17. Bölüm

Öldüm Sandım 🥀17

Dahliaaa
d_ah_lia

 

Karanlığın bile uyuduğu gecede bizler ayaktaydık.
Saat 03:16. Güneşin doğmasına dört saat on dakika vardı.Hatırladığım tek şey,telsizden gelen o net sesti:

"Kuzeydoğudan yaklaşan silahlı,otuzdan fazla unsur tespit edildi.Mesafe iki kilometre.Muhtemel temas,on dört dakika."

Uykunun kollarından aniden sıyrılmıştım.Bedenim savaşın acımasız gerçekliğine döndü.Gözlerim açıldığında ilk gördüğüm,işkenceden yeni çıkmış yaralı adamın kucağında uyukladığımdı.Beni rahatsız etmeden nefes alıp verişimi izlediğini fark ettim. Eli hâlâ yanağımdaydı, saatlerce öylece beni seyretmiş.Hemde kımıldamadan,
oturduğu sert zemine,
yorgunluğuna,uykusuzluğuna,
yaralarına rağmen.

"Durum bildirin!"

Sesi kulağıma iliştiğinde,o sıcak kollarından kalkıp ıslak toprakla birleşen bedenim huzursuzca kıpırdadı.

Batur: "Sakin,Komutanım."
Mehmet: "Sakin, Komutanım."

Geri kalan herkes aynı cevabı verdiğinde,sıranın bana geldiğini biliyordum.

Onlara ikiyüz metre uzaklıkta,Mehmet'e ise 100 metre mesafede,üzerimdeki kamuflajla dağın zirvesine keskin nişancı tüfeğimle gömülmüştüm.

"İlkuş."

Gözlerim dürbünün merceğini aradı ve ufak bir kımıldama gözlerimi cezbetti.

"Bir kilometre ileride, saat 2 yönünde hareketlilik var."

"Sakinliğini koru."

Mehmet: "Komutanım, sayıları oldukça fazla.6 yönünde, iki kanattan yaklaşıyorlar!"

"Emrimi bekleyin !" Diyen Albayla yaklaşanların her adımını izliyordum.

"Seninle bir dülello sözümüz vardı başçavuşum." Gülümsememle Mehmet'den bir cevap bekliyordum.

"Seni üzmek istemem yengem başka zaman yaparız." Gülümserken katlanan dudaklarımla gülüşümün kulaklığa yansıdığını biliyordum.

"Sen şuna tam teçhizat kargah etrafında 200 koşu koşmaktan korkuyorum desene Mehmed'im ."

Aslan'dan gelen şeye sinirlenmiştim.Benim kaybeceğime o kadar emindi ki üzülürsem Ömer'in ona vereceği cezadan bahsediyordu .

Hasan "Biz buna ne diyoruz beyler ?"
Kulaklığımdaki Börü hep bir anda "Göt korkusu "dedi .

"Çocuk ne yapsın aşağı tükürse sakal yukarı tükürse bıyık amına koyayım."

"Yiğit !" Uyarı Batur'dan geldiğinde yutkunuşunu duydum.İbrahim albayın gülüş sesi kulaklığıma doluyordu.Şeker adam ya ...

"Komutanım Allah Batur'u çarpsın ki isteyerek etmedim o küfürü !"

Albaya açıklama yapmıştı.
Ne açıklama ama ?
Albay,Paşa ve Ömer sessizliğini korumaya devam etderken Yiğit'in şebekliğine gülmemek elde değil.

"Neydi lan o şarkının adı hah hatırladım kalenin ardı bostan Arda'm Arda'm yıkılsın yunanistan yıkılsın Yunanistan !"

"Komutanım Allah rızası için yapmayın artık !" Nedendir bilinmez ama Yiğit durmadan Arda'ya bunu söyleyip duruyor ve artık Arda canından bezmiş durumda .

Batur "Uğraşma çocukla "

"Kıskandın mı milföy hamurum hiç senden başkasına bakar mıyım ben ? Gümrük kapısı gibi malı olan sensin ."

"Komutanım kurbanınız olayım alın şu gevşeği yanımdan yoksa ilk kurşunu buna sıkacağım !"

"Komutanım Batur'u başka yere mevzilendirir misiniz iki saattir silahının dürbünü götüme bakıyor şevvetten gözü dönmüş puştun !"

"Üsteğmenim helkopterden iner inmez silah çanta tam teçhizat kargah etrafında 300 tur koşu." Ömer'in sinirli çıkan sesiyle alt dudağımı ısırdım.

