10. Bölüm

İntikam🌹10

Dahliaaa
d_ah_lia

 


Göz kapaklarımı zorlasamda üzerindeki tonlarca yük yüzünden açamadım.
Kuruyan dudaklarımı ıslatmakta güçlük çekerken elimdeki sıcaklık beni düşünmeye itti.Buruk iniltim kımıldamaya çalıştığımda ağzımdan firar etmişti .Birbirine yapışmış kirpiklerimi ayıramıyordum.

Sisler tamamen dağılırken görüşüm yavaş yavaş netleşti.Tavanın beyaz ışıkları gözlerimi acıtıyordu.Etrafıma bakmaya çalıştım; duvarlarda steril beyaz tonlar, başucumda bir serum askısı,odanın köşesinde duran bir sandalye...Burası bir hastane odasıydı.

"Ömer "

"Buradayım güzelim." O tanıdık, sıcak ton kulaklarımı doldurdu.

Güçlükle yumup tekrar açtığımda başımı usulca ona doğru çevirdim.
Mos mor olmuş şiş yeşillerine yorgun gözlerimle baktım.Elini yanağıma yerleştirdiğinde parmakları usulca tenimi okşadı.

"Uyandın," dedi,başparmağı tenimi biraz daha derince okşarken.O dokunuş, bir teselli mi yoksa bir özlem mi, ayırt edemiyordum.Teni, sıcaklığı, bana yaşamı hatırlatıyordu. Gözlerimi kapattım; o anda başka hiçbir şeye dayanacak gücüm yoktu.

"Şşş, kapatma gözlerini," Sesi yumuşak ama buyurgandı, emrine itiraz etmeyen gecelerim bir kez daha onun kanlı yeşillerine dokundu. "Bir daha sakın, kapatma."

Sözlerindeki titremeyi, kelimelerin taşıdığı derin acıyı iliklerime kadar hissettim.Gözlerimi ona açarken, bakışlarının derinliğiyle boğulduğumu fark ettim. Öyle derin bakıyordu ki kalbime aniden saplanan bir sızıyla irkildim.O an, gözlerini ilk kez bu kadar çıplak gördüm.

Okumak istiyordum; her bir duygusunu, her bir yarasını anlamak istiyordum.Ama o bakışlarda gördüğüm acı, beni geri adım atmaya zorladı.Sessizce yutkundum.

Berbat bir haldeydi,bu vaziyeti içimi dağladı. Üzerinde hâlâ o kanlı üniforması vardı. Toz, çamur, kan... Gözleri şişmiş, altları mosmor ve çöküktü. Bu yüz, bu beden... İlk kez onu bu kadar güçsüz görüyordum. Hep güçlü bildiğim Ömer, şimdi yıkılmış gibiydi.

"Çok kötü görünüyorsun," dedim istemsizce, sesimdeki kırgınlık her kelimeye sinmişti.İçim burkuluyordu.

"Sen yokken nasıl iyi olurum?"

İçimdeki duvarlar çatırdamaya başladı. Bir anda, o cümle okumak istediğim her şeyi anlattı.Ne kadar korktuğunu, ne kadar acı çektiğini, ne kadar mücadele ettiğini...

Açılan kapıdan içeri giren kişi atmosferi öyle bir dağıttı ki hiç bir giriş bu kadar şaşırtıcı olamazdı.

"Hele yar, yar, yar zalım yar
Hayın yar, kafir yar, çapkın yar
Le le le le le le le, leylim le yar, leylim le yar."
Ne zalımsın yârim
Ben saha kurbanım
Yüzüne müstakım
Sevgili sultanım
Yarın akşam sizde
Ben saha mihmanım
Seni görmemışem
Yamandır ehvalım"

Kumru elindeki kalemi kendine mikrofon yapmış diğer elindeki peçeteyi mendil etmiş dizlerini kırarak halay çekerek bu türküyü söylüyordu .

"Hele yar, yar, yar zalım yar
Hayın yar, kafir yar, çapkın yar
Le le le le le le le, leylim le yar, leylim le yar
Çağırdım yârım yârım
Gel baha sinem' sarım
Söyle aşinan kimdir
Gidim ona yalvarım"

Nisa alışkın olduğumuz Kumru'yu takmadan bana doğru gelirken kapının önündeki tim şaşırmış gözlerle benim deli arkadaşımın güzel sesini dinliyordu .
Allah'ım sana şükür ki sesi gerçekten güzel .

Şarkı bittiğinde bana eşek gözleriyle gülümsemesine kendimi tutamayıp gülümseyerek karşılık verdim.
Özlemiştim bu deliyi .

"Ben senin hayatını kurtarayım sen benim güzel sesimle verdiğim konseri alkışlama öyle olsun Gül'üm."
Boynumu tebessüm ederek ona doğru büktüğümde Nisa'nın omzuna kolunu koydu .

"Güzel mi dedi o,lan kargaları göç eden hayvan sıtatüsüne soktun! Güzel diyor birde!"

Yiğit,Kumru'ya verdiği cevapla karşıdaki koltuğa oturmadan önce bana göz kırptı .

"Geçmiş olsun dişi Vahşirella senin hayatını kurtaran asıl benim damarlarında benim kanım dolaşıyor.Sana kan verirken bu pörtlek gözlü kara karga az kalsın beni öldürecekti."

Kumru elindeki kalemi yüzüne doğru fırlattığında çevik bir hızla kalemi iki elinin ortasında yüzüne çarpmak üzereyken son anda kapmıştı .

"Bana bak üsteğmen bozuntusu seni altı gündür uyarıyorum dinlemiyorsun benim şartellerim atarsa yemin ederim seni canlı canlı doğrarım ağzınla kıçın yer değiştirir üstüne göt lalesi diye oturlar !"

Ben ettiği tehdide ağzım açık baka kalırken Aslan'la Batur kahkahayı basmıştı diğerleri ise gülmemek için kendilerini sıkıyordu.Bu tavırları Kumru'ya gelir gelmez alıştıklarının kanıtı.

