11. Bölüm

Kelimelerin Yarası Vardır 🌹11

Dahliaaa
d_ah_lia

 

SAVAŞ

Yatağımda, ilaçların etkisiyle derin bir huzur içinde uyuyan kadının benim için ne kadar vazgeçilmez olduğunu artık kabullenmiştim. O sessizlik, meleklerin dokunduğu bir gece kadar sakin ve huzur vericiydi.

Fındık kadar küçük,hafif kalkık burnu sırt üstü yatarken şimdi daha da dikkat çekiciydi. Yüzünün masumiyeti, onun ne kadar narin ve savunmasız olduğunu hatırlatıyordu. Dolgun kırmızı dudakları onu ilk öptüğüm ana götürdü.Bedenini taşıyamayıp bana bıraktığı o anı hatırlamak bile içimde yanan bir közü tekrar harladı. Ah kadın... Kendini hep bana bıraksan, kollarımdan hiç çıkmasan.

Kiraz çiçekleri gibi narin kokan,nemli saçları yastığın üzerinde dalga dalga yayılmıştı.İnatçıydı sakin gözüksede çok inatcı göğsündeki yaraya rağmen duş almış.Şimdi saçları hâlâ nemliydi, o ıslaklık saçlarının doğal parlaklığını daha da vurguluyordu. Saçlarından yayılan kiraz çiçeği kokusu odayı sarmış, uykusunun huzurlu sessizliğine eşlik eden bir huzur bulutuna dönüşmüştü.

Kapalı gözlerini örten uzun kirpikleri, uykusunun derinliğine inat nazik bir kıpırtı bile göstermiyordu.Göğsü, sargılarının altındaki yarasını unutmaya çalışan bir kararlılıkla inip kalkıyordu. Her nefesiyle, yaşamını bana bir kez daha emanet ediyordu sanki.

O anda sadece onu izlemek bile dünyada sahip olabileceğim en büyük huzur gibiydi.

Bir tarafım dokunmaya kıyamazken, diğer tarafım onu hissetmek için beni zorluyordu.145 saatin sonunda uyandığı gece bu hisse yenildim ve yaralı yaralı onun yatağında uyudum.
Bu küçük bedenini kollarımın arasına alıp uyumayı dünyadaki hiçbir şeye değişmem.O gece uslu durmayıp beni uyutmasada sonunda yummuştu gözlerini.
"Ben senin her zerrene aşığım ."Duymuştum.Duymayada ihtiyacım vardı gözlerime her daldığında titreyen elleri duyduğum kalp atış sesleri bana yetmedi.Duymak istedim o bilmesede duydum ama yine yetmiyor .
Bu yürekli kadının kalbinin bana ait olduğunu bilmek...

"Ben deniz nemi bile tatmamış bir toprak,Sen ise yalnızca ada ülkesinde açan bir çiçek..."Uykusundan uyandırmamak için arkamı döndüm.

"Ömer..."

Sesi cennet kuşlarının fısıltısı kadar güzeldi. Boynumu çevirdiğimde, yarı açık gözleriyle, uyku mahmuru yüzü bana odaklanmıştı.

"Gelmişsin," dedi. Eliyle alnına düşen saçlarını usulca geriye attı.
Beklemiş beni .

"Nereye gidiyorsun?"

Bakışları baştan aşağı beni süzdü, çıplaklığım uyku mahmurluğunu atamadığı yüzünü kızartınca yanakları olduğundan daha öpülesi durdu.
Beni bu hâlde gördüğünde kızaran yanaklarının her tonunu ezbere biliyordum.Ve her seferinde olduğu gibi, gözleri kısa bir an karnıma takılı kalıp sonra duvarlara kaçtı.

"Uyumaya," dedim.

Bir şey demeden doğruldu. Ne yaptığını anlamaya çalışırken kaşlarım çatılmıştı. Üzerindeki çarşafı bacaklarından atıp yataktan kalkmaya çalıştı.

"Ne yapıyorsun, Gül?" Ayağını nazikçe yerine koyarken. Çarşafı yeniden bacaklarına örttüm.

"Odama geçecektim."

"Neden?"

"Odanda uyu diye," dediğinde, boğazımı temizledim. Elim, omzundan dökülen saçlarına uzanıp onları geriye attı.

"Peki... Neden en baştan odana geçmedin?"

Siyahlarının altında yalanlar saklıydı. "Bir sebebi yoktu. Kendimde değildim, oda seçmekle uğraşmadım."

"İnanmadığımı biliyorsun, güzelim."

"Bir sebebi yok," dedi, kirpiklerini kırpıştırarak.

"Bir sebebi yoksa sana ait olan yerde uyu"

Sözlerim bitince, kendimi yatağın diğer tarafına attım.Gözlerini görmesem de, sislendiğini biliyordum. Tekrar kalkmak için hareketlendiğinde, elim incecik bileğini sardı.

"Yanlış yere gidiyorsun,"

Ellerime bakarken yavaşça göğsüme çektim.Kendini bırakışını, ona dokunduğumda bedenindeki duraksamayı seviyorum.

Başını çıplak göğsüme yasladığında, gözleri kararsız bir şekilde benimkilerle buluştu.

"Senin ait olduğun yer burası. Sana ait olan yer burası, kadın..."

Titreyen elini çıplak göğsümün üstünde hareketliydi yumuşacık parmaklarını kavradığımda parmak uçlarına dudaklarımı bastırdım.Ardından saçlarının kokusunu içime derince çekerek öptüm.

"Yaralısın rahat uyuman için senin odana geçecektim,senin odana geçme sebebimde senin ben yokken benim odamda benim yatağımda uyuma sebebinle aynı."

"Başka bir sebebi yok yani ?" Diye sorduğunda ilk kez ağzından çıkan bir cümlenin gidişatını ve gelişatını kestiremedim.Tek hissettiğim sesindeki sinir ve güçlü bir ima.

