25. Bölüm

Bir Cesedin Gölgesinde 🥀25

Dahliaaa
d_ah_lia

 


Beni liğme liğme doğrayan duygularım kanlı urganla boynumu durmadan sıksada,Gül acıdan yansa kavrulsa yok olsada İlkuş hep ayakta durmak zorunda...İlkuş var olduğu sürece düşman yok olmak zorunda .

Göz yaşı istemiyor acizlik istemiyor diz dövme istemiyor tek istediği kansız bir ölüm...

Senin bana veda ettiğin bu topraklarda senin sevdan ve iki evladımız üstüne yemin ederim ki her kurşunu senin adınla ateşleyeceğim.

Ben artık bir adamın yası değilim.
Ben,gözlerini her yumduğunda sevdiği adamın yanışını izleyen bir kadının yaşayan cezasıyım.

Ve ben yaşadığım sürece,düşman huzur yüzü görmeyecek.

Saatler önce Gül'ü hastaneden çıkarıp Muro'ya getiren İlkuştu.Şimdi bomba döşenmiş yeleği üstüme geçirirken it gibi titreyerek bana bakan para manyağının gözündeki korku ve çıt bile çıkarmadan ne desem yapması, korkunun ele geçirdiği kişiyi nasıl kendine köle ettiğinin kanıtı.

"Başka ne öğrendin !" Dediğimde odasının dolabındaki aynadan kendine baktım.Kan kırmızı gözlerim şişmekten katlanmak bir yana dursun tam açılmıyordu bile.Ağlamak... ben şu an ağlamak istemiyorum ama gözlerim o kadar yorgun ki beni dinlendir diyerek sürekli yaş salıyor dışarı.

"Tüm öğrendiklerim bunlar, düzen değişiyormuş çoğunu gözden çıkarmışlar "

Başıma taktığım onun bordo beresini düzelttiğimde at kuyruğu olan saçlarımı omuzlarından arkaya attım.Siyah kargo pantolonun üstüne geçirdiğim bomba sarılı yelek beni bu gün Ömer'e kavuştursun isterdim ama yapamam ondan bana kalan o iki masum varken yapamam.

Orta doğunun kan emici dokuz konsey üyesinin fişi çekildiğine göre başa yeni birileri gelmiş olmalı yine birileri acımasızca kan dökmeye masum katletmeye para için insanlıktan nasip almadan durmadan can almaya devam edecekti .

"Kotan'ı istemişler diye söylenti var."

"Onu neden istedikleri hakkında tahminin var mı ?"

"Senin başına konan maniden haberin yok ." Cıvık konuşmasıyla ellerimi düzelttiğim kemerden çekmeden zor açık tuttuğum gecelerim ona ters ters baktığında yutkunup bir adım geri çekildi.

"Büyükler seni istemiş yaw ne bakıyorsun öyle tüylerim diken diken oluyor namusuma ."

"Namusun mu var lan senin ? Uzatmadan anlat,kafanı patlatmiyim ."

"Kriptex için istiyorlar seni ama paranın kokusunu kırk km öteden alırım seni sadece onun için istemiyorlar.Başka bir iş var bu işte.Seni asıl arayan Nadav'dı ,Kotan her nasıl yapmışsa seni ondan önce bulmuş hem elinden kaçırıp hem ona haber vermediğin için işini bitirdiler."

Beni kovalayan araçlar onundu demekki.Ömer olmasaydı çoktan ölmüş olacağım araçlar...Elim benden habersiz göğsümün üstüne kapanırken yumdum gözlerimi .İçime saplanan bıçaktan kurtulmak nefes almaya çalıştı.Şimdi değil Gül şimdi değil!
Onun naşı kalkmadan intikamını almadan bir damla bile dökmeyeceksin .

"Kim bu Nadav ?"

"Ooo "dedi yatağına oturup hayran hayran duvara bakarak.Bu salak duvarda ne görüyordu ?

"Mani babası o ." Bezgin bir nefes verip gözlerimi devirdim.Şu tipe bak beyinsiz !

