
İlkuş'un birinci kitabı 30.bölümde bitiyor ve okuyucu sayımız çok az,beğeni ve yorumlarınıza ihtiyacım var.Eğer önceki bölümleri oylamadıysanız, lütfen geri dönüp onları da değerlendirir misiniz?
Şimdiden teşekkür ederim,keyifli okumalar sizi seviyorum 🦋❤️
🇹🇷
Hayat insana çok şey yaşatabilir. Sevgi, mutluluk, umut gibi güzel duyguları da; acı, kayıp, yalnızlık gibi zorlayıcı anları da getirebilir. Bazen bir dostluk, bir tesadüf ya da bir başarı insanın hayatını değiştirirken, bazen de bir hayal kırıklığı ya da bir kayıp derin izler bırakabilir. Ama hepsi, insanı olgunlaştıran, güçlendiren, şekillendiren deneyimlerdir.
Şimdi kendime zaman tanımadan onunla karşılaşmaya kalkmak bana nasıl hissettirir ?
Bilmiyorum.
Aldığım tüm eğitimlerin tüm tecrübe ve bildiklerimin,bu gün beni bu zor durumdan kurtaracak mı ?
Nisa öyle birşey buldu ki şu an bulduğu yerdeyim.
Tüm ısrarlarıma rağmen tim binanın dışındaydı .Bu yaptıkları savaş suçuydu.Başka bir ülkenin topraklarına izinsiz girmişlerdi.Ben bir şekilde istihbarat toplama bahanesiyle yırtardım ama onlar yakalanırsa emirsiz ve izinsiz burada olmalarının bedellerini çok ağır öderlerdi.Oluşabilecek en ufak riskte Tükiye onlara yardım edemezdi.
'Kendini yem mi edeceksin?'
Kumru'nun sorusuna o zaman cevap vermemiştim. Ama şimdi düşünüyorum da, evet... Kendimi yem ettim.
Adlarını bile daha önce duymadığım, tarih boyunca karanlık köşelerde, yüksek duvarların ardında şekillenen bir terör ağının liderleriyle,Türkiye'ye karşı kin besleyen, ülkenin en azılı düşmanlarıyla bir araya geliyorum.
Bu insanlar, dünyanın en güçlü, en gizli ve en acımasız ailelerinden oluşuyor. Onlar sadece para kazanmıyor; Dünya'yı yeniden şekillendirecek güçlerede Dünya'yı sömüre sömüre sahipler. Bu ağa dahil olan her kişi, aslında birer piyon. Ama bu piyonlar, kimsenin kolayca erişemeyeceği kadar büyük bir oyunun içinde yer alıyorlar. Ve şimdi, ben de onların gözlerinin içine bakmak zorundayım.
Sorun şu ki, bu toplantıya, onların bir parçasıymışım gibi katılacağım.
Planım, aralarındaki en değerli üyelerden birinin kızı gibi davranmak.Kızı gibi davranacağım kişiyse şu an Börü ile birlikte
Kimse bu oyunu fark ettirmeden oynatamaz gibi gözüksede bu benim için geçerli değil.Her şey tehlike dolu. Ama ben, bu riski kabul ettim.Çünkü bu,mesleğimin en heyecan verici ve en değerli anı.
Bu oyunda her adımın bir bedeli var, ama tek yolum bu. O yüzden, Ömer'in beni görünce vereceği tepki,benim için ikinci planda.Asıl derdim,bu oyunu çözmek.Ve bunu ben onların inine girmeden gerçeği asla öğrenemezdim.
Bakalım Ömer beni yem mi edecek yoksa oynadığım oyuna sessizce ayak mı uyduracak.Bu şimdilik benim için ikinci pilanda.
Bu karanlık dünyada kimlerin neye sahip olduğunu, kimlerin neleri kontrol ettiğini öğrenmek...Arya bu ailelerden biri ve Ömer'in sahip olduğu bu kimlik sadece annesine mi bağlı yoksa arkasında bilmediğim daha karanlık bir güç mü var ?
Oltanın ucunda benim olmam öğreneceklerimin yanında nedir ki ?
Lavabonun beyaz mermerine yasladığım ellerimden gozlerimi kaldırıp aynada kendime baktım.Siyah taytım vücuduma tam oturmuş, her hatamı, her çizgimi belli ediyordu.
Bacaklarım,beyaz botlarımın içinde ince ve uzun görünüyor.Botlar beni dizlerime kadar sarıyor, sert ama zarif bir duruşları var. Üstümde beyaz deri ceketim, belimi belli ediyor.Ceket, vücudumu sararken her hareketimle uyum içinde. Kollarımı hafifçe kaldırdığımda, ceketim vücudumun her detayını sergiliyordu. Saçlarım ne çok uzun ne de kısa çünkü o gece uzun saçlarıma veda etmiştim hangi ara yandıklarını bile fark etmemiştim.O gece o, yanmadı ben yandım ...Hafif dalgalı ve omuzlarımın hizasındalar. Birkaç dalga, yavaşça hareket ediyor, rüzgarın etkisi gibi. Gözlerim lensler yüzünden mavi, derin bir deniz gibi. Kendime bakarken, bazen bu bakışların daha fazlasını anlatacak gibi olduğunu hissediyorum. Dudaklarım, kan kırmızısı, dolgun ve belirgin. Sanki her an bir sır vermeye hazır, gizemli bir ifade taşıyorlar. Aynada yansıyan görüntüm, bana her zaman biraz yabancı geliyor, ama bir o kadar da tanıdık.Ve bu gün Ömer beni yem mi edecek yoksa koruyacak mı birazdan göreceğim ama asıl korktuğum onu gördüğüm anda İlkuş'un beni terk etme ihtimali .
" Seni öyle yetiştireceğim ki kül olsan rüzgar tozunu savuramayacak !"
Bunu başarıdın mı başaramadın mı, birazdan öğreneceğim Paşa ?
