
Beğenip bol bol yorum yapmayı unutmayın
Sizi çok seviyorum keyifli okumalar 🦋❤️
•••
Kumru, masasında oturmuş, birkaç askerin telaşla sıraladığı ilaç taleplerini sistemine giriyordu. Parmakları klavyede seri ve alışkanlıkla dolaşırken gözleri bir an bile ekrandan ayrılmıyordu. Ben ise karşısındaki sandalyeye yerleşmiş, sıkıntıdan patlamaya ramak kalmış bir halde onu izliyordum. Zaman geçmiyor, nefes almak bile fazladan bir çaba gibi geliyordu.
Beyaz önlüğünün altında,tenine neredeyse uyum sağlayan toz pembe elbisesiyle göze çarpmaktan çok,gözde kalıyordu çünkü cilt alt tonu bu rengi adeta sahiplenmişti.
Koyu buğday tenine en çok yakışan şeyin gözleri olduğunu sanırdım; ama öyle değildi.O,elmacık kemiklerini ince bir gururla taşıyor, burnunun zarif çizgisiyle bakışlarına keskinlik katıyordu. Güzelliğiyle sanki 'geçiştirilemeyecek kadar gerçek' bir cümle kuruyordu.
Saçlarını sabah alelacele, umursamazca tepeden at kuyruğu yapmıştı. Sanki aynaya bile bakmadan toplamıştı,klasik doktor deyip geçmek istedim içimden, ama güzelliği bu düşünceme kafa atarcasına meydan okuyordu.
"Senin işin beni dikizlemek mi?" dedi, ekrana göz ucuyla bakmaya devam ederek, ama dudaklarının kıyısında beliren belli belirsiz o gülümsemeyi saklamadan.
O an camın dışında yağan sulu kara çevirdim gözlerimi. Eskiden en çok sevdiğim şeydi karı izlemek. Her tanesi yavaşça düşerken, içimdeki sessizliği büyütür, zamanın telaşını unuttururdu. Şimdi ise kar bile teselli etmiyordu beni.Sadece dün öğrendiğim gerçekten sonra zaman biraz daha katlanılır hâle geliyordu.
Beni neyin beklediğini bilmeden, içimde filizlenen umut tohumlarıyla bekliyorum. Her tohumun deva olmadığını bilsem de,yine de bir umut bekliyorum.
Onu kaybettiğim günü bir an bile unutamadım.
Dumanların arasından yükselen çığlıklarım... Onun gözlerindeki pişmanlık... Geride sadece yanık bir iskelet ve gri bir sessizlik kaldı. Ömer, gözlerimin önünde yandı. Ya da... bana öyle inandırıldı.
İstihbarat dünyasında gerçek, çoğu zaman bir illüzyondur. Sana ne gösterildiği, ne gördüğünden daha önemlidir. Dün,bu farkı bana bir kez daha acımasızca hatırlattılar. Sert, soğuk ve planlı bir tokat gibiydi.
Ömer yaşıyor.
Bileklik... Bu bir tesadüf olamaz. Tesadüfler halk içindir. Bizim dünyamızda, her detayın bir amacı, her boşluğun bir sahibi olur.Bu hamle, sonu yaklaşan bir oyunun habercisiydi.İşte bu haberle birlikte içimdeki dengeler yer değiştirdi. Yas, yerini stratejik bir sessizliğe bıraktı. Acı, analizle soğutuldu. Ve sevgi... artık sadece bir zafiyetin adıydı.
Ve o sorular...
Eğer Ömer hayattaysa, neden şimdi?
Cevap:Bu kişisel değil,profesyonel.
Çünkü bu dünyada duygular şifrelenir, gerçekler gömülür.Ve en ölümcül silah bilgi değil,o bilginin zamanlamasıdır.
Sormaya bile korktuğum en vahim soru şu:Ömer neden o bilekliği mezara bıraktı?
Onu bulmamı istiyor, bunu biliyorum. Tanıyorum onu. Ve o da beni tanıyor. Ama asıl mesele bu değil.
Neden...Neden bunca ay sonra, seni bulmamı istiyorsun Ömer?
Bunun tek bir açıklaması yok. Ama iki ihtimal, diğerlerinden daha ağır basıyor:
Ya beni ele geçirmek isteyenler, bunu Ömer üzerinden yapıyorlar,bu yine bir tuzak.Ya da Ömer artık oynadığı oyunun sadece bir parçası değil, başrolü. Ve artık satranç tahtasını kendi kurallarına göre diziyor.
Kısacası,oyun değişti. Kurallar değişti. Ve hamle sırası Ömer'de.
Her ne olursa olsun, bu oyun benden geçecek.Nedenini bilmesemde bu oyununun kilit isimlerinden biri benim.Çünkü bana Kriptex'in sahibi sensin dediğinde,gözleri de büyük bir doğruluk vardı.Peşimde olmalarıda bu doğruluğa artı puan ekliyor.Ve kriptex'in sahibinden fazlası olduğuma emin olsamda,bana bu fazlalığı neyin verdiğini bilmiyorum.Ömer biliyordu ,Paşa biliyor hatta Orhun bile biliyor.Beni yaralayanda bu...Orhun,Ömer'in cenazesine gelmedi çünkü ölmediğini biliyordu gerçeği biliyordu aylardır ortada yok ,gizli görev yalanına inanmayacağımı biliyor .Uzak durmasının sebebi tüm gerçeği bilip gözlerimin içine bakarak bu yalanla yaşamama seyirci kalmak istememesi .Sanki uzakta olunca seyirci kalmıyormuş gibi...Kendini kandırdığının farkında değil vicdanını böyle rahatlatıyor .
Şu an asıl meselem bunlar olmamalı.Duygularımı bir tarafa bırakıp mantıklı düşünmeliyim.Ortada büyük bir oyun var.Ve ben artık eminim: biri beni bu oyunun merkezine bilinçli çekiyor. Belki Ömer. Belki de ondan daha büyük bir güç.
Zaman ilerledikçe detaylar netleşiyor ama cevaplar değil sorular çoğalıyor hemde ağırlaşarak.
Tüm bu girdaptan kurtulmak için yapmam gereken tek bir şey var, sevdiğim adamı bulmak... Peki ya şu an içimde, onun karanlık bir tarafının var olduğunu fısıldayan o ses ya haklıysa?
İşte o zaman tüm bu soruların içinde en ağır olan soru şu olacak:
O karanlık gerçeği öğrendiğimde kırılacak olan ne olacak,gerçeklik algım mı yoksa kalbim mi ?
"Merhaba bayanlar "
Düşüncelerimi kesenin hangi ara geldiği muamma.Karşımdaki Melis'in yerine gelen Doktor Emir'di.Birazdan Kumru nöbet devredecekti.
Kumru,yorgun gözlerini ona çevirdiğinde ,kumral saçlarını eliyle düzelttirken karşıma oturdu .
"Hoş geldin Emir "
"Hoş buldum yoğunluk var mı ?"
"Elimden geldiği kadar sana yoğunluk bırakmamaya çalıştım.Eksik dosyaların listesini de güncelledim, sistemede not olarak bıraktım; yarın sabah vizitinden önce göz atarsan iyi olur."
"Gül!"
Yiğit sanki aylardır yattığı çilesinden yeni çıkmış vahşi ayı gibi odaya pat diye dalıp adımı resmen böğürdü.Kumru kafasını sallayıp hakaret etmemek için kendini sıkarken Emir bunu umursamadan devam etti.Çünkü alışkın hemde aylardır.
"Kendini bu kadar yormasaydın ,göz altı ödemin artmış ."
"Onlar alışkın ." Oturduğu sandalyeden kalkıp önlüğünü çıkarırken iki erkeğinde gözleri onun üstündeydi tek bir farkla Yiğit'in bakışları Emir'e de değiyordu.
Biraz kıvırcık saçları uzun burnu keskin yüz hatlarıyla karizmatik bir doktordu .Kumru bakarmı bilmem ama Yiğit şu an ona acayip bakıyordu.
"Yiğit sen ne için gelmiştin ?"
"Öylesine " dedi,gergin gelişigüzel bir şekilde bana cevap verirken hemen ardından içeri giren Batur'un gözleri Emir'e sertçe dokundu .