"Her kapı ona açılır.Denizde kum onda para,almak istediğini alır satmak istediğini satar ." Boynumu kırdığımda sahte bir tebbesüm kaçtı ağzımdan.

"Dünyayı yöneten aileler vardır bu söylentiyi duymuşsundur Nadav bu ailelerden birine çalışıyor ."

"Bu aile piramidin en tepesi mi sence ?"

"Orası bana kapalı ama eğer Nadav seni istiyorsa bu demek oluyor ki üstündekiler seni öldürmezse onlar seni mutlaka öldürecek.Parmaklarının ucuyla orta doğuyu yönetiyorlar hokus pokus demeleri yetiyor,ben senin yerinde olsam çoktan topuklarımı yağlayıp buraları terk ederdim."

"Öyle mi diyorsun ?"

"Güçlü kadınsın korkusuzsun ama birşeyi bilmiyorsun,onlar birşeyi istiyorlarsa mutlaka alırlar ."

Neden bu cümle Ömer'in yokluğunu bana burun kemerimi sızlatarak hatırlattı ki ?

Beni istiyorlar Ömer ,beni istiyorlar ve sen yoksun .Boynumdaki künyesini avuçlarıma alıp sıktığımda içime kor gibi düştü sözleri ;

'Buna her baktığında, bu adamın her zaman yanında olduğunu hatırla. Zaman, mekân...Hiç fark etmez. Arkandayım, yanındayım. Nerede, ne zaman, neye ihtiyacın olursa oradayım.

Sadece düştüğünde yanında olmayacağım. Çünkü kimsenin seni düşürmesine izin vermem.

Bir gün ölüm haberimi almış olsan bile sakın unutma,vatan gözlüm... Ben hep senin yanındayım.'

Zihnindeki sesinin sıcaklığı göğsümdeki közleri tekrar tutuşturmak için harladı.Nefes alamadığımı fark edince künyeyi bırakıp giydiğim penyenin boyun kısmını göğsüme doğru aşağı çektim.
Çıkmam lazımdı artık çıkmam lazımdı.

Belimden çıkardığım tabancayı tetik kısmından bir tur çevirip dipçik kısmını onun boynuna vurunca siyah botlarımın önüne yığıldı.

Bu mesleğin öğretilerinden en sevdiğim 'Düşmanı Kullanmak !'
Başarısı oldukça yüksek ve haz veren bir eylem.

•••

Bu gün varım yoğum Ömer içindi ajanlık oyunları olmadan sadece kan vardı.Ellerime yapışan derisi alın yazımdan silinmez ama bu kaderi yaşamama sebep olan herkes aynı kaderi tatmadan bu dünyaya veda etmeyecek .

Dokuz konsey üyesi bu gün burada ölümlerine toplanmıştı.Kotan konsey üylerine son kozlarını oynayacaktı tabi eğer ben,bu gün burada olmasaydım.

Eski iki katlı inşaatı yeni tamamlanmış beton yapılı bir binaydı.Kendilerini sır gibi sakladıkları için toplantı yerine hepsini bir araç bırakıp geri gidiyordu.
Dokuzununda yanında kalan sadece en güvendikleri adamlarıydı.

Sırtımı yasladığım ağaç kovuğunda çalıların arasında son konsey üyesininde yanındaki sürtükle giriş yapmasını bekledim.

Hava bu gün benim için doğacaktı.Tan vakti,bu vakit artık bana hep kan getirecek...

Buram buram ölüm kokan sessizliği delen araç sesi,son sürat binanın önünde durduğunda açılan kapılardan dışarı çıkan Seren,çevreyi kısa bir göz taramasından geçirdiğinde başıyla Kotan'nın kapısının açılmasını işaret etti.

Nefretim kadar karanlık değilsin gece !

Giydiği ceketini düzelterek indiği araçtan uzaklaşmaya başladı.
Kuyruğuda peşine takıldığında son arabada binanın önünü terk etti.

Belimden çıkardığım tabancanın ucunda susturucuyu çevirirken kalbimi saatlerdir susturmanın acısı amansızca sardı bedenimi.Bana intikamını almadan acını hissetmek bile yok Ömer ...

