
Hatalar Dünya'da telefi edilebilseydi ahiret için deftere yazılmazlardı.🥀
İKİ BUÇUK AY SONRA
Siyah kirpiklerini izlemeyi böylesine severken,koyu yosunlarını benden mahrum ettiği için ona kızgınım.
Saçlarım çıplak göğsüne dağılmıştı. Yanağım, onun her nefes alışında inip kalkan sert kaslarına yaslanmıştı. İçimde,bayram akşamı yastığının altına koyduğu yeni kıyafetlerini düşleyerek uyuyan bir çocuğun sevinci kıpırdıyordu.
Bana verdiği künye,bu yakınlıktan dolayı tenine düşmüştü.Metalin soğuk yüzeyi, derisinin sıcaklığıyla tezat oluşturuyordu.Parmaklarım usulca göğsüne kaydı.Onun boynundaki künyeyi, iki göğüs kasının birleştiği yerde buldum.Parmak uçlarım,o küçük metal plakayı okşarken,üzerindeki kabartmalı harfleri ezberler gibi geçiyordu.
Ben uyanıkken onun uyuduğu bir an, aylardır bana denk gelmemişti ve bu bir ilkti.Şimdi ona bir nefes kadar yakınken, o kadar güzel uyuyordu ki… Kapattığı için sığ kirpikleri göz altını aşıp daha ilerilere tane tane uzanmıştı. Dokunmak istiyordum ama uyandırmamak için bu isteğime canla başla direndim. Kalkık burnunun şekli, uyurken bile karakterini koruyordu; kusursuz ve korkusuz...
Dolgun dudakları,ikimizden kalan gecenin izlerini taşıyan hafif bir şişlikle belirginleşmişti.O kan kırmızısı tonu, kemikli yüz hatlarını ve güçlü çenesini daha da çarpıcı kılıyordu.
Yorgunluk,bedenini ele geçirmiş gibiydi. Hala derin bir uykudaydı.Geceden kalan hafif ter kokusu tenine sinmiş,nefesi usulca göğsüme çarpıyordu. Parmaklarımı hafifçe saçlarının arasına daldıracakken vazgeçtip geri çektim, ona dokunma isteğimle temkinli olmak arasında gidip geliyorum.
Hareket ettikçe üzerimdeki ince çarşaf aşağı kaydı, çıplak tenime değen serin hava,gece boyunca vücuduma kazınan dokunuşlarını hatırlattı.Onun teni hâlâ sıcaktı.Bel boşluğumdan bir milim bile kaymayan güçlü kolu,sanki uyurken bile benim sadece ona ait olduğunu hatırlatmak ister gibi sıkıca sarıyordu.
Gözlerim,omzundaki hafif kızarıklıklara takıldı.Parmak uçlarım farkında olmadan o izleri okşadı.Gece, ellerimin nasıl sıkı sıkı ona sarıldığını,ne kadar tutkuyla onu çektiğimi hatırlatıyordu. Her temasımda içimde yankılanan o hisler… Şimdi bile tenimdeydi.
Göğsüne yüzümü yaslayıp derin bir nefes aldım.Taze portakal kokusu,dün gecenin yankıları gibi üzerime sinmişti. Kendi nefes alış verişim bile gecenin izlerini taşıyordu.
Uyandırmamak için kımıldamadan durdum. Ama bilmiyorum bu adamı bu şekilde kalırken öpmeden ne kadar dayanabilirim?
Nefesim hafifçe titredi.Beni bu şekilde saran tek kişi oydu.Uykusunda bile gevşemeyen parmakları, bedenimi tanıyor, her kıvrımımı ezbere biliyormuş gibi yerini hiç kaybetmiyordu.Göğsüne yaslanmış halde, kalbinin ritmini dinledim.Güçlü,ağır ama bir o kadar da kendinden emin…Kimseye güvenmeden, arkama almadan yaşayan bir kadındım ama şimdi sanki ne kadar güçlü olursam olayım, onun yanında kendi gücüm bir hiçti.O vardı; her ne olursa olsun,o vardı.
Elim usulca yanağına dokunduğunda tenim göğsünde biraz yukarı doğru kaydı.Elim yanağındayken hiç bir kıpırdama göstermediği için aynı yavaşlıkta baş parmağımı dudaklarına dokundurdum.
O yumuşak doku içimde birşeyleri tekrar ele geçirdiğinde onlara kısacık bir süreylede olsa dudaklarımı bastırma isteğine yenildim.Eğer öpersem kesin uyanır.Göğsünde hafifçe doğrulduğum, içimde sıkışan tüm duyguları onu öpememek hissiyle derince üfleyip başımı göğsüne tekrar yasladım.
"Bir kez daha kımıldarsan iki gün boyunca bu yatakta hiç kımıldayamayacaksın."
Sözü biter bitmez tehdidini unutup yüzüne doğru baktığımda verdiği hırslı nefesle ben daha ne olduğunu anlamadan uyuduğunu sandığım adamın altında buldum kendimi .
Ağzımdan kaçan çığlıkla gözlerim,önce başımın iki tarafına gömdüğü bileklerimden tuttuğu ellerime kaydı, sonra da uyku barındırmayan koyu yeşillerine baktı.
Bu adam ne kadar süredir uyanıktı ve hangi ara beni altına aldı?
"Ne zaman uyanıksın?" dediğimde, gözlerinin dudaklarıma kayışı, içimde zorla kontrol ettiğim tüm duyguları bir anda serbest bırakacak kadar güçlüydü.
"Mısırlılara göre 26 dakika," dedi. Manyak gibi saymıştı.Zaman sayma hastalığı var bunun.
Aramızdaki farkı kapatmak için eğildiğinde,boynumda yerini aldı. "Bana göre bir asır." İçine çektiği kokum mu, söyledikleri mi,yoksa bu kadar yakınlığından dolayı bende uyandırdığı hisler mi, bilemiyorum,ama erimeye başladım.
"Ömer…" Sesim o kadar şehvetle çıkmıştı ki, gözlerini boynumda yumdu . Kırpıntılarımın hareketinden sabrının taştığını,eliyle araladığı bacaklarımın arasında yerini alışından anlayabiliyordum.
Saçlarımın içine geçirdiği parmaklarıyla, dudaklarıyla dudaklarım arasında bırakmadığı mesafeyle gözlerime baktı.
Nefes alıp verdikçe, göğsü göğsüme çarpıyordu.Her içime çektiğimde,ona olan temasımın yeşillerini nasıl harladığını görmek, içimi ateşle dolduruyordu.
"Her şeyin,"dediğinde,dudaklarını dudaklarıma sürtüşüyle gözlerimi yumdum. "Her şeyin irademi yıkmak için... Ben sabırlı bir adamım ama konu sensen..."
Durduğunda,sanki inadıma yaparcasına,dudaklarını dudaklarıma,az öncekinin aksine,daha sert bastırarak sürttü.
"Ben kontrölümü kaybediyorum."Bir eli saçımdayken diğeri göğsümde hareketlendi.
"Bir tek seninle kaybediyorum kendimi," Sesindeki titreme ve kararlılık birbirine karışmıştı.Elinin göğsümdeki her hareketi vücudumdaki her kası zorlayarak beni daha da yakınlaştırıyordu.Avuçları arasındaki et parçasını sıktığında gözlerim kapalı inleyişime onun dudaklarımın üstünde çektiği derin nefes eşlik etti.Daha fazlasını isteyen her zerremle gözlerimi açtığımda hedefim sadece dudaklarıydı.Onlara uzansamda benden anında uzaklaştırmıştı.
"Yorgunsun " dediğinde kendini benim için ne kadar kontrol etmeye çalıştığını, bunu söylerken koyulaşmaktan alev alev yanan gözlerinde gördüğüm arzuya rağmen direnişinin sınırlarındaydı.
"Yorgun değilim," yutkunurken dudaklarıma baktı.Elini göğsümden çektiğinde,başını salladı. Kalkacaktı...
Ensesine yerleştirdiğim elimle yükseldiğimde, sabahtan beri deli divane istediğim şeyi yaptım.Dudaklarının sertlikle yumuşaklık arasında kaybolan o varlığı içimi kavurdu.
Sesli bir hırlamayla kendini üstüme bıraktığında,sanki yıllardır uzak kalmış gibi büyük bir açlıkla karşılık vermişti.
Eziliyordum altında; nasıl yapıyordu, bilmiyorum ama karnım dışında her zerreme ağırlığını veriyordu.
İki avucunun arasına aldığı yanaklarımla, beni kendine çekip,her hareketinde daha da derinleşiyordu.
Dudaklarımdan ayrılmadan bacaklarımın arasındaki yerini almıştı.Bu adamın hızı ah...
Zorla ayrıldığımızda küçük bir hareketiyle kendimi kastım.
"Sen istedin " dediğinde dudakları kulağımın hemen altındaydı.
"Onu sen istedin yavrum." Dudaklarını boyunma bastırıp kokumu derince soldu.Eli tenime sürtüne sürtüne aşağı indiğinde,inleyişimle dişlerini boynuma geçirmişti.Aynı yere dudaklarını bastırdığında daha fazla eridim.Ellerimi pazılarına yerleştirdiğimde o kadar baskı uygulamama rağmen milim gömülmedi parmaklarım derisine.Taş gibi bedeni beni benden alıyordu.
İçimdeki tüm duygular birbirine karıştı.Bir yanda haz, bir yanda sabırsızlık, onun her hareketiyle daha da derinleşiyordu.Eliyle dudakları vücudumda gezindikçe,her dokunuşuyla daha fazlası için teslim oluyordum.
SAAATLER SONRA 🌹
Yoğurduğum gözleme hamurunu kenara alıp ellerimi yıkadım.
Minik sarı mutfak havlusuyla ellerimi kurularken Ömer'in,başını dakikalardır telefondan kaldırmayışıyla ona doğru çaktırmadan ilerledim.
Ayağımda bu sıcakta zorla giydirdiği panduflar,başımda,hamura birşey dökülmemesi için nemli saçlarıma örttüğüm siyah yazmam,altımda siyah taytım,üstümde onun koyu yeşil tişörtü vardı.Karnımın büyüklüğünden ve hiç bir kıyafetimin bana olmayışından dolayı artık onun söylemesini beklemeden ben kendim onun kıyafetlerini kullanıyordum.
Beyfendi beni sıkı sıkı giydirirken kendisi,üstündeki sporcu atleti altında siyah eşofmanıyla rahat rahat,kaslı kaslı oturuyordu.Dayan ey kalbim!
Dolabın kapağını peyniri almak için açarken iki gözüm onun telefonunun ekranındaydı.
Normal doğum Evreleri,Sağlık ansiklopedisi.
Ekranında okuduğum başlıkla ciddi ciddi uzun süredir bunu okuyuşuna gülümsememek elde değildi.Boğazımı sessizce temizleyip dolaptan aldığım beynir ve kıymayla onu okuması için rahat bıraktım ama sadece şimdilik.
Hazırladığım iç harçları kenara aldığımda,bana bakması için boğazımı temizledim.
Bakmadı ya!
"Ömer."
"Söyle,güzelim." Gözlerini yazıdan kaldırmadan, oturduğu sandalyede bir eli masada otoriter dururken,diğer eliyle ekranı kaydırıyordu.
Bana bakmamakta bu kadar ısrarcı olduğuna göre, ben de nasıl baktıracağımı biliyordum.
"Hazır okuyorken, hamilelikten dolayı karnımda oluşan çatlakları geçirmek için de biraz araştırma yapsana."
"Gerek yok."
Beni takmadan okumaya devam edişiyle kaşlarım anında kalktı.
"Ne demek gerek yok? İzler çok berbat durumda!"
Gözlerini bana çevirdi,dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
"Güneş ışığı suya düştüğünde,suyun yüzeyinde yarattığı katmanlı,parıltılı yansımalar gibiler."
Kalbim bir an sıkıştı,sonra hızla çarpmaya başladı.Ne diyebilirdim ki?
Gözlerim ona dolu dolu baktı.
Çatlaklarımı,suya vuran ışığa benzeten adama ben nasıl normal bakabilirim?
"Ah!" Elim karnıma giderken içimde sanki İki tane dev taşıyordum.Nerden geliyor bu güç sana yavrum,karnımı mı deleceksin ?
Hangi ara oturduğu yerden kalkmış, elleri karnıma dokunup dururken enişeyle bakan yeşillerine gülümsedim.
"Noldu güzelim,niye bağırdım doğuyormular yoksa ?"
İki elide panikle karnımda dolanırken ellerinin üstüne ellerimi koydum.
"Sakin ol,sadece tekme attı."
Anında bozulan moreli doğurmuyorum diye miydi ?
Karnıma doğru eğildiğinde dudaklarını karnıma bastırdı.
"Size kaç kere tekme atmayın dedim ." Söylediğine sesli güldüm.Karnımdakilerle sürekli konuşmayı seviyordu.Hiç konuşmayan adam geceleri uyandığımda onlarla konuşuyordu.
"Gökçe'm niye dinlemiyorsun beni ?"
Kızının adını Gökçe koymuştu.Oğlumuzun ismini sen kızımı ben koymak istiyorum dediğinde ikisininkinide o koysaydı yine hayır demezdim.Oğlumuzun ismini de ben Alparslan koymuştum.
