
9 AY SONRA
ESMA
Elimdeki muz ezmesini ağzını açmış bekleyen Alparslan'nın ağzına verdiğimde minik dudaklarıyla birşeyler mırıldanıp uzun kiriklerini ikizine doğru çevirdiğinde baktığı tarafa çevirdim kafamı .
"Gökçeee!"
Kucağımdaki Alparslan'ı halıya bırakıp merdivenlerin önünde eline aldığı terliği ağzına sokan yaramaza doğru koşunca hoşuna gitmiş olacak ki keyifle çığlık atıp kendini silkeleyip ağzındaki terliği elinden bırakıp zar zor destek alarak ayakta durduğu için gülünce popsunun üstüne pat diye düşmüştü.
Kömür gibi kara gözlerinin önünü sabah bağlamama izin vermediği lüle lüle saçları kaplamıştı.Bağlamak istediğimde çığlık atıp üstüne birde bana sinirlenip saçlarını yolarak tokayı çıkardığı için şu an hem çok tatlı hem çok sevimli hem ısırılmalık hemede fazlasıyla yaramazdı.
Alparslan'a göre fazla kiloluydu.Öyle ki iğne vurmak istediklerinde kat kat üstüne gelen etlerini bir hemşire ayrırdıktan sonra diğeri ancak aşı yapabiliyor.Kumru,normal olduğunu söylesede Gül doktor doktor gezdirdikten sonra içi ancak rahat etmişti .
"Gel buraya yaramaz ağzını yıkayalım pis şeyleri sokup duruyorsun o minik ağzına!"
Kucağıma aldığımda yere inmek için mızmızlandı.Omzuna dökülen dağınık saçlarını yanağından uzaklaştırıp tombul yanağına öpücük kondurduğumda daha fazla huysuzlandı.
İmeklemeye başlar başlamaz Gökçe'yi beşikte kimse görmez ,uyusun beşiğine koyalım uyanır uyanmaz Vın...koca evde her yerde ararım.Acaba hangi dolabı açtı içine girdi ,acaba hangi duvarı tırnaklarıyla kazıyor ,acaba hangi terliği kemiriyor? diye dakikalarca arıyorum.
Su hoşuna gitmemiş olacak ki eşarbını minik parmaklarıyla çekip suyun hepsini yüzüme püskürdü.
"Bitti aşkım bak bitti ."
Bir eliyle eşarbamı çekerken diğer eliyle suya uzanıyordu.Sudan nefret ettiği falan yok şu an lavabonun içine koysam musluğa ağzını verip onu bile kemirir .
Tek derdi bağımsız olmak,kucak sevmemek ve herşeyi kemirmek .
Çığlık atınca o tiz sesin ufacık birşeyden çıkmasına artık alışmıştım ama kulak zarım vefat etmek üzereydi.
"Ya püf püf,terliği ağzına sokmadan önce düşünecektin onu ."
Çalan zil ile gözleri anında bana açılarak baktığında tebessüm ettim.Sanki bana aaaa kim geldi diyordu .Uzun sığ kiriklerini bana bakarken kırpıştırırken yanakları öpülmekten ve yerlerde sürünmekten sürekli yara olduğu için direndim.Ama kendimi tutamayıp öpünce hoşuna gitmediğinden çığlık atıp çırpınarak kendini geri atmaya kalkmıştı.
Lavabodan çıktığımda hâlâ bıraktığım yerde oturmuş elindeki mama kaşığıyla oynayan Alparslan'nın yanına kucağımdaki küçük eşkiyayı bıraktım.Muz ezmesi olan tabağı Alparslan'nın kafasına boşaltmaması içinde ulaşamayacağı kadar masanın üzerinde ortaya itekledim.
Gül gelmiş olmalıydı.Her cuma bıkmadan usanmadan Savaş abinin mezarına gidiyordu.Geceleri asla uyuyamıyordu.Başta herkes uyaması için çok diretmişti ama ne zaman uyusa evi yıkacak kadar büyük çığlıkla uyanıp uyandıktan sonra saatlerce ağlıyordu.Uyku sorunu yoktu.Kabettiği adamın ölüm anını ne zaman geceleri uyusa görme sorunu vardı.Dün gece Gökçe sorun çıkardığı için bayağı yorulmuştu koltukta kızıyla birlikte uykuya daldığını görünce belki bir umut aylar sonra rahat uyur,kabus görmez diye düşünsemde yine aynı acıyla sanki diri diri yanarak uyanmıştı .
Etkisinden o kadar çıkamıyorki sesi ve ağlamasından dolayı yüreği kopacak kadar korkup ağlayan kızını bile duymadı ."Ömer "diyerek dakikalarca sayıklayıp kendini sıka sıka dizlerini kendine çekip içini çeke çeke ağladıktan sonra ancak düzeldi.
Pikolojik desteği red etmişti aslında çok güçlüydü yada öyle gözüküyor.Gökçe uyuyunca sevinirken Alparslan uyuduğunda sanki dünyası başına yıkılıyor söylemiyor ama herkes biliyor.Oğlunun gözleriyle eşinin özlemini sanki azda olsa dindiriyor bazen onlara bakarken ağladığını yakalasamda kendini hızla toparlıyor .