"Babanda mı vicdansızdı beee !" Yiğit'in boş boğazlığı bu sefer sert kayaya çarptığında albay boğazını temizledi ama sanırım ucu Paşa'ya dokunduğu için hoşuna gitmişti.

"400 !" Dedi Ömer.

"Ohhhhhhhh "böyle bir iç çekiş rahatlama olamaz ya Yiğit'in sesi kayıplara karışırken Batur'un rahatlaması herkese tebessüm ettirmişti.

"Son 700," dediğimde soğuk havada kamuflajın içinde nefesim buhar oldu. Tüfeğimin namlusunu sabit tutarak konuştum.

"Hazır mısın yenilmeye, başçavuşum?"

Mehmet hafifçe homurdandı,tüfeğinin dürbününden gözünü ayırmadan cevap verdi.

"Yakma başımı be Gül!"

Paşa'nın tok sesi geceye yayıldı.

"Askerin korkuyor mu, albay?"

Eğlenceli meydan okuma tonu keyfimi yerine getirdi. Onun desteğini hissetmeyi özlemiştim.

"Başçavuşum, yenilirsen inişte üsteğmenine eşlik edersin!"

"Emredersiniz komutanım."

Paşa, sesindeki o bilindik güvenle ekledi:

"Ödülünü biliyorsun, İlkuş."

İçim ısındı.Gülümsememi tutamadım. Hemde büyük bir gülümseme. Özlemiştim beyaz badem şekerini. Çocukluğumdan beri eğitimlerde birinci olduğumda bana ondan verirdi. Babam da severmiş bu şekeri... Kaybedersen demedi,hiç demezdi. Belki de onun herkesten farklı yanı buydu-yenilginin ihtimalini bile ağzına almazdı.

Ömer'in sesi duyuldu:

"Saat iki sende, İlkuş. Saat altı sende, Mehmet. Hedef 250,Savunduğu kanatta teröristlere 250 metreyi aştıran kaybeder."

Nefesimizi tuttuk. Düello başlamıştı.

"İkiniz için atış serbest!"

Parmağım tetikte gözüm çalılıklardan aşağıya ilk adımı atacakken içinden çektiğim besmeleyle iki kişinin aynı hizaya gelmesini sadece bekledim.

"Bekle ,bekle ,bekle.."
Tüfeğe mermiyi sürdüğümde iki kişinin peş peşe dizilmesini bekledim.
Rüzgar fazla,yönüm rüzgara ters Mehmet'in bulunduğu açının rüzgarı bana göre daha hafif fakat benim tek avantajım konumum,benim alanım açıkken onunki bayağı kapalı.

"O zaman arsız otlar çürüyecek Bozkurdum."
Ağzımdan çıkan sözle kurşun birinin alnının ortasından girdiğinde arkasındakinide delip geçmişti .

"Tanrı Türk'ü koruyacak Bozkurdum" Mehmet'in sesi kulağımda yankılandığında şarkımı devam ettirmesiyle boynumu kırıp saklananları avlamaya başladım.

"Yengeme bak be iki iki indiriyor " Diyen Emre'ye güldüm.

"Korkuyorum birazadan elindekini bırakıp kılıçla gök girsin kızıl çıksın diye düşmanın üstüne koşacak !" Kesinlikle Yiğit şerefsizliğine boncuk takmalı gülmemek için alt dudağımı ısırıken işime devam ettim.

"500!"dedi Ömer,ya sana kurban olurum adam yaaa...

"Yardır baba yardır zaten insan değilim ben.Çölde bedevi olsam kutup ayısı siker beni offff... Bari böyle devam et Gül,tek başıma o kadar koşuyu hayatta çekemem."

Dürbün etrafı tararken hiç hesaba kaynadığım batı kanadında 400 metre ileride omzundaki RPG 29 la hedefi mağaraya dönük olan tanksavarı hızla geçen dürbün ona geri döndüğünde Hasan'nın kulaklığımı delen sesi, Roket'i haber verimişti.

Geç kalmıştık...Mermi yuvadan ayrıldığında Roketde peşinden ateşlenmişti.

Ne kadar tuttuğumu bilmediğim nefesim roketin üstümden gürültüyle geçip metrelerce uzağıma düştüğünde kafamı nefesimi vererek silaha yasladım.

Mehmet "Allah'ım çok şükür!" diye dua ederken kanadıma geri döndüğümde koruduğumu sınırın açıldığını gördüm.