"Nereden biliyorsun kızının attığını belki Alparslan attı."
"Gökçe attı." Kendinden o kadar emindi ki ağzım açık kaldı.
"Niye bu kadar eminsin sen ?"
"Çünkü oğlum bana kızım sana benziyor."
Bu şimdi ne demek istedi ?Tek kaşım havalandı resman bana oğlum benim gibi sakin kızım senin gibi yaramaz dedi.
"Kızım annen inanmıyor bana yavaşça bir kez daha kımılda hadi." Elini karnımda gezdirirken birinin olduğu tarafı eliyle okuşuyordu.Birazdan rezil olacaktı ve ben alay edecektim.Ellerimi tezgaha dayarken karnımdan ses çıkmayınca gülen yüzümümle ona baktım.
"Hadi kızım kımılda."
Karnımda hâlâ hareket yokken o dudaklarını tekrar karnıma bastırdı.Manyak ya oturmuş karmımdaki çocuğa emir veriyordu ve yapacağına emindi.
"Kızın seni dinlemiyor babası bence vazgeç ." Gözümü kırptığımda son kez fısıldadı karnıma.
"Babacım lütfen kımılda hadi güzelim."
Kendime kuma mı doğuracağım acaba ?Sorun şu ki güzeli gerçekten tekme attı.
Düşen yüzümle onun havalanan üst dudağı tezattı.Bak gördün mü der gibi bakarken onu takmadan gözlemeleri yapmak için arkamı döndüm.
Hepsi aptal hormonlarım yüzünden.Evet onlar yüzünden.Kızına güzelim diyecek tabiki.
Ensemde hissettiğim dudaklarıyla gözlerim kapandı.
"Noldu yavrum neden düştü yüzün ?"
"Düşmedi." Dediğimde,kulağıma çarpan nefesi birazdan beni düşürecekti.Bu adamın bedeni sırtıma yapışıkken düşmemek elde değil.
Elleri tişörtümün içinden sızdığında parmakları südyenden taşan kısımlara dokundu"Sen alışırsında ben bunları oğlunla paylaşmaya alışmam."
Gülmüştüm hem sesli.
"Komik mi ?" Başım göğsünde olmasına rağmen salladım.
"Hemde çok,keyif verici."
Eğdiği başı boyun girintimde yerini aldığında yeni tıraşlı yüzünün kılları tuaf bir his yaydı bedenime.Dudaklarını sertçe bastırdığında bekledi orada.
"Senden iki şey istebilir miyim ?"
Dudaklarını oradan çekmeden kokumu içine çekmeye devam etti.
"Açık giyinme." Bu söylediğine şaşırdığımda devam etti."Ben seni kimseyle paylaşamam Gül,ben olsamda olmasamda gözlerim görsede görmesede başka bir erkeğin seni görmesini istemiyorum.Özellikle aşağıdaki spor solanonda giyindiğin şeyi giyme ."
Şimdi düştün elime yüzbaşı.
Yüzümü yüzüne döndüğümde ellerimi tezgaha yasladım.
"Neden ?" Ne yapmak istediğimi anlamıştı ellerini tezgahdaki ellerimin yanına yerleştirip bana doğru eğildi.
"Yapmak istediğinin şeyin farkındayım küçük ajan ." Alt dudağımı temizleyip ona doğru yakınlaştırdım yüzümü.
"İstediğin şeyi sana vermemi istiyorsan bana istediğimi vermek zorundasın yüzbaşım."
"Rüyanda " dediğinde gözlerimi kıstım.
Ulan altı üstü kıskanıyorum diyeceksin.Her zerren haykırıyor zaten neyin inadı bu laz öküzü!?
"Kıskandığını söylemezsen o spor salonunda giydiğim Bralet'in kırmızı dantelli olanıyla kombin yapıp karargahta tur atarım ve seni temin ederim,bu gördüğün rüya olmaz ."
Kulağıma doğru eğildiğinde sıcak nefesindeki öfkeyi ne kadar kendini tutsada hissettim.
"Seni temin ederim kargahta yaptığım antrenmanlarda üstümde atlet görmezsin." Seni parçalarım!
Erkek sayısı fazla olsada kargahta çalışan çok fazla kadın vardı.Bu adamın benden iyi nişancı olduğunu daha öncede söylemiştim.Beni oradan vurursan seni buradan vururum diyordu.
"Şöyle yapalım yavrum, bana söz verirsen ben de sana söz veririm; senden başka hiçbir kadının, dokunmayı çok sevdiğin karnımdaki kasları görmeyeceğini garanti ederim."
"Söz mü ?" Dediğimde,gülümseyip gecelerime baktı.Yeşillerinin içi parıldarken başını salladı.
"Söz güzelim."
"Tamam anlaştık." Boynumdaki yerini tekrar aldığında burnunu tenime sürtmesine artık aşinaydım.Sanki ömrü boyunca orada kalma şansı olsa orada son nefesine kadar kalırdı.
"Söz ver." Dedi
"Söz,söz.İkinci isteyeceğin şey ne ?"
"Şehit olursam," dediğinde, kalbimin üzerine binlerce taş yığıldı. Bütün dünyam bir anda yerle yeksan oldu. Sanki yıllardır ayakta kalmaya direnen, ama tek bir dokunuşla çökmeye hazır bir harabenin içine girmiştim. O harabenin duvarları, ansızın üzerime yıkıldı.
"Ömer..." Adını fısıldadım ama gerisi gelmedi. Sesim,içimde kopan fırtınalara kurban gitti. Bu ihtimal içimi kavurdu,küle çevirdi.
"Eğer bir gün şehit olursam,mezarımı kokundan mahrum bırakma.Çünkü ben ancak seni soluyamadığımda gerçekten yok olurum, Sakura’m."
Sesi,gecenin içinden yükselen bir ağıt gibi ruhuma çarpıyordu. Kokuma olan bağlılığı, bazen onu takıntılı bir deliye benzetmeme sebep oluyordu. Giydiğim her kıyafetini,benden sonra kendisi giyiyordu.Tenimin izini taşıyan her kumaş,onun için bir yadigâr gibiydi. Boynumdan hiç kopmuyordu; ne zaman bir boşluk bulsa, oraya yerleşiyordu. Benim sığınağım onun göğsüydü, onunki ise boyun boşluğum. Ama benden istediği şey, kaldırabileceğim bir yük değildi.
Buna nasıl söz verilir? Ya da nasıl cevap verilir?
Ölüm, nefes aldığımız havaya bile sinmişken, 'Saçmalama, böyle bir şey asla olmayacak,' diye haykıramıyorum.Ama bunu kabullenip söz de veremiyorum.
Elim karnıma gitti,parmaklarım titredi.Gözlerimi sımsıkı kapadım. Ağlamak istemiyordum.Onsuz bir dünyanın hayali bile,ciğerlerimi paramparça ediyordu.Karnımdaki canlar benim kaderimi yaşasın, babasız kalsın istemiyorum.Bir mezar taşına sarılıp onunla konuşmak istemiyorum.
Ama o,boynumdan çekilmedi. Biliyorum.Gözlerimin dolduğunu görürse,benden o lanetli sözü istemeyeceğini,konuyu değiştirmek zorunda kalacağını biliyorum ve o da bunu bildiğinden geri çekilmedi kaldı orada.
"Ömer…"
"Söz ver,kurban olduğum."
Bu kabustan uyanmak için, bu konu bir an önce bitsin diye başımı salladım.Daha fazlasını yapamazdım. Dudaklarını son kez boynuma bastırdı.
Ve ben, içimde büyüyen cehennemin alevlerinde sessizce yanmaya devam ettim.
"Odaya geri dönelim mi ?" Konuyu değiştirmek için yapıyordu.Kulak mememi dudaklarının arasına aldığında ellerimle göğsünden ittim.
"Çekil,işim var."
Onu itmeye asla gücüm yetmezdi. Zaten odaya gitmeyi isteseydi,bunu bana sormazdı; beni odaya dönmeyi isteyecek hale getirirdi.
Önümden çekildiğinde,sessizce arkamı döndüm.Gözaltlarımın nemini parmağımın tersiyle silip kuruttum. Ne bir hıçkırık döküldü dudaklarımdan, ne de bir kelime. Sadece içimde yankılanan fısıltılarla, sessiz bir savaş verdim.
Nereden geldiğini anlasamda ne zaman geldiğini bilmediğim bir avuç un yüzüme serpildiğinde az önceki duygusallığımın yerini onun iki katı bir öfke almıştı .Dişlerimi birbirime bastırıp,un sepetinini elinde tutmuş bekleyen dağ ayısına beyazlamış kirpiklerimle baktım.Parmağım tehdit modunu alırken kafamı salladım.
"Sakın ! Bak bir kez yaptın ikincisini sakın yapma,Ömer nimetle oyun olmaz !"
Bu kadar sinirime rağmen eğlenen yüzü,hoşuma gitmişti.Adam şaka yaparken bile oturaklı olur mu ya ?
O kadar yakışıklıki elindeki unla beni tehdit ediyor oluşu yutkunmama sebep oldu.İç sesim beni sollayıp unlat beni yavrum diye yırtınıyordu içimde .
Sussana aptal.Yeni duş aldım ben.
Ben gittikçe ,o elindeki un sepetiyle bana doğru geliyordu.Gül çalıştır kafanı yoksa un canavarı yapar bu seni.Hadi ama saçlarımdan hamur yıkamak istemiyorum.
"Ömer !" Lanet olsun! Beni duymuyordu vicdansız.Bu adamı ben nasıl yenebilirim iç ses ? Ayda yılda bir işe yara sürekli kocamın kaslarına sulanıp durmaktan başka bir bok bildiğim yok.
Kas demişken pazılarındaki damarlar tam dokunmalık değil mi ? Taşı sıksa suyunu çıkarır bırak bir kova unu döksün başından kaslı seven kahrını çeker !
Islak dudakları öpülesi değil mi ?
Mutfağa duş alıp indiği için dudaklarının nemi ve koyu kırmızılığı gerçekten öpülesiydi.Aklıma gelen şeyle alt dudağımı temizledim.Şimdi işe yaradın iç ses.Buz dolabına yapışan sırtımla o da aramızda bir adımlık mesafe bırakmıştı.
Onun bıraktığı mesafeyi ben kapattığımda unu dökmesi için fırsat yaratmadan dikkatini dağıtmak istediğimde yetişemek için ayaklarımı ayaklarının üstüne bastırıp parmak uçlarımla yükseldim.Ensesinden elimle destek aldığımda dudaklarını duduklarıma kapattım.
Yaşadığı şaşkınlığın ardından eli belime dolandığında karşılık verip bana doğru eğildi.Diğer elim atletinin altından girdi.Sert karın kaslarına, parmaklarımın ucuyla dokunduğumda boğuk bir inilti çıkardı.Doğru yoldaydım.O dudaklarımı sömürürken ben onun elindeki un kovasını bırakması için onu daha fazla zorlamanın derdindeydim.
Baklavalarına parmaklarımı bastıra bastıra aşağı indiğimde,elimi eşofmanının belindeki lastiğinin içine yerleştirdim.Şu an belini saran lastiğin teniyle arasında elim vardı.
Dudaklarını kısa süreliğine geri çekip elindeki kovayı masaya bıraktığında, beni bir hamlede kucağına alıp masaya oturtmasıyla şaşkınlığım, yeniden dudaklarıma kapanmasıyla kayboldu.
Bu adamı böylesine etkileyebildiğimi bilmek, ruhumun en nadir köşelerini zevkle okşuyordu. Bacaklarımı hafifçe aralayıp aramızdaki mesafeyi yok ettiğinde, eğer şimdi aklımdaki şeyi yapmazsam kendimi tamamen kaybedeceğimi biliyordum. Bu yüzden, elim masanın üzerindeki sürahinin kapağına sessizce uzandı.
Dudaklarından çekilir çekilmez, su dolu sürahiyi aniden başından aşağı döktüm.O anda kahkaham kontrolsüzce yükseldi; sırtım geriye kaykıldı,nefesim kesildi.Ama o… Bütün bedeni bozguna uğramış gibi donmuş, ıslak kirpiklerinin arasından bana bakıyordu. Her damla, gururunu zedeleyen birer savaş yarası gibi teninde iz bırakıyordu.
Gülüşüm,onun soğuktan buhar yükselten bir buz heykeli gibi kıpırtısız duruşuyla ansızın dondu.
Parmaklarımı içine daldırmak isteyeceğim saçlarının arasından süzülen damlalar,kaslı çenesinden kayarak atletinin açıkta bıraktığı köprücük kemiğine,oradan da sert göğsüne doğru ilerliyordu.Boğazımdan,istemsiz bir yutkunma yükseldi.
"Şaka yaptım," dedim.Ama sesim pek de pişmanlık içermiyordu.
Onun yaklaşacağını sezdiğim anda, masanın üzerinde hızla geriye doğru kaydım.O an, kurtuluş zilim gibi çalan kapı zili, dikkatin birkaç saniyeliğine dağılmasını sağladı.Tam o anda kendimi masadan aşağı atıp mutfaktan kanatlanarak kaçtım.
