
Sınır Dışı:
Teğmen Yusuf Özkaya'nın bileklerindeki bağlar, her kıpırdayışında etine biraz daha gömülüyordu. Soğuk gece, derisine saplanan binlerce ince bıçak gibiydi. Diz çökmüş üç askeri, karanlığın içinde gölgeler gibi sessiz ve hareketsiz duruyordu.Yusuf'un gözleri, silahı tutan genç askerinin üzerinde sabitlenmişti. O çocuk, hayatının en zor sınavıyla karşı karşıyaydı ve Yusuf,ona ulaşamıyordu.
Sınır dışına götürdükleri yardım tırına düzenlenen pusudan sağ çıkmışlardı. Ama şimdi ölüm,en acımasız yüzüyle önlerindeydi.Teröristler,Yusuf'un askerinden birinin eline bir silah tutuşturmuş ve ondan, komutanıyla birlikte arkadaşlarını öldürmesini istemişlerdi.Ölümün soğuk nefesi,hepsinin ensesinde dolanıyordu.
"Annen var mı asker ?" Teröristin sesi,gecenin sessizliğini bıçak gibi kesti. "Karın var mı? Onlara kavuşmak istiyor musun?"
Gözleri dolmuştu. Silahın namlusu, önündeki askerlerin üzerine çevrilmiş, parmak tetikte titriyordu.Ellerinin titremesi,korkudan değil;çaresizlik ve utançtan da kaynaklanıyordu ve hiç iyi değildi.Elindeki silahı arkadaşlarıyla komutanının canına doğrultmuşken nasıl iyi olabilirdi?
"Ne yapmaya çalışıyorsun lan sen, orospu çocuğu!" Yusuf'un sesi, boğazında düğümlenmiş bir çığlıktı. "Ona verdiğin silahı senin yedi ceddinin-"
"Komutanım..." Askerinin sesi, çocukken annesinden korkup sığınmaya çalışan bir çocuğun fısıltısı gibiydi.Boynunu bükmüş, silahı tutan elleri ağırlaşmıştı.
"Kendine gel Erzincanlı! Kendine gel oğlum!" Yusuf, ellerinin bağlı olmasına rağmen tüm varlığıyla ileri atılmak istiyordu.Sanki biraz daha zorlasa,ipler kopacak ve bu lanet olası geceden askerlerinin hepsini çekip çıkaracaktı. Ama ipler gevşemedikçe, umut da biraz daha daralıyordu.
Terörist,karanlığın içinden sinsi bir gölge gibi yaklaştı.Kafasına sarmaladığı kirli bezin altından bakan gözleri,avının can çekişmesini izleyen bir yırtıcı gibi parlıyordu. "Bunları görüyor musun? Kafalarına sık, seni özgür bırakacağım. Anana git, karına git... Hadi, asker! Özgürlüğünü vereceğim sana.Bunları öldür sana tüm kapıları açayım.
Yap şunu hadi!"
Askerin yanaklarından süzülen gözyaşları,silahın soğuk metaline düştü. Komutanının gözlerine tutunmaya çalışıyordu ama böyle bir kahbelik ne görülmüş ne de duyulmuştu.Onun o silahı tutan ellerine annesi askere gelirken kına yakmıştı vatana kurban olsun diye,o anları hatırladı annesine sarılışını,çocukluk aşkı olan kadınla yeni evliliğini hatırladı ona gitmek istediğini hatırladı.Bu ellerle güzel yüzüne dokunduğunu hatırladı.Şimdi o eller,can almaya zorlanıyordu.
Rüzgar,gecenin içinden uğuldayarak geçti.Uzaklardan,bir köpeğin hüzünlü uluması duyuldu.Bir an için her şey dondu.Erzincanlının parmağı tetikte, Yusuf'un nefesi boğazında ve teröristin ağzında bitmek bilmeyen o sinsi sırıtış.
"Sık asker,sana özgürlüğün kapısını açtım."
Yusuf "Öldür lan beni öldürsene piç ! "
"Yada dur sana bir kıyak daha geçeyim arkadaşlarına sıkma sadece komutanına sık hepinizi özgür bırakacağım.
Anana gitmek istemiyor musun? Karının yüzünü bir daha görmek istemiyor musun?" Çakal gibi gülüyordu. "Sık komutanına, sadece komutanına sık.Arkadaşlarını kurtar. Hadi,özgürlük senin ellerinde."
Sonra, basılan tetiğin sesi geceyi paramparça etti.Komutanından çektiği namlunun ucunu yanında duran teröriste çevirir çevirmez bağırarak ard arda bastı tetiğe.
Öleceğini bile bile onuda yanında götürmek istedi ama...Silah boştu.
Elindeki silahın kurşunlarını almıştı ona boş silah vermişti.
Yusuf yumdu gözlerini sım sıkı yumdu.Sıktı dişlerini titredi çenesi .
İçindeki öfke, çaresizlik birbirine karışmıştı.Biliyordu bu hikayenin sonun nereye varacağını.
"Nasıl yapıyorsunuz bunu ?"
Yusuf'un karşında diz çöktüğünde yüzündeki atkıyı indirmedi.
"Bir idaoliji yok para yok hiç birşey yok! Hiçbirşey vermeden böyle sadık nasıl yapıyorsunuz ?
Ney sizi bu kadar bağlı kılıyor oysa ona özgürlüğünü verecektim.Onun yapmadığını yapacak olan yok değil mi aranızda ?" Diğer askere sorduğu sorunun cevabını kendine neferetle bakan gözlerden alınca kafasını salladı.
Çektiği silahın kurşunu,annesinin tek başına büyüttüğü bir evin bir oğlu olan az önce ona verdiği silahı kendisine sıkan askerin göğsüne saplandı .
Kurşunun tiz çığlı durmadı.
Yusuf'un yanındaki 3 askerde ardı ardına toprağa düşerken terör 4 can daha aldı.
Haykırdı teğmen ses telleri boğazını yırttı.Sesi vadide yankılandı.Bu gece dört kurşunu askerleri bedenlerine yerken o beşinciyi can evine yedi.
🥀
GÜL :
Günün doğmasına iki saat kalmıştı ve ben saatlerdir her kayayı kaldırıp her yılana gökte uçan kuşa aynı soruyu soruyordum.
Kimdi ?
Daha beş saat önce sınır dışına giden yardım tırını durdurup 4 mehmeciği şehit eden kimdi ?
Kulağıma gelen olayın hadisesi öfkemi daha fazla gün yüzüne çıkarırken bu operasyondan uzak kalmak istemiyordum.Hamileliğimden dolayı Ömer buna kesinlikle izin vermezdi. Bu yüzden evden ona haber vermeden çıkmıştım.Paşa'yı da yolda arayıp bu operasyonu bana versede vermesede yola çıktığımı söylemiştim.Yediğim azar içimdeki terör nefretinin yanından neydi ki ?
Koca bir hiç ! Koş koca bir hiç !
Bu gece 4 can düştü toprağa hemde bir tanesi daha yeni evliymiş belki benim gibi ...Belki babam gibi ...Belki bebeği olacaktı.Onu kucağına alacaktı.
Derin bir nefes verip ağılık oturan göğsüme elimi bastırdım.
Gecenin karanlığında karşımda duran dört kişiden de aynı cevabı almıştım.Orhun arkamdaki aracının önünde telefon görüşmesi yaparken bir kez daha aldığım umutsuz haberle yumdum gözlerimi.
"Tamam siz gidebilirsiniz ."
Timin acil çıkışıyla bende kendimi sınıra atsamda elimde bu şerefsizliği kimin yaptığına dair herhangi bir kanıt yoktu.Ilık ılık esen rüzgar gözlerimin önüne kadar çektiğim siyah maskeyi aşıp yüzümü okşuyordu.Şapkamı hafifçe düzelttiğimde Orhun'a doğru ilerledim.
Kahveleri benimle buluştuğunda son sözlerini söyleyip görüşmeyi sonlandırdı.Siyah deri ceketini düzelttiğinde umutsuz bakan yüzümden cevabını almıştı.
"Senin ki delirmiş ." Ömer'den bahsettiği aşikardı.Arabasının kapısını açtığında binmek için ilerledim.
"Durum vahim mi diyorsun ?"
"Sence? "Kapıyı açarken başını omzuna yatırmıştı.Oflalayarak araca bindiğimde sınır karakoluna oldukça yakındık.Eğer yetişebirsek şu an şehitler o karakoldaydı.
Tan vaktiydi,gökyüzü koyu siyahın içinden usulca sıyrılıp kızılın tonlarına bürünüyordu.Ufukta beliren ilk ışık huzmeleri, geceyi henüz terk etmeye niyetli olmayan yıldızların soluk parıltısıyla yarış halindeydi.Hava serindi,toprak kokusu ve nem birbirine karışmıştı.Uzaklarda, dağların tepeleri sisin ince perdesiyle örtülmüştü
Motorun homurtusu,içimdeki huzursuzluğu bastırmak için yetersiz kalıyordu.Her ilerleyiş,yüreğime daha fazla yük bindiriyor,boğazıma düğümlenen o tanıdık hissi daha da ağırlaştırıyordu.
Hazır değildim,değildim şehit görmeye ...
Aracın tekeri her döndüğünde,toprağı kazıya kazıya her ilerlediğinde canımı yakan görüntünün önüne karakolunun kolluk bariyerinin araç için açılmasıyla gelmiştik.
