
YILLAR ÖNCE
Aralık ayının soğuk sessizliği,ince bir sis gibi köyün üzerine çökmüş,gökyüzünü kurşuni bulutlarla örtmüştü;rüzgar dalları çıplak ağaçların arasından uğuldayarak geçiyor,küçük kerpiç evin penceresinden sızan solgun bir ışık, dışarıda donuk bir umut gibi titreşiyordu. İçeride ise huzur tam anlamıyla dört duvarı sarmıştı .
Evin odasında kara gözlü, zarif bir kadın oturuyor. Üzerinde ince bir hırka, başında ise bembeyaz, uçları işlemeli bir yazma var.Yazma, kadının yüzünün etrafında bir çerçeve gibi duruyor, teninin pürüzsüzlüğünü ve duruluğunu daha da vurguluyor. Siyah gözleriyse, huzur dolu bir derinlik taşıyor; ancak onların ardında saklı bir özlemin, bir acının izleri de gizli. Önünde açık duran Kur'an'a odaklanmış, sesi alçak ama pürüzsüz bir şekilde odanın içini dolduruyordu. Her harfi özenle ve hisle çıkarıyor dudaklarından, sanki her harf doğrudan gökyüzüne yükseliyordu.
Dışarıdan gelen minik ayak sesleri ve kahkahalar kulağına ilişti. Kapı gıcırdayarak açıldığında,içeriye uzun lüle lüle saçları rüzgarda dağılmış yanakları kırmızıya çalan küçük kızı girdi.
Gül,nefes nefese ama yüzünde kocaman bir gülümsemeyle annesine doğru geldi. Üzerindeki kalın bir hırka sayesinde soğuk havadan etkilenmiş gibi görünmüyor.Gözleri parlıyor; içinde hem çocuksu bir masumiyet hem de gelecekte taşıyacağı büyük bir kaderin ışığı var.
Odanın sıcaklığı,Gül'ün varlığıyla bir anda daha da arttı.Kadın hafifçe gülümseyerek başını kaldırdığında küçük kızına baktı.Kendisine doğru gelen miniğinin koşarken lüle saçları omuzlarından zıplayarak dans etti, ayakları, tahta zemine dokundukça evin içi minik bir müzikle yankılandı.Annesinin rahlesinin dibine oturup sessizce beklemeye başladı.Bu sahne,hem huzurun hem de geçmişteki derin kayıpların izlerini taşıyan bir tablo gibiydi ve bu tabloya birde küçük karnın isyanı eşlik etti .
Kadın,küçük kızının karnından gelen minik gurultuyu duyduğunda hafifçe gülümseyip Kur'an'ı özenle kapattı. Başını çevirip dizlerinin dibine usulca oturmuş olan Gül'e baktı. Küçük kız, utangaç bir şekilde başını öne eğmişti, ama yüzünde çocuksu bir gülümseme parlıyordu.Sevgiyle elini uzatıp Gül'ün yanaklarını nazikçe okşadı.
''Benim kara gözlüm, çok mu acıkmış?''diye sordu, sesindeki sıcaklık odayı doldurdu.
Kocaman açılmış gözleriyle annesine bakarak içten bir şekilde,"Evet," dedi. Sözcüğü öyle tatlı söylemişti ki,kadının kalbinde bir tebessüm daha açtı.
''Neden içeri girince söylemedin,kuzum?''diye sorsada bu sorunun cevabını çok iyi biliyordu.Yine de,Gül'ün o minik dudaklarından dökülen kelimeleri duymak istedi.
Kara gözlerini bilmişce büyütüp bir an başını yana eğip düşündü, sonra kendinden emin bir ifadeyle gülümsedi. "Kuran okunurken saygılı olmalıyım çünkü onlar Allah'ın sözleri hem ben sevdiklerimin sözünü dinlerim," sesi tatlı bir ciddiyetle doluydu.
Kadın,bu cevabın arkasındaki saf derinliği hissetti ve kaşları hafifçe merakla kalktı. "Bak sen... Demek öyle," diye mırıldandı.