Seni uğurlamadan önce sana yapılan herşeyin hesabını soracağım.
İntikamını almadan tabutunun başında başıma bereni takıp dik durmak bana haram !

Kapıda bekleyen iki kişi vardı arada bekleyen altı kişi vardı ve Seren o toplantı odasına o dokuzuyla beraber girecek.Yataklarına girenin dışarıda kalması imkan dahlinde bile değil.

Attığım her adımda, içimdeki alevler harlanıyordu.
Sanki her adımım ruhumun derinliklerinde asla sönmeyecek o ateşe doğru yürüyordu.Sırtımdaki çanta, bedenimle birlikte ağırlaşıyor; her adımda, toprakla kurduğu temas tok bir sürtünmeyle yankılanıyordu gecede.
O ses... yalnızca bir yükün değil, ardımda bıraktığım geçmişin iniltileriydi.

Gözleri benimle kesişen yapılı iki koruma ceketlerini kaldırıp bellerindeki silahlara uzanırken botumla geri çektiğim silah ikisinide alnının ortasından almıştı.

Yığılan leşin üstüne basarak içeri girdiğimde tam da tahmin ettiğim gibiydi.Dört salak ellerindeki çaylarla birbirleriyle sohbet ederken kapının önünde gördükleri yüzü tanımışlardı.O bakış,o korku...Beni bildiklerini okuttu.
Bu gün maske takmadım lens takmadım bu gün yüzümü gizlemedim çünkü ölüler göremez .

Pet bardaktaki çaylar titrerken aklıma paşa geldi,burada olsaydı "Görev başındayken silahını bırakacağına götünü bırak "derdi .

Akıllı olan çayı yere fırlattıp silahına sarılacakken diğerlerinin dünyadaki son saniyelerini çaldığından habersizdi.Arkadaş işte bazen ölüme götürür.Üç kurşun onları azrailin kucağına bıraktığında solumda hissettiğim hareketlilikle yuvadan ayrılan mermi altıncı kişiyide indirdiğinde onun arkasından çıkan beni oyalamanın öflesine kurban gitti .

Hepsini geçip gidecekken onların çıktığı odada hissettiğim nefes, adımlarımı durdurdu.Kapısı olmayan çay ocağı niyetine kullandıkları yere,duvarın sol tarafında olduğunu bilerek adım attığımda botumun biraz ilerisindeki sıvıya belki Gül insaf ederdi ama İlkuş asla !

Elinde tuttuğu silahla sırtını duvara yaslamış beklerken beni görünce titremeye başlaması bu adamlara benim yüzümü kimin dağıtmış olabileceği sorusunu düşürdü.Bu günlerde gözlerini fena halde bana dikmişlerdi fotoğraflarım her çakala her kansıza gösterilmiş durumda.Ve bu beni sadece iki yavrum için endişelendirdi.Babalarını acımasızca aldılar onlardan banada birşey olursa ne yaparlar ? Bu acı beni yutmadan çıktım o çukurdan.

Islattığı pantolunundan gecelerimi çektiğimde tek çektiğim gözlerim değildi.Belimdeki kından çıkan Ömer'in bıçağı gırtlağını boydan boya yardığında kanı boşalttığı sıvısının üstünü hızla kapattı.Bu tiplerin yüreklerinde zerre cesaret yoktur tâki karşılarına kadın ,çocuk,mazlum çıkana kadar...!

Bitti ...Bunlar omzumdaki yükü azaltacak son adımlarım ,bitti.

Tekmemle açılarak arkadaki duvara çarpan kapının sesinden daha çok Sarzah'ın silahına sarılmak için uzattığı elini delen mermimin sesi vardı.

Hepsi yaşadıkları şoktan birer birer çıkarken gecelerim kan kusuracağım orosbu çocuğunu bulduğunda gözlerimi kırpmadan gözlerindeki korkuyu izledim.

"Sen -" diyen Seren'e kaşlarımı kaldırıp evet ben yiyorsa devam et diye baktım.Burnumu çekip üstündeki ceketinin fermuarını hızla açtığımda bu sefer ikinci şok dalgası hepsini bir adım geri attırdı.

