19. Bölüm

Kedicik 19🌹

Dahliaaa
d_ah_lia

 

Oda,askeriyeye yakışır bir sadelikte ve düzende döşenmişti.Duvarlar mat gri boyalı,köşelerde ise zamanla oluşmuş ufak tefek çizikler göze çarpıyordu. İçeride dört ranzadan oluşan bir düzen vardı; her bir yatak askeri disiplinle düzeltilmiş, battaniyeler sert bir katlama ile köşelere yerleştirilmişti.

Havada hafif bir tıraş losyonu kokusu ve gün boyu kullanılan askeri botların yaydığı ağır koku hâkimdi.Odanın tek penceresi,demir parmaklıklarla güçlendirilmişti ve dışarıda alacakaranlığın gri ışığı,içeri loş bir huzme halinde süzülüyordu.

Kıyafet dolapları düzenli olmasına rağmen,bazı dolap kapakları açık bırakılmış,içeriden katlanmış askeri üniformalar ve dikkatlice yerleştirilmiş ekipmanlar görünüyordu.Yerde birkaç çift bot rastgele bırakılmış,ama hiçbir şey tam anlamıyla düzensiz sayılmazdı.

Ortama hâkim olan sessizlik, telefon ekranlarının yaydığı hafif parıltıyla bozuluyordu. Sadece ara sıra birilerinin sayfayı çevirdiği veya sessizce iç çektiği duyuluyordu.Ancak Yiğit’in Batur’un kitabını çekip almasıyla bu durağanlık sona ermişti.

Birkaç saniyelik sessizliğin ardından, odada gerilimle karışık bir hareketlenme başladı.Diğerleri bu gecelik kaldıkları yataklarından doğrulup olan biteni izlemeye koyulmuştu.Eğlence başlamak üzereydi.

"Seni camdan aşağı atmadan kitabımı geri ver,Yiğit!"

Yiğit keyfinden ödün vermeden elindeki kitabı salladı.Yeni bir curcuna kopuyordu,belli ki eğlence çıkacaktı.
Yiğit, bozuntuya vermeden burnuna parmağını sürtüp havalı bir edayla Batur’un yatağına oturdu.

"Madem bu kadar okuyorsun, hep kendine Müslüman olma.Söyle bakalım, milföy hamurum,derdi var diye içmeye giden adama neden günah yazılır?"

Batur derin bir nefes daha alıp sabrını zorladı.O sırada Arda,mavi pijamalarıyla sırtını heyecanla duvara yasladı.Çünkü geliyordu,gelmekte olan.

"Derdini alıp içmeye giden değil, abdest alıp secdeye giden kurtulur."

"Ufff!"dedi Hasan, keyifle. "Komutanım vurdu,gol oldu!"

"Komutanın başlattı bizde devam ettirelim başçavuşum!
Beyler bozanın üstüne atlanacak! İkinci siftah benden olsun:

'Mecnun bilseydi Trabzon sevgisini, sever miydi Leyla zillisini?' "
Yiğit’in sözleri üzerine kahkahalar yükseldi. Hasan boğazını temizleyip devam ettirdi.

"Herkese pas veren kız, Barcelona’da oynasın."

Emre hemen atıldı: "Tuttum bunu, komutanım."Sonrasında sıra onda diye devam etti. "Ağaçtan masa, yavşaktan paşa, geçmişin pezevenginden geleceğe koca olmaz."

Arda gülmekten kendini kaybederken boğazını temizleyip saçlarını düzeltti.

"Kahvenin telvelisi, kadının balık etlisi."

Bu cümleyi kimse şaşkınlıkla karşılamadı ama Batur dayanamayıp yastığını Arda’nın yüzüne fırlattı.

"Bir işe de kadın sokmadan dursan olmuyor mu?"

Arda gözlerini Yiğit’e çevirdi. "Komutanım ama baskı altındayım. Böyle oynayacaksak oynamayalım."

Yiğit gülerek elini salladı. "Batur, karışma çocuğa iki dakika.Mehmet, devam et!"

Mehmet gözünü kırpıp ağır ağır söylendi: "Öldürür kirpiğinin her tanesi, karım;aşkoların bir tanesi."

Yiğit ve Arda kahkahalara boğulurken, geri kalanlar ona tiksinir gibi baktı.

"Iyyyyy! Iyyyyy! Bu ne biçim insan oldu ya? Vıcık vıcık! Hatta şu an üstüme sümük bulaşmış gibi hissediyorum! Uzak dur lan benden! Evlendikten sonra bir değişti bu!"

Hasan,aynı yatakta oturduğu badisinden kaçmaya çalışırken sıra Batur’a geçmişti.

Batur, hafifçe başını kaldırıp dudak bükerek mırıldandı:

"Dinden soğuyan cehennemde ısır."

Yiğit araya girip havalı bir ses tonuyla devam etti:

"Pencereni açık tutma, merdiven dayarlar. Her önüne gelene güvenme, götüne koyarlar."

Hasan kahkaha atıp anında karşılık verdi:

"Cahille cenk edenin götüne kılıç kaçar."

Emre sakince ekledi:

"Kurdu olmayan dağın köpeği çok olur. Mesele itin havlaması değil, kurdun yokluğudur."

Bir anlık sessizlik oldu.Herkes gözlerini Arda’ya çevirdi. Ama Arda tıkanmıştı.Ağzını açıp kapatsada kelimeler çıkmadı.

Yiğit,elindeki kitabı bırakıp sırıtarak ayağa kalktı.

"Beyler… bir!"

Geri sayım başlamıştı.

"Komutanım, ne isterseniz yaparım!"panikle ellerini salladı.
Yatakta hafifçe geriye çekildi. Batur hariç hepsi,Arda’nın üstüne atlamak için hazırda bekliyordu.

Yiğit keyifle devam etti:

"İstediğim bir şey yok,Arda… Beyler… iki!"

Son bir çabayla konuşmaya çalıştı:
"İyi düşünün komutanım, belki yardımımın dokunacağı bir şey olur."

Yiğit,aklına gelen muzırlıkla sırıttı, gözleri parladı.

"Aslında var," dedi, eliyle time 'out' işareti yaparak.

"Ney komutanım?"

"Kumru," dediğinde sırıttı."Köpek olsun peşimde."

Batur alayla araya girdi. "Duydunuz mu? Kumru'yu köpek edecekmiş!"

Mehmet kaşlarını kaldırıp itiraz etti. "Komutanım,baldızım o benim! Köpek etmek falan olmuyor mu?."

"Yemeyeceğim baldızını!"

Batur kaşlarını çatarken sordu: "Mehmet haklı, nereden çıktı şimdi bu ?"

Kısa bir an dursada sonra umursamaz bir ifadeyle omuz silkti.
"Karışmayın abicim siz. Hem haber uçuranı uçururum,ona göre."

Mehmet "Ama- "diye ikinci kez itiraz edecekken Batur sözünü kesti.

"Bırak Mehmet bırakta,havlatmaya giderken miyavlayarak geri dönenen Yiğit'i izleyelim."

Kumru'ya aşırı derece sinir olduğu yetmiyormuş gibi herkesin önünde dönenen bu bahis onu daha fazla hırslandırdı."Yapabilir misin, Arda?"

"Komutanım,Kumru biraz zor "

"Niye lan?"

"Akıl, güç ve güzellik.Bu üçüde o kadında fazlasıyla var."

Küçümseyerek güldü. "Neresi güzel lan onun? Pörtlek gözlü kara karga!"

Kimse gülmemişti aksine Yiğit'e ciddimi bu ? Diye baktılar çünkü hepsi o kadını güzel buluyordu hemde fazlasıyla güzel.

Arda,komutanına kısa bir an baktı.Bu sözleri gerçekten düşündüğünden mi,yoksa kendi duygularını bastırmaya mı çalıştığını bilemediği için kelimelerini dikkatle seçti.

"Komutanım millet sizin alay ettiğiniz o gözleri görebilmek için kendini hasta edip ona muayene olmaya gidiyor."

"Anaaa! Demek ki doğruymuş!" diye atıldı Hasan."Askerlerden biri bilerek elini kesip Kumru’nun yanına gitmiş diyorlardı. Bizim Urfalı, Mezarsızlar Timi konuşurken duymuş, demek ki gerçekmiş ha!"

Yiğit farkında bile olmadan öfkelendi. "Kimmiş o salak?"

Batur sinsi bir gülümsemeyle lafa girdi. "Merak mı ettin, kedicik?"

Gözlerini devirip dudağının içini ısırdı. "Aklını peynir ekmekle yemiş olan salağı merak etmedim desem yalan olur, Batur!"

Yiğit'in gergin olduğu anlar çok nadirdi ve bu anlar şu an yaşanıyordu.O anlarım en belirgin işaretiyse Batur'a ismiyle hitap etmesi.

"Nereden geldik bu konuya? Sen devam et, Arda."

Arda dudaklarını tembelce büküp omuz silkti. "Bu kızın bugüne kadar sevgilisi olmuş mu, onu bile bilmiyoruz.O kadar kapalı kutu ve imkânsız.Ama ben varken hiçbir kadın imkânsız değildir."

Bunu derken havalı bir hareketle saçlarını geriye attı ve yataktan kalkıp odanın içinde yürümeye başladı.