Lavabodan çıktığımda beyaz ceketimin fermuarını indirdim.Ben adım attıkça ceketin uçları havalanıp belimi saran beyaz içliğimi gün yüzüne çıkartıyordu.Görev çıkmadığı için kendimi spora fazla kaptırmıştım.Pikolojik olarak çöküşüm beni zayıflatsada iki yavrum için zorla yiyordum.Ve bu gün tam bu gün ben farklı bir Ömer göreceğim gibi Ömer'de farklı bir Gül görecekti .
Kapıya kartı okuttuğumda Nisa'nın karta yerleştirdiği çip yüzünden yüz tanıma sistemi toplantının olacağı odaya beni tereddüt etmeden alacak.
Akıllı bilgisayar kurdum benim.
Kapının kırmızı ışıkları beni taramayı tamamladığında yeşilin yanıp sönmesi ve kilit sesiyle iki kanatlı kapı yavaş yavaş açılmaya başladı.Onu bu kadar özlemişken,kalbim onun burada olduğunu bildiğinden elimi eteğimi kesecek şekilde atarken ben şimdi nasıl dik duracağım ?
Mazi,mazi benim silahımdı.Ve kalbimi benden alan adama bu kadar yakınken kendimi koruyabilmek için silahıma sarıldım.
'Ajanlık Şu dur çocuklar !'Dedi Zehra Hoca
Bu kadın her zaman idolümdü.
1."Her maskenin altında, başka bir kimlik gizlidir. Rol yapmak, gerçek dünyada kaybolmaktır."
2. "Ajan olmak, kim olduğunu unutarak, kim olman gerektiğini hatırlamaktır."
3. "Gerçek, yalnızca sahnenin dışındadır; burada herkes bir oyuncu, her hareket bir strateji."
4. "Rol yapmak, bazen en büyük gerçeği saklamaktır; çünkü bazen en güçlü olan, kimseye gerçek yüzünü göstermez."
5. "Bir ajan için en zor şey, sahnede kalmak değil, gerçekte kim olduğunu hatırlamaktır."
6. "Rol yapmak, gerçeklikten kaçmak değil, ona şekil vermektir."
7. "Ajanlık, doğru maskeyi takıp, doğru rolü oynayarak, kendini kaybetmeden her an yeniden doğmaktır."
8. "Bazen hayatta en iyi oynanan rol, hiç kimseye kim olduğunu göstermemektir."
9. "Bir ajan, her kimlikte kaybolur; ama asla içindeki 'gerçek' kişiyi kaybetmez."
10. "Sahte kimlikler, gerçeğin arkasındaki en derin sırları keşfetmek için birer anahtardır."
10 ! On,benim şu an tutunduğum daldı.
Gözüm masadaki koltuklara tek tek bakmak istediğinde ne soğuk ne sıcak olan yüz ifademi takınarak elimdeki kartımı cebime koyar koymaz ceketin fermuarını çektim.Bir iki kişiyle göz teması kurup küçük ama özgüvenli bir baş selamı verip boş kalan son sandalyeye oturdum.
Kalbim,içimde o gözleri bul diye çığlık atarken İlkuş onu elinin tersiyle itekleyip susturdu .
Ben güçlü bir Türk istihbatcısıyım...
"Siz kimsiniz ?" Soru yanımda oturan yaşı ellilere yaklaşmış olan Gabriel'den geldiğinde şeytanın bile hayranlıkla izleyeceği her erkeği avucuma düşüren tutku dolu bakışlarımı onun mavilerine çevirdiğim.İngilizce olarak sorduğu soru işime yaradı,hangi dil üzerinden toplantının yapılacağını bana söylediği için biraz minnet birazda darılmış olarak baktım ona .
"Asla unutulacak bir kadın değilim bay Gabriel." Ona darıldığımı belli eden cümlemden birşey anlamadığında gözlerim herkesi tek tek taradı.Tam karşımda oturan Arya'da takılı kalmadan geçmesi için kalbimin,ona bak diye yalvaran sesine sığındım.
En baştaki koltukta yumduğu elini masaya uzatmış,traşsız yüzü,yosun gözleri,nefes alıp verdikçe siyah örgü kazağında belli olan şiş göğsü,kalbimi keskin bir jiletle yarıp geçti.Yaşıyor...İçim tatlı bir acıyla kavurulurken ifadesiz bakışlarından gözlerimi çekemedim.
"Babamın,doğum günümde düzenlediği gecede tanışmıştık sizinle beni tanıyamamanızın sebebini o gece çok içmiş olduğuna bağlıyorum."
Ajanlık oyunları Vol bilmem kaç ;Gabrile Alson hakkında incelediğim dosyasında işime yarayacak iki şey bulmuştum.
1-Kadınlara olan düşkünlüğüyle ön pilanda .
2-İçki aldığı zaman yer yüzündeki hiçbirşeyi hatırlamaz .
Aylar sonra gördüğüm yüzde hiç birşeyi okuyamazken yıkmak istemiyip yıkamadığım buz gözlerlerdeki bakışların her kapısını bana öyle güçlü kapatmıştı ki...
Karşına geçip haykırmak kendimi parçalamak o kadar zordu ki o bana hiçbir şeymişim gibi bakarken ben nasıl nefes alıyordum bunu bile bilmiyorum .
Elimi göğsüme bastırmamak için direndiğimde karşımda duran sanki Ömer değildi .
Yüzümde aniden hissettiğim parmakların dokunuşuyla, vücuduma istem dışı kısa bir titreme yayıldı. Yanımda oturan adamın iki parmağını yanağımın sol tarafından başlayıp boynuma kadar indirişine,onun gözlerinin içine baka baka izin verdim.
Üstümde uçan kuşu kıskanan adamda mimik oynamadı.Ne bir öfke ne bir nefret ne bir yumruk sıkma ne gözlerini kaçırma...
Ömer ?
Çok iyi tanıdığım adam gitmiş yerine bambaşka birisi gelmişti .Sanki,sanki biri onun kalbinden beni çekmiş almış gibi bakıyordu .
Saçlarıma değen burunla onu sınamak için buna izin verdim.
"Bu kokuyu unuttuğum için affınıza sığınıyorum bayan Nora ."