En baştaki dönen sandalyeyi ayağımla biraz geri çekip üstüne oturduğumda ayağımı masanın üstüne uzatıp gider bacağımı onun üstüne sardım.

Kolumu sandalyenin başına yaslarken elimdeki silahın ucu yere bakıyordu .

"Silahlarınızı masada bana doğru gönderin ve oturun,ayakta sohbet etmeye gelmedim."

Sözümün havada kalması,içime çektiğim derin nefesi burnumdan sertçe vermeme sebep olduğu.

"Oturuyor musun yoksa ben"parmağım, üstümdeki düzeneğin on dakikasını başlatan düğmeye bastığında hepsinin yutkunuşlarını soğuk kanlılıkla izledim.

Korkun !

Bu güne kadar kıydığınız her can için sonsuza kadar hesap vereceğiniz bir yere gideceğiniz için korkun .
Oturduklarında silahlar bana doğru gelmişti .

Masanın üstündeki sigara paketinden aldığım bir dalı dudaklarımın arasında tuttuğumda çakmağı çakmamla beraber hepsinin ürkmesiyle gözlerimi devirip sigaradaki dumanı içime çektim.

"Korkmayın lan "Dumanı geri üflerken dalgalar halinde dağılışını izleyip başımı biraz daha geri yasladım.
"Üstümdeki bomba,Aygaz değil ."

"Manyak mısın sen gebermek mi istiyorsun ?"

Konuşanı tanımıyordum.Yaşı kırklarda ağzına dökülen bıyıklarıyla konuştuğunda kalkan miğdemle yüzümü ekşittim.

"Bir cümle daha kurarsan tüm mermileri ağzına boşaltırım."

Seslerine bile tahammülüm yoktu.Ses tonum ağlamaktan kısılmış olsada nefret, kin ve korkunun tadını en düşük desibelde bile iliklerine kadar hissediyorlardı .
İçime hiç bir devası olmayan dumanı çekerken omzumdan ipini düşürdüğüm çantayı Seren'e fırlattım.

"Hepsini bağla ve sadece Kotan'nın ağzını bantlama !"

Aptal aptal yüzüme bakarken üst dudağımı dişlerimin arasına alıp tetiği çektim.Kulağını sıyırarak geçen kurşunla elini acıyla çığlık atarak kulağına kapatmıştı.

"Bir cümleyi ikinci kez kurduğumda kurduran onu duyamaz !"

İpleri kulağını tuta tuta alıp onları bağlamak için gittiğinde gözlerim beni izleyen güvenlik kamerasına takıldı.
Ezbere bildikleri,bu güne kadar sadece yüzümdü bundan sonra yüzümden önce katliamım olacak .

Seren,onları bağladığında sonuna geldiğim sigarayla Kotan'a doğru ilerledim.Yere attığım izmariti botumun ucuyla ezdim.
Sırtım Seren'e döndüğünde kotan'nın tam kulağının dibinde durdum.Silahımı belime yerleştirdim ve elime baktım .

Onun derisinin yapıştığı elim...

Her dakika insanın içi parçalanabilir mi? Parçalanıyormuş... Öğrendim.
Ellerime her baktığımda, ben biraz daha eksiliyorum.
Biraz daha çöküyorum kendime.
Ömer'in susuşu hâlâ avuç içlerimde yankılanıyor.

Beni diri diri gömdüler o gece.
Ve ben şimdi, içimde yanan o mezardan kalkıp geldim.
Bu gün yakarak intikam alacağım.
Çünkü bazen, acıyı dindiren tek şey başka bir yangındır.

Saçlarımı geriye attığımda ağzımı açıp gazları içime çektim.

"Kocanı özlemiş gibisin ?"

Boynum sadistce büktüm,dilimi alt dudağımın dışına taşacak kadar çıkarıp dişlerimi çenemin ucuna göturecek kadar indirip dudağımı onlarla çizdim.