İçimi sıkan düşüncelerden kopup kapıyı açtığımda karşımda gördüğüm adamla kapının kurpundaki elim titredi .
O da beni görmeyi beklemiyor olacakki elini ensenine atıp gözlerini kaçırdı .
"Şey ben-" Elinde tuttuğu market poşetine baktığımda bana doğru uzatmıştı.
"Gül istemişti ben o evdedir sanıyordum bilseydim sen varsın gelmezdim .Kusuruma bakma ."
Bana o kadar yabancı o kadar soğuktu ki her gece kafamı yastığa koyar koymaz aklıma gelip uykularımı kaçırıyordu.Ona olmaz dediğimden beri sessizce çekip gitmişti ve o gün giden sadece ayakları değildi bana şefkatle bakan adamda gitmişti.
Niye zoruna gidiyor Esma ? Sen istedin senden vazgeçmesini sen istedin...
Kahvelerine daldığımı bana fark ettiren gözlerini çekmesiydi.İnsan tek bir göz hareketiyle kırılır mı ?
Bunu istemedim,benden nefret etmesini istemedim.Mutlu olsun istedim daha iyi biriyle...Daha temiz biriyle .
Elindeki poşeti yere bıraktığında yüzüme aylar sonra bakıp iki kelam etmiş olsada onuda sanki silah zoruyla yapmıştan beterdi.
"Ba-bu" Ayaklarımın dibinde imeklediği ellerini yerden kaldırıp kendinin yüz katı olan koca adama elini yumup açarak kucak isteyen Gökçe'yi görünce buz gibi suratı melek görmüşe döndü .
"Gel gel -Emanetim."
Kollarının arsına aldığında
"Ba-bu "diyerek kollarını çırptı.Batur yanağına öpücük kondurduğunda gamzesini gösterecek kadar büyük bir sevinç çığlığı atmıştı.
Az önce ben öptüğümde edepsizleşen kahrını ben çekmeme rağmen beni anında satan küçük hainin,şimdi Batur'un saçlarını küçük parmaklarıyla çekip diğer elinin avuç içiyle yüzüne vuruşunu izliyorum.
"Şey içeri gel istersen Gökçe üşümezsin hava bayağı soğuk ."
İncecik sarı papatyalı penyesi onu ev çok sıcak olduğu için idare etsede dışarıda üşütürdü.
"Yok benim işim var siz alın Gökçe'yi ,Hadi bakılım git ablaya."
Siz ?
Benim kucağıma vermek istediğinde siz'i yutamasamda kucağıma aldım.
Gökçe benim kucağıma gelip Batur'dan ayrılır ayrılmaz önce alt dudağını büzdü ardından büyük bir yaygarayla ağzını kocaman açıp ağlamamaya başlayınca "Haydaaaa" diyerek onu tekrar kucağına aldı.
Küçüğümün gözünden saniyesinde pıtır pıtır akan yaşlarını eliyle sildi.
Minik kollarını ona sarıp yanağını omzuna yasladı.Islak yaşları onun gri kabanına süzülüyorken botlarını açmak için eğildiğinde kapıyı biraz daha açıp geri çekildim.
Koca cüssesiyle kucağındaki minicik melekle içeri geçtiğinde bende arkalarından kapıyı kapatıp salona ilerledim.Bebek bezi vardı,hatta evdeki bebek bezlerini satmaya kalksak bir yıllık yiyecek itiyacımızı karşılardı.Her gün timden biri elinde bir paket bebek beziyle geldiği için bez fabrikasına döndük.
Aslında ,Gül bunu bilerek yapmıştı...
Batur ile ilgili tek bir soru sormadı bana,birşeyleri anlamıştı ve kurduğu tek cümle şuydu .
'Geç kalma '
"Yaşlara bak ya ! Emanetim niye öyle ağladın sen he ?" Koltuğa oturmadan önce Alparslan'ıda kucağına almıştı.
Gür saçlarına öpücük kondurduğunda Gökçe hala ona sarılmış bozulan moreliyle duruyordu.Acaba baba eksikliğini onlarla mı tamamlıyor yavrucak ?
Savaş abi olsaydı belki herşey çok farklı olurdu.Batur ,Yiğit,Arda ,Aslan abi ,Emre, Mehmet ,Hasan ,hepsi bu ikisine çok düşkünlerdi .Görevde olmadıkları her gün mutlaka hepsi kapıyı çalar birşey lazım mı derler.Görevden döner dönmez hepsinin üniformalariyla kapıyı çaldıklarına defalarca şahit oldum.Gül hiç toparlanamasada tim bir kaç ay önce yavaş yavaş eski hallerine dönmeye başladı.