Gül, heyecanla konuşmasına devam etti."Bana çikolataları o veriyor! Yumurtadan minik civciv yaratıp bana veriyor!"dedi ve kahkahalarla kıkırdamaya başladı. Ardından duraksayıp annesine dönerek ekledi, sesi biraz daha alçalmış ama bir o kadar da saf bir güvenle doluydu: "Sonra... babama da cenneti verdi."
Bu sözler odada yankılanırken annenin yüzündeki gülümseme hafifçe silindi, yerini gözlerine dolan bir hüzün aldı. Gül'ün minik dudaklarından dökülen bu cümle, kadının yüreğine dokunan derin bir yankı bırakmıştı. Elleri titreyerek kızının saçlarını okşadı. Gözleri bir an uzaklara dalarken, kalbinin bir köşesinde gizlenmiş acı, şimdi huzurla karışık bir şekilde yeniden yüzeye çıkıyordu.
Derin bir nefes aldı ve gözlerindeki buğuya rağmen hafifçe gülümsedi. "Benim güzel kızım,"dedi, sesi hem sevgi hem de hafif bir hıçkırıkla titriyordu. Gül, annesinin gözlerine bakıp sanki onun hislerini anlayarak elini uzattı ve annesinin yanağına dokundu.
"Anneciğim, üzülme, tamam mı? Babam cennette şimdi çok mutlu,"dedi küçük bir bilgelikle. Kadının kalbi bu sözler karşısında bir kez daha eridi. Küçük kızının hem çocukça neşesi hem de büyük bir inançla söylediği sözleri ona güç veriyordu.
Kızını sımsıkı kollarına alıp, yanağına bir öpücük kondurdu. "Haklısın, kara gözlüm."Gözyaşlarını saklamaya çalıştı."Babamız cennette, bizi izliyor."O an, odanın sıcaklığı, geçmişin acısını bir nebze de olsa yumuşattı ve onları birbirine daha da yakınlaştırdı.
Elinin altındaki lüle lüle saçları okşarken, yüreği tarifsiz bir sızıyla doluydu.Saçları, sevdiği adamın saçlarına öyle çok benziyordu ki,her dokunuşunda o anılar bir bir geri dönüyor, özlemi daha da büyüyordu. Gül, annesinin kalbindeki bu fırtınadan habersiz, kollarında huzurla duruyordu. Kadın, gözyaşlarının kızına görünmesini istemediği için onu göğsüne bastırdı. Kokusunu içine çekerken sanki sevdiği adamın bir parçasına, hayatta kalan son mirasına sığınıyordu.
Eğer kızı olmasaydı, bu acıya nasıl dayanırdı, bunu bilemiyordu ve bu sabah gördüğü rüya, yüreğine korku salmıştı. O kadar gerçekçiydi ki, uyanalı saatler olmasına rağmen kalbi hâlâ yerinden çıkacakmış gibi çarpıyordu.Uyandığından beri ağzına tek bir lokma koymamıştı. Bu tür rüyalar ona hep kötü haberler getirmişti; en son böyle bir rüya gördüğünde, sevdiği adamın şehit düştüğünü öğrenmişti.
Kadının içinden bir dua yükseldi, sessiz ama bütün kalbiyle: "Allah'ım, yavrumu koru. Canımdan korkum yok, ama yavrum... Ona bir şey olursa, ben ne yaparım? Ya bana bir şey olursa... Bu koca dünyada o ne yapar?" Gözleri, Gül'ün masum yüzüne indi.O dünyadaki en büyük armağanıydı ve aynı zamanda en büyük korkusu.
Bir an derin bir nefes aldı ve kendi çocukluğunu hatırladı.Kendisi de annesiz, babasız büyümüştü.Hayat, o kadar erken yaşta omuzlarına yük bindirmişti ki, çocukluk dediği şeyi hiç yaşamamıştı. Tek dayanağı ablasıydı,kader;onunlada yollarını yıllar önce ayırsada ona olan hasretini minik kızının teyzesine benzeyişi dindiriyordu.Kucağındaki bu küçücük can, onun bütün dünyasıydı.Ve o dünyayı korumak için her şeyini verirdi.