Hani herkesin bir bam teli vardır deriz, bu insanın bam noktası tam şurası deriz.Yanımda oturan,Ömer'in o noktasını çiğneyip geçtide Ömer bir öf bile demedi .
Kalbim nefes almayı unuttu,yaşamayı unutmak istedi ve tüm yaşanmışların acısıyla inim inim inledi .
Bir umut bakmaya devam ettim gözlerinin içine baka baka yüreğim dağlana dağlana bakmaya devam ettim.Ruhsuz bakışları ruhuma ızdırap verirken ben bu acıyı yüzümden gizlemek için ayrı ,onun gözlerine bakarken ayrı öldüm...
Beni daha kaç kez öldüreceksin Ömer ?
Bir bakışa ölür mü insan ölüyormuş ...
Yüzümde gezinen ele rağmen gamzemi ortaya çıkaracak kadar direndim.İçim ağlarken dışım gülmek için savaş veriyordu.Bu savaşta yenilmedim ama ebediyen yıkıldım.
Boynumda dolaşan parmakları elimle indirdiğimde kuruyan alt dudağımı dilimle ıslattım.
"Babamın yerine bu günlük ben eşlik edeceğim sizin haberinizin olduğunu söylemişti bana ."
Annemin kanın üstüne bastığı ayakları,nefret saçan gözleri dün gibi aklımdayken ve o kişi şu an tam karşımda dururken soğuk nefretimi duvarlar ardına attım.
"Evet haberim var başlıyalım Za'ev"
Arya'ya öfkeyle baktığında sinirinin üstünü sahte tebessümü örttü yada örtmedi dahada belli etti .
"Adamlarına söyle kafalarına sıksınlar beni yormasınlar !"
Özlediğim o sesi kulağıma dolduğunda Arya anlamsız gözlerle ona baktı.
Kapı açıldığında içeri giren takım elbiseli adamlar Ömer'in el işaretiyle bana yöneldiğinde bu sefer ben dahil herkes Arya gibi baktı Ömer'e .Taki ağzından çıkan söze kadar .
"Alın !"
Bana doğru gelen dört kişiden gözlerimi çektiğimde masadakilerin neler oluyor sorularını beynim duymazdan geldi.Tek hedefim oydu .
Elimi sıkışan göğsüme bastırdığımda ellerim titredi.
Ben kendimi yem ettim .O beni gözünü bile kıpmadan avladı.Oturduğu yerden kalktığında iki korumanın beni kolumdan tutup kaldırmasına hiç bir tepki veremedim.Sanki ,sanki beni sağ sağ mezara koymuşlardı da ben toprağın altında nefessiz sıkışıp kalmıştım.
"Za'ev ne oluyor ?"
"Bu gün buraya babamın yerine ben gelmeseydim senin adamlarının basiretsizliği yüzünden herşeyimizi kaybedecektik.Bu Nora değil,İlkuş ! "
Babam ? Bu kime baba diyor ...
Za'ev ? Za'ev ibranicede Kurt demek neden bu ismi kullanıyor ?
"Götürün !"
Yürüyormuydum ?
Ayaklarım nasıl adım atıyor nasıl nefes alıyorum bilmiyorum.
Dipsiz bir kuyuda kap karanlıkla kalmıştım.Ne düşünebiliyor ne konuşabiliyordum.
Her hareket, sanki bir başka kayboluştu. Yavaşça nefes almaya çalıştım, ama hava bile daralıyordu. Göğsümde bir ağırlık, boğazımda bir düğüm vardı. Her nefesin, her düşüncenin hapsolduğu bir yer burası.
Düşüncelerim bulanık, bir tür sisin içinde kaybolmuştu. Ne geçmişe ne de geleceğe dair bir şey hissedebiliyordum. Sadece anın içindeydim, ama o an da yok gibiydi. Bir zamanlar neye tutunduğumu hatırlamaya çalıştım,ama ne geçmişim vardı ne de şu anım.Her şey bulanık, her şey kaybolmuştu.
Karanlık içinde çığlıklar atmak istedim, ama sesim çıkmadı. Dilim dondurulmuş gibiydi,kelimeler bir türlü dilime gelmiyordu.İçimdeki boşluk,dışımdaki sessizlikle birleşiyor ve her şeyin varoluşunu sorguluyordum.
Takip edemiyordum hiç birşeyi varlığım kayboluyordu.Bir odaya bırakıldığımda beyaz duvarların üstüme üstüme gelmesiyle sadece izledim.Dizlerim kilitlendi gözlerim Dünya'dan koptu...
Zihnimdeki boşluk genişledikçe, bedenim de ona ayak uyduruyordu. Her geçen saniye daha da silikleşiyordum, daha da uzaklaşıyordum. O beyaz duvarların içindeki yalnızlık beni yavaşça sarhoş ediyordu.Her duvar,bir bariyer gibi üzerime kapanıyor,her nefes,daha da daralıyordu.Sadece beklemek,sadece donmak kalmıştı.
Dizlerim,sanki bir yabancı tarafından kilitlenmiş gibi hareket edemiyordu. Gövdem ve ayaklarım,ruhsuzdu.Tek hissettiğim göğsümdeki et parçasının sıkışmasıydı.Ellerim dondurulmuştu, her şeyin buz gibi olduğu, hiçbir şeyin içimi ısıtamadığı bir yerdi burası. Gözlerim, bu duvarları ya da dış dünyayı görmeyi reddediyor gibiydi. Her şeyden kopmuş, bir hiçliğin içinde sürükleniyordum.
Ve sessizlik. O kadar yoğun bir sessizlik vardı ki, kulaklarımda çınlıyordu. Ne bir ses, ne bir fısıldama... Sadece duvarların içinde yankı yapan kendi yalnızlığım kaldı. Ne düşünebiliyordum, ne hissedebiliyordum. Varlığım, sadece bir anın içinde kaybolmuş, bir iz gibi silinip gitmişti. Zihnimde her şey birbirine karışıyor, her şey kayboluyor ve ben sadece boşlukta sürükleniyordum.