Kapıyı açtığımda eşiğin ardında Yiğit, Efsun ve Orhun’u görünce içimde bir sevinç dalgası yükseldi. Ama benim coşkum, Orhun’un gözlerindeki şaşkınlık, Efsun’un mavilerinde beliren tuhaf, kısık bakış ve Yiğit’in kahkahayı patlatmasıyla bir an için gölgede kaldı. Onların yüzlerindeki ifadeye bakınca, üzerime dökülen unla kaplı hâlimi tamamen unuttuğumu fark ettim.
"Ne bu hâlin?" diye sordu Orhun, kaşlarını kaldırarak.
Ellerimi havaya kaldırıp gülümseyerek omuz silktim. "Kardeşin olacak dağ ayısı, ben gözleme yaparken un sepetini yüzüme devirdi!"
"Sende onun başından aşağı su mu döktün?"
Yiğit’in karnını tutarak kahkahalarla sarsılmasından çok, bu kadar isabetli bir tahminde bulunması beni asıl şaşırtan şeydi.
"Müneccim misin sen? Nereden bildin?"
Kaşlarıyla arkamı işaret ettiğinde anladım. Yavaşça başımı çevirince, omuzlarımdan sıyrılan un kadar tehlikeli bir bakışla karşılaştım. Dudaklarımı ısırıp Orhun’a boynumu bükerek "Beni kurtar" bakışı attım ama o, üst dudağını hafifçe kaldırıp kaşlarını "Ben karışmam" der gibi kaldırınca umudum suya düştü.
Efsun’un bakışı üzerimizde gezindi, o kadar yoğundu ki fark etmemek imkânsızdı.
Yiğit içeri yöneldi, ardından Orhun da peşinden girdi. Efsun’a gülümsediğimde, o da aynı sıcaklıkla karşılık vererek içeri geçti.
Ama tam rahat bir nefes alacakken Yiğit’in sesi yeniden yükseldi:
"Selam vahşi erkeğim, ıslanınca daha da seksi olmuşsun. Şu kaslara bak!"
İçimdeki ses, Yiğit’in rahat tavrına meydan okumak ister gibi haykırdı ama ben sadece bakakaldım. Yetmezmiş gibi, Ömer’in yanından geçip gitmek yerine elini doğrudan onun karın kaslarına koydu.
"Kaya gibi katmeri, al goynuna oynat beni!"
Ne?!
Şoktan gözlerim büyüdü, ama en kötüsü bu değildi,Efsun ve Orhun kahkahaya boğulmuştu! Yiğit’in bu şarkıyı söyleyerek benim kocama sulanması, sinirlerimi altüst etti. Yüzümü buruşturdum.
O kaslar benim!
Ama Yiğit durmadı, eğilip kaşlarını meydan okurcasına kaldırarak ekledi:
"Benden güzel varsa..." Gözlerini bana dikti, alaylı bir tebessümle gülümsedi. "Karyoladan at beni!"
Baş belası herif! Resmen benim kocamla bana nispet yapıyordu.Ömer biraz daha sessiz kalırsa Yiğit'in o elini bir taraflarına kesinlikle—Tövbe Tövbe .
"Ben boşayayım sen al istersen Yiğit !"
"Sen tapusu bende mi demek istiyorsun vahşirella ?"
"Cıvıdın yine !" Ömer,Yiğit'in elini iteklediğinde rahat bir nefes verdim.Yok ya asla kıskanç değilim.Benim olan benimdir o kadar .
"Bende tahrik oluyorum kaslarından,hepsi onun mu birazcıkta ben faydalansam ne olur ? "
"Yiğit s-"küfredecekken kendini tutup sıktı.
"Ayı herif !Kır kalbimi kır, ama unutuyorsun o yokken ben vardım yatağında " Ömer'in omzuna tirip atarak çarpıp geçtiğinde bunu başkası yapsa gülecekken,Ömer yüzünden Yiğit'in sırtına kıstığım gözlerimle baktım.
"Siz geçin, ben üstümü değiştirip geliyorum," dediğinde gözlerini doğrudan bana dikmişti.
Şirin görünmeye çalışmaktan, dudaklarım çatlayacaktı ama o yalnızca başını hafifçe salladı.
Boğazımdan istemsiz bir yutkunma yükseldi.
"Seninle görüşeceğiz."
Gözleri, bu sessiz tehdidi üzerime kazırken,o gittiğinde nihayet derin bir nefes alabildim.
"Siz oturun ben mutfağa geçip gözleme yapayım herşeyi hazır bir on dakkaya kurarım masayı."
"Bende yardım edeyim " Efsun oturduğu yerden kalkıp bana doğru gelirken tebbesüm ettim.
"Tamam o zaman sen geç, yüzümü yıkayıp hemen geleyim." dedim,o da başını sallayarak mutfağa yöneldi.
Yüzümü yıkamak için lavaboya yöneldiğimde, suyun serinliği yüzümü canlandırdı. Ardında mutfağın sıcak atmosferine karışan gözlemelerin kokusu bana huzur veriyordu. Birkaç saniye duraklayıp derin bir nefes aldım, ardından mutfağa geri döndüm.
Efsun gözlemeleri pişirmekle meşguldü, fakat ben hemen masayı hazırlamak için hamuru açmaya başladım. Un ve suyun karışımından çıkan hamur parçası, ellerimdeki hafif baskılarla incecik açılıyordu.
Efsun,tavada pişirme işini hızla yaparken, ben de gözlemeleri yerleştirip hazır hale getiriyordum.
"Gül " Yengecim demek yerine ismimi tercih ettiğinde önemli bir konu olduğunu artık anlıyordum.
Hazırladığım gözlemenin ununu elimde çevirip silkeleyerek tavaya koydum.
"Efendim."
"Biri sana aşık olsa sen bunu anlar mısın ?" Kaşlarım gözlerime inerken ona baktım.
"Nerden çıktı şimdi bu soru ?"
Gözlemeyi çevirdiği çatalı tezgaha bıraktığında bana doğru döndü.Birşeyler saklıyordu hemde ona yük olan birşeyler.
"Ya onu söylemeyem ama mesela sen olsan birisi sana aşık olsa bunu fark etmez misin yıllarca hemde ?"
Bu kız Orhun'a aşık mıydı ?
"Bu kişiden kişiye değişir ama büyük olasılıkla fark ederdim diye düşünüyorum."
"Eder miydin ?" Şaşırmıştı.
"Doğal olarak fark ederdim sonuçta aşk kolay kolay gizlenemez ."
"Peki fark ettikten sonra yani eğer o,seni seviyorsa ve sen onu sevmiyorsan onunla hiç birşey olmamış gibi devam eder miydin ?"
Onun tavada unuttuğu gözlemeyi çıkarıp yerine yenisini koyduğumda başımı salladım.
"Hayır,eğer fark edersem ondan uzak dururdum."
"Ya bu kişi çok sevdiğin değer verdiğin biriyse ?"
"O çöktü olurdu yaaa.Beni çok üzerdi çünkü değer verdiğim birinin benim yüzümden üzülmesi beni daha çok üzer."
Orhun,Efsun'nun ondan hoşlandığını öğrendiğinde sanırım bunları yaşayacak.
"Peki-"
"Efsun!" Ömer mutfağa girdiğinde,Efsun'nun soracağı soruyu kesmişti.Yeşilleri mavilerinin üstünde öyle bir dolandı ki ben bile ürktüm.
"İçeridekilere söyle gelsinler ."
Kafasını sallayıp sessizce çıktığında şüphellerim içimde kol gezdi.Gözleme tabağını bana bakmadan alıp masaya pat diye bıraktığında tabak çıkarmak için dolabın kapağını açtı.
"Sen iyimisin?"
"İyim."
Vallahada iyi değilsin.Neye sinirlendi bu şimdi durduk yere.Efsun'nun sorduğu şeylere mi bu kadar sinirlendi ?
"Bana ufaklık demekten vazgeç !"
Klasik Bozkurt ailesi ....
Orhun yine Efsun'na ufaklık dedi galiba o da şu an burnundan soluyarak çektiği sandalyesine oturdu.
"Yanlışlıkla ayağım takılsa üstüne bassam seni sitikır yaparım.Hala ufaklık değilim diyor ."
Uzun bir sessizlik...Kafamda çalan
ıslık sesi.Gülmemeliyim...
Dudaklarımı ısırırken,Yiğit gülünce kendimi tutamayıp bende ona eşlik ettim.Efsun ilk abisine sonrada bana bakınca boğazımı temizleyip arkamı döndüm.Orhun =Öküz
"Çok iyi olmuş vallaha.Vahşirella senin böyle hünerlerin vardı da niye göstermiyordun bize !?"
"Karımın yaptığı gözlemeyi ilk ve son yiyişin !"
Son şeyleride masaya koyup oturduğumda Ömer'e gözlerimi devirdim.
"Cimri herif! Sanane ? Ben Gül'le konuşuyorum.Gül yine yaparmısın bana gözleme ?"Ağzına gözlemeyi teperken gülümseyip kafamı salladım.
"Boş vaktim olursa yine yaparım."
"Çok güzel olmuş yenge eline sağlık ."
"Afiyet olsun canım." Orhun sessiz kalırken tuaf bir şekilde gözlemeyi inceliyordu .
"Bir sorun mu var ?"
"Kimyon katmışsın buna !"
"Kimyon mu ? "
Geleceklerinden haberim yoktu.Orhun'nun Kimyona alerjisi var diye ben kimyon kullanmazdım ve bu bende alışkanlık olmuştu az öncede kullanmadım.
Tabağımdaki etli gözlemeyi açtığımda eti koklayıp bir parçasını ağzıma attım.Ama ben katmamıştım.
Tüh!
"Yanlışlıkla attım galiba ya,iyiki fark ettin ver onu bana sen."Tabağını önünden aldığımda gözlemesini kendi tabağıma aldım."Biraz hamur vardı iki dakikada yaparım yenisi ."
"Kızım dur ya ! Patatesli yerim otur şuraya!" Bileğimi tutup çektiğinde sandalyeye tekrar oturtmuştu beni."Ama sen çok seviyorsun kıymalıyı."
İçimi çektiğimde gözünü kırptı bana.
"Ben patatesli gözlemeyi daha çok seviyordum sen etli sevip etli yaptığın için patatesli seviyorum dememiştim."
Yıllardır doğru bildiğim yanlışla ağzım açık kaldı.Patatesliyi tabağına aldığında hayretler içinde izledim onu .
"Çarşaf böreğimide mi patatesli seviyordun ?"
"Biraz öyleydi ." Elimi çenemin altına koyup ona hayretler içinde baktım.
"Sana inanmıyorum ." Aslında inanıyorumda bunlar inanılmaz.Garibim ya benim için katlanmıştı.Orhun'nun kendi hayatı var mıydı ? Kendisi için yaptığı birşey ? Maalesef yok ömrünü bize harcamıştı.
Niye böylesin Orhun ya ?
"Başka var mı sevdiğini düşündüğüm ama sevmediğin şeyler ?"
"Nisa'ya söyleme ama sütlü kahveden nefret ediyorum."
Açık kalan ağzımı elimle kapattı.Nisa kahvekolik birisi ve sütlüyüde çok güzel yapar Orhun'a bir günde 25 bardak içirdiğini hatırlıyorum.
"Başka?"
"Kumru'ya da söyleme.Onunla birlikte bilimsel sağlık kongrelerine katılmaktan nefret ediyorum."
"Sen manayak mısın niye seviyorum dedin bize ?"
"Seviyorum demedim ki ."
"Ama sevmiyorumda demedin !"
"Anlamanızı bekledim." Allah'ım delirmemek elde değil sırf bizi kırmamak için sevmiyorum dememişti belki biz anlarızda vazgeceriz diye beklemişti.
Büzdüğüm dudaklarımla patatesli gözlemesini yiyen yanımdaki adamı izledim.Ah Orhun ! Üzümlü kekim sen cennetliksin...
"Yat kalk bana dua et o zaman iri kıyım ! Kimyonu ete ben kattım sayemde, yemekten kurtuldun."
Yiğit sesli nefes verdiğinde sabır çekti ."Fark etmeyip yeseydi ne olacaktı ?"
"Ona birşey olmaz !" Efsun bazen aşırı derecede sinirimi bozuyor.
"Çocuk değilsin Efsun !"
"Ona göre çocuğum,çeksin kahrımı hem alışkın o çocuk kahrı çekmeye !"
Lafın ucu banada dokunduğunda Orhun sessizce kuzenini izlerken ben sinirlerimin her an patlamasından korkuyordum.Yiğit yumruğunu masada sıkılırken,Orhun araya girdi;
"Geçen gün bana sormuştu,dışarda yemek yerken korkmuyor musun yemeklerin içinde kimyon olup olmamasından 'Bende fark ediyorum demiştim.'Basit bir şaka uzatmaya gerek yok devam et yemeye,Yiğit !"
Yiğit az önce keyifle yediği gözlemsini elinden bıraktığında ayağı kalktı."Ben doydum size afiyet olsun Savaş yediysen çıkalım.Efsun'u da eve bırakalım ."