Gül, annesinin kalbinin ritmini duyup başını kaldırdı. "Anne, iyi misin?" diye sordu, çocukça bir merakla. Kadın, gözyaşlarını fark ettirmemek için yüzüne bir gülümseme yerleştirip, "İyiyim, kara gözlüm, iyiyim," dedi. Ama içinde kopan fırtına, sadece ona ve Allah'a aitti.
Yanağından süzülen yaşları kızına göstermeden silerken derin bir nefes aldı. Kucağındaki küçük kızını usulca dizlerine oturttu.Gül, annesinin yüzüne bakarken lüle lüle saçları hafifçe omuzlarından kaydı, yanakları ise meraktan parlıyordu. Kadın, kızının parlak kara gözlerine bakıp sevgiyle gülümsedi.
"Benim kara gözlü kızım," dedi yumuşacık bir sesle, "bugün ne yemek istiyor?"
Bu soru, Gül'ün yüzünde bir şimşek gibi belirdi; kocaman gamzesi ortaya çıktı ve minik parmağını düşünceli bir şekilde dudağına koydu.Gözlerini hafifçe kısıp, derin derin "hmmmm" diye düşündü. Sanki dünyanın en önemli kararını veriyormuş gibi ciddi bir ifadeyle başını salladı.Ve sonra birden, odanın duvarlarını yankılayan bir neşeyle bağırdı:
"Sarmaaaa!"
Kadın, önce kaşlarını kaldırdı, sonra istemsizce güldü.Kızının sarmaya olan sevgisi,tükenmek bilmeyen bir nehir gibiydi. Gözlerinde tatlı bir muziplikle, "Kızım,daha dün yedin! Böyle giderse bağırsaklarından üzüm ağacı çıkacak!" dedi, alaycı ama sevgi dolu bir tonla.
Gül, annesinin bu lafını duyunca gözlerini fal taşı gibi açtı. Küçücük dudaklarını şaşkınlıkla araladı ve parmağını yeniden havaya kaldırdı. "Anne, vazgeçtim!" dedi ciddiyetle. Kadın, bu ani karar değişikliğine anlam veremeyip başını yana eğdi.
"O zaman yumurta yemek istiyorum!" diye devam etti Gül, yüzünde parlak bir gülümsemeyle. "Benden üzüm ağacı çıkmasın civciv çıksın!"
Bu sözler, annenin içinde biriken o ağır bulutları bir anda dağıttı. Gülümsemesini artık bastıramadı ve kahkahalarla gülmeye başladı. Kafasını iki yana sallayıp, "Ah benim civciv delisi kızım!" dedi, sesi sevinçle titriyordu. Gül ise, annesinin kahkahasını izlerken kendi yaptığı şaka için gururla gülümsüyordu.
Kadın, bir yandan gülmeye devam ederken, bir yandan da düşündü. Gül'ün bu civciv sevgisi başka bir boyuttaydı. Eğer burada daha fazla kalırlarsa,kızının inadıyla kesin bir çiftlik kurmak zorunda kalacaklardı. Civcivlerden tavuklara,kazdan kekliğe ve birkaç ördeğe kadar uzanan bir hayvan cenneti... Bu düşünceyle bir kez daha kahkaha attı.
İçinde başka bir his daha vardı.Gül'ün bu saf hayalleri,onun yüreğindeki hüzünleri hep gölgede bırakıyordu. Kızının bu küçük dünyasını korumak için ne gerekiyorsa yapmaya kararlıydı.Şimdi mutfağa gidip sarmayı mı, yoksa yumurtayı mı hazırlayacakları belliydi. Ama bu an, annesi için, içindeki bütün yükleri bir kenara bırakarak sadece kızının saf sevinciyle dolduğu bir hatıra olmuştu.
"Bu günde sarma yiyeceksin Gül hanım ben bahçeye bir civciv daha sığdıramam hadi mutf-.'"
Şiddetle ardı ardına öten telefonun tiz sesi, evin içinde yankılandı. Kadın bir an irkilerek doğruldu ve gözleri, masanın üzerinde titreşen ekrana takıldı. Kaydedilmemiş bir numaradan gelen mesajlar... Parmakları titreyerek telefona uzandı. Kalbinin ritmi sanki kulağında yankılanıyordu, elleri terli ve soğuktu. Ekranı kaydırıp mesajı açtığında, gözleri bir anda büyüdü. Harfler adeta zihnine kazınıyordu, okudukça boğazına bir yumru oturdu. Mesajda yazılanlar, sabah gördüğü kâbusun bir kabuktan sıyrılıp gerçeğe dönüştüğünün kanıtıydı.