Batur gözlerini kıstı."Oğlum, sen kendini ne sanıyorsun? Casanova mı?"

Arda kendinden emin bir gülümsemeyle cevap verdi. "Ona el öptürürüm, komutanım."

Batur suratını ekşitti. "Ne halimiz varsa görün bizde görelim bakalım..."

"Komutanım, ben size istediğinizi vereceğim ama sizin de benim istediklerimi yapmanız lazım."

"Çiçek falan al dersen, sana tüm bahçeyi otlattırırım Arda!"

Arda alaycı bir gülümsemeyle kafasını iki yana salladı. "Cık." Dediğinde alaycı sesi ciddileşti,"Güzellik, akıl ve güç… Bir kadında bu üçü varsa, onu görünce kaçacaksın. Eğer kalmaya karar verdiysen de bilmen gereken en önemli şey şudur."

Yiğit kollarını bağlayıp bekledi. "Neymiş o?"

Arda gözlerini hafifçe kıstı, sesi neredeyse bir fısıltıya dönüştü. "Kadın… her ne olursa olsun kadındır. Biz erkekleri aptal eden kadının güzelliği, kadınları aptal eden ise erkeğin ilgisidir."

Batur, sırıtarak elleriyle kare işareti yaptı.Elleriyle yarattığı küçük televizyon ekranına tek gözünü kapatarak baktı. "Ben bu işin sonunu çok güzel hayal ediyorum. Hem de full ekran,HD kalite...!
Kumru, Yiğit’in boynuna tasma takmış, karargâha giriş yapıyor,bende keyifle izliyorum. "

Batur kahkahayı patlattı, diğerleri de kıkırdamaktan kendini alamıyordu.Yiğit ise kaşlarını çatıp Batur’a ters ters baktı.

"O tasmayı hücrene taktırıp dna'na sokturma Batur !"

Bu sözlerle birlikte odada bir saniyelik ölüm sessizliği oldu. Sonra Hasan, kahkahalar arasında yatağa yığıldı, Emre sandalyesinden düştü, Arda elini göğsüne koyup derin derin nefes almaya çalıştı.Mehmet üst ranzada olduğu için gülen yüzünü saklasada gülmekten titreyen bedeninin salladığı ranzayı gizleyemiyordu.

"Hasan,şu elini Kumru'yu görmek için kesenin kim olduğunu bir öğren koçum bana lazım olacak."Batur, Yiğit'e inat olsun diye yapıyordu ki başarıyordu.

Yiğit’in yüzü o kadar kızarmıştı ki damarları şişmişti. Eline ilk geçen yastığı Batur’un suratına fırlattı.Batur yastığı yakalayıp geriye yaslanırken gözünü kırptı."Sen niye bu kadar sinirlendin ki? Sonuçta mesele pörtlek gözlü,kara kargaya yürümeye çalışan bir asker."

"Ne demek istiyorsun sen ?"

"Şunu demek istiyorum.Şu an hani… seven ama kabul edemeyen, itiraf edemeyen tipler var ya… Hah, tam onlar gibisin."

O an,odadaki herkes derin bir sessizliğe gömüldü.Batur’un söylediği sözler,Yiğit’in içindeki tüm sinirleri ateşle buluşturmuştu.Gözleri daha da küçüldü, fakat ne yapacağını bilmeden ayağı kalktı.Batur’un bu soğukkanlı yaklaşımı,Yiğit’in üzerinde fazlasıyla etki yapıyordu.Derin bir nefes alıp gözlerini kapadı.Sonra içinden bir şeyler saydırdı. Kapıya doğru ilerledi.

"Ben… Bu… Mevzuyu… Burada… Bitiriyorum!" dedi dişlerinin arasından"Dedemleri almaya gidiyorum size iyi geceler."
Bir kaç gün sonra Gül ve Savaş'nın düğünü olacaktı.Bunun için gelen aile üyelerini almaya gittiği yalan değil ama kendinden kaçtığı doğru.O kadın hem sinirleriyle oynayıp hem aklını bulandırıyordu.

Yiğit karargahdaki odalarından ayrıldığında Batur arkasından uzun uzun baktı.

İçten içe, aslında Kumru ile Yiğit'in olmasını istiyordu.Her ne kadar Yiğit başına bela olsa da,onun için kardeşten öteydi. Kendi mutlu olamıyordu, bari Yiğit olsun istiyordu.Çünkü Esma,onu"Benden uzak dur!"diyerek kesin bir dille uyardığından beri yüreğinde ağır bir mutsuzluk taşıyordu.

Şimdiye kadar hep kaçmıştı.Sanmıştı ki aşk ona hiç uğramaz, sevda kapısını asla çalmaz. Ama aşk,onun sımsıkı kapattığı kapılara rağmen içeri sızdı. Ne kapı dinledi ne pencere… Paldır küldür daldı yüreğine ve ahu gözlü kadını,en orta yerine bıraktı.Hem de öyle bir kırdı ki yüreğinin camını çerçevesini,gecelerdir seccadesine yüreğine batan kırıklarla eğiliyordu.

Batur, Esma’nın gözlerine son kez baktı.O gözlerde acının izleri vardı; kaybedilmiş bir aile, yok edilen bir çocukluk,tarumar edilmiş bir hayat… Ve şimdi, kendi aşkını da bu enkazın ortasına bırakmak istemedi.

"Git," dedi Esma.
Batur,o an anladı.Sevmek bazen kalmak değil,gitmekti.Israr etmedi, zorlamadı,kendini anlatmaya çalışmadı.Çünkü asker olmak,sadece vatanı korumak değil,bazen bir yüreği de incitmemekti.

Sessizce arkasını döndü. Adımları ağır ama kararlıydı. Bir asker gibi yürüdü, bir adam gibi sevdi ve bir âşık gibi vazgeçti.Vazgeçmekten değil,Esma’nın yükünü ağırlaştırmaktan korktuğu için…

İçinden bir dua geçti, ama söylemedi. "Rabbim,al bu sevdayı içimden, yüreğim ferahlasın." Diyemedi. Çünkü canı yansada içindeki sevdanın acısına bile kıyamadı.'Kahrıda hoş' dedi .

İçinde de yarım kalan bir şeyler vardı.Ama bazı hikâyeler, tamamlanmazdı…Tamamlanmazdı çünkü tamamlamak istemedi.Bir anlık cesaretle aşkını itiraf etti,ama aynı hızla reddedildi. Batur, bir gönül yarasını taşımayı göze alabilirdi, ama baştan aşağı yaralı olan bir kadını kendi hayatına alıp,bir gün şehit olursa ona daha fazla acı vermek,onu daha fazla yıkmak istemedi.Sevda, bazen fedakârlıkla ölçülürdü ve o an, Esma'nın acısına dokunmamak, sevmenin en büyük haliydi.

Cemal Süreya'nın dediği gibi:
'Sen gittin diye ölmüyor insan,
Ama seninle yaşamak da başka olurdu...'

Bu gerçeği kabul ederek vazgeçti.Sevdanın tamamlanmayan hali,ona göre en doğru karardı.

🩸🥀🩸

'GÜL'

Aldığım duştan sonra üstüme giydiğim mor triko elbisemle merdivenleri usul usul indim.Burnuma gelen yemek kokusunu tanımak için kokladığımda mis gibi kavurma bana dudaklarımı ısırttı.

Çıplak ayaklarımla mutfağa girdiğimde elindeki servis tabağına tenceredeki kavurmayı boşaltan adamla olduğum yerde kaldım.

Geniş omuzlarına bağladığı siyah önlük,sanki onun için özel dikilmiş gibi üzerine oturmuştu.Tişörtünün kumaşı her hareketinde geriliyor,sırt kaslarını belirginleştiriyordu.Kol kasları tabaktaki kavurmayı boşaltırken bile gücünün sessiz bir kanıtı gibiydi.

İzledim...Öylece, kıpırdamadan izledim.

Ve o,beni görmeden de hissetti.

Elindeki tabakla bana döndüğünde boynumu omzuma yatırdım. Tebessümümle gamzemi sabit tutarken bu yakışıklı şefime hayran hayran bakmayı bırakıp ona doğru gittim.

Parmak uçlarıma yükseldim,yanağına küçük bir öpücük kondurmak için. Ama boşuna…

Fazlasıyla uzun ve ben topuksuzken ona yetişmekte acizim.Dudaklarım büzüldüğünde kaşlarım düştü.

"Of,çok uzunsun! Öpemiyorum."

Söylediğim anda dudaklarının köşesi kıvrıldı.O gülümseme…Hafif, belli belirsiz ama içimde bir şeyleri altüst edecek kadar etkili.

"Sen yeter ki öpmek iste,yavrum."

Hiçbir uyarı vermeden belimi kavrayışıyla ayaklarım havalandı.
Belimi saran kolu,avuçlarının belimde bıraktığı o yakıcı his…Bütün bunları yaparken hâlâ diğer elinde tabağı tutuyordu.

Bu adam…

Kendimi tutamayıp yanağına uzunca bastırdım dudaklarımı.Teninin sıcaklığı dudaklarıma geçti, oradan kalbime yayıldı.

Tam o anda burnunun ucunu benimkine sürttü. Küçük bir hareket. Ama etkisi… İçimde kelebekler değil, fırtınalar estiren bir hareket.