Ben,ben kendimi hissedemiyorum!
Kapı açıldığında donuk bakan gözlerim bunu yapanı buldu.Yosunları benim aksime daha keskin daha kendinden emindi.Açtığı kapıyı tekrar kilitlediğinde bana doğru attığı adımları saydım .
Üç,tam üç adım atmıştı.Ben nasıl nefes aldığımı bile unutmuşken o bana bir adım uzaklıkla tam karşımda durdu .
Gizlediğim herşeyi bir bir ortaya dökmek isterken girdiğim şoktan çıkamıyordum.
Gelmişti bana gelmişti ...Siyah botları,kazağı ,siyah pantolonu ,belindeki kaliteli deri kemer ve yüzü ...Bakmaya doyamayacağım o yakışıklı yüzü.
Kalbim tüm soruları elinin tersiyle ittiğinde titreyen elim usul usul ona doğru kalktı.Dokunmak istedim aylardır dinmeyen acım ona dokununca dinecekti .
"Ömer ..."
Sızladı yüreğim apansız bir ok saplandı.
"Yaşıyorsun " titreyen dudaklarımımın üstünden sıcak yaşlarım geçtiğinde çenemden boynuma doğru süzüldüler .
Dokunmak için canımı vereceğim gözlere titreyen elimi zorla ulaştırdığımda onun bir adım geri çıkmasıyla başımı salladım.
Kimse yok ki burada neden bırakmıyor bir kere dokunayım ?
Alt dudağımı ısırdığımda kendimi daha fazla tutamayıp aramızdaki farkı kapattım.Kollarımı beline sım sıkı sarararak başımı göğsüne yaslayıp kokusunu hıçkıra hıçkıra ağlayaraken içime çektim.
"Yaşıyorsun ,Yaşıyorsun ...Ömer kalbim çok acıyor hâlâ acıyor,sanki taşları boğazıma kadar yığmışlar .Çok acıyor çok acıyor yemin ederim çok acıyor..."
"Ben sen yokken öldüm biliyor musun ?"
Düşeceğimi hissettiğimde yumruklarım kazağını sıktı.İçimden kopan binlerce hıçkırık başımı yasladığım kazağı sırılsıklam yapmıştı .
"Bunu bana neden yaptın ki ? Neden yaptın ? Dayanamaz ölür demedin mi ? Neden yaptın Ömer? Ben sana bunu yapmazdım ben ölürdümde senin bu acıyı yaşamana izin vermezdim söyle niye yaptın,neden yaptın neden neden? "
İçim titreye titreye sorduğum soruya bedenim sarsıla sarsıla ağlarken bir cevap bekliyordum.Kokusunu içime çektiğimde barut kokusunun onu terk ettiğini onun yerini sigaranın aldığını fark ettim.
Dönen başımı dermanı kesilen bedenimi ne kadar daha ayakta tutardım bilmiyorum.Alnımı göğsüne yasladığımda tüm kırgınlığıma rağmen dudaklarımı deli gibi atışını hissettiğim kalbin üstüne bastırdım.Ne sesli ağlamamı durdurabiliyordum nede acıyan canımı .
O atmıyor diye yüreğim param parça olmuşken ve şimdi o kulağımın altında atarken ben ona nasıl sırt çevirirdim ?
Tepkisiz duran vicudunu geç fark etmiştim.Bana sarılmayan kollarına baktığımda kollarımı ondan ayırmadan başımı yukarı kaldırıp yüzüne baktım.
"Neden sarılmıyorsun bana kimse yokki burada ? Yine devam et görevine ama şimdi sarıl nolur ?"
Ben ona bakarken o gözlerini karşısındaki camdan ayırmıyordu.Kas katı kesilmiş beden,kollarımın altında dururken ben burnumu çekip kalbine bir kez daha dudaklarımı bastırdım.
"Biliyormusun Alparslan'ının gözleri sana çok benziyor .Gökçe'nin gamzesi var hatta senin istediği gibi saçlarını bir görsen lüle.Hani kızım olursa böyle olsun demiştinya tam öyle,timini çok seviyor timde ona deli oluyor hele Yiğit onu diğerlerinden kıskanıyor. Cıvıl cıvıl dur durak bilmiyor çok yaramaz Ömer,pıtır pıtır dolaşıyor.Seni bir kere görse çok sever hatta asla ayrılmaz babasından,beni hemen satar.Ne zaman bitecek bu saçma sapan görevin ne zaman evimize geleceksin ?"
Bana bakmayan yüzüne dokundu parmaklarım.Sakallarını hissetmeninin verdiği huzurla gülümserken iki sıcak damla daha hızla süzüldü yüzümden .
Yosunları bana dokunduğunda gözlerinde anlayamadığım bir ifade vardı.Göz kapaklarına dokundu parmaklarım.Dudağımı içten ısırdığımda nefes alamayacağımı hissettiğim.Ağzımı açıp derin bir nefes çektim.
"Ben...Ben,o yanmış bedene dokunduğumda senin derin elime yapıştı sanmıştım.Ömer ben sen gittiğinden beri hiçbir gece uyuyamayadım biliyor musun ?Ne zaman uyusam ellerimde senin derinle uyanıyordum.Neden söylemedin bana,neden bana anlatmadın ben rol yapardım neden bu acıyı bana reva gördün ki hiç mi acımadın bana ?"
Gözleri,yanağımdan süzülen yaşı takip ettiğinde sıcak yaşların yolak ettiği yolu izledi,dudaklarımın arasından sızan yaşa takılı kaldı.
"Neden sarılmıyorsun bana ?"
Sırılsıklam olan kirpiklerimi yumdukça ağırlıklarını hissediyordum.
"Neden konuşmuyorsun ?"
"Özlemedin mi beni ?"
"Kokumuda mı özlemedin ?"
Salya sümük onun kazağını mahvetmişken o gözlerini benden tekrar ayrıdığında tek ayırdığı onlar değildi .Kollarımı bedeninden ayrıdığında ona direnecek dermanım yoktu .
Gözlerimin içine baktığımda sesli sahte bir tebessüm yayıldı dudağına .