"Kızım benimle doğru konuş kadın dilemem alırım seni ayağımın altına sesimi çıkarmıyorum sabrımı taşırmak üzeresin !"

"Sen kimi tehdit ediyorsun erkek müsfettesi şu hale bak cıvık cıvık şakalar sulu sulu tavırlar ayağımın altına alırımlar ? Asker misin soytarı mı belli değil ."

Yiğit oturduğu yerden kalkıp Kumru'nun üstüne yürümesiyle hızla doğrulmak istedim ama istemekle kaldım.Ağzımdan bir inilti kopmuştu.
"Gül" Ömer'in sinir dolu sesi odayı doldurduğunda "İyimisin,niye ani hareket yapıyorsun Kumru bak yarasına!
Çok acıdı mı ?"

"İyim ya birden kalkınca acıdı geçti iyim."

"İyi falan değil Kumru bak şu yaraya !"

"Ömer iyim diyorum ."Gerçekten iyim ama nasıl anlatacağım bu adama iyi olduğumu ?

"Dikişlerin atmış olabilir neyin inadındasın Gül?" Bezgince nefes verdim.

"Dikiş atma acısını bilecek kadar tecrübeliyim ." Yüzüme öyle bir baktı ki anlayamasamda derinliğe gömülen yosunlarındaki yoğunluğun şiddetini gördüm.

"Böyle hareketlerde bulunma bebeğim dikişlerini zorlama."Kumru'nun sesi atmosferi dağıtmıştı.
Gözünü kırptığında ellerini ceplerine yerleştirdi .

"Nasıl hissediyorsun ?"

"İyi"dediğimde gözlerini devirdi .

"Ağrın çok mu dürüst ol !"
Göğsümdeki sargıya baktığımda gözlerim onu buldu .
"Biraz ."Oflayarak yatağımın kenarına oturdu .
"Yanına geldiğimde kalbin durmuştu,sinirlerin paramparçaydı yalan söyleyip benim sinirlerimlede oynama,istersen!" Dediğinde onu takmadan Nisa'ya baktığım,yatağın yanına eğilip elini elimin yüzerine koydu .

"Çok korktum! "Yine dolmuştu mavileri.

"Tamam da anlayın artık iyim!"

"Iyyyy ıyyyyy yine içine Orhun kaçtı,tamam "DA" ,sen dua et ki bu sulu göz tim pusuda diye beni aradı Da !."
Kumru'nun enerjisi yine üstündeydi.

"Nisa sahada tıbbi yardım yapacak başka istihbartçı yok muydu bunu aradın ?"

Yiğit'in tavrı gerçekten Kumru'ya kafayı taktığını gösteriyordu ve bilmediği birşey vardı Kumru'ya kafayı takana hayat zehir zıkkım olur .Kaldırdığı tek kaşıyla Yiğit'e gülümsediğinde Nisa'yla birbirimize baktık garibimin nasıl bir manyakla dalaştığından haberi yoktu .

"Bak görüyorsunuz değil mi? Sonra Kumru kötü oluyor!Şimdi ben bunun ağzını burnunu kırsam kim hatalı?"

"Sen bu boyunla beni mi döveceksin yer cücesi ?"

"Benim boyum bir yetmiş iki canım ve senin soldaki gözünde yüzde yetmiş iki kayma var.Biri kabeye diğeri endülüse bakan bu gözlerinin beni cüce olarak görmesi bile mucize gözlerini ortada buluşturabiliyor musun sen ?"

"Sen benim gözlerime laf etmeden önce pörtlek gözlerine estetik yaptır bakan erkek kadınlardan soğuyor"

Kaçınılmaz sonu önlemek için çığlık attığımda elimi yarama bastırdım.

"Noldu ?" Diyen Kumru,hemen elimi yaranın üstünden çektiğinde bana endişeyle bakan Nisa'ya gözümü kırptım.

"Bir anda sancı girdi çok acıdı ."Güzel gözlerini yüzümde dolaştırdı.

"Elini falan mı vurdun ?" Kafamı salladım.

"Dur bakalım beyler herkes dışarı ." Tim gülümseyerek bana bakıyordu sanırım tek kandırdığım Kumru'ydu.

"Oldu o zaman Gül geçmiş olsun zaten boş boğazlar yüzünden fazla oturduk ."dedi Aslan Yiğit'e bakarak.

"Geçmiş olsun Gül "dedi Arda

"Korkuttun bizi yenge çok geçmiş olsun."dedi Emre

"Çok şükür Allah seni bize bağışladı ."dedi Batur

"Geçmiş olsun Yenge ."Dedi Hasan, tebessüm ettiğimde Mehmet'in yokluğunu şimdi fark etmiştim.
Onlar gittiğinde Kumru açtığı yaraya bakıp geri kapattı.

"Dikişlerin iyi durumda bir sorunda yok sen ani bir harekette bulunma içten zorlama kendini Gül çok tehlikeli ."

"İyim Kumru ."

"İyi bakalım "dedi ellerini cebine koyarken.

"Sen biraz daha dinlen birkaç saat sonra pansumana gelirim "
Nisa yanağıma sulu bir öpücük bırakıp saçlarıma elini yerleştirdi .

"Bir daha beni böyle korkutursan senin saçlarını yolarım ."

"Korkutmam "dedim dolan gözlerine bakarken.Ben düşünce kanayan yarama üfleyip benim yerime ağlayan kızdı o...

"Iyy yine vıcık vıcık davranmaya başlamayın hadi sulu göz çıkalım biz o dinlensin ." Nisa'yı kolundan çekip odayı terk ettiklerinde oflayarak verdiğim nefesimle gözlerimi yumup sol yanağımı yastığa bezgince kapattım.

Diğer yanağımda hissettiğim parmaklarla kapattığım gözlerimi açtım.
"Kapatma demedim mi?" dedi, solgun yeşilleri gecelerinden bir milim bile kaymadan.Sürekli teması beni ürpertse de hafifçe tebessüm ettim.