"Erken gelmişsin doktor !" Sibiryadan soğuk rüzgarlar estiren Batur'un aylardır Emir'e olan bu tavrına anlam veremiyordum gerçi tüm Börü zavallı doktora aynı onun gibi davranıyorda neyse .
"Meslek aşkı diyelim ."Cevabını verirken ayağı kalkıp önlüğünü giymeye başladı.
Batur badisinin omzunu eliyle hafifçe sıkmıştı,sanki bir uyarı,bir rahatlatma gibi .Şu an karşımda üniformalarıyla birlikte, dev cüsseleriyle karşılarındaki adamı yemeyi aç kurtlar gibi bekleyen iki üsteğmenin derdi neydi ?
"Biz çıkalım Gül ,hocam size kolay gelsin bir sorun olursa ararsınız."
"Aslında bir sorun var ." Karıştırdığı çekemeceden aldığı mavi baskılı jel ile Kumru'ya doğru giderken arkadaşım sorunun ne olduğunu anlamaya çalışıyordu .
Kumru'nun elini tutup avcunun içine kremi bıraktığında küçücük odaya doluşan aurların çözmeye çalışıyorum.
"Bunu güzel gözlerine sürmen gerekiyor.Nasıl kullanacağını biliyorsun değil mi ?"
Benim tanıdığım Kumru şu an o kremi alır...Emir'in kafasına boşaltırdı ama yapmadı...Yapmadı ve direk Yiğit'e baktı.Dudağında hafif bir gülümsemeyle kafasını salladı.
"Teşekkür ederim."
Şu an ben şaşırmıyorum.Evet şaşırmamalıyım.Erkeklere asla yüz vermeyen kabadayıpar gibi heyyytttt var mı ulan bana yan bakan naralarını gözleriyle ve duruşuyla atan,hiç sevgili yapmamış arkadaşım ona iltifat eden meslektaşına teşekkür etti.Ne var canım bunda,demi yani ne var ?
Elindeki kremle birlikte Yiğit'in omzuna çarpıp çıktığında yerinden milim oynamayan adamın sıktığı yumruğuna gözlerim kayınca boğazımı temizleyip Kumru'nun arkasından odadan çıktım .
"Nisa birşey bulduğunu söyledi.Odasına gidelim."Batur'un bana yetişip sessiz kurduğu cümlesiyle yüzüme zafer gülüşü yayıldı .Yiğit odaya bunu söylemek için gelmişti ve söylememişti.
Acaba neden ? Dedi,içimdeki yaramaz ses kıkırdarken ...Yiğit'de yanımda yer aldığında tam Kumru'ya yetişmeden önce tavrını yoklamanın tam zamanı olduğunu düşündüm.Kızım sana söylüyorum gelinim sen oltama düş, hesabı yapacağım şimdi .
"Batur,sen kolay kolay insanlara kötü bakmazsın,zanla yaklaşmazsın bu Doktor Emir'in yanlış bir hareketini mi yakladın ."
"Ben kimseye zanla yaklaşmam Gül.Bu herifte hoşuma gitmeyen şeyler var hem kimse benim kardeş bildiğim insana yavşayamaz kalıbıma ters bu tür şeyler,kimse sana yavşayamaz, Nisa'ya yavşayamaz ,Kumru'ya yavşayamaz ! "Bakışlarını karşıdan kesmeden cevap vermişti ve her yavşayamaz dediğinde sanki yavşayan karşında duruyormuş gibi öfkeleniyordu.Esma'nın ismini söylememeside büyük bir gerçekti.Onların işine sonra el atacaktım ,konuya geri d9nmek için boğazımı temizledim.
"Yavşamak demiyelim ya bence Emir bey'in kötü bir niyeti yok,hem gayet muhterem bir insana benziyor ."
"Aynen ,"dedi Yiğit olduğu yerde durduğunda devam etti ."Muhterem bir insan Emir bey ama az muhterem çok götveren ."
Bu nasıl bir küfürdür ya ?
Tepkisini ölçek için yüzüne baktığımda eliyle ensesini ovalayıp gözlerini benden kaçırdı.
"Orhun'a söyleyecek misin ?" Konuyu değiştirsede ben istediğim cevabı almıştım.
"Hayır ."
Kafasını salladığında Kumru araya girdi .
"Orhun,dün olanları bir şekilde öğrenecek ve seni asla başı boş bırakmaz ."
"Bırakmak zorunda bırakırsam bırakır."
"Aklında neler geçiyor senin ?"
"Nisa,istediğimizi bulsun aklımdan geçenleri uygulaması kolay ."
Tam karşımızdan aniden çıkan iki albay... İçlerinden biri, tırnak içinde hain. Onlarla birlikte gelen Paşa ve generalin varlığıyla, Yiğit ve Batur hemen kenara çekilip duruşlarını düzeltti.Kumru ile birlikte bizde kenara çekildik.
Tuğgeneral Selim Karaca.
Omzundaki tek yıldız, öylece duruyordu.Sade,ama çarpıcı. Parlamıyordu; aksine,sanki karanlıkları içine çekmişti. Ona baktıkça düşünmeden edemiyordum.Acaba kaç emirle yüzleşti, kaç gece yalnız kaldı, kaç kararın altına adını yazdı,kaç evladını kaç askerini,kaç kardeşini şehit verdi de o yıldızın hakkını kazandı?
Koridorun ortasındaki kırmızı halıya attığı her adımda zeminde bir düzen oluşuyordu. Adımları bile sessiz bir protokol gibiydi. Üniforması kusursuzdu, ama onu asıl güçlü yapan o bakışlardı,uzaklara bakan, geçmişi taşıyan, geleceği hesaplayan.
"Sabah raporu geldi mi Sargınç ?"
"Henüz değil komutanım,hâlâ sahadalar."İbrahim albay,cevap verdiğinde bir anlığına bakışları bana dokunup geri çekildi .
"O çocuk sabahı geceye karıştırıyor. İki saate masamda istiyorum."
"Emredersiniz."
"Çelik, şu ekip içindeki gerilimi de izliyorum. Dağıtın o bulutları, yağmur istemiyorum."
"Emredersiniz komutanım."
Tam önümüzden geçmek üzerelerken kaçamak bakışlarımı yanımdaki iki askere çevirdim çünkü şu an Çelik albayı öldürecekmiş gibi bakıyorlardı ve bu durum herşeyi kolayca ele verebilir.
Yiğit hazırolda pantolununun üstünde tuttuğu kumaşa elini o kadar bastırıyordu ki ,kumaşı delip geçmek isteseydi bu kadar baskı uygulayamazdı.Oto kontrolünü sağlamak gibi bir derdi şu an asla yoktu .
Paşa'nın yeşilleriyle kesişince diken üstündeymiş gibi hissetsemde,gözlerime elimden geldiği kadar sis perdesi çektim.
Bir an önce hepsi gitmeliydi yoksa Yiğit ve Batur'un Çelik albaya olan bakışları herşeyi ele verecekti.
Yanımızdan geçip arkalarını döndüklerinde tuttuğum nefesimi rahatça geri verdim.Ama bu sadece bir saniye sürdü çünkü Paşa adımlarını durdurdu ve yüzünü kuşkuyla bize doğru çevirdi.
Kahretsin ,kahretsin,kahretsin!
Yeşilleri,iki üsteğmenin gözlerini diktikleri Çelik albayın sırtına kadar değip,tekrar onlara geri döndü.
Bu iki manyağa yapacağım en ufak kaş göz işareti durumu dahada dikkat çekici hale getirecekti.Ve artık ikiside Paşa'nın radarına girmişti.Paşa'nın benim gerçekleri öğrendiğimi fark etmesi demek Ömer'i asla bulamamam demek.Hainin kim olduğunu onlara söylemiş olduğumu öğrendiğinde vereceği ceza umrumda bile değildi,bunları öğrendiğinde Ömer'e giden tüm yollarıma taş koyacak.Asıl sorun bu !
Bize doğru gelmeye başladığında "Şimdi sıçtık !" Diye mırıldandı Kumru.