Börü,tüm ihtişamıyla, yanlarında karakolun erleri, erbaşları ve rütbelileriyle birlikte,al bayrağa sarılı şehitlere son görevlerini yerine getirmek için duruyordu.
Kapattığımız araba kapılarıyla Ömer'in gözleri bana kısa bir anlığına değsede geri çekildi.
Bir anda sert bir ses, taş duvarlardan yankılanarak havada asılı kaldı:
- Şehide saygı atışı için havaya nişan vaziyeti, Al!
Tüfekler aynı anda göğe doğrultulduğunda, gözümden süzülen yaşa rüzgar dokundu.O rüzgar şehitlerin üstünü örten dört al bayrağı okşayarak geçti.
- Dikkat!
- Ateş!
Silah sesleri dağların suskun zirvelerinde yankılandı.Kurşunlar, gökyüzünün mavisine çentik atarken, Dört can,dört baba,dört eş,dört evlat sessizce bekliyordu.Bu bekleyiş, birazdan bir annenin ciğer parçalayan yavrum diyen sesinin uzak bir şehirde yankılanacak ağıdının habercisiydi.Bir kapı çalınacak,bir anne dizlerinin üzerine çökecek,bir kadın bembeyaz duvağına sarılarak sessiz çığlıklar atacak...
-Ateş!
Parmaklarım avuçlarımda sıkılıp büküldü. Tırnaklarım etime battı ama hissetmedim.O an,kendi acımdan kopmuştum.Gözümden akan yaşlar, yüreğime doğru ağır bir kaya gibi yığılıyordu.İçimde tanıdık bir sızı...
- Ateş!
Üçüncü atıştan sonra koca bir sessizlik çöktü.Rüzgar bile sustu sanki.Hayat, birkaç saniyeliğine durdu.Sonra komutanın sesi,o sessizliği yırtarak yükseldi:
- Dikkat! Esas duruş!
- Şehidi uğurlamak üzere yerlerinize, marş marş!
Askerler,aynı anda hareket etti. Adımlar sertti,düzen kusursuzdu.Ama biliyordum ki kalplerinde büyük bir titreme vardı.Gözlerim,şehitleri taşıyan ambulanslara kaydı.Sirenler çalmadı.Sessizce yola koyuldular.
Bir kadın,çok uzak bir şehirde,belki hala onun kokusunu taşıyan çarşaflara sarılmış ağlıyordu.Bir baba,bir merdivenin basamağındagözleri boßluğa dalmıştı.Bir çocuk, belki de henüz anlamadığı bir acının içinde, kapıya koşup babasını bekliyordu. Ama o kapı bir daha babasına hiç açılmayacaktı.
Ve ben,hayatımda hiç tanımadığım kadınları düşündüm.Annemin bir zamanlar o kadınlardan biri olduğunu...
Yürek kavuran bir hüzünle şehitlerimizi uğurlarken,vatanın toprağı bir kez daha kanla sulanıyordu.
Şehit vedaları,yalnızca bir kişiye dokunmazdı.Dalga dalga yayılırdı.Bu gün bu karakolun önünde,benim de içimde bir şey uğurlandı.İsmini koyamadığım bir eksiklik,içimde yeniden yer etti.
Askerlerin içinden çıkan,üniforması kan ve toz içinde olan teğmen yere sert bir şekilde dizlerinin üzerine kendini bıraktığında,avuçlarının içine sım sıkı aldığı karakolun kumlarını öyle bir gıcırdatti ki sanki taşlar etini yardı içine girdi de o 'öf 'bile demedi.
Ellerini avuç avuç kara toprağa gömdü,sanki oradan bir şey çekip çıkarmak ister gibi... Belki dört şehidini... Belki kendisini... Belki zamanı geri almayı... Ama toprağın sessizliği,ona hiçbir karşılık vermedi.
"Benim yüzümden !"Sesi,kemiklerime kadar sarsan bir çığlık gibi yankılandı.
Ellerine baktım,kanlıydı.Yüzü,gözleri, parmaklarının arasına sıkıştırıp ezdiği toprak bile kan içindeydi.Ama en çok da içi kanıyordu.Bu dün dört askeri gözlerinin önünde şehit olan Teğmendi.
Aslan,usulca yanına gelip diz çöktüğünde,omzuna dokundu.Ama Teğmen,o dokunuşu reddeder gibi, başını iki yana salladı.Sarsılıyordu. Sadece bedeni değil,ruhu da... Dudaklarını o kadar sıkmıştı ki, ısırmaktan kanıyordu.Sonunda, titreyen sesiyle kısık bir fısıltı döküldü dudaklarından;
"Benim yüzümden komutanım "
"Değil aslanım,senin yüzünden değil!" dedi Aslan,omzunu biraz daha sıkıca tutarak.Ama Teğmen,onu duymuyordu. Çünkü kendi kafasının içindeki ses çok daha güçlü,çok daha acımasızdı.
"Eğer beni öldürseydi..."
İçim daraldı.Boğazıma bir yumru oturdu.Gözlerimi kıstım,bu kahbeliği duymamak istedim.Ama o devam etti.
"Şimdi yaşayacaktı..."
Yutkundu.Ama ben yutkunamadım.
"Karısı hamileydi,komutanım! Karısı hamileydi! BENİ ÖLDÜRSEYDİ, BEBEĞİNİ KUCAKLAYACAKTI!"
Elimi göğsüme götürdüm,sanki kalbim yerinden çıkacakmış gibi.Nefes alamadım.Bedenim titremeye başladı.
Koptu içimdeki fırtına.
Sessizce ağlamak mümkün değildi artık.Gözyaşlarım elim ağzımdayken,sarsılan omuzlarımla birlikte akıyordu.Titreyerek nefes alıp verdim,ama aldığım her nefes içimi biraz daha yaktı.
Başımı çevirdim.Gözlerimi kaçırmak istedim.Ama nereye bakarsam bakayım,o acı içime işlemişti bir kere.
"BENİ ÖLDÜRSEYDİ, HEPSİ YAŞAYACAKTI !"
Bu cümle, içimi bıçak gibi kesti.
"YAŞAYACAKLARDI,BEN ÖLSEYDİM ONLAR YAŞAYACAKTI KOMUTANIM! BEN ÖLSEYDİM HEPSİ YAŞAYACAKTI!
Bir şeyler koptu benden,geri gelmeyecek şekilde...
Ömer'in sesi,dünyayı yaran bir emir gibi yükseldi: "Arda,alın!"
Arda sinir krizi geçiren teğmenin yanına hızla gelirken ben sadece durdum.Elim hala ağzımda,nefes nefese ağlarken...Durdum.
Hıçkırıklarımı tutamadım.Kalbim sıkıştı,içim yandı.O ne kadar acı içinde kıvranıyorsa,ben de onunla birlikte parçalanıyordum.
Her "Benim yüzümden" dediğinde, yüreğime bir bıçak daha saplandı.
Yanağımdan süzülen yaşı elimin tersiyle silerken başımı kaldırdım. Bayrak... Göğü yaran bir kılıç gibi savruluyordu.Rüzgârın öfkesiyle bir ileri bir geri,keskin bir emir gibi açılıp kapanıyordu.
Her savruluşunda göğü yırtan bir şimşek gibi çakıyor, dalgalandıkça bir marşın en gür notasında titriyordu. Kırmızısı,dökülen kanların yankısı; beyazı, karanlığa direnen bir zafer çığlığıydı.Eğilmiyordu,bükülmüyordu. Rüzgârı karşısına almış,meydan okurcasına inatla savruluyordu.
Dalgalanmıyordu, haykırıyordu! Göğsüme çarpan her rüzgarda giden o dört şehidin ruhunu hissettim.'Biz buradayız !' diye haykıran bir yemin gibi yükseliyordu.
Sanki bayrak da dile gelmişti: 'Ben senin özgürlüğün,inancın,toprağının Ruhuyum!'Diyordu.
Ama Rruhum susuzdu,hem de öylesine büyük bir susuzluk ki,acının yerini içimdeki nefret almıştı.Yanağımdan süzülen yaşları kuruturken,tek bir şeye and içtim.
İntikam...Ruhumun suyu olan intikam.
"Börü teyakkuzda olun her an çıkabiliriz İlkuş beni takip et ."
Sesi beni daldığım yerden çıkardığında tıpış tıpış peşinden ilerledim.
Açtığı odanın kapısından girdiğimde sırtı bana dönükken başındaki bereyi çıkarıp masaya bıraktı.Ardımdaki açık kapıyı kapattığımda koltuğa oturup eliyle bana da oturmam için işaret vermişti .
Ben şu an aşırı bir resmiyet aurası mı alıyorum?
"Oturun !"dediğinde şaşkınlıktan kalkan karşlarımla yüzüne baka kaldım.
"Galiba duymadınız beni,oturun hanımefendi."
Sert ve mesafeli sesiyle yuttuğum küçük dilimi aradım.
"Oturmak istemiyorum teşekkür ederim."
Baştan aşağı beni süzdüğünde ona aynı mesafeyle verdiğim cevap gram etki etmedi.Kocam değil sanki karşımda yedi yabancı oturuyordu.Kapı çaldığında "Gel "sesi duvarlardan daha sertti .İçeri az önce askerleriyle şehitlerini uğurlayan karakolun Yüzbaşısı girdiğinde bir adım duvara doğru kaydım.