Saçlarımı geriye savurdum, derin bir nefes almak istedim ama ciğerlerim yanmaya başladı. O an her şey yavaşladı, sadece onun sesini duyabiliyordum.

"Kocanı özlemiş gibisin?"

Sözleri, içimdeki nefretin ateşini körükledi. Acı bir gülümseme takındım,ama bu gülümseme sadece acıyı, öfkeyi ve hıncı taşıyordu. Her bir hareketimde,her bir adımda, içimdeki nefret daha da büyüyordu.

"Kabul et intikamımı size çok acı ödettim.Beni öldürsen bile bu acıyla yaşayacaksın İlkuş ,gözlerini her kapattığında o görüntü seni terk etmiyor değil mi ? Ömer uyan Ömer !
Ömer'im kalk ,aç gözlerini ,bordo bere yere düşmez ,uyan ! Kalk ...
Ah o çığlıkların çok hoştu.Yüzbaşı kalkmadı mı ilkuş haa?! Kalmadı mı kocan ? "

Onun varlığı, içimdeki acıyı ve öfkeyi hiç olmadığı kadar güçlü kılıyordu. O lanet olası sesi, her bir kelimesi, sanki bedenimde yeni bir yara açıyordu. Ama bu yara, asla iyileşmeyecek kadar derindi.Öfkeden soluğum bile titredi .Her şeyin sona ermesini o pis nefesini kesmek istedim ama o kadar da kolay değildi,kolay ölüm yoktu ona !

Seren tam beklediğimi yaptığında kenara çekildim.Bana saplamak istediği bıcaği tutan kolu boşluğa düştüğünde sadece izledim .Mavi gözlerine dalga dalga yayılan korkuyu, kanar su dökseler buzu çözülmeyecek yüzümle,ölümü korkutan gecelerimle izledim.

Beni öyle bir hale getirdiler ki etlerimi liğme liğme doğrasalar kanım akmaz !

Üstüne doğru yürüdüğümde atmak istediği yumruğu yine havada kaldı.Daha bir günlük yavruma verdiği acının feryadı kulağımda çaldığında büktüğüm koluyla diz boşluğuna tekmemi geçirdiğim.Yüzünü masaya yatırdım.

Kanlı bıçağım onun çırpınışlarına kulak vermedi,kulaklarım bağırışını duymadı,sadece kulak istedi ...
Ve aldı.

Ona doğru eğildiğimde sızan kanının yarısı kulağının içine diğer yarısı masaya akıyordu.Daha bitmedi...
Başını kestiğim kulağının üstüne çevirdiğimde bıçağım bu sefer diğer kulağına dayanmıştı.Onuda kaybetmemek için var gücüyle yalvardı.Ama duydum mu hayır !

"Bunu kesmemem için herşeyi yaparsın değil mi ?"

Beni onayladığında yedi dakikaya düşen üstümdeki zamanlayıcıya kayan gözlerim nefretle tekrar ona baktı.

"Kulağını yersen buradan çıkıp gitmene izin vereceğim ."

"Manyaksın sen ! Tam bir manyak !"

Seren kollarımın altında ağlayarak yalvarırken Kotan çenesini yine açmıştı.Asla sorun değil bunlar son açışıydı .

"Yiyecek misin yoksa ben bunuda-"Kanlı bıcak kulağının arkasına biraz girdiğinde hayır diye figan edişi kulağa çok hoş geliyordu.Sonunda istediğim tamam ağzından çıktığında onu bıraktım.
Masadaki kulağına titreyerek baktığında merhamet beni bir daha bulamayacak şekilde terk edip gitmişti .

Bende yalvardım ,bende ağladım ,bende titredim...Keşke her uzvumu doğrasaydılarda beni yakmasaydılar, beni o ateşte yakmasaydılar.Dünyaya yeni getirdiğim iki evladımı kollarımdan çekip aldıkları yetmezmiş gibi onu ,onu yaktılar ...Bir gün sadece bir günlük sevdi iki evladını sadece bir gün kokladı sarıldı öptü ve ebediyen kopardılar onu bizden şimdi annem mezardan kalksa bunlara acımamı istese yine acımam !

