14. Bölüm

Aylar Sonra 🌹14

Dahliaaa
d_ah_lia

 

4 Ay Sonra...

ÖMER

Ateşin çıtırtısı kulaklarımı doldursa da içimde yananın yanında hiçbir şeydi. O alev, her anımı, her nefesimi yakıp kavuruyordu.Onun kokusu,sesi,nefesi... Sanki asırlardır benden uzaktı.

Başımı kaldırıp gökyüzüne baktım. Karanlığı yaran hilale gözlerim takıldı. Yapayalnızdı. Tıpkı benim gibi.

Hak ettim.

O gün bana nasıl baktığını unutamıyordum. Ne gece ne de gündüz o bakışları gözümün önünden silebildim. Çekip kollarıma almak istedim. Ona, her şeyi anlatmak istedim ama yapmadım. O, gözlerimin içine yanmış bir canla bakarken, benden tek bir adım beklerken... Ben o adımı atmadım.

"Nerede olduğunu buldum."

Yanıma habersizce oturmuştu. Yüzünü tamamen kapatan maskesi ve başındaki kapüşon, gözlerini daha belirgin hale getiriyordu.

"Nerede?"

"Bana içinden geçenleri ve Gül'ün neden gittiğini söylersen ben de karının nerede olduğunu söylerim."

Yüzüme sahte bir gülümseme yayıldı.

"Nerede olduğunu aylardır biliyordun. Bugün ne değişti de benim hissettiklerim kıymete bindi?"

"Paşa'dan gizli görev istemiş.Görev süresi en az yedi ay ama karın,öyle şeyler yapmış ki yedi aya gerek kalmamış.Normalde isterse dönebilirdi,kendi isteğiyle kalmayı tercih etmiş. Açıkçası operasyonu riske atmamak için bugüne kadar söylemedim. Ben de ancak bu gün iki aydır gönüllü olarak orada kaldığını öğrendim.Bir kadın olarak yorum yapacak olursam, hiçbir kadın öyle bir yerde gönüllü kalmak istemez. Ona ne dedin ki geri dönmek istemiyor, Ömer? Ne yaptın ona?"

"Bana Ömer deme!"

"Gül söylerken rahatsız olmuyorsun. Kıskanmalı mıyım ?"

Yanımdaki kadının yüzünü görmek istedim.İlk kez.Kapalı olmasına alıştığım,nefret ettiğim o yüzün açılmasını istedim.Kokusunu burnumda hissettiğim kadına o kadar benziyordu ki...Belki, içimdeki özlem biraz olsun diner diye bu yüzü görmeye bile razıydım.

"Fazla vaktim yok,anlatacak mısın neler olduğunu?"

"O anne olmak istedi.
Tıpkı bir zamanlar Gülsüm Hanım'ın istediği gibi."

Bu sözler ağzımdan döküldüğünde gözlerine baktım. Ama o, tutunamayıp bakışlarını ateşe kaçırdı.

"Ona aşık olduğumun bile hesabı bile bana sorulmuşken,o anne olmak istedi."

"Sen ne dedin?"

"Karşımda, kırgın yüreğiyle gözlerimin içine bakarken ona 'Annelik en çok sana yakışır.' diyemedim.
Seni kırmamak için o hapı,senin haberin olmadan içirmek istedim,diyemedim.
Bu cehennemde seni koruyamazken, bizden olan minik bir canı da koruyamazsam sen dayanamazsın, diyemedim.

Diyemedim.

Ve o gitti."

Kafasını salladığında başını az önce benim baktığım gökteki hilale kaydırdı.

"Anladım"dediğinde ayağı kalkıp sırtını döndü.

"Tıpkı annesi gibi kırıldığında sessizce uzaklaşmayı tercih ediyor o da hep bunu yapardı.Konumu gönderiyorum fakat oraya tek girmen Gül'ü riske atar sabaha kadar bekle operasyon emri çıkartacağım."

____GÜL'DEN____

Aylardır buradayım o kadar uzun zaman oldu ki Paşa'nın verdiği altı aylık süre bitti ve beni sevindirense sözünü tutmuş olması.Arya öldü.
Annemin katili öldü .

Elime geçen ölüm anını defalarca izledim ve içimde yıllardır yana ateş sonunda sönmüştü.Her ne kadar ölümünün benim elimden oluşunu istesemde bu mümkün olmadı.İçimde ukte kalsada mutluyum hemde çok mutlu.

Hatırladığımda içimi saran mutluluğa
yeni doğan güneş,burnuma vuran dağ otlarının kokusu eşlik etti.Keyfim yerindeydi ikinci mutluluğumu da birazdan tüm Dünya izleyecekti.

Amerika'dan buraya kadar gebermek için zahmet eden spiker ve karşındaki PKK/KCK üst düzey liderlerinden biri olan Heja Basyan ile birazdan Türkiye'ye çağrı yapacak .

Adına bayrak dedikleri çaput arkasındaki duvara boylu boyuna açıksız kapatılıp asılmıştı.

"Herşey hazır mı ?" dedi çaputun önündeki sandalyeye oturduğunda spiker kamaremana bakarken tüm kamp mağaranın önünde toplanmıştı .

Birazdan aptal aptal konuşmalarının sönüşünü zevkle izleyecektim.
Son kontrollerde yapıldıktan sonra kameramanın verdi işaretle spiker söze girdi.Hoşgeldin ve teşekkür fasları geçerken söz tamamen ona bırakılmıştı.

> Heja: "Bu topraklarda kan dökmeden adalet yerleşmez.Bugün sadece bu kampı izleyenler değil,bütün dünya bizleri dinleyecek.Ve herkes doğruyu öğrenecek."

Gözlerimi devirdiğimde kollarımı göğsümde birleştirip dinlemeye devam ettim.

> Heja: "Türk devleti,eğer bu direnişi yok etmek istiyorsa,bir kez daha yanıldığını anlayacak.Binlerce yıldır sürdüğünüz savaşla bize karşı sonuç alamadıklarını görüyorsunuz. Çünkü biz halkız, biz toprağız! Bizim mücadelemiz sadece bir bayrak meselesi değil, bu toprakların özgürlüğü meselesidir. Her karışı, her köyü, her insanı, her göğüsü kapsayan bir direniştir bu."

> Heja: "Sizden farklıyız.Biz sadece silahları konuşmuyoruz.Bizim silahlarımız cesaretimizdir.Bizim silahlarımız,topraklarımızı savunma hakkımızdır.Bize karşı yapacaklarınız, sadece daha fazla kan dökmek,daha fazla gözyaşı dökmek olur."

Mesela daha fazla sarı torba olur...