"Bu da ne demek ?"

Yüzüne bakarken o yüzünü indirmişti.Parmaklarım güzel çenesini kavradığında kaçacak bir yeri kalmamıştı.
"Sakın yalan söylemeye kalkma."

"Söylemek zorunda değilim." İşte bu yalan değildi.Öfke siyahlarını koyulaştırdığında bana inatla bakmaya devam etti.Ben yokken birşey olmuştu, sakin ve aklı selim hareket eden bu periyi cadıya dönüştürecek birşey olmuştu.Ben hastaneden çıkarken o uyuyordu herşey normaldi ne olduysa benden sonra olmuş olmalı bir saniye;

"Sen neden hastaneden erken çıktın?"

"Canım öyle istedi " Ses tonundaki hırs beni ürkütmedi desem yalan olur.Ve bu kadının her hareketi benim hoşuma gidiyor.

"Sana biri birşey mi dedi ?" Dediğimde siyahlarını daha önce onda hiç görmediğim bir gölge sardı.

"Biri kim ?" Anlaşıldı o birini ben tanıyorum ve bu kadın o birinin hıncını benden almak için oldukça hevesli.

"Tarif edersen tanırım güzelim kim olduğunu kimden bahsettiğimizi senin canını neden sıktığını anlatırsan bana bende gider onun canını sıkarım ha ? Hadi anlat bana Sakuram ..."

"Neden kiraz çiçeği kokusunu bu kadar seviyorsun ?" Uçup giden öfkesinin yerini dokunsam ağlayacak halde çıkan ses tonu almıştı.

"Çünkü sana ait ."

"Ama ben hayatına girmeden öncede sen bu kokuyu seviyordun ?" Bu soruyu bir gün soracağını bekliyordum ama yanlış zamana denk geldi.Beni hatırlamaması tanıyamaması canımı yakarken yutkundum.

"Bana hastanede ne olduğunu anlat!"
Duygusuz çıkan sesimi takmadan benden uzaklaştı.Yarasının üstüne yattığında sırtını bana dönmüştü .Hay ben böyle işin,neydi bu trip mi ?

"Yaranın üstüne yatma !" Sessizliğini korurken beni takmadı.

"Ben böyle iyim yüzbaşı ."

Ellerim öfkeyle saçlarımı karıştırırken sabır çektim.
"Yaran var Gül yaralısın lan yaranın üstüne yatmak nedir ? Bana gecenin köründe o iti buldurtma .Dön yüzünü bana !"

"Yaram gayet iyi durumda uykum var izin verirsen uyuyacağım."

"Bana taraf dön Gül son uyarım."

"Dönmüyorum yüzbaşı ."

"O yüzün bana dönmezse seni sabaha kadar uyutmam bir hafta bu yataktan kalkamazsın !"

Bana doğru gelen yastığını havada yakaladığımda iyi olan yarasını yaptığı hızdan dolayı zorlamış acısını umursamadan oturduğu yerden bana burnundan soluya soluya bakıyordu.
Normalde olsa kızaracak olan yüzü hastane konusu açıldığından beri hiç normal değildi .Elimde tuttuğum yastığı yerine koyup doğruldum .

"Sapık mısın sen ?"

"Genele hayır,sana evet ."

Açık kalan ağzı yüzümü güldürürken kendini toparlayıp saçını kulağının arkasına sıkıştırdı.

"Ukala " dediğinde bu kadının hakaretlerini bile özlemiştim.Cansız yattığı o anlar bana bir asır gibi gelmişti.Geceleri karnın kaslarıma takılı kaldığında bu bakış diğerlerine asla benzemiyordu.Sol karsığımın biraz üstündeki izi görmek onu öfkelendirmişti hemde iki elinin yumruğunu sıkacak kadar.

"Görmekte zorlanıyorsan görüş açını genişletebilirim güzelim."
Kıptığım gözüme utanmak yerine çözemediğim bir öfkeyle bakması hiç normal değildi.

"Nasıl genişleteceksin görüş açımı? "

"Sayunarak "

Sırtımı rahatça duvara yasladım.Kalkan kaşları kızaran yüzüyle birleşmişti ama yüzü utançtan değil öfkeden bu haldeydi.
"Belli "dedi kafasını sallayıp burnundan soluyarak.
"Ne belli ?" Dedim kaşlarımı indirip .
"Herkese gösterdiğin "dediğinde ağzı açık kalan bu sefer bendim.

"Gül sabretmeye çalışıyorum ama ileri gidiyorsun !"

"Yalan mı ?"

"Ney yalan mı lan !" Ses tonum artık sabrının sınırlarını yırtmıştı .

"Gidip üstüne birşey giyer misin rahatsız oluyorum çıplak halinden midem bulanıyor ." Yalan söylemiyor gerçekten iğrenerek bakıyordu.Sebebini çözemediğim bir nefret ve tiksinti sarmıştı gözlerini.

'Kimse sevemez seni Savaş'zihnimdeki kadının sesi yıllar sonra ilk kez bu gün gün yüzüne çıkmış beynimin içinde tekrar ediyordu.

'Ellerin dokunduğunda her tarafım çiziliyor,his kokuyorsun,tenindeki yaralara bakamıyorum korkuyorum buruş buruş duran yanık izlerinden iğreniyorum .'

O zaman beni zerre yarlamayan sözler tam şu an yüreğimi yarıp geçmişti.
Yüzüne bakmadan boynumu onaylar şekilde kırıp ayağı kalktım .
Dolaptan elime gelen ilk kazakla açtığım kapağı sertçe kapatıp odayı yüzüne bile bakmadan terk ettim.