"Ben yengemle kalacağım " dediğinde Ömer ona öyle bir baktıki oturduğu yerden ayağı kalktı.Aslında kalsaydı iyi olurdu derdi ne öğrenirdim ama Ömer böyle bakış attıktan sonra kalsın demeye cesaretim sıfır.Kendisi yokken,kızlar yanımda kalsın diye kendini parçalayan adam bu gün Efsun'u neden yanımda bırakmak istemiyor ?
Orhun'da ayaklandığında,sıkılarak nefesimi üfledim.Son iki aydır Ömer'in zorlamsıyla evde deli gibi tek başıma takılıyordum beni yalnız bırakmamaya özen göstersede görev emri çıkınca bazen günlerce tek kalıyordum.Kızlar gelsede herkesin işi gücü vardı.
Onlar mutfaktan çıkarken ben Ömer'e büzdüğüm dudaklarımla baktım.
"Gelince suyun hesabını keseceğiz." Gözünü kırptığında omzumu silkeledim.
Gülümsediğinde elini yanağıma koyup dudaklarını alnıma bastırdı.
"Birkaç saat sonra yanındayım asma yüzünü yavrum."
Gitmesini her ne kadar istemesemde kollarımı boynuna doladım .Onu kuru kuru göndermek istemiyorum.Sarılışıma karşılık verdiğinde yazamam başımdan sıyrıldı.
"Dikkat et kendine " Geri çekilip elindeki yaymamla mutfağı terk ettiğinde onları uğurlamak için gidecekken tezgahın üstündeki telefonuma gelen bildirim sesiyle kapıdan geri döndüm.
Yurt dışı Numrası mı ?
Ekranı açtığımda mesaj ekranına düşen bildirimi defalarca okudum.
Arya ölmedi.
Yüzbaşı annesiyle görüşüyor.
Sana kurulan büyük bir tuzak var.
Kocan sandığın gibi birisi değil.
Gerçekleri öğrenmek istiyorsan attığım adrese gel seni bekleyeceğim
Tek başına gelmezsen hiç birşey öğrenemezsin.
"TEYZEN GÜLSÜM "
"NE ?"
Titreyen ellerimle ekranı kapattığımda,ayakta duramayacağımı fark ettiğim anda zorla çektiğim sandalyeye küt diye oturdum.
Boyundaki tişörtü elimle göğsüme kadar indirdim.Avucumda sıktığım kumaş bile nefes almama yetmiyordu.
'Anne benim adımı sen mi koydun ?'
'Hayır kızım ismini baban koydu.'
'Neden Gül koymuş ?'
'Çünkü sen babanın Gül'üsün .'
"Ama babam beni görmedi ki nerden biliyordu benim Gül olacağımı ?'
'Teyzeni babanın beni sevdiği gibi seven bir adam vardı.Babanın çok yakın arkadaşı o rica etmiş.Gülsüm'den bir parça taşısın onun gibi yürekli korkusuz, gözükara olsun demiş.Babanda kabul etti.'
Bunca yıl sonra neden teyze ?
Ensemi ovaladığımda düşünceler tek tek akın etti zihnime.Basit olanları elediğimde geriye sadece bir kaç tanesi kaldı.Mesajı doğru kabul edersem ;
Teyzem kim ?
Arya yaşıyorsa Paşa bana neden ihanet etti ?
Ömer sandığım gibi değilse gerçekte kim?
Annesi vatan hainiyken onunla gerçekten çift taraflı ajan olduğu için mi görüşüyor ?
Bana tuzak kuran Ömer mi ?
Mesajı,beni avuçlarına almak için tuzak kabul edersem tek bir soru,aklımda deli tay gibi dolandı.
Beni bu kadar önemli yapan ne ?
Ve sonuç .
Ömer'e asla söyleyemem.
Orhun'a söylersem kesinlikle tek gitmeme izin vermez benimle gelir tuzaksa onuda yakarım değilse gerçek denilen şeyleri asla öğrenemem.
Nisa'dan yardım alsam numara hakkında bilgi verir ama hamile olduğum için tek gitmeme asla izin vermez,Orhun'a kesin söyler.
Yapacak birşey yok,tek başıma gitmek zorundayım.Üst kata çıkmak için hareketlendiğimde Ömer'den birşey saklamak hatta ondan şüphe duymak içime tonlarca beton yığını gibi oturdu.Doğru değil bu yaptığım.Karmımda iki can varken doğru değil.Ömer bu kadar üstüme titrerken doğru değil saklamam,şüphe duymam.Ya doğruysa diye bir ihtimal yok Gül,Ömer'den nasıl şüphe duyarsın ?
Odama girdim.Haziran ayının son günleri olmasına rağmen açık olan camın perdesini ılık esen rüzgar kaldırıp indiriyorken üşüme gelen vicudum yüzünden camı kapatmak için ilerledim.Hava soğuk değildi ben stres yapınca hep üşürüm.
Orhun'nun sesi kulağıma dolduğunda olduğum yerde kala kaldım.
"Neden söylemedin ona ?"
"Nedenini biliyorsun ." Dedi Ömer.
Artık benden saklanan şeyler yüzünden delirmek çığlık atmak üzereyim.Yeter diye bağırasım var .
Orhun "Affettin mi beni ?"
"Sana daha öncede söyledim tam emin olmadan seni affetmem." Ömer neyden emin olunca affedecek Orhun'u ?
"Vazgeç lan artık vazgeç yoruldum oğlum yoruldum.Ben çok yoruldum Ömer !"
"Ömer deme bana !"
"Kansız değilim ben,bitti diyorum gömdüm diyorum neden ısrarla aynı nefretle bakıyorsun gözlerime neden Savaş ? O gecede söyledim,ben Kardeşimin k-"
"Sus !" Sözünü kestiğinde onları dinlediğimi fark etmişti.
Açık olan canımı sertçe kapattığımda kalın güneşliği bile çektim.
"Bir kerede ben saklayacağım ! Şu lanet kasabada birşeyi bir kerede ben saklayacağım!"
Ayağımı makyaj masasının önündeki sandalyeye geçirdiğimde devrilişiyle demir ayaklarının çıkardığı tiz sese yenilerini katmamak,bu odayı yıkmamak için sıktım kendimi.
Gideceğim o adrese tek gideceğim !
🌹
Aracın lastikleri, kurumuş toprağın üzerinde ağır ağır ilerlerken, havaya kalkan ince toz tabakası, güneşin solgun ışığında adeta dans ediyordu. Yol, harabe binaların arasından kıvrılarak uzanıyor, etrafa ölüm sessizliği hakimdi. Burası, savaşın yıkıcı izlerini taşıyan bir yerdi; bombaların ve kurşunların binalarda açtığı derin yaralar, her adımda bir öykü anlatıyordu.Şehrin eskiden insan sesleriyle dolup taştığı belliydi ama şimdi yalnızca rüzgarın, boş pencerelerden içeri girip çıkarken çıkardığı uğultu duyuluyordu.
Yan koltukta ısrarla titreşen telefon, arayanın sabırsızlığını adeta haykırıyordu. Ömer… Boşluk bırakmadan defalarca araması,altı saattir ortadan kaybolmamın onu endişelendirdiğini gösteriyordu.Yine de telefonu açmadım.Çünkü artık korkunun ecele faydası yoktu.
El frenini çekip motoru susturduğumda, içimi rahatsız eden bir sessizlik çöktü. Bir mezarlığın tam ortasında durmuş gibi hissettim.Camdan dışarı bakınca, gördüğüm manzara içimi sıkıştırdı. Yıkıntılar arasında, bir zamanlar yaşamla dolup taşan sokakların, şimdi ölüm ve acının gölgesine büründüğü bir yerdi burası. Binlerce bombanın ve merminin izleri, her bir duvarda derin izler bırakmıştı; betonun çatlamış yüzeylerinde, kurşun delikleri, düşen cam parçaları vardı. Yaşamın izleri silinmeye yüz tutmuştu.
İki vadinin ortasında,terkedilmiş bir dünyada duruyordum.Yol, neredeyse kaybolacak kadar daralmış,etrafı yıkılmış binalar ve unuttuğumuz anıların enkazıyla çevriliydi. Bir zamanlar hayat dolu olan Suriye'nin bu sokakları,şimdi sessiz bir mezarlığı andırıyordu.
Gözüm, ileride hareketsiz duran bir binaya takıldı. Rüzgarla hafifçe dalgalanan bir perde,içeriden bir gözün beni izlediğini fısıldıyordu.İçgüdülerim uyarı veriyordu: Burası ya bir buluşma noktasıydı, ya da bir kapanın tam ortasıydı.
Telefonum artık susmuştu. İnmekle inmemek arasında gidip gelirken, belimin üstündeki kemerime yerleştirdiğim 34 küçük bıçağın üstüne siyah ceketimin fermuarını çektim. Boynuma sardığım siyah yazmayı göz altlarıma kadar çekip başımdaki şapkayı düzelttim. Bu gün lels takmamıştım. Yüzümde tek görünen yerler kaşlarım ve gözlerimdi.
Belimden çıkardığım tabancaya, torpidodan aldığım şarjörü taktığımda gözlerim,dikiz aynasının bana gösterdiği arkadaki havaya takıldı. Yaklaşık yedi yüz metre ileride, havaya kalkan büyük toz bulutuyla buluşacağım binanın tepesine baktım.
Tuzaktı...
"Allah kahretsin tuzaktı! "Görüş açıma giren arkamda tozu dumana katan sayısız silahlı araçla,ömrü hayatımda bir kişiye böyle bir pusuyla gelindiğine ilk kez şahit oldum.Beni almaya M2 Bradleyle,HMMWV le geliyor bunlar en az yüz kişi bu da demek oluyor ki dirimi alamazlarsa ölüm kesinlikle onların olacak !
"Kim basit bir istihbarat personelini almaya Bradleyle gelir beyinsizler sürüsü !"
Gaza yüklenip hırsız-polis oyununu başlattım. Hız göstergesinin çubuğu 290'ı gösterirken titriyordu, sanki her saniye bir sınır daha zorluyordu. Arkada, o it sürüsü gibi peşimdeki araçlar, ne kadar hızlansam da, hep yaklaşıyorlardı. Farkı asla açamıyordum. Ayağım gaza basmaktan yorulmuştu ama bu hızda durmak, ya da yavaşlamak, ölüm demekti. Sol elim direksiyonu zorla kavrıyor,sağ elim ise tabancayı sıkı sıkı tutuyordu.Yolda dönen her titreme, her sarsıntı, içimdeki gerilimi bir an daha artırıyordu.
Başımdaki şapkayı çıkarıp koltuğa savururken, aklıma bir anlık Ömer geldi, ama telefonuma uzanacak vakit yoktu.Bu bölgeyi tanımıyordum,yolun sonunun nereye gideceğini bilmiyordum. Her şey belirsizdi.En iyi bildiğim bunlardan kurtulmam gerektiğiydi.Eğer burada bir hata yaparsam,her şey sonlanabilirdi.
Aracın arkasına düşen Bushmaster topunun sesi,kulaklarımı sağır etti. Birden bire araçtaki her şey neredeyse uçtu.Sarsıntıyı en sonuna kadar hissedip,direksiyonu sağlam tutmaya devam ettim.Gözlerim hızla arka camdan dışarıya kaydı.Fırlayan toz bulutları ve patlama sesleri,onları ne kadar hızla atlatmam gerektiğini bir kez daha hatırlattı.
Yolun sonunda belirsizlik vardı,ama bir şey daha vardı...
Bu kadar kolay değil !
Asla bu kadar kolay değil !
Boşta kalan elimi karnıma yerleştirdiğimde dişlerimi birbirine geçirdim.
"Sizi kucağıma alacağım söz veriyorum bu cehennemden çıkıcaz.Babanız bizi asla bırakmaz."
Ömer ! Yine ondan şüphelenmiştim yine ona ihanet ettim yine ona güvenmedim !
Elim direksiyona ardı ardına öfkeyle indiğinde tam karşımdan son sürat bana doğru gelen aracın sinyal vermesiyle kenara kayıp ona yol verecek kadar kendimdemiyim bilmiyorum,ama o arkamdaki araçları görünce o yola girdiğine bin pişman olacak bunu kesin biliyorum.
Kenara çekmilmesem bana çarptığında tuzla buz edecek jipin camlarının fileli olması nedeniyle içeriyi göremiyordum.Eğer bu hızla gitmeye devam ederse beni geçse bile arkadakilere çarpacaktı.Mesafe gittikçe azaldığında yanımdan beni toza boğarak süratle geçtiğinde yavaşlamıştı.
Hızını gördüklerinden dolayı git gide düşürüyordu az önce deli gibi sürerken şimdi o halinden eser kalmadı.Adamda haklı tank tüfek zırhlı araçlarla karşı karşıya gelince normal tepki vermek mümkün değil heleki onlar yol istediği aracı kovalıyorsa.
Aracın şoför koltuğu araç hareket halindeyken açıldığında önümdeki taş yüzünden araba sarsılınca kontrolü son anda toparlasam da, hemen arkama bakacak fırsatım olmadı. Tekerin altındaki toprak, yerin çekirdeği patlamış gibi gümledi. Ne kadar kontrol etmeye çalışsam da, araç sağa sola zikzak çizmeye başladı. Gözlerim,biraz önce önümden geçen arabanın,peşimdekilere çarpıp büyük bir gürültüyle patlamasının ardından kalan enkaza takıldı.Bir süre bu manzarayı izledikten sonra, aracı durdurdum.