Beş adımda karşımda durdu."Nasılsın ?"
Yiğit ve Batur'dan alacağını almıştı emin olmak için benim gözlerime odaklandığında ona istediğini vermeyecektim.Gözümün önüne Ömer'in yanmış cesedini getirdim.O gece yağan yağmurun acı kokusunu ciğerlerime doldurduğumda unutamadığım ızdırapla dolmaya başlayan gözlerimi onun gözlerine sabitledim.
"İyim ." Baştan aşağı beni süzdüğünde istediğini bulamamıştı.Gecelerimin en derinlerinde gezindiğinde ona sunduğum tek şey o gecenin yanıklarıydı.Beni sen yetiştirdin Paşa ve artık sen bile çözemezsin.
"Bu gün mutlu gördüm sizi ?"
Hedefi Kumru olduğunda içimden duaları yağdırmaya başladım.Kumru şiş gözlerinde elini gezdirdiğinde gözlerini devirdi.
"Ağlayalım mı ?" İşte böyle Kumru,işte böyle ."Getirdin tıktın beni bu dört duvar arasına ve şimdi mutluluk mu arıyorsun ?"
Kaşları onuda es geçtiğinde Yiğit'e kaydı.
"Sen nasılsın Yiğit ?"
Yiğit gözünü bile kırpmadan cevap verdi; "Bu kadın yanımda olduğu sürece iyi değilim, amca."Beni şaşırtıp rövaşata kalktığında Paşa o gölü yer mi yoksa tutar mı buna Batur karar verecekti.
"Sen nasılsın evlat ?" Asıl sorun Batur'du. Yiğit,az önce Paşa'ya gözlerindeki öfkenin sebebinin Kumru olduğunu açıklarken,Batur gibi bir adamın bir albaya o şekilde nefretle bakmasının nedeni onun hain olduğunu yüzde yüz öğrendiğini gösterirdi.Batur,eğer ortaya mantıklı bir şekilde açıklama sunmazsa,biterdik.
"Bana verdiğiniz sözü tutarsanız iyi olurum.Esma o günü hâlâ atlatamadı ."
Yemin ederim PESSSS!
Bundan bir hafta önce Esma,Alparslan ve Gökçe'yi karagaha getirmişti.Bunun sebebi o gece eve gitmediğim için Alparsan'nın beni uzun süre göremeyince aşırı huysuzlanmasıydı.Normalde sessiz olan çocuk bir anda fazlasıyla huysuz ağlaklı oluyor.
Ve o günde Esma onu durduramadığından kargaha getirmişti.Bende içeri almıştım.
O sırada aracıyla karargaha giriş yapan Çelik albay kapıda bizi görünce, kızına ve kızının yağcısı olan avukatına yaptığım olayın intikam fırsatını ele geçirdiği için bunu asla kaçırmadı .
Ben neysede,Esma bu sert ve aşağılayıcı baskı karşında ağlamıştı.Çünkü kızı yaşadığı acılar üzerinden vurmuştu .
"Bu kadar erkeğin arasına tecavüze uğrayan hiçbir kadın girmez ! Yanlış bildiğimiz şeyler varsa aydınlat bizi o zindanada tıpkı buraya girdiğin gibi kendi isteğinle mi girdin? " demişti.
Ona resmen sana tecavüz etmelerinin sebebi sensin imasında bulundu hatta ima hafif kalır.Hayatımda kendimi o an kadar,zor tuttuğum başka bir yer olmadı.Alçakça saldırısı kan donduran cinstendi.Ve içimden keşke Ömer burada olsaydı diye geçirmiştim.O günün siniri yine beni ele geçirmişti.Aşağılık herif !
Olanları öğrenen Batur'u Paşa odasına çağırıp zorla sakinleştirmişti.Batur'a ne sözü verdi bilmiyorum ama şu an zafer bizimdi.Güzel toparlamıştı.İçimden onu ayakta alkışlarken bunu yüzüme yansıtmamaya çalıştım.Eğer öğrenirse biteriz,Ömer'i o istemeden asla bulamam.Bu yüzden öğrenmemeli öğrenirse herşeyi yerin yedi kat dibine ulaşmamam için gömer.Kontrol onun herşeyi.
"Tutamayacağım sözler vermem oğlum ."
Elini onun omzuna vurup yönünü general,İbrahim Albay ve o şerefesizin gitti yönün zıt tarafına çevirip yürümeye başladı .
Nereye gidiyorsun Paşa ?
Yüzümü Kumru'ya çevirdiğimde o da aynı merakla bana baktı .
"Kahretsin !" Dediğimde aklıma gelen başıma gelmek üzereydi .
Yiğit "Noldu ?" dediğinde Kumru yanaklarını şişirip ofladı.
"Unutun bu işi,çünkü birazdan herşeyi öğrenecek !"
"Ne demek öğrenecek toparladık durumu ."
"Sana boşuna golgisiz salak demiyorum adama öldürecekmiş gibi baktıktan sonra Paşa bunlara inanır mı sanıyorsun ? Emin olması lazım bunun için Nisa'ya gidiyor ve Nisa yalan söylemesini asla beceremez heleki karşısındaki Paşa ise..."
Elimle ensemi ovalarken düşünmeye başladım.
"Arayalım saklansın !" Batur mantıklı birşey söylemişti.Ama Paşa çoktan ikinci kata çıkmıştı koridora çıkıp kaçamaz ,masasının altı bile saklanmak için imkansız.
"Arda,onun odasındaydı dur arayalım o birşeyler yapar ."
Yiğit telefonuna sarıldığında Paşa'nın peşinden ilerlemeye başladık .
Bu kadar imkansız olamaz ya sadece Ömer'in yerinin tesbiti yapılana kadar Paşa bildiğimizi öğrenmemelidi.
•••
NİSA
"Nisa sana soru soruyorum ! "
Canımdan bezmişcesine sesli bir nefes verdim.Gözlerimi,ekrandan çekip bir saattir aynı konuda başımın etini yiyen çakma kocama çevirdim.
Acaba çevirmesemiydim ?
Sen çok yakışıklısın be zalımın evladı .
Bunu nereye kadar sürdürebileceğimi biliyorum.Her gün o değişmeyen duvarla karşılaşıyorum.O kadar tükenmişim ki, sanki her kelimeyle biraz daha yavaşlıyorum, biraz daha derinlere kayıyorum.
Herkes bir noktada kırılır, ben de kırıldım.İçimdeki yorgunluk o kadar fazla ki, bir nefes bile almak zor.'Bizim evliliğimiz gerçek değil' diyerek dün gece onu arayıp yanına çağıran kızın yanına gittikten sonra gece eve gelmeyen adam,kalkmış bana Sedat'ın sabah kapımızın önünde ne işi olduğunu soruyor.
Sapantılı eski sevgilimin,Orhun'nun tabiriyle kıl kuyruk gibi peşimde dolanması benim sorunum değil.Ve bunun sebebi,Arda'yı asla ilgilendirmiyor .
"Niye,soruyorsun ?"
"Kızım beni delirtme ! Benim evimin önünde o amına koyduğumun ibnesinin ne işi var ?"
Yüz kemikleri o kadar belirgindi ki sinirlendiği zaman kendini sıkmasıyla parlak pürüssüz teni kemiklerine sarılıp daha dikkat çekici bir hâl alıyordu.Ünlü mankenlere bile taş çıkaracak cinstendi,asker olmasaydı şu an en ünlü dergilerin kapaklarında fotoğraflarıyla boy boy poz veriyor olurdu.
Çenesi titrerken sıktığı yumruğu, masamın üstünde klavyemin yanında gıcırdıyordu.Acı kahve kokusunu taşıyan teniyle bu kadar yakınımda durması mantığımı tekmeliyordu.
Kulağımın arkasındaki saç köklerimi kaşıdığımda oturduğum yerden kalktım.Boy farkımız konuşurken bende ağzımı açtım.
"Pardon da bu seni neden ilgilendiriyor ?"
"Bak !" Dişleri gıcırdarken boynunu sola yatırıp kırdı.