"Komutanım." dediğinde, kısa bir baş selamı vermişti Ömer'e. Mavi gözlerine çöken kanın bu geceden kaldığına emindim.Şehit olanlar,bu karakolun askerleriydi.Bu adamın askerleriydi.
"İlkuş,siz misiniz?" dedi.Bana doğru attığı iki adımda gözlerindeki öfke sanki doğrudan bana yönelmişti. Başımı onaylar şekilde eğdiğimde, ellerini arkasında birleştirdi.
"Dün gece neredeydiniz?" diye sordu. Tam da tahmin ettiğim gibi,saçma sapan bir üslupla... Sahte bir gülümseme takınıp yüzüne odaklandım.
"Haddiniz olan soruları sorarsanız, belki cevap veririm."
"Haddim?" diye tekrarladı,alaycı bir gülümsemeyle. "Peki, o zaman haddim olan soruları sorayı.Dün gece benim dört askerim kurşuna dizilirken bu bölgenin istihbaratçıları neredeydi? Benim askerimin eline,komutanını vur diye silah verilirken,bu bölgenin istihbaratçılarının genel sorumlusu neredeydi?"
"Hangi sorudan başlayayım,yüzbaşım?" dedim sakince. "Duygularınızı tatmin etmek için mi cevap vereyim,yada onun yerine benimle konuştuğunuz üslüpta mı cevap vereyim ?"
Bir an durdu.Kaşları çatıldı.Bu soruya hazırlıklı değildi.Bu olay benim sorumluluğumda asla değil.Tehlikeli bir bölgeye askerleri göndermek buradaki en büyük hata.Bu şartlarda dört eri ateş hattına soktuktan sonra istihbaratçılara hata bulamaz.
Sesimi biraz alçalttım "Çünkü her biri için vereceğim cevaplar çok farklı olur."
Gözlerimi onunkilere diktim,yüzümde hafif bir tebessüm vardı. "Önce şu konuda anlaşalım,komutan.Benim dosyamda'emriniz altında ki asker'yazmıyor,değil mi?"
Omuzlarını kasıp dişlerini sıktı ama sustu.Devam ettim. "Ve bildiğiniz gibi dün gece ben görevde değildim,yani izinliydim.Şimdi soruyorum, suçlamalarınızı kişisel mi alayım, yoksa asıl sorumlu kişiyi bulmanız için size yardımcı mı olayım,yada bunların hepsini boşverip benim haddim diyerek bu sorumsuzluğa sebebiyet veren kişiyi mi araştırmalıyım ?"
Gözleri karnıma dokunduğunda yumdu gözlerini şu an öfkesi onu çok başka bir şekilde ele geçirmişti ve bu öfkeye yeniliyordu.
"Siz "dediğinde aramızdaki farkı kapatmak için bir adım attı."Merak ediyorum,sizin zafiyetiniz yüzünden dört askerim şehit olmuşken kocanızın koynuna vicdanınız rahat bir şekilde nasıl tekrar gireceksiniz ?"
Ömer oturduğu yerden gürültüyle kalktığında koltuğun duvara tok bir sesle çarpışı tam şu an sınırlarına dokunulduğunun kanıtıydı.
"Birşeyleri netleştirelim !" Dediğinde,beni kolumdan tutup biraz geri çekip araya girdi.Şu an sırtı bana dönüktü.Yüzünü göremesemde biliyorum.Gözleri,karşısındaki kişinin ruhuna işleyen bir soğuklukla parlıyordu.
"Tırları göndermeden önce,istihbarat bölgedeki düşman varlığını bildirmişken,onları o bölgeye gönderen kişi arkamda duran kadın değil.
Komandolar varken,üç aylık acemi askerleri sınır dışına gönderen arkamdaki kadın değil.
Operasyonun doğru planlanıp planlanmadığını değerlendiren kişi arkamda duran kadın değil.
Bölgedeki güvenlik zafiyetlerini göz önünde bulundurmadan,acemi askerleri,bu kadar tecrübesiz ve hazırlıksız bir şekilde,savaşa gönderen arkamdaki kadın değil.
Ve tüm bu hatalar ve ihmaller zinciri sonucunda, hakkında soruşturma başlatılan kişi yine arkamda kadın değil ! "Her kelimesi,adeta bir mermi gibi keskin ve hedefini bulmuştu.
"Lan seni suçlarınla gömerim buraya! Hâla karşıma geçip hangi yüzle suçunu ört bas etmeye çalışıyorsun sen ?" Cümlesi odada yankı buldu,neredeyse yer titredi.
"Karınız olduğu için öfkelenmenizi anlıyorum ama üzerinizde taşıdığınız üniformayı hatırlayın ."
Ömer'e hiç beklemediğim bir yönden soru sorduğunda yumdum gözlerimi.
"Üstümde bu üniforma olmasa," dedi, nefesini tutarak,"Eğer üstümde bu üniforma olmasa ve sen az önce söylediklerini karıma ben sivilken söyleseydin,seni 'gömmerim'demez, seni gerçekten gömerdim!"
"Sana,mahremime dil uzatmanın bedelini," dedi, sesi titremeden, tam anlamıyla bir tehdit gibi yankılandı, "Senin basiretsizliğin yüzünden şehit olan dört askerin kanını yerden kaldırdıktan sonra ödeteceğim.Şimdi, yıkıl karşımdan!"
Odanın kapısı hırsla açılıp kapandığında bana dönük olan sırtına sakinleşmesi için sarılmak istemde bulunduğumuz konum yüzünden yapamadım.
"Kızgın mısın bana ?"
"Hayır !" Ses tonu bana verdiği cevabını ezdi geçti .
"Ömer ben duramazdım ."
"Ömer yok !"dediğinde yüzünü döndü .
"Madem bu halinle kocana haber bile vermeden kalktın geldin Gül de yok Ömer'de !"
Siniri yüzünün her kasını ele geçirmişti.Bakışları ruhumu incitirken başımı eğip anladım dercesine salladım.
"Şimdi çık !"
Yüreğim,bir anlığına duraksadı. Sesindeki keskinlik, etrafımdaki havayı bile delip geçiyordu. Düşüncelerim birbirine karışırken, ağzımdan çıkan kelimenin farkına bile varamadım:
"Ömer ?" İsmine bu kadar alışmışken, şimdi onun,ağzımdan çıkmasının hata olduğunu fark etmem uzun sürmedi. Kaşları daha da çatıldı.
"İstihbarat personellerine,bana ismimle hitap etme izni verdiğimi hatırlamıyorum."
Yumruklarım sıkılıken gözlerine baktım.
"Bak sinirlisin anlıyorum ama- "elini kaldırdığında sözüm dudaklarımda dondu."Bana vereceğin bir bilgi yoksa beceriksizliğinide al ve odayı terk et !"
Sislenmemesi için yumduğum gözlerimle omzumu omzuna çarpıp geçtim.Az öncekinin öfkeyle açtığı kapıyı ben daha şiddetli açtım.
"Karakoldan çıkmak yok ! "
Yüzümü yüzüne dönmedim.
"Emirleri sizden almıyorum yüzbaşı !"
Kapıyı çekip çıktığımda karakolun kumlu bahçesi botlarıma öfkemin sertliğinde değip geçiyordu.
Timle birlikte birşeyler konuşan Orhun'a doğru ilerlediğimde hepsinin gözleri beni bulmuştu .
"Anahtarı ver !" Elimi uzattığımda gözleri kısılarak baktı .
"Nereye ?"
"Orhun anahtarı ver !"
"Vahşirella bir sakin ol ne bu şiddet bu celal ?"
Batur "Ulan ne cıvık adamsın kız barut gibi zaten görmüyor musun ?"
"Vermiyorum anahtar git sakinleş nereye gideceksen beraber gideriz !"
"Peki verme ?"
Emre "Bunu bu kadar sinirli ilk kez görüyorum."
Onları arkamda bıraktığımda belimden çıkardığım bıçağımla arabaya binip kapıyı çektim,camı indirdim.Derin bir nefes aldım ve direksiyonun altındaki paneli açtım.Doğru olan kabloları ayırdım.Diğer elimle kabloları sıyırıp uçlarını birbirine değdirdim.Kıvılcım çaktığında marş kablosuna kısa süreliğine dokundurdum. Motor bir an sessiz kaldı,sonra gürültülü bir homurtuyla canlandı.
"Buna bunu kim öğretti kuzen ?"
"Öğreten kafamı sikeyim."
"Savaş birazdan sikecek sen yorma kendini!"
Bir süre sonra,araba titredi ve motor çalışmaya başladı.Ne Orhun, ne de kimse,beni durduramazdı. Anahtara gerek yoktu.
"Gül,bir delilik yapma in şu arabadan!Sakinleş biraz sonra beraber gidelim !"
"O içerideki dağ ayısına diyin ki beni tehlikeye atmak istiyorsa peşime birilerini takabilir tabi karısı olduğumu hâlâ hatırlıyorsa !"
Gaza yüklendiğimde Orhun'nun arkamadan birşeyler söylemesini umursamadım.
🌹
Salonun havası ağır ve kasvetliydi. Eski halılar yıpranmış,kirle kaplanmış ve köşelerdeki tozlar birikmişti.Evin genelinde terkedilmişliğin ve yılların izleri vardı.Fıstık yeşili duvarlar solmuş,boyalar yer yer dökülmüş,bazı yerlerde ise çatlaklar gözle görülüyordu.Pencere camları kirli ve neredeyse tamamen buğulanmıştı. Dışarıdan gelen ışık zayıf ve sönük bir şekilde odaya sızıyordu.