"Derin denizlerin fener balığını bilir misin,İlkuş ?"
Ağzından çıkanlarla benden bir adım daha uzaklaştı. Gözlerinde gördüğüm keyif,beni mazinin derin sulara çekmeden önce içimdeki güven duygusunun surlarına dayandı.
"O, avını çekmek için alnında parlayan bir ışık taşır. Küçük balıklar bu ışığa kapılıp ona yaklaştıklarında, ölümcül çenesi bir kapan gibi kapanır.Ama işin en ilginç yanı ne biliyor musun? O ışık, balığın kendisinden değil, onu besleyen parazitlerden gelir. Yani av, kendi sonunu getiren bir yanılsamaya kapılır."
"Ne ? " Dedim,hem ağlayıp hem gülerek,"Ne saçmalıyorsun sen ?"
Alt dudağını temizlediğinde odanın köşesindeki koltuğa genişçe oturdu.Sol bacağının bileğini,sağ dizinin üstüne attığında siyah botunu titretti .
Eliyle oturmamı işarete ettiğinde aklıma, onun evine onunla girdiğim ilk gün gümbürtüyle girdi .Sanki o günü hatırlamam için oturmuştu o koltuğa .
"Ne saçmalıyorsun dedim,Ömer ?"
"Duygularının denetimini iyi sağlayamadığını sana en başta söylemiştim.Eğer yapabilseydin şimdi karşımda böyle acınası durumda olmazdın ."
Yoooo ,yoooo yanlış duyuyorum!
Yanlış duyuyorum.Sisten kapanmak üzere olan gözlerime rağmen ayakta duramayacağımı anlayınca elimi arkamdaki koltuğunun üstüne bastırdığım,duygusuz bakan gözleri titreyen parmaklarıma takıldı.Yumduğum gözlerimi açtığımda dik durmaya çalıştım.
"Ömer,lütfen yapma bak her neyin içindesin bilmiyorum ama bunun geri dönüşü olmaz.Rolse rol ne istersen herşeye hazırım ama kalbim bana ağır geliyor,gerçekten kalbim bana çok ağır geliyor...Nolur yapma yada her ne yapacaksan anlat bana ."
Güldü ...Hemde ilk kez hoşuma gitmeyen şekilde güldü.Gülerken bile aurasını koruyan adam şu an karşımda o kadar şeytani gülüyordu ki bakmak istemediğimden yumdum gözlerimi .
"Ömer değil Za'ev !"
Hatırla Gül,birlikte esir düştüğünüz günü hatırla Ömer'in orada nasıl rol yaptığını hatırla.Hatırla yoksa bu sancı senin canını,yüreğinin damarlarını söke söke alır ...
Boğazımı temizlediğimde karşındaki koltuğa geçip oturdum.Tıpkı onun gibi genişçe yayıldığım koltukta yerimi aldığımda içim bu kadar dağılırken üstümdeki ceketin fermuarlını açtım.
Şu an altımdaki askılı atlet ve taytla karşında otururken bu oyununa devam etmesine izin verdim.
Bacağımı hissetmediğim diğer bacağımın üstüne attığımda gözümü kırptım.
"Gönder gelsin sevgili kocam ."
Her ne kadar dik durmaya çalışsamda omuzlarıma baktığımda onları biraz daha düşürsem atletin askıları omuzlarımı tutmayacak aşağı kayacaktı.
"Hâlâ nefes kesicisin ."
Gözleri beni baştan aşağı süzerken kaşlarım kendiliğinden alayla havaya kalktı.
"Senin kadar nefes kesemiyorum malesef ."Ben dokuz aydır nefes almayı unutmuştum ve az önce nefes almanın en ızdırap verici olanını tattım.
Beni okuduğunu bildiğimden kendimi saklamadan bakışlarından kopmadım.
Vazgeç dedi gözlerim.Vazgeç al kollarına,sarıl bana yapma bize bu zulmü...
Okudu biliyorum bunları okudu.
Zayıflamıştı ve bunu görmek kalbimi öyle bir sıktı ki bakmaya doyamadığım yüzünü,acıyı hissede hissede izledim.
Yorgundu gözleri,hemde fazlasıyla yorgun.Göz altlarındaki damarları iyice mora çalıp belirginleşmişti.Kasları birşey kaybetmesede yüzü çökmüştü.Bu sanki bir günün yorgunluğu değildi .
"Sigaraya mı başladın ?"
Alakasız sorum onu gafil avlamıştı.Benim onu incelediğim gibi onunda beni incelediğini,kendini toparlamaya çalışmasından anladım .
"İyi koku alıyorsun ."
"Senin kadar iyi koku almıyorum.İstersen üstümdekini çıkarıp verebilirim özlemişsindir ."
Keyifle geri yaslandığımda o ifadesizliğini bozmadı.
Eğlence gibi gözüksede soğuk bir nefret vardı dilimde.Sözlerimin onu sarsamsını ufacıkta olsa bir mimik oynatamasını bekledim ama olmadı.
Dilinin ucunu alt dudağında boylu boyunca usulca gezdirdiğinde boğazını temizledi .
"Üstündekilerin hepsini çıkartacaklar zaten acele etme ."
Öldüğünde bile bu kadar acımamıştı canım.Sım sıkı yumduğum gözlerimin üstüne elimi kapattığımda kolumun dirseğini bacağıma yasladım. Boynumdan başıma vuran ani ağrıyla ensemi ovaladım.Bedenime inme inmezse,bu günden itibaren güçlü bir bünyem olduğuna inanacağım.
Burnumu çekip nefes aldığımda gözlerimi açsamda ona bakamadım.
Bir elim alnımda diğer elim ensemde ağrımı hafifletmeye çalışıyordum.Aslında aklımı yitirmemeye çalışıyordum.Zangır zangır titreyen yüreğimi duymamaya çalışıyordum.
"Kim olduğumu öğrendin mi ?"
Elimi alnımdan çekmedim,bakmak istemiyorum yüzüne asla bakmak istemiyorum.
"Hayır ."