"Benim nikahımdasın ." Sahte bir gülüş yüzüme yayılıdı.Boğazımı temizleyip kafamı salladım.Ona doğru bir adım attığımda askeri botları topuklu ayakkabılarımın ucuna temas etti.Nefesi yüzüme çarparken öfkeden inip kalkan göğsü ona doğru biraz eğilsem göğsüme çarpacaktı.
"Geceyi başka bir kadının koynunda geçirdiğinde de nikahında değil miydim?"
Saniyesinde yüzüne inen şaşkınlık ve pişman yüklü bulutlar bende sanki bu söylediğimi asla yapmamış gibi bir izlenim uuandırdı.Kendini toparladığında yutkunuşuyla boynunu yarıp sonra tekrar yukarı çıkan adem elmasına kapılmamak için gözlerimi tekrar yüzüne çıkardım.
"Ben senin için endişe ediyorum bana emanetsin o orosbu çocuğu saplantılı.Anlat ne konuştunuz ."
Sorumu es geçip yine Orhun seni bana emanet etti zırvalığına döndüğünde gözlerimi devirdim.Aylardır aynı saçmalık 'sen bana Orhun'nun emanetsin 'beyinsiz herif ,sanki eşyayım ben !
"Ben sana gece ne yaşadınız diye soruyor muyum ?"
Üst dudağını diliyle gülümseyerek temizlediğinde bana doğru eğilmesiyle geri gitmek istediğim ama kalçam masaya çarparak bana gidecek yerimin olmadığını hatırlattı.Naneli ferah nefesi dudaklarıma dokunurken aramızda bir parmaklık mesafe vardı.
"Sen neden bu kadar taktın o geceye ?"
Sesi alayla karışık bir hırıltıya dönmüştü. Gözleri benim gözlerime değil,sanki içimde saklamaya çalıştığım o en kırılgan yere bakıyordu.Yutkundum. Bu sefer onun değil, benim boğazımdan yükselen o sessiz direnişti.Bir parmaklık mesafeye rağmen dokunmadı.Çapkın dediğimiz adam aylardır elini saçımın tek bir teline bile değdirmemek için sanki özel bir çaba sarf ediyordu.Beni sadece komutanının yaşadığını öğrendiğinde öpmüştü ,eve gidince de arkadaşcaydı diye kestirip attı.
"Seni kıskandığım falan yok !"
Yaptığımı fark etmem onun dilini alt dudağında gezdirirken bembeyaz dişlerini gülümseyerek gezdirmesiyle oldu.Salaksın Nisa salak ! Sana beni kıskanıyor musun demedi ki ! Rezillik litre litre yüzüme boşaldı.Sessiz ama oldukça çekici gülüşü kulağıma dolarken güldüğü için inip kalkan göğsü göğsüme temas ediyordu.Sesinin tınısı masallar diyarındaki en güzel ormanda cıvıldayan kuşların huzurunu verirken içimde bambaşka şeyler uyandırıyordu .
Bir erkeğin bu kadar sekxsi gülmesi normal olmaz !
İki elinide masaya yasladığında, göğsümde atan organ bayılmam için kanıma oksijen katmayı unutmuştu .Bana doğru biraz daha eğildiğinde nefes almayı unuttum.Çünkü adamın varlığı bile sinir sistemime reboot attırıyor.
"Seninle ne yapıcam ben ?" Burun ucu kulağıma temas ettiğinde eğilmesinden dolayı şu an burnum üniformasının açıkta bıraktığı boynuna dokunup kalmıştı .
"Söyle bana,sarı bilgisayar kurdum ben seninle ne yapacağım ?"
Burnumun ucundaki teninin acı kahve kokusunu içime çektiğimde, boynundaki damarların bir yay gibi gerilişini hissettim.
"Bu söylediğimi yap olur mu ? Benden uzak durmak zorundasın bunu kendi iy-"
Aramızdan karlı rüzgarlar estiren konuşmasını kesen,masada çalan telefonuydu ama ben birazcık boynumu çevirsem bir daha boynuna bu kadar yakın durmazdım.İçimden kımıldamamsı için dualar ederken ısrarla çalmaya devam eden telefonunun titreşimini dinlemeye devam etti.Bakış açısından dolayı kimin aradığını görüyor olmalıydı.Sonlanan aramanın ardından kısa bir bildirim sesi odaya dolduğunda duruşunu aniden bozdu .
"Ha siktir !"
Ettiği küfürle gözlerim fal taşı gibi açılırken o ellerini masadan kaldırıp gözlerini kapıya çevirdi.Endişeli bakışlarıyla tekrar bana döndüğünde tam ne oldu diye soracakken ellerini yanağıma kapattı.
"Sen çok berbat yalan söylüyorsun hatta yalan söylemeye çalışırken panikleyip herşeyi itiraf ediyorsun !"
Nasırlı ellerinin sertliği yanaklarımı okşarken haklı olduğu şeyin konumuzla ve endişesiyle ne alakası olduğunu anlayamadım .
"Özür dilerim güzelim."Kaşlarım gözlerime indiğinde dilimi sonunda kullandım."Ne için ?"
Baş parmağı dudağımın kenarını okşarken bakışları hiç beklemediğim bir yere kaydı.
"Bunun için..."
Dudaklarıma kapanmasıyla yaslandığım masada geriye doğru kayan bedenimi iki bacağının arsında sıkıştırdı.Kapanan gözlerimle birlikte titreyen ellerim onun kollarına tutundu.Asırlar gibi gelen bekleyişinin ardından dudakları dudaklarımdayken sanki kendine küfretti.Yanlış mı duydum doğru mu duydum bilmiyorum ama ama kendine sövmüştü.İlk hareketinde kapının açılmasıyla ben onu itmek istediğimde kendini bana daha çok bastırmasıyla sanki kontrolünü kaybetmiş gibiydi.
Kimin geldiğini şu an göremiyorum ve gelen her kimdiyse kapının tekrar kapanmasıyla geri gittiğini anladım.
Yumuşacık dudaklarının giderek sertleşen hareketleri beni eritirken verdiğim ilk karşılıkla kapı ikinci kez açıldı.
"TÖVBE ESDAĞFURULLAH!"Batur'un senini işittiğime eminim.
Yiğit "ÇÜŞ!"
Kumru "Allahım beni kör et,kör et beni !"
Hasan "Anammm!"
Mehmet "Ha siktir !"
Emre "Devrem nerde kald-"
GÜL
Şu an bu manzaraya şahit olurken tim kadar şaşkın değildim .Nisa Arda'yı itelemek istediğinde Arda ondan ayrılmıştı.Pembe yanakları mora dönerken utanmaktan kafasını yerden kaldıramayan boncuğumun yanında duran adam gergince ensesini ovalalıyordu .
"Lan hani gercek değildi bu evlilik ?" İlk tepki Batur'dan geldiğinde cevap gecikmedi.
"Değil zaten komutanım !"
"Ulan madem değil niye öpüyorsun kızı !"
"O yalan söylemeyi beceremez açık vermesin diye öptüm yani durumu kurtarmak için." Bunu söylediği anda Nisa yere gömdüğü gözlerini öyle bir kırgınlıkla kaldırıp ona baktı ki benim bile kalbimin acıdığını hissettim.
"Ne diyon oğlum sen ? Şimdi ben yalan söylemeyi beceremesem konuşmamam için benide mi öpeceksin ?"
"Yok komutanım tipim değilsiniz."
Her ne olduysa tam o anda oldu.Nisa kolundan hafifçe onu çevirdiğinde sert takadı Arda'nın yüzüne öyle bir indi ki o şap sesi odanın duvarlarında yankı buldu.Başı sola düştüğünde,gözlerimi yumup kafamı salladım.
Tekrar açtığımda Arda'nın eli tokatı yediği yanağındaydı.Parmaklarının izini yüzünde çıkardığı adama,öfkeden çok,kırgın ve dolan okyanus mavisi gözleriyle bakan kardeşime bu konuda yardım edebileceğim hiç bir nokta yoktu.Yüreğe söz geçirilebilseydi ben kendi acılarımı dindirirdim.
Boncuğum arkasını dönüp bize bakmadan odadan ayrıldı.Biliyorum eve gidecek yorganının altına girecek ve saatlerce ağlayacak tabi buna izin verirsem.