> Heja: "Türk devletine diyorum ki; artık bu halkın sabrı tükeniyor.Hala halkımızı ezen,kadınlarımızı,çocuklarımızı yok sayan bir güçle karşı karşıyayız.Sizin amacınız sadece bizi sindirmek ama buna gücünüz yetmeyecek.Her gün bir adım daha yakınsınız ama daha çok kaybediyorsunuz."

Aaaa aaa hiç haberim yok bunlardan öylemiymiş ?

> Heja: "Ve şimdi size sesleniyorum: Eğer bu halkın sesini duymak istemiyorsanız, istediklerimizi vereceksiniz.Buradaki mücadele sadece silahlar için değil, kimliğimiz için, özgürlüğümüz için. Ve bu topraklarda her bir damla kan döküldükçe, biz daha da güçleniyoruz siz kan kaybediyorsunuz."

"Fakat eğer barış istiyorsanız, bizimle bu zeminde buluşmalısınız. Ama bizler biliyoruz ki, bu da size hiç cazip gelmeyecek. Çünkü siz bizim, tüm halkımızın birliğinden korkuyorsunuz. Bizim gücümüz, sizin için bir tehdit! Kürt halkı size bir tehdit!Bu yüzden... bir kez daha son sözümüzü söylüyoruz, eğer katliamları sonlandırmazsanız, biz de durmayacağız.Her zaman dediğimiz gibi bizim cesaretimizin bir dirhemi hepinizi korkusuz yapar."

Boğazımı temizleyip alnımı ovalarken biraz daha bekledim.

"TC kan dökülsün istemiyorsa bu arkamda duran bayrağa saygı duymayı öğrenecek !" Dediğinde elimdeki kumandanın tuşuna basmıştım.
Astıkları çaputun üstüne hızla yuvarlanarak inen al bayrağımla nefesimi huzurla içime çektim.

Onlar kargaşayla yayını kapatırken ben keyifle izliyordum.Santimi santimine ayarlamıştım uğruna can verip can alacağım al sancak altta asılı olan çaputa değmeyecek şekilde ayarladığım için ona temas etmeden karşımda duvardan asılı duruyordu.Bu bayrağın altında yaşayıp bu bayrağa ihanet eden bir gün mutlaka ihanet ettiği yerden kurşunu yiyecek.

Yeryüzünde Türkler var oldukça, bu al bayrak hep var olacak. Öğrenecekler ona el uzatmamayı, sarı torbalara gire gire öğrenecekler.

"KİMSE BURADAN DIŞARI ÇIKMAYACAK HERKES TEK TEK ARANACAK!"

Elimdeki kumandayı yanımda duranın kuşağına yerleştirdiğimde kalabalığın içinde diğer tarafa doğru ilerledim.

Dışarıdan hızla gelen Kotan'la herkes ip gibi sıraya dizilmiş tek tek üstler aranıyordu.Olanları canlı yayından izleyip öyle gelmişti moraran suratını gördüğümde gülen yüzümün önüne geçmek için dilimi en arkadaki dişime sürttüm.

Havaya peş peşe sıktığı altı kurşunla tüm gözler sadece ondaydı.
Taraşlı yüzü mavi gözleri sivri çenesi uzun boyuyla kampta kendilerine devrimci diyen terörist kadınların gözdesiydi.

"Kampında Türk askeri var ve sen az önce bizi tüm Dünya'ya rezil ettin !" Dediğinde çektiği silahın istikameti az önce cesaretin gramından bahseden pisliğe doğrultulmuştu.Aylardır ayar oluyorum bu kadına bu yüzden sıkma Kotan o kurşunu.Ben ona cesaretin kimi korkusuz ettiğini göstermeden sıkma.

"Yanlış yapıyorsun Kotan bana mı doğrultuyorsun silahı kendine gel ?"

"Ankara'da bomba patlatılacaktı polisler günler öncesinden hücrelere baskın düzenledi,bürokrat'a İran'da saldırı düzenlenecekti keskin nişancı kimsenin ruhu duymadan indirildi,büyüklerle toplantı düzenlendikten hemen sonra silah sevkiyatlarına özel kuvvetler el koydu,canlı yayın açıyorsun direniş için arkanda Türk bayrağı dalgalanıyor Heja, arkandaki bayrağa bir bak BU NE DEMEK SEN BİLİYOR MUSUN ?!"

Leş yemiş köpekler gibi ağzından akan salyaları salan dudaklarıyla öfkeden kuduruyordu.Bunun ne demek olduğunu onun ağzından duymayı zevkle bekledim.

"Her şeyin farkındayım! İndir o silahı, bulalım onu!"

Öfkeden sahte bir kahkaha attığında başını geriye yatırdı.

"Bu şu demek, gerizekalı! Bunu yapan her kimse - ki şu an beni duyuyor - bu var ya, onu bulamazsak hepimizin hayatını tek tek siker! Yeter ki istesin!Uyuma Heja uyumaktan kork,tuvalete gitmekten kork tek başına dolanmaktan kork,nefes aldığın her dakika için kork Heja!"

Sesi tıpkı bir bıçak gibi havayı keserken, gözleri öfkeyle parlıyordu. Derin bir nefes aldı, ardından sesi bir kez daha yankılandı:

"O arkandaki bayrak senin ölüm fermanın,! Çünkü... BEN BURADAYIM! BAS BAS BAĞIRARAK,BEN BURADAYIM DİYOR! BURADAYIM!"

Zeki düşman her zaman tercihimdir...

Silahını geri çektiğinde gözleri ilk önce benim üzerimde, sonra yanımda sıraya dizilmiş herkesin üzerinde gezindi. Ama bir kişide durdu. Bende...!

Silahını beline yerleştirirken burnunu çekerken gözlerini benden ayırmadı.

Başıyla işaret verdiğinde, kafama dayanan onlarca silahın varlığını iliklerime kadar hissediyordum. Gözlerimi öfkeyle yumdum. Hiçbir açık vermedim.

Obiliç'e beni söyleyen her kimse, ona söyleyeni de yine aynı hain. Yine ve yine deşifre edilmiştim.

"Düşmanın iyi olanını hep sevmişimdir. Çok başarılıydın, hem de çokkkk!"

Tam karşımdaydı artık.
Yüzümdeki puşiyi indirdi. Gözlerimi milim oynatmadan,doğrudan gözlerinin içine baktım.

"İnkâr etmiyorsun, çünkü neler olduğunu tahmin edecek kadar zekisin."

"Bizde bilgi kutsaldır. Ama geç gelen bilgi, bilgi değil, daha büyük bir kayıptır, Kotan."

Gülümsedi. Kafasını salladı.

"Size katılıyorum."

"Seni hain!"