"Peki kim olduğunu öğrendin mi ?"
"Hayır ."
"Öğrenemedin çünkü benim acımı yaşmakla meşguldün öğrenemedin çünkü benden zorla peydahladığın iki çocukla uğraşıyordun ."
Alt dudağımı dişlerimi öyle kanattı ki çizdiğim dudağımın kanının ağzıma doluşuyla gözlerimi ona çevirdim.Büküldü boynum,yapma dedi kalbim yapma dedi gözlerim.
Baktı acımasızca baktı hiç acımadan baktı o değilmiş gibi baktı benim sevdiğim adam değilmiş gibi baktı.Süzülen yaşlarım,burnumun ucundan hızla düştü,geriye kalanlarıysa elimin tersiyle sildim.
"Basit bir asker kızı gibi gözüküyor olsanda, aslında Türk istihbaratının köklerine dayanan,Türk dünyasında saygı gören bir geçmişe sahipsin.Ailen, yıllarca gizli operasyonlarda, devletin en kritik görevlerinde yer aldı.O dönemin karanlık operasyonları, iç tehditlerin bertaraf edilmesi ve devletin sırlarının korunması için yıllarca yeraltı ağlarında mücadele verdiler. Zamanla, o eski yapılar yerini daha modern, daha gizli ve daha sofistike projelere bıraktı
Şu an, Türk devletinin kripto projeleri, ulusal güvenlik stratejileri ve yeni dünya düzeninde seni bekleyen bir rol var. Siyah odanın mirasçısı, gizli operasyonların sahibisin. Geçmişin seni buna hazırladı."
Annem ? Teyzem ? Babam ?
Kafam kazan gibi kaynıyordu.Kriptex bu yüzden bana mirastı peki Paşa tüm bunları kullanmama neden izin vermedi neyi bekliyor ?
"Demirhan Bozkurt kendini zeki sanan ama daha öz oğlu olmadığımı bile bilmeyen aciz bir yaratık .
Ben Daniev oğlu Za'ev !
Amacım seninle evlenmekti,sahip oldukların sana katlanmama değerdi.Ve değdide fakat üvey babam bu konuda zeki davranmıştı.Senden herşeyi saklamayı bir şekilde başarmıştı.Her gün ailenin yüzyıllarca biriktirdiği bilgilerin şifresini nasıl çözebileceğini düşündüm.Beş yaşında annenden ayrılmış olman bu şifreyi çözme ihtimalini katrilyonda bire indirdi.Ktiptex'in yerini bulsamda,
100 şifreden 99 u kilitliydi.Şifreyi büyük ihtimalle teyzen ölmeden önce sana bir ip ucu bırakmak için çözdü."
Teyzem ölü mü ?
Anlattıklarına asla yetişemiyorum.Sorun şu ki haklı.Ben daha beş yaşındayken annem öldü, Kriptex'in şifresi hakkında tek bir kırıntı bile yok hafızamda .
"Şu Daniev piramidin başındakilerden mi ?"
"Aşkla ilgilenmediğinde kafan çalışıyor ."
Sabır çekip derin bir nefes verdiğimde başımı koltuğa yaslayıp tavanı izledim.
"Bitti mi?"
"Şifreyi çözdüğünde herşey bitecek ."
Attığım sahte bir kahkahamı susturduğumda gözlerimi yeşillerine sabitledim.Gözlerinde gördüğüm ilk zaaf vatanı olan,şehit olan adam vatan haini olamaz ya ! Olmaz ...
Şu an böyle baksada ben onun kalbinin atışını biliyorum bu adam bana yalan söylüyor oyun oynuyor hepsi Paşa'nın pilanı...Biliyorum.
"Bana aşıktın ." Buz gibi olmuş dudaklarımı ıslattığımda elini koltuğun başına yasladı .
"Işığıma kapılmış bir avdın ." Dedi .
Herşeyin bir geri dönüşü vardır da,bana neden bu kadar ağır dönüyor ? Gitmek için ayakladığında sırtını bana döndü.İzin vermeyeceğim,bunu bana söyleyecek.Kolundan tuttuğumda önüne geçtim,parmaklarıma değdi yeşilleri...Bir kez sadece bir kez bana bir kez dokunmasına o kadar ihtiyacım vardı ki...
"Yapma adam yapma bunu bize yapma kalbim dayanmıyor gerçekten sadece güçlü durmaya çalışıyorum görmüyor musun? Yaşama ümidin bana hayatı geri beni bir kez daha öldürme Ömer ."
"Ömer değil Za'ev ! Ve ölmekten bu kadar korkma zaten en fazla iki üç gün yaşayacaksın ."
Acımasız sözleriyle sancılarıma sancı eklendi.İnsanlar böyle verem oluyormuş bu gün öğrendim.
İnsanlar nefesleri ciğerlerine
batınca ölüme davetiye çıkartıyormuşlar.Vicdansızlığın kol gezdiği aşık olduğum o yosunlara, sancılarla baktım.
"Buz gibisin oysa çok sıcaktın,hangisi canımı daha çok yaktı biliyorum ama nolur sarıl bana,nolur bir kere dokun,hiç birşey yapmıyorsun bari bir damla yaşımı sil ."
Bakmadı yüzüme bakmadı ....Bekledi ,bekledim.Acım her zerreme yayıldı.İstediğim sadece sıcaklığıydı.
"Bana bir kez sarılsana " Büktüm boynumu titredi dudaklarım yaşlarım süzüldü yanağıma,yumru oturdu boğazıma.
"Bir kez sadece bir kez başka hiç birşey istemeyeceğim ." Sildim yanağımdan süzülen bir damla yaşı daha...
"Lütfen "dediğimde boşta olan elimi yanağına koydum.Sızladı gözlerim.
