5. Bölüm

Ruhumun Prangaları🌹5

Dahliaaa
d_ah_lia


Bana hiç ardını dönmeyen hayatın katran karası kasvetli yüzüne yabancı olmak isterdim,yalnızca bir gün ruhumun köklerine kadar işlemiş bu boğucu ağırlığın ne demek olduğunu unutarak yaşamak isterdim ama olmuyor.
Yorgun ruhumu arkasından sürükleyen kalbimin gücü Dünya tersine dönse bile bitmek bilmiyordu çünkü o da bana yükleniyordu,yükünü yüklediğin biri varsa yük seni neden yorsun ?

Bir dağın zirvesinde, uçurumun keskin kenarında buldum kendimi.Rüzgâr, ormanın derinliklerinden doğup yüzümü okşarken,denizden gelen tuzlu esinti dudaklarımda yakıcı bir tat bırakıyordu.Aşağıda,kayalıkların üzerine vahşice çarpan dalgaların sesi, sanki içimde bir yerlerde yankılanıyordu;derinlerimde kopan fırtınalara cevap verircesine. Gözlerimi ufka diktim.Gök ile denizin birbirine karıştığı o noktada, özgürlük gibi,ulaşılmaz bir huzur gizliydi.

"Taze gelinin gemilerinin battığı nerede görülmüş?"

"Arda?" Oturduğum kaldırımda, bir anda yanı başımda belirivermesiyle, itiraf etmeliyim ki, oldukça şaşırmıştım. Daha iki gün önce, resmi ve dini nikâhın ardından apar topar göreve gitmişlerdi.

"Senin burada ne işin var?" diye sordum, gözlerimi kısmış, yüzünde bir açıklama arıyordum.Cebinden telefonunu çıkarıp bir şeyler yaptı, ardından yüzünü tekrar bana döndürdü.

"Kaçak gelini arıyordum."

Kaşlarımı kaldırdım. "Espri yeteneğin berbat ötesi."

"Senin berbat dediğin yeteneğime kızlar ölüyor ölüyor," dedi, alaycı bir gülümsemeyle.Bezgin bir nefesle gözlerimi devirdim.

"Görevden beş saat önce döndük ve tahmin et,beş saattir ne yapıyoruz?" dedi.

Bal rengi gözlerine anlamsızca baktım. "Seni arıyoruz, Gül!"

Yok artık! "Ben çocuk muyum, Arda? Niye beni arıyorsunuz?"

"Şu an lütfen duygusal Gül modundan çıkıp İlkuş’a geçer misin? Çünkü," dedi sesini alçaltıp,bakışlarını ciddileştirerek,"Helikopterden iner inmez karısının kayıp olduğunu öğrenen adam birazdan buraya gelecek.Ve yemin ederim,kocan pimi çekilmiş bomba gibi."

Ah Nisa ortalığı neden velveleye verirsin ? İzinliyim kimse yokken kafamı dinlemek için üzerimdeki herşeyi çıkarıp herşeyden uzak saatlerce dolaşmıştım burada da biraz oturduktan sonra eve geçmeyi düşünüyordum.

"Biraz kafamı dinlemek istemiştim Nisa'nın beni takip etmemesi için herşeyi evde bıraktım yalnız kal-"

Şu an isteyip isteyebileceğim en son şey attığı her adımda yüzüme çivilediği ölüm sinyali veren bakışlarıyla daha önce hiç kırmızı görmüş boğa halini görmediğim adamın radarıma girişi ile sadece Türkçe'yi değil 5 dildeki 5 alfabeyide tuttum.

Arda'nın dudaklarından çıkan manası naneyi yedin olan uzun bir ıslık mesafe kapandığında yaşayacağım kıyametin zil sesiydi .Elimi onun kolunun üstüne koydum.

"Bu niye böyle barut gibi ?"

"Gül kurbanın olayım elini geri al benide yakma ."

"Şu an sorun gerçekten elim mi ya ?Al çektim rahatla "

"Allah'ım nolur görmemiş olsun söz veriyorum 40 gün hiçbir kızla o niyetle konuşmayacağım sen beni koru güzel Allah'ım ." O ellerini açmış yakarışını sürdürürken ben birbirine giren elim ayağımla oturduğum yerden kalktım.

Arkadan esen rüzgarın alnıma iteklediği saçlarımı iki elimle toplayıp kulağımın arkasına sıkıştırdığımda karşımda durmuştu .Ne ellerimi saçımdan çekebildim nede gözlerimi ondan .
Alt dudağını dişleriyle içeri doğru katlayıp katlayıp duruyordu .Arda sivilken o üniformasıylaydı .
Attığım her adımı bilen bir Nisa varken bildirmediğim ilk adımda başıma gelenler vol bilmem kaç ...Yaktın başımı boncuk yaktın .

"Ben biraz yalnız kalmak istemiştim ."
Dudaklarını sahte sesli bir tebessüme aradı ."Ne yapmaya çalışıyorsun ?"
Gerçekten burnundan soluyordu .
"Kafamı din-" Kolumu parmaklarıyla kavrayıp kendine doğru çektiğinde öfke kokan nefesi yüzüme işledi.Vücudum bir an için dondu.O kadar yakın,o kadar sertti ki, nefesinin her kesiti gibi öfke kokusunuda her soluğunda içime doldurdum. Bu kadar yakın olmanın yarattığı tedirginlik, kalbimi hızının ayarlarıyla oynadı.Nefesindeki öfke, bir tür zehir gibi yüzüme işledi,sadece fiziksel değil, içsel bir sınavında ortasındayım o kadar yakındık ki, bu mesafe bir tehdit olmaktan çok, kalbimle aklım arasında çıkan savaşta bir güç gösterisine döndü.

"Sana Ben Hallederim Dedim... Kilit taşı benim dedim, ama Sen kabul etmedin." Her kelimesine dişlerini sıka sıka yaptığı vurduyla yutkundum.
"ANNENİN KATİLİNİN OĞLUYLA EVLENMEYİ KABUL ETTİKTEN SONRA KAFA DİNLEMEYE HAKKIN OLDUĞUNU MU SANIYORSUN SEN !?"

Dışarı çıktığında çocuklarını içeri çeken annelerin kapattığı kapıların ardında koca sokakta tek başına kalan çocuğun hüznü çöktü ruhuma.Kalbimin umutla tuttuğu ipler elinden bir anda kayıp gitmişti.Dolan gözlerimi kaçırdım.

"Bırak kolumu canımı acıtıyorsun ."Ona nazaran sessiz çıkan sessim yüreğimin koca çığlığının yanında işitilebilen en düşük basınç düzeyindeydi .
'Beni senden vurmasınlar anne...'
Yosunlarına bir anda çöken pişmanlığı hissettim ,öfkesi ortadan kaybolmuştu boşluğa düşen kolumla buradan uzaklaşmam gerektiğini beynim her geçen saniye defaatle söylüyordu.
"Gül "
Omzuna çarpıp geçtiğimde, içimdeki her şey bir an için dondu.Kabanın kapüşonunu kafama geçirip ilerlerken, adımlarımın her biri daha da ağırlaşıyordu. Yürüyeceğim yolun bitmemesini istedim, çünkü içimdeki o düşünce, "hiç bitme" diye fısıldarken, aslında en derinimde, yorgunluğumun ve tükenmişliğimin yankısı vardı.

Haklılık payı vardı çünkü ben bir istihbaratçıyım.İzinli bile olsam,bu kadar uzun süre kaybolamam, ortadan silinmem doğru değil ama söylediği o cümle, 'Bunu kabul ettin ve senin hiçbir şeye hakkın yok' sonra yakışırdığı 'sıfat' bana kurşundan daha acı bir iz bıraktı. O an, içimdeki her şey bu kelimelerle paramparça oldu. Bu, sadece bir söz değil, bir kimliğin silinmesiydi

"Gül "

Birbirine giderek yaklaşan kara bulutların hakim olduğu gökyüzü ne kadar şanslı olduğunu,biriktirdiği herşeyi boşaltabilmenin ne büyük veli nimet olduğunu biliyor mu ?