Heja'nın sesi öfkeyle patladı. Üzerime yürüdü. Ama daha dokunamadan, Kotan onu tek hamlede geriye savurdu..

"Karşındaki kim senin haberin var mı gerizekalı ?"

"Altı üstü bir Türk askeri neyini abartıyorsun Kotan! Keserim gırtlağını o arkama astığın çula leşini sarar çiğnerim ."

Öfkee en sevdiğim zehir...İşime yaraması için alevine biraz daha üfledim.

"Canını bu kadar başarısızlıktan sonra tasmanı tutanlar alacak ama sen illada gel bu pis canımı onlara bırakmadan erkenden al dersen hayır demem Heja !"
Kırptığım gözümle daha fazla dayanamayıp üstüme yürümüştü .

Tokat atmak istediğinde bileğini tuttup onunla yer değiştirdim.Benim sırtım Kotona dönükken şimdi onun yüzü Kotan'a taraftı ikinci kes eli tokat için kalktığında buna bilerek izin verdim.
Geriye savrulduğumda kotan'a çarpan sağ kolumla bilerek bozduğum dağılan dengemi sağlayıp tekrar dik durdum.

"Gebertirim lan seni ....... ...."

Dudağımdaki kanı gülümseyerek sildiğim.Heja ile arama giren Kotan tekrar durdurmuştu onu ama ben istediğimi çoktan almıştım.

"Onunla ben ilgileneceğim ileri gitme !" Memnun olmayan suratıyla hırsla geri çekildiğinde aramızdaki kendini zeki sanmasına izin verdiğim aptal yüzünü bana doğru döndü.

"Çok güzelsin "Bana doğru bir adım attı pis sırıtışı midemi gerçekten bulandırdı "Düşmanını kölen edecek kadar güzel."

Kalbime düşen sızı yine aklıma ilk onu getirmişti.Ömer...
O burada olsaydı öfkeden delirirdi dedi kalbim,o sizi istemedi istemez dedi aklım.

İki ay önce öğrenmiştim ondan bir parçanın bende olduğunu gidemedim nasıl giderdim öğrendiğinde onu istemeyeceğini bile bile nasıl giderdim ?
Yüzleşmeye cesaretim yoktu ki ve hâla yok.

"Ama ben o düşman değilim güzel Türk kızı,götürün !"

Mağaradan çıkarıldığımda dışarıda benim için hazırlanmış olan çarmığa gülümseyerek baktım.
Onu korumak için gitmedim buradan ve şimdi onu burada mı kaybedeceğim ?
Hayır !

Otuz metre ötemde iki tane jip vardı.
Az önce Heja tokat attığında Kotan'nın kemerinden aldığım arabanının anahtarını avuçlarımda iyice sıktım .
Aracın tam arkasına az kalmıştı.

"Yürü hadi "diye kolumu çekiştirene baktığımda diğer elinde tuttuğu kalaşnikof beni şimdilik idare ederdi.
Diğerinin ayağina taktığım çelmeyle onun dengesi sarsılırken yürü diyenin karın boşluğuna ellerimle yumruğumu geçirdim.

Elime aldığım silah ilk çelme taktığımı indirirken karşıdan sıkmak için hareketlenen iki hevali daha almıştı.
Fazla vaktim yoktu arabanın kurşun geçiremiyor oluşu şu an avantajımdı .
Araca geçtiğimde kontağı çalıştırdığımda aracın önünde olanları ezerek gaza yüklendim.

Arkamdan çıkış yapan araçlarla direksiyonu kırdım.
Sayıları çok fazlaydı koca kamp benim ardıma dizilmiş resmen hırsız polis oynuyorduk.Kalbim ilk kez düşman eline düşmekten ilk kez ölmekten korkuyordu.Canımdaki candı beni bu kadar korkutan?

Vitesten çektiğim elimi usulca karnıma koydum.
Ne çok isterdim seni sevmesini...
"Ne sanıyorsun gözlerim dolarak karnını okşayacağı mı mı ?"

Araç toprak zeminde yüklendiğim gazdan dolayı bağıra bağıra sürat yaparken gözümden damlayan yaşı sildim.Telsiz yok telefon yok saat yok hiç birşey yok yok yok !!!
Orhun'a ulaşabileceğim hiç birşey yok !

"Aynı bölgedeyiz lütfen haberimi al Orhun,lütfen !"

Araçlar arasında açtığım mesafe kapandığında kaplamaya çarpan kurşunların vızıltısı aratık melodi haline gelmişti.Korktuğum şey tam olarak şimdi olmuştu aynadan gördüğüm sol arka tekerin delik deşik olması
kontrolden çıkmasına neden oldu. Direksiyon titriyor, araç sağa sola savruluyordu. Fren yapmaya çalıştım ama hızla azalan lastik basıncı direksiyon hakimiyetimi zayıflatmıştı.

Arka taraf iyice alçalmış, metal jant asfalta sürtünerek kıvılcımlar çıkarmaya başlamıştı. Direksiyon sertliği, her hamleme geç tepki veriyordu.

Sonunda, asfaltın kenarındaki toprak zemine girince ani bir sarsıntıyla durdu. Motorun boğuk homurtusu ve hala yankılanan silah sesleri dışında her şey bir anlığına sessizleşti. Ellerim titriyordu,kalbim göğsümden çıkacakmış gibi atıyordu.

Onlar etrafımı sarmadan araçtan indiğimde bomboş kurak arazinin ortasında beni çembere alma hayallerini soldan toprağa giriş yapan tekere sıkarak yıktım.O şimdilik devre dışı kalırken,onun yerine niyet eden ecelini elleriyle çağırdı .

Camdan giren kurşunum direksiyonun başındakini aldığında diğer sekiz araç çoktan konumlanmıştı.
Şu an güvenli olan tek taraf şimdilik solumdu .

Şarjörü çekip yerine tekrar koyduğumda ağzımdan sesli bir küfür savurdum.
28 mermi şu an 40 dan fazlalar ve arakadan gelmeye devam edecekler .

"İLKUŞŞ O KANATLARINI YOLACAĞIM !"

Kırdığım boynumla araçın arkasından yaklaşan iki salağı indirdiğimde geri yaslandım.

"ÇOK HAYAL KURUYORSUN HEJA!"

Araca yağmur gibi yağan kurşunlar kulaklarımı sağır ediyordu.

"Hayallerimi gerçekleştireceğim ama sen görmeyeceksin !"
Dediğinde kahkaha atmıştım.Sıktığım bir kurşun bile boşa gitmesede mermiler yetmeyecekti.