Elinden kayıp gidecekmiş gibi hissettiği telefona sıkıca sarıldı.Gözleri kararıyor, nefesi göğsüne sığmıyordu.Terleyen elini boynuna götürüp nefes alabilmek için ensesini sıvazladı. Her şey bulanık ve ağırdı, sanki oda üzerine kapanıyordu. "Bu... bu nasıl olur?" diye mırıldandı kendine, ama sesi o kadar boğuk çıktı ki kendi bile zor duydu.
Titreyen elleriyle aklına gelen ilk kişiyi aradı. Telefonu kulağına götürdüğünde parmakları hâlâ titriyordu."Aç... Ne olur aç..." diye fısıldadı, gözleri boşluğa dalmışken. Gözyaşları yanaklarından süzülmeye başlamıştı .
Çevresindeki hiçbir şeyi fark etmiyordu; ne eteğinden çekiştiren küçük elleri nede korkuyla dolan büyük kara gözleri gördü.
"Anne, ne oldu?" diye sürekli tekrar eden sorular.Kadın duymadı. Kulakları, kalbinin patlayacak gibi atan sesinden başka bir şeyi algılayamıyordu. Küçük kız, annesinin daha önce hiç böyle görmediği yüz ifadesine bakarken dudaklarını büzmüş,ağlamamak için kendini zorluyordu.Yüreğindeki o tarifsiz korku,odanın içine yayılan ağır bir sis gibi her şeyi sardı.
Sonunda telefonun diğer ucundaki kişi yanıt verdiğinde kadın, gözleri hâlâ uzaklara dikilmiş bir şekilde konuştu. Ama sesi artık bir fısıltı değil, titreyen bir hıçkırıkla doluydu:
"Geliyorlar,Demirhan... Bizi buldular," dedi, kelimeleri ağzından zorla çıkıyordu. Gözyaşlarını tutmaya çalışırken elini sıkıca ağzına kapattı, sanki acısını susturabilirmiş gibi.
Gül, annesinin bu haline daha fazla dayanamadı. "Anneciğim, kim geliyor? Korkuyorum... Ağlama..." dedi. Ama sesi artık kararlı bir fısıltı değil,korkunun titreyen yankısıydı. Gözlerinden süzülen yaşlar,annesinin eline düştü.
Evdeki hava ağır ve boğucu bir hâl almıştı.Minik kız, annesinin bileğini tutarken bedeninin korkudan nasıl titrediğini fark etmiyordu.Halının dokusu çıplak ayaklarına diken gibi batıyor, her şey üzerine devriliyor gibiydi. Gözyaşları, annesinin eline birer damla gibi düşerken, korkusu küçük yüreğini sıkıştırıyordu. Kadın, başını indirip küçük kızının yüzüne baktığında, Gül'ün gözlerinde hem korku hem de annesini anlama çabası vardı. Ama o masum gözler, annenin yüreğindeki acıyı daha da büyütmekten başka bir işe yaramadı.
Kadın, kızıyla göz göze geldiğinde, ağzından bir kez daha fısıldadı: "Seni koruyacağım, kara gözlüm... Ne olursa olsun seni koruyacağım." Bu sözlerin ağırlığı altında boğazı düğüm düğüm oldu.Yüreği parçalanıyordu. Çevresindeki her şey bulanık,ama kızının gözyaşları keskin ve gerçekti.Gül, annesinin elini daha sıkı tutarken kadın, içinde kopan fırtınayı,evin içine yayılmasın diye zorla bastırıyordu.
Kadın, gözlerinden süzülen yaşları silerken derin bir iç çekişle sessizce mırıldandı, "Bir gün bunun olacağını biliyorduk."
"Bunu yapmak zorundayım !" Onu ikna etmeye çalışan adamı umursamadı.Oysaki o adamda biliyordu bu sonun bir gün mutlaka geleceğini.