GÜL'DEN

Kapalı olan havayı karagahın camından beni kendime getirmek yerine dahada boğan geceden beri içtiğim sekizinci kahvemle izliyordum.
Saat 13:12 olmuştu, gece son sözümden sonra kargaha gelmişti sabahın sekizinde de ben gelmiştim timdeki herkesi görsemden onu ne odasında ne de başka bir yerde görebildim.

"Kafa dinlemek için güzel yer ."
Yiğit'in sesiyle boğazımı temizleyip ona doğru döndüm.İniformasının ceplerine ellerini yerleştirip gözlerini cama dikti.

"Yanlış yaptın ." Dediğinde yüzüme hâlâ bakmıyordu sanki içten içe bana o da kızgındı o şakacı halinin yerini ciddiyet almıştı.

"Nasıl yaptın bilmiyorum ama çok büyük bir yanlış yaptın ."

"O nerede Yiğit ? Sabahtan beri bulamıyorum arıyorum açmıyor gargahı dört döndüm."

"Ona ne söyledin ?"

Derince çektiğim nefesim içime otururken yutkundum.
Genzim sızlarken gözlerimi yumdum.

"Ben o kadına sinirliydim Yiğit isteyerek söylemedim o kelimeyi hem Ömer tek bir kelimeye bu kadar takılacak birisi değildi.Normalde nedenini sorardı bana hiç birşey demeden terk etti evi ."

"Kelimelerin anısı vardır Gül.kelimelerin yarası vardır."

"Ben hatalıymışım gibi konuşuyorsun ."

"Öylesin "dediğinde sahte sesli bir tebessüm sardı yüzümü saçlarımı karıştırırken ona doğru çevirdim bedenimi .

"Kuzenin uyandığım gecenin sabahında ortadan kayboldu,kuzenin eski sevgilisini unutamayıp beni yara bandı yaptı ama hatalı benim öyle mi ?"

Yüzüme ilk kez baktı .
"Miloş öldü "dedi alt dudağını temizleyip bana doğru bir adım attı.
"Ölüm saati İsrail'de çıkan yangınla aynı ölüm günü Savaş'ın yok olduğu gün ."

'Ben gözünün gördüğü hiçbir şeyden korkmayan bordo bereli, özel kuvvet askeri, Kıdemli Yüzbaşı Ömer Savaş Bozkurt... Gitmeden önce bil ki, ırkımın asil kızına yenildim. Ve unutma; kılına zarar gelirse,o unvanı bir kenara bırakır, ne pahasına olursa olsun bu şehri ateşe veririm.Bunu böyle bil.'

Bunu yapmıştı bunu gerçekten yapmıştı.
Bu adamın sınırları yok muydu ? Böyle bir yanlışı nasıl yapardı ?
Bunun üstünü nasıl örttü ?
Cevapsız kalacak binlerce soru ve sadece tek bir sorunun cevabını biliyorum.
Ne için yaptığını biliyorum.
Bunu benim için yapmıştı...

"Bu kadar zeki bir kadının sorgulamadan direk inanması bana kendimi sorgulatıyor ben mi seni gözümde fazla büyüttüm acaba ha ? "

Arkasını döndüğünde yumdum gözlerimi."İyi halim seni yanıltmasın kardeşimi üzeni üzerim bu sen bile olsan! "
Açık tehdidini duymazdan geldim.

"O nerede ?"

"İyiliğin için onu erken bulmaya çalışma."

Beni boşlukta bırakıp ilerlediğinde elimde sıktığım kupayı arkamdaki koltukların sehbasının üzerine bıraktım .

Aptal aptalsın Gül! Koca bir aptalsın .
Yiğit sınırlarımı bu kadar zorladığına göre o gerçekten iyi değil.

Camdan karagaha giriş yapan aracın pilakası bana bir yerden oldukça fazla tanıdık geliyordu.
Araçtan ilk inen avukatla burnunun dibinde biten sevmediğim otla alnımı ovaladım asıl soru şu bu kadının karargahta ne iş-

Doğruyu gördüğüme emin olmak için gözlerimi ovalayıp açtığımda araçtan inen Melis ile sinirlerim buz tutmuş elektirik kabloları gibi gerildi .

Sabahtan beri aradığım yüzbaşı görüş açıma üzerinde terden sırılsıklam olan sporcu atletiyle boynunda havlusuyla altında askeri bot ve pantolonuyla girdiğinde dişlerim birbirine serçe kenetlenmişti .

'Senin bu halde eski sevgilinin karşısında ne işin var yüzbaşı?'

Arkamı dönüp koridorda hızla ilerlemeye başladığımda bana doğru beyaz önlüğüyle gelen Kumru ve Nisa'yı umursamdan devam ettim.

Kapıya yaklaştığımda önünde durup nefesimi düzene soktum at kuyruğu yaptığım saçlarımı arkaya attım,
boğazımı temizledim, omurgamı dikleştirip kapıdan çıktığımda beni bulan ilk göz o olsada bakışlarını yarım sanise bile tutmadan çekip o kadına yöneltmişti.Melis birşeyler anlatırken o gözlerini kırpmadan onu dinliyordu.

Olduğum yerde donup kaldığımda yüreğime oturan taşları hak etmiştim.
Sarı beline kadar uzanan parlak düz saçları, yeşil gözleri bakımlı ve göz alıcı yüzü;kadın Barbie bebeklerinden farksızdı.Ömer'in yanına bir beni birde onu koysalar kim en çok yakışıyor diye oylamaya sunsalar kimse benim yüzüme bile bakmaz.Ne diye geldim ki hemde koşarak ? Eski sevgilisi sonuçta sevmiş eskiden...

Arkamı dönmek istediğimde iki koluma
aynı anda giren iki arkadaşlarıma baktım .

"Ağlamak üzere olan şu suratını düzelt gerizekalı ne bok yedin bilmiyorum ama şimdi sırası değil gülümse ve ilerle ."
Kumru'ya aptal aptal bakarken Nisa diğer kulağıma fısıldadı.