"En son ne zaman uyudun?"
Ne cevap verdi ne de gözlerini benden çekti.Yanı başımdaki sandalyede bu şekilde,uykusuz kaç saat oturduğunu bilmek istesem de cevap almayacağımı biliyordum.

"Ömer"Elimi, yanağımdaki elinin üzerine koydum.
"Gidip biraz uyur musun?" diye ekledim.

"Uykum yok,bu gece buradayım sen uyu güzelim."

"Tamam burada biraz uyur musun yada gözlerini dinlendirir misin? Sığmazsın ama azda olsa dinlenmiş olursun."

Yaraya dikkat ederek onun tarafında yer açtığımda, reddedeceğini düşündüğümden yüzüne bakmaya cesaret edemedim.
Yanağımdan çektiği eliyle odadaki sessizliği bozmadı. Ama bir süre sonra usulca yanıma uzandığında, gözlerim gülümsemeyle yosunlarına dokundu.

Kokusu ciğerlerime dolarken, üzerimdeki çarşafı düzeltti.Ancak uyumak yerine, gözlerini kırpmadan beni izlemeye devam etti.

"Kapatsana gözlerini!" dedim, hafif bir sitemle.
"Hafızam uykumun olmadığını söylediğimi hatırlayacak kadar yerinde.Bu senin için de geçerli mi?"

Nefesimi üst dudağıma doğru, sesli bir şekilde üfledim.
"Yatağıma niye girdin o zaman,ukala?!"

"Bunun cevabına daha hazır değilsin," Ne demek istediğini anlamadım.

"Göz altların morarmış, göz kapakların şişmiş, gerçekten hiç görmediğim kadar yorgun gözüküyorsun. Uykun yoksa da gözlerini kapat, uykun gelir. Çocuk gibi inat etme,yorgun olduğunu kabul edince, yıldızlarını sökmüyorlar."

Aramızdaki boşluğu kapattığında, baş parmağı dudağımdaki yerini almıştı. Okşayışı içimdeki her şeyi ayağa kaldırdı.

"Yaralı olmasaydın," dedi, hiç tatmadığım, içimi okşayan bir ses tonuyla.

"Yorgun olmadığımı,tek yorulan sen olduğunda anlardın," dediğinde yanan yanaklarımı gizlemek için deve kuşudan daha beterini yaptım ve gözlerimi yumdum.
"Aç gözlerini!" Sert sesi yankılanırken alnını alnıma yaslamıştı .
"Aç !"bir kez daha tekrar ettiğinde açtım.Burnumun kenarına temas eden burnu tenimi yakarken dudaklarıyla dudaklarım arasındaki tek engel baş parmağıydı .

"Gül" Tek kelime bile içimde bir şeyleri paramparça etti.

"Senin kalbin benim kollarımda durdu."
Sesi titrerken alnını hâlâ alnıma bastırdı.
"Senin kalbin durduğunda yoruldum,ben senin saçlarını senin kanınla okşadığımda yoruldum." Kelimeler odanın içinde yankılanırken beni bile titretiyordu.

"Yorgunluğum sensin,kadın bir daha beni yorma." Parmağını geri çektiğinde dudaklarımda hissettiğim baskıyla yumdum gözlerimi.
Ne o araladı dudaklarını nede ben bekledi sadece bekledi sanki buna ihtiyacı varmış gibi bekledi.
Hızla inip kalkan göğsüm,göğsümü yarıp çıkmak isteyen kalbim,yükselen vicut ısımla sertçe yutkundum .

İçli ama uzun süren bir öpücükle sesli bir nefes verdiğinde usulca geri çekilip yanağını yastığa koydu.Yaşattığı adrenalinin yanına bu bitkin hali içime sis bulutları gibi oturdu.

Sevgi öyle birşey miydi?
Her dokunuşunda farklı hislerde boğulmak her öpüşünde bambaşka bir duygu çukuruna çekilmek mi,
Hissettiği acıyı anlamak mı yoksa onun acısını algılayınca canın daha çok acıması mı ?

Yeşilleri içimi okşarken elimi yanağına koyduğumda gözlerini kapattı.
Sıcacık teni günlerdir traş görmemiş sakalları içimi kıpır kıpır ederken onun gözleri hâlâ kapalıydı.Baş parmağım göz altlarını okşarken titriyordu .

"Sana şarkı söylesem uyur musun ?"Dediğimde yosunları açılmıştı.
"Hangi şarkıyı söylediğine bağlı "

"Geri gelen mektup ."

"Neden o ?"

"Bir sebebi yok ."

"Gözlerin öyle söylemiyor ."

Yutkunduğum "Ne söylüyor gözlerim ?"

"Sendeki herşeyi biliyorum Gül senin bile bilmediklerini ve bazen bilmek yetmez.Bu yüzden sana üç gün süre neden bu parçayı seçtiğini bana söyleyeceksin."

"Söylemezsem ne olur ? "

"Bir dakika önce sebebi yok dediğin şeyi bir dakika sonra kendimde saklarsam ne olur diye soruyorsun bu kadar çabuk fire verme güzelim."Tebessümlü ses tonuna takılıp kaldım,"Yerinde olsam ne olacağını düşünmek yerine nasıl itiraf edeceğimi düşünürdüm çünkü söylemezsen,kendini olacak olanı yaşarken,söylüyor olarak bulursun."

Zihnimi çorbaya çevirirken,yanağındaki elimin üzerine elini koydu.Dudaklarını usulca avuç içime bastırdı .
Sıcacık nefesi içimi ürpertirken dudakları nefesimi kesecek kadar etkiliydi."Ve evet kısık sesle, kendini yormadan söylersen uyurum."
Aklım sonunda söylediği birşeyi ilkte anladı.

"Ama gözlerini kapat "

"Yaralısın ve çok kan kaybettin, zorlanıp zorlanmadığını görmem gerekiyor sen başla ."