"Ben her gece sen diye çığlık atarak uyandım.Ben sen diye toprağa sarıldım ben senin hasretini oğlumuzun gözlerinde dindirmeye çalıştım.Ömer kalbim çok acıyor vallahi çok yanıyor canım,nolur bir kez sarıl .Hiç birşey anlatma söyleme ama sadece bir kere sarıl nolur ki bir kere sımsıkı sarılsan ?" İçimi çeke çeke devam ettim."Hiç mi sevmedin beni adam hiç mi acımıyor şuran ? Taş mı koydun buranada duymuyorsun beni ? " Kolundan çektiğim elimi hızlı atan kalbine koydum.
"Ömer ben sen yokken öldüm.Ben her gün öldüm sen yoktun ben her yerde seni aradım ben yandım Ömer ben yandım.Ben her gün yandım.Sarılsana geçsin nolur bir kez sarıl sadece bir kez söz veriyorum başka birşey istemiycem sana zorluk çıkarmayacağım nolur bir kez sarıl bana,ben sandığın kadar güçlü değilim nolur sarıl.Sadece sarıl sonra istiyorsan onu yap."
Yüzüme bakmadan yanımdan geçip gitmek istediğinde attığı adımın karşına geçip büktüm boynumu .
"Hatırlıyor musun ,çocukken bir gece beni odandan kovmuştun ben yanlışlıkla senin kitaplarına meyve suyu dökmüştüm.Ama koridor karanlık diye odama gidememiştim.Sonra sen uyudun ben inat ettim yatakta oturmaya devam ettim ama sonra sen ağlayarak uyandın.Hiç unutamadığım bir geceydi.
Dokunma diye bağırarak uyandın.
Ağlayarak bana sarılır mısın dediğinde ben sana sırılmıştım.Onun hatrı için sarıl,ben kimseye borçlu kalmayı sevmem demiştin,bana borcunu var Za'ev borcunu öder misin ?"
Yine bakmıyordu yüzüme dudaklarımı ısırıp başımı salladım.
"Ben dokuz ay boyunca bir mezara sarıldım ben yanmış bir cesede sarıldım ! Ben senin yüzünden dokuz aydır bir gece bile uyuyamadım ben senin yüzünden YANDIM ! Duyuyor musun beni ? Ben senin yüzünden her gün her saat her dakika cayır cayır yandım !"
Yumruğum göğsüme sertçe indiğinde bakışları kalbimin üstündeki diğer elime değdi.
"Şuram var ya… şuram cayır cayır yanıyor. Çok bir şey istemiyorum ki… düşmanın bile olsam, bir kez… sadece bir kez sarılamaz mısın bana? Yaktığın o ateşi… azıcık olsun dindiremez misin? Ne olur… Ömer… seni hissetmeye ihtiyacım var. Yemin ederim, çok ihtiyacım var. Lütfen… sadece bir kere… bir kere sarıl bana. Ben seni çok özledim. Ben, toprağına sarıldım. Şimdi karşımdayken… bir kere sarıl.Bir kere ya sadece bir kere tıpkı eskisi gibi sarıl bana"
Sona doğru,hıçkırıklar arasında titreyerek döküldü sözlerim. Gözyaşlarım kontrolsüzce akarken, omuzlarım sarsıla sarsıla ağlıyordum. O ise… karşımdaki adam…
"Vay … demek düşman olsam bile," dedi ve bana, ve benim aksime gülümsedi. Kalbime ucu paslı bir ok saplandı sanki. O gülüşte merhamet yoktu. Sanki ben onun Sakurası değil de avıydım. Gözlerindeki o sadist parıltıya bakarken zorla yutkundum.
"O bilekliği oraya bilerek bıraktım," dedi, sesi taş gibi soğuk. "Bana geleceğini biliyordum. Paşa, benimle ilgili gerçeği öğrendiğinde sana kasaba dışına çıkma yasağı koyunca, bunu yapmaktan başka çarem kalmadı. Ama biliyor musun Gül… sen bana öyle aşıksın ki… şu an hâlâ, o kutsal davana, körü körüne bağlı olduğun bayrağa düşman olmama rağmen, bana umutla yalvarıyorsun."
Başımı salladım. "Hayır…" dedim fısıltıyla. "Gerçek değil bunlar. Bunlar gerçek değil ... sen bu değilsin…"
"Hiç mi sevmedin beni, Ömer?"
İçimde bir şey kıvranıyordu, can çekişir gibiydi. Gözlerindeki o nefret kıvılcımını gördüğümde geriye sendelememek için bütün gücümle direndim.
"Sen hiç kendine baktın mı?" dedi ve elini uzatıp ceketimden tuttuğu gibi beni kendine çekti.O an, aşağılanmışlık bir kurşun gibi göğsüme saplandı.
"Bir bana bak, bir de kendine. Söylesene Gül… o,ağlarına düşürmeye çalıştığın ahmaklar dışında, benden başka hangi erkek sana güzel dedi? Hangi erkek senin gözlerinin içine baktı?"
Sonra… güldü.
O güldü.
Ve ben… ilk kez herşeyimle yıkıldım.
Nefes almak zorlaştı.Elimle göğsümü tuttum,içimde bir yerlere saplanan o görünmez bıçağı aşağı çekmeye çalışır gibi.
"Sana dürüst olayım," dedi. "Kokun dışında hiçbir çekiciliğin yok. Ve kokun da olmasa… kimse sana kadın demezdi.Oynadım seninle.Sen bir fareydin.Ve ben, seninle zevkle oynadım. Hem de o kadar zevkle ki… o zevki bana yatağımda bile veremedin. Giyinmesini bile bilmeyen bir kadınsın. Kaç bıçak var üstünde, İlkuş?"
O adı…lanetliymişim gibi dudaklarından duyunca içim titredi.
"Biraz zorladım seni… az da olsa kadın olmayı öğrendin. Ama bana sorarsan… sana değecek hiçbir şey yoktu. Kullandım seni. Ve şimdi hâlâ karşımda,sana sarılmam için yalvarıyorsun.İlk dokunduğumda bile tiksindim senden. Bir Türk asla tercihim değildi ama… mecburdum."
ilk dokunuşu, göz göze gelişimiz, sustuğumda bile beni anlaması,"ben ırkımın asil kızına yenildim"diyişi...
Hepsi birer birer silindi.Sanki hiç yaşanmamış gibi.