"Bed boy eniştem elden gidiy Hot grilim kendine gelirmisin gülümse hadi ."dediğinde zorla sırıtmıştım .İkiside ilerlediğinde bende onlarla birlikte ilerledim .

"Bunun ne işi var burada Nisa ?"

"Kargaha doktor olarak alınmış Kumru gibi ."

"Boş vaktinde bakmak isterim."dedi Melis.İnceltmekten kırılacak olan o sesini ben tamamen kesmek zorunda kalırım inşallah .

"Boş vaktim olmaz !"

"Benim için yaratabilirsin Savaş,tıpkı eskiden olduğu gibi ."

Alt dudağımı içten ısırırken Ömer'in gözleri beni buldu.Terleyen atleti kaslarının çizgilerini bile ortaya çıkarmışken öfkemi zapt edip sakinliğimi korumak için direniyordum.

Nisa'nın girdiği kolumu kurtarıp uyuşan ensemi ovaladığımda sessiz kalışı canımı yakmaya devam etti .

"Sana ayıracak vaktim hiç olmayacak Melis bunu bilerek hareket edersen başın ağırmaz ."

"Melis yaraların için söylemişti Savaş bunu biliyorsun ." Avukat bozuntusu ağzını açtığında tüm tim buraya toplanmıştı.Hepsi sanki savaştan çıkmış gibi tere kana batmıştı.

"Eniştemin yaralarıyla Kumru ilgilenir ."
Nisa eniştem derken kelimeye yaptığı vurdu o kadar yüklüydü ki ikisininde yüzünü düşürmeye yetti .
Yarası mı var lan eniştenizin onlar İZ !!!

"Onların yara dediğine bakma Nisa'm izlerden bahsediyor olmalılar 'eniştem' tedavi isterse Yağız ilgilenir 'eniştemle.
Ki istemiyor 'eniştem' ayrıca bu tür konular hasta ve doktor arasında konuşulur ulu orta her yerde değil ."

Kaç kere eniştem dedi bu kız ?
Kumru karşımdaki ikiliye seri katil gibi bakarken kolunu usulca cimcikledim bazen Paşa doktor yerine seri katil mi yetiştirdi diye düşünmüyor değilim .

"Demek istediğim şu Melis gayet başarılı bir doktordur bu yüzden teklif sundu kabul edilmedi ve bitti uzatmaya gerek yok ."

"Pardonda canım sen kimsin,sana ne oluyor avukatı mısın sen onun ?"

"Bizzat öyleyim sanırım sizde onun bakıcısınız ."

Avukata doğru ilerleyecekken kolundan tutup çekmemle öfkeden bana sinirle baktığında uyaran gözlerim yerinde sabit kalmasını sağlamıştı.Bu kadın hep ayağımın altında dolanıp duruyor bakalım ne zaman ezilecek ?Ömer ile ilk tanıştığım günde karakolda canımı sıkmıştı ve bu gün o gün ki gibi müsamaha göstermeyeceğim.

"Giriş kartınızı görebilir miyim avukat hanım ?"
Hodri meydan canım seni aradan çekeyim sıra o sarı sıçanada gelecek .
"Buranın güvenlik görevlisi sen misin ?"
Ona doğru ilerlediğimde avucumu açıp kartı bekledim.
"Sadece buranın değil tüm ülkenin güvenliğinden sorumluyum şimdi lütfen bana giriş kartınızı gösterin."

Bu karagaha kimse elini kolunu sallaya sallaya girmez ona kimse giriş kartı vermez kartsız girdiğini biliyorum.
Boş kalan elime bırakılan kartın sahibi Melis'di .Melis Çelik, soy isim bana yabancı gelmezken gözlerim onu yavaşça buldu .

Yaptığı artistliğe elime bıraktığı kartı elimi ters çevirip yere bırakarak cevap verdim.Kolumdaki saate baktığımda Nisa'yı buldu gözlerim.

"Nisa saat 13:14 de 36 SAK 789 pilakalı araçla karagaha giriş yapan aracın sahibi güvenlik kontrolünden geçirilmeden içeri alınmış bu saatte nöbet tutan askerlerin soruşturmasıyla ilgilen. Güvenlik kameralarını izleyip tutanağı hazırlayıp albaya teslim edersin."Gözlerim nizamiyeye baktığında bekleyen askerlerin ikisi koşarak gelmişti .

"Avukat hanımı dışarı alalım."

"Sen ne yaptığını sanıyorsun ?" Dediğinde koluma yapışmışmıştı .

"Benim arkadaşıma böyle davracak yetkiyi nereden buluyorsun?" Gözlerim kolumu tutan eline kaydığında kim olduğunu şimdi çözmüştüm.

"Melis tamam, zorluk çıkarma,bende kendim çıkarım size gerek yok ."dediğinde ikimizde avukatı umursamadık.Gözlerimdeki nefreti örtmek için uğraşırken tırnaklarını bileğime geçirmişti .

"Burası babanızın çiftliği değil oyun parkı hiç değil burası sayısını belirtmemizin bile yasak olduğu onlarca özel kuvvet askerinin karagahı siz aklınıza her estiğinde buraya bir arkadaşınızı sokmazsın otel değil burası ki kapıdaki güvenliğe ben albayın kızıyım arayamazsınız dediğin içinde tutanak tutulacak güvenlik ihlali yaptın yaptırımı olacak ayrıca hırsların için tırnaklarını etime geçirip canımı acıttığını sanıyorsan yanılıyorsun ama biraz daha çekmezsen olacaklardan ben sorumlu olmam seni temin ederim kimsede bana neden kolunu kırdın neden kaşını gözünü dudağını patlattın diye hesap soramaz."