Nefesimi düzenlemeye çalışarak gözlerimi kapattım.Göğsümdeki ağrı her kelimede kendini hatırlatsa da, sesimi kısık tutarak başladım.

"Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?

Pervane olan kendini gizler mi alevden?
Sen istedin ondan, gönül zorla tutuştu

Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse
Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse
Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan
Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse"

Gözlerini kapatmıştı.Yüzündeki gerginlik yerini derin bir huzura bırakmış gibiydi. Ama şarkının beni ne kadar zorladığını fark etmesi an meselesiydi.

Bir anda duraksadım.Ağrının keskin bir dalga gibi yayıldığını hissetmiştim.
"Yeterli bu kadar" Sesi hem sakin hem de endişeliydi. Gözlerini hâlâ açmamıştı, ama sanki ne hissettiğimi görüyordu. "Zorlanıyorsun."

"Hayır, sorun değil..." dedim kısık bir sesle. Ama elini avucumdan çekip yanağımı tutmasıyla sustum.

"Uyuyacağım Sakura'm,bu kadarı kafi"saçlarıma kondurduğu öpücükle orada kalmıştı .Kolu karnıma usulca dolanırken burnu saçlarımın arasındaydı .
"İtiraf edeceksin,Gül. Üç gün içinde."
Sözleriyle bir kez daha içime işledi. Neden bu şarkıyı seçtiğimi biliyor ve benden duyana kadar vazgeçmeyecek .

Saat ne kadar ilerledi zaman ömrümden ne kadar çaldı bilmiyorum.
Kulağımın biraz üzerinde hem dudakları hem burnu saçlarıma gömlüyken uyumuştu.
Yüzünü incelemek için birazcık kaymak istesemde koluyla beni öyle bir kıskaca almıştı ki bu imkansızdı hemde uyandırmak istemiyorum.

Buram buram hissettiğim barut ve portakal kokusu ciğerlerime işlerken bitmek üzere olan serumun takılı olduğu kolumu umursamadan karnımın üzerindeki koluna dokundum.

İçimdeki yaramaz çocuk bir şekilde galip gelmişti.Hep yapmak istediğim şeyi şimdi yapacak olmanın mutluluğuyla gülümsedim.

Üniformanın düğmesini usulca açtığımda parmaklarımı kolunun damarına koydum,biraz bekledim hissedip hissetmediğini anlamaya çalıştım.Kaslarının kendine yer açabilmek için cildinin yüzeyine attığı damarının parmağımın altında atışını hissettim.

Uykusunda zerre bozulma olmayınca alt dudağıma dişlerimi geçirip parmak uçlarımın altında,sert kaslarını üstündeki damarı bileğinden başlayıp yukarı doğru takip ettim.Aldığım aşırı keyif onun huzurlu uykusu kadar huzur verdi.

Açılan kapıyla hızla kolundan çıkardığım elimle ani hareketimden dolayı uyanmasından korksamda o milim kımıldamadan derin uykusuna devam ediyordu.

İçeri giren Kumru ve Nisa'ya sessiz olmaları için dudaklarımla işaret verdiğimde bu manzaraya ikiside şaşırmadı.Nisa kapıyı aralı bırakırken Kumru yanıma geldiğinde cebinden çıkardığı muayene feneri ile gözünü kırptı .

"Seni kontrol etmem gerekiyor,"Ömer uyanmasın diye fısıldıyordu.
"Sonra yapsan olmaz mı?" diye karşılık verdiğimde ellerini göğsünde bağladı ve beni gülümseyerek izlemeye başladı. Gözleri mavişe kaydı.

"Şuna, onu muayene etmemin kocasının uykusundan daha önemli olduğunu söyler misin, Boncuk?"

"Başka zaman yap, Kumru," dedim sabırsızca.

O ise eğilip bana alaycı bir şekilde fısıldadı: "Sen adamı okşuyorken uyanmıyorsa, ben seni muayene ederken hiç uyanmaz."

"Hiç de bile! Düğmesi açılmıştı, onu ilikliyordum sadece!"

Nisa kahkaha atmamak için burnunun ucuna parmağını bastırırken,gözlerimi ona öfkeyle kıstım.

"Kesin "dedi yüzündeki tüm kasları kullanarak.

Işığı gözümden beynime kadar sokmaya başladığında gülen yüzü son bulmamıştı .
"Şöyle gülüp durma,sinirleniyorum !"
Dudaklarını birbirine bastırıp kafasını salladında diğer gözümede bakıp ışığı kapattı .

Gözlerindeki dikkat kaybolmadan, sessizce bandajımı açtı. Ellerindeki özen, her hareketinde kendini belli ediyordu. Gözlerimi ondan kaçırarak, geçmişteki anılar aklıma geldi. Ne kadar zaman geçmişti, ne kadar hızlı değişmiştik... Çocukluğumuzun o masum halleri, şimdi farklı bir şekle bürünmüştü.

Yavaşça başımı kaldırıp, o hep gülerken bile ciddiyetini koruyan yüzüne baktım.
Güzel burnu, kahverengi büyük gözleri, ipek gibi kirpikleriyle ne kadar da farklıydı. Eskiden birbirimize şakalaşırken şimdi...Hayat bizi çocukken oynadığımız doktorculuk hikayesinin gerçek birer parçası yapmıştı.

"Acı var mı?" diye sessizce sordu, elleri hafifçe göğsümdeki yaraya dokunurken. Sesindeki endişe, bana bir yoldaşın, bir kardeşin derin ilgisini hatırlatıyordu.

"Biraz"

Yavaşça gözlerini bana odakladı. "Geçecek," dedi, sakin bir sesle. "Ama dinlenmen gerek acele etmeyeceksin,vücudunun toparlanması için zamana ihtiyacı var."