Odanın köşelerinde eski eşyalar yer almakta, her şey zamanın etkisiyle eski ve yıpranmış görünüyordu. Çekyatın kumaşı solmuş ve yıpranmış, eski halini kaybetmişti.Sehpa ise eskimiş,kahverengi rengini kaybetmiş,çiziklerle dolmuştu.Odanın havası rutubet kokuyordu,her şeyin üzerine bir kara tabaka gibi yerleşmişti.Sessizlik,her köşeyi sarıyor ve tek bir ses dahi çıkmıyordu.
Salonunda oturduğum evin kapısı açıldığında üstüme geçirdiğim bana oldukça bol olan siyah feracemle, botlarımı sehbaya uzatmış elimdeki çakıyı çevirerek ev sahibin salona adım atamasını sessizce bekliyordum.
En son gördüğümde taraşlı olan yüzündeki sakalları artık tamamen uzamıştı.Onu ormanda denize atmış olmama rağmen hayatta kalmayı başramıştı.
Beni görünce cin çarpmışa dönen yüzüne boynumu bükerek baktım.
"S-s-en senin ne işin var burada ?"
"Otur karşıma !" İlk tereddüt etsede yutkunup titreyerek oturdu .
"Duyduğuma göre paranı çaldırmışsın Muro."
Zaaf en sevdiğim şey zaaff ...
Para manyağı olan delinin gözleri anında bana istediğim pırıltıyı vermişti.Siyah şalvarı ve omzundaki siyah atkıyla karşımda zaafıyla bana söyle ne istersen vereyim diye bakıyordu.
"Sen biliyor musun kimin aldığını ?"
"Kasanın tipine baktım.Etrafında o şifeyi kıranilecek adamın yok ."
"Biliyorsun "dediğinde bana doğru eğildi ."Karşılığında ne istiyorsun?"
İstediğim cevaba sonunda gelmiştik.Bıçağımı elimde çevirmeyi bıraktığımda ayaklarımı sehbadan indirdim.
"Bence ne istediğimi biliyorsun Muro."
Şu an tek istediğim bana o soysuzun kim olduğunu söylemesiydi.Yüzü kapalı olduğu için kimse kim olduğunu bilmiyor ama öğrenmek o kadarda imkansız değil.
"Benden adam istediler ama işlerim kesat diye adamım az diye veremedim."
"O,az olanlarda artık yok !" Dediğimde elini ağzına kapattı .
"Manyak mısın sen karı !"
"Kes be!
Kim senden itlerini istedi ? Söyle bende paralarını araklayanın kim olduğunu söyleyeyim."
"Remzi" Duyduğum isimle yumuldu gözlerim.Bizi Ömer'le birlikte esir alandı.Bu o pisliğin bu vatanın evlatlarına ilk el uzatışı değildi.
"Şu an nerede ?"
"Bilmiyorum ama birazdan Zainab Al-Hakim 'le buluşması var ."
"Bu Zainab senin gibi çakal satan mı ?"
"O sadece paralı adam satmıyor uyuşturucuda var ."
"Yani piyasadaki en büyük rakibin ."
Yüzü bozulurken ona tiksinerek bakmaya son verdim.Oturduğum yerden kalkıp çıkışa doğru ilerledim.
"Kim olduğunu söyleyecektin "
"Mutfakta eli ayağı bağlı seni bekliyor bu arada mutfağın biraz kan oldu kusura bakma ."
Konuşturmak isterken biraz hırpalamıştım.Zaten on beş taneydiler.Parasızlıktan dolayı terör örgütüne paralı çakal alıp satamıyordu .
"Ulan manyaksın ama fena kadınsın ha !"
"Evin sobasını yak bir daha ki gelişimde soğuk olursa ısınmak için seni yakarım."
Bilmiyor paralarını ısınmak için yaktığımı birazdan küllerini öpecek.
"Kârlı bir anlaşma oldu her zaman beklerim."
"Dikkat et Muro beklediğin bir gün ecelin olmasın"
Kararmak üzere olan dışarıya çıktığımda park ettiğim arabaya bindim.Telefonun sesi kulağıma dolarken yanıtladım.
"Öğrendim."
"Kim ?" Dedi,Paşa
"Remzi...Böyle bir kahbelik ancak ondan türerdi zaten yerini bilmiyorum ama Zainab Al-Hakim'le bu gün buluşması varmış.Madde tarafiği olacak anladığım kadarıyla kalabalık olacaklar.Evi bana çok yakın uzaktan takibe alacağım. "
"Şu an sana yakın olan Ankara'dan gelen Pençe timi var onlarla bağlantıya geçmeni sağlayacım.Pençe gelene kadar harekete geçme.Takipte kal !Kendine dikkat et kızım."
İbrahim albayın bu şefkatli sesini hep sevmişimdir .
"Tamam komutanım."
🌹
Karanlık benim için çöktüğünde kan emicileri kızımla birlikte tepeden izliyordum.Dürbünü Zainab'ın üstünde iyice yakınlaştırdım.Ölümün bu gün benden olacak pislik!
Arkamda hissettiğim hışırıyla başımı çevirdim.Bana doğru temkinli adımlarla gelen tim az önce iletişime geçtiğim pençe timiydi .
"Merhaba"diyen gözleri dışında her yeri kapalı olan üsteğmene yeşil lenselerimle baktım.
"Özel Kuvvetler Tim Komutanı Üsteğmen Burak Koru,telsizde konuştuğunuz kişi bendim."
Uzattığı eli sıktığımda yüzümdeki peçeyi indirdim.
"İlkuş "
"Çok duydum adınızı ." Timini eliyle dağıttığında tebessüm ettim.
"Konuşmaları bitmek üzere!"
Baretindeki dürbünü indirip uçurumun tepesinden yolun ortasındakilere baktığında tekrar bana döndü .
"Pençe herkes hazır mı ?"
Kulaklığına gelen yanıtı duymasamda hayaletten farkız olan timi bulamayan gözlerim hazır olduklarını gösterdi .
"Emrimi bekleyin sağ istiyorum o amına koyduğumun piçini !"
"Sizde rica etsem şu kayanın arkasında bekler misiniz ?Bundan sonrasını biz devralıyoruz."
Bu söylediğine dudaklarımı birbirine bastırıp gülümsedim.
"Üzgünüm komutanım bu isteğinizi reddediyorum."
Arkamda yerini güzel seçtiğim kızıma doğru gittim.Kayada duran keskin nişancı tüfeğine baktığında büyüyen gözlerini karanlık bile gizleyemedi .
Karnımdan dolayı uzanamadığım için yüksek bir kayada pozisyon almıştım.
"İbrahim albay sana Börü timi gelene kadar sahip çıkmamı çok asi olduğunu söyledi." Dediğinde biraz ilerimde mevzi almıştı.
"İbrahim albay hakkımda biraz öyle düşünür ."
"Sözü benim canımdan kıymetlidir ."
"Sen merak etme üsteğmenim kendime sahip çıkabilirim."
"Çok seviyor galiba seni "dediğinde devam etti "Pençe atışımla beraber !"
Dürbünümü ilk kurbanın üstünde gezdirirken onun ilk atışının sesi vadide son bulmadan,hedefi indirdim. Gözünü dürbünden çekip bana şaşkınca bakmasına gözlerimi devirdim.
Ah bu erkekler !
"Hemde fazlasıyla "dediğinde kulaklıkla timiyle konuşuyordu .
Domino taşı gibi hepsi tek tek devrilirken gözümü diktiğim Zainab'ı
birisi benden önce indirildiğinde alnını delip geçen kurşuna baktım.
"Mehmet !" Gülümsedim.Hedefime göz koyan başka kim olabilirdi ?
Börü gelmişti.
Kaçmak için çabalayan Remzi'yle oynamak istedim.Kurşunlar saklandığı taşta sek sek oynarken keyifle gülümsedim.
"Sana oradan çıkış yok şerefsiz !"
"Daha önce karşılaşmış gibisin ."
"Malesef "
Çok fazla uzun sürmeyen çatışma bittiğinde aşağı inen bordo bereliler etrafı kontrol edip tek sağ kalan pisliği alıp yukarı çıkmışlardı.Börü konumunu korurken bende yerimden oynamamıştım burası pusu için oldukça elverişli olduğu için Ömer timini hareket ettirmedi.Beş pençe araçları imha edip geri geldiğinde Burak üsteğmenin hareketlenmesiyle bende ayağı kalktım.
Herkes bulundukları yerden inerken tanımadığım dokuz bordo bereli etrafımda duruyordu .
"Gardaşım "diyerek Burak üsteğmene doğru gelen Batur'la dostukları olduğu aşikardı.İki üsteğmen birbirine sarılırken yeşilleri beni milim milim inceleyen Ömer'i görmezden geldim.
Beni bu gün çok kırmıştı.Şehitler için Gül'ü unutup İlkuşla dolandım bu gün ama nereye kadar dayanabilirim bilmiyorum.Üstümdeki ferace ile gecenin karanlığına gömülmüşken o sanki tüm karanlığa inat bakıyordu bana .
"Komutanım " baş selamını Ömer aldığında Burak beni işaret etti.
"İbrahim albay sahip çık diyince ben biraz fazla telaş yaptım bundan sonrası size emanet ."