"Gülmüyorsun," dedi, sesi o kalın ama yumuşak tınısıyla. "Gamzenden öpemiyorum."

Bana gerek kalmadan gülüşüm yüzüme yayıldığında dudukları anında yanağımla sert bir baskıyla birleşti.
Gücünü o kadar vermişti ki geri çekildiğinde gülümseyerek boğazımı temizledim.

"Bu güçle diğer yanağımı öpseydin bir gamzem daha olurdu."

Kaşları kalktığında beni usulca yere indirdi ."Bir tanesi yeterince dikkat çekiyor ikinciye gerek yok ."

Söylediğine ağzım açık kaldığında o mutfağı terk etti.Kurduğu masaya kurduğu cümlenin şaşkınlığıyla baktım.Gamzem dikkat mi çekiyor ? Ve o bundan rahatsız oluyor.
Şu an kalbi saran duygunun hissettirdiği şey gerçek mi ?

Elinde beyaz panduflarımla geri döndüğünde artık hissettirdiği tuaf ama elimi eteğimi kesen duygular yüzünden bayılmak üzeyim.

Kalbimin ritmine zararsın adam...
Önümde eğildiğinde eli ayak bileğime dokundu.

"Çıplak ayakla dolaşmaktan ne zaman vazgeçeceksin ? Omzuma tutun kaldır ayağını !"

Başka zaman olsa bu emir kipine sinirlenmem gerekirken bu adamın kurdukları hoşuma gidiyordu.

"Emredersiniz komutanım." Ayağımı kaldırdığımda bu sefer o yakışıklı yüzünü kaldırıp şaşıran oydu.Dudakları hafifçe kıvrıldığında gözlerini çekti.İç sesim sen yeter ki iste ben dokunurum senin bu şah eseri omuzlarına diye içimde bas bas bağırıyordu.Ayağım sıcak panduflara girdiğinde bu güzel omuzlarıdan parmaklarımı geri çektim ama sadece şimdilik.

Masadaki yerimi aldığımda kestiğim ekmek parçasını sıcaklığından dolayı üstündeki baluncukları çıtırdayan kavurmaya batırıp ağzıma attığımda duyduğum leziz tatla gözlerimi yumdum.

İkinci lokmayıda tabağa batırıp ağzıma attığımda Ömer'in bakışlarıyla çiğnemem yavaşladı.Çünkü ben önüme koyduğu kendi tabağıma kavurmayı boşaltıp çatalla yemek yerine ortadaki kavurmaya daldım hemde elimle .
Oysa kolunu masaya uzatmış oturduğu sandalyeden sadece beni izliyordu.Lokma boğazımı yararak mideme indiğinde yerin dibine girmek istedim.

"Ben çok özür dilerim ..." Gözlerimi kaçırdığımda tabağı ve çatalı elime aldım.
"Öyle bir anda şey yaptım ben özür dilerim ya ama şu tarafı temiz senin tabağına şuradan koy-."Tabağına boşaltacakken tabağını çekmesiyle kalbime büyük bir yumruk oturdu.

'Hiç alınma Gül hiç ağlamada adam haklı elinle daldın yemeğe tabiki iğrenecek ! '

Dolmak üzere olan gözlerimi son anda durdurduğumda kavurmayı masaya bırakıp hızla ayağı kalktım.

"Et vardı,ben sana şimdi yenisini yaparım."

"Gel burayaaa!" Bileğimi tutan el beni çektiğinde bacaklarının üstüne oturmuştum.Çenimi parmaklarıyla kavradığında yüzünü yüzüme yakınlaştırdı.

"Beni bazen gerçekten çok sinirlendiriyorsun ."

'Al işte ' ağlamamak için dudaklarımı birbirine serçe bastırdım.

"Benden hâlâ utanıyorsun, çekiniyorsun ..." Baş parmağı alt dudağımın üstünde gezindi

"Senden iğreneceğimi sana düşündüren ne güzelim ?"

Eli halâ dudaklarımdayken başını boyuma soktu .Dudakları tenime hafif baskıyla sürtünürken nefesini şah damarımın üstünde hissettim.

"Benden utanmaktan kendin vazgeç"Arabadan bahsediyordu galiba en son arabada kızarmıştım.Eli altıncı aydan dolayı artık tamamen belirginleşip şişen karnımda gezdi.

"Çünkü bunlar varken ben seni vazgeçiremiyorum." Yaptığı ince imayla sertçe yutkunduğumda elim tutunacak yeri omzunda buldu .

"Kaldığın yerden devam et beslemen gereken dört kişi var." Boyuma nefesimi kesen dudaklarını bastırıp geri çekildi.Kavurmayı önümüze çekip boş tabak ve çatalları beni kucağında tutarken uzanıp tezgaha koydu.
Kaşlarıyla ekmeği işaret etti.

"Hadi güzelim."

"Ben mi yedireceğim?"
Saçlarıma nefesi karışırken
"Evet "dedi. Büyüyen göz bebeklerimi küçülttüğümde söylediğini yaptım.Parmaklarımın arasındaki lokmayı uzattığımda almıştı.

Yemeği çiğnerken dudaklarının kıpırtısı,sanki zamana meydan okuyordu.Gözlerimi kaçırmak istesem de yapamadım.Aramızdaki sessizlik, huzurlu ve derin bir akışa kapılmıştı. Dudakları kıvrıldığında,gözlerinin içindeki o sıcaklığı hissettim.

"Ye hadi"

Elimle kavurmadan bir parça alıp ağzıma götürdüm.Lokmayı çiğnerken gözlerim istemsizce kapandı.Yemeğin tadı,sanki bu anı daha da gerçek kılıyordu.

Aklıma gelen şeyle ağzımda lokma bitmişti elimdekini ona uzatmadan önce sorumu sordum.

"En sevdiğin yemek ne ?"

"Bilmiyor musun ?" Dediğinde dudağımı yanağıma doğru büktüm.

"Bilmiyorum."

"O zaman öğren yavrum ."Elimde tuttuğum lokmayı ağzına aldığında şaşkın şaşkın baktım yüzüne .

"Nereden öğreneceğim?"Sesimdeki kırılganlık,kendimeydi nasıl bilmezdim?

Gözleri derinleşti. Yüzünde şakacı bir ifade vardı ama bakışlarının altındaki o koruyucu ton hemen kendini belli ediyordu.Eli,saçlarımı nazikçe omzumdan arkaya atarken parmaklarının sıcaklığı tenimde kaldı.

"Bunu bana,kocasının ne sevdiğini bilmeyen bir ajan mı soruyor?"Sesinin o sıcak ve hafif alaycı tonu, dudaklarımdan istemsizce bir gülümseme kaçırdı.

"Ömer!"dedim, sanki adını seslenmekle ona cevap verecekmişim gibi. "Hem sen sanki çok biliyorsun benim en sevdiğim yemeği?"

Bu meydan okumam onu daha da eğlendirmiş olmalıydı ki, kaşlarını hafifçe kaldırdı. Gözlerinde beliren parıltı, bir oyunun başlamak üzere olduğunu haber veriyordu.

"Senin sadece en sevdiğin yemeği değil,her şeyini biliyorum güzelim." Sözleri,hem iddialı hem de yumuşacıktı.

"İddialıyım diyorsun yani?" Parmaklarım, masanın kenarında ritmik hareketlerle oynuyordu.Sanki kelimelerime cesaret veriyorlardı.

"Öyle."

"Tamam, o zaman soruyorum,"dedim yüzümü kucağında otururken tamamen ona dönüp "Benim en sevdiğim yemek ne?"

"Sarma." Tek nefeste, hiç düşünmeden verdiği cevap, beni hem şaşırttı hem de gülümsetti.Yüzümde beliren ifadenin her detayını okuyor gibiydi. Gözlerimdeki şaşkınlıkla dudaklarımdaki kıvrımı bir araya getiren o bakışıyla, bir kez daha kalbime dokundu.

"Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?" dedim,parmak uçlarımı yavaşça omzunda gezdirirken.

"Seni senden iyi biliyorum "

"Peki o zaman hadi bunuda bil.Sevmediğim tek hayvan."

"Soru yanlış.Sevmediğim değil korktuğum olacaktı.Akrep."

İçimden bir pess çekerken ağzım açık kalmıştı.Ağzıma tıktığı lokmayla gözünü kırpmıştı.Çiğnemeyi unuttuğum lokmayı ağzımda usul usul çevirdim.

"Mide yine bulanıyor mu ?"
Başımı hayır diye salladığımda lokmamı yutmuştum.Sanırım bulantılarım artık geride kalmıştı.

Elimdeki son lokmayı Ömer'in ağzına uzattım.Dudaklarımdaki hafif gülümseme,yorgunluğumun önüne geçemiyordu.Gözlerimi kaçırmadan, onun o sıcak bakışlarını hissetmeye devam ettim.

"Canın bir şey istiyor mu?" dediğinde, başımı hafifçe iki yana salladım.

"Yok."Sözlerim, odanın havasına yumuşakça karıştı.

Aklıma bir gelen da şeytani fikirle gülümseyip boğazımı temizledim.
"Sen hakkımda herşeyi bildiğine hâlâ eminmisin ?" Gözleri bana,'seni senden çok biliyorum'diye baktığında alt dudağımı ıslatıp yüzümü ciddileştirdim.

"Peki o zaman söyle eski sevgilimle neden ayrıldım?"