Sonbahar, içimdeki hüzünün yansıması olan bu kasvetli şehri asla terk etmeyecekmiş gibiydi.Şiddetini artıran rüzgarın yerden kaldırdığı yapraklar botlarımın ucuna çarpıyordu,sanki her adımımda biraz daha ağırlaşıyor, biraz daha savruluyordum..İlk çise rüzgarla buluştuğunda, deri kabanımdan aşağı süzülen damlalar,bir arınma gibiydi. Bulutlar o kadar beklenmedik bir boşalma sundu ki, tonlarca su bir anda üzerimize yığılmaya başladı. Bir barajın kapakları gibi, hepsi aniden açıldı ve doğanın kudreti, tüm her şeyi sarmaya başladı.Ormanın hemen kenarında olmama rağmen göklü ağaçların gücü ne esen rüzgarı biraz olsun kesmeye ne de yağan yağmuru azda olsa engellemeye yetti.

"Gül ."
Kulakları sağır eden bulutların ayağımın altını titreten ama içimdeki zelzeleye asla yetmeyen yıldırım yakınlarda bir yere çarpmıştı .Onunla aynı anda davranıp kolumdan tutup çevirdiğinde üniformasına işleyemeyen damlalar saçlarını sırılsıklam yapıp anlına dökmüştü.Yoğun koyu yosun yeşili gözlerinin etrafında dans eden ıslak gür kirpikleri kalbimin ritmiyle adeta oyun oynuyordu her bakışı her hareketi içimdeki dinlemekten asla bıkmayacağım bir melodiyi çalıp duruyordu,alnında ki saç uçlarından burnun ucuna kadar süzülen damla çok beklemeden ayak ucuma düşmüştü .

"Öyle söylemek istemedim."
Hava öyle bir gürültüyle yağmaya yüklenmişti ki hiçbir ses onu yarıp bana ulaşmaya yetmezken kulaklarım onun her harfindeki tonunu bile hafızama mürekkeple kazımıştı.Yüzüme doğru esen rüzgar başıma çektiğim kapüşonu geriye atmıştı sanki o kolumdan tutmasa bu yel benide alıp götürecekti .
Yaklaşık üç dört adım ötemdeki uçurumun kendini denize bıraktığı gibi bırakmıştım kendimi ona,hemde beni aşındıracağını bile bile bana her ulaştığında benden bir parçayı söküp götüreceğini bile bile ...

Ortamdaki herşey bir anda sustu hissettiğim huzurlu aura korkarak ışık hızında beni terk etti.Yeşilden siyaha bir anda dönen bakışlarıyla dudaklarını usulca hareket ettirdi .
"Seni istiyorlar," dedi, her kelimesi keskin ve derindi.
"Ne?"
"Azrail’i istediklerini bilmeden,"diye hırıltılı bir şekilde mırıldandı, kelimeleri boğazında sıkışırken, her biri başka bir tehlikenin habercisiydi.
Belime dolanan güçlü kollar beni kendi göğsüne çektiğinde kulağımı delen tiz bir kurşun sesi kalbimin duvarına saplanıp kaldı.Kendini bana siper etmişti .

Zamana meydan okuyup kendiyle birlikte benide uçuruma bıraktığında ,etraftaki her ses birbirine karıştı ,yağan yağmur ,esen rüzgar,hava akışı ...Rüzgar ansızın üzerimize çullandı, gökyüzü uğuldadı. Bedenim uçurumun boşluğunda havaya asılı kaldı,sonra hızla aşağı çekildi.
Kalbim kaburgalarımı parçalıyor gibiydi, nefesim ciğerlerime saplanmış bir bıçak gibi kesikti. Rüzgarın çığlığı kulağımı yırtıyor, yağmur damlaları tenime sivri dikenler gibi batıyordu.

Yüksek hızın oluşturduğu basınç suda beton etkisi yarattığında içine gömüldüğüm soğuk suyla bedenimi ileri savuran güçlü dalgaya karşı koyacak gücüm yoktu,dalgalar her yanımı kavrayıp beni bir oyuncak gibi savurdu.Kendimi toparlayarak yüzeye doğru harekete geçtiğimde tuttuğum nefesim ağzımdan kaçan baloncuklar ile bana veda etti,nereye savrulduğumu bile bilmediğim bir dalgayla tekrar dibe gömüldüm.

Ciğerlerim yanıyordu.Havanın yokluğu kafatasımı sıkıştırıyor, her hareketimle daha derine batıyordum.Gözlerimi açmaya çalıştığımda, karanlık suyun içinde kaybolan son ışığı gördüm.Nefes almak için yüzeye çıkmaya çalıştım, ama dalgaların vahşi gücü beni tekrar aşağı çekti.

Bedenimin altında akıp giden suyun soğukluğu aklımı dinç tutmama yarıyordu.Kulaklarımda hissettiğim basınç ne kadar derine çekildiğimi gösteriyordu kendimi yüzeye doğru itmeye devam ettim.

Son bir kuvvetle kendimi suyun yüzeyine attığımda patlamak üzere olan ciğerlerimi nefeslendirmek için ağzımı açtığımda bunu bekleyen dalga beni tekrar suya gömdü .Allah'ın cezası iki dakika dursana yerinde!

Yüzeye kendimi tekrar ittiğimde zihnimde bomba etkisi yaratan bir patlamayla en olmadık yerde ayaklarımın ve kollarımın uyuştuğunu hissettim, Ömer... O kendini bana siper etmişti ...

Kayalıkların çokta uzağında değildik, yağmur hız kesmeden içinde bulunduğum hırçın denize kendini bırakmaya ederken rüzgarda kendinden yine hiçbir şey eksiltmemişti.Denizin kıyısındaki kayalıkları,beni yutmak için can atan dalgalara rağmen taradım ama yoktu...Arkamı döndüm yine yoktu...
Vurulmuştu buna eminim beni kendine çektiğinde kurşun ona isabet etmişti keskin nişancı vardı,hedefleri bendim ama o erken fark etti.Ya bayıldıysa...Allahım sen koru .

Yüzüme yapışan saçlarımı elimle geri ittiğimde yüzeyi tekrar taradım .
"ÖMER !"
Bana engel olan deri uzun trençi kollarımdan hızla çıkardığımda ondan kurtulup dibe daldım.İlk başta bulanıklaşan görüntü yavaş yavaş açıldığında onu arayan gözlerim hüsranla kapandı .Etrafımda dönüp durmam faydasızdı, ufak bir iz bile yoktu .

Havayla tekrar buluşan ciğerlerimi umursamadan sağıma çevirdim kafamı .
"Ömer nerdesin ?" Vurulmuştu Allah kahretsin vurulmuştu ,daha rahat görebilmek için yüzümdeki suları ellerimle sildim."Nolur ses ver ,Ömer!" Boğazımda düğüm düğüm olan her harf bir yumru gibi oturdu içime düşündükçe deli oluyorum,derin bir nefesi alıp verdim.

"ÖMERRR!" Bir kez daha adı bir umutla döküldü dilimden,gök gürledi mor yıldırımlar ardı arkası kesilmeden yer yüzüne indi,karadeniz daha asice dalgalarının gücünü kullandı .

Tekrar battığım dip onu göremediğim her saniye canımdan can kopardı.Ne ayaklarımda ne kollarımda derman kalmadı ama ne pahasına olursa olsun duramam,bir kez daha yüzeye umutsuca çıktım .Sağıma baktım yok, soluma baktım yok, önümü arkamı kontrol ettim yok...yok...yok...
"Nerdesin yüzbaşı ?"
"Hani bordo bere yere düşmezdi ?"
Yağmur damlalarının kamufile ettiği yaşlarım benden habersiz yol almıştı sanki biri elleriyle kalbime ulaşmış onu acımasızca sıkıyordu.Bağırmaktan tahriş olan boğazımla gözlerimi yumup yutkundum.Yanaklarımdan sicim gibi süzülen sıcak damlalar kalbimin ateşinde pişmişti .

"Bordo bere yere düşmez !" Eşsiz bir meldodi gibi zihnimim duvarlarına çarpan sesi yaşadığımı hatırlarttı.
Islak kirpiklerim birbirinden hızla ayrıldığında sesin geldiği tarafa döndüm.
Bana göre kusursuz olan yüzünün her noktasını inceledim.Sırılsıklam olan saçları birbirine yapışmıştı kan kırmızı dudakları soğuktan mora dönmüştü .