Paşa"Kaybettin " dediğinde sessiz kaldım."Her zamanki gibi yine kaybettin" Gözlerimi yumamak için direndim.Alışkınım Paşa'nın bu tavırlanıra,gereksiz hırs asla yapmam ama damarıma sanki bu günlerde inatla daha çok basıyordu.Sanki kızdığı birşey var .

"Yaşlandıkça çekilmez oluyorsun Demirhan açısına ters olmasına rağmen fark erken fark edip 400 metreden indirdi huysuzluğu bırak bu yaştan sonra bana götüne roket bağlattırma."

Şu an adım gibi biliyorum ki İbrahim albayın ağzından çıkanlara tim gülmemek için direniyor.Üzüldüğüm tek şeyse kaybettiğim beyaz badem şekerlerim.

"Sayıları giderek artıyor komutanım indiriyorum indiriyorum diriliyolar !" Konuyu sağ olsun Batur değiştirmişti.

Hasan"Hakketten öyle komutanım ölüler ordusu gibi orosbu çocukları !"

"Ne ölüler ordusu komutanım üreyip üreyip geliyorlar !"

"Her mermiye bir leş istiyorum ! " Albayın emrine hepsi cevap vermişti.

"Komutanım bu şekilde dayanamayız ."
Ömer uzun süren sessizliğini bozduğunda aklındakini merak ettim.

Kendi aralarında kaş gözle sözsüz nasıl anlaştılar bilmiyorum ama Yiğit,Ömer ve Emre'nin mevziden ayrılışıyla açılan koruma ateşi ellerimi titretti.Gözümün önünde kurşunlara yürüyen adamla içimi ölüm sancısı sardı.

Dağılıp kaybolduklarında silah sesleri aynı maratonda devam ediyordu tek tek avlamak için kaybolmuş olsalar da onlar için endişe ediyorum .

"Siktir !" Diyen Mehmet'in sesiyle ne olduğunu anlayamadım ve ben daha ne olduğunu anlayamadan Yiğit'in iniltili sesi Emre'nin bağırarak iyimisiniz komutanım diyişiyle onları bulmuştum.

"Oğlum bu üniformamı çok seviyordum ya ahh!"

"Mehmet bul lan şunu !"

Yüzü bana dönük kayaya yaslı bacağını sıkan Yiğit'e Ömer her gitmek istediğinde keskin nişancı buna izin vermiyordu ve bir kişi değildiler çünkü Emre'de bulunduğu ağacın ardından çıkamıyordu.

"Ne bok yiyorsun lan o tepede !" Ömer her ne kadar Mehmet'e sinirlensede bende bulamıyordum.

"Komutanım görüş alamıyorum !"

"Senin işin görmek değil mi çavuş !"
Bu yüksek çıkışı bana yapsa görsem bile tetiye basamam .

"Yiğit bacaındaki mermiyi biliyor musun ?" Sorduğum soruya umarım bir cevap verirdi çünkü onlarda bizim gibi yerin yedi kat dibine gizlenir gibi gizlenmişlerdi .

"Nereden bileyim ebemi sikti namussuz !"

"Sesinden de mi tanımadın ?"

"Hayır !"
Anlımı ovaladığımda gözlerim tekrar dürbüne indi .Bu gibi havada terlemiştim ve time nefes aldırmadıklati için mesafe giderek kayboluyordu,çok fazla yaklaşmışlardı .

"Sol bacağım iç tarafı bilerek bunu yaptı piç !" Haklıydı bulmayalım diye yaptı.

"BEN SENİ Mİ BEKLEYECEĞİM BAŞÇAVUŞ !" adeta küklermişti.
"ÜÇ DİYİNCE ÇIKIYORUM !"
Kafayı mı yemişti bu
"Delirdin mi sen !"
"Odaklan sayıları artmadan buradan çıkmamı lazım odaklanın!" Kendini Yiğit'in yanına attığında hızlı zikzak hareketleriyle üstünden peş peşe geçen kurşunlara rağmen o kayaya yetişemeden Mehmet'in buldum seni der demez bende bulduğumda dürbünde tek bir kare kaldı tüfeğinin üstüne başının yığılışı .

"Aldım komutanım!"
Bunu aldı ama diğeri Emre'yi hâla olduğu yerden kımıldatmıyordu .

Mehmet"Düşmanını tanımak herkesin için iyse bizler için bin kat daha iyi çünkü tanırsan bulursun." Dediğinde az öncekinin leşinin üstünde gezdi gözlerim.

"Orsis T-5000 Orta menzil peş peşe hızlı atış ."