Kumru Arda'ya doğru yürüdüğünde iki adım sonra tam karşısında durdu.
"O yumuşak oldu !" Cümlesi biter bitmez diğer tarafınada Kumru tokatını geçirdiğinde bunun acıttığını biliyordum.Herkesin ağzı bir ooo alırken gözlerimi kaçırdım başını sağ omzuna çevirdiğinde,Kumru'da rüzgar estirip odadan ayrıldı.
Arda çenesini eliyle düzeltmeye çalışırken"Eli ağır demi ?" Dedi,Yiğit .
"Bayağı ağır komutanım ."
Yiğit Kumru'nun elinin ağır olduğunu nerden biliyordu ?
"Hak ettin !" Dedi Batur .
"Valla güzel geçtiler içinden devrem" Emre keyifli keyifli kapının şömesine yalandığında tüm bakışlar bir anda bana döndü.
"Ne ?" Kafamı salladığımda Mehmet kaşlarıyla Arda'yı işaret etti .
"Sende vurmayacak mısın ?"
"Aciz ve korkaklara el kaldırmıyorum.Onlara zamanla hayat tokatını zaten atıyor."
Bunu benden kimse beklemiyordu.
"Füze atsaydın Gül ! Ne acizliğimi ne korkaklığımı gördün ?"
"Aylardır kaçıyorsun Nisa'dan.Sen duygularını ancak Nisa'dan gizlersin benden değil.Korkuyorsun aşık olmaktan ömrün boyunca birine sadık kalmaktan korkuyorsun ve Orhun'nun bu evlilik gerçek değil ona göre hareket et demesinin arkasına,acizce sen bana emanetsin diyerek sığınıyorsun."
Atılan iki tokattan sonra yüzünü sarmayan öfke şimdi onu esir almıştı.Bana doğru geldiğinde inkar edeceğini biliyorum ve hadi inkar et dercesine kaşlarımı kaldırıp sahte tebessümümle baktım yüzüne .
"Yok öyle birşey ve sen çok ileri gidiyorsun,Gül !"
Ona doğru bir adım attığımda kontrol altında tutmaya çalıştığım ayların getirdiği öfkemi,Arda'ya kusmamak için direndim.
"Eğer söylediklerim doğru olmasaydı, sen Nisa'ya karşı hiçbirşey hissetmiyor olsaydın ve onu gerçekten yalandan öptüğüne inansaydım ağzını burnunu ne pahasına olursa olsun dağıtırdım Arda !
Kimse benim kardeşimin duygularıyla oynayamaz bu kişi Ömer'in timinin üyesi bile olsa,bu kişi iki evladımı gözümü kırpmadan emanet edebileceğim biri bile olsa bunu yinede yapardım."
Derin bir nefes aldım, sesimi düşürdüm."Az önceki cümlelerim Nisa içindi; şimdikiler sana.Söylediklerim zoruna gidiyor mu ? Umurumda değil. Dinle: Siz erkekler geç olgunlaşırsınız ve olgunlaştığınızda çoğu zaman doğru kadını çoktan kaybetmiş olursunuz.
Bir kadının sabrı sessiz biter, gidişi gürültülü değildir. Sen fark ettiğinde elinde sadece hatıralar kalır;
Zaman seni olgunlaştırır belki, ama olgun bir yalnızlığa uyanmaktan başka işe yaramaz."
"Ben ona göre değilim " başımı gülerek salladım.
"Senin sorunun 'layık olup olmadığın' değil; Layık olmayı göze alıp almadığın.Arda...Kader,tereddüt edenleri değil,risk alanları ödüllendirir. Bir kalbin kapısını çalmakla,eşiğinde bekleyip rüzgârın kapatmasını izlemek arasındaki fark, ileride anlatacağın hikâyenin tonunu belirler: 'İyi ki' mi diyeceksin,'keşke' mi?"
Ona tebbesüm ettiğimde kafasındaki ve kalbindeki sorular arasında kaldığı savaştan çıkması için anca bu kadar yardım edebiliyordum ve içimden bir ses kafasındakilerin galip geleceğini söylüyordu.Altıncı hissimin yanıldığını asla görmedim.
Arkamı dönüp ilerlediğimde "Ben korkak değilim Gül,arkadaşına söyle benden vazgeçsin !"
Yanılmadım ve sesli bir nefes verdim.
"Kurduğun cümleden belli ne olduğun ."
Yüzümü ona dönmediğimde Batur bana ilk kez arka çıkmıyordu.Hatta hepsi o kadar tuaf bakıyordu ki sanki burada en büyük yanlışı yapan bendim.
"Değilim !" Dedi,dişlerinin gıcırtısı kapının eşiğinde olmama rağmen ulaştı bana .Daha fazla tahammül edemeyip sinirle yüzümü ona döndüm.
"Her gün bir kızla yaptıp konu aşka adam gibi sevmeye gelince cesaret edemeyecek kadar korkak ve acizsin !"
"Ben Nisa'yla evlendiğimden beri hiç bir kadınla birlikte olmadım!"
"Bu korkak olduğun gerçeğini değiştirmiyor !"
Öfkeyle bana doğru yürüdüğünde gözlerindeki acının kaynağını fazlasıyla merak etmeye başladım.
"İSTEDİĞİN BUNU DUYMAK MI? DUY O ZAMAN:
KORKUYORUM.BEN İT GİBİ KORKUYORUM.ONU ÜZMEKTEN, ONA UMUT VERMEKTEN,GELECEK HAYALLERİ KURDURUP SONRA HEPSİNİ BAŞINA YIKMAKTAN ÇOK KORKUYORUM .
NE İSTİYORSUN, GÜL? ASLA ÇOCUĞU OLMAYACAK BİR ADAMA ÖMRÜ BOYUNCA MUHTAÇ MI EDEYİM ONU? İSTEDİĞİN BUNU DUYMAK MI? DUY O ZAMAN: BEN ONA BUNU YAŞATMAKTAN KORKUYORUM! "
Duyduklarım acılarımın üstüne acılar katarken,dolan gözlerimle sandalyeye teknesini geçirişini izledim.
"SENİN BİZİ O KAMPTAN KURTARDIĞIN GÜN BENDEN BUNU ALDILAR.BEN ONLARIN BENDEN ALDIKLARINI NİSA'DAN ALAMAM ! DUYUYOR MUSUN BENİ BEN BUNU NİSA'DAN ALAMAM !"
İşkenceden sonra olmuştu...Geleceğini neyle aldılar senden Arda,elektirik mi başka birşey mi ?
Gözlerimi sım sıkı yumduğumda sıcak yaşlarım göz kapaklarımın altından sessizce firar etti.Nefesim boğazıma batarken onları tekrar açtığımda yaptığım hatayı telafi etmek için değil içimden geldiği için,yanağımdan süzülen yaşı hızla silip burnumu çektikten sonra izin istesem vermeyeceğini bildiğimden izin istemeden yaptım.
Sol koluna elimi koyduğum, yanaklarımı ıslatan yaşlarıma baktığında kendimi daha fazla tutamadım.Alnımı omzunun biraz yakınına yasladığımda hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.
İçimde biriken herşeyle ağladım.Onun yerine ağladım.Gözlerimin önünde vahşice şehit edildiğini sandığım adamın aylardır bana bunu reva görmesine ağladım.Terörün bu ülkenin evlatlarından aldığı herşey için ağladım.Şehit edilenlerden geriye kalan yetim çocuklar için,yüreği yanan ana baba eş kardeş için ağladım...
Ömer'e kızamadığım için ağladım.
Vatan için benden geçmiş adama nasıl kızabilirim ki ?
"Gül, özür dilerim ağlama."
Elini sırtıma koyduğunda, o 'ağlama' dediğinde, daha fazla ağlamaya başlamıştım.
Ben aylardır kafamı topraktan başka hiç kimseye yaslayıp böyle ağlamadım. Ve şimdi,yarasını bilmeden kanatmışken, o benden özür diliyordu.
"Ben özür dilerim, ben çok özür dilerim. Bu kadar ön yargılı davrandığım için çok özür dilerim. Arda o kampa daha erken gelmediğim için çok özür dilerim, çok..."