"Aslan parçası " Saçlarını karıştırıp öptüğü, Alparslan babasına o kadar çok benziyordu ki,bu Gül dışında timide fazla etkiliyordu.Gökçe ile gülüp eğlenirlerken ona sadece sarılıp derin derin bakıyorlardı.Tıpkı şu an Batur'un kucağında kabanın yakasıyla oynayan Alparslan'na bakarken daldığı gibi.Koca adamın gözlerinde beliren hüzün çene kaslarını germişti.
"Derslerine çalışabiliyor musun ?"
Başımı evet diye salladım.Sınava girdiğimde başıma gelen olay yüzünden kendimi kontrol edemeyip kriz geçirdiğim için bu yıl tekrar hazırlanıyordum.Gökçe yaramaz olduğu kadar uykuyada çok fazla düşkündü, Alparslan zaten fazlasıyla uslu bu yüzden vaktim oluyor.Bakıcı aradıkları zaman bana iyi geleceğinden emin olduğum için ısrarlarım sonunda Gül bunu kabul etmişti.
"Sen nasılsın daha iyimisin ?"
"İyim "Yüzüme bile bakmadan verdiği cevap içime oturdu.Ben sana benden nefret et demedim ki ?
"Birşeye ihtiyacın olursa çekinmeden söyle."
Bir tarafına Alparslan'ı bir tarafına Gökçe'yi oturturduktan sonra üstündeki kabanı çıkarışını izledim.
Altındaki yakalı siyah kazak kalın ensesini ortaya çıkarırken Gökçe'ye doğru eğilmesiyle artık yerini ezbere bildiğim boynundaki bene takılmamak için ağzımı araladım.
"İhtiyaçlarımı kendim karşılayabiliyorum çok şükür ."
"Yalandan hoşlanmam,Esma. "
Kahveleri bana buz gibi bakarken anlamadığım bu çıkışıyla kaşlarımı gözlerimin üstüne indirdim.
"Anlamadım ?"
"Yalandan hoşlanmam dedim neyini anlamadın ."
Bu adama bir anda yüklenen sertlik gerçek mi ya ? Niye bana böyle davranıyorsun Batur ,niye ?
"Ben burada sana hangi yalanı söyledim bunu anlayamadım ?"
"Gül'de bu iki çocukta komutanımın emaneti ne olduğu belirsiz adamları bir daha bu evin kapısına getirme birşeye ihtiyacın olursa benide aramıyorsan timden birilerini ara ."
"Sen beni neyle itham ediyorsun ?" Bu sefer sinirlenen de bendim öflelenende .
Yorulmuştum aylarca nefret kustu bana köşe bucak kaçtı.Yüzüme her baktığında nefretini her zerremle hissettim yinede çıkarmadım sesimi ama bu gün yaptığı şey o kadar ağrıma gitti ki kalbimin içimde yana yakıla sızladığı hissettim.
"Seni birşeyle itham etmiyorum.Beni yanlış anlama tabi ki hayatına birilerini alacaksın arkandayım yani arkandayız hepimiz sadece tanıştığın kişileri bu evden uzak tut ."
Çıldırmama ramak kaldı.Sahte tebessümüm yüzüme yayılırken başımı salladım.
"Biliyor musun seni çok yanlış tanımışım.İyi ki o gün sana hayır demişim ."
Gözleri gözlerime değdiğinde ağzımdan çıkanlar için saniyesinde pişman olmuştum.Hiç bir ifadesini aylardır ölçemezken şimdi gözlerinin bana bakarken nasıl kırıldığını okuduğumda yüreğim soluduğum nefesi bana haram etti.
Gökçe koltuğun başından destek alıp ayakta dururken onun dikkatini çekmek için omzuna vurduğunda tonlarca yük dolu topraklarını benden çekti.
"Ben öyle söylemek istemedim.Gerçekten öyle söylemek istemedim."
"Ne söylemek istediğini bilmiyorum.Ama o gün iyi ki hayır dedin sana katılıyorum ."
Titreyen ellerim oturduğum koltuğu sıkarken gözüme dolan yaşlarımı görmemesi için avucuma çektiğim kazağımla hızla sildim.Kapı ikinci kez çaldığında Gül geldiği için hüzün beni şimdilik terk etti .
Aslında onun yanında daha güvende hissetsemde hiç olmadığım kadar huzursuz oluyorum.
Ardımdan baktığını bilirken attığım her adımda titresemde zorla kapıyı açmayı başardım.
"Sonunda geld-in" Bu gün bu kız dışında bu eve herkes geliyordu !
"Beni böyle beklediğini bilseydim daha erken gelirdim esmer kız "
Karşımda duran Çağrı bana gözünü kırptığında gözlerimi devirdim.
Kar yavaştan yağmaya başladığı için siyah montunun üstünü beyaz toz taneleri yer yer kaplamıştı .Üstündeki karlara baktığımı fark edince kaşlarını gülümseyerek düşürüp eliyle karları silkelemeye başladı.
"Bence silmem pek işe yaramıyor biraz daha kapıda durursam kardan adam olacağım ."
Üstü kapalı içeri davet et iması yaparken elindeki şeffaf dosyaya baktım.Tabi ya !