"Eyvallah"
Bu aptal konuşma canımı oldukça fazla sıkmıştı .
"Üsteğmenim benim sahip çıkılacak birşeyin yok ."
"Onu az önce kendi gözlerimle gördüm özür dilerim."
Bu sıcak içten yaklaşımıyla gülümseyerek bana göz kırptığında Ömer'le evli olduğumu bilmiyor oluşunu anlamam uzun sürmedi.
"Tabi Gül öyledir aslanın dişiside aslandır ne de olsa Komutanımın eş-"
Batur'un karnına dirseğimi geçirdiğimde ortalık karıştırmadan Burak üsteğmene vereceği uyarıyı yarıda kestim.
Bu sabah bu dağ ayısının bana verdiği ayarı şimdi burnundan fitil fitil getirecektim.
"Eşdeğer diyecektin galiba Batur üsteğmenim her zaman kullanıyorsun bu kelimeyi ben kim Ömer Savaş Bozkurt'la eşdeğer olmak kim değil mi ?"
Ömer bana öldürecekmiş gibi bakarken Aslan'nın bıyık altından gülüşü dışında geriye kalan börü şaşkın şaşkın bakıyordu.
"Komutanım ilkuşu time alamıyor muyuz ?" Pençenin içinden biri konuştuğunda onun yanında duran diğeri" Saçmalama lan zevzek"diye uyarmıştı .
"Bak görüyor musun İlkuş ben seni istiyorum bu hıyarto istemiyor !"
"Lan ne alakası var kız istihbaratçı ne işi var bizim içimizde hem baksana hamile "
Birde o sorun vardı değil mi ?
"Ah siz yanlış anladınız hamile değilim kimlik değiştirmek için bu tarz şeyleri çok yapıyorum.Gözlerimdeki lens gibi karnımdakide sahte hamilelik korsesi o."
Yiğit'le,Aslan ağzınlarından kaçırdıkları gülüşü Ömer'in bakışıyla kestiklerinde ölüm sinyali veren gözler bu sefer bana dönmüştü.
"Gelmek istersen yardımcı olabilirim."
Burağ'ın sıcak teklifine gülümsedim.
"Gelemez !" Diyen Ömer'le Yiğit kafasını kaskına rağmen Aslan'nın omzuna gömmüştü.Sessiz gülmekten yüzünün morardığına eminim.
"Neden komutanım sizin için bir sakıncası mı var ?"
Gülen yüzüm ondan bir cevap beklerken gözlerini yumup uzun soluklu bir nefes çekti içine .
"Gül !" Dediğinde araya girdim."İlkuş ! Gül yok unuttunuz galiba !" Bu günün alıntısını yüzüne vurduğumda, ağzındaki bant yüzünden kendini yırtan Remzi hepimizin dikkatini çekmişti .
"Aç Selim ." Burak,az önce hamile baksana diyene emir verdiğinde ağzındaki bant çekilmişti.
"Ben sizi güzel misafir etmiştim sizden aynı muameleyi göremiyorum hani nerede misafir perverlik ?" dediğinde gözlerimi devirdim.
"Ağız bantalamak hiç yakışıyor mu?
Ben sizin ağzınızı batlamamıştım.Anladımmm,siz dün geceyi konuşmamı istemediğinizden yapıyorsunuz bunu demi sizi gidi sizi !"
Diz boşluğuna yediği tekmeyle dengesi bozulurken Salih'in ettiği küfürle diz çökmüştü.
"Acıttın bak ! Çok acıdı canım ama dünki askerler kadar acımadı."
Emre ağzından okkalı bir küfür savurup üstüne uçacakken Ömer'in"Emre !" Diyişiyle zor durdurmuştu kendini.
"Komutanım bunu niye konuşturuyoruz biz ?" Hasan oldukça haklı.
Pis gülüşüyle gözleri Ömer'i buldu .
"Çünkü ben silahsızım çünkü siz beni esir aldınız.Şimdi siz beni esir aldınız ya ben varya o öldürdüğüm askerlerin analarının TC ye ödediği vergilerle ömrümün sonuna kadar hapiste yiyip içip yatacağım."
Kan donduran sözleri hepimizin yüreğine közlenmiş alevleri döktüğünde onu öldürmek değil etlerini liğme liğme doğrasak içimiz soğumazadı.
Hasan ömrü hayatımda duymadığım küfürle yumruğunu yüzüne geçirdiğinde yerden kaldırıp tekrar atmıştı.Ağzından savurdukları o sakin gördüğüm çocuğun aslında ne kadar gizli manyak olduğunu gösteriyordu.
Geceyi yaran yumruklarını Ömer'in verdiği işaretle Mehmet araya girerek kesmişti.
"Yiğit,bağlayın !"
Sesi ecelin soğukluğundan pay almış gibi geceyi deldiğinde Batur Remzi'nin ayaklarını Yiğit'te kollarını halatla bağlamıştı.Ne yapmaya çalıştıklarını anlamaya çalışıyorum.
Ayakları ağaca kolları ilerideki jipe uzun halatla bağladında.Ömer elindeki silahını Arda'nın göğsüne bastırıp ona vermişti.O pisliğin yanında ilerlediğinde ayağını sol elinin üstüne bastırdı .
"Bu elinle bir hesabım vardı !"
Remzi silahını sağ eliyle kullanıyordu.Şu anda ezdiği eli dün şehit ettiği askerlerle ilgili değilse, neyle ilgisi vardı ?
Sol eliyle Ömer'in ne hesabı vardı ?
Bağırışlarını umursamadan öyle bir ezdi ki parmakların toprağa karışıp kemiklerin kıtırdayışı yerdeki küçük taşların derisini yarıp elinden içeri geçişinin sesini işittim.
"Karına vurmam sende nasıl yara açmış yüzbaşiii?" Tam bir mazoşistti.
Bir dakika...Bana o eliyle vurduğu için mi yapıyordu bunu ? Bu günün tüm sinirini duyduğum cümle sanki alıp götürmüştü.
Esir olduğumuzda Remzi'nin bana attığı tokatı hatırlasamda hangi eliyle attığına dikkat bile etmemiştim ve o bu güne kadar bunu unutmamıştı .
Ezilen kanlı parmaklardan ayaklarını çekti "Emre geç arabaya !" Bu eski bir Türk işkencesiydi.Eller ve ayaklar ata bağlanıp çektirildi .
"Ben sana o ekmeği yedirir miyim ?!" Yanında diz çökmüştü.
"Bunun hesabını sana soracaklar Yüzbaşı aldığın esiri öldüremezsin."
"Beyler biz Remzi diye bir orosbu evladı esir aldık mı ?"Aslan'nın sorusuna ilk cevap Mehmet'ten geldi .
"Hatırlayamadım komutanım."
Arda "Bende hatırlamıyorum."
Hasan "Bana hiç bakmayın B12 eksikliğim var ."
Batur "Ben en son kaçarken gördüm."
Yiğit "Bende gördüm de sonra nereye kaybolduğunu bilmiyorum."
"Ben gördüm "dedi Burak ."Bizim çocukları gönderdim peşinden sonra ne oldu Mustafa nasıl kaçırdınız elinizden ?"
"Komutanım bizden kaçarken ayağı kaydı ya " Ciddiyetlerini bozmadan cevap verişlerine yanlarında olmasam, gözlerimle görmesem,vallahi inanırdım.
"Uçurumdan düştü komutanım ya bizde çok isterdik sağ ele geçirmeyi."
Bunu az önce bana bizim time gel diyen söylemişti.
Ayakta uydurdukları seneryoya hayran kaldım.
"İlkuş,sen buldun yerimi.Bunun hesabını veremezsin soracaklar sana, soracaklar sana !"
"Salağa bak "dedi Yiğit ."Bıraksak ciğerlerine asit dökecek,ilkuş diyor! "
"He ya,Asit yokmu kimsede boşuna savunma vermiyim ağzına dökerdik ?"
Börü gülümserken pençe bana bu kız ciddimi diye bakıyordu .
Burağ'ın yüzündeki hafif tebessümü yakalamıştım .
"Biz seninle çok iyi anlaşırız ya tam benim kafadan gelsene bize.Bu kazık adamlar çok suratsız hayattan tat alamıyorum."
Burak "Erkan !" Diye uyardığında "Sizi tenzih ediyorum komutanım."
"Yok birde etme beyinsiz !" Dedi Salih .
"Gelecen mi bize kanki ?" Bu tatlı haline dayanamayıp sesli gülmüştüm.
Ama Ömer'in gözlerinde gördüğüm anlamsız bakışla gülüşüm anında durdu.Eliyle Emre'ye işaret verdiğinde arabanın hafif gazla çalışması,dağa Remzi'nin çığlıklarını doldurdu .
"Mehmetciğine dokunduğunda bunun hesabını bana sormazlar mı demedin mi lan ? Beni bulup sikmezler mi demedin mi ?!"
"Yapma !"
"Çekkkkk!" Diye bağırdı tekrar .
"İstersen bakma " diyen Burak'la gözlerimi Ömer'den çektim.Kafamı hayır diye sallayıp kollarımı göğsümde birleştirdim.Zevkle bedenin birbirinden kopuşunu izlediğimde rahat bir nefes almıştım.
Kanınız yerde kalmadı şehitlerim,kalmadı.
"Ben acıktım ya !" Gözlerim yerdeki parçalanmış organlara sabitti.
Arda "Bu kızı çözemiyorum."