Bir zamanlar nefesim olan adam, şimdi ruhumu çiğniyordu ve benim artık parmağımı oynatacak dermanım bile yoktu .
Her şey durmuş gibiydi. Yalnızca kendi içimde, kulaklarımda çınlayan o sözler yankılanıyordu:
'Bana söylesene Gül? O ağına düşürmeye çalıştığın ahmaklar dışında, benden başka bir erkeğin sana iltifat ettiğine hiç şahit oldun mu?'
'Kokun dışında hiçbir çekiciliğin yok.'
'İlk dokunduğumda bile tiksindim senden.'
Bulanan midem dönen başımla ondan başka tutunacak bir yer aradım tek tutanacak dalım oyken ben ondan başka herşeye tutunmak istedim.
'Biraz zorladım seni… az da olsa kadın olmayı öğrendin.'
Bir zamanlar nefesim olan adam, şimdi… ruhumu çiğniyordu.
Ve ben… yerle bir oluyordum.
Çığlık atmak istedim.
Bağırmak… koşmak… kaçmak istedim.
Ama sesim yoktu.
Ayaklarım yoktu.
Ben yoktum.
Mideme saplanan o bıçak gibi sözler yüzünden bedenim titredi.
Başım döndü.
Gözlerim bulanıklaştı.
Bir adım geri attım… ama tutunacak hiçbir şeyim kalmamıştı.
Sırtım gri demir dolaba sertçe çarptı.
Soğuk, keskin köşesi kemiğime işledi.
Ama o acı bile içimdeki kadar yakmıyordu.
Gözlerimi yere diktim.
Ellerim dolabın kenarında bir çentik arıyordu… bir kurtuluş, bir nefes arıyordu.
Bulamadım.
"Anne..."
Dudaklarımdan çıkan fısıltıydı bu.
Nefesimle karışan, çaresizliğimle yoğrulmuş bir isyan.
Annemin yüzü gözümün önüne geldiğinde…
Bana nasıl baktığını hatırladım.
Gururla… inançla…Şefkatle ...
Ama ben...
Ben onun katilinin oğluna âşık oldum.
Onun katilinin adını fısıldadım uykularımda.
Onun katilinin tenine dokundum.
Ve... onun katilinin gözlerine bakarak mutluluk hayali kurdum.
"Anne... affet beni."
Ayaklarım beni artık taşımıyordu.
Yavaşça yere çöktüm.
Dizlerimin üzerine… titreyerek, parçalanarak…
Bir zamanlar kurduğum hayallerin üzerine çöktüm.Son gücümle araladım dudaklarımı.
"Biliyor musun?
Bazen bir insanın yokluğu, varlığından daha çok yer kaplarmış...
Buradaki yokluğunu ölüm sanırdım.
Ne büyük yanılgı...
Meğer en derin acı; hâlâ nefes alırken,
birinin seni ölü gibi unutmasıymış.
Olur da bir gün o kalbin beni hatırlarsa,
dilerim ki Allah,
beni hiç gözünün önünden ayırmasın...
Ama — bir kere bile —
koklamayı nasip etmesin."
Sesim nasıl çıktı,onu bile bilmiyorum. Bildiğim tek şey, onun gözlerinin bana artık başka bir renkte baktığı ve benim,onu kendimden nefret ede ede gömmem gerektiğiydi.
Gitmedi. Kaldı orada.
Ona bakmaya gücüm yokken, varlığını hissettikçe tükeniyorum.
Gözlerim artık sadece boşluğa bakıyor.
Yüzümde gözyaşları yoktu; çünkü onlar bile cesaret edememişti dökülmeye.
Bu... gözyaşının ötesindeydi.
Bu, bir insanın içten içe ölüşüydü.
Ve burada... demir dolabın önünde, soğuk taşların üstünde... O hiç sönmeyen yangın söndü.
Gül öldü. Ve yaşarsa... her gün yeniden ölecek.
İçimden yükselen uğultu, kulaklarımı bastırdı; dünya yavaşça uzaklaştı.
Nefesim boğazıma daha güçlü takıldı, göğsüm sıkıştı.
Nefes alabilmek için elimi,atletin açıkta bıraktığı bir anda terleyen göğsüme bastırdım.
Kalbim hâlâ atıyordu, ama sanki atışları yankılanmıyor; bedenimde hiçbir karşılık bulamıyordu.
Gözlerimin önündeki görüntüler bulanıklaştı. Sesler yankıya dönüştü.Burnumdan dudaklarıma akan sıcak sıvıya dokunmak istesemde gücüm yoktu.Dudaklarımın arasına hızla sızdığında metalik kan tadı midemi dahada bulandırdı.
İçimdeki boşluk karanlıkla doldu.
Bir elimi yere, soğuk mermere koymak istedim; ama kolum sanki bana ait değilmiş gibi ağırlaştı.
Son bir kez derin bir nefes almaya çalıştım. Olmadı.
Terleyen avucumla atleti aşağı doğru çekip göğsüme hava vermek istedim. Bu çaba bile beni terk etti.
Kollarım yana düştü. Ve o anda... tüm bedenimden ruhum çekildi.
Her şey kararıyordu.Hissettiğim son şey, başımla soğuk mermer arasına giren sıcak bir eldi.
"Ömer…"
Beni, göğsüne çeken sessizliğin içinde... bilincim usulca karanlığa savruldu.
BÖLÜM SONU
İyimisiniz,nasıl olduğunuzu merak ediyorum ?
Bu tarz bölümleri yazmayı çok seviyorum ama mental olarakta çok yıpranıyorum bu yüzden sizi düşünemiyorum bile .
Bu arada son bir bölüm daha atacağım ve birinci kitap final yapacak.
İkinci kitabı, süpriz bir ismin ağzından okuyarak başlayacaksınız🦋 Tabi o günleri,Gül sağ kalıp görebilirse xjsjsjsjs
Sizi seviyorum ae olun ❤️💕💔
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 31.87k Okunma |
2.99k Oy |
0 Takip |
48 Bölümlü Kitap |