Araba bomba yüklüydü.Her kimdiyse beni kurtarmak için arabaya bomba yerleştirmiş hepsini havaya uçurmuştu.Tozdan ve histen hiç birşey gözükmezken arkamdaki manzarayı ağzım açık izledim.
K
imdi bu manyak?
Aramızdaki kilometre farkına rağmen patlama o kadar büyüktü ki, arabamın etrafında hâlâ tozlar dans ediyordu. Aracın açılan kapısından içeri bir anda giren adamla ağzım o kadar açıldı ki, çenem neredeyse gazla freninin üstünde olan ayaklarımın kenarlarına düştü.
"Ömer!"
"Ömer Ya!Sikleyip telefonu açmadığın Ömer!" Üstüne oturmamak için eline aldığı telefonu bana doğru salladı, öfkesini adeta havada yankılatıyordu.
"Sikimi sana verdim de haberim mi yok, niye siklemiyorsun beni? NİYE AÇMIYORSUN SEN BU TELEFONU!"
Öfkesinin etkisiyle yeşil gözleri bordoya dönmüş, her bakışı bir bıçak gibi keskinleşmişti. Ses tonuyla birleşen bu öfke, bir an için kalbimi sıkıştırmıştı. Yutkundum.
"Bas gaza!"Elindeki telefonumu bacaklarımın arasına fırlattığında yüzüne,aptalca bakıyordum.Üzerinde siyah deri ceket, siyah pantolon ve botlar vardı. Az önce araçtan atladığı için ceketin sol omzu soyulmuş, neredeyse yırtılmıştı.
"Lan bassana şu gaza!"
"Ne bağırıyorsun ya?" Gaza yüklendiğimde, yaptığım kalkışta arabayı sarsılmadan bile hareket ettirmeyi başaran adam, öfkesinin hızıyla her şeyden önce sağlam bir kayaya dönüşüyordu.
"Nereye gidiyoruz?" Soruma cevap vermek yerine, camını indirip tabancasını çıkardı.
"Ömer, soru soruyorum, nereye gidiyoruz?"
"Sus ve sür!"
"Bilmediğim yere nasıl süreyim ya?" Şu an arkada kimse yoktu, ama o "birileri var" diyorsa, mutlaka vardır. Gözleri, karnıma değdiğinde, bacaklarımın arasındaki telefonuma takıldı.
"Bilmediğin yere gelmeden önce düşünecektin onu!"
"Bana bak, bana bağırıp durma! Her haltı benden saklamasanız, ben de bu yollara düşmem!"
"Sakladıklarımın amına koyayım, duydun mu beni? Sakladığım her şeyi tek tek sikeyim!"
"Ağzını topla ya, düzgün konuşmayı mı unuttun sen?"
Dişlerini sıkarak boynunu kırdığında, tozlu yüzüyle,şu anki sinirine rağmen o kadar çekici duruyordu ki,sanki o arabaya binince ben bu cehennemden anında çıktım.Burnunun yan profilden kusursuz duruşu tüm dikkatimi dağıttı.Uzun bacaklarını saran siyah kumaş,ayağını titretmesinden dolayı hafifçe sallanıyordu.Gerçekten normal değilim,bu hayda... Bunları düşünmem hiç normal değil.
"Var mı bir yerinde bir şey?" Soğukça sormasına rağmen sesindeki endişe, hissettiği korkuyu gizlemeye yetmiyordu.
Başımı "yok" diye salladım ve önüme çıkan viraja doğru direksiyonu kırdım. Saatlerdir araç kullandığım için belim beni çok fazla zorluyordu. Kasıklarımda büyük bir baskı vardı; ara ara şiddetli kasılmalar yaşasam da,az önceki adrenalinden olmalıydı.
"Bomba yüklediğin araca binip son sürat giderken,o araçtan atlamak akıl kârımı gerçekten ?" Sinirlenme sırası şimdi bendeydi.Sorum başlı başına mantık hatasıydı.Kim bomba yüklediği araca biner ölümüne sürer ?
"Ha doğurdu ha doğuracak dediğim karımın peşine tankı tüfeği takıp Suriye'nin göbeğinde kendini kovalatmasından daha akıl karı !" Eliniyle gergince yüzünü sıvazladığında kendini sakinleştirmeye çalışsada nafileydi.Ve malesef haklıydı.
"Kimim ben Ömer ? "
Ver artık bana bunun cevabını kendini saklıyorsun bari beni saklama.Bu kadar önemli olmamın nedeni ne benim bilmediğim ama her düşmanımın bildiği şey ne ?
"Kriptex'in sahibi ben değilim ."Dediğinde doğru bildiğim hatta en güvendiğim yerden yediğim darbenin yalanıyla az önceki bombadan daha büyük sarsıntı yaşadım.
"Nasıl?"
"Gerçek sahibi sensin onu açacak içindekileri saklayacak ve çözecek kişi sensin ."
"Ama sen açtığını kabul etmiştin."
"Benim çözdüğüm sadece 100 şifreden bir tanesiydi.Onun şifresinide teyzen söylediği için açtım.O Ateşkan ailesinin ."
"Teyzem ateşkan değil ki hem sen teyzemle görüşüyor musun ?"
"Gül olaylar çok karışık vaktin vardı, vaktim vardı ama sen bu gün buraya gelerek herşeyi mahvettin.Ben kolay yolunu bulmuştum sen bu gün herşeyi batırdın ve geri dönüşü yok düğmeye basıldı !"
"Ne demek bu ? Ya yeter, bilmecelereden yoruldum.Birşey söyle bana düzgünce anlat artık !"
Kafasını koltuğun başlığına yasladığında yumdu gözlerini.Onu sinir eden birşey değil birsürü şey vardı.Kim neyin dümesine bastı?
Terk edilmiş bir köyün içinde aracı durduğumda tıpkı onun yaptığı gibi başımı geri yasladım.
"Kendini benim yerime koydun mu hiç? Karın olarak senden senin benden saladıklarını saklasaydım ne hissederdin ?"
Sustu...Bir rüzgar önümüzden toprağı kaldırıp sileceklere doldurdu sanki yeterince toza bulanmamışlar gibi.
"Kalbim senin bedenim senin,senden başka kimsem yok Ömer."Elimi ağzıma kapattığımda o kadar dolmuştum ki yaşlarım gözümden pıtır pıtır düştüğünde parmaklarımla sildim.
"Benim karnımda senin iki evladın var, hiç mi hakkım yok senin kim olduğunu bilmeye? Hiç mi yok?... Yok mu?" Yüzümü ona çevirmesem de, beni izlediğini biliyordum.
"Meslek etiği dedim, sır dedim, görev dedim, sus Gül, düşünme, güven, inan ona dedim. Ama artık yapamıyorum, biliyorsun. Benim yaptığımı başka bir asla yapmazdı.Ben kocamın kim olduğunu bilmiyorum,ben ailemin kim olduğunu bilmiyorum,ben kim olduğumu bilmiyorum,sadece 'kriptix'in sahibi' diyip kenara çekiliyorsun. Ömer, ben artık tek kişi değilim İki can daha var benimle,benimle yaşayan iki can daha var.Senin bu cehenneme getirmek istemediğin iki canı ben artık getirdim ve her şey için çok geç olmadan anlat bana, yalvarırım anlat. Dönen oyunu anlat, anlat ki bileyim, ona göre koruyayım kendimi. Bak, söylemediğin için ben bugün bu tuzağa düştüm, bu beni zayıflatıyor, görmüyor musun?"
"Yapamam!" Ağlarken kahkaha attım. Gözümden yaşlar süzülürken gülüşümü durdurup boynumu büktüm.
"Neden?"
"Çünkü bana asla nefretle bakamazsın." Gözlerimi kısa bir süreliğine kapattım, göz kapaklarımdan sızan yaşlara dokunmak için elini uzattığında geri çekildim.
"Bunu bana yapma Gül" yalvarıyordu, resmen yalvarıyordu. Sesindeki acı, bakışlarındaki pişmanlık ve hüzün, yeşil gözlerinde canımı acıtacak kadar derindi.Ama onu dinlemedim,tıpkı onun beni dinlemediği gibi.
"Bundan sonra bana dokunmayacaksın!"
"Dokunmam," dedi kısılan sesiyle.
"Karı koca ilişkisinden bahsetmiyorum; elin elime değmeyecek!"
"Nasıl istersen, öyle olsun." Kırılmıştı, ve verdiği cevabın onu ne kadar zorladığını her harfinde hissettim.
"Sana kokum bile yok!"
Yeşilleri kararırken,göz kapakları kısıldı, başını hafifçe eğdi.Buruk bir gülüş ilişti gözlerime.
"Çekip vursan,son nefesimi yine boynunda veririm."
Yapma,bunu yapma! Bu bakışlarına, bu ses tonuna,kalbinin her şeyini bana bu kadar açışına daha fazla dayanamayacağımı bildiğimden, ondan kopup araçtan indim.
Belime bir anda giren sancıyla elimi aracın kaputuna zorla yerleştirdiğimde, acının şiddetiyle derin derin nefes almaya çalıştım. Vücudum, sanki her an yerle bir olacakmış gibi titriyor, her kasımda bir ağrı dalgası büyüyordu. Ellerim kaputta sıkı sıkıya duruyordu, ama her şey o kadar ağırlaşıyordu ki, sanki dünya bana yük olmuştu.
Kapı hızla açılıp kapandığında, yanımda belirdi. Başımı çevirmeye çalıştım, ama o kadar zorlandım ki sadece silüetini görebildim. "İyi görünmüyorsun "Sesi kulaklarımda yankı yapıyordu.
Beni izlediğini hissedebiliyordum, ama gözlerimdeki bulanıklıkla ona bakamadım. Vücudumdaki ağrı her geçen saniye daha da yoğunlaşıyor, sanki her şeyin üstüme geldiğini hissediyordum. Bir an kolunu belime doğru uzatacağını gördümde içimdeki panik ve acıyla geri adım attım.
"Dokunma!" diye fısıldadım, sesim titrek ve sert çıkmıştı.Gözlerimi ondan kaçırdım, vücudum ona hiçbir şekilde yaklaşmamı istemiyordu. "Lütfen, bana dokunma," diye ekledim, ama o an, kendimi o kadar kırılgan ve savunmasız hissettim ki, başka bir kelime daha edemedim.
Her şeyin fazla olduğu, her şeyin bir anda kontrolden çıktığı bir andı. Göğsümdeki baskı, karnımdaki iki canın varlığını daha da belirgin hale getiriyordu. Şu an her şeyin yükü, yalnızca bana aitti ve kimseye bırakmak istemiyordum.
Bir elim hâlâ araca tutunuyor, diğerini karnımda hissetmeye çalışıyordum. Zihnimdeki bulanıklık ve vücudumun beni terk eden gücüyle, sanki her an bir şeyler daha da yaklaşacak gibiydi.
Derin bir nefes almaya çalıştım, ama midemdeki ağrı, karnımdaki baskı o kadar büyüktü ki, nefesim kesildi. Gözlerimdeki bulanıklıkla, her şeyin artık bir anda fazla olduğunu düşündüm.
Terler anlımdan boşalırken ona baygın gözlerimle baktım nefesim bana yetmiyordu.Karnımda, birden fazla hareket vardı.İkizlerim,ikisi de aynı anda... Her ikisinin de baskısı, vücudumun her köşesine yayılmıştı. Kaslarım, sanki kendi kontrolümden çıkmış gibiydi.Bir yanımın gücü tükenirken,diğer yanım kendini toparlamaya çalışıyordu.
Ömer’in sesi yine kulağımda yankılandı, ama bu kez daha uzak, daha boğuk bir ses gibi geliyordu. "Kurban olduğum iyi değilsin " diye tekrar etti, ama gözlerim öyle kararmıştı ki, bu sesin bana ne kadar yakın olduğunu bile anlayamadım. Vücudumun her köşesi titriyor, her kasımın sıkışması, adeta kemiklerime kadar işliyordu.
İkizlerim… Birinin baskısı karnımın alt kısmında, diğerinin baskısı ise yukarıda yoğunlaşıyor, her iki noktada birden ağrı dalgaları yayılıyordu. Her hareket, her dalgalanma, her sarsıntı beni biraz daha derinlere çekiyordu. Biri doğmak için acele ediyordu, diğeri ise biraz daha sabırla bekliyordu. Ama her ikisi de bana ait, her biri farklı bir güçle, ama aynı yoğunlukla içimde savaşıyorlardı.
"Gül'üm izin ver iyi değilsin ." Bana dokunma dedim diye izin istiyordu. Tam yanımda dokunmasada biliyorum ki o varken asla düşmezdim.Kuruyan dudaklarımı ıslatamadım bile.
"Hayır… Hayır, bu kadar erken değil ...Ömer çok erken !" diye bağırdım, ama sesim titriyor, ağrının etkisiyle kelimeler bir türlü çıkamıyordu. İçimdeki her şey beni terk ediyordu, vücudumda bir güç kalmamıştı. Derin bir sancı daha geldi ve bu sefer, sanki tüm bedenimle, karnımda bir patlama yaşandı.Sıcak su bacaklarımı sararken bacaklarımın altına doladığı kollarıyla beni kucağına aldığında attığım çığlıkla başımı kolunun üstünden geri bıraktım.