"Sen nerdeydin ?"
Soğuktan mı yoksa onun bana yaşattığı korkudan mı kekelediğimi bilmiyordum .
Kaşlarım gözlerimin üzerine indi ."Bilerek Yaptın !"
"Senin Haberin Varmı Ne Kadar Korktuğumdan,Çocuk Musun Sen ?"
Elimi suya hırsla vurduğumda bana yaklaşmıştı.Dalgalar sanki ona hiç uğramıyordu eli usulca yanağıma yapışan saçıma ulaştığında buz gibi tenimde hissettiğim parmakları üşüyen ruhumu canlandırdı .

"Neden korktun ?"
Yalnızca yüzümü avuçları arasına almadı kalbimide aldı.Daha kendime bile açıklayamadığım şeyler varken nasıl toparlayacağım şimdi dile getirdiğim o kelimeyi ?

"Lafın gelişi söyledim."Ağzımdan çıkanlara kalbim bir yuh çekti .
Kaşları havalandı sıcak nefesi yüzüme vururken gözleri ruhumun en derinini okudu "Buz gibi olmuşsun." Soğuk ve ıslak yanaklarıma o kadar güzel dokunuyor ki dünya donsa ben donmam.
Bir anda geri çekildiğinde o sıcaklık uçup gitti ve devam etti "Sudan çıkalım ." Soğuğu tam o anda algılamaya tekrar başladım o yüzerek uzaklaşırken ben koca denizin ortasında ondan daha büyük bir boşluğun ortasında kaldım...

🌹

Saatler önceki sessiz alanı şimdi sayısız zırhlı araç ve asker çevirmeye almıştı .Yağan yağmur dinmiş hava kararmaya başlamıştı .
Gözüme ilk ilişen Aslan ve Batur oldu bize doğru geliyorlardı .Çekilen şeridi kaldırıp altından geçtiğimde soğuktan titremek üzere olan çenemi kontrol edemiyordum.

"Savaş ?" Aslan elini Ömer'in omzuna koyduğunda iyi olduğunu görmenin içini rahatlattığını hissettim."İyisiz çok çok şükür."
"Komutanım korkuttunuz bizi valla iyisiniz değil mi ?"
"İyiyiz Batur, Gül'e battaniye iste...Aslan durum nedir ?"
İlerleyişlerine ayak uydurdum.
"Orman,bir keskin nişancı ve aynı zamanda sınırdan dün ülkeye giriş yapan 34 terörist tarafından çevrilmiş yüksek ihtimalle amaçları Gül'ü öldürmek değil keskin nişancı vasıtasıyla ormana çekip sağ ele geçirmekti ."

"Bilmediğim bir şey söyle Aslan!"
Bunu biliyordu !
Bunu bildiğinden ikimizi de uçurumdan atmıştı.Saatlerce burada oturmama rağmen hiçbir şey sezememişken o gelir gelmez anlamıştı ,tuaflıklar silsilesi beynimde hayalet gibi gezinmeye başladı. Önsezileri bu kadar iyimiydi yoksa ardında kimsenin bilmediği ve sadece onun sahip olduğu birşeyler mi vardı?Hangisi bilmiyorum ama bildiğim birşey var ki o da sahip olduğu her neyse bunu beni kurtarmak için kullandığıydı.

"Nişancı elimizde ."

"Sadece nişancı mı ?"

"Melesef biz intikal edene kadar ormandakiler burayı çoktan terk etmişti nişancıyıda Arda almış ."

"Nerde şimdi ?"

"Araçta karargaha göndermedim seni bekledik ." Başıyla onayladığında Emre'nın bana uzattığı battaniyeye sarıldım .Tam o anda gözüme ilişen sıvıyla donup kaldım .
"Ömer" Araca doğru attığı adımlar durmuştu bana döndüğünde ona yaklaştım.Omuzlarımdan yere düşen battaniyeyi umursamadan elimi kaldırdım .Kolunun sırtına yakın tarafına değdirdiğim titreyen parmak uçlarıma bulaşan kan onun değildi kanatlarından vurulmuş kalbimindi .

"Yaralanmışsın ."dedim
"Sıyırdı sen araca geç ben geleceğim ."
"Yaran var ya ne aracı ?"
Eğilip yerden aldığı battaniyeyi üzerime kapattı elleri göğsümde birleştirdiği kumaşı devralmamı bekledi ."Çok küçük bir sıyrık hadi araca geç ve beni bekle ."
İçime sinmesede çaresizce söylediğini yapmak için eğdiğim kafamı salladım .
O ardını dönüp ilerlerken o kadar araç vardı ki ben hangi araca bineceğimi bilmiyordum .

"Gül gel şuna geçelim ısın biraz." Elini sırtıma yerleştiren Emre'ye buruk bir tebessüm sundum.Gri jipin benim için açılan kapısından içeri bindim."Arabasının burada ne işi var ?" Diğer tarafı dolaşıp geldiğinde çevirdiği anahtarla çalışan aracın ısıtıcılarını ayarladı ."Aslında seni bu bebekle arıyorduk ,etrafa dağılmıştık Arda haber verince bununla geldik."
İçimde bastıramadığım kahkaha araçta yankılandı .

"Çatışmaya Dünya'nın sayılı zenginleri için üretilen araçla mı geldiniz gerçekten?" Kafamı gülerek sallayıp koltuğa yaslandım.Elini ensesine atıp doğrulduğunda ufak bir tebessüm sundu bana ve mahcupça omzunu silkeledi .
"O an elimizin altında sadece bu vardı ."

"Neye gülüyorsunuz siz ?"
"Bende diyordum kuyruğum nerede kaldı ?"
"Demek öyle alacağın olsun devrem ."
Arda şoför koltuğuna kendini attığında bana göz kırptı."Denizde geçirdiğiniz romantik dakikaları benimle paylaşmak istersen sana asla hayır demem"dediğinde ona gözlerimi devirdim."Dağ ayısıyla romantik dakikalar mı ?"

İkisininde kaşları havalandı önce Arda dikiz aynasına sonra da Emre sol arkasına göz gezdirdi ardından ikiside birbirine bakıp bir anda sesli bir kahkaha patlattılar.Komik birşey mi söylemiştim ?

"Komik mi ?
İkiside gülmeye devam ederken kafalarını hızlı hızlı aşağı yukarı salladılar.Arda burnunun ucuna parmağının tersiyle dokundu,elini oturduğu yerden Emre'nin omzuna yerleştirdiğinde boğazını temizledi .
"Vallahi çok komik...Baksana Gül ne istersen okeyim,bak ne istersen yeterki bunu hepimiz bir aradayken bir kere daha söyle "
"Olur olur o da sonra beni denize atsın ?"
"Korktuğun şeye bak zaten tek başına atlamana gönlü el vermiyor ."
Kalkan kaşlarımla ona doğru döndüm.
"Bence ben bu isteğini bizzat ona ileteyim " Gamzemle gülümserken onun neşeyle kalkan kaşları anında iniş yaptı ve gülme sırası bana geçmişti .

"Ben bu fikri daha çok sevdim."dedi Emre.

"Ulan bana dedilerde adanalıdan devre olmaz ben onları dinlemedim ! " Emre'den çevirdiği yüzünü bana yönlendirdi,"Bunu yapmazsın demi ?"
"Bencede güzel fikir senin sayende ona bir kez daha Dağ ayısı derim ."
"Yok... Yok, sen şaka yapıyorsun ?"
Önüme dönüp koltuğa kendimi iyice yasladım ."Gayet ciddiyim Ömer'e söyleyeceğim."

"Neyi söyleyeceksin bana ?"
Kendini arabadan atıp Emre'nin yanında hazır ola geçen Arda ,Ömer'in gözleri benim üzerimdeyken kaşlarını kaldırmış kafasını sallıyordu .