Her ay yapılan dersane denemesine gidememiştim.Aslında hepsini bir düzene pilanlı programlı oturtsamda doktorum çarşamba olan randevuyu perşembeye çektiği için gidememiştim.
"Hiç aksatmazdın bir sorun mu oldu denemeye gelmedin ?"
"Yok ,yok olmadı sadece önemli bir işim vardı ondan dolayı gelemedim."
Denemeyi bana doğru uzattığında benim almak için uzattığım elim havada kaldı.Burnuma dolan odunsu koku ile başımı omzu omzuma değen boyu beni yanında çocuk gösteren adama doğru kaldırdım.
Hafif kavisli burnu,koyu mor dolgun dudakları esmer yüzü ve kızıl toprak rengi gözleriyle bu kadar yakınımda durduğunda beni irdeleyen kalbime yine yenildim.
Her zamanki sakin ve sessiz halinin yerini şimdi daha önce hiç görmediğim bir gerginlik almıştı.Çağrı'dan ayırmadığı bakışlarıyla elindeki deneme kağıdını avucunun arsında sıkıyordu ve sıktıkça şeffaf poşetten ses geliyordu .
"Siz Esma'nın bahsettiği abisi olmalısınız ."
Daha neler !
Savaş'la karıştırmıştı Batur'u,çünkü dershane masraflarımı karşılayıp beni Nisa ile birlikte kayıt için o götürmüştü.Kızlar o gittikten sonra akın akın üstüme yığılıp onu sorduklarında başımdan atmak için abim ve evli demiştim.Çağrı'da onu Batur sanıyordu.Toprak kızılları bana değdiğinde kuruyan boğazımı ıslattım.
"Abim değil ."
Abim değilde ben niye buna açıklık getirdim.Çağrı'nın kaşları kim dercesine kalkmıştı.
"Sen her denemeye girmeyenin denemesini evine mi getiriyorsun ?"
Gözünü kırparak sanki karşındakinin üstüne her an atlayacakmış gibi bakarken Çağrı'da benim kadar şaşırmıştı.
"Hayırdır birader kimsin sen ?"
Asıl şaşırmayı geldiğini fark etmediğimiz Yiğit'le yaşadım.Elini Çağrı'nın omzuna koyup kendi boyundan biraz kısa olan çocuğu sarsıyordu.Evin önünde kuş uçsa her nasıl oluyorsa Yiğit anında kapıda beliriyordu.Araya girmem gerektiğini fark ettiğimde içimden ufladım.
"Çağrı dershaneden arkadaşım ,ben dün gidemedim denememi getirmiş bana ."
Batur'un bakışları üstümde mekik dokurken ona bakacak cesaretim yoktu.Yiğit baştan aşağı Çağrı'yı süzdüzerken Batur,onun elini tutup omzundan indirdi .
"İçeri gel Yiğit !" Gözlerine bakmak istediğimde izin vermeden arkasını dönüp içeri geçmişti.Yanlış anladı,yanlış anladı.Kim bilir neler düşünüyor ?
Yiğit ,hiç ona ait olmayan bir soğuklukla Çağrı'yı gözleriyle kese kese içeri girdiğinde elimi oflayarak alnıma vurdum .Az önce otururken bahsettiği şey marketten dönerken Çağrı'nın bana yardım ettiği gündü .Ne kadar hayır desemde beni dinmeyip poşetleri eve kadar taşımıştı .
"Ben ablanla yaşadığını sanıyordum ."
Kafasındaki soru işaretleriyle zerre uğraşmak istemiyorum.Benimkiler bana zaten yetiyor !
"Öncelikle çok teşekkür ediyorum ve lütfen bir daha kapıma kadar gelme !"
Kapıyı yüzüne kapatıp içeri doğru hızla yürüdüm.Ben bu durumu nasıl düzelteceğim ?Az önce arkandayım dedi hayatına birine alırsan arkandayım dedi resmen ve o kişiyi Çağrı sanıyor !
İkizleri dizlerinde tutan Yiğit ,gözlerini Batur'a dikmiş sırıtırken Batur koltuğa kolunu yaslamış alnını ovalıyordu .
"Yakışıklı çocukmuş,bilseydim samimi bir arkadaşın o kadar kaba davranmazdım kusuruma bakma ."
Yiğit sözleri bana söylerken keyifli bir şekilde Batur'dan gözlerini çekmiyordu.
"Samimi değilim " Bezgince onun oturduğu koltuğun en köşesine oturduğum.
"Yakışıklı olduğu konusunda hemfikiriz yani ?"
Kurduğu cümleyi ilk idrak edemeyip tekrar tekrar düşündüğümde ne yapmaya çalıştığını anlayamadım.
Yanımda oturan adamın yüzüne bir daha bakamamam için uğraşıyor sanki .
"O konu beni ilgilendirmiyor ne yapmaya çalıştığınızı anlayamadım ama düşündüğünüz gibi birşey yok aramızda ."
Gülümseyerek kafasını salladında gözleri hâla benim bakmaya çekindiğim adamdaydı.