"Tekrar ediyorum sizi son uyarışım elinizi bileğimden çekin !" Her harfin üstüne basa basa söylediklerimi takmadığın da bunu bilerek yaptığı ortadaydı.Camdan beni izleyen Paşa'yı gördüğümde alt dudağımı içeri çekip dişlerimi geçirdim.

"Hadi yapsana !"
Tam dayaklık dedikleri versiyon şu an karşımda duruyor hastanede de sinirlerimle oynamıştı şimdide aynısını yapıyor.Bir kez başardın ikinci kez asla istediğini alamayacaksın Melis.

"Ucuz bir istihbaratçı parçasısın,senden mi korkacağım !"

Bileğini tutan elinini diğer elimle kavrayıp uzaklaştırmak istediğimde Kumru benden önce davranıp kolundan
tutup kendine çevirmişti .

"Ağzını topla Allah yarattı demem vallahi parçalarım seni, şu havlara bak indiririm kızım senin o havanı ."

"Bana kim olduğumu sormadan önce kim olduğunuza bakın biri dolaplara işeyen sümüklü diğeri tecavüz çocuğu karşımdaki de anasının bile sevmeyip sokağa att-"daha sözünü tamamlamlayamadan, Kumru'nun eli Melis'in yüzüne inmek için kalktığında araya girip bileğini tuttum.Öfkeden alev alev yanan gözleri sinirden inip kalkan göğsüyle elini elimden hırsla çektiğinde arkasını dönüp saçlarını karıştırdı .

"Sen bana kaldırdığın o elin hesabını vereceksin süründüreceğim seni. Birbirinize güvenmeyin üçünüz bir olsanız beni tamamlayamazsınız !"

"O kadar eksiksin yani ?" Dedim.
Onunla aramda olan mesafeyi kapattığımda.

"Komutanım Çelik albay Melis hanımı acil odasında bekliyor ."
Bu cümle şimdilik bu ortama son vermişti .

Bulunduğumuz yeri haberi getiren askerle terk ettiğinde gözlerim başını yerden kaldıramayan Nisa'yı buldu boynu bükülmüştü.Tüm timin önünde tecavüz çocuğu olduğunu söylemesi ona nasıl hissettirdi bilmiyorum ama benim içim burkuldu.

Sessizce arkasını dönüp uzaklaşmaya başladığında hemen peşinden Arda gitmişti.Alnımı ovaladığımda diğer kız kardeşime baktım.

"Ne yapıyorsun,Kumru ?" Kafamı salladığımda eliyle alnını ovup gülümsedi.

"Senin yapamadığını yapıyorum !" Bağırdığında tüm gözler bize döndü.

"Kumruu" Uyarıcı çıkan ses tonumla bana doğru yaklaştı bu gün Kumru'nun bam teline basmıştı ve önüne geçtiğim içim top bende patlayacaktı.Hazır mıyım ? Tabi ki hayır.

"Kız karşına geçti "kolumudaki gül kurusu penyeyi yukarı çekip bileğime batan tırnakların kan izlerini açığa çıkardı.Bileğimi elinde sarstığında rüzgar saçlarımızı darmadağın edercesine esti.

"Kolunu kanattı, sustun! Karşına geçti, kocana sulandı, sustun! Hastanede, 'Savaş seni sevseydi, benim kiraz çiçeği parfümümü arabasında taşımaz, evinde bulundurmazdı.' dedi, sustun! Kocanın neresinde hangi yara var, tek tek saydı; girdiği ilişkinin dibine kadar anlattı, sustun! Yetmedi, benim de karşıma geçti. Senin, benim, Nisa'nın en büyük yaralarının üstünde tepindi, alay etti ve sen yine sustun!

YERE BATSIN SENİN SABRIN! YERE BATSIN SENİN ÖFKE KONTROLÜN!"

Son cümlesini haykırırken elimi itti ve arkasını dönüp uzaklaştı.

Sıktığım yumruklarımla gözlerimi kapattım. Yüzüme vuran soğuk hiçbir şeyime yetmezken ne arkamdaki time baktım ne de onun yüzüne...

Pantolonumun arka cebinden çıkardığım telefonun rehberinde bulduğum kişiyi tuşlayıp onlardan uzaklaşırken arabaya doğru ilerledim .

"Hangi dağda kurt öldü de aradın?"

Karşıdan gelen erkek sesine gözlerimi devirdim.

"Nerdesin?"

"İşteyim kızım nerede olacağım."

"İzin al çık her zamankinden lazım ."

                                    🌹

KUMRU

Ellerim önülüğümün cebinde gaza son sürat yüklenip karagahı terk eden arkadaşımın arabasının tekelerinin kumlarda bıraktığı izi sırtımı ladinin gövdesine yaslamış dakiklardır izliyorum.

"Hırsının kölesi olmaktan ne zaman vazgeçeceksin ?"

Arkamda ellerini arkasında bağlamış Paşa'yı gördüğümde derin bir nefes verip şişirdiğim göğsümü indirdim.

"Üzgünüm ben onun gibi olamıyorum olamamda."

"Nereye gittiğini biliyor musun ?" Dediğinde Gül'ün gittiği yola baktı .Hayır dercesine ağzımdan bir cık sesi çıkardım.

"Üçünüzüde ben büyüttüm ve üçünüz gibi nicesini bana sorsalar ki kaç evladın var sayısını hesaplayamacağım kadar çok derim ama sorsalar ki hepsinin yediği yediği yemeği içtiği suyu attığı adımı fire vermeden bilebilir misin ? Bilirim.Şu an Gül'ün nereye gittiğini bildiğim gibi ,Nisa'nın şu an Arda'nın omzunda salya sümük ağladığını bildiğim gibi ve senin birazdan seni yiyip bitiren bu öfkeyi üsteğmenden çıkaracağını bildiğim gibi.Şimdi ben sorayım benim hiç başarısız olduğumu gördün mü ? "

Bu soru,bu soruya hiç kimse gördüm diyemez, evet cevabı vermezdi.