"Bu bitirim ikili yine ne karıştırdı Gül ?" Soru arka koltukta yerini alan Aslan'dan gelmişti."Sen niye biniyorsun lan arabama!?"
"Bak bak şu hale bak hiç yakışıyor mu bu hareketler sana karın kayıpken bindiriyorsun buluncada dışarı mı atıyorsun ?"
"Tam olarak öyle yapıyorum!"
"Emre,Arda binin lan takmayın siz onu !"
"Allah'ım sen bana sabır ver,sen bana sabır ver yoksa bu adam bir gün elimde kalacak !" Ellerini yukarı açmış yakarırken Emre ile Arda bir Aslan'a birde ona bakıyordu .
"Batur'um sende gel "dedi Aslan.
"Yok komutanım ben rahatsızlık vermeyeyim taksi çağırırım."
"Dağın başına ne taksisi lan bin işte beleş araba bulmuşsun!" Ömer soluduğu derin nefesle Batur'a geçmesi için verdiği baş işaretiyle Batur usulca bindikten sonra Arda ile Emre'de arkaya geçtiler,kendiside yerini aldığında araç hareket etti .

"Soru sordum Gül ?"
"Ne sordun ?" Yalan söylesem inanmayacak inanmayacağını bile bile yalan söylemek ..."Arda şey dedi Dağ- " cümlemi bölen öksürük sesi biraz daha devam ederse Arda ciğerlerini arabaya bırakacaktı ."Yavaş lan ayı !" Diyen Batur'la birlikte öksürüğü önce durdu sonra daha şiddetli başladı.Ayı şu an kırmızı bültenli kelimemizdi.
Emre kafasını cama yaslamış elini yüzüne kapatarak gülüyordu.

"Dedi ki siz Dağda opersyondayken sevgilisi eve gelip benimle tanışmak istemiş hayırlı olsun klasikleri işte ev senin ya bende sana sormak istedim." Yalan yalan olalı böyle QI'süzünü görmedi .Beni tarayan gözlerinden gözlerimi kaçırmamak için direndim, uzun izleyişine son verdiğinde aynadan Arda'ya baktı .

"Arda hayırdır ?"
"Komutanım ben sadece öyle anlattım Gül bayağı misafirperver çıktı, böyle şeylere gerek yok onada söyledim zaten olmaz dedim."
"Ulan senin her sevgilin Gül'e hayırlı olsuna gitse burdan fizana kadar kuruk sırası çıkar ."
"Batur dibine kadar haklı ha,az bekarlığın tadını çıkar uzak dur karı kızdan niye böylesin oğlum ya? Sen koşuyorsun biz yoruluyoruz " Aslan gerçekten yorulmuş gibi konuştu .
"Hızlı yaşayan genç ölür komutanım şehit olursam gözüm arkada kalmasın diye tüm bu çabam ."

"Abdestsiz şehit mi olur lan gevşek !?"
"Yıllardır kendimi parçalıyorum komutanım abdestsiz gezmem demekten, ben sizi neden inandıramıyorum ?"
Batur tam ağzını açıp karşılık verecekken çalan telefon ortamdaki havayı bir anda dağılmıştı cevaplanmayan arama cevaplanmadığı gibi sessizede alınmadı ve bir yerden sonra kulak işkencesine döndü .

"Lan açsana artık kulağımızı mı-" Ömer aynadan Arda'ya öyle bir baktı ki yutkunuş sesi melodiyi sollayıp kulağımaulaştı ."Ağlatacaksın...devrem benim ?" Diye devam etti.

"Emre açmıyorsan kapat şunu!"Aslan bu gün benim iç sesimdi .

"Kapatamam komutanım ."

"Aç lan o zaman bizdeki de kafa !"

"Emredersiniz komutanım ."
Niye bu kadar zorlandığını anlamadım.
"Buyur Nizamettin abi "

"Esdağfurullah Nizamettin abim "

"Tamam Nizamettin abi ben seni sonra arayacağım ."

"Ben hiç öyle şeyler yapar mıyım Nizamettin abi kalbimi kırıyorsun bak !"

Aynadan baktığımda Nizamettin abisi telefonu Emre'nin yüzüne kapatmıştı .Masum masum kapanan ekrana bakan Emre'ye gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.Üstüme çöken gözlerin ağırlığını taşımayan kalbim bir anda yine çırpınmaya başladı .
"Nizamettin kim devrem?"
"Elektirikçi "dedi kestirmeden cevap vererek."Ben niye tanımıyorum oğlum ?"
"Senin eve geldiğin mi var sokak sürpüntüsü ?"
"Peki niye arıyor bu elektirikçi seni ikide bir geçen günde aramıştı ?"
"Parasını istiyor Ardaaa !" Daha fazla soru sorma der gibi a ları tek tek vurguladı.Sanki evlilerde Emre Arda'yı Elektirikçiyle aldatıyor gibi bir havaları vardı .

Anlaşılan bu gece telefonlar hiç susmayacaktı sıra arabanın ekranındaki tablete gelmişti.Nisa yazısı makineli tüfek gibi birazdan beynime işleyecekti.Islak saçlarımı karıştırırken Allah'tan yardım diledim.
"Gül yanında mı ?" Selam vermeden en önemlisi enişte bile demeden bana geçiş yaptıysa tahminimden daha büyük şeyler beni bekliyor olmalı .
"Buradayım Nisa ."

"Ya sorumsuz ola ola bu gün mü oldun senin haberin var mı benim sabahtan beri nelerle uğraştığımdan, sizin bana kastınız mı var bu kadar olay olurken hepsiyle tek başıma nasıl uğraşabilirim ?"

Benim.haberim yokken venüs jüpiterlemi çarpıştı ya niye herkes tersinden kalkmış gibi ?
Paşa'dan benim yüzümden fırça yemiş olabilir ama sadece bu yüzden bu kadar yaygara koparmaz ."Operasyon var gelmen lazım." dedi tek nefete .
"Tek sorun operasyon mu ?"
"Diğer sorunu daha sonra halledeceğiz İlkuş 5 dakika içinde burada olmazsan Paşa beni tavana avize diye asacak!"
Kapanan ekrana baka kaldım.
Benim söylememe gerek kalmadan Ömer çoktan aracı karargaha çevirmişti .

🌹

Diz kapaklarına kadar uzanan gri çizmeleri at kuyuruğu yaptığı sarı saçları boncuk boncuk bakan mavi gözlerini gün yüzüne çıkaran fındık burnu ile karşımda oldukça şık bir şekilde sunum yapan Nisa'yı en sevdiği öğretmeni ders anlatan öğrenci gibi dinliyorum .

"Anlamadığım şu ,hem bu şerefsizin dokunulmazlığı var diyorsun hemde alacaksınız diyorsun maviş bacım bu nasıl iş ?"

"İşte tam bu noktadada devreye İlkuş girecek Batur üsteğmenim o dokunulmazlığını kaldırdığında siz Teo'yu alacaksınız ."

Bezgince gözlerimi devirdim sanırım en nefret ettiğim yere gelmiştik .
Ömer'in gözleri buraya geldiğimizden beri ilk kez Nisa'dan kopup bana değdiğinde göz kapaklarımı parmaklarımla ovaladım.

"Giremiyor musun ?" dedim o siyah şapkalıydı bana gerek kalamadan girebilir.

"Malesef ilkuş İsrail'den bahsediyoruz destek almadan bunu yapmam mümkün değil.Bir haftada Türkiye'de ki birçok terör örgütleriyle bir araya geldi, bu günde son görüşmelerini yaptı bilgisayarı üst düzey güvenlik sistemleriyle korunuyor Teo'yu alabilmeniz için benim onun bilgisayarına ulaşmam lazım ."

"E biz ikisini de alalım sen sonra ne yaparsan yap bir tane çakal için fazla zahmete girmeye gerek var mı ?"

"Aslan yüzbaşım,elimizde kanıt olmadan bir büyük elçiliğin dokunulmazlık verdiğini kişiyi almak savaş suçudur "
Bu kız hangi ara büyüdü ya? Elindeki fılaşı bana uzattığında gözlerim mavilerine ilişti .

"Ne kadar sürer ?"

"Maksimum 15 dakika ."

Aldığım derin nefesi elime bıraktığı filaşı parmak uçlarımla çevirdiğimde geri verdim.İçeri giren İbrahim albay ve ardından gelen Paşa'yla herkes ayaklanmıştı ben dahil .

"Oturun çocuklar " El işaretiyle itilen sandalyeler tekrar geri çekilmiş herkes oturmuştu.