Bir an afallasada sertleşen yüzüyle kendini hızla toparladı.Kaşlarımı gözlerime indirdiip devam ettim .
"Bak gördün mü bilmediğin şeyler varmış.Ama bilmemek konusunda haksın çünkü o zamanlar Paşa ve özellikle Orhun öğrenmesin diye çok dikkatli davranıyordum."

Yeşilleri gecelerime hırsla dalsada karşında Gül değil İlkuş vardı.Bu yüzden okuyamamıştı ve belirtisi gerginleşen çene kasları oldu.Gözlerini hırsla çektiğinde yüzüme bakmadan seğreyen boyun damarını görüş açıma soktu.

"Öpüşmeyi bilmiyorsun ." Yüzüme bakmadan kurdu bu cümleyi.Kelimelerini insanların gözlerine bakmadan asla kurmayan adam şimdi yüzüme bakmıyordu.
Kendini telkin mi ediyordu o ? Gözlerimde birşey bulamayıp bilmediğim öpüşme üzerinden savunmasını yapıyordu.Gülmemek için dudağımı içten ısırdım.

"Orhun gibi bir kuyruğum varken nasıl öpüşebilirim ? "

Büyüyen göz bebekleriyle yüzüme baktığında alt dudağına dişlerini sertçe geçirdi.Eliyle yüzünü sıvazladığında birşey diyemiyor oluşu onu zorluyordu.Boynuna dokunan parmakları orayı ovalasada gerginliğini alamamıştı.Önce sağa ardından sola kırdığında boynunu geniş omuzlarındaki damarların morarışıyla yutkundum ama bana zevk veren bu oyunu bitirmemeye kararlıyım.

"Hatta sırf Orhun'dan korkup onunla öpüşmüyorum diye ayrıldı benden .Neyse eski sevgilimi de öğrendiğine göre hakkımdaki herşeyi artık biliyorsun ."

Kızaran gözlerini gözlerime kitlemiş, kaşlarını kaldırmış,alt dudağını dişlerinin arasına hapsetmiş yüzüme çözemediğim bir ifadeyle bakıyordu.
Bu bakış beni korkutmadı desem yalan olur .

"Bana bir kere bile söylemedin " dedi sert bir tonla kendini sıkarken .

"Sormadın ki eski sevgilin var mı diye ?"

"Gül "
Çenesi kasılmış, sinirinden boyun damarları iyice belirginleşmişti. Göğsü,hiddetle şişip iniyor, gözlerindeki ormanlar ateşin içinde kıvranıyordu.

Yüzünü yüzüme yakınlaştırdığında,nefesi yüzüme ferah ama yakıcı bir sıcaklıkla çarptı. "Bana bir kere bile söylemedin, soktuğumun hayaletine üçtür sevgilim diyorsun !"

Afallayan bu sefer bendim.Yutmamıştı baştan beri biliyordu yalan söylediğimi ve sinirlendiği şey uydurduğum hikayedeki adama sevgilim demiş olmam mı ?

"Sen şimdi olmayan adama sev-"

"Gül!" Burnundan soluduğumda dudaklarıma dişlerimi geçirip güldüm.

"Kıskandın mı sen hemde hayalete şey dememi kıskandın ?"

"Çok tehlikeli sularda yüzüyorsun." Burnumun ucuna değdirdiği burnuyla gülümsedim.

"Sen kıskandın "

"Kaşınma yavrum " dudaklarını dudaklarıma sürttüğünde bir eli benimde diğer eli bacağımdaydı.
Sıcak,sahiplenici,ürpertici.

Beni içine çekmeye çalışırken, aslında çoktan çekmişti.

"Kıskandın," dedim keyifle.

Gözleri dudaklarıma indi "Beni kışkırtma,Gül."

Bu uyarıyı duymazdan gelip kulağına doğru eğildim. Bir elim boynunda, diğeri ensesindeki saçlarının arasında dolaşıyordu. Parmaklarımı hafifçe sıktım,nefesi değişti.

"Kıskandığını itiraf edersen," diye fısıldadım. "Sana bir kere bile söylemediğim o kelimeyi bundan sonra hep söylerim."

Elimin altındaki bedeni gerildi.Nefesi, tenime sıcak bir ihtar gibi çarptı.

"İlk sen başla."

O sesiyle eridim.Gözlerimi yumdum, dudaklarımı araladım.

"Kıskandığını itiraf et, sevgilim."

"Bu küçük oyunun cezası," dedi, sesi ipeksi bir karanlık taşıyordu. "O kelimeyi asla duyamamak olacak.Ve bu,cezanın başlangıcı,yavrum."

Beni oyuna getirmişti.

"Kandırdın beni," dedim, kaşlarımı çatıp. "Bu yaptığın çok ayıp, farkında mısın?"

Dudaklarının kenarı kıvrıldı. Dişlerini göstererek başını iki yana salladı.
"Cık."
"Ayıp şimdi yapacaklarım."

Ağzımı açık bırakan gelecek hakkındaki yorumu dudaklarıma kayan bakışlarıyla birleştiğinde sertçe yutkundum.Nefesini nefsime çarparken elinin ensemdeki varlığıyla yumdum gözlerimi.

Çalan zil ikimizide durdurduğunda yüzüne birini bekliyor muyduk dercesine baktım.Zile ikinci kez basıldı.Belime yerleştirdiği elini geri çektiğinde belindeki silaha uzanmıştı.

Kim kapısının zili çaldığında elini silahına atar ki ?
Neden elini silahına attı ?

"Bekle güzelim."

Bu panik hali benide tedirgin ettiğinde mutfaktan çıktı.Peşinden ilerledim.
Belinden çıkardığı silahla kapının anahtar deliğinin açısından uzak durmaya çalıştığını fark ettim.

Dürbünden ne gördü bilmiyorum ama benim şu an gördüğüm kaslı cüssesi ve geniş omuzlarının kapının dürbününe eğildiğinde aldığı şekli yutkunarak izlemek oldu.Silahını beyaz tişörtünü hafifçe hiçe sayıp tekrar beline koyunca eli kapının kurpuna dokundu .

"Abilerin en yakışıklısı !" Hiç tanıdık gelmeyen kadının kolları Ömer'in boynuna dolandığında,Allah biliyor abi kelimesini kullanmadan bunu yapmış olsaydı şuraya kalbime giren sancıyla düşüp bayılırdım.Bir kaç adımda onlara doğru ilerledim.

"Hayırsız şey hiç mi özlemedin beni ben çok özledim seni ."

"Efsun,çocuğu artık bırak kızım !" Görüş açıma giren kırklı yaşlardaki kadının masmavi gözleri ve güzel yüzüyle,Ömer'e sarılanın adının Efsun olduğunu öğrenmiş oldum.

"Ee hani karın nerede ?"

Geri çekildiğinde arkasındaki kapalı kadınla aynı göz rengiyle bana baktığında az önce Ömer'e uçarak sarılan kız elinin tersiyle Ömer'in koluna çarptı sarı saçlarını elinin tersiyle boynundan attı.

"Çekil şuradan güzel yengemle arama öküz gibi girmişsin !"

Ömer'e öküz mü dedi o ?

"Efsunnn!"
Sert sesi uyarıyla dalgalandığında Efsun bunu zerre umursamadı.

"Merabaaaaaa!" Kollarını boynuma doladığında beni sağa sola sallamaya başlamıştı.

"Ayyyy sen ne kadar güzel kokuyorsun dur bir daha koklayayım."

"Ömer kusurumuza bakma oğlum yarın gelecektik ama deden bir anda gidiyoruz diyince haber veremedik biliyorsun inadını ."

"Biliyorum yenge biliyorum ."

Eliyle içeri buyur ettiğinde sanırım bu kadın Yiğit'in annesi şu an beni sarsa sarsa,k9 köpeği gibi koklayanda Yiğit'in kız kardeşiydi.Düğün için geleceklerini bilsemde ne zaman geleceklerini bilmiyordum.

"Önce karımı koklamayı sonrada sarılmayı bırak."

"Kıskandın mı yakışıklı öküzüm !" Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.

"Karnına biraz daha baskı yaparsan önce o dilini koparırsonra kapının önüne atarım seni !"

"Ayyy !" Diyerek geri çekildiğinde bebek popsu gibi pürüssüz yüzü ve özellikle Ömer'e benzeyen burnu ve elmacık kemiklerini belli eden yüzü içimde hayranlık bıraktı.

"Ay çok özür dilerim bir yerin acıdımı ?" Elini karnıma tüm tatlılığıyla koyduğunda başımı hayır diye gülümseyerek salladım.

"Yok olmadı "

"İkizmişler ya ! "Gözleri parlaya parlaya gülümsedi."Anne inana biliyor musun iki tane cünyır Savaş'ımız olacak ."

"Bu arada ben Efsun güzel yengecim, seninle daha erken tanışmak isterdim ama şu an arkamda duran boyu fasulye sırığı,suratı heykeltıraşın elinden çıkmış,cüssesi yontulmuş taş ruhu öküz olan şahıs seni bizden sakladı,inanabiliyor musun ? "

Yiğit'in kardeşi olduğuna inanmak için kesinlikle DNA testine ihtiyaç yok. Gülüşümü saklayamadığımda burnumun ucuna parmağımı sürttüm.
Ömer'in öfkeli bakışları beni bulduğunda gülen yüzümü anında bozdum.