Bıçağın ucunu kulağına batırıp karşımdaki duvara fırlattım.Kopmuş kıkırdaklı et parcası kanını duvara bulaştırıp betona düştüğünde Seren'i kolundan tuttum.Kulağının yanına fırlattığımda dizlerinin üstüne çökmüştü.

"Bombanın patlamasına beş dakika var dört dakika içinde onu yemezsen bunu senin üstüne bağlar öyle çıkarım !"

Zırlaya zırlaya titreye titreye elinde tuttuğu uzvuna bakarken arkamı dönüp çantama ilerledim.

Elimdeki cam şişede duran sıvıyı sıpasına doğru hafifçe eğdiğimde omuzlarımdan arkaya düşürdüğüm gözlerim kısa süreliğine Kotan'a değdi,nefretim gözlerimde can buldu.

Hidroflorik Asit (HF) + Sülfürik Asit

En tehlikeli kombinasyonlardan biri.Sülfürik asit dış yüzeyi karbonlaştırırken, HF içeri sızıp kemiğe kadar işler.Kurban dıştan yanarken içten de sinir hücreleri yok olur.En sevdiğim kısımsa,bilinç açık kaldığı için en acılı ölümlerden biri.

Elime geçirdiğim eldivenlerin ardından yüzümede metal maskeyi taktım.

"O ne ?"

"Ne yapıyorsun o ne ?"

Geriye tek kalan,Metal mouth gag'la ona doğru ilerlediğim.O pis yüzüne dokunmak istemesemde şimdilik mecburdum.Asidi ağzına dökerken ağzını açık tutması hatta konuşamaması için bunu takmak zorundayım .

Çırpınışları uğraştırsada canımı sıkamıyordu.Sıkamazdı...

Direncini silahımın dipçik kısmını yarısı yok olan burnuna geçirerek kırdığımda başı sağa doğru düştü.Ömer'in yüzüne silahla vuruşunu hatırladıkça içime sapalanan sancılar amansızdı.

Elimdekini ağzına geçirdim.Ağız aparatı artık sadece bir alet değil, sessizliğin kendisiydi.Aleti ağzına yerleştirdim, dudaklarının kenarına yerleşen soğuk çeliği bastırarak. Vidaları çevirmeye başladığımda, çene eklemleri çıtırdayarak açıldı,sıktıkça kafası bile hareket edemiyordu çünkü ağzını açtıran aletin metal çivisi tam dilin üstüne sabitlenmişti .Artık başını bile oynatamıyordu.

Seren kusmak üzereydi istediğimi asla yapamazdı.Çokta umrumda değil zaten bu gün görüp görebileceği son gün ve son günü onun en kötü günü...
Bir günlük bebeği eğer vakti olsaydı gözünü bile kırpmadan paramparça edebilecek bir teröristin son gününü
burnundan neden getirmeyeyim ?"

Elimdeki şişeyle Kotan'nın tam dibinde durduğumda sadece gözlerim konuştu.Benden kopardığı adamın koyu yeşilleri önüme geldiğinde sızlayan burnumu çekip yumdum gözlerimi .
Tekrar açtığımda şu an yeryüzündeki en vicdansız canlı bendim.
Merhametin kırıntısının bile terk ettiği ben...

Şişeyi eğdiğimde, yoğun kıvamlı sıvı tıslayarak hareket etti. Şeffaf ama şeytani; sanki kendi bilinci varmış gibi yavaşça ağzına süzüldü. İlk damla dudağının kenarına düştüğünde, etle asidin ilk teması sessizdi ama sadece bir saniye.Bir saniye sonra bir çıtırtı duyuldu.Etin içinden gelen,ıslak bir yanık sesi.

Deri, saniyeler içinde süt beyazına döndü.Ardından balon gibi kabarıp çatladı.Asit, buharlaşarak havaya karıştı; yakıcı,metalik bir koku odayı kapladı. Gözleri kan çanağına döndü ama gözkapaklarını bile oynatamıyordu. Dilinin üstündeki çivi, ağzının içindeki çığlığı sonsuzluğa kilitlemişti.