"Nisa detayları anlatmıştır her operasyonda olduğunu gibi bundada size güvenim sonsuz evlatlar." Bakışları Ömer'e yöneldi,"Bozkurt ,istediğin anda operasyonu iptal etme yetkisine sahipsin evlat."Onun onayıyla günlerdir kaçtığım adamla asla istemesemde yüz yüze artık gelmiştim.
Paşa ona olan kırgınlığımı görmezden gelmeye devam ederek konuştu .

"Bu operasyon çok tehlikeli yakalanırsan seni bir kampa yada bir dağa götürmeyecekler seni kurtarmak için tim çıkarılmayacak ve ne Türkiye seni tanır nede sen Türkiye'yi buna göre hareket et İlkuş,aynı zamanda tüm yetki yüzbaşıda herhangi bir asilik istemiyorum ona göre !"

🌹

Saatler süren uğraşın ardından,kırmızı elbisenin ince askısını otelin geniş merdivenlerini tırmanırken bir kez daha düzelttim. Ayakkabılarımın yüksek topukları, kırmızı halıya her adımda batıp çıkarken, bacaklarımı saran çapraz ipler adımlarımın her biriyle yerinden kayıp tekrar eski noktasına geri dönüyordu. O an, topuklarımın o zarif ama rahatsız edici vızıltısı, içimdeki huzursuzluğu biraz daha artırıyordu. Kumaşın vücuduma oturuşu ise mükemmeldi; her hareketimle elbisenin eteği hafifçe şekil alıyor, parıldayan kırmızı rengi, otelin zarif ışıklarıyla yavaşça dans ediyordu.

Saçlarım,kıvır kıvır bir şekilde sol omzumdan aşağı doğru dökülüyordu. Her dalga,adımlarımın ritmiyle uyum içinde savruluyor,omzumdan süzülen her tutam, kadifemsi dokusuyla dikkatimi dağıtıyordu.Yavaşça ilerlerken, içimdeki endişe yerini, adımlarımın bir an önce sona ermesini istemek gibi bir aceleci hisse bırakıyordu.

"İlkuş sesimi alabiliyor musun ?"
Yani ben bu pisliği dışarıda tavlayamıyor muydumda ajans saçmalığını seçtiniz !Paşa'nın ve albayın hem izleyip hem dinlediğini bildiğimden şimdilik sessiz kaldım onlar dışında, o da dışarıdaki araçta izliyordu,bunun hesabını daha sonra Nisa'ya soracağım .

"Duyuyorum."

"Odada herhangi bir sorunla karşılaşmadım şimdiye kadar,seni bekliyor bilgisayarını kasada saklıyor kasanın tipi en sevdiklerinden on dakikanı almaz." Her zaman yaptığım şeyler ama benim içimde kötü bir his var üstelik neden kaynaklandığı hakkında en ufak bir fikrim bile yok.O ise benimle en son arabada konuşmuştu öfkesini hissetsemde yine ölüm sessizliğine bürünmüştü.

Bana doğru elinde sürdüğü tekerlekli yemek arabasıyla yanımdan geçen Emre'ye tepkisizce bakıp yanından geçtim.Sonunda vardığım 411 nolu odanın kapısının önünde durdum .
Boğazımı temizleyip tek tarafımda toplu olan saçlarımı elimle düzelttim aldığım derin bir nefesin ardından usulca kapıyı çaldım,ikinci kez yumduğum elim kapıya inemeden havada kaldı .

Karşı karşıya geldiğim mavi hareler baştan aşağı bedenimi taradı .
Uzun boyu ,saçsız kafası ince dudakları ve en önemlisi açık mavilerdeki o kurnazlık nerede görsem tanırım o gözlerdeki vatan düşmanlığını .
Havada kalan kolumu kapının kenarına yasladım,hislerimi zihninin en derin odalarına tıkayıp üzerini gözlerimle örttüğümde gamzemi gösterecek kadar gülümsedim .

"Ah kıvırcık saçlı en sevdiğim ."
Ömer'in sessizliğine okkalı bir küfürle son verişine kulağımdaki kulaklıkla şahit oldum.Yasladığım kolumu kavrayıp beni çektiğinde kapıyıda ayağıyla sertçe kapatmıştı.Bu kadar hızlı kesinlikle beklemiyordum ,sorun şu ki her türlü idare ederdimde idare edişimi artık Paşa dışında 6 Erkek daha dinliyor ve bunların içinde en can alıcı olansa onun dinliyor ve izliyor oluşu .

Bileğimi bırakmadan beni kendine çektiğinde havada kalan elimi boynuna doladım.Ağır odunsu koku mideme ulaştığında sanki çok yanlış bir bahçeye girmişim gibi hissettim solumak istediğim koku bu değil.Belimdeki eli hareketlendiğinde kulağına doğru eğildim .

"Gece çok uzun ve ben " Boynuna nefesimi üflediğimde tasmalarını elime uzatmıştı ."Biraz seninle tadını ala ala vakit geçirmek istiyorum." Bu ses tonumdan nefret ediyorum.Bordo rengin hüküm sürdüğü dudaklarımı büzerek hafifçe geri çekildim dudaklarıma inen gözlerinde gördüklerim odaya kapattığım hislerimin kapıları yumruklamasına sebep oldu .Ve şimdi duyacakları herşey için ruhum,ellerini yüzüne kapattı .
"Hızlı başlarsak ben tat alamıyorum ."

Kulağımdaki kulaklığa dolan,birşeyin yıkılma sesinin iki saniye gibi kısa sürede dağıttığı kontrolümü tekrar ele aldım.Elini yüzüme yerleştirdiğinde baş parmağını alt dudağıma serçe bastırdı .

"Dudakların çok güzel." Boynuma doğru eğilmesiyle ruhum kendini sıktı,sesli aldığı nefesi boynumdan temin etmişti.
Bu kadar yakın olması, içimde bir girdap gibi dönen mide bulantısını artırdı. Daha önce de bu tür görevlere katılmıştım; her defasında bu pisliklerin canını almak varken, bu soğukkanlı oyunları oynamak canımı daraltıyordu bunlara çok alışığım ama bu sefer farklıydı.İçimde beliren his,tanıdığım her şeyden daha karışık, daha yabancı.

Sanki kalbim, ait olduğu yere sırt çeviriyor, ona ihanet ediyordu. Onun kokusuyla dolu nefesler yerine bu iğrenç havayı solumak,sanki ciğerlerimi yakan bir duman gibiydi.Yüzümdeki elleri,aklımın karanlık köşelerinde bir şeyleri kırıyor,ruhumun içinden metalik bir ihanet çarkı çıkartıp boynuma sarıyordu.

"Çıkaramadığım bir çiçeğin kokusunu alıyorum senden çok muazzam bir... Immm, Afrodizyak ."
"Sen mi o orosbu çocuğunu uzaklaşırsın yoksa ben mi gelip uzaklaştırayım Gül !"
Ses tonu nefesimi kesmişti,soğukluğu damarlarımda dolaşırken boğazımı temizleyip biraz geri çekildim.Ellerimi karın hizamda birleştirip birbirine sürttüğümde sırtımı şehri ayakları altına alan cama döndüm.

"Afrodizyak ne lan ?" dedi Batur.
"Komutanım sizin hiç sevmediğiniz ama benim çok sevdiğim bir koku türü ."
"Niye lan belki bende severim ?" Diyen masum Batur'a gülmemek için kendimi sıktım.

"Komutanım biraz şey birşey ?"

"Ney birşey Arda ?"

"Arda seni afrodizyak kutusuna sokup sukup çıkartırım, KESİN LAN SESİNİZİ !"

Havayı bıcak gibi kesen sesi öfkesiyle birleştiğinde kulağımda volkan gibi patladı .En alakasız insan bile elli metreden öteden durup kendine çeki düzen verirdi öylesine yoğun bir güç ve otorite yayıldı ki etkisine kapıldığımı geç fark ettim .

"Bir sorun mu var ?"

"Ah hayır sizi izlerken dalmışım ."

"Bir çok kadını etkileyebilirimde sen bana biraz fazlasın." Kırptığı gözüne içimden göz devirdim dışımdan gülümseyip kısık bir gülüş sergiledim.
"İlk kez Türkçe'yi bu kadar iyi konuşan bir yabancıyla karşı karşıyayım ."