"Görüyon mu Milföy hamurum Esma'da senin gibi o kapısına kadar gelen yakışıklıları reddediyor sende anacığının memlekette bulduğu güzel kızları."
Annesi kız mı buluyordu ?
Alt dudağımı içten ısırırken bakışlarımı yerdeki siyah yünlü halıya indirdim.Bulacak tabi ...
O bulacakta , ben içime bir anda çöken ağırlıktan kurtulmanın yolunu bulur muyum ?
"Yiğit !"
"O son bulduğu kız çok güzeldi vallaha Allah sana bağışlasın evlen işte sen evlilik adamısın haksız mıyım Esma ?"
Beni bir anda konuya çektiğinde titreyen ellerimi eteğime sürttüp başımı yerden kaldırmadan kafamı salladım.Vicudum yine beni terk edip terleryerek titremeye başlarken kendimi sakinleştirmek için ayağı kalktım.Mama kabını elime alıp mutfağa gitmek tek kurtuluşumdu .
"Yiğit,sabrımın sonlarındayım zorlama.Beni bu gün zorlama !"
"Ne dedim lan ben annen buluyor işte güzel eli ayağı temiz mis gibi kızlar beğenmiyorsun senin iyiliğin için söylüyorum."
TEMİZ...
Elimde tuttuğum kap avuclarımdan kayıp düşerken sırtımdan terlerin süzüldüğünü hissettim.
Ve yerini yabancı eller aldığında gözlerim kapandı.Kulaklarımda pis sesleri susturmaya çalışmak için ellerimi kulaklarıma kapattığımda,
Temiz...
O kelime zihnimde yankılanıp duruyordu. Temiz. Temiz miydim ben? Temiz olsaydım, o karanlıkta defalarca kirletilir miydim? Temiz olsaydım, bedenimden utanır mıydım?
Onların elleri yeniden üzerimdeydi, tenimde yanık gibi iz bırakan dokunuşlar... Pis nefesleri enseme yapışmıştı sanki. Ellerimi kulaklarıma bastırdım, ağlamamı bastırmaya çalıştım ama artık dayanamıyordum.
Vücudum titredi, dizlerimin bağı çözüldü ve yere çöktüm. Oda dönüyordu, kalbim göğsümden çıkacak gibiydi. Nefes nefese kalmıştım ama sanki ciğerlerime hava dolmuyordu.
Titreyen parmaklarım yüzümü kapatmıştı. Dokunmasınlar... Kimse dokunmasın... Kimse yaklaşmasın... Zihnimde bir kapı açılmıştı ve oradan içeri yalnızca karanlık akıyordu.
Birinin sesi geldi uzaktan, boğuk, anlaşılmaz. Sanki suyun altından duyuyordum.
"Esma "
Biri bana dokunduğu anda vücudum refleksle geri çekildi, çığlık attım. Sanki o eller yine üzerimdeydi.Sanki pos kokan nefesleri boynumdaydı. Panikle geri süründüm, sırtım duvara çarpana kadar.
"Dokunma bana! Git!"
Nefesim düzensizdi. Kalbim göğsümü yumrukluyordu sanki. Midem bulanıyordu ağızarının pis kokuları midemi bulandırıyordu yine bulanıyordu midem,yine... Kafamın içinde o ses hâlâ dönüyordu:
Temiz...
'Temiz değilsin.' diye fısıldadı içimdeki o karanlık ses. 'Hiç olmayacaksın.'
Bir başka ses geldi sonra,daha yumuşak. Daha gerçek.
"Ben buradayım, tamam mı? Hiçbir şey yapmayacağım. Sadece buradayım.Aç gözlerini ,Esma benim Batur aç gözlerini"
..O ismi duyduğum an, içimde başka bir şey kırıldı. Batur...
O sesi tanıyordum. O sesi sevmiştim. O sese güvenmiştim. Ama onu bile kendimden korumam gerekiyordu. Onu kendimden koruyacak kadar seviyordum çünkü.
Gözlerim hâlâ kapalıydı ama vücudumun titremesi durmuştu bir nebze. Yine de o kelime, o lanetli kelime kazınmıştı tenime: Temiz.
"Aç gözlerini bak burdayım aç gör ben burdayım.Kimse zarar vermez sana ben burdayım ."
Kalbim bir an duracak gibi oldu. Gözkapaklarım ağırdı ama dayanamayıp araladım.
O oradaydı. Dizlerinin üstünde, yüzü endişeyle dolu, ama gözlerinde o bildiğim sıcaklık. Bana uzanacak gibi olmadı, bunu biliyordu. Sadece orada, yakınımdaydı.
İçimden bir şeyler kırılıp düşerken, bir yandan da kalbimde bir rahatlama hissettim.Gözlerindeki sıcaklık, yıllardır kaybettiğim bir şeyi hatırlattı. Güven... Sevgi... Benim için korkmadan bekleyen birinin varlığı...