Yutkundum tekrar araladım dudaklarımı ."Rus"dediğimde Yiğit'in sesi çınladı kulaklarımda .
"O rus bu rus mu ?"
Postu deldi ama hala aynı havada gülerken tövbe estağfurullah çekip olaya geri döndüm.

Emre"Komutanım bulun bu şerefsizi soluk aldırmıyor!"

"Yerini değiştirdi." Dedim.

"Bizi arıyor İlkuş dikkatli ol .O sana yakın bir yerde ." Dediğinde hemen gözümün önünde,solumda patlayan kurşun üstüme toprağı dağıttığında silahla birlikte kedinimi arkaya yuvarladım.

Mehmet "Gül !"

"Gül ses ver !"
Kendimi yuvarlarken düşürdüğüm kulaklık birkaç karış öndeyken onu almak için uzattığım uzun çöpe bile sıkmıştı.

"GÜL CEVAP VER ! MEHMET NE OLUYOR ORADA ?"

"Siktir !Kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor benimle ."

"Komutanım,vuruldu !"

"Gül'üm ses ver ses ver hadi bana!" Sesi sona verdiğim için beynim bazı eksik kelimeleri duymasada duyduklarıyla cümleyi tamamlıyordu.

Paşa "İLKUŞ CEVAP VER !"

"Kızım en ufak bir ses ver bize hadi !"

"Bunu bana yapma BUNU BANA YAPMA,YAPMA GÜL BUNU BANA YAPMA"
Ağlıyor muydu ?
Kafamı bulunduğum kayana yasladım .Özür dilerim size bu korkuyu yaşattığım için özür dilerim.

"Komutanım görüş alamıyorum,Gül olduğu yerde yok.Kulaklığını düşürmüş olabilir yer değiştirmiş olabilir ya gerçekten vuruldu !"

"SEN O TEPEDE NE BOK YİYORSUN BASÇAVUŞ!O GÖRÜŞ ALAMIYORSAN O SİLAHIN SENDE İŞİ YOK!"

Alamaz Ömer alamaz çünkü orosbu çocuğu parmağımı çıkarmama bile izin vermiyor.Şu an tek iyi şey nerede olduğunu bilemem.Mehmet bana bile ters tarafdayken onu görmesi için hem bana yaklaşması hem metre farkını kapatması lazımdı ve şu an bu çatışmanın eşiğinde bunu yapması timi tehlikeye atardı.Onların içini şu an için rahatlatacak hiçbir şeyim yoktu .

Arkasına saklandığım kaya benim gibi dört kişiyi daha sığdırırdı.Yönünü biliyorum nerede olduğunu biliyorum tek ihtiyacım olan hedef şaşırdığından emin olmamam ve yalnızca birkaç saniye .

Üstümdeki kamuflaji hızlıca botlarımla birlikte çıkardım.Başlık kısmına botları koyduğumda iki tur yuvarlanması için çıkıntılarını düzelttim elimdeki tüfeği sık sıkı kavradığımda derin bir nefes çektim .

"Hadi kızım ya seninle mezara ya seninle mezar kazmaya !"

Mermi yuvaya oturduğunda hazırdım.Ölüm işte bu kadar yakındı iki saniye farkla ya kurşun benim alnımı yada onun alnını delip geçecekti yalnızca iki saniye ...
Risk birileri için kaybetmekken bizler için sadece ölümdü.
Boyum kadar olan silahı,yere uzandığım zaman rahatça ve zaman kaybetmeden oturtabilmek için en iyi konumu verdim,dürbünü ayarladım.Yanımda duran kabarık kamuflaja gözlerimi değdirip geri çekidiğimde hızlı olanın yaşayacağı bir savaşa girdim.

Ayağımla iteklediğim kamuflajın ardından o kayanın diğer tarafından çıkar çıkmaz yatırdığım silahla bende kulaklığın tarafından çıkmıştım. Botlarımı giydirdiğim kamufaja saniyesinde isabet eden kurşun beni şaşırtmadı.Şimdi eşittik iki dürbün,iki göz birbirine odaklıydı.Ölümle yaşam arasında ince bir iplikte yürüyen iki insan şu an birbirine bakıyordu ve sadece birimiz yaşayacak diğerimiz o iplikten düşecekti.İşte buna hız karar verecekti.

Rüzgar son kez esti,soğuktan uyuşan parmağım belki de son kez tetiğe dokundu.Saçlarım,silahımın üstüne düştü ve mermi, belki de son kez, havayı yardı.Çelik çekirdeği hedefi kucaklarken, her şey sessizliğe gömüldü.