"O ASTIĞIN BAYRAK VARYA ONU TC'NİN TOPRAKLARINDAN İNDİRECEĞİM ! "

"HADİ LAN ORDAN DAĞ KAŞARI SEN ANCA YANINDAKİLERE ETEĞİNİ İNDİRİRSİN !"

"GEBERECEKSİN ASKER BANA YALAVARA YALVARA GEBERECEKSİN SEN GEBERECEKSİN,TÜRKLERE RAHAT YOK SİZE HUZUR YOK KAN VAR SOYKIRIM VAR FİLİSTİNDEN BETER OLACAKSINIZ!"

"SEN DAHA BU KADAR İTİNLE BANA YAKLAŞAMIYORSUN DAĞ FARESİ, BAYRAK İNDİRECEKMİŞ DİREĞİ GÖTÜNE SOKARLAR !"

"KURŞUNUN BİTECEK TÜRK KUŞU !"
Ondan az kalan kurşunumla kafamı kaputa vurdum ensemi ovalarken boynumdaki pusiyi çıkarıp yere attım.Botun fermurından çıkardığım iki bıçağım ve son 9 mermim vardı.

Kurşunun az kaldığını bildiğinden önümde 9 kişiyi kurban gibi dizip onların ardından 9 kişiyi ikiye katlayan itlerini saldı .

"YÜZBAŞIYI ÖZLEDİN Mİ İLKUŞ ?"
Adı sadece kalbimi değil elimi titrettiğinde sekiz kişiyi indirsemde son kurşun ıskalanmıştı.

"Aaahhhhh!" Silahı elimden hızla fırlattığımda bıçaklarımı sım sıkı kavradım.

"ONA LEŞİNİ GÖNDERECEĞİM!"

"HEJA AND OLSUN SENİ ZEVK İÇİN DÖVECEĞİM !"

"Bitti Mermisi Alın Şunu Sağ İstiyorum!"

Gözlerim usulca karnıma indiğinde kabzasından kavradığım bıçakla dokundum karnıma.

"Ne çok isterdim seni görmek,dokunmak öpmek koklamak...Baban haklıymış olur sandım ben olur sandım benden anne olur sandım.Olmazmış bak halime seni daha doğmadan neyin ortasına düşürdüm affet annecim beni affet ."
Yanağımdan süzülen yaşları sildiğimde burnumu çektim.

"Gelin bakalım!"

Aracın camındaki yansımalar ve seslere odaklandığımda açıma ilk ayak basanın gırtlağını kestiğimde diğer bıçak aracın diğer tarafından gelenin göğsüne sağlanmıştı,arasındakinin parmağı tetiğe giderken kanlı bıçak alnına saplandı.
Ama buraya kadardı...

"Kaldır ellerini !"

Etrafıma bakınca, karşımdaki namluların ucunda beliren gözlerde tereddüt olmadığını görebiliyordum.Allah biliyor ya içimdeki şu can olmasa beni delik deşik etseler yine son noktaya kadar teslim olmazdım.Hepsi emir bekliyordu,bir hareketim, bir yanlış adımım ölümüm olabilirdi.Ama ben başka bir şey hissediyordum.O soğuk rüzgârın içindeki kar kokusu,dağların yükseklerinden kopup gelen o keskin hava...

Bir anlığına gözlerimi kapattım. İçimdeki yangın,bozkırın ayazına inat hâlâ sıcaktı. Belki de bu gün burada,bu kurak toprağın üstünde son kez nefes alıyordum ve son kez hayal ediyordum onu son kez yeşilleri gözümün önünden geçti .

Tüm bu sessizliği bozan bir Bora sesi ile bana en yakın indirilirken etrafımdaki herkes saniyeler içinde yere yığılmıştı .

Bordo bereliler gelmişti.
Orhun haber vermiş olmalı.Aldığım silahla sayıları iki dakika içinde az kalanlara doğru ilerledim.
Aptal sürüsü boş arazinin ortasında saniyeler içinde avlanmışlardı.

"Heja!"
Elimdeki keleşi gelişi güzel sallayarak ilerlerken araçların arkasından kafasını çıkaranı benden önce arkamadakiler indiriyordu .

"Seninle bir hesaplaşmamız vardı Heja !"
Etraf, barut kokusuyla dolmuş, kurşunların yankısı hâlâ havada asılı kalmıştı.Toprak,yere düşenlerin ağırlığını çoktan kabul etmişti.İlerlerken çizmelerim kuru zeminde gıcırdıyor,her adımımın altında ezilen taşlar çıtırdıyordu.

Bordo Bereliler, profesyonel bir soğukkanlılıkla hedeflerini temizliyordu. Siper almak için araçların arkasına saklanan son birkaç kişi, daha doğrultmaya fırsat bulamadan yere seriliyordu.Silah sesleri azalırken,yanan motorlardan yükselen siyah duman gökyüzüne karışıyordu.

"Heja!" diye tekrar bağırdım tekrar, sesim bozkırın ortasında yankılandı. Ama hâlâ cevap yoktu.

Elimdeki keleşi sıkarak araçların arasına doğru ilerledim.Parmaklarım tetikteydi,gözlerim her gölgeyi tarıyordu. Henüz işimiz bitmemişti. Burada bir yerde olmalıydı. Ve onu bulmadan bu savaş benim için sona eremezdi.

Tüm araçların etrafında dolansamda ondan bir iz yoktu.Patlak tekere öfkeyle ayağımı geçirdiğimde onun sesi kulaklarımda yankılandı .

"Çevre güvenliği alın Arda Kuzey hattı Hasan güney hattı ,Mehmet teyakkuzda kal!" Sesine başımı çevirdiğimde eliyle verdiği işareti takip edenler ayrıldı .
"Batur Yiğit yerdekileri kontrol edin dikkatli olun !"

Yosunları içimdeki özlemimi yok etmek yerine iyice dağlamıştı.Sert ama dengeli adımları, otoritesini ve tecrübesini her hareketinde hissettiriyordu. Botlarının yere sağlam basışı, sadece toprağı değil, içinde büyüyen özlemi de derinleştiriyordu.

Keskin hatlara sahip yüzü, gölgelerin arasından bile belirgin bir kararlılıkla ışıldıyordu. Yüzüne çektiği his, düz burnuna hafif bir ahenk katıyor, bakışlarıysa çelik gibi soğukkanlı ama bir o kadar da derin ve anlam yüklüydü. Disiplinle şekillenmiş yüzü, sert ve keskin bir ifade taşısa da,gözlerimin en derinine bakarken içindeki fırtınayı ele veren küçük detaylar vardı.

Üzerindeki aşık olduğum o üniforma, güçlü bir ritimle dalgalanıyordu. Omuzlarına taktığı ekipmanlar, yalnızca bir asker kimliği değil, bir savaşçının acımasızlığını taşıyordu.

