omuzlarına kusursuzca oturan koyu lacivert bir takım elbise giymişti; üzerini özenle ütülenmiş beyaz bir gömlek ve parlak gri bir kravat tamamlıyordu.
Ceketinin sol göğüs cebinde, zarifçe katlanmış beyaz bir mendil görünüyordu. İnce dikişleri ve köşesindeki işleme,mendilin öylesine yerleştirilmediğini,detaylara verilen önemin bir göstergesi olduğunu belli ediyordu.Saçları kırlaşmaya başlamış, fakat itinayla taranmıştı.Sol bileğinde, metal kayışlı pahalı bir saat parlıyordu.Elindeki küçük,kadife bir kutuyu sıkıca kavrarken, gözleri gözlerime odaklandı.
"Her ne kadar oğlum, kocan yüzünden bir hiç uğruna çöplüklerde sürünüyor olsa da, Davut Bey'le olan hukukumuz adına buradayım. Buyurun, mutluluğunuzun daim olmasını diliyorum."
Ömer’in gözlerinde gördüğüm nefret, bana uzatılan kutuya elimi uzatmamamı sağladı.Bu adamın oğlu kim? Bir hiç uğruna çöplüklerde sürünüyor,ne anlama geliyordu?
"Hediyeye gerek yoktu,zahmet etmişsiniz," dediğimde, adam zengin bir gülümsemeyle başını sallayarak elini indirdi.
"Bu reddettiğin hediye,kocanın on iki aylık maaşı," dedi.
Sözleri, salondaki uğultunun arasında soğuk bir rüzgar gibi esti. Her kelime, beni yerimde donduruyor gibiydi.
"Oğlunun hatırı olmasa, şu an elinde tuttuğun hediyeyi, seni on iki ay boyunca pipetle beslemeleri için hastaneye bizzat teslim ederdin," diye ekledi, sesindeki tehditkar ton her anı dolduruyordu.
Beti benzi atarken, Ömer’in kolunu sakinleşmesi için hafifçe ovaladım. Yavaşça gözlerimi kapatıp,bu durumu sindirmeye çalıştım.
Bir askerin karşına geçip bu sözleri sarf etmek insana ait bir özellik değildi.Her şeyin bir anda ne kadar farklı bir hale büründüğünü fark etmek zor oluyordu.
"İyi geceler hepinize. Zaten çok yakında oğlum Arda’nın düğününe hepinizi bekliyorum."
"Ne ?" Ağzımdan kaçan bu nidaya neden yalnızca ben şaşırmıştım.
Bu adam… Arda'nın babası,ünlü iş adamı Rauf Gökmen miydi? Arda evleniyor muydu?
Açık kalan ağzımla arkasını döndü.
"Rauf bey " Nisa tüm ihtişamıyla öne çıktığında adam yüzünü Nisa'ya döndü.
"Gelininizle tanışın." Elini adama doğru uzattı.
"Nisa Tümer Gökmen " dediğinde mantığım elini alına koyup küt diye arkaya düşüp bayıldı.
BÖLÜM SONU
Valla bende okudukça şok
oluyorum sjsjaj.Hangi ara ve niye yaptıklarını gelecek bölümde öğreneceksiniz.
Arkadaşlar üç kitap olacak ve birinci kitap büyük ihtimalle on bölüm sonra bitecek.Giriş gelişme ve sonuç olacak şeklinde üç kitap.
Kurgum çok ağır ve derin bu daha görünen yüzü bile değil.Sizi bekleyen bol ağlamalı bölümlere hazır olun 🦋yorum ve beğeni unutmayın güllerim.🩸
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 31.87k Okunma |
2.99k Oy |
0 Takip |
48 Bölümlü Kitap |