"Bende Gül çok memnun oldum."

Beni izleyen kadın o kadar derin bakıyorduki ister istemez gerilmiştim.İçeri girdiğinden beri ayakta bekliyordu.Kendimi silkelediğimde yenge dediği kadının elini öpmek için tedirgince uzandım.

"Hoşgeldiniz." Havada kalan elime bir süre baktığında yutkundu.Yüzü o kadar masum tatlıydı ki art niyet arayamıyordum ama tuaf bir şekilde öpmem için elini uzatmadığı gibi gözlerini yüzümden çekmiyordu.

"Anne elini uzatsana !" İmalı sesiyle gülümsedi."Daldı yine,annem arada böyle dalar değil mi annecim."

"Çok benziyorsun ." İlk kez konuştuğunda beni birine benzettiği için bu kadar derin bakmış olduğunu anladım.

"Kime ?"
Yazmasını eliyle çenesinin altından düzeltti,gözlerini kaçırdı.Sanki boş bulunup kurmuştu bu cümleyi.

"İnsanlar çift yaratılmıştır kızım eski bir dostuma benzettim öyle bir an beni alıp götürdün o günlere." Elini öpmem için uzattığında anlamasamda boşverip öptüm elini.

Elini omzuma koyup ovaladı.

"Vurmuşsun turnayı gözünden ha deli oğlan,gelinim pek güzel.Rabbim nazardan saklasın yarın lokma döküp dağıtalım sevabına.Üzüyor mu seni bu ? Söyle bana hemen çekeyim kulaklarını"

Ömer'e baktığımda hayran hayran beni izleyişiyle yengesine tekrar döndüm.

"Üzerse mutlaka söyleyeceğim."

"Fenadır da !" Dediğinde hem Efsun hemde kendisi gülmüştü.
Fena mıyım ben ? Söyle dedi söylerim dedim ne var bunda ?

Ayaklarıma baktığında sanırım çıplak olup olmadığını kontrol etti .
"Terlik giymişsin afferim.Canının istediği birşey var mı hemen şimdi yaparım sana sen üç canlısın birde çok zayıfsın bu şekilde olmaz ."

"Zayıf mıyım ?" Gerçekten zayıf mıyım ? Uzanıp şu an yanaklarını sulu sulu öpmek istiyorum.

"Tabi zayıfsın ama merak etme artık ben varım ." Üstündeki paltoyu çıkarıp astığında mutfağa yöneldi.

"Ben şimdi sana hem kan hem can verecek şeyler yaparım."

"Ama biz şimdi ye-" mutfağın kapısından girdiğinde "-dik "diye tamamlasamda beni duymadı .

"Çok üzülerek söylüyorum ki bu güzel fiziğine annem çizik çekecek dua et erken dönsünler köye ."

"Dönsünler ?" Ömer kaşlarını kaldırmış Efsun'a bakıyordu .

"Ben doğuma kadar buradayım abicim."

Salonun koltuğuna kendini pat diye bıraktı şaşırdım mı hayır .Neden ? Çünkü Yiğit'in kardeşi .

Kapı ikinci kez çaldığında açılan kapıdan içeri ilk giren Yiğit elindeki hamsi dolu buzlu kasalarla arkasındaki korumalara mutfağa doğru ilerledi.

"Naber dişi vahşiralla bak o karnındaki iki bücür için neler yapıyorum kıymetimi bilmiyorsunuz kahrolmayası nankör vahşiler."

Peşinden gelen dört takım elbiseli ellerinde kasalarla onu takip eden adamlara şoka uğramış gibi bakıyordum.

Bu kadar hamsiyi kim yiyecek,bir ?
Bu kadar hamsi evi kokutmaz mı,iki ?

Dolu girdikleri mutfaktan elleri boş çıkmışlardı.

"Ne bok yiyorsun lan sen ? " Ömer önce kuzenine ardındanda hemen yanımda duran korumalara baktığında hepsi kafasını eğmişti biri hariç.Bana bakan siyah gözler onunla kesiştiğinde o da diğerine ayak uydurdu.

"Hamsi getirdim işte ne sinirleniyorsun oğlum ?"

"Başlatma lan hamsine ! Sizide evimin bir kilometre yakınında görmeyeceğim siktirin gidin !"
Bu çıkışı beni yutkundururken açtığı kapının önünde duran dedeyle kesişti gözlerim.

"Defolun dedim lan !"
Sanırım korumalar dedesinin.

Dedesi… Zenginliğini sadece yerel değil, uluslararası alanda da ispatlamış bir adamdı.
Türkiye’nin en büyük iş adamlarından biriydi. Limanlarda, gemicilikte, lojistikte ve inşaatta adını duyurmuş, büyük projelere imza atmıştı. Kendi holdingini kurmuş,deniz taşımacılığından tutun da,ülke çapında inşa ettiği devasa lojistik merkezlerine kadar pek çok sektörde söz sahibiydi.

Yıllarca süren emeği ve zekâsı, Türkiye'nin en önemli iş insanları arasında ona sağlam bir yer kazandırmıştı.O kadar büyük bir gücü vardı ki,sadece iş dünyasında değil, devletle olan ilişkilerinde de etkisi büyüktü.

Şu an karşımda duran dedesini görmüş olmasına rağmen sinirden deli gibi sıkıyordu yumruğunu.
Korumalar başları önünde evi terk ederken dede de içeri girmişti .

Bozkurt erkeklerinin yeşil gözlerinin kaynağı olan koca çınar, yapılı cüssesi ve keskin yeşil hatlarıyla duruşunu o kadar güçlü ve sert bir şekilde ortaya koyuyordu ki,Paşadan bile daha etkileyiciydi.Elinde,koyu kahverenginden yapılmış,altın kaplama detaylarla süslenmiş bir baston sıkıca tutuyordu; Üzerine kusursuzca oturmuş takım elbisesi, her hareketinde disiplin ve özenin izlerini taşıyor,vücudunun hatlarını net bir şekilde belirliyordu.Yüzü, 60'larının sonlarına yaklaşmış olmasına rağmen beyazlayan saçları ve sakalıyla yaşını belli etse de,derin çizgilerle örülü olmayan,pürüzsüz bir yüze sahipti.Duruşu,sadece bir iş adamı değil,güçlü bir liderin, köklerinden gelen gücü yansıtan bir babanın duruşuydu.Şu an keskin yeşil hatlarıyla sert bir şekilde torununu baştan aşağı inceliyordu .

"Bunun horozuna hanginiz kışt dedi?" Taş gibi sesi Paşa'ya o kadar benziyordu ki şaşırmamak elde değil.

"Ne bileyim dede ya onun sinirlenmesi için horozuna kışt demeye gerek mi var ? Otada sinirleniyor boka da ! "

"Bir yanlışlarımı oldu evlat ?" Sanki bu soruyu Ömer'e değil bana sormuştu. Gözleri cevabı bende arıyordu.Yaşını zerre göstermesede elindeki baston ona köstek oluyordu.

"Evimin etrafında kimseyi görmeyeceğim dede!"

Dedesini ardında bırakıp Efsun'nun yanına oturduğunda bu gergin hava bitsin diye karşımdaki yaşlı adama doğru gittim.Tek sorun gergin havada değildi dedesine hoş geldin dememişti elini öpmemişti.

"Hoş geldiniz efendim öpeyim ?"
Elini uzattığında gülümsemişti.
"Öp bakalım.Demek benim hayırsız oğlumun büyüttüğü kız sensin ."
Paşa'dan yakınıyordu.Elini öpüp başıma koyduğumda geri çekildim.

"Ben size terlik vereyim ."

"Sen dur gelin! Terlik ver lan zampara !"
Yiğit'e söylediğiyle dudaklarımı ısırıp durdum yerimde .

Dede Yiğit'in ona verdiğini terliklerle evi inceleye inceleye Efsun'nun karşındaki koltuğa geçip genişçe oturdu.O kadar otoriter biriydiki hareketleri kontrol bağımlısı dakik biri olduğundan taviz vermiyordu.

Yiğit'in ilk kez insan gibi oturduğunu görünce gülmememek için üst dudağımı dişlerimin arasına alıp sıktım.Ömer'in yanına usulca oturdum.

Dede,diyince benim aklıma tombik nurlu şirin yumuşak kalpli pamuk gibi bir adam geliyor ama şu an karşımda oturan Bozkurt soy adını taşırken bu saydıklarımı taşıması imkansızdı.Karadeniz aksanı hiç yoktu bunun sebebi büyük ihtimalle ünlü bir iş adamı olmasıydı.Ömrünün çoğu neredeyse Rusya'da geçmiş durumda.Her ne kadar Karadeniz'den uzak kalsada baktığım zaman hissettirdiği tek şey hırçın bir Karadeniz meltemi .

"Bu kadar beklemişsiniz bari biraz daha dursaydınız çocuklar doğsaydı ." Düğünden bahsediyordu ve bu beni ister istemez huzursuz etti.

"Ben böyle uygun gördüm dede."
Ömer kendini sıkmasada sinirlenmişti.

"Pek görememişsin evlat uygunluk bir tarafı kalmamış." Allah için neden bu adamların hepsi barut fıçısı huysuz aksi sinirli asabi ve bu türdeki tüm olumsuz şeylere sahipler? Ve birde tüm bunlara karşımdaki adam yaşlılıkta eklemişti.