Oradaydı. Tam önümde, nazik bir şekilde, hiç baskı yapmadan. Sadece oradaydı. O kadar yakındı ki, kalbim yeniden hızla atmaya başladı. O an, her şeyin fazla ağır, çok zor olduğunu düşündüm.Sıcak yaşlarım yanaklarımı yaktı."Batur..." diye mırıldandım, sesim kırık, zor duyuluyordu.
"Burdayım bak burdayım ."
Yiğit'in ona uzattığı suyu alıp bana doğru uzattığında dizinin üstünde bana doğru biraz daha yaklaştı.
"Bunu sana dokunmadan içirmeme izin verirmisin ?"
O bunu söylerken ben içimdeki hıçkırığı kontrol edemedim.Sanki yer yüzündeki herkesin elleri pisti ama onunkiler temizdi.Sanki ona sığınsam herşey geçecekti.
Kalbime yenildiğimde bardağı titreyen elimin tersiyle ittim.Gözlerindeki hayal kırıklığını takip etmeden başımı göğsüne yasladım.
Kalbim paramparçaydı. İçimdeki o karanlık, sürekli fısıldıyordu: 'Yapma, yaklaşma, yine incinirsin.' Ama Batur'un sesi, onun bakışları... O kadar sakindi ki. O kadar saygılıydı ki acıma yoktu içinde, sadece anlayış vardı. Ve ben, belki de ilk kez, birinin bana gerçekten zarar vermeyeceğinden emin gibiydim.
Bardağı uzatırken söylediği o söz hâlâ kulaklarımdaydı:
'Bunu sana dokunmadan içirmeme izin verir misin?'
Sanki elleriyle değil, kalbiyle yaklaşıyordu.Ve ben,içimdeki hıçkırığı bastıramadım. O an ağladım. Sadece ağladım. Çünkü o an fark ettim... Onun elleri kirli değildi. Yer yüzündeki herkesin dokunuşu iz bırakmıştı üzerimde, yanık gibi, yara gibi... Ama onunki sanki tenime değil, ruhuma dokunuyordu.Sanki yer yüzündeki en temiz oydu,kalbiyle,düşünceleriyle,
elleriyle en temiz oydu.
Göğsünden gelen kalp atışlarını duydum.Dünyanın en güvenli yeri gibiydi.Karanlığın içinde bir liman gibi... Korkularımı susturan bir sükunetle sardı beni. Ve ben... sonunda biraz olsun nefes alabildim.
O acı, odunsu kokusu içime işlerken, alnım hâlâ göğsüne yaslıydı. Derin bir nefes aldım, kokusunu içime çekerken kalbimin ritmi biraz yavaşladı. Sanki göğsünde değil de, yıllardır aradığım güven limanının tam ortasındaydım.
Gözlerimi yumdum. Karanlık fırtınalı bir gecede güvenli bir çatı bulmuşum gibi... Tüm dünyayı susturdum içimde. Ne geçmişin hayaletleri, ne zihnimde yankılanan o lanetli kelime. Hiçbiri yoktu o an. Sadece Batur'un kalp atışları vardı.
Ve ben, ilk defa kendimi biraz affedebilecekmişim gibi hissettim.
Ağlamaktan ıslanmış yanaklarımda soğuyan çizgiler vardı, ama onun göğsü sıcaktı. Dünyanın tek sessiz ve en güvenli yeri gibi...
Ellerim, eteğimin üstünde öylece duruyordu. Ne yukarı kaldırabildim, ne hareket ettirebildim. İçimdeki fırtına dinmiş sayılmazdı ama biraz susmuştu.
Ondan gelen çok hafif bir kıpırdanış hissettim o an. Başını biraz eğdi sanki. Yüzü benimkine daha çok yaklaştı, alnımın tam hizasına... Belki sadece bir anlık bir şeydi ama sonra, fark ettim... Kollarını kaldırmak istediğini.
Belime dolamak istediğini. O sıcaklığı bana vermek, belki de ilk kez beni tutmak istediğini...
Ama yapmadı.
Bir çekinmeydi bu, bir tereddüt. Belki beni korkutur diye, belki dokunduğu anda her şeyi bozacağını düşündü.
Sadece orada kaldı.
Başım göğsüne yaslı çok yakın ama mesafeli.
O sarılmadı.
Ben de sarmadım.
Öylece kalakaldık.
Sessizce.
Temizce.
Hiçbir şey söylemeden, ama her şeyi hissederek.
Her şeyin kırılgan olduğu o anda, küçücük bir varlık girdi aramıza. Ve her şey, bir anda başka bir renge büründü.
Minicik tombul ellerini siyah eteğime bastırdı önce, denge bulmaya çalışarak. Küçük, aceleci, heyecanlı...
Sonra bir bacak, sonra öteki...Sonra kendince ciddiyetle ayağa kalktı Gökçe.
Neşesi, sanki güneşin yeryüzüne düşmüş haliydi Gökçe'nin.... Sanki yürümek değil de, gökyüzüne çıkmak için çabalıyordu.
O an içimde bir şey çatladı.
Bir eli benim omzumda, diğeri onun kazağını titreyerek tutarken...