Asit ikinci kez döküldüğünde, çene hattı boyunca hızla yayıldı. Derisi oracıkta karardı, kabuk bağlar gibi oldu ama kabuk değildi,canlı canlı pişmiş et gibiydi.Etin altındaki yağ dokusu fokurdamaya başladı.Tıpkı tavada unutulmuş bir et parçası gibi, patlayarak parçalanıyor,minik damlalar halinde dışarı sıçrıyordu.

Omuz kasları kasıldı,tüm vicudu titredi. O an ellerini kıpırdatamayacak kadar çaresizdi ama damarlarında hâlâ bir hayatta kalma içgüdüsü vardı ve ben onunla dalga geçer gibi bir damla daha döktüm.

Bu sefer asit, ağzının içini buldu. Dili üzerine yayıldı önce bir yanardağ gibi bastırıyordu; derinin üzerinde değil, altında, doğrudan sinir uçlarında. Dili, bir anda beyaza döndü, sonra çatladı, çiviye yapıştı.Asitle temas eden diş etleri simsiyah kesildi. Dişlerinin dibinden duman çıkıyordu artık. Bu öyle bir yanmaydı ki, sadece yüzünü değil, beyninin arka lobuna kadar ulaşıyordu sanki.

Daha fazlasını istedim. Şişeyi biraz daha eğdim.

Yanaklarından aşağı süzülen sıvı, boğazına kadar indi. Asit, gırtlağına ulaşınca, boğazındaki deri sanki içten içe büzüldü, çöktü, eridi. Yanık dumanı, tenin altından yükselirken, kulaklarının kenarından bir çatırtı geldi,çene kemiği, eklemlerinden ayrılıyordu. Yüzü artık bir insan yüzü değildi. Erimiş bir maskeye benziyordu. Et, kemiğe karışıyor, sinir sistemi canlı canlı kavruluyordu.

O hâlâ yaşıyordu. Bilinci hâlâ açıktı. Göz bebekleri büyümüş, sonsuz bir dehşete sabitlenmişti.

Kabuslarımı susturmasada intikamımı susturacağını bildiğim hamleyi yaptım.

Pis, terle yapışmış saçlarını kavrayan parmaklarımı sıktım. Başını zorla geriye yasladım; boynu çatırdadı, direnci ölmüştü artık. Boğuk, kırık inlemeleri duyuluyordu, ama hiçbirine kulak vermedim.

Şişede kalan asidi, hiçbir tereddüt göstermeden göz çukurlarına boşalttım.

Bir anlık sessizlik. Sonra cehennem.

Asit göz kürelerine değdiği an, cam gibi patladı. Damarlar çatladı, gözleri bulanık bir kütleye dönüştü. Cilt gerildi, yüz kasları istemsizce kasıldı. Gözlerinden yükselen buhar, yüzüne yayılan ölümle yarışıyordu. Derisi eriyip akarken, içeri doğru çöken göz çukurları simsiyah, boş birer çukur hâline geldi. Artık ne çığlık vardı, ne bakış.

Sadece sonsuz bir karanlık vardı.

Benden aldığı bir çift koyu yeşilin hasreti asla dinmeyecek ,o gözler ahirete kadar bir daha asla gözlerime değmeyecek ama yinede ,yinede içim bir nebze olsun soğudu .

Çok acıdı mı Ömer canın ?
Yanarken canın çok acıdı mı ?

Üstümdeki yeleği çıkardığımda masaya bıraktım.Son dakikaya girilmişti.Bana yalvaran gözlerle bakan insanlıktan nasibini almamış yerdeki yaratığa,Gül bile el uzatmadı çünkü zalime merhamet, mazluma ihanettir.

Şişeyi yavaşça yere bıraktım. Cam, metal zemine çarptığında tiz bir ses çıkardı,sanki biri hâlâ hayattaymış da yardım istiyormuş gibi. Ama bu sesin de, bu odadaki nefeslerin de artık bir anlamı yoktu.