Pansumanını bitirip bandajı kapattığında aklıma bir anda gelen soruyu sordum.
"Esma nasıl ?" İkiside birbirine baktı.Bu bakışları hoşuma gitmeyince yutkundum.
"Esma iyi mi ?" Dedim sorumu başka türlü yineleyerek .
"Bebeğini kaybetti ."dediğinde gözlerim kapanmıştı .
"Bebek günler önce ölmüş ." Tüylerim diken diken olurken dolan gözlerimi tavana diktim.
"Serumu çıkarır mısın rahat uyumak istiyorum."
O serumu çıkarırken Nisa ayak ucumda sessizce fısıldadı .

"Sen olmasaydın o şimdi ölmüş olacaktı hot grilim,ona yeni bir sayfa açacağız senin sayende."

"İnşallah "

"Saat 1,sabah 7 gibi gelirim geldiğimde bu güzel gözlerim müstehcen sahnelere şahit olsun istemiyorum."Tam ağzımı açıp küfredecekken Ömer'in varlığıyla kendimi sıkıp sırıtan süzüne
ters ters baktım.

"Defolurken kapıyı sessiz çek "Bana gözünü kırptı .

"Teyze olmak için daha çok gencim iyileşince sana doğum kontrol enjeksiyonu yapalım."

Ağzımı açmama fırsat bırakmadan kapıdan çıkıp gittiğinde gözlerim boncuğu bulduğu "Kesinlikle onu dinleme sen,ben teyze olmaya hazırım."diyip gülümsediğinde odadan çıkıp kapıyı sessizce kapatıp gitmişti .

İçimdeki derin nefesi sesli verdiğimde Ömer ilk kez hareket etti .
Başını omuzuma indirirken burnunu boynuma gömdüğünde hala uyuyor olmasıyla rahat bir nefes verdim.

Kirpikleri çenemin altına dokunurken kalbime doğan tuaf hisle içim kıpır kıpır oldu.Olur muydu,ikimizin bir parçası bu dünyaya gelir miydi? Yeşil gözlü bir minik...

Bizden olur muydu?
Saçmalama Gül evliliğimiz bile görev içinken kalkıp çocuk mu isteyeceksin ?
Tek sorun evlilikde değil ben daha ne yaşadığımızı bile bilmiyorum.

Karnımı saran kolu sanki hissettiğim huzursuzluğu hissetmiş gibi beni biraz daha sıkı sardığında gülümsedim.
Kapattığım gözlerime uyku çökerken elim kolunun üzerindeki yerini tekrar aldığında sessizce fısıldadım .

"Gözlerin bir tuzaktı, ben ise bile isteye düştüm.Yalnızca gözlerin değil,tüm varlığın beni esir eden bir büyü. Ve ben, her zerrene gönüllü tutsak oldum…Bu yüzden o şiir yüzbaşı."

🌹

SAVAŞ'DAN

Her adımımda içimde tuttuğum öfkenin ağırlığını hissediyordum. Elimdeki kartı kapıya okuttuğumda, intikamıma açılan o soğuk demir kapı gıcırdayarak açıldı. Kaslarım gerilmiş, dişlerim kenetlenmişti.İçeri adım attığımda, yaklaşık iki saat önce boşaltılmış eski deponun keskin kokusu ciğerlerime iniş yaptı. Gözlerim, sandalyeye bağlanmış adamı bulduğunda, yüzüne kısa bir bakış attım. Ama asıl hedefim şimdilik o değildi... Onu bana getiren takım elbiseli iki koruma gözlerimin önünde dikiliyordu.

Belimdeki tabancayı çekerken elimdeki soğuk metalin huzur verici hissi içime yayıldı. Sürgüyü çektiğimde, sıcak kurşun ilk hedefini buldu. Soldaki alnından sızan kanla yığıldığında diğeri silahına dahi ulaşamadan,kalbine saplanan kurşunla yere serildi.

Tabancayı belime geri yerleştirirken, sandalyedeki adamın üzerime dikilmiş korku dolu bakışlarını hissettim ve gözlerim hissettiği korkunun yaşatacaklarımın gramına yetmeyeceğini söyledi .

Yüzümdeki maskeyi boynuma çektiğimde kan kokusunu burnuma sesli çekerken ona doğru ilerledim.

"Bana dokunursan bunun bedelini çok ağır ödersin yüzbaşı !"

Üst dudağım yukarı kıvrılırken elimi omzuna sertçe yerleştirdim.Sessiz fısıltım ölüm kadar soğuktu .

"Ben bedeli yalnızca Allah'a öderim Miloş "Omzunu iyice sıkan parmaklarımla acıyıla buruşturdu yüzünü,devam ettim.Bıçağımla ilk ayaklarının ipini ardından ellerininkini kestiğimde bir adım geri çekildim .

Esma herşeyi tek tek anlatmıştı onun bilmediği yerleriyse hapishanenin güvenlik kamerası tamamladı.Ona yapılan herşeyi bilip misliyle ödetmek istedim ama bilmek beni dahada çileden çıkardı.Zor durumda kalınca bu orosbu çocuklarıyla kurduğu yakınlık sinirlerimi her seferinde damarlarıma doluyordu.

'Ah kadın bu alemde kokunu soluyan herkese ecel olacağımı bilmiyorsun.'

"Kalsana lan!" Sesimdeki öfke duvarları titretecek kadar sertti.

Çözdüğüm iplere rağmen karşımda it gibi titriyordu."Bırak beni gideyim, Yüzbaşı. Ne istersen yaparım... İstediğin her şeyi verebilirim sana."Onun her sözü daha da kanıma dokunuyordu.

Alt dudağıma dişlerimi geçirip kafamı salladım, hıncımı bastırmaya çalışarak.
"Sen şu hayatta istediğim tek şeye el uzattın!" Boğazımdaki yumruyu zorla yuttum. "Kokusunu..." Duraksadım. O koku her aklıma geldiğinde burnumun sızlamasına artık alışmıştım. Bu beni deli eden hissede onun getirdiği öfkeye de... Derin bir nefes alıp devam ettim. "Kokusunu o pis ciğerlerine çektin, tenine dokundun... Hem de aklından geçen o soktuğum hayallerle! Sen, benim olana yağlı kurşun sıktın lan orosbu çocuğu!"