"Emre ?" Dedim arabadan inip yanımıza gelen kankama gülümserken .
"Buralarda güzel mumbar yapan bir yer var mı sen bilirsin ?"
"Manyak bu ya ben on gün bağırsak duymak istemiyorum bu bağırsak görünce Mumbar yemek istiyor ."
"Yiğit şu an dalak gözüme kanlı sosis olarak gözüküyor "Midem açlıktan sızlarken sulanan ağzımla dudaklarımı yaladım.
"Hadi ya peki şu ortadaki kalp ne olarak gözüküyor?"
"Izgara tavuk göğsü olsaydı da yeseydik ."
"Peki Mide ?"
"Balon ekmek "
"Karaciğer ?"
"Çikolatalı pudink "
"Bu bana bile fazla "dedi Erkan.
Yiğit "Şimdi kusacağım" dediğinde elini ağzına kapatmıştı ."Lütfen şuradan defolup gidebilirmiyiz bu vahşirella yamyamlaşmadan ."
"Kimsede çikolata yok mu ya ?"
"Bende var "diyen Burak sırtındaki çantanın tek kolunu boşaltıp içinden beyaz çikolatalı gofreti çıkardığında sevincim kursağımda kalmıştı.
Ben gofretli çikolata sevmem ki.Ya sütlü full çikolatalı yada acı bitterli seviyorum.
Uzattığı çikolataya mahsun mahsun baktım.
"Ben gofretli çikolata hiç yemem ki ya"
"Hadi ya " dediğinde elindeki çikolatayı Yiğit almıştı.
"Boşver knka o yemesin ben yerim ."
Elimi çekip avucuma bıraktığı Antep fıstıklı bitter çikolata paketiyle yüzüme bile bakmadan arkasını dönmüştü."Gidiyoruz !"
Mutluluk hormanlarım çikolataya bakınca yükseldiğinde bana agresif davransada çantasında benim için çikolata taşıyan adamın sırtına düşe düşe baktım.
Yumuşamayacağım bu gün yediği haltı burnundan getirmeden yumuşamayacağım ama az önceki tavrına bakılırsa sinirleriyle fena oynamıştım.Çokta bokunu çıkarmadan bu yediğim haltı temizlemem gerekiyor .
"Burayı çok sevdin galiba ?"Burak önde giden herkesin arkasından bana seslendiğinde dünyaya geri döndüm.
"Neden araçla gitmiyoruz ?"
"Dağ yolunu kullanacağız helikopter yakın yere inecek ." Memnuniyetsiz bir şekilde dudaklarımı büzdüğümde elimdeki çikolatayı açıp poşetini kargahta çöpe atmak için cebime sıkıştırdığım.Arabadaki sırt çantamı aldım.
Tufeğim omzumda hem yiyip hem ilerlerken beni bekleyen Burak beni önüne alıp en arkadan gelmeyi tercih etmişti .
"Tanıdığım çok iyi bir mumbarcı var istersen seni götürebilirim."
Ben ne zaman böyle bir insan oldum ya !
Rabbim sahibine bağışlasın temiz yürekli delikanlı bir çocuk kalbini kırmadan yediğim haltı temizlemek için kelimleri düzgünce seçtim.
"Gidince eşim halleder ya ama bu güzel teklifin için çok teşekkür ederim"
"Evlimisin sen ?"
Boğazımı temizleyip "Evet "dedim.
"Neden hamile olduğunu sakladın ?"
Allah'ım ne salakça bir duruma düştüm !Şu an utançtan yerin dibine girmek istiyorum.Zamanında yediğin hurmalar şimdi yavrum dırmakar .
"Bu kadar erkeğin içinde söylemek biraz utandırıyordu."
Sanırım en akıllıca cevap bu olurdu .
"Anladım ama saklaman daha ayıp ." Değişen ses tonu,beni gözünde nasıl bir konuma düşürdü düşünmek bile istemiyorum.
"Haklısın " dediğimde çikolataya olan hevesim kaçmıştı paketine tekrar sardığımda çantamın yan gözüne sıkıştırdım.
"Beni yanlış anlama lütfen,böyle bir kadınla evlenen erkeği merak etmiyor değilim nasıl biri ?"
Daha fazla yalan söylemek istemiyorum.
"Dağ Ayısı " dediğimde hafif sesli bir gülüşü ilişti kulağıma.Gayette doğruyu söyledim.Ömer olduğunu söylemek istesemde vazgeçtim.Kendimi kötü hissetmeye razıyım ama onun Ömer'e karşı mahcup olmasını istemiyorum.
"Ama dağlar yıkılsa o bana kendini siper eder.Gözleri çok güzel baktıkça ömrüm uzuyor mu kısalıyor mu bilmiyorum.Her bakışında kalbim ona sanki yeniden aşık oluyor çoğu zaman onu hissedince ayaklarım kollarım uyuşuyor çok saçma bir anlatım oldu değil mi ?"
Gülümseyerek kafasını salladı.
"Sanırım saçmalıkların en güzeli ."
İkimizde güldüğümüzde aklıma gelen şeyi düşünmeden döktüm.
"Aa bak bunu nasıl unuttum .Kocam diye demiyorum kas yığını mübarek Yunanın taş heykellleri gibi ve bu durum benim canımı sıkıyor ."
"Kocasında kas var diye canı sıkılan ilk kadın olabilirsin ."
"Ama herkes bakıyor !
Günah değil mi bana hastaneye gidiyoruz kontrol için hemşireler sağlık personelleri gözlerini dikiyor benim kocama zaten doktorlarla başım belada bir tane eski sevgilisi var hasbam dövdüm yine içim soğumadı, Burak ya !"
Sesli güldüğünde komik birşey mi söyledim diye düşünmeye başladım.
"Çok iyi ya ! Nasıl dövdün anlatsana !"
"Hastanede yatıyor " dediğimde gülen yüzü anında ciddiye bindi .
"Sen ciddisin ?"
"Tabiki ciddiyim sen ne sanıyorsun beni,saç baş kavgasına girdiğimi mi ?"
"Kadını teknik mi dövdün ?"
"Evet ama hak etti ve ben ona çok sabretmiştim."
"Eşini şimdi daha çok merak etmeye başladım fotoğrafı varsa bakabilir miyim ?"
Dudağımın içini ısırırken "cık "dedim .
"Peki bakalım Ankara'ya yolunuz düşerse ikimizide beklerim ."
İyi niyetine tebbesüm ettiğimde ayağımın altından kayan tozlu toprakla ağzımdan kaçan çığlık birleştiğinde popumun üstüne oturmuştum.
Acıyan canıma güleyim mi üzüleyim mi bilemedim ve bana "İyimsin ?derken ona gülümsedim.
Herkesin bana baktığını biliyorum ve umutsamazca davrandım.
"Biliyor musun bu gün yediğim haltın cezasını Allah böyle veriyor."
"Fark ettim "dedi gülerek .
"Kocan geliyor İlkuş hanım bir daha böyle küçük oyunlar oynama ."
Kulağıma fısıldadığı şeylerle yer yapılsaydıda yerin dibine girseydim.
"Bir şey oldumu,bir yerin acıyor mu ?"
Eli önce karnıma dokunup ardından ayaklarıma baktığında benden bir cevap bekliyordu .
"Gül,konuşsana birşey oldu mu canın acıyor mu ?"
Büzdüğüm dudaklarımla kafamı eğdim.Elini itekleyip kendi çabamla ayağı kalktım.Bu sabah bana hayvan gibi davranmasaydı şu an bu rezilliğe kendimi düşürmezdim.
Silahımı ve çantamı düzelttiğimde attığım adım kolumdan tutup çektiğinde boşa düştü.
"Çocuk gibi davranmayı kes artık !"
Kolumu kolundan hısla çektiğim.
"Ben çocuksam sen nesin ?"
"Gül !" Dişlerinin arasından adımı sinirle döktüğünde geri adım atmadım.
"Askeri personellere,bana ismimle hitap etme izni verdiğimi hatırlamıyorum.!"
"Ulan karıma nasıl hitap edeceğimi sana mı soracağım !? "
Kalbimin üstüne çektiğim ince örtü artık yerinde değildi.Kırıklarım,gecenin soğuk ayazında bir bir ortaya çıkıyordu.
"Bu sabah bana 'İstihbarat personellerine bana ismimle hitap etme izni verdiğimi hatırlamıyorum'
Dediğin için evet bana nasıl hitap edeceğini sormak zorundasın !"
"Ooo-haa!" Diyen Yiğit'e bakmadım.
"Harbiden oha "dedi Erkan .
"Gül sabrımı sınıyorsun bu gün yaptıkların boyunu aştı daha fazla ileri gitme !"
"Gidersem ne olur ?" Ona doğru yaklaştığımda "Ne yaparsın bu seferde boşar mısın ?"
"Hasbinallah lan niye boşayayım seni ?"
"Bilmem belki canın başkalarıyla evlenmek ister sana kadın mı yok yerinde duran dağ taş gezmeyen bulursun hani eve gidince kapıya sana açanından hamile olunca yerinde oturanından" Yutkunduğumda gözlerimi kaçırdım."Belkide Melis haklı ben sana yetemiyorum Savaş!"
Kırgındım belkide kendime kırgınım ve ilk kez Ömer demedim çünkü o bunu o istedi.Sevdiği ben olabilirim ama istediği kadın değilim.
Ona istediği şeyleri veremeyecek bir kadınım.