Sağ elinde sıkıca kavradığı silah, parmaklarının ustaca sardığı namlu, her an harekete geçmeye hazır bir ölümcül güç taşıyordu.Silahı onun bir uzvu gibiydi doğal,hâkim ve kusursuz.

Yaklaştıkça,çevresindeki havanın bile onun varlığına uyum sağladığını hissediyordun.Güç, disiplin ve sarsılmaz bir irade... Göğsümü delip geçen et parçası,elim ayağımdaki tüm feri kestiği gibi, bana söylediği acımasız sözler bir bir aklıma düşmüş, ardından tekrar yüreğime saplanmıştı.

Boynunda asılı silahıyla, beni son adımlarında baştan sona süzdüğünde, attığı o son adımla kendine doğru hızla çekmişti. Başım göğsüne yaslanırken, bir eli ensemde, saçlarımın üstünde, diğer eli belimdeydi; ve o,beni kendine öyle sımsıkı çekmişti ki,sanki hiç bırakmayacak gibi,her parçamda onun varlığını hissettim.

Kolları, belimi adeta sardı; her hareketi, her nefesi, sanki vücudumu bir daha hiç terk etmeyecekmiş gibi bana geçiyordu.

Özlediğim portakal kokusu burnuma dolarken, varlığı gözlerimi sızlatmış, her şeyin bir araya gelmesiyle kalbimdeki tüm duvarlar yıkılmıştı. O kadar güçlüydü ki, gururum onu sarılmama engel olsada, o beni ne kadar isterse o kadar sıkı sardı. Kolları bedenimde, bir eli saçlarımda, diğer eli belimde, beni kendine çekmeye devam ediyordu.Kalbimdeki boşluğu,gururumun getirdiği acıyı tek tek hissettim.

Bütün bu sıkı sarılışın içinde, ben hâlâ ona sarılamadım. Kollarım, onu sarılmak için can atarken, gururum engel oluyordu. Ama o, sanki hiçbir engel tanımadan, beni içine çekmeye, kalbimi benden alıp kendine ait etmeye devam ediyordu

Başını boynuma gömdüğünde, o sıcak nefesiyle kokumu içine çekerken, dünyadaki her şeyin sadece o anla sınırlı olduğunu düşündüm. Bir daha sarılamayacak olsam da,her şeyin bir anlamı vardı...Gururumdan,acımdan, her şeyden daha önemli olan bir şey vardı: Onun bilmediği asla bilmeyeceği bir can...

"Bakın kimi getirdim ." Diye arkadan çıkan Emre'yle izin vermesede zorla geri çekildiğimde yüzüne bakamadım.
Gözleri üstümdeyken başımı arkaya çevirip hızla sildim göz yaşlarımı .

"Emre bu şey değil mi la cesaretimin gramı hepimizi korkusuz yapar diyenlerden ?"Yiğit sorusuyla karşındaki kadınla alay ederken Heja gözlerini omzundan sarkan dağılan örgülü saçılarından çekip Yiğit'e çevirdi.

"Diyelim ki oyum ne yapacaksın asker ?"

Yiğit kaşlarını gülerek kaldırdığında kafasını aşağı yukarı salladı.

"Ben silahızım,bir kadınım hani siz dokunmuyorsunu ya kadınlara,silahızlara,çocuklara masumlara ...Çok merak ediyorum ne yapacasın asker ? "

"Eksik söylemişler " dediğinde gözünü kırptı ."Sen bir bana baksana bende vatanımda gözü olanda cinsiyet arayacak yüz var mı lan? "

"Sen bayağı yakışıklısın ha asker !" Dediğinde gözleri Ömer'i bulmuştu .
"Kocan bundanda yakışıklı "Kendini aracın kaputuna sırıtarak yaslamıştı.

"Gelmeseydin karına ne olacaktı biliyor musun yakışıklı yüzbaşı ?"

"Çok konuşuyor la bu, Emre kapat şunun ağzını ."diyen Aslan'a Ömer elini kaldırarak hayır demişti.

"Ölüsünü aylar sonra şiş karnıyla bulacaktın ."
Gözlerim yumulurken yerinden çıkan tabanca sesiyle hızla açılmıştı.Elim kılıfından çıkan tabancasının üstündeki elinine değdiğinde gözlerim kaçtığım gözleriyle denk düştü.Hasretle bakıyordu bana ve daha nicesiyle o gün gözlerinde aradığım şefkat bu gün fazlasıyla vardı ama artık ihtiyacım yoktu.Tabancasını yere indirdi.

"Emre çöz ellerini !" Ağzımdan ilk cümle dökülürken o beni dinlemek yerine Ömer'e baktığında derin bir nefes verdim.
Heja'yı kolundan çektiğimde arasından bağlı olan ellerini çözdüm.
Saçlarından kendime doğru çektiğimde acısını belli etmemek için direndi.

"Sana seni zevk için döveceğimi söylemiştim."
Sırtından ileri doğru iteklediğimde uyuşan bileklerini ovaladı.

"Zevk demişken "dedi etrafımda dönerken."İstihbarat toplayacağım derken Kotan'ı iyi idare etmişsin senden bayağı memnun kalmıştı bunca yıldır uğraşıp yapamadığımı nasıl başardın İlkuş ?" O yılanlığa oynarken ben sadece gülümsedim.

Attığı yumruktan sıyrıldığımda ensesinden tutup yüzünü arabanın kaputuna sertçe çarptım.Alt dudağımı ısırıp ona doğru eğildiğimde saçlarım omzumdan düşüp rüzgara katıldı.

"Beni size kim söyledi ?! "

Onu bırakıp geri çekildiğimde kanayan burnunu tutarak bana doğru döndü.
Karşımda kan süzülen burnunu çektiğinde sırıttı.Sadist bakışı boynunu büküşü sabrımın sınırlarında geziniyordu.

"Söyleyen senden zeki diye bahsetmişti oysaki !"
Alay ediyordu ,bu kadar kolay konuşmacağımı düşünecek kadar gerzekalısın diye sırıtıyordu.
Kafamı sallayıp gülümsedim.

Üstüme atladında engel olduğum yumruğuna karşılık yüzüne yumruğumu geçirdim.Sağa doğru savrulmasına fırsat vermeden saçından tutup kendime çektiğimde yüzünden süzülen kanlar midemi bulandırdı.

"Kolay konuşmanı isteyeceğimi düşenecek kadar aptalsın Heja!"