Sanki bizden parçalar toplayarak kendi dengesini kuruyordu.
Küçücük bedeniyle...
Püf püf etmekten hep ıslak ve pembe kalan ter temiz dudakları bir şeyler mırıldandı-anlamsız ama içimizi ısıtan sesler. Ve sonra... başını tıpkı benim gibi Batur'un göğsüne yasladı.
Pembe tombul yanağını ona yasladığında yetmedi, bir de gamzesini göstererek gülümsedi. Öyle içtendi ki... alt damağındaki iki minicik beyaz diş ışıldıyordu.
O bana döndü sonra...
O gamzeyle, o lüle saçlarıyla, o gözleriyle...
Baktı ve cıvıldadı.
Hayatın hâlâ ne kadar güzel olabileceğini yüzüme haykırdı.
Ben...
Ben o cehennemden nasıl çıkmam ki böyle bir bakışla?
Nasıl içim hâlâ karanlık kalır?
O koca kara gözlerle, kıvrılmış kirpiklerinin ardından.
Cıvıl cıvıl sesler çıkardı, sanki içindeki kuşlar ötmeye başlamıştı.
Mutluluktan titriyor gibiydi.
Başını benden gördüğü gibi Batur'a yaslamış ,ayakta durmaya çalışırken bir yandan kıkırdaması, bir yandan kendiyle gurur duyması öyle tatlıydı ki...
Sanki sadece ayakta durmak değil, kalpleri de yerinden oynatmak istiyordu.
Ben ona gülümsediğimde bir zafer kazanmış,bu anı bekliyormuş gibi minik bedenini sağa sola salladı.
Ama o heyecanla birden sendeledi.
Ve Batur,düşmesine izin vermeden tek koluyla tuttu onu.
Sanki elleri sadece Gökçe'yi değil, içimizdeki o darmadağın olmuş parçaları da tutuyordu.
Bir çığlık daha attı Gökçe, bu sefer mutluluktan.
Ve ben...
O an kendimi biraz geriye çektim.
Sakince.
İçimden yükselen tebessümle.
Sanki ilk kez, yaralarımın kenarında bir umut büyüyordu.
Gamzeli bir umut ...
•••
GÜL
Başımı onun mezarına yaslamıştım.
Omuzlarım, kollarım, dizlerim... bedenimle sarılmıştım ona. Sanki toprağın altından bile hissedebilecekmiş gibi... Sanki bu şekilde birazcık olsun yaklaşabilirmişim gibi...
Gözlerim kapalıydı. Nefesim ağır, titrek ve kesik kesikti.
Ellerimle mezar taşını kavramış, alnımı kırmızı beyaz kurdeleyle sarmalanmış ismine yaslamıştım.
Öylece...
Hiç kıpırdamadan...
Kar yağıyordu.
Önce hafifti, sonra daha iri tanelerle... Sessiz, usul usul ama ısrarlıydı. Zamanın geçtiğini, bedenimin donmaya başladığını yalnızca titreyen parmak uçlarımdan anlayabiliyordum. Ama umursamıyordum.
O yanımda değilken neyin sıcaklığı, neyin koruyuculuğu önemliydi ki artık?
Yalnızca başımı yasladığım yerde kar erimişti.
Sıcaklığım ya da gözyaşlarım... belki ikisi birden.
Ama alnımı kaldırdığımda gördüm - onun adı yazan taşın tam ortasında, yanağımı koyduğum yerde çember gibi açılmış bir alan vardı. Çevresi buz tutmuştu ama o küçük dairenin içinde kar yoktu.
Orası yalnızca bana aitti.
Yalnızca benim içimdeki yanığa...
Omuzlarıma, saçlarıma, sırtıma birikmişti kar.
Kirpiklerim ağırlaşmıştı, her kırpışımda birkaç damla daha düşüyordu ya kar ya yaş...
Sanki kardan bir kefene sarılmış gibiydim ama hâlâ içim yanıyordu.
Zaman durmuştu, dünya durmuştu, ben de onunla birlikte öylece kalmıştım.
Herkes gitmişti belki, ama ben gitmemiştim. Gitmeyecektim.
O kardan sessizlikte, mezarın taşına sarılmış bir kadının, sustuğu hâlde haykıran yalnızlığı kalmıştı geriye.
"Çok özledim, her şeyini çok özledim..."
Zaman yarayı uyuştururmuş, öyle diyorlar. Ama bu yara değil ki, Ömer.
Bu bir yanık.
Sen olsaydın cevap verirdin.
Sahi, sen olsaydın ben bu sorunun acısını yaşar mıydım?
Benimki yara değil ki uyuşsun, benimki yanık, Ömer.
Sen söndün de... ben o geceden beri yanıyorum.
Bitmeyen, dinmeyen, içime işlemiş bir alev gibi.
Geceleri uyuyamıyorum, biliyor musun?
Bu gece... ben senin kızını korkuttum. Gökçe'yi...
Çok ağlattım onu.
Kızdın mı bana?