Belkide Melis haklı ben ona yetemiyorum.Onu ardımda bıraktığımda yaklaşan helikopter sesiyle kimseye bakmadan ilerledim.
Kafam o kadar karışık ki ayırt edemiyorum hormonlarım mı yoksa ben mi ?
Herkesin içinde kavga ettiğimiz yetmezmiş gibi biraz daha kalırsam herkesin içinde ağlayacaktım.
İki helipterde iniş yaptıklarında pervanelerin rüzgarına ve çıkardıkları sese rağmen ilerledim.Toz dumana karışıp gözlerimi kör ederken Hasan silahımla çantamı almıştı.
Uzattı eli tutup bindiğimde diğerlerinde yerlerini aldı.
Bilerek boş bıraktıkları yanımla onları umursamadan kulaklıkları takıp camdan gecenin zifirini izlemeye koyuldum.
Yanımda yerini aldığında kokusu ciğerlerime buram buram işledi.
Uykum o kadar fazla gelmişti ki ses ve sarsıntı birazcık az olmasaydı şuracıkta uyurdum.Yada ona kırgın olmasaydım başımı omzuna koyardım...
Helikopterin ağır ağır yükselişiyle birlikte pervanelerin oluşturduğu rüzgar,yerdeki tozu ve dumanı bir kez daha savurdu.Gövde hafifçe yana eğildi, sonra dengelenerek karanlık gökyüzüne doğru süzülmeye başladı.
Motorun tok uğultusu,kulaklıklardan bile duyuluyordu ama artık bir arka plan sesi gibiydi.Aşağıda ışıklar küçüldü,yollar ince çizgilere dönüştü, gölgeler ise birbirine karışarak silikleşti.
Hava,irtifa kazandıkça daha soğuk ve keskin hissettirdi.Camdan dışarı baktığımda gece,uçsuz bucaksız bir mürekkep lekesi gibi gökyüzüne yayılmıştı.Yıldızlar belli belirsiz titreşirken,helikopterin hareketiyle ufuk çizgisi yavaşça yer değiştiriyordu.
İçeride zaman durmuş gibiydi ama gökyüzünde süzülen makine,her an daha da uzaklaşarak beni geride bırakıyordu.
Helikopter yükseldikçe yerin sıcaklığı geride kalmış, gece havası içeri sızmaya başlamıştı. Yüksekte olmanın garip bir ağırlığı vardı,ne tam anlamıyla hafif hissediyordum ne de özgür.Gözlerim,uzakta belli belirsiz parlayan ışıklara takıldı.Şehirler küçülüyor,yollar kayboluyordu.
Saatler süren uçuş boyunca kimse konuşmadı.Motorun düzenli uğultusu, dalgınlığımı daha da derinleştiriyordu. Ara sıra başımı cama yaslıyor, gözlerimi kapatıyordum.Uykuyla uyanıklık arasında geçen sürede, zihnim geride bıraktıklarımın yankısıyla doluydu.
Bir süre sonra pilotun sesi kulaklığımdan duyuldu:
"Beş dakika. Hazırlanın."
Alçalmaya başladığında, Karadeniz'in tuzlu kokusu metalin soğukluğuna karıştı.Aşağıda,kıyıya yakın kurulu olan karargâhın ışıkları seçiliyordu. Deniz, geceyi içine çekmiş gibiydi; yalnızca kıyıya vuran dalgaların beyaz köpükleri fark ediliyordu.
Pervaneler yeniden hırçın bir rüzgâr estirirken,helikopter yere yaklaştı. Ayaklarımın altındaki titreşim arttı, toprak ve deniz kokusu içeri doldu. Hasan,silahımı ve çantamı uzattı. Kapılar açıldı.
Sert adımlarla inerken,arkamdan gelenleri umursamadım.Soğuk hava yüzüme çarptı,gece sessizliğinde yalnızca dalgaların sesi yankılanıyordu.Gökyüzüne baktım,geride bıraktığım karanlık, içimdekinin aynısıydı.
İbrahim albay timine doğru gelirken şu an kimseyle uğraşmak istemediğimden onun görüş açından çıkıp eşyalarımı bırakmak için odama doğru gittim.
Koridorlardan geçerken adımlarımın yankısı, duvarlarda kısa süreli izler bırakıyor gibi hissediliyordu. Karargâh, gece vakti olmasına rağmen tamamen sessiz değildi.Nöbet tutan askerlerin boğuk konuşmaları, telsizlerden gelen kısa anonslar ve uzaktan gelen dalga sesleri birbirine karışıyordu.
Odaya vardığımda kapıyı yavaşça kapatıp sırtımı ahşaba yasladım. Çantamı bir kenara bırakıp silahımı yerine oturtturdum.Parmaklarım tetiğin soğuk metalinde kısa bir an duraksadı,sonra yavaşça çekildim.
Yorgundum.Hem bedenen hem zihnen.
Pencereye yaklaşıp dışarıya baktım. Karadeniz'in siyah sularına vurup kırılan ay ışığı,dalgalar arasında kayboluyordu.Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım ama içimde biriken ağırlık hafiflemiyordu.
Kalbimi böyle acıtan hormonlarım mıydı ? Yoksa ben mi abartıyorum yada bunları düşünmekte tamamen haklı mıyım ?
Üstüme geçirdiğim feraceyi açtığımda botlarımı bırakıp spor ayakkabılarımı giydim.Saçlarımı at kuyruğu yaptığımda,çantamı ve telefonumu aldıp dışarı çıktım.
Dışarı adım attığımda Karadeniz'in keskin havası ciğerlerime doldu. Tuz ve nem kokusu, geceye karışmıştı. Botlardan kurtulmak iyi gelmişti, ayaklarım spor ayakkabılarla daha hafif hissediyordu.
Arabasına yaslanmıs üniformasıyla bekliyordu.Silah ve çantasını bırakmıştı.Yüzü ifadesizdi ama gözlerindeki derinlik, söyleyemediklerini ele veriyordu. Gece rüzgarı üniformasının kumaşını hafifçe dalgalandırırken,yeşillerini benden ayırmadan bekledi.
Ay ışığı, yüzünün sert hatlarını belirginleştiriyordu.
Biraz daha incelersem kalbim beni bir köşeye iteceğini bildiğimden gözleri kaçırdım.Arabasına doğru ilerlediğinde kapıyı açıp oturdum.
Birkaç saniye dışarıda durdu.Sonra derin bir nefes alarak direksiyonun başına geçti.Motorun tok sesi geceyi doldurdu ama aramızdaki sessizlik daha ağırdı.
Ellerini direksiyona koyup bir an duraksadı. Sanki söylemek istediği bir şey vardı ama nereden başlayacağını bilmiyordu.
Sonunda, gözlerini yola dikerek arabayı hareket ettirdi.
İkimiz de konuşmadan, gece yolun çizgilerini yutarken,aklımızda birbirimize söyleyemediğimiz cümleler yankılanıyordu.
Araba sessizce ilerlerken,içimdeki düğüm daha da sıkılaştı.Farların aydınlattığı yol,önümde uzayıp gidiyordu ama içimde hiçbir şey netleşmiyordu.Camdan dışarı bakarken, gözlerim geceye daldı.
O ise direksiyona sıkıca tutunmuş, gözlerini yoldan ayırmıyordu. Sessizliği bozmak ister gibi birkaç kez nefes aldı ama sonra vazgeçti.Benim gibi düşüncelerine gömülmüştü.
Bir kavga daha...Birbirimize ne kadar bağlıysak,o kadar uzaklaşıyorduk sanki.
Yol boyunca hiçbir şey söylememiştik. Konuşsak da bir şey değişir miydi, emin değildim.
Arabayı durdurduğunda,ilk hareket eden ben oldum.Kapıyı açıp sessizce indim.Eve doğru yürürken onun arkamdan gelip gelmediğine bakmadım.İçimde hâlâ soğumayan bir şeyler vardı ve bunları onun yüzüne bakarak daha da alevlendirmek istemiyordum.
Kapıyı açıp içeri girdiğimde evin tanıdık kokusu karşıma çıktı. Her şey yerli yerinde ama sanki her şey biraz eksikti. Ayakkabılarımı çıkarıp çantamı bir kenara bıraktım.
Doğruca banyoya gittim. Aynaya kısa bir bakış attım-yüzümde yorgunluk açıkça okunuyordu. Yavaşça üzerimdeki kıyafetleri çıkarıp duşa girdim.
Suyun sıcaklığı tenime çarptığında omuzlarımda biriken gerginlik biraz olsun çözüldü.Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.Su,saçlarımdan süzülüp giderken içimdeki ağırlığı da götürmesini diledim.
Ama bazı şeyler,suyla akıp gitmeyecek kadar derindi.
Duştan çıkıp bornozumu sararken, vücudum hala sıcak suyun etkisiyle ısılıyordu. Bornozumun kumaşı tenime yumuşakça dokunurken, saçlarımın ucundan su damlacıkları süzüldü.Yavaşça yatağın ucuna oturdum,bacaklarımın üzerine hafifçe eğildim.Odanın sessizliğinde, yalnızca nefesimi duyabiliyordum.
Odanın kapısı açıldığında,içeri giren Ömer,adeta bir heykel gibi odaya yayılıyordu.Belinde yalnızca bir havlu, vücudunun her hatlarını belirginleştiriyor, su damlaları kaslı omuzlarından süzüle süzüle iniyordu. İnsanın bakmaktan kendini alıkoyamayacağı türden bir güzellikti; kaslı vücudu,göğsü ve baklavaları arasından süzülen su damlaları,her hareketinde ışıl ışıl parlıyordu.