Yüzünden gözlerimi çektiğimde bıçağı yere bıraktım.İşkence masasına doğru ilerledim .Yapacağı hamleyi gözlerinde okumak hiçte zor değildi.

Viton eldivenleri elime geçirdiğimde tezgahtaki benmarinin kapağını itekledim.Arkamdan saplamak istediği bıçağı tutan elinin bileğini kavradım .
Kırdığım koluyla yüzünü kaynayan domuz yağına batırdığımda pis yanık kokusu burnuma boğuk çığlığı kulaklarıma doldu .

"Daha güzel asitlerim vardı ama sen tercihini domuz yağından kullandın Miloş!"

Kafasını geri çektiğimde ellerim onu bıraktı,yere ceset torbası gibi yığıldı.Çektiği solunum zorluğu ve şoku içimdeki öfkenin zerresine yetmedi .

Elimden çıkardığım eldivenleri yere fırlatırken, kovada duran buzlu suyu yüzüne boşalttım.Acı, sızlanışlar,güçsüz hırıltılı çığlıklar...Ve artık yüze benzemeyen o yüz,bana asla yetmeyecekti.Çünkü ben bir yemin ettim.

Ben Ömer Savaş Bozkurt... Namusum ve şerefim üzerine,bu toprakların sınırlarında o kadın benden ayrıldığı gece and içtim.Kılına zarar gelirse,bu şehri yakarım dedim.Ve şimdi,o andın bedelini ödemeye kararlıydım.Bu gece,bu şehir yanacak.
Yaklaşık yüz hekrarlık alan benzinle sulanmıştı en can alıcı noktaysa bölgenin tamamının silah depolarıyla donanımlı olması...

İzlendiğimi bildiğim kameralara kısa bir bakış attım.Ekranda beni izleyeni bana getiren o küçük ajandı.Kriptesin amacını bilmeden getirip kucağıma bırakmıştı şu an onun sayesinde büyük pilanlara adım atılmıştı.Bana hem fırsat hem de büyük oyunu kazandıracak bir anahtar olmuştu.Şimdi o anahtarın dişlileriyle birlikte,bu şehri yakmaya başlamak üzereydim.Bu gece, bu şehir, bir intikamın alevinde kül olacak.

Acıdan yerde solucan gibi kıvrılırken kemiklerine kadar işleyen kızgın yağ yüzünü insanlıktan çıkarmıştı .
Pantolunun kumaşını hafifçe yukarı çekip dizlerimi kırarak yanına çöktüm .

"S-en o, sun?" Son gücünü parçalanmış dudaklarının arasından çıkan sözlere harcadı.Acıya rağmen beyni işlevini yitirmemişti.

"Za'ev..." İsmim dudaklarından dökülürken doğruldum.
"Za'ev,karısına dokunduğun Za'ev karısına kurşun sıktığın Za'ev..."
"Bil-bilmiyordum" Acıyla kıvranarak inlediğinde yerimden doğruldum yüzündeki tek sağlam uzvu artık sadece kulaklarıydı .
"Za'ev bedel ödetir !"

Adımlarımı yeminim için attım.Benzin bidonun kapağını açtığımda ayak ucundan başlayarak döke döke ona doğru ilerledim.Bu gece bu şehir yanacak onun canı nasıl yandıysa bu şehirde yanacak!

Biten bidonu elimden fırlattığımda kör olan gözlerine rağmen başına gelecek olanı anlayıp son çırpınışlarını yapma başladı.Çaktığım çakmağın boş depoda çıkardığı tok ses ölüm meleğini bu gece buraya çağırmıştı.Parmaklarımın arasındaki küçük alev birazdan bu şehri cehanneme çevirecekti.

İçime çektiğim derin nefesle gözlerimi yumdum ve parmaklarımı özgür bıraktım.Elimden düşer düşmez alevler yükseldi.Bir ip gibi ona doğru hızla ilerlediğinde, kaçınılmaz sonla buluştu. Çığlıklarınıcayır cayır yanışını gözümü kırpmadan izledim.

Çok yangın gördüm... Ama ilk kez yandım.
Dokunmak için tutuştuğum, ay gibi parlayan yüzü ölü gibi solduğunda ben yandım.
Kiraz çiçeği kokan teni, kan kokusuna yenildiğinde ben yandım.
Kalbi,kollarımda durduğundaysa ben kül oldum...

Yüzüme atkıyı geri çekip arkamı dönüp yürüdüm.Yağan yağmurun ıslattığı merdivenlerden inişimi tamamladığımda
kabanımı daha sıkı çekip, sert adımlarla ilerledim.

Adımlarım,kara toprağa sertçe düştüğünde,tonlarca kimyasalın alevlerin içine gömüldüğü arkamda kalan depo patladı.Ayağımın altında titreyen toprakla aldığım nefesi huzurla çektim içime.Her patlamada yer sarsılıyor,dumanlar gökyüzüne yükseliyordu.Ama bu, sadece dışımdaki yangındı.İçimdeki öfke,bu yangından çok daha büyüktü.Yağmur, ne bu büyük yangını ne de içimdeki yangını serinletemezdi.

Zihnimde sadece bir yemin vardı: Gül'ün acısı, bu şehrin cenazesine dönüşecek. Ardı arkası gelmeyen patlamalar gittikçe yükselip yayılan alevler...
İşte bu, benim intikam ateşimdi ve
benim adaletim.