"Öyleyimdir ." Arkasını dönmesiyle gün yüzüne çıkan nefretim yüz ifademi anında bozdu,o üzerindeki hırkayı sırtı bana dönükken çıkarıp yatağa bırakırken bende sol çaprazımda duran kasaya baktım Nisa'nın kıvırdığı saçlarımı huzursuzca kaşıdım .Gözlerime ilişen kırmızı şarap hemen yanımdaki dolabın üzerinde duruyordu,içkiden oldum olası nefret ederim ve nefret ettiklerime doğru ilerledim.

Şişeye içecekleri doldururken sırtım ona dönüktü,yatağa oturduğunu kaliteli kumaşların çıkardığı ses belli etti .
"Adın ne ?"

"Pera"

Uzattığım bardağın ince belini kavradığında yanına usulca oturdum .
Bacağıma elini koyduğunda irkilmemek için yumdum gözlerimi artık arayın şunu,bitsin bu işkence, diğer elinde tuttuğu kırmızı şarabı yere döküşüne kaşlarımı gözlerime indirerek baktım.
Dökülen son damlaların ardından bir anda avuçlarından bıraktığı bardak ayaklarımın altında parçalara ayrılmıştı .

Az önce bardağı tutan elini boyunma yerleştirip beni kendine çektiğinde bacağımdaki eli ileri doğru hareket etmişti ,sıktığım bedenimle kendimi kontrol edemeyip şimdi şurada hüngür hüngür ağalayacaktım sanki kalbime ihanet ediyordum anlamlandıramadığım tuaf ihanet duygusu beni en olmadık zamanda esir almıştı .Dudaklarıma eğildiğinde kulaklığıma bir anda intikal eden gürültüyle adeta yerimden sıçramıştım benim elimdeki bardakta çoktan kayıp yere düşmüştü.
O ses neydi yer mi kırıldı ?

Odanın telefonu çaldığında geç kalan Nisa'ya bir kez daha içten saydırdım .
Bana şüpheyle bakan gözleri soru soracakken ısrarla çalan telefona doğru ilerlemeyi tercih etti üzerimdeki yoğun sarhoşluğu bir kenara atıp aklımın uzattığı eli tuttum .

"Ayağıma kırılan cam parçası battı bir anda." Başını parmak uçlarımı açıkta bırakan topuklularıma indirdi .
"Sıçramış olmalı çok korktum,"diye tamamladım .Bana cevap vermeden aramayı cevapladı bu beni şimdilik idare ederdi.

"Geliyorum ."dedi onu arayan kişiye,ben kasayı açıp flaşı bilgisayara takana kadar onu aşağıda oyalamaları gerekiyordu .
Gözleri baştan aşağı beni inceledikten sonra yerdeki camlara yöneldi .
"Resepsiyonda bir sorun oluşmuş hemen geleceğim hiç birşeyi kurcalamadan bekle." Kafamı sallarken o,odayı çoktan terk etmişti .Verdiğim sesli nefesim bana yetmemişti ikinci kezde bunu tekrarladığımda boynumdaki saçlarımı arkaya atıp kasaya ilerledim .

Kulağımı yasladığım çelik kasanın soğukluğu yanağımdaki hücreleri harekete geçirdi.Fazla vaktim
yoktu içimdeki tüm sesleri susturdum.Kapattığım gözlerimle parmaklarım kombinasyon kadranını herşeyden daha yavaşça çevirdi,yarım daireyi tamamlayıp döndüğünde sessizlik devam ederken duyduğum ilk diş kesişimde elimde çevirdiğim daireyi yerine dikkatlice bıraktım,tuttum nefesimi ve yerine oturan ilk kilit sesiyle ilk sayı kırılmıştı.

Geçen dakikaların sonunda,sonuncusuda tamamlandığında açtığım kasanın içindeki beyaz laptopu açıp aceleyle yatağa bıraktım.Nisa'nın verdiği filaşı elbisenin astarından çıkardım.Yerine yerleşen flaşla bundan sonrasını Nisa'ya bırakarak onu yataktan kaldırıp lavaboya ilerledim.Odaya döner dönmez açık kasanın kapısına ilerlediğimde arkamdaki kapanın gürültüyle açılmasıyla donup kaldım ,elim çaresice bıçaklarıma doğru kayarken açılan kapı daha büyük bir şiddetle tekrar kapandığında odanın duvarları titreşimden nasibini aldı.

"Savaş sen ne yapıyorsun hemen çık oradan hemen !?"

"O yavşak bu odaya 10 dakikadan önce dönerse hepinizin canına okurum Aslan!Arda kapıda bekle!"

Kulağımdaki ses arkamdakiyle aynı olduğunda daha ne kadar şaşırabileceğimi bilmeden topuklu ayakkabının ön tarafının düşüklüğünden dolayı kırılan parçalara sürtünen parmaklarımla arkamı döndüm .

"Sen?" Yüzüme bile bakmadan hızla yatak dolabına doğru ilerledi ,ne yaptığını anlamak için biraz daha baktığımda oraya yerleştirilen minik kameranın açısını tavana doğru çevirdi,adımları cama ilerlediğinde açık olan perdeleri yırtarcasına çekip ortada birleştirdi .

"Sen delirdin mi ne işin var senin burada ?"
Bana yüzünü döndüğünde gördüğüm yüzle tükürüğümü yutmuştum sıktığı yumruğu,siyaha dönen hareleri,hızla inip kalkan göğsü içimdeki tehlike çanlarını çaldırmıştı.Kulağındaki kulaklığına dokunduğunda kapattığını anladım.Bana doğru ilerleyişi başladığında geri adım atmamak için direndim.Nisa şu an güvenlik duvarını kırmakla uğraştığı için albay ve Paşa'da beni bir kenara bırakıp onunla ilgileniyor olmalılar yani gerçekleşebilecek herhangi bir aksilikte ikimizde yanardık .

"Odadan çıkman gerekiyor,bak hemen çıkman gerekiyor ya oyalayamazlarsa o,asla on dakika bekleyecek bir tip değil." Alt dudağına dişlerini serçe geçirdiğinde kapatmaya çalıştığı mesafeyi açmak adına bir adım geri gittim iki adımdan sonra bacaklarıma çarpan yatakla tıkanıp kaldım.

Botları çıplak parmak uçlarıma dokunduğumda dışarının soğukluğu bedenime işledi.Gözleri ruhumu delmeye yemin etmişcesine içime işliyordu,havalanan eli kulağıma temas ettiğinde bir anda ateşe düşen bedenim kalbimi tekledi bu adam bana tuzaktı.
Parmağı kulağımdaki kulaklığı kapatmıştı.Gözlerim aklıma ihanet etmiş sanki günlerdir bu yüze hasretmiş gibi izledi onu.Kuruyan dudaklarımı aralayınca nefes almayı unuttuğumu anladım,içime giren solukla titreyen ellerimi elbisenin eteğine bastırdım.

"Neden buradasın ?"

"Neden sana dokunmasına izin verdin?"Hani bazı tonlar vardır iliklerine kadar hissedersin ve bu ton sana acı verir...
"Bu seni neden ilgilendiriyor ?"
"Karım olman ilgilendirmesi için en büyük sebep olabilir mi ? "
Aklıma gelen sözüyle sahte bir tebessüm sundum"Kadın olmayı beceremeyen karın,gerçek olmayan karın..."dediğimde sözlerimin yarattığı etkiyi hissettim. Sanki havadaki sessizlik birden çatırdadı, görünmez bir ip koptu, anlamlandıramadığım bir şeyler yerinden sarsıldı.

Öfkesini dizginlemeye çalışsa da vücudu onu ele veriyordu.
Yumruklarını öyle sıkmıştı ki parmaklarının eklemleri beyazlamış, derisi gerilmişti. Kollarındaki kaslar sertleşmiş,adeta çelik halatlar gibi gerilmişti.Öfkenin etkisiyle kaslarının üzerindeki damarlar belirginleşip titriyordu,kanının damarlarını nasıl zorlandığını hissedebiliyorum ama yine de geri adım atmadı,duruşu bir dağ gibi sabit ve ürkütücüydü.