"Hakkını helal et o sana emanet."
Gözleri,minik kızına kayarken içindeki korku, endişe ve sevgi karışımı duygular, boğazına bir yumru gibi oturdu.Gül'ün küçücük bedeni hâlâ annesinin yanındaydı, ama kadının yüreği sanki zamanın nehrine karşı sürükleniyordu, her an, her saniye, bir adım daha uzaklaşıyordu o dünyadan.
"Allah'ım,"sesi öyle ince, öyle kırılgandı ki, adeta duvarda yankı bulmuş bir çığlık gibiydi. Elleri titreyerek ağzını kapadı, hıçkırıklarını bastırmaya çalıştı.O an, her şey ona karşıydı.İçindeki korkuyu, kaygıyı,çaresizliği derin bir şekilde hissetti.O küçük bedenin güvenini korumak için neredeyse her şeyini vermeye hazırdı, ama o güveni tehdit eden şeyler çok büyüktü, çok güçlüydü.
Gül'e bakarken,sesini zorla çıkardı: "Onu saklayacağım... O sana emanet, Demirhan... Önce Allah'a sonra sana emanet..." Bir hıçkırık daha koptu ağzından, kadın güçsüzce titredi, gözlerinden dökülen yaşlar yüzünden kayıp gidiyordu. "O daha çok küçük... Lütfen, kimsenin ona ona dokunmasına izin verme, sen bulana kadar kimse ona dokunamayacak!"
Devletin yetiştirdiği, büyüttüğü, her şeyini vatanına adamış bir insandı. Sadece bir istihbaratcı değil, ölüme de bir adım daha yaklaşmış biriydi. Gözlerinde her şey vardı: yıllarca verdiği mücadele, halkına olan bağlılığı, her türlü zorluğu göğüslemiş bir cesaret... Ama şimdi, o bilincin içinde en çok korktuğu şey, o masum, küçük varlığın acı çekmesiydi.Çünkü o, bir anne...
"Vatana canım feda," dedi, ama sesi o kadar sarsıldı ki, son sözlerini zorla dile getirdi. İçindeki büyük sevda, sevgi ve bağlılık, ölümün soğuk gerçeğiyle birleşiyordu. Bu, sadece bir veda değil, en derin bir adanıştı.O, gerçek anlamda, 'can verenlerdendi' ve bu kararı,içindeki en derin inançla, bir gün geleceğini bilerek kabul etmişti.
Telefonu kapattığında,kadının yüreği sanki ağır bir taşla sıkıştı.Kızının titreyen minik bedenini kucaklayarak,korkunun derinliğine doğru sürüklendi.Gül, annesine sarılmıştı, gözleri hala korku dolu, titrek dudakları büzülmüş, yanaklarında biriken yaşlar hâlâ süzülüyordu.Kadın,gözyaşlarını hızla silerken, minik kızının saçlarını sevgiyle arkaya attı.Yavaşça yanağını öpüp, kokusunu içine çektiğinde, ciğerini yakan bir acı kalbine oturdu.
"Allah'ım..." diye yutkundu kadın, boğazındaki düğümü hissetti.Bu,bir annenin yavrusunu son kez öpüşüydü. Son kez kokusunu içine çekişiydi.Gül yarın, annesiz bir sabaha uyanacak, bir daha sarılamayacaktı.Bir daha o saf, masum kalbiyle o kadar yakın olmayacaktı.
"Gül'üm..." Burnunu çekerek minik kızını kucakladı, bir kez daha öptü. "Emanetimmmm," dedi, sesindeki titremeyi bastıramadan.Yüreğindeki acı,o kadar derindi ki, her geçen saniye bir cehennem ateşi gibi harlıyordu.
"Ağlama," dedi, ama sesinin içinde ağlamaktan başka bir şey yoktu. Kendisi de içi sarsıla sarsıla ağlamaya başlamıştı. Minik kızının boynuna kollarını dolarken,kadının kafası onun yumuşacık saçlarına gömüldü. Son bir kez, o kokuyu içine çekti;sevdikçe daha da içine çekmek istiyordu.
"Annecim, çok korkuyorum, anneler ağlamaz ki! Neden ağlıyorsun?"