Hıçkırıklarım, sözlerimi kesiyordu.
"Bırak içini döksün," dedi ,Hasan.
Ne kadar ağladım, o ne kadar bekledi bilmiyorum.Tim etrafımızı sardı.Yiğit hemen benim yanımda, kolunu Arda'nın omzuna dolamıştı.Batur, Yiğit'in yanında dururken elini destek olmak için yine Arda'nın boynuna atmıştı.Emre, Arda'nın sağ omzuna elini koymuştu. Hasan ve Mehmet de diğer taraftan sarıldıklarında hepsi birbirine kenetlenmişti.
Birlikte işkence gördüler, birlikte uyudular.
Omuz omuza savaştılar; defalarca kardeşlerini şehit verdiler.
Al bayrağa sarılı tabutları aynı yorgunluğun ve acının teriyle ıslanmış omuzlarda taşıdılar.
Kaç mezar kazdılar, kaç ananın yüreğini yırtan çığlığa tanık oldular kim bilir?
Savaş,onların kanında akan tek melodiydi;barut kokusu sinmiş gecelerde,telsiz hışırtısının arasına karışan kalp atışlarını tek nabız sanırsın.Birinin dizinin soluğu kesilince öteki nefesini ona üfledi.
Her şarapnel parçası paylaşılan bir hatıra,her yara izi kardeşliğin deri altındaki imzasıydı.
Kayıp verdiklerinde boşalan yeri acılarıyla değil, 'dönene kadar ölmek yok' diye tuttukları yeminle doldurdular.
Onlar, kanları kuruyunca bile paslanmayan bir bağla örülmüş tek yürek.
Benimse bütün ailem...
Her biri abim,her biri kardeşim;onlar
rüzgârı kurşun,gölgesi sancak kokan adamlar...
•••
KUMRU
"Yandım anammm!"
İğne, etine girmeye başladığında, böğüren golgisiz salağa gözlerimi devirdim. O an, iğneyi sertçe geri çekip, pamuğu acımasızca bastırdım. Diş ağrısının pençesinde sızlanıp duran bu salağa,dağ başındaki bu kuytu mağarada verebileceğim tek çözüm buydu.
Kasları spazm geçiriyordu; hem doz yüksekti hem de kendini öyle bir kastı ki, doğal olarak kilitlendi kaldı.Yiğit'in her zamanki tantanası işte ve Camış gibi bağırmasının sebebi de bu.
"Ne vurdun lan bana, doktor kılıklı Gulzebani!"
Eldivenleri çıkarırken ona bakmamaya çalıştım.Bazen beynini patlatmamak için içimden sayı sayıyorum.Onunla konuşmak, delirmekle akraba olmak gibi bir şey.
"Borazan yutmuş gibi ne böğürüyorsun lan, bütün itleri başımıza mı toplayacaksın ?"
Batur gergin adımlarla içeri girdiğinde, Yiğit, pantolonunu düzelterek ayağa kalktı. Camış! Vurduğum iğne o kadar sertti ama of bile demedi, dikilip yerinden kalktı. O iğneyi camışa vursam, kesin daha fazla böğürürdü ama Batur bunu bilmiyor .
"Milföy hamurum," dedi Batur'a, dudaklarında ağlamaklı bir kıvrımla. Yine aynı saçma şikâyet...
"Dişim ağrıyor dedim, bu karı götüme iğne yaptı! Benim dişim ağrıyordu, dişimle götümün ne alakası olabilir?"
Tıpın katilisin,Yiğit !
Canımdan bezmiş bir şekilde kollarımı göğsümde birleştirip birbirine doladım.Sırtımı mağaranın buz gibi duvarına yaslarken,son bir kez açıklama yapma zorunluluğu hissettim.
"Ben dişçi değilim,golgisiz salak! Bu dağ başında ağrını en iyi kesecek olan oydu. Bunu sana daha kaç kere anlatacağım?"
"Pörtlek gözlü kara karga acaba dişimi götüme vurduğun iğne nasıl durduracak?" Bana doğru biraz yaklaştığında, o an içeri giren Aslan ve Emre'nin adımlarını duydum.
"Ne oluyor burada, anasını satayım beynimizi siktin Yiğit! Vır vır ha, vır vır kaba bu kafa! Ne diye bağırıyorsun,derdin ne oğlum senin? Kızın yanında da küfrettiriyorsun!"
Aslan, öfke dolu bir şekilde Yiğit'e bakarken, her zaman olduğu gibi, bu ortamda da Aslan'ın sözleriyle hareket ediliyordu. Gül'ün ,Savaş'ın yerini öğrendikten sonra kendini ateşin ortasına atması,Aslan'ın gerginliğini doğal olarak iki katına çıkarmıştı.
"Abi,bu pörtlek gözlü kara karga bana iğne yaptı."
"Senin kalıbını sikeyim! El kadar oğlum, iğne yapılınca senin gibi tantana yapmıyor!"
Gülmemek için dişlerimi sıktım, içimdeki şeytan 'puhahaha' diye gülerken, kendimi tutmakta zorlanıyordum.Onun durmadan aşağıladığı gözlerimi gezdirdim üstünde.Hatta çoğu zaman gözlerime o kelimeyi kullanmasın diye ona bakmaktan kaçınmama rağmen gezdirdim.
Esmer teni, taş duvara yansıyan solgun ışıkla birlikte daha sert bir ifade kazanmıştı.Gözleri öfkeyle kısılmıştı; elaları, yer yer siyahımsı parlayan gözbebekleri,az önce iğne yemiş bir adamdan çok, çatışmadan yeni çıkmış bir askeri andırıyordu.
Üzerindeki koyu kahverengi,içi yünlü montun fermuarı çenesine kadar çekilmişti.Geniş omuzlarında kurumuş kar lekeleri vardı.Soğuktan sertleşmiş ceket,şişkin göğsünü kabartıyor; mağaranın keskin havasına rağmen hâlâ dik duruyordu. Pantolonunun paçaları kirliydi, kahverengi botlarının burunlarına yapışmış çamur parçaları hâlâ yer yer damlıyordu.
Yerinde dikilmiş öylece bana bakıyordu. Dudaklarının kenarında, ne kızgın ne de gülümseyen garip bir kıvrım vardı. Diş ağrısıyla inleyen o camış gitmiş, yerine mağaranın içinde tehdit gibi oturan bir gövde gelmişti.
Ve aynı kelimeler yeniden patladı ağzından:
"Dişim ağrıyor dedim, götüme iğne vurdu. Siz bilmiyorsunuz, bu kötü bir şey yaptı, ben hissettim. Ölürsem, bu doktor yüzlü Gulzebani sorumlu! Kanımı yerde koymayın, hem söyle lan, ne vurdun sen bana?"
Aklıma gelen fikirle kaşlarımı, onun sinir olduğunu bilerek biraz daha yukarı kaldırarak cevap verdim.
"Delvosteron" dedim, ses tonumu bilerek ciddileştirerek.
"Del... ne? O ne lan?" dedi, kafasını yana eğip bakarken.
Boğazımı temizleyip yüzüme eğilen şapkamın gölgesinde saklanmaya çalıştım. Yüzümdeki gülümsemeyi bastırmam imkânsızdı artık.
"O ne lan?"
Gülümsememi içimde tutmak için daha fazla dayanamayacağımı fark ettim. Boğazımı temizledim, şapkamı kafama iyice çekip bakışlarımı yere indirdim.
"Bilen yok mu?"
O sırada Emre'nin arkadan gelen sesi ortamı daha da bozdu.
"Komutanım, ben onu en son Çakıl'a vurmuştum."
"Ulan köpeklere vurulan iğneyi bana mı vurdun?"O ultra yakışıklı çenesi gerilmişken,keyfimi içime sakladım.
"Korkma be, ölmezsin, dokuz canlısın sen!"
"Ölmezsin diyor bir de! Emre, ne iğnesi o?"
"Şey, iğnesi komutanım."
Hem onun sinirinden kaçmak hem de sırıtmamı gizlemek için bakışlarımı botlarıma sabitlemiştim.
"Ne iğnesi lan, gevelemesene?"