"Görmedim ."

"Sizi yetiştirirken ne bir seçim sundum ne de bir alternatif. Her birinizi en küçük hatanın bedelinin hayat olduğu bir dünyaya hazırlamam lazımdı.
Her kararımı, her adımımı, zaaflarınızı yok etmek ve sizi en sert rüzgârlara hazırlamak için attım.Bu dünyada ya ayakta kalırsınız ya da gömülürsünüz. Size kolay yollar göstermedim, çünkü gerçek hayatta kolay yol yoktur.

Burası bir seçim yeri değildi, bir dönüşüm yeriydi.Sizi değiştirmedim; güçlü olduğunuz yönler üzerinde ilerledim.

Ona aldığım ilk oyuncak bebeği bıçakla doğrayan çocuğa kızmadım, azarlamadım.Bebek doğurmasın diye karnını bebeğin karnını kestim diyen bir çocuğun nefretini, elindeki bıçağı alarak yenemezdim. Ona bıçağı doğru kullanmayı öğrettim.Öğrendi.

Seviyor diye aldığım bilgisayarı bozan kıza kızmadım.Onu tamir etmesi için süre verdim. Öğrendi.

Ve o, sokakta bulduğu yavru kedinin annesini ararken kaybolan kız... Bulduğu her canlıyı yurda getirmekten hiç vazgeçmedi,sokak hayvanlarına ev yapmayı öğrettim mama bırakmayı öğrettim ama o yine inadından vazgeçmedi,her bulduğu yavruyu elbisesinin içine koyup getirmekten vazgeçmedi.Bir tek ona öğretemedim eğer bulduğu her hayvanı alıp getirmemeyi öğretebilseydim bu gün bu kadar merhametli olmayacaktı.
Öğretebilseydim Esma'yı kurtarmak için ölümden dönmüş olmazdı.

Senin bıçağını neştere çevirdim ama onun yüreğini büyütemedim. Merhametini yenemedim.
Bu yüzden içinizde en zayıf olanınız o. Onun yüreği, onu bulduğum o dolaptan hiç çıkmadı.

Sen, az önce Nisa için üzüldün.Senin hakkında söylenilenler için öfkelendin. Ve Gül’e, sadece sustuğu için kızdın,onun için üzülmedin. Çünkü o senin için güçlü görünüyor ve gücünü kullanmadı. Çünkü merhameti ve sabrı, onun en keskin silahı.

Bugün, sana verdiğim bıçağı öldürmek için değil yaşatmak için kullanırken, ona öğrettiğim şeyleri şiddet için kullanmadığından kızdın. Sen bugün sadece Nisa’yı ve kendini düşünürken, o şimdi bile kendini düşünmeden intikam almak için çıktı gitti.

İki gün önce, hastanede hiçbir kadının yutmayacağı sözlere susmuşken, bugün sizin için gitti.Var gerisini sen düşün."

Beni olduğum yerde öylece bırakıp ilerlerken kolumdaki ip bilekliğimi okşadım.Başım önüme düşerken derin bir of çektim.
İlk doğum günü hediyemdi.İlk hediyem doğduğum güne sevinen ilk insanın hediyesi.

Ben İranlı bir adamın dünyaya gözünü açmadan yetim kalan kızıyım.Ben annesinin sevdiği adamla evlenebilmek için defalarca öldürmeye çalıştığı kızım ben ikiziyle birlikte yurda verilen o kızım.

Rüzgarın dağıttığı saçlarımı düzeltirken içimi saran vicdan azabıyla işimin başına dönmek için karagaha girdim.

Revirin kapısına yaklaştığımda duyduğum sesle elim kapının kurpunda takılı kaldı.

"Evli olman umrumda bile değil tek istediğim sensin Savaş "

"KES ARTIK !"

"Ne çabuk unuttun eski günlerimizi sen bana aşıktın bana! Benim Savaş Melis senin Melis'in o sadece bir heves bunu anlayacaksın."

"Hastalıklı düşüncelerine vaktim yok.
Ona karşı ilk işlediğini yanlışta gözünün yaşına bakmam !"

"Senin gerçekte ki-"

Kolumdan birinin tutup çekmesiyle tam çığlık atacakken el ağzıma kapanmıştı .

"Kapı dinleyen pörtlek gözlü bir karga 'cık cık cık' hiç yakışıyormu sana böyle hareketler !"
Ağzımı tutan ellerini tüm güçümle dişlerimin arasında aldığımda hızla çekmişti .

"Lan köpek misin sen ! Ne ısırıyon kızım ?"
Öfkeli gözlerim gözlerini buldu.

"Bir daha bana dokursan bu sefer ısırmakla kalmam parçalarım seni !"

Sırıttığında iki elinide duvara yaslayıp beni kıskaca almıştı .

"Bak şimdi aynı dili konuşmaya başladık!"

"Ruh Hastamısın be adam ?"

"Doktor olan sensin bana mı soruyorsun ."

"Koyacağım her tanıya razıysan 46 raporu çıkarman gerekiyor !"

"Sen ver işte " Sabır çektim.

"Maalesef deliler ilgi alanıma girmiyor ben bedenen hasta olanlarla ilgileniyorum."

"Bedenen her noktaya okeysin yani ?"

"Anlamadım ?"

"Şimdi ben gözümün önünde olan bazı işkence sahnelerini kendime oluyormuş gibi hissediyorum ve canım gerçekten acıyor buna bir ilacın var mı ?"

"Psikolojik tedaviye ihtiyacın var çekil önümden ."

"Kızım gerçekten ağırıyor lan !"

"Neren ağırıyor göster ?"