"Gerçeğin ne olduğunu ben sana hatırlatayım ,ben sana o gün bir fırsat sundum sende reddettin ve bu gün, o gün verdiğin karardan dolayı benim soy adımı taşıyorsun,Allah katındada benim helalimsin." Her kelimesi sert bir kılıç darbesi gibiydi;keskin, hedefini şaşmayan ve asla inkar edilemez.

Sözlerinin ağırlığı göğsüme çöktü, kalbim bu yükün altında eziliyordu ama bu eziliş tuhaf bir şekilde rahatsız edici değil, aksine derin bir memnuniyetle karışık bir teslimiyet hissi sundu.Varlığımın kontrolü elimden kayıyordu.Bu an, bulunduğumuz bu durum,her şey beni sarmalayan bir girdaba dönüşmüştü.Parmaklarım istemsizce titrerken,nefesim düzensizleşmeye devam etti.Sanki her kelimesiyle biraz daha derine çekiliyordum ama aklım günler önce bana sarf ettiği sözleri bir türlü unutamıyordu.

Kuruyan dudaklarımı gergince ıslattım."Sencede bu sözler daha Erkek olmayı beceremeyen birisi için fazla beklenti yüklü değil mi ?"
Kaşları bir anda havalanırken saniselik yaşadığı donmanın sonunda avucunu yanağıma bastırıp kafasını hafifçe salladı.Gözlerimi kapatmamak için direndim ,işaret parmağı dudağıma dokunduğunda ayaklarım beni terk etmek üzereydi .
Elini belime yerleştirip beni kendine çektiğinde alnını alnıma yasladı .
İki kalp birbiriyle aynı tarafta atmaya başladında sanki uzuvlarım onun vücudundaki damarlarda dolaşan kanı bile hissetti .
"Hak ettim be güzelim"Nefesi dudaklarıma çarpıyordu.Parmağı alt dudağımda yavaşça dolaşıyor sanki az önceki dokunuşun izini silmek ister gibi titiz bir hassasiyetle hareket ediyordu.
Göğsü her nefeste benimkine çarpıyor,o temasla buzdan ibaret olan bedenim ateşe düşmüş gibi birer birer çözülüyordu. Nerede olduğum, ne yaptığım her şey silikleşiyordu, zihnimde sadece o vardı...Bir de beyaz bir boşlukta baş başa olduğumuz o sayfa.

"Dudaklarına dokunmasına neden izin verdin?" diye fısıldadı. Bu sefer sesi daha sert, bir sorgu gibiydi.Belimdeki eli aniden sıkılaştı.Emin olduğum birşey vardı kaburgalarım altında çığrından çıkmış gibi davranan et parçası ona köleydi.Burnunu dudağımın üzerinde gezindiğinde, dizlerimden güç çekilip vücudumun ağırlığına hükmedemez hale geldim. Ayakta durabilmemin tek sebebi, onun tek koluyla beni tutuyor oluşuydu.

"Konuş benimle," Sesi sarsılan nefesiyle beraber yüzüme vurdu. "Konuş yoksa burayı yakarım.Yemin ederim, bu odayı da,bu oteli de yakarım !Konuş ve şu içimdeki anlamsız şeyi sustur."

Sözcükleri beni savunmasız bırakmıştı. Bir cevap veremeden gözlerim usulca onun koyu yosun yeşillerine tırmandı.

"Sen bana ne yapıyorsun,kadın?"Sesi çatallandı."Ne yapıyorsun da ben ilk kez birini sırf sana baktığı için... sana güzel dediği için,sana dokunduğu için..." Bir an duraksadı,derin bir nefes aldı. Soluğu titredi,yutkundu "Kokunu soluduğu için,öldürmek istiyorum?"
Son cümlesini fısıldarken,boğazından geçen yutkunmanın ne kadar kalın ve sert olduğunu duydum. Sanki yutmaya çalıştığı şey bir taş parçasıydı."Vatan şahidim olsun,Gül,"Sesi hem tehditkar hem de yakarışla doluydu. "Onun canını alırım."

Parmağı dudaklarımdan çeneme kaydığında alt dudağımı ıslattım kuruyan boğazımı yutkunup yumuşatacak kadar gücüm yoktu vücudumu kontrol edemiyorum öfkesini ilk kez bu kadar gözler önüne serdiğine şahit oluyorum.Duygularım düşüncelerimle birlikte beni asla çıkamayacağım bir bataklığa sapladı, yeterince çırpındığım yetmiyormuş gibi zihnime bir yıldırım gibi indi sözü. Toparlanmam lazımdı toparlanmalıyım...Cümlenin getirilerininin hesabını daha sonra kalbimle hesaplamalıyım.

"Kendine gel lütfen git buradan operasyonun tam ortasındayız, öldürürüm dediğin kişi isr-"dudağımı kapatan parmağı yine yutturmuştu harfleri bana, yapma bunu yapma ateşe düşürme beni .Bu yakınlık her saniye biraz daha fazla canımı alıyordu .Kalbim bir maratonun bitiş çizgisine yaklaşmış ama durmayı bilmeyen bir koşucu gibi çırpınıyordu.Beni susturan parmağı dudağıma değil ruhumun prangalarına dokunuyordu.

"Değil İsrail tüm Dünya'nın birleşip tekrar haçlı olup geleceğini bilsem yinede sana dokunan elin canını alırım ."
Kalbim göğsümde öyle şiddetle çarpıyordu ki,dünyadaki bütün sesler susmuş, sadece onun yankısı kalmıştı. Ellerim istemsizce titrerken,derin bir nefes aldım ve o an burnuma dolan yoğun portakal kokusuyla bir anlığına zaman durdu. O söz... O kelimeler dudaklarından döküldüğü anda tüm evren alt üst olsa bile, içimdeki bu his yerinden kıpırdamazdı.Öyle bir güven veriyor ki makro ve mikro âlem yıkılsa ne fark ederdi ?

Bir sıcaklık dalgası bedenimi sararken, ayaklarımın altındaki yer çekimini yitirmiş gibi hissettim. Kalbimle birlikte Dünyam'da o an onun etrafında dönmeye başlamıştı.Sanki her nefesim, her hücrem onun varlığıyla dolmuştu.Bu söz,içimde bir yerlerde sonsuza kadar yanacak küçük, sıcak bir ateş bıraktı.

Dudaklarıma kayan bakışlarıyla içim artık aklımı arka saflara tamamen atmıştı ben kalbimdeki ezber bozan teleşa yenildim olanlar ve olacaklar bu saatten sonra kimin umrundaydı ?

Çarpan nefesi,inip kalkan göğsünün değdiği bedenim,beni ayakta tutan belimi saran kolu beni benden alıyordu,onu ne zaman bu kadar içime aldım ?Ne zaman herşeyin odağı oldu ?
Dudağımın üstüne hissettiğim tüy kadar hafif bir dokunuşla gözlerim kapandı,zaman durdu ve sadece o küçük titreşimin etkisi kaldı .

"KO-"
Onu hangi ara iteklediğimi bile bilmiyorum ,anın yarattığı telaşla o da geri çekilmişti.Varlığını unuttuğum elim bütün olan bedenlerimiz arasında öyle bir uyuşmuştuki acısını şu an hissetmeye başladım.Açtığı kapıyı tutan eliyle bedenin yarısını içeride yarısını kapının ardında tutan Arda neye uğradığını şaşırmış gibi bakarken ben elimle anlımı ovalayıp bakışlarımı parmak uçlarıma indirdim .

"Komutanım geliyor hemen çıkmanız lazım demek için girdim ben ama bilseydim biraz da ben oyalardım."
İrileşen gözlerim Arda'yı anında bulduğunda pis pis sırıtışına ne tepki vereceğimi bilmiyordum."Defol Arda !" Sinir yüklü sesi odada yankılandığında onun yüzüne bakacak yüzüm asla yoktu heleki yanaklarımın ısısı beni terletecek kadar yükselmişken.

"Emredersiniz komutanım."

Yüzümde yanan ateşe hakim olamıyordum titreyip terleyen ellerimin avuç içlerini kıyafetime bastırdım .
"Söylediklerimi unutma !"
Ne söylemişti ki ?
Çıkıp gittiğinde daldığım düşüncelerden sıyrılmak için önüme gelen saçlarımı arkaya attım,kulaklığı açtım yönünü çevirdiği minik kamerayı düzelttim .