"Kısırlık iğnesi komutanım."
Aslan ve Batur kahkahayı patlatırken, şapkamı biraz daha önüme çekip, dilimin ucunu yanağımda gezdirirken, yüzüme yayılan gülüşü tutmakta zorlanıyordum.
Botlarımın ucunda tam önümde durduğunda, gülüşüm sanki içime oturdu.
Kokusu burnuma çarptığında, kulağıma eğilmesiyle, boynuma dokunan sıcak nefesi tüylerimi ürpertti.
"Senin benim bebeğimle derdin ne bilmiyorum pörtlek göz, ama şunu iyi bil: Onlara gelecek ufacık bir zararda, doktor tercihim yalnızca sen olacaksın."
Bir şey demedim.O cümle içimde bir yerlere çarptı; sert,tok,susturan bir darbeydi.Gözlerimi kaçırdım.Sözlerin anlamından çok,kokusunun üzerimde bıraktığı ağırlıktan kaçmak istedim.
Eldivenlerimi sessizce cebime sıkıştırdım. Adımlarımı duvar dibinden atarak puslu soğuk sabahın ayanlattığı mağaranın dışına doğru çevirdim.Taş zeminde yankılanan ayak seslerim dışında kimse konuşmadı. Ne geri döndüm, ne arkamdan bakan olup olmadığını merak ettim.
Sadece uzaklaşmak istedim. Ondan, sesinden, o gözlerinden... ve en çok da kalbimin içine sinsice saldığı o lanet titreşimden.
'Bunu kendine yapma Kumru,' dedim içimden, sesim bile doktor tonundaydı.
'Yapmamalıyım. Bu... bu sadece dopaminin, serotoninle işbirliği. Hipotalamustan çıkan bir hormonal kurgu. Geçici. İlkel. Tıbbi.'
Aşkın ne olduğunu ezbere biliyordum. Kalıcı değildi. Bağ değildi. Ruh işi hiç değildi. Olsa olsa, beynimin yanlış algıladığı bir alarm durumuydu.
Hele ki onunla... o adamla....
O asla beni sevecek bir adam değil, değil ! Neyi mi sevecek ki, her gün her dakika alay ettiği gözlerimi mi ?
Soğuk hava ruhuma işlerken derin bir nefes aldım.İçimdeki savaştan kaçmak en iyi yaptığım şeydi.Burası başka bir ülkenin topraklarıydı.Nisa ,Savaş'ın yerini tesbit ettiğinde,Gül,her ne kadar tek gitmek istesede kimse buna izin vermedi,bende dahil.
Şu an yanında olmasakta aynı şehirdeydik.Benden iki yaş küçük can bağımın olduğu kardeşim.
Bu acımasız hayatın onu değiştirmesinden hep korktum.Bu kadar pisliğin kanın vahşetin içinde nasıl böyle temiz ve güçlü kaldığını hiç bir zaman anlayamadım ve bu gün korkuyorum.O güçlü kadının yıkılmasından korkuyorum.Çünkü nişan alan adam bu sefer düşmanı değil bunu biliyorum bunu her zerremle hissediyorum.
Ve söyleyemedim bu ihanet sayılır mı bilmiyorum ama Gül'e gerçeği söyleyemedim.
Paşa'nın kan gurubu 0Rh-
Arya'nın kan gurubu AbRh+ ve Savaş'ın kan gurubu AB diyemedim.Tıbbi olarak bu mümkün değil bu olamaz,Savaş Paşa'nın öz oğlu olamaz bu imkansız diyemedim.Sana ihanet etmiş olma ihtimali çok yüksek,bu vatana ihanet etmiş olma ihtimali çok yüksek diyemedim.Çok büyük oyunlar dönüyor bu oyun seni yıkar diye,korkuyorum diyemedim.
O,Paşa'nın değil Arya'nın oğlu.Hâl böyleyken üstelik Savaş'ın ,Paşa'ya nasıl nefretle baktığını hepimiz biliyorken ve çocukluğunu annesiyle geçirmişken nasıl olurda annesini değilde bu ülkeyi seçer ?
İhanetin izi kanda saklıydı.
Bir çocuk, annesini değil de devleti seçiyorsa...
O seçimin ardında bir inanç değil, başka bir oyun yatıyordur.Ve fark edemesede Paşa ilk kez yenilecek hemde çok ağır bir yenilgiyle.
Kulağıma ilişen sese döndüğümde ,iniltiyle elleri ayakları,ağzı ve gözleri bağlı bir halde taşın önünde birşeyler söyleyip çırpınan kansıza doğru ilerledim.
Yaklaştığımı hissedince bağlı olan ağzını biraz daha zorlayıp ayağının altındaki karla karışık toprağı tabanıyla ittirerek birşeyler anlatmaya çalıştı.
Bu ahmak,Gül'ün o binaya giriş biletiydi. Biz onu aldık,Gül onun kızının yerine geçti.Güzel pilandı,tabi Savaş'a azıcık güvenebilseydim.Sesine tahammülüm olmasada açtım ağzını.
"Sizi mahvedeceğim benim kim olduğumu biliyor musunuz siz ?"
Gözleri bağlıyken bana çenesini dikleştirip resmen tısladı,adi orosbu çocuğu.
"Eyalet sorumlusu ,Arya'nın kuçukuçusu ,Güzel ülkemin düşmanı,pkk'nın silah tedarikçisi ,organ kaçakçılığı ve daha binlerce şerefsizlik.Malesef tanıyorum seni, hafızamda gereksiz yer kaplıyorsun!"
"Açsana gözlerimi bende seni tanıyayım ha doktor !"
Yiğit kendini tutamayıp bayağı hırpaladığı için yaralarını Aslan'nın isteği üstüne zorla pansuman ettiğimden beni tanıyor .
"Kes be seni !"
"Korkuyor musun korkma seni yemem doktor ama güzelsen fikrimi değiştirebilirim."
Sinirden parmaklarımı kıtırdattığımda,belimdeki silah ben burdayım diye bağırıyordu.Ben saha için yetiştirilmiştim,buna rağmen Paşa ,beni çoğu zaman uzak tutuyordu. Ve uzak tutmasının sebebi de bu,çünkü amacım böylelerini yaşatmak değil genelde öldürmek oluyor .
Kaçak yollarla girdik bu ülkeye, kimseye haber vermeden tamamen Yiğit ve Gül'ün istihbarat kaynaklarıyla.Bu şehire yabancıydık ve yakalanırsak heleki bu şerefsizle yakalanırsak bir daha Türkiye'nin toprağına ayak basmak şöyle dursun gün ışığı bile göremeyiz.
"Yüzümü gösterirsem benden sonra göreceğin azrail olur ." Taraşlı yüzü sarı teni baktıkça midemi bulandırıyordu.
Ağzını kapatmak için elimi uzattığımda attığı kahkahadan sonra ağzından çıkanlar beni olduğum yere mıhladı.
"Babanı hiç gördün mü doktor ?"
Neye uğradığımı şaşırtan sorusunu yutamamışken "O içeri giren varya o ölecek ! Hatta hepiniz birlikte gebereceksiniz !"
Vicudumdaki tüm kan beynime hücüm ederken yüzüne attığım yumrukla kanlı yüzü buz tutmuş toprağa yapıştı .
"Ne diyorsun lan sen ?"
"Öleceksiniz hepiniz gebereceksinizsiniz ,en fazla beş dakikanız var !" Ağzındaki kanı dudaklarının kenarından sızdırarak yere akıtırken,kırdığım dizlerimi doğrulttum.Belimden aldığım ucunda susturucu takılı olan tabancanın kurşununu namluya sürdüm.Bu metalin çıkardığı tok sesi seviyorum.
"Senin beş dakikan bile yok !"
Tamda tahmin ettiğim gibi herşey pilanlıydı ,amaç Gül'ü baştan beri tuzağa çekmekti ve şu an etrafımız sarılmıştı .Mehmet Hasan ve Arda'dan ses çıkmamasının sebebi sinyal kesici kullanıyor olmalarıydı.Acı ama gerçek hepimizin hayatı bu gün itibariyle karardı ama bu demek değil ki bu pislik o karanlık günlerimizi görecek !