"Konuştursana beni hadi konuştur,yumruklarında güç yok ilkuş ha sinek konmuş ha sen vurmuşsun şeker kız bu dağlar seni yer o ismini istediğin adam seni ezer ,arkandaki yüzbaşıya mı güveniyorsun ? O bile kurtaramaz seni " Dediğinde aklıma yine, arkamda dağ gibi duran adamın beni aylardır zihnimde idam sehpasındaymışım gibi durmadan sorgulatan sözleri geldi.

Karnıma yediğim sert diz darbesiyle ağzımdan çıkan kısık bir inlemeyle geri çekildiğim.Refleskle sardığım karnıma indi gözlerim göğsüm hızla inip kalkarken attığı diğer tekmeyi bir elimi acıyan karnımdan çekmeden diğer elimle savurup tekrar geri çekildim.

Birşey olmuş mudur?
Dudaklarımı sıkarken dolan gözlerimi yumamak için direndim.
İyimidir ? Allah'ım nolur birşey olmasın.
Karnımdaki penyeye dokunan elim yumruk olduğunda gözlerim merhametten kıyamete kadar uzaklaştı.

Yumruk için hamle yaptığında sol yumruğum karın boşluğuna sağ yumruğum midesine indi.Kesilen nefesine acımadım.Sinek dediği gücümü artırmak için dönerek attığım tekmemle ayağımın içi ensesine sertçe geçtiğinde yankılanan tok sese arkasındaki aracın kaputuna çarpıp yere yığılışı eşlik etti.

Arkamı hırsla döndüğümde Ömer'e bakmadan ona doğru ilerledim.
Kulağıma Yiğit'in ıslığı dolarken umursamadan Ömer'in pantolonundan çıkardığım kabzasında ay yıldız işlemeli bıçakla yerdeki pisliğe doğru gittim .

Gözleri elimde çevirdiğim bıçakla buluştuğunda korkarak geri çekildi .

"Ne o bizi cesur yapan cesaretini mi kaybettin Heja?"

"Yapma !"

"Daha ne yapacağımı bilmiyorsun.Ne Bizi Cesur Yapar ?!"

Yanında diz çöktüğümde gözlerimi yumup açtım. Öfkem, sabrımı kemiren bir kurt gibi içimi oymaya başlamıştı.

"Senin bugün bahsettiğin 'cesaret' var ya... Biz onunla çocukken tanıştık. Bize vatanına göz dikeni ez diye öğrettiler. Ama bugün... Bugün etmeyeceğim."

Bıçağın ucunu gözüne dayadığımda çığlığı taşları bile titretti.

"Vatanımda gözü olanın gözünü oyarım."

Titreyen elleri bıçağın kabzasına uzandı. Tırnakları avuçlarını kazırken inledi, yalvardı. Ama ben duymadım. Duymayacaktım.

"Bana isim vermezsen bıçağı geri çekmekle kalmayacağım, diğer gözüne de saplayacağım!"

Solukları düzensizleşti, sesi çatallaştı.

"Kim?"

Bıçağı milim oynattım.

"G!"

Nefesi titrek bir çığlığa dönüştü. Bıçağın ucunu biraz daha bastırdım.

"G... Daha fazlasını bilmiyorum! G diyorlar! Kod adı G! Karargahta, kara haritada işaretli bir yerde!"

Yalan söyleyip söylemediğini anlamaya çalıştım. Gözlerimde en ufak bir tereddüt görse, umutlanırdı. Ama o umudu bulamayacaktı.

"Çok geç."

Sesi soluğuna karıştı. Nefesi boğazına düğümlendi. Bıçağı sonuna kadar sapladığımda titremesi kesildi. Bir anlığına gözleri dondu, sonra ışığı sönmeye başladı.

Kan, parmaklarımdan damlarken derin bir nefes aldım.

"G..." diye fısıldadım.

Sapladığım bıçağı geri çektiğimde ucundan damlayan kanlarla ayaklandım .

"Kim bu G ?"
Yiğit'in sorusuna bir süre cevap vermedim.

"İkidir aynı ismi duyuyorum Yiğit karahahta içimizde ve tek bildiğim bir harften fazlası değil.O gün beni Obiliç'e deşifre etti,bu gün Kotan'a, sizden kardeşlerinizi aldı belki almaya da devam edecek ve biz hiç birşey bilmiyoruz ."

"Gitmemiz lazım "diyen Aslan'a baktım.

"Kotan'dan daha fazlasını öğrenebiliriz !" Diye araya girdiğimde Ömer'in keskin bakışları beni buldu .
"Görevimiz seni alıp dönmek Gül burada çok oyalandık gitmemiz gerekiyor hadi ." Aslan bana yol bırakmazken elimdeki bıçağı ters çevirip Ömer'e doğru uzattım.

"Göreviniz başarısız oldu o zaman siz dönün benim görevim yeni başlıyor ."

"Çok merak ediyorum lan benim bu amcam devlete istihbaratçı mı yetiştirdi yoksa hepsi birbirinden asi dik başlı baş belası kızlar mı ?"

"Alsana bıçağını !" Diye inatla uzattığımda sonunda almıştı.Kanına geri soktuğu bıçağından gözlerimi ayırdığımda yeşillerine takıldım .
Bana doğru bir adım attığında nefesim yine kalbimin sesine kulak verdi sustu...

"Karnın hâlâ ağırıyor mu ?" Ne demek istediğini anlamaya çalışırken kaşlarımı gözlerime indirdim.Elimi karnıma koyduğumda zihnimde susmayan sözleri kalbimi yine bıçak gibi kesti ve onun hareleri karnıma takılı kaldı.

"Ağırıyor ." Kendine cevap verdiğine bacaklarıma ve belime doladığı koluyla ayaklarımı bir anda yerden kesmişti .

"Ne yapıyorsun ya?Delirdin mi bırak beni !"

Özlediğim kokusu burnuma buram buram dolarken o beni takmadan timine hareket emri vermiş kollarıyla sım sıkı tuttuğu benle ilerliyordu.

"Sana söylüyorum beni duyuyor musun ?"

Cevap vermeyip ilerlemeye devam ettiğinde tim hemen ardındaydı en önde Batur ve Yiğit sesimi umursamadan temkinli ve tempolu bir şekilde ilerlerken onların hemen ardında biz vardık.Arkamızda Arda ve Emre onların ardında Aslan ve en arkada Mehmet ve Hasan vardı .
İlk baharın soğuk mevsimi onun kucağında olduğum için şu an sadece ayaz olarak yüzüme işliyordu .

Arada bir gözleri yüzüme insede çok uzun sürmeden çevreye yöneliyordu .
"İndirsene artık, daha ne kadar taşıyacaksın?"

"Sonsuza kadar."