"Derin derin nefes al sakin ol !" Nereye gittiğimizi bile bilmiyorum canımı dişime takmış kendimi sıkarken avuçlarımda onun ceketiyle tişörtü vardı.
"Ömerrr!"
"Ömer yoluna kurban,yanındayım burdayım güzelim derin derin nefes al hadi !"
"Benim yüzümden oldu benim yüzümden oldu,Ömer benim yüzümden oldu." Sancının verdiği acıyla ağlaya ağlaya çığlık atmaktan başka birşey yapamıyorum.Bu lanet yere gelmeseydim bunlar olmayacaktı.Burada şebeke bile çekmiyor merkeze en az iki saat var ve hava kararmak üzere .
"Korkma yanındayım güzelim.Hiç birşey senin yüzünden değil."
Terk edilmiş köyün herhangi bir evinin kapısını ayağıyla attığı tekmeyle açtığında bel kemiklerimi kıran sancıyla başımı göğsüne gömüp çığlığı bastım.
Sırtım sert minderle birleştiğinde yerdeki eskimiş halı ve minderlerden başka hiçbirşey yoktu odada.
"Bana bak şimdi " yanaklarımı avuçlarının arasına aldığında derin derin nefes aldı.
"Böyle nefes al sıkma kendini tamam mı ?" Onun bu halini görünce kahkahayı bassamda içime giren iğneli sancıyla devam edemeyip tırnaklarımı yerdeki eski halıya geçirdim.Boğazımı yırtan feryadımla ayaklanmış odayı terk etmişti.
"Ömerrr!" Gitmişti ! Tırnaklarımla halıyı kazıya kazıya çığlık atıp terlerimle zorla nefes almaktan başka yaptığım birşey yoktu.
"Geldim güzelim ."
Sancının her dalgası,beni içimden yıkıyordu.Vücudum,her geçen saniye daha fazla geriliyordu, kasılmalar o kadar güçlüydü ki, sanki vücudum beni terk edecek gibi hissediyordum.Sanki ruhum kemiklerimi kıra kıra çıkıyordu. Ne zaman bir nefes almaya çalışsam, içimden bir şeyin daha sıkıştığını ve acının daha da büyüdüğünü fark ediyordum.
Ayaklarım titrerken, gözlerim bulanıklaşmıştı. Sadece derin bir çığlık attım,ağrımın şiddeti beni sarmıştı. "Ömerrr!" diye bağırdım ama sesim bile titriyordu, sanki boğazımda takılıp kalmıştı.
Elinde birkaç beyaz çarşaf ve sırtında,benim en son arabaya bıraktığım çantam vardı.Yüzündeki endişe, bana daha da ağır geliyordu. Ama bir yandan, o kolları, o dokunuşu…Gücümü kaybettiğimi düşündüm, ama ona tutunarak, son bir kez derin nefes aldım.
Gözümden acıyla süzülen sıcak yaşlarla ağzımdan "anne "kelimesi döküldüğünde yanaklarımı avuçlarının arasına aldı.
"Acına ölürüm kadın." dedi,alnımdan öperek.Yüzü,her zamanki kararlı halinden çok farklıydı.Endişe ve ızdırapla karışmış bir şefkat vardı. Ellerini saçlarımda gezdirirken, gözlerime odaklandı. "Hadi,derin derin nefes al.Bana güven,sana söz veriyorum,her şey geçecek."
"Kumru " dediğimde beni anlamıştı.Çarşafı üstüme kapattığında pantolunum benden ayrıldı.
"Ömer hayır !" Ellerini zorla tuttuğumda başını salladı.Kafayı yemiş gibi utanıyordum.
"Kumru gelemez, arayamayız, telefon çekmiyor, doğum çoktan başladı,"Sesindeki kararlılık her zamankinden daha belirgindi.Gözleri, beni izlerken bir yandan da ne yapması gerektiğini düşünüyordu.
"Şu an,bebeğin pozisyonu kritik olabilir.İkizler genellikle birbiriyle yarışarak doğarmış. Birinci bebek doğduktan sonra,ikinci bebek için riskler artar.Eğer ikizlerden biri ters pozisyonda ya da sıkışmışsa,bu doğum sürecini zorlaştırabilir."
Ona bakarken nefesim hızlandı, ama sesindeki sakinlik bir nebze rahatlatıcıydı. "Bu, preeklampsi gibi komplikasyonlara yol açabilir. Tansiyonun artması, annenin organlarına zarar verebilir. Ve bebeklerin doğum kanalına girmekte zorlanması, oksijen yetersizliğine sebep olabilir."
Bedenim, Ömer’in söylediklerine rağmen her saniye daha da zayıflıyordu. Nefesim hızlanıyor, her çığlıkla vücudumda keskin bir ağrı yankılanıyordu.Gözlerimdeki bulanıklık arttı,ve bir an için beynimde bir boşluk oluştu, ama sesini duyduğumda, sanki bir tutamağa sarıldım.
Kim bilir aylarca kaç tane doğum ve hamilelik ansiklopedi bitirdi bu manayak.Ellerim titremeye başlamıştı, "Bunların olmaması için hızlı olmamız lazım.Bebeklerin ikiside sağlıklı hızlı olursak ve beni dinlersen doğum normal ilerler.Tamam mı güzelim?"
Başımı salladığımda "Derin derin nefes al"söylediğini yaptığımda kendi kendine birşeyler söylesede çığlıklarımdan duymadım.Kötü birşeyler oluyordu .
"Ikın !" Bağırmasıyla söylediğini yapsamda istediğini alamadığı belliydi.
İki elide karnımın üstünde yerini aldığında yaptığı sert baskıyla sesim evi inletti.
"Az kaldı güzelim hadi daha,güçlü hadi !"
"Ömer !" Halıyı avuçlarımın arasında sıkmaktan darmadağın etmiştim.
"Hadi güzelim hadi bak bebeğe birşey olacak çok kaldı hadi !"
"Ömer!" Sesim, hâlâ titreyen bir çaresizlikle yankılandı. Onun elleri, sert ama sabırlı bir şekilde karnımın üstünde, her kasılma anında bir baskı daha yapıyordu. "Sadece biraz daha dayan, güzelim,"dedi, ama sesinde bir korku da vardı.
Halıyı kavrarken parmaklarımın arasındaki yırtıklar derinleşti. O kadar güçlü bir baskı vardı ki, sanki tüm vücudum yerinden çıkacakmış gibi hissediyordum. "Bebeğe bir şey olacak," diye tekrar etti. Bu söz, beni biraz daha motive etti, ama aynı zamanda korkunun derinliklerine de itti.
Biraz daha ıkınmam gerektiğini söyledi, ama bu sefer vücudum tamamen kendine hükmetmekten vazgeçmişti. "Ömer, ben... yapamıyorum, ben…" Sözlerim boğazımda sıkışıp kalırken, bir yandan da içimden bir şeyin patlayacağını hissediyordum.Ellerini karnıma daha güçlü bastırdığında ses tellerim boğazımı yırttı.Sanki tüm dünya bir anda ağırlaştı.İçimdeki o patlayacak duygu,artık beni zorla yönlendiriyordu.Ömer,ellerini bir kez daha karnımda gezdirirken,vücudumun son direncini de aradım.
Derin bir nefes alarak, bütün gücümü birleştirip son bir ıkınma hareketi yaptım.Bir çığlık daha, ama bu defa acının yerini yoğun bir rahatlama aldı.
Vücudumda bir boşalma hissiyle her şey yavaşça yerli yerine oturmaya başladı.Kafamı geriye yatırıp dönen başımla tavanı izlediğimde kulağıma dolan ilk çığlık Ömer'in söylediği şeyler bulanan midem.Herşey birbirine karıştığında hissettiğin ikinci rahatlama hemen peşinden gelmişti.Ellerim,tırnaklarımı kırarak kavradığım halıyı bıraktığında birbirine karışan ağlama sesleriyle alt dudağımı ısırıp bende ağlamaya başlamıştım.Onlara bakacak gücü kendimde bulamıyordum.
"Gökçe'm" Yanağımdan süzüldü yaşlar.Onun kulağıma dolan sesi çektiğim tüm acıya bedeldi.Gözlerim onu bulduğunda birine üstündeki tişörtü diğerine benden daha bu sabah aldığı yazmamı sarmıştı.
İkisiyle bana doğru dizlerinin üstünde geldiğinde kulakları çınlatan ağlamalarıyla yüzlerini tam görmediğim bebeklerin birini sağ, diğerini sol tarafıma koyduğunda elleriyle onları tutmaya devam ediyordu.Hangisi kız hangisi erkek bilmiyorum.Sol tarafımdakinin gözleri kapalıydı, ama vücudu sürekli kımıldıyordu, sanki dünyayı anlamaya çalışıyordu. Küçük başı, göğsüme yaslanmış, her hareketiyle bana yeni bir yaşamın doğduğunu hatırlatıyordu.Sağ tarafdaki minik, elini tişörtten çıkardığında dudaklarımı küçücük eline bastırdığımda onları susturmak yerine ağlamalarına eşlik ettim.
Kokuları o kadar güzeldiki ki içime çektiğimde bu güne kadar aldığım her nefesin boş olduğunu gördüm.Ona benzesin diye dua ettiğim iki bebeğide kimseye benzetemedim.Minik top şekildeki çeneleri yok denecek kadar az olan ufak burunları yumuk gözleri dışında tek belirgin olan şey ikisininde çok uzun olan siyah kirpikleriydi.
"Çok güzeller." Bu ana ne kadar süre kendimizi kaptırdık bilmiyorum.Ona baktığımda daldığını yeni fark ettim.Gülümseyerek bana baktığında başını sallayıp bana doğru eğildi.Dudaklarını alnıma bastırdığında saçlarımda gezdirdi burun ucunu .
"İkiside sana benziyor ama senin gibi kokmuyorlar ."
"Neden susmuyorlar ? " dediğimde geri çekilmişti.Niye ağlıyordu bunlar ? Dolan gözlerime baktığında tebbesüm etti.Bebeklerin ikisinide yere serdiği temiz çarşafa yatırdığında benim sırtıma bir kaç minder koyup doğrulttu.Eli terden yüzüme yapışan saçlarımı geriye ittiğinde yosunlarımdaki hayranlık en berbat halimde daha belirgindi.Kan ter içindeyken bile bana böyle bakması bu adamdan ettiğim her şüphe için bana vicdan azabı çektirdi.
"Emzirmen lazım güzelim." Geri çekildiğinde birini kucağıma bıraktı.Tişörtteki koluyla sürekli kımıldayıp duran minik,sanki bu dünyaya ait değilmiş gibi ufacık araladığı gri ile mavi arasında adını bilmediğim göz rengiyle bana baktığında,ağlamaktan kapatmadığı ağzında sütü hissettiğinde hemen susup gözlerini yummasıyla emme refleksine bıraktı kendini.O kadar masum o kadar küçüktü ki ellerim onu tutarken titriyordu.Normalde benim soğukkanlı onun acemi olması gerekirken Ömer kırk yıllık uzmanmış gibi beni şaşırttıyordu.
"Kızım." Dediğinde çarşafın üstünden aldığı yazma sarılı olanın,Gökçe olduğunu anladım.Kendine çekip onu boynuna bastırdığında nazikçe bir öpücük kondurdu.Ona olan şefkati ve sevgisi saniyesinde kendini belli etmişti.
"Kızımı ben tutarım annesi ."
İkiside zerre itiraz etmeden göğsümü kavradığında minik dudakların hareketleri içinde daha önce hiç tatamadığım sonsuza kadar sarılma koklama iç güdüsüyle beni kavurdu.
Oğlumun hemen uyuması kızımın asla vazgeçmemesiyle gülümsedim.
Minik parmakları perdeliydi.Onları böyle bir yerde doğurmanın günahı bindi omuzlarıma buna rağmen bana bir kez olsun sitemde bile bulunmayan adama baktığımda gözlerinde gördüğüm şey iki bebeğide sanki dünyadaki tek muceyi görmüş gibi incelemesiydi.Kızını emzirmem için belinden ve sırtından tutarken ben Alparslan'ın uyuduğundan emin olduğumda Gökçe'yi rahatsız etmeden onu yavaşça geri çektim.Öpmek istiyorum ama uyanıp ağlamasını istemdiğimden deli gibi öp diye bağıran yüreğimi susturdum.
"Buradan gitmemiz lazım." Dediğimde, kızından çektiği bakışlarını bana verdi.
"Çok kan kaybettin birşeyler yedikten sonra çıkacağız."
Sesi güven versede endişeyi hissetmiştim çünkü yollar hiç güvenli değildi.Buradan ikimiz çıkabilirdik ama bebekler varken bu çok zor bir hal alıyordu.Çevirmeleri sahte kimliğimle atlatsamda bebeklerin çıkaracağı ufacık bir ses herşeyi bitirirdi üstelik peşimde beni isteyenler varken .
Herşey benim yüzümdendi.Dolan gözlerimi kaçırdığımda alt dudağımı ısırdım.Kızımı geri çektiğinde yanımdaki mindere usulca bıraktı.