"Annecim, nolur ağlama." Her kelime, annenin yüreğini daha fazla paramparça ediyordu.Kadın,kızına bir kez daha sarıldı,ama bu sarılma,bir vedayadı.Azrail, köşede onları izlerken minik Gül, annesinin son kez ona sarıldığını küçük yüreğiyle hissetmişti.
Annenin son kokusu ve son öpüşüydü. O an, her şey bir bütün haline gelmişti; korku, acı ve bir annenin evladına verdiği son veda.
"Şimdi beni dinle, yavrum," dedi, sesi titrek, ama kararlı. İçindeki korku, kaygı ve sevgi karışımı, en derin köşelere nüfuz ediyordu. Kucağında tuttuğu, 5 yaşındaki minik beden,birazdan bu dünyada yalnız kalacaktı.Kızının her bir bakışı, annenin kalbini daha da sıkıştırıyor, bu masum bakışlardan bir an bile uzak kalmak istemiyordu.
Kadın, sanki dünyadaki her şeyin ağırlığı omuzlarına binmiş gibi derin bir nefes aldı.Demirhan ne derse desin o kararını vermişti artık kaçmak yoktu.Gül için kaçmak yoktu.Gül yaşasın diye bu gün o ölmeye hazırdı o öldüğünde o öldüğünde yıllar önce herşeylerini verdikleri projeye adım atılacaktı. "Şimdi seni şuradaki dolaba koyacağım ve sen, Demirhan amcan gelene kadar o dolaptan çıkmayacaksın."
Küçük kız,annesinin sözleriyle önce bir donakaldı, sonra korku, küçük bedenine sarılarak gözlerinden taştı. "Hayır!" dedi, kafasını hızlıca sallayarak. Boynuna sarıldı, sımsıkı. Yumuşak cildi,annesinin boynuna yaslanmış, ıslak yanaklarıyla temas ediyordu. "Hayır anne, korkuyorum! Beni bırakma, lütfen beni bırakıp gitme anne!"
Kadın, bir araba freni gibi,kulaklarını tırmalayan o keskin sesle irkildi.Yüreği, her geçen saniye daha da derinleşen bir boşlukla doldu. Eliyle hızla yüzündeki yaşları sildi, sonra hızla kızıyla birlikte yöneldiği dolaba doğru adım attı. Ancak adımlarında bir an bile duraksama yoktu; yüreğindeki kaygı ve korkuyu, kızını koruma arzusuyla gizlemeye çalışıyordu. Küçük kız, ağlayarak feryat ederken, annesi elini ağzına kapattı. "Sakın,ağlama, Gül," dedi,sert sesiyle.
Ama Gül, tıpkı bir kuş yavrusu gibi, annesinin kollarında titriyor ve her nefes alışında bir parça daha kayboluyordu. Korkusu annesinin kollarından daha büyük, daha baskındı. Kadın, minik kızını dolaba doğru sürüklerken, gözlerinden süzülen yaşlar,çehresine bir gölge gibi yerleşiyordu.Kızının gözlerinden süzülen yaşlar da annenin kalbine saplanan bir ok gibi batıyordu.
"Ağlarsan, seni öldürürler!" diye bağırdı kadın, sesi titrek ama netti. Gözlerinde, o anın ağırlığı vardı; bir canı, bir hayatı korumanın verdiği büyük sorumluluk. Kızının ağzındaki elini çektiğinde, küçük bir hıçkırık duydu; bu hıçkırık, kadının içini parçaladı. O an, tüm dünyası bir anda çökmüş gibi hissediyordu.
O masum bakışlara bu kadar acıyı hissettirmek onu daha da derin bir suskunluğa gömülüyordu.
"Yavrum,can parem..." Kadın, gözlerini sıkıca kapadı,kalbi sanki bir an için durdu.öyle sıkı sarıldı ki,minik bedeninin her bir parçası, annesinin göğsüne yaslanırken dünya bir anlığına yok oldu.
O an, nehir gibi akan zaman, kadının içinde bir boşluk bıraktı. "Son sözlerim..." dedi, sesi titrek ama kararlıydı. Gül'ü en iyi şekilde yetiştirmek için vermeye çalıştığı tüm çabalar, bir anda sona eriyordu. Anca buraya kadardı. Onun içindeki sevgi ve umudun son çığlıklarıydı.