"Gösteremem ."

"Niye ?"

"Yaşına göre sakıncalı ." Kırptığı gözüne gözlerimi devirdim.
"Bana bak üsteğmen bozuntusu bir daha benimle bu pis konularda konuşursan seni önce hasta eder daha sonra hastam ederim !"

Sırıttığında ortaya çıkan bembeyaz dişleriyle gülümseyerek başını koluna yatırdı .

"Çekil şuradan çıkacağım kırdırtma bana bir taraflarını !"

"Sen hep böyle bol keseden hava basıyorsunda sonuç yok sonuç hastanede de bülbül gibi şakıyordun asarım keserim biçerim kırarım anca çene bende seni dişime göre sanmıştım !"

"Eğlence mi istiyorsun üsteğmenim yoksa dayak mı ?" Dişlerimi sıkarak ettiğim tebessüme "Cık"dedi kaşlarını yukarı kaldırırken.

"Önce hasta sonra hastan olmak istiyorum hastan etsene beni doktor ."O alay ederken ben boğazımı temizleyip gülümsedim.

"Darbem sonucu uyguladığım kuvvet,bölge çevresindeki hassas dokularda ani basınç ve deformasyona neden olacak .Tunica albuginea ve çevresindeki bağ dokuların gerilecek ve şiddetli ağrı hissi ortaya çıkacak sevgili üsteğmenim."

"Senin benim canımı acıtman için 40 fırın ekmek yemen lazım sevgili doktorum ?"

Bacak arasına geçirdiğim dizimle hayvan gibi inleyerek kendini önce duvara yaslayıp daha sonra yavaş yavaş yere düşerken sanırım hırsıma yenilip en yanlış noktaya dokunmuştum.

"Naptın Lan Sen !"

Hayvan gibi böğrüşüyle odadakiler çıktı.Savaş bir yerde yatan Yiğit'e birde bana bakıyordu.

"Burada ne oluyor ?" Dediğinde omzumu silktim.Melis şaşırmış gözlerle yerde yatan yogiye bakarken kan yine beynime sıçramıştı.Durumu anlamış olacakki boynunu kırıp gözlerini yumdu .

"Ne yaptın adama ?"
Allah'ım sabır ver sen bana !
Yerde yatan Yiğit'e doğru ilerlerken koludan tuttum.

"Ona bilerek vurdum ama seni varya-"Tırnaklarımı derisine batırdığımda inleyerek geri çekilmek istesede izin vermedim.

"Seni yanlışlıkla yolarım kızım seni yanlışlıkla döverim!"

"Bırak kolumu manyak mısın sen ?"
Tırnaklarımın arasına derisi işlediğinde bir nebze olsun rahatlamıştım .

"Savaş birşey yap bıraksana ya !"

Ellerine cebine koymuş bizi izleyen sevgili eniştem engel olmak yerine sanki daha fazlasını yap der gibi bakıyordu .

"Yanlış yapıyorsun Kumru bırak kolumu !"

"No,no,no bak, yanlış güzelse yaparım bu tamamen benim keyfime bağlı."

"Benim canımı sıkanın ben canına okurum Kumru ve sen bu gün yaptığının hesabını vereceksin ." Gülümsedim.Kırptığım gözümle onu kendime doğru daha fazla çektim.

"Sana bir şeyi anlatmamışlar. Dur,eksikleri tamamlayayım. Hani şu sokaklara atılan kız var ya... Anasının terk ettiği o kız, sokaklarda büyüyen; çöp topladı, tinercilerden kaçtı, kapkaççıların ellerinde sürüklendi. Sen 20 yaşında eline neşter alırken ellerin titriyordu, değil mi? Ben 6 yaşında bir adamı bıçaklamıştım.
Bugün 26 yaşındayım.Sana yemin ederim seni doğrarım kızım seni gözümü kırpmadan doğrarım !"

İfadem soğudu, gülüşüm yerini buz gibi kelimelere bıraktı: "Bundan sonra bir adım atmadan önce on kere düşüneceksin.Benim arkadaşım şimdilik sessiz kalıyor olabilir ama ben birşeyi kafama koyduysam bana vereceği zararı gözüm görmez bu yüzden akıllı ol… şimdi defol önümden. Bir dahaki sefere seni uyaracak kadar sabırlı olmam."

İteklediğimde öne doğru savrulmuştu arkamı dönüp odama gitmek için saçımı kulağımın arkasına geçirdiğimde öfkem azda olsa dindi .

Rahat bir nefes alarak odama geçtiğimde nobetleşe çalışacağımızdan yüzünü az görecektim.Odayı saran kokusu geçsin diye camı açtım.Arkamdan açılan kapı çalınmadan birisi içeri damlmıştı.Bu kız gerçekten eceline susamış .

"Melis senin- !" Hırsla arkamı döndüğümde karşımda Yiğit'i görmeyi beklemiyordum .
Ellerini kemerine yaslamış tek kaşını havaya kaldırmış az önce dayak yiyen o değilmiş gibi sapa sağlam karşımda dikiliyordu .

Elimle burun kemerimi sıkarken başımı salladım."Sen ne kadar uslanmaz bir adamsın ya,ne işin var odamda?"

"Burası revir, sende doktor değil misin ?"

"Ne istiyorsun üsteğmen bozuntusu?"

"Seninkinde soru mu, doktor? Sen hastalarına böyle mi davranıyorsun?"

Yüzümü ekşitip dudaklarımı burnuma doğru çekerken o belindeki yeşil kemerin tokasını açmıştı. Boynum sola yatarken ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordum.

"Ne yapıyorsun sen?"

"Soyunuyorum."

"Niye soyunuyorsun?"

"Hastayım!"

"Ben sana soyun dedim mi?"