Çocukken ülkemden koparılıp getirildiğim bu topraklar bu gece bu hayattaki tek varlığım olan kadın için yanıyor.Kollarımda uyumadan önce sevgisini fısıldayan Sakuram için yanıyor…

Ve ben, ilk kez bir savaşın ortasında silahımı değil, kalbimi sıkıca tutuyorum. Çünkü bu kez, korumam gereken bir kadın var. Hiçbir şeyden haberi olmadan, tüm masumiyetiyle vatan için çırpınan, yüreğiyle savaşan, bilmeden benim en büyük savaşım haline gelen kadın…

YAZARDAN :

Loş bir odada, masa etrafına toplanmış beş kişi, ülkelerinin kaderine dair konuşuyordu. Tavan lambasının soluk sarı ışığı, masanın üzerindeki haritalara ve dosyalara vuruyordu. İçerideki gerginlik neredeyse elle tutulur hale gelmişti. Gülsüm'ün içi titrerken, dışarıya karşı sarsılmaz bir duruş sergiliyordu.

"Oğlun kafayı yemiş "dedi yumruğunu izlediği güvenlik kamerasının önündeki masaya şiddetle indirirken .

"Ses tonuna dikkat et Cihangir !" Dedi yeşilleri ses tonundan daha keskinken.

"Türkiye bu durumun altından nasıl kalkar !" Ağaran saçları diplomatik ilişkilerin yıllardır onu yoruşunun eseriydi ."Ben ses tonuna dikkat etsem ne olacak Paşa ? Oğlun İsrail'in en kritik bögesini patlattı cevap ver hadi Türkiye bunun altından nasıl kalkacak ?Söyleee Biz Filim Mi Çekiyoruz Burada !"
Odadaki beş kişinin üçünün aksine paşa yanında oturan kadınla birlikte gayet sakindi .

"Soru kökü yanlış olan soruya cevap vermem soruyu değiştir Cihangir !"

"Bu ülke için bizler nelerimizi feda ettik daha dünün toyu olan yetişememiş kişisel menfaatlerini mesleğinin önüne geçiren biri gelip bu gün bizi yükselişte olduğumuz zamanda aşağı çekecek hatalar yapamaz bunun hesabı sorulacak !"

Boynunu karşındaki adama doğru büktüğünde "Bir tane cesedi depodan çıkartıp, ilaç deposu patlaması diye kayıtlara geçiremiyorsanız siz bu ülkeye hiç birşey katmış olamazsınız."dedi .

"Demirhan !"
Uyarı son sandalyede oturandan geldiğinde boynundaki kemikleri usulca kırdı .
Kolundaki saate baktığında biraz ilerisinde duran kumandaya uzandı parmağı tuşa dokununca açılan kanaldaki alt yazı iki kişi dışındaki herkesi şoka sokmuştu.

SON DAKİKA: İlaç Deposunda Yangın! Zincirleme Patlamalar Silah Depolarını da Etkiledi

"İlaç deposunda çıkan yangın, çevrede büyük bir felakete yol açtı. İlk belirlemelere göre, depodaki kimyasal maddelerin alev alması sonucu başlayan yangın, kısa sürede büyüyerek yakındaki silah depolarına sıçradı ve zincirleme patlamalara neden oldu.

Yetkililer, olayın depo güvenliği ve ihmalden kaynaklanan bir kaza olabileceğini belirtiyor. Patlamalar çevrede büyük bir yıkıma yol açarken, bölgede yaşayanlar korku dolu anlar yaşadı. Can kaybı ve hasar tespit çalışmaları sürüyor.

Yangın söndürme ekiplerinin müdahaleleri devam ederken, yetkililer benzer kazaların önlenmesi için güvenlik protokollerinin gözden geçirileceğini açıkladı.Gelişmeleri aktarmaya devam edeceğiz..."

Açtığı ekranı spikerin son sözüyle karanlığı gömdü.Elindeki kumandayı serçe masaya bıraktı.

"Toy dediğin adam mosad'ı parmağında oynatacak kadar zeki böyle bir hamlenin altından tek başına çıkabilecek kadar güçlü.Onun gibi yüzlercesini ben yetiştirdim benim yetiştirdiğim hiçbir adam kişisel menfaatlerini mesleğinin önüne geçiremez."

"İlk iki cümlen takdire şayan Demirhan ama sonuncasuyla ancak kendini kandırırsın,karısı için Romeo'ya dönüşen bir oğlun var."

"Karısı "dedi sahte bir tebessüm sundu herkese.

"5 yaşındayken bir dolaptan çıkardığım karısı.Kendini ağlamamak için o kadar sıkmıştı ki aylarca kendine gelemedi. Gelemedi çünkü o dolabın deliğinden annesinin ölüşünü izledi. Gelemedi çünkü annesini şehit verdi, babasını şehit verdi...

Eğitime aldığımda ilk sorum, 'Vatan nedir ?' oldu. En son o cevap verdi.
'Vatan,annemle babamın altında yattığı toprak,' dedi.
Babasını tanımayan var mı aranızda, peki Annesini tanımayan var mı ?" dedi, alaycı bir sesle. Kimseden çıt çıkmadı. Bir anlık sessizliğin ardından devam etti:

"Vatan, al bayrak yere düşmesin, bu ülke bölünmesin diye her şeyini feda eden,bedel ödeyen kahramanlardır. Vatan dediğimiz,milyonlar için candan geçenlerdir.Vatan dediğimiz, yardan geçenlerdir.Vatan dediğimiz,anadan, babadan;evlattan geçenlerdir.

Vatan, beş yaşındayken bir dolaptan çıkardığım; şimdi Türk istihbaratının göğsünü kabartan, tek başına uluslararası istihbarat örgütlerini bozguna ugratabilecek güçte olan o kızdır!
O Kızsa önce Yavuz'un daha sonra bu proje için canını gözünü kırpmadan 5 yaşındaki kızının önünde veren kadının emaneti.
Türk töresinde çocuklar vatandır kadınlar vatandır bu gün hiç kimse karşıma geçip bana karısına uzanan eli kökükten söküp atan adamın toyluğundan bahsedemez siz toyluk dersiniz ben şeref namus derim !"

"Vatana göz diken ezilir.Göz diken ezildi, kurt bedel ödetti. Ve bu bedel, sadece bir başlangıç. Biz sadece savunan değil, saldıran bir milletiz. Düşmanlarımız bunu unutmuştu. Ama artık hatırladılar. Artık gerek Suriye'de, gerek Orta Doğu'nun diğer ülkelerindeki hâkimiyetimiz gücümüzün göstergesidir.