🌹
Zaman o kadar hızlı akarken ben şimdi yavaş aksın istedim.Daha temiz bir yer bulduğunu söyleyip bizi o eve taşımıştı.Çöken karanlıkla birlikte sınırın kapatıldığını tim gelene kadar gidemeyeceğimizi Nisa ile iletişime geçip bulunduğumuz bölgeyi onun uydudan takip ettiğini ve bulduğu bir telsizle rahat iletişim kurabildiğini söyledi.
Saat gecenin üçünü geçerken biri ağlayıp biri susan bebeklerle saatlerce uğraşmıştı.Isıttığı sıcak suya temiz bir bezi batırıp batırıp onları temizledikten sonra aynı eylemi banada yapacakken zorla vazgeçirip kendi işimi kendim halletsemde yine giyinmem için yardım etmişti.
En sonunda bizim hiç yorulmayan yüzbaşıyı bu iki afacan pert ettiği için,onları sağ tarafıma postalayıp sol tarafımda başını boynuma gömüp uyumuştu.
Nefesi boyunumu sıcak havada ılık ılık hoş ederken mis gibi kokan saçlarının kokusunu burnuma çektim.Kolunu karnıma sım sıkı sarmıştı.Telsiz hemen yanı başında duruyordu.Kızım elleri yumuk halde mışıl mışıl uyurken,oğlum ay ışığında odanın tavanına minik gözlerini dikmiş inceliyordu.Gökçe ne kadar sesliyse Alparslan o kadar sessizdi.
"Annecim" sessiz fısıltım dikkatini dağıtmak bir yana dursun hiç umrunda olmadı.Kendi halinde karanlık tavana bakıyordu.Sanki saatler önce doğmuş olan o değildi.
Babası kılıklı!
En sonunda yorulmuş olacak ki gözleri usul usul kapandı.Ben üstlerine fazladan birşey daha örtmek istesemde Ömer oda sıcaklığı ideal diyerek izin vermemişti.
Hava fazlasıyla sıcaktı ama yinede korkuyorum.Bir an önce sağ salim hep beraber evimize gitmek onları odalarına yatırmak temiz kıyafetlerini giydirmek istiyorum.
Elim hâlâ Ömer'in saçlarını usul usul karıştırıyordu.Saçlarımla oyna diyip uyumuştu.Zorla uyuyan adam dakikasında uykuya dalmıştı.Parmaklarımın arasında hissettiğim saçlar içimi kıpır kıpır yapıyordu.
Dudaklarımı çenemin hemen altında olan saçlarına yavaşça bastırdığımda kokusunu içime çektim.Sessiz sessiz uyusada nefes alış verişleri yaşama sebebimdi.
"Seni çok seviyorum adam.Benden çok birçok şey saklamana rağmen seviyorum ve öyle bir sevgi ki dağlar yerinden oysa sen benim kalbimden oynamazsın."
Küçük fısıltım nefes alışlarına karıştı.Tişörtünü oğluna giydirdiği için üstü çıplaktı.Boynumda yüzükoyun yatarken kendimi uykuya bırakmak istemedim.Manzara o kadar güzel o kadar huzur vericiydi ki odanın kokusu bile ayrı ferahdı.
Gökçe'nin hafif mızmızlanmasıyla elimi minik karnının üstüne koysamda bu onu sakinleştirmek yerine daha fazla ağlattı.Çığlığıyla Ömer çoktan uyanmıştı.
"Bunun sana benzediğini söylemiştim ."diye boynumda mırıldandı.Ne yani sırf ağlıyor diye mi Gökçe'yi bana benzetiyordu ? Karşılık vermek istesemde uykulu ve yorgun çıkan sesi içime oturduğundan vazgeçtim.
"Sen biraz köşeye çekilip uyumaya devam et,bu şekilde çok uyanırsın."dudaklarımı saçlarıma bastırdığım.Hafifçe doğrulmam için müsade ettiğinde kızımı kucağıma aldım.
"Oyyy annecim sen çok ağlıyorsun kızım ya sonra baban bana laf vuruyor ." Sırtımı doğrulttuğum yastığa tekrar yaslayıp ona istediğini verdiğimde Ömer benden uzaklaşıp uyumak yerine başını tekrar boynuma sokup aynı yerini aldı.
"Ömer "uyardığımda "Sus "diyip dudaklarını boynuma sürttü."İkiside seni elimden aldı.Karıma sarılıp uyuyamıyorum ! Üstelik bana ait olan şeyleri saatlerdir gözümün önünde sömürüyorlar ."
Kahkaha atıp kafamı iyice yatağa gömdüğümde gamzemin üstüne dudaklarını bastırmasıyla gülüşüm durdu.Çukur kaybolduğunda dudaklarını geri çekip boyundaki yerini aldı.
"Bu şekilde uyuyamazsın uykun çok bölünüyor."
"Sütün fazla ." Dediğinde benden bağımsızdı."Koluma akmış ." Hiç fark etmemiştim.
"Ağrın var mı yavrum ?"
Bu adam ne yaptı kadın doğum kitaplarını yalayıp yuttu mu ?
"Hafif var ."
"Şişliği ve sertliği hissediyorum yalan söyleme ."
Uykuya dalan kızımı yavaşca öpüp kokusunu içime çektiğimde yanıma koymak için doğrulmama izin verdi.
"Geçer" iki kolumuda göğsümün biraz üstüne başını yaslayan adamın boynuna sardığımda saçlarıma dudaklarımı bastırdım.
"Uyu hadi "
"Kuru kuru mu?" Burnunu göğsüme sürttü.
"Benim en büyük bebeğim uyumak için ne istiyor ?"
"Kokunu,ama sen saçlarımla oynayıp bana,beni sevdiğini bir daha söyleyebilirsin ."
Bu adam uyumuyor mu yoksa uykusu mu çok hafif ?
"Niye ben söylüyorum sen söyle ."
"Sana ölüyorum." Tek nefeste kurduğu itirafı beklemiyordum."Sen gülünce içim seni saklamak istiyor."
"Seni..." diye fısıldadı, bu sefer kelimeler yavaşça dudaklarından döküldü,sanki kalbinin en derin köşelerinden çıkmış gibiydi. "Bir gün şehit olursam Allah'dan tek dileyeceğim,kokun olacak kadar çok seviyorum."
İçimde bir yerlerde, belki de ruhumun en derin köşesinde, bir şey titredi. Sıcak, kor gibi, hem yakıcı hem de tarifsiz bir huzur veren bir şey...
Ellerim,kendi iradem dışında,yüzüne uzandı.Parmaklarım,savaşlardan, yorgun gecelerden,hayatın yükünden sertleşmiş çenesini kavradı. Dudaklarının kıvrımını parmak uçlarımla ezberlemek istedim. Sanki her bir çizgisi, her bir hatırası benimdi. Sanki onu tanımadan önce bile ona aittim.
Göğsümde, içimi titreten bir hüzün ve mutluluk birbirine dolandı.Sadece varlığıyla bile içime işleyen,beni ben yapan,beni benden alan adamdı.Ve şimdi,beni nasıl sevdiğini, nasıl bağlandığını fısıldamıştı.
Ona sarıldım. Küçük, zayıf biri gibi değil,tutunması gereken bir dal gibi. Beni var eden, içimdeki her boşluğu dolduran tek insan gibi.Kollarım o göğsümdeyken omuzlarına sım sıkı tutundu.
Gözlerimi kapattım.Her nefesimde, kokusunu içime çektim.Kelime bulamadım.Söyleyecek tek bir şey bile bulamadım.Çünkü ne kadar söylesem,ne kadar anlatmaya çalışsam,içimde büyüyen bu duygunun tarifi yoktu.
Sadece daha sıkı sarıldım.
Sevmek... Onu sevmek sıradan bir şey değildi. Basit bir his, gelip geçen bir duygu hiç değildi. Onsuz bir hayatı düşünmek bile nefesimi kesiyordu.Bir gün giderse, bir gün o sesi susarsa…O anı düşünmek bile kalbimi sıkıştırıyordu.
Bu yüzden daha sıkı sarıldım. Ömer’i içime çeker gibi, kaybolurcasına. Onun sıcaklığı, varlığımın her köşesini sararken, içimde tarifi olmayan bir huzur yayıldı.
Eğer bir gün giderse…Eğer bir gün bu kollar boş kalırsa… Beni ayakta tutan tek şey, onun kokusuna sinmiş bu sevgisi olacaktı.
Ve bilmiyordu… Ben onu,kalbinin tek bir atışına feda edecek kadar çok seviyordum.
"Sarılmakla olmuyor küçük anne,söyle"
Kolumu usul usul baş barmağıyla okşarken mest eden ses tonuna biraz daha direnebilirdim.
"Söyle demekle olmuyor beyfendi,istediğim şeyi söylersen söylerim."
"Ne istiyorsun yavrum ?"
"Şu rüyanda dediğin varya onu."
Kıskandığını bir kere söyle be adam! Bin kere söylerim sana istediğini.
Nefesini boyunuma öyle bir sinirle üfledi ki boynumdaki tüm tüyler korkuyla havalandı.
"Uyu"
"Ömer ya !"
"Gül sus uyu !"
"Ya nolucak bir kere söylesen ?"
"Yavrum bak sinirleniyorum."
"Hep sen sinirlen zaten nolur bir kere itiraf etsen ,yok sana benimle uyumak kalk yanımdan ben tek yatıcam." İteklesemde benim,bu kas yığını taş heykele gücüm zerre yetemezdi.
"Uslu dur kımıldayıp durma !"
"Ya kalksana üstümden !"
İçine derin bir nefes çektiğinde boyunuma dişlerini sertçe geçirdi.Reflekse elim saçlarını parmaklarımın arasına alıp sıktığında ısırdığı yere boğuk bir hırıltıyla dudaklarını bastırdı.
"Uslu durmazsan seni uyutmam, kıvrandırırım.Sonunda ben istesem bile sana istediğini veremem yavrum.Kımıldayıp durma uyu."
Ses soluk nasıl kesilir,şekil bir A.
Titreyen nefeslerimi onun rahatça yanağını göğsüme sürtüp uykuya dalmasıyla düzene sokabilmiştim.
İnat edip söylemediği için ben de sevdiğimi dile getirmedim. Ama içimde yankılanan duyguları bastıramadım; parmak uçlarım,kendi iradem dışında,saçlarının arasında usulca dolaştı.Sanki her bir telini ezberlemek,her dokunuşta sevgimi fısıldamak istercesine…
Zaman ilerledi uyku boynuma bindi ama inadım galip geldi.Yanımda sevdiğim adamdan iki minik parça melekleri yanlarına toplamış uyurken ,o boynumda kolunu bana sım sıkı dolamış uyurken uykuya yenilmedim.
Tan vakti yaklaştı kanlı ışıklar eski camdandan içeri sızmaya başladı.Sızdıkça ilk hedefi olan kızımın yüzüne vurup durdu.Gözleri kapalıydı ama çıkardığı minik bir sesle yüreğimdeki kuşlar kanat çırptı.Minik dudaklarıyla gülüyordu.Bu gülüşüyle bende sesli bir tebbesümümü kontrol edemedim.Ve asıl sevincim meleklerin uykusunda güldürdüğü kızımın yanağında oluşan çukuru görünce oldu.
Ömer'e göstermek istesemde tatlı uykusundan uyandıramadım.Benim kıyamadığım adamın uykusunu telsizden gelen hırıltılı sesler bozdu.
Duyar duymaz anında dikelip telsizi eline aldı.Gelen karmaşık şesleri anlayamıyordum.Bir anda oluşan sesli bir cızırtıyla Alparslan tüm bedeniyle tiksinip gözlerini açtığında yüreğime oturan sızıyla onu kucağıma aldım.
Minik gözleriyle sessizce etrafa baktı.Korkmuştu yavrum.Göğsüme onu daha fazla çektiğimde açtığı minik göz kapakları yavaşça kapanmaya başladı.
"Telsiz çekmiyor !" Sinirini hissedebiliyorum.Kenara bıraktığı ceketini üstüne geçirdiğinde karşıdaki her kimse konuşuyordu ama ses anlaşılmıyordu.
İçimi kemiren huzursuzluk büyüdü.
"Ne yapacağız?" Sesim istemsizce titredi.
"İki ihtimal var: Ya yerimizi buldular ve geliyorlar ya da tim bize ulaşmaya çalışıyor."
Kapıya doğru hızla ilerlediğinde yüreğim sıkıştı.Oğlumu daha sıkı sardım.İçimi saran korku,kanıma karışan zehir gibiydi.
"Nereye gidiyorsun?"
"Çevreyi kontrol edip telsizin çektiği bir yer bulmalıyım. Evden sakın çıkma. Bizi bulmuş olsalar bile yüzlerce evi tek tek aramak zorundalar. Dışarıda olmam sizin için daha güvenli."
"Gitme…" demek istedim ama kelimeler boğazımda düğümlendi. Beni bu belirsizliğin içine bırakıp kapıyı çekip çıktı. O an içime, anlatması zor, keskin bir his saplandı. Kötü bir şey olacaktı.