"Beni dinle, yavrum... Annecim, sakın ağlama, söz ver... Söz ver, ağlamayacaksın. Korkma, tamam mı? Önce Allah'a, sonra Demirhan'a emanetsin." Kadın, son bir kez, kızının gözlerine baktı. İçindeki korku, sevgi ve endişe karışıyordu. Kızının gözleri, annesinin sözlerine rağmen hala yaşlarla doluydu, küçük hıçkırıkları ve çaresizliği, kadının kalbinde daha da derin bir yara açıyordu.
"Ağlarsan seni öldürürler," dedi, sesi dahada sertleşmişti. Gül'ün küçük bedeni hala annesinin kollarında titriyordu, ama kadın durmadı bir kez daha aynı sözleri tekrarladı, daha kararlı bir şekilde. "Söz ver, Gül... Söz ver ağlamayacaksın ağlarsan seni öldürürler!"
"SANA SÖZ VER DİYORUM!" Diye bağırdığında, Gül dudakları birbirine bastırdı, minik parmaklarıyla gözündeki yaşlar,küçük kalbi burukça kırıldı ve "Söz," dediğinde dudakları titredi.
Kadın, her şeyin sona erdiğini bildiği o son anda, yüreği her geçen saniyede bir parçaya daha ayrılıyordu. Kızına bir güvence bırakmak, onun içinde küçük bir umut ışığı bırakmak istiyordu. Ama ne kadar güçlü olursa olsun, ne kadar çabalar ve ne kadar savaşırsa savaşsın bazı anlar vardır ki, hiçbir şeyin değişmeyeceğini anlarsınız. Bu an, işte o anlardan biriydi.
"Anne, bırakma beni!" sesi, bir çığlık gibi, çaresiz ve korkulu bir tınıyla doluydu.
"Anne, nolur bırakma, ben korkuyorum! Annem, beni bırakma!" Gül, ağlamasada boyunu kırmızıya dönene kadar sıktı kendini. Her kelimesi, kadının kalbini paramparça ediyordu. Küçük kız, korkusunun ve acısının her zerresini annesine aktarırken, kadın sanki o an dünyadaki en zor şeyi yapıyordu; kızını korumak için, sevgiyle dolu kalbini acımasızca kapatıyordu.
Kadın, gözyaşlarını bir kez daha silerken, boğazındaki düğüm sıkılaştı. "Annecim, seni korumak zorundayım," dedi, sesi zorlanmış, neredeyse kırılacak gibiydi. "Bunu yapmak zorundayım. Senin iyiliğin için, şimdi seni burada bırakmak zorundayım." Kızının bağırışları, kalbinin her bir köşesine saplanan bir hançer gibiydi, ama kadının yüzü, kararlıydı. "Seni çok seviyorum yavrum beni belki affetmeyeceksin ama unutma annen seni çok seviyor sonsuza kadarda sevecek, uzaklarda olsada sevecek... Özür dilerim kara gözlüm,bunu seni korumak için yapmam gerekiyor."
"Anne, benide götür, ne olur beni bırakma!" diye bağırdı, sesinin titremesi bütün ortamı sarstı. Küçük bedeni, annesinin ellerinden kaymaya başladı, ama kadının eli ona sımsıkı tutundu.
Kadın, bir adım daha atarak, Gül'ün korku dolu bakışlarına son bir kez göz attı.Gül,kollarını açarak, "Anne, lütfen bırakma!" diye feryat etti. Feryadı, kadının kulaklarında yankılandı, ama o an, o acıyı hissederek, tek bir adım daha attı. Kızını dolaba yerleştirdiğinde üst katında çamaşırların içinde olan tabancayı çıkartıp kızının minik ellerini silaha göre ayarladı,
"Eğer biri dolabın kapağını açarsa iki parmağınla buna sım sıkı bas şu uç kısmı asla sana doğru dönmeyecek sakın tamam mı sakın annecim sen hiç sözümden çıkmazsın çok tehlikeli ama vermek zorundayım Demirhan amcan geldiğinde buna ihtiyacın olmayacak tamam mı yavrum ."