Arkamı dönmemle karşılaştığım yüz yüzünden tedirgin oldum;gelmişti.Terleyen avuçlarımı eteğime sürterek bastırdım .
"Bir sorun mu var ?"
Tabi ya Nisa ve kasa ...
Kasanın kapağını kapatmamıştım,kafamı hızla sola çevirdiğimde kapalı duran kasa kapısıyla rahat bir nefes verdim ben kapatmadım o çıkarken kapatmış olmalı uzun süredir nefes almıyormuş gibi nefes verdiğimde kafamı salladım .

"Çok bekledimde ondan tedirgin oldum biraz ." Ne kadar daha ben buna katlanacaktım ya ? Kır artık şu duvarı !

"Para hesaplarına yatmamış sistemsel bir hata seni bekletmeme sebep oldu." Nisa parmağını burayada sokmuş olmalı teknoloji söz konusuysa bu kızdan korkmamak akıl kârı değil .
"Geldiysen sorun yok ." dedim gülümseyerek ve zorla ettiğim tebessüme kalbim gözlerini devirdi .

"İlkuş beni duyuyorsan boynunu kaşı "
Ben bu ses tonunu biliyorum ya bu kız ne zaman boyununu kaşı dese başım mutlaka belaya girer bir aksilik çıkmıştı ! Söylediğini yaptığımda o da bana doğru geliyordu .
"Teo'nun telefonuna birazdan bir kod gelecek eğer o koda bakarsa operasyon patlar ." Kafayı yemiş olmalı ne kodundan bahsediyor ?

"Hiçbir şey düşündüğüm gibi ilerlemedi" Sesindeki telaş belli oluyordu. "Duvarı aştığım ona bildirim gidebilir.Güvenlik duvarını oluşturan kişi, kodu bile gizlemiş,benimkisi sadece bir tahmin tekrar ediyorum sadece bir tahmin... Yanılıyor da olabilirim, ki inşallah yanılırım ama yüksek olasılıkla kod gelecek. Bu sorunu halledebilirim, yeter ki sen telefonu ondan uzak tut, sadece iki dakika.Söz veriyorum."

Çaresizlik ve kararlılık, beni bir anda içine çekti.O kadar fazla risk vardı ki, her şeyin ortasında duruyordum.Her ne kadar güvenlik üst safada olsada onun da adamları buradaydı ve onlarda belki bizim kadar belki bizden fazla önlem almışlardı .
Tam önümde durmuş elini yüzüme yerleştirmek için kaldırdığında üzerindeki cep telefonuna gelen bildirimle kalkan elini pantolonun cebine attığında koluna elimi yerleştirdim .

"Şey sencede bu gece birbirimizi çok bekletmedik mi ?"
Başını omzuna düşürdüğünde sorgu dolu bakışlarına karşılık yüzümü düşürdüm .
"Çok yoğunsanız ben yarın geleyim."
"Senin gibi bir kadın bulmuşken bırakır mıyım?Sadece telefona bakacağım izninle ."
"Olmaz!" Ani çıkışıma anlam veremedi,toparla Gül toparla lanet olsun .

"Olmaz çünkü baktığın zaman gidiyorsun." Allah'ım.bu adam ayarlarımla oynamıştı kendime gelemiyorum .

"Demek öyle "Bu gülüşü zerre hoşuma gitmedi elimi hala kolundan çekmemiştim diğer eli boyunuma doğru hareket ettiğinde az önce söyledikleri aklıma gelmişti .Boynumda hissettiğim ince sızılı bir iğne batmasıyla anında geri çekildim.

Bir anda tüm sesler uğultuyla bana geliyordu,odanın dönen duvarlarına bakmak midemi bulandırdığında elimi koymak için yer aradım herşey çok uzaktı.Duvara dokunmak için kaldırdığım elim kulaklıktan kulağıma dolan sesler hepsi boşunaydı sesleri anlamıyor duvara bir türlü dokunamıyordum ondan sayısızca vardı .

"Kimsin sen?" dedi,bedenim uyuşuyordu sanki Dünya benden hızla uzaklaşıyordu.Tutunacak bir yer araken bulamadım.Bıçaklarım neredeydi ? Yüzü önümde dönüp duruyordu .

"Ne yaptın bana ?"

"Bünyen güçlüymüş ."

"Sikerim sizin diplomatik ilişkilerinizi Gül dayan geliyorum." Sesi kulağıma küfürle iliştiğinde dengede durabilmek için elimi sonunda şişelerin dizili olduğu dolabın üzerine koyabilmiştim devrilen onlarca şarabın ayaklarımın ucunda paramparça oluşu güçlükle ayık tuttuğum zihnimi iyice bulandırdı .

"אל תתאמץ סתם, בעוד רגע תאבד את השליטה שלך לחלוטין."
"Boşuna zorlama kendini birazdan kontrolünü tamamen kaybedeceksin" Dediğinde gücümün çoğunun emileceğini bilmeme rağmen direndim .

"גם אתה תוותר על חירותך בקרוב."

"Sende birazdan özgürlüğüne veda edeceksin "

"Aptal Türkler ,bana asla dokunamazsınız !"
Alt dudağıma dişlerimi geçirdiğimde tavanda mevlevi ayini gibi dönen lambalarla kendimi tamamen dolaba yasladım.

"תכניסו את הילדה לרכב"
"Araca alın kızı "

"שינה ארוכה מחכה לך יפה שלי"
"Uzun bir uyku seni bekliyor güzelim."

Gözlerim bana doğru gelen takım elbiseli adamlara ilişti ,vücut kontrolümü kaybetmek üzereydim.Odaklanmakta zorlanıyorum ,dünya bir anda yavaşladı herşey silikleşti renkler kayboldu sesler boğuk bir yankıya dönüştü iradem bana ihanet ediyordu.Titreyen bacaklarımı daha fazla tutamayıp dizlerimi kırdığımda bedenim iradesizce yer çekimine teslim oldu .

Zeminin soğukluğumu yoksa etrafdaki silah seslerimiydi beni ürperten ?
Beynimde büyük bulanıklık vardı zaman sanki bir noktada durmuştu .
Her soluğum bir çabaydı nefes almakta zorlanıyordum vücudum kontrol edemediğim bir şekilde gevşedi ve savruldu ruhum sanki bedenimi terk ediyordu.

Beni saran kolları hissettiğimde alamakta zorlandığım nefese karışan barut ve portakal kokusu yanağımdan sıcak bir sıvının akmasını sağladı bu halde bile ona teslim olan kalbim onu hissettiğinde ayrılmak istemedi .

"Güzelim,aç gözlerini hadi bırakma kendini aç gözlerini Gül!"

"Nabazı yavaşlıyor komutanım ."

"Hayır bana bak gözlerime bak bana bak bırakma kendini yakışıyor mu sana böyle güçsüz olmak hadi ,bak bana dayan nolur ?" Kokusu sesi nefesi hissettiğim en güzel sondu ruhum ağırlaştığında son bir kez yüzüne bakmak istedim.

Gözleri ölümüme kapı olsa ben yine kendimden geçerek onlara dalarım .
"Özür dilerim seni bu odada bırakıp gittiğim için özür dilerim sakın kapatma gözlerini Gül nolur kapatma o güzel gözlerini... Bak bana bak gözlerime bak yalvarırım kapatma ..."
Nefesim zolaşıyordu sımsıkı kucaklayışıyla elleri soğuyan yüzümü ısıttı bir tarafım onun için dayan diyordu ama göz kapaklarım üzerindeki taşlara daha fazla dayanamayacaktı .
Düşünme yetkisini kaybetmek üzere olan zihnim öyle efor sarf ettiki derin bir nefese ihtiyacım varken bunu temin edemedim zorla aldığım nefeslerle ve siren sesleriyle en güvenli limana tüm herşeyimle kendimi bıraktım, göz kapaklarım direnişini yenilgiyle sonlanırdı.

🥀

Selammm🩸
İnstagram :rabiaasln_ ,astasya.ik
tiktok.com/@astasya___
Yorumlarınız benim için çok değerli gelecek bölümde olaylar daha da büyüyecek,kaosun giderek ilerleyeceği, bölümlerde görüşmek üzere canlarım ❤️

Bölüm : 20.04.2025 22:18 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...