"Dede !"

Bastonunun ucu yere tüm kuvvetiyle bir kuvvetle indiğinde tüylerim havalandı."Kes ulan başlatma dedene! Almışsın kızı basmışsın kuru kuru nikahı ne haberimiz var bilgimiz!
Şimdi karın hamileyken karşıma çıkmış ben uygun gördüm diyorsun birde eşşek sıpası! Bu mu,bu kızın hak ettiği ? "

"Cevap ver bana oturma karşımda bostan korkuluğu gibi !" Yanımda duran adam ilk kez ona sesini yükselten hesap soran birine susuyordu üstelik bu kişi komutanı değildi.Ve sanki bu durum değil de başka birşey canını sıkmış gibi yeşilleri sadece bana bakıyordu.

"Ben istemedim efendim,onun bir suçu yok."

"Sen mi istemedin,iyi de neden ?"
Efsun'nun şaşkınlığına sonra şaşırmalıyım.Boğazımı temizlediğimde başımı salladım.Dedeyle kesişen gözlerim benden merakla bir cevap bekliyordu.

"Ben " yutkundum.Bir gün bu eksikliği yine iliklerime kadar hissedeceğimi biliyordum.Gözlerimi kaçırdığımda kitaplığın içindeki bir kitaba saklamak ister gibi baktım oraya .
"Benim annemde babamda yok.Kimsem yok diye düğün istemedim.Biliyorum bencilce bu yüzden sizden çok özür dilerim."

Yarısı yalan,yarısı doğru,tamamı yaram olan bu cümleler ağzımdan döküldüğünde hormanlarında etkisiyle ağlamak üzereydim.Çalan zil ile rafların arkasına sakladığım gözlerim geri çekilmişti.

"Ben bakıyorum "diyen,Yiğit'in annesinin ne zamandan beri elinde tuttuğu mutfak havlusuyla burada ayakta beklediğini bilmiyordum.

"Sonunda bu evede girmek nasip oldu ha ?"

Ses kırklı yaşlardaki bir erkekten geldiğinde Yiğit yüzünü buruşturdu"Bunlarda mı geldi ?"

"Malesef " diye aynı yüz buruşturmayla yerine geri yaslandı Efsun ."

"Hazırmısın güzel yengecim bizim ailenin elinde mızrak götünde yaprak taşıyan şeytanin yer yüzündeki elçisi olan eniştem ile besmele çekince bile gitmeyen şeytanın yamağı olan halamla tanışmaya ?"

İçeri giren orta yaşlardaki sarışın ve oldukça açık bayanla onun hemen ardından giren adam görüş açımdan çıkmadan onların ardından giren otuzlu yaşlardaki genç bayan ve adamla bunlar kim diye Efsun'a bakacakken hemen arkalarından gelen Paşa ve Orhun'la kocaman gülümsedim.

Mutuluktan çekilen gözlerim bir kez daha şükretti Allah'a ne zaman kimsem yok desem Allah bana hep Önce paşayı ardından da Orhun'u göndermişti.

Tam Orhun'a sarılamak için hareketlenmiştim ki Orhun kaşlarını kaldırıp başını hayır diye sallamayasıyla durmuştum.'Bunlar varken olmaz ' önündeki dört kişiyi işaret ederek dudaklarını okumamam için oynatmasıyla,yanımda oturan adamın bedeninin gerildiğini havada dolaşan siyah aura her zerreme kadar hissettirdi.

"Herkese cümleten selam kuzen darıldım ama evlenmişsin haberimiz yok !"

Bir kuzen daha mı vardı? Yoksa iki mi ? Yanlarındaki kızında parmağında yüzük vardı onunda ya birbirleriyle evliler yada ikisi kardeş ve ikiside evli.Şu an büyük bir tezatın içinde olduğum yetmiyormuş gibi o kadının Ömer'i içeri girdiğinden beri incelemeside iyice gerdi beni .

Neyin içine düştüm ben ?

Ben bu aileyi araştırırken bir tek dedesi ve Yiğit'in olduğunu biliyordum.
Paşa nasıl bir kara kutusun ?

Erkek esmer ve uzun boyluydu yüz olarak Orhun'a azda olsa benzesede fizik olarak yanından asla geçemezdi.Yiğit'in yanına oturmak için hareketlendiğinde Yiğit anında dedesinin yanından kalkmıştı.
Bu hareketi ağzımda bir oo oluştururken Yiğit,Efsun'nun bana doğru iyice kaymasıyla oluşan boşluğa zorda olsa oturdu.

Herkes yerleştiğinde Orhun ve Paşa dedenin bir tarafında yan yana dedenin diğer tarafında hala ile enişte oturuyordu.Hemen yanlarında da mutfaktan getirdikleri sandalyelere diğerleri oturuyorlardı.

Yiğit'in annesiyse benim mutfakta çok isim var diyerek sanırım en doğrusunu yaptı çünkü az önceki soğukta olsa sıcak olan ortam şimdi kurtlar sofrasına dönmüştü.

Hâla bana rahatsız edici şekilde bakarken Yiğit karşısında oturan kuzenine bakıyordu.Kuzenin yanında ki kadın Ömer'e bakıyordu. Ömer'ise elini belime sım sıkı yerleştirmiş bakanı yutkunduran nefretle herkesi izliyordu.

Uzun bir sessizlik ve bu sessizlik bana bu eve ilk geldiğimde konuşmadan beni izleyen Ömer'le olan ilk anımızı hatırlattı.

"Baba yanlış hatırlamıyorsam Cansu Demirhan'nın elini öpmüştü."

Bu imayla anladık ki Cansu gelini oluyor.

"Yanlış hatırlıyorsun Firuze,ben gelinine elimi öptürmedim ."

Paşa buz gibi sesiyle konuştuğunda bu ikisinin kardeş olduğuna kim inanabilirdi ? Buradan bakınca katrilyonda bir ihtimalmiş gibi duruyor .

"Sen istemedin!Benim gelinim yol yordam bildiğinden elini öpmek istedi sen izin ver verme orası senin bileceğin işti."

Bu bana laf vuruyor ya ! Ama şu an tek derdim,karşımda oturan kadının kocama yiyecekmiş gibi bakıp sinirlerimle oynaması.

Efsun ağzından bir gülüş kaçırdığında elini ağzına kapattı."Pardon çok pardon.Halam,Cansu yol yordam biliyor diyince bana bir gülme geldi ."

"Karımın neyini gördün Efsun ?"

"Karının gözlerini takip edersen gördüğümü görebilirsin Tarık ."

Bunu sanırım ben bile yapamazdım.Kapattığı laf yüzünü mos mor ettiğinde gözleri önce karısına değdi sonra tekrar Efsun'u buldu.

"Yiğit,kardeşinin dili yine uzamış haddini bilmezse seve seve bildiririm."

"Denesene !" Dedi Üç erkek aynı anda ! Karşımda oturan Orhun,yanımda oturan Ömer ve öz abisi.Efsun kollarını göğsünden birleştirdiğinde Yiğit'in göğsüne yasladı omzunu.Onun adına ne kadar sevinebilirsem o kadar sevdim.Çok şanslı ama abileri olmasada eminim bunların hakkından gelecek birisi .

"Sizin bu halleniriniz hep boş köy !Abilik havaları.Hatırladım da dayım Savaş'ı daha 4 yaşında, yurt dışında yatılı yurda göndericekken de aynı havanız vardı. Savaş,'abim beni asla tek göndermez o da benimle gelir'diye diye dolanıyordu ortalıkta ama ne oldu ? Araca ağlaya zırlaya salya sümük bindi.
Şimdi denersem.Efsun'da ağlar diye korkuyorum."

Ne ? 

"Tarık !" dedenin sinirli sesi kimsenin sinirini zapt etmeye yetmedi.Belimdeki el sertleştiğinde gözlerim gözlerine bakmak istedi ama bunun ona kötü hissettireceğini düşündüğümden vazgeçtim.

Orhun yumruğunu sıkmaktan dizini titretirken Paşa onun dizinin üstüne elini koyduğunda öfke kusan gözleri anında babasına baktı.
Sanki ...Sanki senin yüzünden der gibi baktı .

Ömer yurda verilmişti hemde 4 yaşındayken yurt dışına tek başına ailesi varken ailesinden koparılmıştı.Orhun'la nasıl bir bağları olduğunu bilmiyordum o kadar mesafeli o kadar soğuk o kadar yabancıydılar ki tahmin etmek anlamak imkansızdı .

Ömer bu yüzden mi Orhun'a karşı böyle yada Orhun bu yüzden mi Paşa'ya baba demiyor,biraz daha toparlayalım bu iki erkek bu yüzden mi babalarından nefret ediyor ? Kafamdaki binlerde soru birbiriyle çakışırken içimi en çok biri yaktı.

Ömer dört yaşında hangi ülkede tek başına büyüdü ?

"Ayarın yok mu lan senin ayarına soktuğum !"

Yiğit yükseldiğinde Efsun abisinin göğsüne ellerini bastırmıştı.Kalkıp Tarığ'ın üstüne atlamaması için tutuyordu ve sanırım Yiğit sadece tek bir hamle bekliyordu.Efsun'un eli orada hiç birşeydi.