Elindeki tutmaya gücü yetmediği silah minik eteğinin açık bıraktığı dizlerinin ortasında titriyordu.Yutkunarak kafasını,dolu olan gözleriyle annesine bakıp son kez salladı ve dolabın kapısını yavaşça kapandı.
Küçük kızı kendini anca bu kadar tutabilmişti dolabın kapağı kapandığı anda feryad ederek ağlamaya başladı. Ağlayışı,kadının zihninde yankılandı; her anı, her kelimesi kalbinde sonsuz bir sızıya dönüşmüştü. Kızının ağlaması, kadın için bir sonun başlangıcıydı. Ama ne olursa olsun, bu kararı vermek zorundaydı.
Geriye doğru adım attı.
"Ağlarsan sana hakkımı helal etmem, hakkımı helal etmem kızım nolur ağlama yavrum sesini duymasınlar Gül beni azıcık seviyorsan sus yavrum nolur sus annecim hiç mi sevmiyorsun beni ?"
Gözleri hala yaşlarla doluydu, ama bir kez olsun arkasına bakmadı. Çünkü biliyordu, geriye dönüp o dolaba bakarsa asla gidemez.
Odanın eşiğinden son adımını atacakken karşısında gördügü kadınla olduğu yerde donup kaldı .
Karşısında duran teröristlere korkusuzca baktı. "Demek geldin Arya" dedi kadının ela gözlerine bakarken ve devam etti tüm gücüyle çünkü kızı onu dinlemiş ve susmuştu.Nasıl sustuğunu bilse asla bu kadar güçlü olamazdı.
"Evet, çok geç olsada 16 yıl sonra bu gün canını almaya geldim."
Siyahları elalarda son kez dolaştı ve Azrail genç kadının canını,hayatın en zor sınavlara tabi tuttuğu iki kişinin ve tutmaya bu gün başladığı bir çocuğunun ortasında aldı.Dakikalar sonra patlayan silah evin üstündeki kuşları havlandırdı,duvardaki kireçleri döktü ve vatana bir nefer daha feda etti,hemde dolabın anahtar deliğinden herşeyi izleyen minik gözün önünde.
Elaları yerde cansız yatan bedeni izlerken ağzından dökülenler yıllar sonra ona tekrar edilecekti bu kaderin en sevdiği adalet sarmalıydı."Tanrı hayatta kimseye güvenilmemesi gerektiğini ölümle öğretir çünkü ruh bile günü geldiğinde bedeni mutlaka terk eder..."
"İstediğin şey artık senin Arya ."
Gözlerini yerde yatan kadının kanın gölünden çekmedi.
"İstediğim çok şey var Shimon !"
"Daha ne istiyorsun ?" Dediğinde genç kadının güzel yüzünü inceledi.
Elindeki tabancayla yerde yatan kadının önünde diz çöktüğünde sağ eliyle yüzünü örten kanlı saçları uzaklaştırdı.
"Çok güzel değil mi ?"
Dediğinde karşındakinden cevap beklemiyordu aslında.
"Ne yazık ki değerlendiremedim ." Dedi Shimon,Arya nefesini içine çektiğinde güzel yüzünün toprağa karışacağı kadının boynundaki ay yıldız kolyeyi koparıp aldı.Parmakları arasında okşadığı koleyeye baktı.
"Türkler Shimon Türkler ,şu parmaklarımın altındaki ay ve yıldız için herşeyden vazgeçebilirler hemde herşeyden."
"Bu yüzden her zaman böyle geberecekler son Türk ayağımın altında böyle can verene kadar bizde herşeyimizden vazgeçeciğiz ."
Arya'nın gözleri dolaba kaydığında delikten onu izleyen kara gözleri görünce yüzüne yayılan duygunun hiç bir karşılığı yoktu.
Dışarıdan gelen siren sesleriyle kolundan tutup kendisini kaldıran adama afallayan yüzüyle baktı.
"Gitmemiz lazım,geliyorlar !"
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 31.87k Okunma |
2.99k Oy |
0 Takip |
48 Bölümlü Kitap |