Yeşilleri gözlerime öyle bir takıldı ki... Sanki zihnime kazınan bu tek bakış, tüm geçmişteki yaraları tek tek sarıyordu. Her acı, her kayıp, her yara-bunu her şeyin ardında tek bir karar bekliyor gibiydi: "Sonsuza kadar."

Bu kelimeler, hafif bir rüzgâr gibi kulağımda dans ederken, kalbim bıçak gibi kesilmişti. Yalnızca onun varlığı etrafımda, her geçen saniye daha da sıkılaşan bir bağ gibi hissettiriyordu.

Daldığım duygusal boşluktan çıktığımda gözlerimi kaçırdım .

"Tamam indir beni sizinle geleceğim."
Cevap yok .Yoluna devam ederken derin bir iç çektim.

"Ömer artık sinirleniyorum adam gibi cevap bile vermiyorsun ban, indir beni ya ayaklarım var benim !Bak 37 buçuk hemde"
Botlarımı kucağındayken salladığımda üst dudağı kısa bir süreliğine havalandı ve ben bu anı yakaladım.

"Cevap veriyorum güzelim!"

"Telgırafla mı ?"

"Cık"dedi ağzının içinden.

"İndir beni diyorsun bende indirmiyorum,eylemler en sesli cevaptır."

Paşama bak sen ya .

"Bak yürürüm diyorum,midem bulandı ya indir Ömer !"

"Kusabilirsin !"

"Ya sabır !"

"Neden indirmiyorsun,geleceğim diyorum işte?"

"Neden 4 aydır yoksun ?"
Sorusu beni duraklatırken kendimi çabuk toparladım.
"Sakın bana görev deme görevinin iki ay önce bittiğini gönüllü olarak kaldığını biliyorum."

Kaçacak yerim yoktu.Tek kaçırabileceğim şeyim gözlerimdi.

"Neden ?Gül neden burada bu kadar uzun kaldın ?"

"Ne zamandan beri sana hesap veriyorum ?"
Dişlerini öyle bir sıktıki gıcırtısı tüylerimi ürpetti.

"Orhun'la mıydın ?"
Sanki kardeşinden değil düşmanından bahsediyordu.Orhun ne alaka ya ? Ben kanpta takıldım Orhun'u sadece iki kere gördüm operasyon onun sorumluluğundaydı hepsi bu kadar.

"Kiminle olduğum nerede olduğum ne kadar süre olduğum seni ilgilendirmiyor yüzbaşı ."

"Öyle mi ?" Diye yüzüme baktığında "Öyle "dedim dik tuttuğum kuyruğumla .

"Kiminle olduğun nerede olduğun ne kadar süre olduğun bu dünyada sadece beni ilgilendiriyor !"

"Hangi sıfatla ?"

"Ulan unuttuğun sıfatı seni altımda kıvrandırırken hatırlatmazsam namerdim !"
Çüş! Hayvan herif gözlerim etrafı kolaçan ettiğinde timle aradaki mesafenin fazla olması duyma ihtimallerini düşürdüğü için rahatladım.

"Düzgün konuş.Hem Arya öldü,öküz öldü ortaklık bozuldu benim artık o evde işim yok ."

Yağmaya başlayan yağmur onun duruşuyla aynı anda başladı beni usulca yere indirdiğinde timine mola vermişti.
Karanlık yaklaşırken bulutlar bu saati daha erkene çekmişti.

Benden ayırdığı koluyla komut verdiğinde tim usulca dağıldı .

"Sağlam bir yer bulun helikopter inmez bu gece buradayız ." Beni ardında bırakıp mağaraya doğru ilerledi .

Arkasından devirdiğim gözlerimle ardından gelen Arda'nın kolunu tuttum.

"Kumanyanda ne var ?" Dedediğimde ilk şaşırsada kendini toparladı .

"Açmısın sen ?" Dediğinde elimi kolundan çekip kafamı salladım .

"Hemde kurt gibi ." Gülümsedi .

"Aşk olsun Gül darıldım hemde çok pis niye ben değilde o,benden neden istemiyorsun ?" Emre'nin haklı isyanına hak verdiğimde artık çok geçti .

"Bak adanalım çekici olmak bu noktada devreye giriyor ,karşındaki kız en yakın en sıcak en samimi en güvenilir en mükemmel en -"

"Yeter lan yeter sokturma enlerine !
Gül sen benim yerime şu çapsızı seçtin ama ben yine sana vereceğim yemeğimi ."

"Ne yapacak lan senin kokuşmuş yemeğini ben veririm sana Gül !"

"Lan acılı Adana'ya kokuşmuş diyeni Allah çarpar çarpar nimet o nimet insan olmayı beceremeyen yaratık !"

"Adanan mı var ?" Gözlerim fal taşı gibi mutluluktan açılırken midem elinde mendille halaya tutuştu .

"Gelmeden hemen önce yaptırdım sekiz saattir duruyor seni rahatsız edebilir ve çok acı ."
Omzumu silkelediğimde dudaklarımı yaladım.Emreyi kolundan tutup hızla magaraya doğru çekiştirdim.

"Hadi çıkar hemen !"

"Yazıklar olsun bee bir tane adana dürüme sattın beni Gül !"

"BİR TANE Mİ ?" Hayal kırıklığına uğramıştım.Büzdüğüm dudaklarım anında dolan gözlerimle Emre'den cevap bekliyordum.

"Sadece bir tanemi var dürümün ?"
İçimi çektiğimde ağlamamak için sıktıkça sıktım kendimi bana tuaf tuaf bakan Emre elini karıştırdığı çantasından çıkardığında iki dürümüde bana uzattı .

"Bakma iki tane olduklarına bunların yarımı keser seni ." İki elimle elinden aldığım iki dürümle gözüme kestirdiğim iki yüzbaşının karşındaki köşeye ilerledim.

Yiğit'in ayakta bana attığı bakışları umursamadan çöktüğüm mağaranın girişindeki toprağa oturur oturmaz dürümün kağıdını açıp ısırdım.O acının verdiği muazzam tatla yumdum gözlerimi ama daha fazla dayanamayıp ikinci ısırık için açtım .

"Ayranda var mı ?" Ağzım dolu dolu konuşurken Yiğit yanıma oturdu.

"Tabi var hatta istersen Espresso,Mocha,Nitro Cold Brew,Frappuccino gibi özel karışımlarimızda var hangisini istersiniz ?"

Ağzımdaki lokmayı ona kıstığım gözlerimle bakarak yavaş yavaş çiğnemeye başladım.

"Sanane lan senden mi istedi gevşek ! Ayran ne arar bizde Gül olsa dükkan senin bacım."
Batur bana destek çıkarken Yiğit'in yanına oturdu.Yuttuğum lokmadan sonra zevkle kaşlarımı kaldırıp Yiğit'e dil çıkardım .