"Dede,bakıyorumda senin ahlak derslerin her zamanki gibi bir tek bana !"

"Kes senini Tarık !"

"Oğlum yalan mı söylüyor baba ! Tarık şu an Yiğit'e küfretseydi sen rezil ederdin onu üstelik doğruları söyledi."
Enişte bozuntusu ilk kez konuştuğunda artık birşeylere ben bile tahammül edemiyorum.

"Her doğru her yerde söylenmez beyfendi.Buradaki hiç kimse aptal değil. Yiğit'in dedikleri,Oğlunuzun ağzından çıkardıklarının yanında koca bir hiç ."

"Kusura bakma ya ben seni unuttum yengecik.Niyetim senin yanında kocanı küçültmek değildi.Hem Cansu'da bilir benim çocukluk anılarımı rezil anlarımı.Sende bana bakma geleceğine odaklan kocanının geçmişini takma kurcalama öylesine söylemiştim."

Cümlelerinde bile alay varken gülümsedim.

"Merak etmeyin siz,bunu asla yapmam çünkü kötü anılar benim için geçmişin çöplüğüdür ve çöp karıştırmak köpek işidir."

Yiğit'in ağzının içinden sesli gülüşüyle yerine geri yaslanışı bozulan suratlara ekstradan nötron yükledi.

"Sen kimsinde oğlumla böyle konuşuyorsun terbiyesiz .Bu yosma Tarık'tan hemen özür dileyecek yoksa-"
Ayağı fırladığında Ömer'de aynı anda karşısına dikilmişti,sözünü yarıda bırakanda onun kalkmasıydı.

"Yoksa ne yaparsın Firuze hanım ?"

Benimle birlikte herkes ayaklandığında korkudan titriyordum.Yüreğim sanırım ilk kez böyle bir aile ortamında berbat bir durumun ortasında kalmaya yabancıydı.Titreyen ellerim onun tişörtünün çıplak bıraktığı kollarına dokunduğunda bir anda halsizleştiğimi hissettim.

"Bunu mu savunuyorsun bana Savaş, hamile kaldı-"

"Kes!" sözünü adeta kükreyerek kestiğinde öfkeden deliye dönmüştü.Kimsenin araya girmeye cesareti yoktu ve benimde halim yoktu.Çünkü hoş değildi hemde hiç "hamile kaldıktan sonra düğün yaptığın mı ?" Diye soracaktı .

"Sakın tamamlama o cümleyi .Yoksa o yılan dilini kopartırım.Namus benim namusum sen kimsin ?
Buradaki herkes bilsin herşeye tahammül edebilirim bu güne kadar da ettim.Ama içinizden birinin bir daha ona yada ona ait olan herhangi birşeye,değil hakaret imada bulunduğunu görürsem yada duyarsam...Karşınızda daha önce hiç görmediğiniz bir Savaş görürsünüz."

Gözleri bana değip geri çekildi "Özür dile karımdan !"

"Ne ?"

"Ya şimdi sen karımdan bir kere özür dilersin yada ben oğlunu gözünün önünde döverken o özrü sana yüz kere diletiririm." Buram buram tehdit ve otorite kokan sesindeki emir açıktı ve olaylar giderek büyüyordu.
"Ömer-"bana öyle bir baktı ki ne söyleyeceğimi unutup yukundum.

"Özür dilerim."

"Kapının yolunu biliyorsunuz !"

Olaylara yetişemiyordum.Evi hızla terk ettiklerinde ellerimin üstüne konan el ile gözlerimi salonunun kapısından çektim.

"Titriyorsun " Parmaklarımı avucunun içine almıştı.

"Kızcağız hamile tabi titreyecek nasıl bir ailenin içine düştüm diyor,gel şöyle otur yavrum."

Yengesi tüm sıcaklığıyla beni çekip koltuğa oturturmuştu.Ömer yanımda yerini aldığında parmaklarım hâlâ avucunun içindeydi.Silah taşımaktan nasır tutmuş ellerine rağmen usulca yumuşak yumuşak okşuyordu parmaklarımı.

"Hastaneye gidelim mi ?"

"Hayır iyim, gerek yok."

"O zaman ellerin niye titriyor güzelim?"

"Ömer gerçekten iyim."

"Ben namaz kılıp uyuyacağım Demirhan gel benle,size iyi geceler! "
Dede hiç birşey olmamış gibi tüm soğukkanlılığıyla yanımızdan ayrılıp oğluyla beraber üst kata çıkmaya başladığında artık şaşırmama kararı aldım.Bu aile için herşey çok normal galiba .

"Oooo ilk günden su koyurdun vahşirella olmadı böyle .Senin hepsinin hakkından tek başına gelmen lazımdı."

"İyimisin Kumru'yu çağırayım mı bir baksın ?" Orhun'a kafamı hayır diye salladım .

"Bir anlığın sadece tuaf oldum iyim şu an."

"Abi hakikaten turnayı gözünden vurmuşsun ha nasıl bozdu Tarığ'ı, ya suratlarını gördünüz mü hepsinin nasılda kireç attılar aklıma geldikçe keyfim yerine geliyor."
Efsun abisinin omzuna kolunu yaslayıp Ömer'e bakarak kurduğu cümleyle annesinin ayağından çıkan terliği karnına yemişti .

"Anneeee!"

"Eşek sıpası bir de konuşuyor hepsi senin yüzünden oldu!"

"Ben ne yaptım ya ?"

"Onun bir suçu yok anne her zamanki halleri bilmiyorsun sanki ."
Yiğit gülmeye çalışsada hâlâ gergindi.

"Yalancının şahidi bozacı.Hele sen hiç konuşma !"

"Ayşe sultan sakin ol tansiyonun çıkacak " Orhun yengesinin omuzlarını ovalarken o şevkatle ellerini Orhun'un yüzüne koydu.

"Oyyy benim akıllı uşağum hamsili pilav yaptım en sevdiğinden ."

"Kıskanıyorum ama !" Yiğit bence kıskanmakta haklı.Başını anasının omzuna indirip kedi gibi sürtündü.

"Evlatlık mıyım ben ?Hamsili pilavı bir tek o mu seviyor ben senin uşağun değil miyum ?"

Konuşmasına kısık ama sesli güldüğümde Efsun ve Ayşe yengede bana eşlik etti.Gamzemin hemen üstüne dokunup çekilen dudaklarla elim ayağım birbirine girdi.Ellerim şimdi telaştan titrerken hiç birinin görmemiş olması Yiğit'in yine forumuna girip herkesi kendine çekmesindendi.

"Ömerr!" Ona sinirle ama kısık sesle kurduğum cümleyle başımı çevirdiğimde gözlerimin içine baktı.

"Sadece bana gülümsesen olmaz mı ?"

Kalbime bu kadar insafsız davranmasan olmaz mı ?
Nasıl dayansın bu bakışa bu söze?Yosunlarında ki bu derinlik içime işlerken dudaklarına kayan gözlerim içimde alevleri tutuşturmuştu.

"Ohooo bunlar birbirlerini gözleriyle yemekten senin hamsili pilavına yer bulamazlar anacım,baksana duymuyorlar bile seni ."

Yiğit'in beni yerin dibine sokan sesiyle elimi boynuma atıp başımı önüme eğdim.Soğuk parmaklarım omzuma titreyerek dokunup anlamsız hareketler yapıyordu.

"Abi utandırdın kızı yapma söyle şeyler !"

"Savaş,biz biraz konuşabilir miyiz ?"
Allah'ım bu çocuğun yoluna ölürüm ölürüm.Kızaran yüzüm olmasaydı ona kocaman bir teşekkür tebessümü sunardım ama en çok ondan utandım.
Allah cezanı verecek Yiğit !

"Seninle konuşacak birşeyim yok !" Elimden tutup kaldırdığında Yengesine baktı "Ayşe Sultan siz gelmeden önce biz yedik Gül yorgun uyuması lazım odalarınızı biliyorsunuz,size afiyet olsun."

O abisini reddedip ilerlerken peşinden de beni götürüyordu.Elimi elinden çektiğimde durdu.Orhun'a doğru ilerlediğimde ilk gördüğümde sarılmak istemiştim ama onlar var diye buna izin vermemişti.

O benim ailemdi,düştüğümde dizlerime üfleyenimdi.O benim kimsesizliğimi örten kalbi dağlardan yüce olan canparemdi.

"Seni çok özledim." Dediğimde burnumu çekmiştim.Kollarımı beline sarıp başımı göğsüne yasladığımda burnumu çektim.

"Sen ağlıyor musun ?"

"Sen telefonlarımı açmayınca gelmeyeceksin sandım,ben o düğünü kimsesiz yapıcam sandım." Sarılmamıştı bana kas katı kesilen bedeni en sonunda hareket ettiğinde eli saçlarıma usulca dokundu.Hepsi benim bir parçam ama o benim için çok başka öz abim olsa ancak bu kadar severdim.

"Bak bir bana "

Geri çekildiğinde yaşlarımı sildim.Hormomlarım yüzümdendi hep .

"Seni ne zaman yalnız bıraktım ben ? Tabiki geleceğim hem kimsesiz falan o nasıl söz Gül duymayacağım bir daha,sen benim"eli yanağıma dokunduğunda gülümsedi."En değerlimsin,gözümden sakınarak büyüttüğüm yaramaz kız kardeşimsin. Hadi git biraz uyu bu hallerine alışkın değilim ."