Saçları ıslaktı,her bir telinin üzerinden su damlaları birer birer kayıp giderken, gözleri, tıpkı denizin derinliğinde kaybolur gibi, yeşilin en yoğun tonlarına sahipti.O gözlerdeki çekicilik,insanın içine işliyor,kalbinin hızla atmasına neden oluyordu.
Yüzündeki siyah kaşları,kirpikleriyle uyum içinde,dolgun dudakları ise adeta bir yansıma gibi.Islaklık,ona başka bir çekicilik katmıştı; her bir detayı,karanlıkta parlıyor ve zarif bir şekilde dikkat çekiyordu.Hangi açıdan bakarsam bakayım bu adamın çekiciliği göz kamaştırıcıydı.
Bir an için,odadaki tüm hava birden ağırlaştı.Sadece o vardı vücudunun her hareketiyle odadaki atmosferi etkiliyordu.Gözlerini bana doğru çevirdiğinde, sanki zaman durdu, her şey onun etrafında döner gibi oldu.İç sesim bana küfrederken gözlerimi önümdeki şah eserden ayırdım.
Ama bu ayırışım onun yanıma oturmasıyla çokta uzun sürmedi.Allah için neresine baksam birşeyler hissediyorum.Şu an oturduğu için gözlerimin önüne serilen baklavalarından gözlerimi kaçırdığımda bana doğru yaklaşmasıyla kalbim kırılan kendisi değilmiş gibi mantığımı tekmeleyerek attı.
Islak dudaklarını saçlarıma bastırdığında yapılı bedenin arasında küçücük kalan bedenim titrememek için direndi.Saçlarımdan geri çekilmediği için çıplak göğsü bornozuma yapıştı.Orda nefesleniyordu.
"Pişmanım affeder misin bu dağ ayısını?"
Nefesi saçlarımdan geçip kalbimi mayıştırdığında içimdeki herşey ona bir anda yıkılarak yenildi.
"Haklıydın " dediğimde bakışlarımı bornozun eteğine indirdim.Dizlerime kadar beni kapatan tüylü havlunun üstüne suda çok durmaktan buruş buruş olan beyazlamış ellerimi koydum.
"Değildim." Dediğinde başımı salladım.Ve şimdi anladım ki ben ona değil kendime kırılmışım.
"Hakkın olan şeyleri istiyorsun ve ben sana bunları veremiyorum."
"Gel buraya saçmalama!"
Kucağına bir bebek gibi aldığında bacaklarımı ayırmıştı.Açılan bacaklarımın birazını elime örttüğümde,gözlerine duruşunu bir türlü düzeltemediğim buruk dudaklarımla baktım.
"Yalan mı hangi konuda yetiyorum sana ?"
"Gül'üm"Elini yanağıma koymuştu ama ben sanki bardaktan boşalırcasına ağlayarak boşalmak istiyordum.
"İstediğin eve döndüğünde sana kapıyı açacak bir eş ve ben bunu sana istesem bile veremiyorum.Yetemiyorum Ömer sürekli diken üstündesin benim yüzümden ve ben buyum istesemde değişemem.Yetemiyorum sana hiç bir konuda Melis haklı "Gözlerim bu sefer dolduğunda kaçırmak yerine tüm herşeyi okuyacağını bilmeme rağmen baktım yeşillerine.
"Ben sana ilişkide bile-"Parmaklarını dudaklarıma bastırdığında başını salladı.
"Sakın ! Sakın tamamlama. Hormonların dengeni alt üst etmiş sen ne dediğini bilmiyorsun ."
"Yalan mı ?" Dediğimde elini elimle çekmiştim."Yetemediğimden bana kendin gel demedin mi cesur ol demedin mi ? "
"Gül'üm " ismimi sanki kendine olan hayal kırıklığıyla dökmüştü dile.Alnını anlıma yasladığında yüzüm avuçlarının arasındayken uzun bir iç çekti.
"Sen diye ölüyorum görmüyor musun?
Bağımlıyım ben sana görmüyor musun ?
Ben seni ırkımın asil kızı diye sevdim.Ben sana olan aşkımı seni göreve gönderirken itiraf ettim.Senden hayatını değiştirmeni isteyemem.Evet korkuyorum diken üstündeyim size birşey olacak diye, ama bu demek değil ki 'Sen bana...'Bak O kelimeyi kullanma kullandıkça kalbini acıtıyorsun kurban olduğum yapma bunu kendine"Alnıma dudaklarını bastırdığında yüzümü avuçlarının arasına aldı .
"Bana kendin gel dememin sebebi utangaçlığını birazcık yenebilmen içindi.Bu yetmemek değil kadın bu sana doymamak.Ben sana doyamıyorum.Farkında bile değilsin seni ne kadar zorladığımın."
Üstümdeki bornozun ipini çektiğinde elimi ayağımı kesen heycan yüzünden neyi konuştuğumuzu unuttum.
Eli bacaklarımda dolaşırken sert baskısı her zamankinden farklıydı.
"Eğer bu gün Burağ'a evli olduğunu söylemeseydin seni affetmezdim."
Duymuştu! Söylediğimi duymuştu.
"Özür dilerim." Hatırlattığı şey beni tekrar rezil ettiğinde başımı boyun girintisine soktum."Vallahi niyetim sadece senden sabahın intikamını almaktı."
"Kıskandırarak mı ?"
İşte bu kelime bana tüm dertlerimi unutturdu.Gülümseyerek yüzüne baktığım, "Kıskandın mı ?"
"Gül !" Uyarısıyla alt dudağıma dişlerimi geçirsemde gülüş yüzümden kaybolmadı.
"Kıskandın işte bal gibi itiraf ettin."
"Bahsettiğin hastanedeki sağlık personellerinden birisi sen tahlil verirken yanıma gelmişti ."
Ciddi ciddi itiraf ettiği şeyde zerre yalan yoktu kadın resemen yanına gelmişti ve bunu bana söylememişti.
"Hangisi ?"
"Kumral olan ."
"Yanına gelip ne dedi ?"
"İsminin Özlem olduğunu ve daha önce bir yaralanmam nedeniyle beni muayene ettiğini, eski hastası olduğum için selam vermek istediğini söyledi."
"Etti mi peki yani önceden?"
"Hatırlamıyorum."
"Yalan söylüyorsun sen böyle birşeyi asla unutmazsın !"
"Öyle mi ?" Üst dudağı yukarı katlandığında sinir katsayılarım hızla yükseldi.
"Aslında eski sevgilim olmaya yakın bir adaydı ama olmadı ."
Kalbime batan sızıyla yüzüm düştüğünde kucağından kalkmak istedim.Hareketimi belimi sardığı kollarıyla engelledi.
"Uykum var bırak !"
"Kıskandın mı ?" Gözünü kırptığında kafasını duvarın içine sokmak istedim.
"Ne kıskanıcam be ben seni,bırak beni ya çekermisin şu ellerini"
"Çekemem ." Bana doğru eğildiğinde dudaklarını boynuma bastırdı.Belindeki havlusunu tek eliyle açtığında aynı eli omuzlarımdaki havluyu kollarımdan düşürdü.
Bacaklarımda gezinen diğer eli kalçama yerleştiğinde aynı hızda sırtımı yatakta bulmuştum.
"Teninin kokusu bana neler yapıyor gör "Tüm ağırlığıyla üstümdeyken dudaklarını boyuna sürtüyordu .
"Sevgili adaylarında aynı şeyi yapıyor muydu ?"
Dişlerini etime geçirdiğinde inlememek için sıktım kendimi "O bu günün intikamının başlangıcıydı.Senin bendeki etkine kimsenin gücü yetmez.Ezelden ebede tek sevgilim sensin kadın."
Erime Gül,şimdi de erime de göreyim.
Ne zaman,ne an,ne inat ne gurur hepsini ezip geçtiğimde yüzüne ellerimi yerleştirdim.Dudakları dudaklarıma bu kadar yakınken kalbim atmayı bile unutuyordu .
Yüzü avuçlarımdayken burnu dudaklarımın hemen üstündeydi. yumdum gözlerimi."Seni çok seviyorum" dudaklarına dudaklarımı bastırdığımda yavaş başlayan karşılığı yerini zamanla sertliğine bıraktı.
Her bir hareketimiz,birbirimizi keşfedişimiz gibiydi.Gözlerimi tekrar kapattım, her anı hissetmek istedim, çünkü bu anın bir ömre bedel olduğunu biliyordum. Yavaşça, dudaklarımın üzerinden bir gülümseme geçti.Ağzımın içindeki metalik tatla geri çekildiğinde kanayan dudağıma aldırmadan göğsüme gömdü dudaklarını .
"Bu günün bedeline hazır mısın ?"
Tehdit ve intikam barındıran nefesiyle yutkunduğumda bunun öylesine olamadığını iliklerime kadar hissettim.
"Ya senin yaptıkların ?" Dediğimde avuçlarındaki et parçasını sıktı,kendimi kontrol edemeyip inlemiştim."Yapacaklarım daha yeni başlıyor "
Bölüm sonu
Gelecek bölümde görüşmek üzere❤️
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 31.87k Okunma |
2.99k Oy |
0 Takip |
48 Bölümlü Kitap |