Bizim adımız geçtiğinde korku, itaat ve saygı aynı anda hissedilecek. Biz, bu toprakların asil mirasçılarıyız. Unutanlara yeniden hatırlatıyoruz: Türkiye, sadece bir devlet değil; bir irade, bir kudret, bir ruhtur. Ve bu ruh, karşısına çıkan her engeli ezip geçecek!"

"Beyler " dedi ülke için herşeyinden vazgeçen şu an hastanede yatan kız kardeşinin bir parçası olan kadın için içi acırken.
"Kıvılcımı söndüremezsek ateşi zapt edemeyiz.Kıvılcım söndü söndüren üstünü toprakla örttü bizler küçük şeylerin peşine düşemeyiz .
Yıllardır üzerinde çalıştığımız bir projemiz var.Bu masadaki herkesin hayali çok yakında gerçekleşecek aldıkları darbe Türkiye'yi yükseltirken onları çöküşe geçirecek"

Bir an durakladı.Gözleri, sessizce oturan Demirhan'a kaydı.
"Demirhan'nın da dediği gibi... Unutanlara yeniden hatırlatıyoruz: Bize oynamak istedikleri oyunun hayaliyle mutlu olurlarken hiç beklemedikleri yerden gelecek olan darbeye az kaldı. Kurd'u zincirlemek şu durumda yapılabilecek en büyük yanlış."

Gülsüm'ün söyledikleri odada yankılanıyordu. Bu sessizlik içinde Aydın, ağır bir nefes aldı ve konuştu.

"Gülsüm söylediklerinde haklısın ama atladığınız önemli bir nokta var."
Sesi ağır, tok ve bir o kadar da soğuk çıktı.

"İlkuş artık bu proje için büyük bir tehlike ."

Kan donduran sözler ağzından döküldüğünde Paşa seyreyen üst dudağını yumruğunu sıkarak zapt etti.
Oy birliğine sunulsa ikiye üç kaybedeceğini biliyordu bunun önüne geçilmezse ortada ne proje kalırdı nede Gül.

"Daha açık ol Aydın !" Demirhan bile öfkesini zapt etmekte zorlanırken Gülsüm dişlerini sıkmamak için direnerek sordu bu soruyu.

"Aydın yeterince açık konuştu Gülsüm." Cevap karara katıldığını belli eden Mirza'dan gelmişti.

"İlkuş'un kılına zarar gelirse Ömer'in bu projeden el çekeceğini sizin peşinize düşeceğinizi biliyorsunuz dolayısıyla hem projenin hemde sizin bekanız için İlkuş yaşamak zorunda!
Sizi temin ederim aklınızdaki gerçekleşirse Ömer'i dünya üzerindeki hiçbir kuvvet durduramaz."

Gülsüm sözlerini tamamladığında Paşa kanına dokunan bu konuya daha fazla dayanamayarak ayağı kalktı.

"Ona dokunulmayacak aksi olursa karşınızda Yüzbaşıdan önce beni bulursunuz !Toplantı bitmiştir ..."

Paşa,odadan çıkarken,öfkesini kontrol etmekte zorlanıyordu.Onun her adımı, ardında hem ağırlık hem de soğuk bir sessizlik bırakıyordu.Masaya sunulan öneriyi düşündükçe, göğsündeki sıkışma artıyordu. Gül'ün ölümü... Bu fikir, hem mantığını hem de vicdanını keskin bir kılıç gibi ikiye bölüyordu. Gül... Çocukluğundan beri büyütüp yetiştirdiği, kendi kızı gibi gördüğü Gül...

Devlet işlerinden dolayı iki oğluylada baba-oğul ilişkisi kuramamıştı. Hep bir mesafe, hep bir resmiyet... Belki de bu yüzden Gül'e karşı olan bağlılığı, bir babanın kızına duyduğu sevgi kadar yoğundu.O küçük kız korktuğu her gece odasına gelip onunla uyumuştu.Kız çocukları başka derdi Yavuz öyle olduğunu yine Yavuz'un kızı öğretti ona.

"Kızımı kucaklamak bana nasip olmadı sen kucakla devrem baba kucağından eksik kalmasın ."

Yavuz'un son sözleri yıllardır zihnini hiç terk etmedi hep döndü durdu.Gül'ünü kucağına alamadan teslim etmişti canını.
Ama şimdi... Şimdi masaya koydukları bu plan, Gül'ü feda etmek anlamına geliyordu.

Kapının eşiğine geldiğinde bir an için durakladı. Omuzlarına çöken yük ağırdı, çok ağır. "Devlet, her şeyin önündedir" derdi kendi kendine, ama bu kez sözlerinin içi boş gibiydi. Vicdanı sustuğunda bile kalbindeki öfke haykırıyordu. Her şeye rağmen, geri dönüp bu adamlara hesap sormak yerine, sessizce ilerlemeye devam etti.

Oğlu Ömer'i durdurmak imkansızdı,Gül'ü feda etmenin Ömer'i kimsenin tanıyamayacağı bir insana dönüştüreceğini herkesten iyi biliyordu.

Koridorun sessizliği içinde ilerleren, kendi kalp atışlarını bile duyabiliyordu. "Bu iş burada bitmeyecek," diye geçirdi içinden. "Kimi korumaya çalışıyorsak, en çok zararı ona vereceğiz..."

Kendisi yıllardır dayanırken bu gün aynı imtihan oğlu için yazılmıştı.Sevdiğinin hasretinden yıllardır sönmeyen yüreğine yine elini bastırdı.

'Sabır 'dedi içinden 'biraz daha sabır...'

 

 

BÖLÜM SONU

Selammmm
tiktok.com/@astasya___
Sophieler için hesabı takip edebilirsiniz.
Yıldıza basmayı unutmayın güzellerim.

Bölüm : 21.04.2025 05:22 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...