Kurşun yuvadan fırladığında kalbinin sol alt köşesinden içeri sızdı.Ve susturucunun kestiği kurşunun sesine onun sesi eşlik etti .
"Naptın lan sen ?"
Yerde yatan leşin yanında diz çöktüğünde benden cevap beklerken kanamayı durdurmak için hunharca çabalıyordu.İçler acısı çabasına göz devirdim.Silahın emniyetini kapatıp belime geri koydum birazdan ihtiyacımız olacaktı.Gerçi sanırım olmayacaktı.
Hepimiz çoktan bok yoluna girmiştik.Başka bir ülkenin topraklarına izinsiz girmiş bir tim ve bir doktor.Bir sezonluk dizi çıkar bu konudan...
"Lan sana kim dedi bunu indir ? Niye vurdun kızım biz bilmiyor muyuz kafasına sıkmayı ?"
Ex olmuş kansızın kanını durdurmaya çalışırken son eğlencemin keyfini çıkarmak hele ki Yiğit'le çıkarmak çok güzel .
"Hak etti" Soğuktan kızaran burun ucumu dik tutarak verdiğim cevaba ters ters baktı .
"Hak etti diyor birde! "Elindeki bez parçasını yaraya daha sert bastırdığında kaburgaların birazdan çatırdayışını duyarsam şaşırmam ."Benim görevim ne Kumru ?"
"Korumak"
"Yok diğeri !"
"Öldürmek ."
"Peki senin görevin ne ?"
Az önce yaptığım şeyden gurur duyarak cevap verdim."Öldürmek ."
"Lan DİĞERİ ,DİĞERİ !" Yaraya yaptığı baskıyı unutmuş bana öfkelendiği için bezi yaradan kaldırıp adamın suratına suratına silkeleyerek vurup tekrar yaraya bastırmıştı.İlk yardımın ocağına incir ağacı dikti,ilk yardım kan ağlıyor,ilk yardım can verdi.Neyse,böyle ilk yardım yapanıda görmedim demem.
"Bağırma bana be ,golgisiz salak ! Hayat kurtarmak !"
"Peki bana cevap ver hayatımdaki tüm tezatların içinden geçen kadın !
Neden burada asker ben iken teröristi sen vuruyorsun ?
Doktor sen iken teröristin kanamasını asker olarak şu an ben durduruyorum ?"
Asker ben iken,derken yaradan elini kaldırmış parmağıyla önce kendisini sonra ex'i sonrada beni işaret etti ne muazzam kanama durdurma ama tam bir fiyasko .Cahil,cahil ettiği ilk yardıma gülmemek için direnerek kollarımı göğsümde birleştirdim.
"Sana boşuna mı golgisiz salak diyorum sen paketleyemedin ben paketledim."
Elinin altından oluk oluk akan kana, bezi kaldırıp baktığında göz bebekleri büyüdü .
"KUMRUUUU ,Lan bu geberiyor durdur şu kanamayı !"
Allah'ım bu adam nasıl bordo bereli oldu daha diriyle ölüyü ayırt edemiyor ? Kalbinden vurdum herifi ve yaptığı tek şey yaraya bastırmak onu bile düzgün yapamıyor !Aklıma gelen fikirle sırıttım,şimdi elime düştün,Camış .
"Sana bu güne kadar söylediğim pörtlek gözlü kara karga lakabı için pişmanım de"
"Pişmanım başımın belası pişmanım durdur şu kanamayı !"
"Söylediklerin için özür dile ."
"Özür dilerim hadi durdur şu kanamayı bak bu Gül için önemli ."
"Durdurur musun lütfen diyeceksin !"
"Durdurur musun lütfen ?"
"Durduramam !"
"Ulan ne demek durduramam !"
Yaraya bastırdığı kanlı bezi sinirlenip adamın suratına fırlatmış sonra yaptığını fark edip geri alıp hızla yaraya bastırmıştı .
Panik halinde adamın üstüne abandı sanki bastırmak değil, bastığı yerden çıkan ruhunu tekrar çıkarmaya çalışıyordu. O kadar bastırdı ki kaburgalar değil, adamın geçmişi çatırdadı.
"Tamam tamam, panik yapma," dedi kendi kendine.Sonra birden ceketinin cebinden şeker çıkardı.
"Kan şekeri düşmüştür kesin!" diyerek adamın dudaklarına zorla bastırmaya başladı."Oğlum bak bu çilekli, hemen toplarsın kendini."
İlk yardım mezarında ters döndü...
Gözlerimi devirip sesimi yükselttim.
"Yiğit! O kalbinden vuruldu, diyabetik komada değil!"
Bana ters ters baktı ama yılmadı.
Bu sefer botunun ipini söküp kanayan yere sarmaya çalıştı.
"Ben bunu dizimde yapmıştım, işe yarıyor."
Sonra cebinden küçük bir kolonya çıkardı.
"Temizlemek lazım sonuçta," deyip,bezi yaradan kaldırıp küçük şişeyi yaraya başalttı.
Gerçekten, bu kadar kötü bir ilk yardım uygulaması ilk yardım tarihine lanet gibi geçerdi.
"Tamam. Hemşire videoları izledim ben YouTube'dan."diye mırıldandı, kolonyayı cebine geri tıkıştırırken.
"Bence çok iyi gidiyorum,okusaymışım, senden iyi doktor olurmuşum ha?"
"Yaaa kesin," dedim gözlerimi devire devire."Hatta senin acil servis açman lazım. Hem komik, hem kalabalık olur."
Tam o sırada gözleri fal taşı gibi açıldı:
"LAN BU NEFES ALMIYOR!"
Sonunda...Allah'tan geç de olsa, adamın ölmüş olduğunu fark etti.
Ama hayır, Yiğit durur mu? Hemen burnunun dibine eğildi, sanki adamın ruhunu yakalayacak.
Geri kalktı, kollarını sıvazladı, iki eline sırayla "tü tü" yaptı.
Ve...Yumruğu tam göğsüne indirdi!
Adam hopladı ama doğal olarak geri dönüş olmadı.
Yiğit dönüp bana baktı.
"Bence oluyor ,filmerde yumruk geri dönderir ya... Bir tane daha vurayım mı?"
"Vur,vur ama bana. Belki bayılırım da bu sahneyi unuturum."
Karşıdan gelenlerle birlikte bizimkilerde sonunda mağaradan çıkmıştı.Aslan önce yerde yatana ardından koşmaktan kana tere batmış olan Mehmet ,Arda ve Hasan'a baktı .
"Komutanım, yaklaşıyorlar... Jammer kullanıyorlar, size saatlerdir ulaşamıyoruz." Mehmet'in çatılmış kaşlarının altında sadece endişe değil, çok daha keskin bir şey vardı...İhanet.
Savaş, hepimizi adım adım kendi satranç tahtasına çekmişti. Ve şimdi, oyunun sonuna geldiğimizde maskeler düşüyor, gerçekler kan gibi yüzeye çıkıyordu.Bundan korkuyorlardı,gözlerindeki korkuyu gizleyemeyen tek kişi yoktu...
BÖLÜM SONU
RÜZGARI KURŞUN,GÖLGESİ SANCAK KOKAN ADAMLAR 🇹🇷
Ah Gül'üm🥀💔
Ömer'i affedecekmi diyenleriniz var
Gül'ün karakterini artık çözdünüz .Ömer karşına çıkıp vatan içindi derse herkes biliyor ki Gül affeder ama asıl soru şu ömer Vatan içindi diyecek mi ?
İnişli çıkışlı bir bölüm oldu uzun süredir dünyalarına girmek için bana kapı aralamıyorlardı.Arda'ya başta kızıp sonra üzülmemek sanırım elde değildi.
Ömer'i özleyenlere güzel haberim şu
Gelecek bölümde Gül İle Ömer'in oldukça uzunca bir sohbeti olacak ⚡
Ve bölümü iki güne atacağım .Bu gün atacaktımda düzenlemem lazım ve gözlerimden uyku akıyor sizi seviyorum ae olun 🦋
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 31.87k Okunma |
2.99k Oy |
0 Takip |
48 Bölümlü Kitap |