Başımı salladığımda gülümsedim.
Herkese iyi geceler diledikten sonra arkamda put gibi duran yüzündeki hiç bir ifadeyi ölçemediğim kocamın yanında durdum.Sırtım ev halkına dönükken ikimizin duyacağı bir ses tonu ayarladım.

"Onunla benim için konuşur musun ? Karnımdaki iki canın hatrına onunla konuşur musun?Senden onu affetmeni istemiyorum sadece bir kere hatrım için dinle."

Onu ardımda bırakıp ilerlediğimde olduğu yerde durmaya devam ediyordu.Merdivenin son basamağınıda çıktığımda yaşanılan herşeyi beynim tek tek tasnif etmek yerine her zamanki gibi kolay olanı seçti.

Kaçtı ...

Hayat benim için yeterince karmaşık değilmiş gibi birde bu ailenin içinde olanlara yetişmek istemiyorum.Hani bazen doktorlar hasta olur kendilerine dermanları olmaz ya benimkide o mesele.Ajanlık oyunlarımın bana pek bir faydası yok.Ve tek istediğim Ömer'in çocukken yaşadığı şeyleri bilmek.Onu bu kasabaya gelirken araştırdığımda yurt dışında büyüdüğüne dair hiç bir bilgi geçmedi elime.Paşa bunu örttüğüne göre bu mesele kişisel bir konu değil.Hâl böyleyken Ömer'in bunu benimle paylaşması fazlasıyla imkansız.

Yatağa oturduğumda elime telefonumu aldım.Nisa'dan ve Kumru'dan gelen birkaç mesaj dışında birşey yoktu.

Okuduğum güncel haberler haftalar öncesine aitti.En azından ülke bu aralar sakindi.Ömer'i aşağıda bırakıp geleli yaklaşık on beş dakika olmuştu.

Elimdeki telefonu bırakıp üstüme rahat birşeyler giymek için dolaba ilerledim.Üstümden sıyırdığım elbiseyle aynı anda açılan kapıya dönüp elimdeki kırıştırdığım elbiseyi üstüme kapattım.
Ömer'i görmek rahatlattı mı yoksa iyice tedirgin mi etti tartışılır.

Yutkunduğumda üstümde gezinen bakışlarındaki yoğunluğa daha fazla tutunamadım.Yere inen bakışlarımın açısına anında giren adamın ayaklarıyla indirdiğim bakışlarımı şimdi bir adımlık mesafe bıraktığı yüzüne kaldırdım.

"Şey...ben giyinecektim "
Aramızdaki farkı kapattı.Eli yanağıma dokunduğunda içimdeki binlerce kelebek aynı anda kozalarından firar etti.Her dokunuşunda bir öncekinden daha fazlasını hissetmem aşka dahil mi ?

"Biraz bekleyebilir !" Göğsüme bastırtığım kıyafet göğsümden çekildiğinde havada uçarak yeri boyladı.

"Sen n-? "Kolu belime dolandığında herşeyi yuttum.Boy farkını kapatmak için eğdiği başı yüzünden nefesi dudaklarıma çarpıyordu.

"En son ne zaman dokundum sana ?" Soru değil isyandı sanki.Dudakları boynumda gezindiğinde tüm bedenim titredi iyiki tutuyor bu adam beni .
"En son ne zaman hissettim seni ?"
Boynumdaki deriyi dudaklarının arasına aldığında yavaşça emdi .

Ayaklarım tüm gücünü kaybettiğinde kollarım omzuna tutundu.Az önce emdiği yere nefesini üflediğinde hızla inip kalkan göğsüm sert göğsüne çarpıyordu.

"Ömer ." Zorla çıkardığım sesime şükrettim.

"Söyle güzelim." Kulak memde nefesin gezerken nasıl söyleyeyim ?

"Ömer evde insanlar var ."

"Ben ağzını kapatırım ."

Yuh ! 

"Saçamalama ! " Kollarından sıyrılıp çıktığımda yatağın diğer ucuna doğru ilerledim.Gözleri beni korkuturken kuruyan dudaklarımı ıslattım.

"İnsanlar var diyorum hem çekilirmisin oradan üşüdüm giyineceğim."

"Karımı istiyorum,banane yavrum insanlardan?"

Bana doğru bir adım attığında o yatağın altında ben sol tarafında olmama rağmen yatağın başlığına doğru bir adım daha geri çekildim.

"Karın hamile,hamile ."

"Doktor sana dokunmamda bir sorun olmayacağını söyledi."
Yatağın ucuna geldiğinde bir adım daha geri çıktım.Kendini yanıma attığında yataktan sıçrayıp kapının tarafına geçtim.Şimdi ikimizin arasında sadece yatak vardı.

"Yavrum bak sinirleniyorum ama artık !"

"Kendine gelir misin ?Evde misafir var.Deden var Paşa var Orhun var Yiğit-"

Yanıma hayvan gibi uçtuğunda ağzımdan kaçan çığlıkla yatağın üstünden atlamak için hamle yaptığımda kolumdan tutmasıyla ikimizde yatağa güm diye düşmüştük .
Ve sanırım o güm sesi ikimizi kaldıramayan yatağın sol ayağının çat diye kırılmasıydı.

Dudaklarını boynuma bastırdığında buna tek şaşıranın ben olduğumu anlamam uzun sürmedi.Beni hangi ara altına almıştı bu ?

"Ömer " Göğsümün üstünde gezinen dudakları beni tınlamıyordu.Üstüme uzanmış,kırıldığı için yarısı yamuk duran yatakta işine devam ediyordu.

"Yatak kırıldı farkında mısın ?"

"Yarın yenisini alırız ."
Şah damarıma kondurduğu öpücükle kapandı gözlerim.

"Bu gece ne yapıcaz ?"

"Benim istediğim herşeyi ."
Kapattığım gözlerim açıldı .

"Ya sen ne arsız bir adamsın.Yamuk bu yatak yamuk ! Burada uyunmaz bile belim ağırdı benim."
Dudaklarını geri çektiğinde yeşilleri gecelerime değdi .
"Korkma sakın !"
Neyden bahsettiğini anlamayınca kaşlarımım gözlerimin üstüne indi .
Geri çekildiğinde bir eliyle bileğimi tutuyordu yatağın altına doğru eğilmişti.

Yatağın neresine dokundu bilmiyorum ama ufak bir şekilde sallanan yatak hemen peşinden ikinci büyük bir gürültüyle onu yüksekte tutan diğer ayağınıda kaybetti.

Elinde tuttuğu yatağın beyaz cilalı beş santimlik ayağına,fal taşı gibi açılan gözlerimle baktım.Resmen yatağın diğer ayağını da söktü,üstünde biz varken,tek eliyle,zerre zorlanmadan.

"Sen gerçekten inanılmazsın?"
Elindekini arkaya fırlattığında yeşileri göğsüme odaklandı.

"Sende " dediğinde yutkunmuştum.

Üstündeki tişörtü bedeninden ayırdığında iki bacağının arasında duran bacaklarım bu manzarayla titredi.Kalbime hem zarar hem yarar olan baklavaları, nefes alıp verdikçe şiş göğsündeki künyenin inip kalkışı,bana dokun diye bağıran taş gibi esmer teni...

Parmak uçlarım ona dokunmak için karıncalandığında kuruyan boğazım yutkunmama bu sefer izin vermedi.Yavaşça eğildiğinde eli yanağımda ki yerini almıştı.Yummak istesemde kapatmadım gözlerimi.Ona bakmak istiyorum hemde deli gibi.

"İnsanlar "dediğinde dudaklarını dudaklarıma sürttü bedenin ağırlığını üstüme bıraktı,ferah nefesini tenimi yaktı."Hâlâ umrunda mı ?"
Karın kasları çıplak tenimde yapışmıştı ve bu vücudumdaki tüm kanı benden çekmiş yerine içinde cayır cayır yanan ateşler bırakmıştı.

"Değil "dediğimde arzusu yoğun olan bu tonla utanmak bir yana daha fazlasını hissettim.

"Yatak yamuk değil mi güzelim ?"
Bilerek yapıyordu ağırlığını biraz daha verdiğinde her zerresini hisseden bedenim titreyip sızladı.

"Değil ."Başını yine gömmüştü boyunma yamukluk kimin umrunda ?

"Az önce öyle söylemiyordun ."

"Söylediklerimi her seferinde yutturmak zorunda mısın ?"

"Beni istiyorsun hemde benim kadar sabırlı olmadan, ama yinede utanıp birşeylerin arkasına saklanmaktan vazgeçmiyorsun."
Eli göğsümün üstünde gezindiğinde kapanıp açıldı gözlerim.
"Ve sen çekinmeden,cesaret etmeye başlayana kadar ben sana dokunmayacağım,sahadaki kadını yatağımda istiyorum.Korkusuz ve cürretkar ."

Boynuma uzun bir öpücük kondurduğunda hareketlenip yataktan kalktı .
Ağzım resmen açık kalmıştı .

Ciddiydi ?

"Üstüne benim tişörtlerimden bir tanesini giy eski odana gel uyuman lazım.Yarın hallederiz bunu ."

Gerçekten ciddiydi ...


 

Bölüm : 21.04.2025 06:12 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...