Oğlum göğsümde ağır bir nefesle uyuyordu.Başımı kaldırıp göğe baktım. Aydınlıktan önceki son karanlık. Haziranın yirmi dokuzu. Şafaktan önceki vakit ama hiç çözülmeyecekmiş gibi yoğun bir karanlık çökmüştü köyün üstüne.Gecenin karanlığı değil, başka bir şey… Boğucu, ağır, insanın içine işleyen bir gölge gibi.
İçimdeki korkuyu bastırmak için derin bir nefes aldım ama ciğerlerime dolan hava bile serindi, normalden soğuktu. Rüzgarın bile sesi yoktu. Bir uğultu… Sanki toprağın altında bir şey kıpırdıyor ama yüzeye çıkmaya cesaret edemiyordu.
Ömer olmadan burası büsbütün mezara dönmüştü.Niye gitti ki ?
Belimde taşıdığım bıçaklar biraz ilerideydi.Tabancam yastığın altındaydı ama ellerimi ne kadar sıksam da içimdeki bu berbat hissi bastıramıyordum.Sanki bir şey bizi izliyordu.
Saat ilerlemiyordu,sanki zaman gerilip kopmaya hazır bir tel gibi havada asılı duruyordu. Normalde köyde bir yerlerden bazı sesler duyulurdu, ama şimdi….
Sessizlik.Tuhaf, ezici,doğanın bile korkuya kapıldığı bir sessizlik. Sanki her şey, nefesini tutmuş birşeyi bekliyordu.
Bebeğimin uykudaki sıcak nefesi göğsüme çarpıyordu ama içimdeki ürpertiyi silemiyordu.Bu gece diğer geceler gibi değildi. Sanki bu gece benim hayatımın miladıydı.Çünkü annemin ölümünü izlediğim dolaptan sonra bana asla uğramayan korku, bu gece bana pençelerini sertçe geçirmişti. Tırnakları her nefes alışımda omuzlarımı kanatıyordu.
Uzakta,derinlerden gelen boğuk bir motor sesi duydum.Belki de rüzgârdı. Belki de değildi.
Geri dön Ömer… Ne olursa olsun,geri dön.
Motor sesi giderek yaklaşıyordu. Kulak kesildim.Kesik kesik, düzensizdi.Duraksıyor,sonra yeniden çalışıyordu.İçimdeki düğüm iyice sıkılaştı.
Elim yastığın altındaki silahı aradı, soğuk metal avucuma oturduğunda az da olsa rahatlamıştım.Odayı bir anda aydınlatan onlarca araç farıyla önce kollarımda herşeyden habersiz uyuyan oğluma ardından hemen yanımda hâlâ gülümsemeyle uyuyan kızıma baktım.
İkisinide camın her açısınan uzak bir kenara koyduğumda ayaklandım.Düşman görünce ilk kez korkuyu tadan bedenim bu gün kaybettiği kandan ve doğumdan dolayı berbat haldeydi.
"Ömer nerdesin ?"
Bıçakların takılı olduğu kemeri belime ayakta zorla durarak sardığımda canıma giren sancıları umursamadım.
Cam demirliydi içeri buradan girmezler mecburen kapıyı deneyecekler .
Ömer'in haberi olmadan elleriyle koymuş gibi bizi buldularsa bu demek oluyordu içlerindeki hain yine iş başındaydı.
Bulunduğumuz yerin kordinatlarını Ömer Nisa'ya vermişti.Buna ulaşmıştı o şerefsiz ,Allah'a yemin olsun canını ben alacağım seni bulup canını ben alacağım.Camdan kendimi göstermeden onları izlerken sırtımı duvara yasladım.Namlunun ucu hem camın dışına hemde kapıya bakıyordu.
Saklanacak hiçbir yer yoktu.Saklanmak huyum değil ve iki bebekle bu imkansız.Evin etrafı sarılırken tek umudum Ömer'in dışarıda olmasıydı.Eğer çıkmasaydı şu an durumumuz daha vahimdi.Sessizce ilerlemelerine rağmen onun burada olduğunu biliyordum.Buradaydı Ömer buradaydı.
Evin dış kapısı açıldığında gelen ilk kurşun sesi Sig Sauer P226’dan yükseldi.
"Ömer"
Çatışma başladığında ağlamaya başlayan Gökçe'ye şu an gidemezdim.
Elimdeki tabancanın dipciğiyle camı indirdiğimde sayıları çok fazla olsada tim gelene kadar o dışarıdan ben içeriden bir şekilde direnecektik.
Patlattığım camın geriye kalanını çekirge sürüsü gibi delip geçen kurşunlar karşımdaki duvara saplanıp un ufak etmişti.
Kafasını çıkaran nasibini alırken bir süre sonra kafamı çıkarmama izin vermemeye başladılar.
Cam tarafı bendeyken Ömer şu an evin ön tarafından içeri girmemeleri için orada direniyordu.
Ne kadar zorlasalarda bu gün burada bu şafak atana kadar onları bekleyecek olan azrailden kurtlamayacaklar.Evin içine vızır vızır yağan kurşunlar bebeklerin ağlamasıyla birleşmişti.
Bu gece bu haldeyseler benim yüzümdendi.Şimdi evimizde güvende uyumuyorlarsa benim yüzümdendi.
Biten şarjörü yenilemek için çantaya uzanmam lazımdı ama camın diğer tarafına geçmem zordu.Karnım iğneli sancıyla beni zorlarken hız isteyen bu eylemi yapmaya her yeltendiğimde beni teğet geçen kurşunlarla geri çekildim.
Kovandan boşalmış arı sürüsü gibi beni vızır vızır geçen her kurşun içimdeki öfkeyi dahada harladı.
Tekmeyle açılan kapıyla,benden fırlayan bıçak ilk kurbanı göğsünden avlayıp odanın tozlu zeminine cesedi yığdı.
"Lanet olsun,lanet olsun !"
Kapıya doğru gitmem gerekiyor. İçeri girdiler.Bebekler kör bir kurşunun hedefi olabilir seken bir kurşun herşeyi bitirebilir.Kapı tahtadan şu an en güvenli olan köşe artık onlar içeri girdiği için güvenli değil.Evin havlusuna yığıldıklarında yerdeki cesetten aldığım silahla kendimi odadan çıkarıp avluya attım.Dört kurşun dört kişiyi aldığında bebekleri o odada bırakıp evin salonundan kendimi mutfak kısmına attım.Onların olduğu odada çatışamam.Kurşunların açısı şimdilik ben mutfaktayım diye onlardan uzaktı.
Ağlayışları yüreğimi paramparça ederken çektiğim vicdan azabı bedenindeki ağrıyı hak ettin diyordu.
Her ne olduysa tam o anda oldu.İçeriye onlarcası teker teker girdiğinde diğerlerinin mutfağın camından girmeye yeltenmesi benim bunu engellemem ama arkamı döndüğümde elimi,eteğimi, nefesimi kesen görüntüyle ben ilk kez bir çıkış yolu bulamadım.
İlk kez düşman karşında yenilgiyi kabul ettim ve ilk kez çaresiz kaldım.
Namlunun ucu kucağında tuttuğu oğluma bakarken başımı salladım.
"Sakın,sakın !"
"At silahını yoksa silahı ağzına sokarım !"
Elimdeki silah titrerken anında yere bıraktım.Ona kafamı salladım.
"Silahı çek onun yüzünden,bak bıraktım silahı !"
"O kadar kolay değil Seren ara şunun üstünü!" Tanıdık ses kulağıma dolduğunda dışarıda Ömer hâlâ çabalarken silah sesleri azalmıştı.
Karşımda yüzünün sol tarafı yamulmuş Kotan'ı görmeyi asla beklemiyordum.
Seren memnuniyetle bana doğru gelirken ben onun yok olan sol tarafını izliyordum.Burnun yarısı yoktu,yüzü içeriye gömülmüştü.Ömer en son öldüresiye dövdüğünde ben öldüğünü sanırken o birçok şeyini kaybederek bu halde yaşama tutunmuştu.Üstümdeki bıçaklar benden ayrılıp ileriye fırlatıldığında bana bakan kadına olan nefretim gün yüzüne çıktı.Ömer'e olan zaafı kafasını parçalama isteğiyle doldurdu içimi.
Kızımda asla olmaması gerek bir kucakta yer aldığında ileri doğru atılacakken silahın ucunun oğlumun minik yüzüne baskı uygulasıyla gözlerimi yumup alt dudağımı kanatacak şekilde ısırdım.Öfleden titreyen bedenim içeri güm diye giren Ömer ile kesiştiğinde elindeki silah dışarıdakileri temizlesede içeridekilere gelince tutulup kalmıştı.
Kızını Kotan'nın kucağında gördüğünde kanlı gün artık aydınlansada onun gözlerine karanlık çökmüştü.
"Adını ne koydunuz yüzbaşı ? Çok tatlı tıpa tıp anası."
"Kafanı bu sefer duvara sokmam Kotan,asit kuyusuna basarım!Beni öldür diye yalvarırsın!"
Benim aksime elindeki silah titremiyordu.Daha sıkı kavradığında kapının eşiğinde dimdik duruyordu.Bir kızında bir oğlumda bir bende dolaşan yeşilleri her an tetikteyken boynumu büktüm.
'Affet beni'
"Kendi aramızda konuşurken dedilerki yüzbaşıdan intikam almak istiyorsan Gül'ü kullan ." Alay ederek ama soğuk bir ciddiyetle konuşuyordu.İntikam hırsı gözünü kör etmişti.
"Bunları söyleyenlerin hepsi salakdı.
Bir avuç salak !
Kullan dedikleri kadın,şeytanın aklıyla oynayıp tövbe ettirecek kadar güzel,ölüm makinesi kadar acımasız ve kurduğum her oyunu başıma geçirecek kadar zeki.
Bekledim aylarca bekledim.Siz ikinizide avuçlarıma düşürecek olanları bekledim."
Oğlum susmuş olsada Gökçe'nin ağlamaktan yüreği kopacaktı.İçim ağlarken söylediği hiçbir şeyi kızımın sesinden ileri geçmedi.Pis ellerin kucağında dururken sıkışan göğsüme elimi bastırdım.
"Bak dakikalardır ağlıyor" Seren'nin elindeki silahı onun elinden koparmadan namlunun ucunu başıma dayadım.
"Bak silah kafama dayalı silahsızım ver kızımı kucağıma rengi mosmor oldu,birşey olacak o daha çok küçük lütfen ver."
Pis yüzünü Ömer’den çekip bana doğru döndüğünde sırıttı. "Babası silahını indirip teslim olursa, bu söylediğini düşünürüm. Aksi takdirde kızın sonsuza kadar susar."
"Onun kılına zarar gelirse,bu sefer yüzünü değil hayatını sonsuza kadar sikerim!"
"Owwww, öfkeli baba,ilham vericisin, yüzbaşı."
"Kızımı ver, lütfen! Bak, ona bir şey olursa, onu ben bile durduramam. Oğlum elinizdeyken, kızım kucağımda olsa da bir şey yapamam.Ver onu bana."
Ömer’e bakmaya yüzüm yoktu. Düştüğümüz bu durumda, onun gözlerine bakacak cesareti kendimde bulamadım. İçimi ezen suçluluk, boğazıma oturan bir yumruk gibi nefes almamı bile zorlaştırıyordu. Ama Gökçe’nin ağlamaktan yüreği kopacaktı.
Gözlerini dünyaya açtığı ilk gün,minicik bedenine silah dayanmıştı.Şimdi ise bir teröristin kollarında,çaresizce kıvranıyor,nefesi hıçkırıklarla kesiliyordu.İncecik parmakları havada titrerken, kollarımı ona uzatamamak, bir anne için ölmekten beterdi. Küçücük kalbi korkuyla çırpınıyor, her çığlığında içimde derin yaralar açıyordu.Onu kollarıma alıp göğsüme bastıramamak,sıcak tenini hissedememek,kanımda yankılanan bir çığlık gibiydi.
Yere fırlatılan tabancanın soğuk yankısı kulaklarımı zonklattığında, dizlerimin bağı çözülmüş gibi sendeledim.Gözlerimi sımsıkı yumdum,çünkü bir saniye daha izlersem,içimdeki yangın beni tamamen küle çevirecekti.Ömer teslim olmuştu.
"Ver annesine!" Sesi, ölümcül bir tuzağa düşen bir avcı gibi haykırdığında, Kotan kızımı kucağıma versede, ağzından çıkanlar Ömer’i delirtmeye yetti.
"Bende karına ne yapsam diye çok düşünüyordum. Şu sonsuzluk fikrini çok beğendim, yüzbaşı."
BÖLÜM SONU
Yazmak için deli divane olduğum bölümlere başlıyoruz bundan sonra Ömer ve Gül'ün dünyasında olan herşeyi iyi takip etmenizi tavsiye ederim.Çünkü ilerleyen bölümlerde büyük yanılgılara düşmememiz için dikkatli okumanız lazım.Kayıp acı ölüm ve ihanet'in bol olduğu zaman dilimine giriyoruz.Her ne olursa olsun ben bitti demeden bitmeyeceğini bilin ❤️
Spoiler için tiktok.com/@astasya___
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 31.87k Okunma |
2.99k Oy |
0 Takip |
48 Bölümlü Kitap |