"Soyunmadan nasıl muayene edeceksin doktor? Az önce en değerlime birileri göz dikti, onu kontrol etmen lazım hâlâ mideme sancılar giriyor."

Gözlerim şaşkınlıktan fal taşı gibi açılırken fermuarını indirdiğinde elimi gözlerime kapatmıştım.

"Dur dur!"

"Duramam doktor, bebeğimin iyi olduğunu bana söylemen lazım!"

"Başka doktor mu yok be adam, git ona göster!"

"Revirdeki tek doktor sensin birde doktor olacaksın şu hale bak utanmasan kaçacaksın. Şunu kontrol et hadi çok ağırıyor ." Mideme kraplar girerken elimi gözlerimden çekip anlıma şap diye yapıştırdım.

"Bak dur,o öyle muayene edilmez !"

"Nasıl edilir ?" Ciddimiydi yoksa benimle mi alay ediyordu bu adam çözemedim .

"Öncelikle otur şöyle ." Dediğimde sandalyeye birden bırakmıştı kendini yogi ...Kıstığım gözlerimle yüzüne baktım az önce aldığı darbenin çokta etki etmediği ortadaydı.

"Ağrı, belirli bir bölgede mi yoğunlaşıyor yoksa daha geniş bir alana yayıldı mı?"
Bir süre sessiz kalırken gözlerimi yüzünden çekmedim.

"Geniş alana yayıldı "kaşlarım havaya kalkarken "Peki ağrı hareketle artıyor mu veya dinlenirken azalıyor mu?"

"Artıyor "dediğinde zorla gülümsedim."Yanma hissi gibi mi yoksa keskin bir ağrı mı ?"

"Kesin bir ağrı "

"Şimdi mi oldu yoksa uzun süredir ağrın var mı ?"

"Uzun süredir ."

"Bölgede şislik morluk yada seni rahatsız eden tikkat çekici bir iz var mı ?"

"Var ."

"İllede gösterecem diyorsun yani ?"

"Anlamadım sevgili doktorum birşey mi söyledin ?" Elime eldivenleri geçirirken derin bir nefes aldım.
Hep kendi başımı kendim yakarım ben düşmana ihtiyacım yoktur.

Tuaf olansa elimin ayağımın titremesi.
Oturduğu sandalyenin önünde duran sehbaya oturduğumda kuruyan dudağımı ıslatıp nefesimi sesli verdim.

Dirseğini masaya yaslamış rahat rahat otururken gözünü kırptı .

"Hayırdır doktor betin benzin attı iyimisin ?"

Yutkunduğumda kafamı salladım.
"Yoo iyim "
"Açayım o zaman "
Sinirden yüzümdeki damarlar atacak gibi olmuştu. Derin bir nefes alıp elimi alnıma bastırdım. Bu adam beni ya öldürecek ya da gerçekten delirtecek.

Kuruyan boğazımı temizlemeye gücüm yetmezken eldiveninin içinde terleyen ellerimi kahverengi eteğimin üstüne bastırdım.Gözleri ellerime kayarken bana doğru yavaşça eğildi.
Erkeksi ve acı kokusu kuruyan boğazımı zorlarken yutkundum.

"Açayım mı sevgili doktorum?" Dilim nereye kaybolmuştu .
Eli omzumdan dökülen saçlarımı arkaya attığında kilitlenen dilime içimden saydırdım."Ben çoktan hastan oldumda sen doktorum olmaya hazır değilsin."
Evet düşmana ihtiyacım yok ben kendime yetiyorum.

"Kiminle aşık attığına dikkat et ben sınırları olmayan bir adamım bu yüzden kimseye benzemem acem kızı bu seni ilk affedişim ikincisi olmaz."
Oturduğu yerden ayağı kalktığında başımı masaya çevirdim.

Çekilen fermuar sesi hücrelerime nefes aldırdı.Sandalyeyle benim aramdan çıktığında geriye acı kokusunun rüzgarı kaldı.

"Bu arada o eteğinin boyu 6 santim kural ihlali yapmış haberin olsun doktor."

Çıkıp gittiğinde açık kalan ağzımla ardından baka kaldım.Ben az önce ne yaşadım ?

Ardından baka kalırken, sanki arkasında fırtınalı bir kasırga bırakmış gibi odadan çıkıp gitti.Eteğimin boyuyla ilgili söylediği son söz kulaklarımda yankılanırken avucumdaki kalemliği hissetmiyordum bile.Boğazıma düğümlenen nefesim, geride bıraktığı erkeksi kokunun her bir zerresine karışmıştı.Adım adım benden uzaklaştığını duyarken, yanaklarımdan boynuma inen kızarıklık dalgası, neye öfkeli olduğumu unutturdu. Kendime mi, yoksa odanın ortasında bu kadar etkisiz ve sersem kalmama sebep olan Üsteğmen'e mi?

Kalemliği tüm gücümle kapıya fırlattım. Plastik sesinin yankısı bile benim içimde kopan fırtınayı dindirmedi. O kadar rahattı ki, öyle bir öz güvenle davrandı ki,sanki etrafındaki tüm ipleri elinde tutuyordu.

Birkaç saniye içinde ellerimle yüzümü ovuşturup derin nefes aldım. Ancak hâlâ kalbim, sanki yerinden fırlayacakmış gibi atıyordu. Nefes alış verişlerim odanın sessizliğini keserken zihnimde, biraz önce geçen diyalogları tekrar tekrar tartıyordum.

"Seni rezil üsteğmen bozuntusu,"

O kadar rahat davranıyordu ki, bu öz güvenin nereden geldiğini çözmek istercesine beynimi zorladım.

Bir nefes alıp ellerimi saçlarımın arasına geçirdim. Yavaşça, tırnaklarımın avuçlarıma battığını hissettim. "Sana bunun hesabını soracağım."

***

Bölüm : 21.04.2025 05:37 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...