Önümdeki beden bir zamanlar insandı belki. Ama şimdi... sadece bir ibret.
Çökmüş, boynu kırık, yüzü tanınmaz hâlde bir yığın yanık et parçasıydı.
Ama içimdeki yangın sönmüyordu.

Ömer’in gözleri geldi aklıma... O son anı. O korkum. O çaresizlik.O bağırışlarım onun yanmış cesedini bağrıma basışım...

Ellerime baktım. Asitten sızan dumanlara rağmen hâlâ titremiyorlardı. İntikam, beni sarsmak yerine, köklerime işlemişti. Artık sadece bir intikamcı değilim.
Ben,adaletin bile yüz çevirdiği karanlık bir yeminim.Bire bin aldım...
Bu yüzden bir ölür bin diriliriz.

Odanın kapısını yavaşça açtım. Soğuk metal gıcırtıyla aralandı. İçeriye ince bir ışık sızdı.
Karanlık arkamda kaldı, ama içimde büyümeye devam ediyordu.

Bugün birileri daha cezasını buldu.
Ama biliyorum… bu son değil.
Sıradakiler çoktan doğdu.

Kapıyı kapattım. İçerideki sessizlik artık mezar sessizliğiydi.

Koridoru geçerken ayaklarım, yerlerde yatan cesetlerin arasından yolunu çizdi. Kimisi boynundan vurulmuştu, kimisi gözleri açık gitmişti. Suratlarında hâlâ o küstah, o hain ifadeler donup kalmıştı. Şimdi birer leşten farkları yoktu.
Ve bu… yeterli değildi.

Tavandan sarkan tellerin arasından geçerken üzerime çöken kan ve barut kokusu, ciğerlerime işledi. Ama midem kalkmadı. Ne tiksinti vardı içimde, ne pişmanlık.
Sadece bir ülkenin üstüne bulaşmak isteyen kiri kazımanın verdiği sükûnet.

Binanın çıkış kapısına vardığımda,
belimdeki silah hâlâ sıcaktı.

Gece soğuktu.Ay puslu bir geceye veda edip kaybolmak üzereydi.
Gökyüzü karanlıktı, ama ben ondan karaydım.

Toprağa bastığımda botlarım hafifçe çamura gömüldü. Binanın etrafındaki sessizlik, ölüm kadar ağırdı. Arkama bakmadan yürümeye başladım. Omuzlarım dik, gözlerim düz.
Kafamın içinde tek bir cümle yankılanıyordu:

'Onu benden alanlar… bu toprağa gömüldü. Ama bu daha başlangıç.'

Beş adım. On adım.

Son adımımı attığımda...
Binayı sarsan ilk patlama gökyüzünü yırttı. Duvarlar tek tek çöktü, camlar fırladı.

Alevler geceyi deldi.
Gök gürültüsü gibi bir uğultu dağlara yayıldı.
Toprak bile sarsıldı.

Ben durmadım.

Arkamı dönüp bakmadım.

Çünkü o binada kalan sadece düşmanlar değildi…
Gül'ün çığlığı da orada gömüldü. Ömer'in susan sesi de.

Geriye sadece yanmış bir cesedin davası ve iki evladı için ölü olarak yaşayacağı ömür kaldı.

Seni yaktılar Ömer…
Ve ben, o alevlerin içinde yalnız kaldım.

Ben artık sadece bir anne, sadece bir kadın değilim.
Ben, senden alınan her nefesin intikamıyım.
Ben, seni unutturmamak için yaşayan bir mezarım.

Bir gün…
Bu dava bittiğinde,
Bu silah sustuğunda,
Ve bu topraklar biraz olsun temizlendiğinde…

Belki o zaman gözlerimi kapatırım.
Ve senin yanına… yanan bedenimle değil, kavrulan ruhumla gelirim.

 

 

BÖLÜM SONU

26.bölümü 24 saat içinde atıcam .Lütfen yıldıza basmayı unutmayın bazen VPN sorun yaratıyor yıldız düşmüyor kitaba.
Yorumlarınızı çok merak ediyorum🦋 beklemede kalın ...

Bölüm : 21.04.2025 08:08 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...