"Aldın mı cevabını gevşek Yiğit !" Sözüm biter bitmez kocaman bir ısırık daha kopardım dürümümden.
Ortam bir anda ölü sessizliğine bürünürken tüm gözler bana bakıyordu sanki elektro şok yemiş gibiydiler .

"Ben yanlış mı gördüm ?" Dedi işaret parmağıyla kendini gösterirken devam etti ."Bu az önce bana dil mi çıkardı yoksa ben mi yanlış gördüm ?"

Onlar bakışırken ben bitirdiğim ilk dürümün kağıdını kenara bıraktım. Kucağımdaki ikinci dürümü açıp ısırdım .

"Komutanım galiba tek yanlış gören siz değilsiniz "dedi Emre .

"Sende görüyon mu Arda senin bir lokmada komaya girdiğin dürümümün birincisini gömdü ikincisini yarı etti."

"Başka yiyecek neyiniz var ?"

Arda fal taşı gibi açtı gözlerini Emre, kocaman açtı ağzını Aslan,sakalını sıvazladı Batur,beni baştan aşağı inceledi Ömer.Yiğit'se elinin tersini alnıma koyup geri çekti .

"Ateşide yok ." Dediğinde elimdeki dürümün dibinide ağzıma attım.

Karnım o kadar açtı ki onların ne düşündüklerini takmadım.Ne kadar yersem yiyeyim sanki yediklerim karnıma inmiyordu .

"Kiloda almış bayağı ." Dedi Arda

Yiğit"Bu kadar yerse tabi alır."

Lokmam bittiğinde büzdüğüm dudaklarımla Yiğit'e baktım .

"İki lokma birşey yedim gözüne mi battı ?"

"İki lokmamı ?İki dakkilada Kolum kadar iki dürüm gömdün vahşirella."

"Sanane ya senin dürümünü mü yedim?"

"Ben senin için diyorum sonra kocan sana bakmaz yanında tırella gibi gezersin benden söylemesi ."

Titreyen dudaklarımı bastırmakta zorlandığımda gözlerim Ömer'i buldu .
Bana tır demişti kocan sana bakmaz demişti üstelik ben daha doymadım .

Gözümden ilk yaş süzüldüğünde içimi çektim.Ömer anında ayaklanmıştı.
Yanımda diz çöktüğünde tuaf bakan gözlerine daldım.

"Güzelim niye ağlıyorsun ."

"Bana tır dedi ."
Dudaklarımı büzsemde titremişti .
Öfkeli gözleri Yiğit'i bulmuştu .

"Abi ne bileyim ağlayacağını ben her zamanki gibi takıldım,hem ben şaka yaptım ya ne tırı Gül senin fiziğin taş-"
Ömer kaşlarını kaldırdığında yutkunup kesildi."Taşlar çok sert ya götüm ağırdı ben en iyisi kalkayım buradan ."
Yanımdan üstünü silkeleyerek kalktığında o Yiğit'in yerini alıp ıslak yanaklarımı sildi .

"Götüm titredi demiyor götüm ağırdı diyor."Aslan sözünü bitirdiğinde ikimiz haricinde herkes gülmüştü kendi bile .

Elindeki sarma konservesini bana uzattığında alıp almamak arasında sıkışıp kaldım.
Ben bu adama küsüm ya ! İzin vermiyor ki küseyim.Hamile insanın karşına sarmayla çıkılır mı ?

"Yemeyecek misin ?"

Yutkunarak kendimi durdurdum.Ama canım aşırı derecede sarma çekiyor.Hepsinde aynı kumanyanın olduğunu hatırlayınca onun sarmasını elimle itip Arda'ya baktım.

"Bana sarmanı verir misin Arda?"
Elaları bana anlamsız baktığında yüzü tamamen Ömer'e baktı .

"Şey ya .Ben sarmamı yedim Gül ." Dudaklarımı büzdüğümde derin bir nefes verip Batur'a baktım.

"Sen versen olur mu Batur üsteğmenim söz ben evde bir tencere sararım sana ."

Kaskınının açıkta bıraktığı alnında parmağını gezdirirken bize kaçamak bakışlar atıyordu.

"Yükler üstüne gelmiş sarma patlamıştı ben onu attım ."

Emre verirse aç kalır çocuğun dürümlerini bitirdim.
Gözlerim tam Aslan'ı bulduğunda "Benim sarmalarım bozulmuştu ."
Bir umut Yiğit'e baktığımda gözlerini hemen kaçırdı.

Anlaşıldı bunlar komutanları için bana kıydılar.Ellerimi göğsümde birleştirip girintili çıkıntılı duvara yaslandım.

"İnşallah açlıktan ölürüm soğuktan donarım gecede kurtlar yer beni hepinizde vicdan azabı çekersiniz."

"Gülmeyin ya ne gülüyorsunuz!"

"Sen kurtları yemede ." Yerden aldığım taşı Yiğit'e fırlatmış olsamda taş bacağına isabet etmiş olsada sinek konsaydı sanırım daha fazla tepki verirdi.

"Al hadi güzelim." İttiğim sarmayı tekrar gözümün önüne sokmuştu.

Omzumu silktim"İstemiyorum senin birşeyini neden anlamıyorsun ?"

"Yiğit,Gül'e sarmanı ver ." Sözünü bitirir bitirmez elindekini oturduğu taş zemine bırakıp mağaradan çıktı hemde yağan yağmura aldırmadan.Kalbimin üstüne oturan yumruyla taşın üstüne bıraktığı sarmayı izledim.

İçimde bir şeyler kırılıyordu, paramparça oluyordu ama onu durdurmak için kıpırdayamadım bile.

Yağmurun sesi mağaranın içinde yankılanırken içimde büyüyen pişmanlıkla dişlerimi sıktım.

Ama sadece pişmanlık değildi bu...

Korkuyordum.

Anne olma isteğimi acımasızca kıran adamın, karnımdaki canı aldırmamı istemesinden korkuyordum.

Mantıklı hareket etmeyi unutmuş gibiyim. Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum.

Ondan uzakken sadece üzülüyordum... Ama şimdi? Şimdi ne yapacağımı, nasıl hareket edeceğimi, mantıklı olanın ne olduğunu bile bilmiyorum.

Bir yanım 'Söylesem, belki kabul eder,' diyor.
Ama diğer yanım... 'Bunu öğrenirse vereceği tepki, kalbimde dönüşü olmayan yaralar açar,'diye fısıldıyor.

Hangisine inanacağımı bilmiyorum.
Hangisi daha az acıtır, onu da bilmiyorum.

Bölüm : 21.04.2025 06:03 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...