Dudaklarımda bir gülüş, içimde bir rahatlamayla tuttuğum nefesimi ağırca verdiğimde,alnımı kızıma yaslayıp kulaklığa uzandım.

"Alfa 1, hedef etkisiz hale getirildi. Tekrar ediyorum, hedef başarıyla etkisiz hale getirildi."

Hepsi ağlamaklı kahkaha mı attı çözemedim ama Ömer'in sesi yoktu .

Mehmet "İyisin "
Yiğit "Ulan aklımızı aldın !"
Emre "En son ne zaman bu kadar korktum hatırlamıyorum ."
Çatışma bitmiş son canalar alınırken arkamda hissettiğim herketlilike elimdeki kulaklığı bırakıp belimden hızla çıkardığım tabancayla yattığım yerden kalkar kalkmaz belime dolanıp silah tutan kolumu büken bir kolun sahibine direneceğim anda burnuma dolan kokuyla durdum.

Tam arkamdaydı.O kadar yakındı ki, inip kalkan göğsünün ritmine sırtım yetişemiyordu.Karnıma sarılan kolları titriyordu, başını boynuma yasladığında nefesi tenime çarpıp dağıldı.Dudakları orada kaldı,soluğu sıcak ve düzensizdi.Burnunu boynuma gömüp derin derin nefes aldı. Sanki kaybolan bir şeyi geri kazanmak ister gibi.Sonra… sıcak bir damla süzüldü tenime.

"Ömer…"Sesim bir fısıltı kadar cılızdı. Ağlıyor muydu?

Dönmek istedim, yüzünü görmek istedim ama bırakmadı.

"Dur…"dedi, sesi çatlamıştı.

Bir koluyla karnımı sımsıkı sararken diğer eli titreyerek karnımda gezindi.İçimde taşıdığım hayat, onun nefesinin sebebi olan can bu dokunuşu hissetti.Dokunuşu… oradaydı. Bir şeyleri hissetmek ister gibi, bir daha kaybetmemek için iz bırakır gibi.Sanki ona burdayım der gibi.Ama en çok hissettiğim şey,boynuma düşen ıslaklık oldu.

Ağlıyordu.

Ama öyle hıçkıra hıçkıra değil.İçine ata ata.Nefesini tutup boğazına,düğüm düğüm sıkıştıra sıkıştıra.Kırılmadan, ama paramparça olarak.

Zaman ilerledi. Rüzgar esti. Saçlarım gözyaşlarımla birlikte savrulup ona doğru uçtu.Ama o kıpırdamadı.

Ömer Savaş Bozkurt… Korkunun gözlerinden silindiği,asla zayıflık göstermeyen adam… 'Ne sanıyorsun,hamile kaldığında gözlerim dolarak karnını mı okşayacağım ?' diyen adam… Şu an daha fazlasını yapıyordu.

"Sizi kaybettim sandım."Sesi öyle bir yankılandı ki içimde, nefesim kesildi. "Öldüm sandım…"

Bunu söylerken sesinde bir şey koptu.

Öyle sessiz,öyle derinden ki… Sanki içindeki en sağlam duvar çatladı,sanki sustukları bir anda kelime olup döküldü.

Öldün sandım demedi… Öldüm sandım dedi.

Bu fark,aramızdaki bağın en keskin gerçeğiydi.Ben vardım, o yaşıyordu.Ben yoksam,onun varlığı da anlamını yitiriyordu.O an anladım. Beni kaybetmek onun için ölmekti.

Sonra kollarını çekti.

Sıcaklığının yerini boşluk aldı.

Ve sesi… o sesi,göğsümde bir hançer gibi yankılandı.

"Beni bir daha öldürme."

Beni bırakıp döndü. Gözyaşlarını göstermedi. Sanki gördüğümde eksileceğini düşünüyordu.Sildi, yüzünü bile bana dönmeden.

Eğildi, yerdeki tüfeğimi ve çantamı aldı.

"Gidelim."

"Ömer…"

Koluna dokundum. Bu sefer durdu.

"Sonra-" Sesi hâlâ o ağırlığı taşıyordu. "Sakinleştikten sonra."

Kolumdaki elimi umursamadan yürümeye devam etti.Ve ben, arkasından bakarken,içimde bir şeylerin sonsuza kadar değiştiğini hissettim.

Güneş doğmayı unuturdu da benim kalbim bu adamı unutmazdı.

Bölüm : 21.04.2025 06:08 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...