Gökçe'ni ağlattım diye kızma bana, olur mu? Elimde değil ki.
Ben seni rüyamda görmek için dua ediyorum.
Bir kere... sadece bir kere.
Ama gözümü ne zaman karanlıkta kapasam, sen gelmiyorsun.
O gece geliyor.
O gecenin karanlığı...
O alev...
O yangın...
O kabus ...
O yanmış etin,içime işleyen kokusu...
Ve ellerim.
Ellerimde senin derin vardı, Ömer.
Senin yanmış derinle uyandım ben.
Bağırdım. Ağladım.
Ama sen gelmedin.
"Geçti güzelim, buradayım" demedin.
Sarılmadın bana."
Onun yine sarılmayacağını bildiğimden tekrar sarıldım toprağına.
"Ben seni hep o karanlıkta aradım.
Ama ne zaman kapatsam gözümü, ışık değil yangınla uyanıyorum.
Şimdi soruyorum sana, Ömer...
Şu mezarının üstündeki karları alıp acıyan göğsüme bassam...
Soğur mu yüreğim?"
Nefes alamayınca sarıldığım topraktan yavaşça ayrıldım.
İnceden yağan kar, üstünü örtmüştü.
Ama içimdeki yangına bir avuç kar bile değmemişti.
"Üşüyor musun gözlerine kurban olduğum ? Üşüme tamam mı ? Ben yanıyorum sen üşüme."
Her duamda iki dileği vardı,İlki bana yardım et Allahım,ikincisi onu bir kere görebilmek ama ikiside olmuyordu.
"Kızım ?"
Donmuş toparağı avucumda sıkarken başımı sesin geldiği tarafa çevirdim
Tipi yavaştan esmeye baslamışken elinde eski bir baston ile tam karşımda mezarın diğer tarafında duran yaşlı amcaya baktım.
Beyaz sakalı mavi küçük gözleri başındaki siyah şapkası boynuma sıkıştırdığı atkısı ve üstündeki biraz eski olan montuyla bana bakıyordu.
"Bana mı seslendiniz ?"
Başını salladı.Ömer'in şehit olmadan önce benden istediği şey için her cuma mezarın başına o hafta boyunca başıma takıp Kur'an okuyup namaz kıldığım yazmayı asıyordum ve o siyah yazmada parmaklarını usul usul gezdirdi.
"Yazmanın mezarda durmasına izin vermiyorlar ."
Nerden bildiğini sorgulamak istemedim .Ne zaman yazma assam geldiğim zaman yerinde olmuyor.Burada çalışanlara sorduğumda yasak olduğunu bu yüzden aldıklarını söylediler onlar atsada Ömer kokum olmadan yapmaz diye inatla yenisini asıyordum.
'Çünkü ben ancak senin kokunu solumadığımda yok olurum.'
"Islanmışsın kızım,hasta olursun böyle,saatlerdir buradasın ."
Yaşlı gözlerimi silip boynumu ona doğru büktüğümde dudaklarımı birbirine bastırıp boğazımdaki yumrunun yüreğime oturmasına sebep oldum.
Bana acıyan gözlerle baktığında gözlerimi kaçırmadım.Aylardır dik duruyorum herkesten saklıyorum kendimi ama bir yabancıya açsam ne olur ki dedim ?
"Adın ne güzel kızım ."
"Gül "
"Arlanıp,Gül olan mısın ?"
"Harlanıp kül olanım amca ."
Başını sallayıp eliyle astığım yazmayı okşadığımda engel olmak istesemde içimden bir ses karışma dedi.
"Ol deyince olduran Allah, Gül'e baharı, Kül'e İsa'yı gönderir"
Sözleri aylardır bir kere bile nefes alamayan ölü ruhuma su serpmişti.
"Bana ne bahar gelir nede İsa ."
O gelmedikten sonra neyleyim baharı neyleyim yeniden dirilmeyi ?
"Kalbinin derinliklerinde bir yangın vardır. Bu ateş seni yakar, ancak sadece senin izninle sönebilir. İyileşmek, yalnızca arzuyla gelir, derman, ancak ruhun kabul ettiğinde akar. Eğer senin içindeki geceyi aydınlatmak istemezsen, güneş bile uğramaz karanlıklarına. Unutma, her yaranın ilacı, önce o yarayı kabul edebilmekte yatar. Kendi içine bakmadan dışarıdan gelen ışık senin karanlığını söndüremez.
Bir tohum, toprağa düşmeden filizlenemez, evlat. Gönlün, ruhunun ilk adımını atmadığı sürece, hiçbir dokunuş seni değiştiremez. Derin sularda yüzmek için önce dalgaları kabullenmelisin.Rüzgar, yalnızca açık denizde eser; kıyıya vuran dalga ise, kendi içindeki umudu bulmalıdır."
Uzun bir sessizlikten sonra yavaşça gözlerini kapatarak bir cümle daha ekledi;
"İçsel bir çaba olmadan, dışarıdan gelen yardım, bir kuytu köşede bekleyen rüzgar gibi kalır. Gözlerini kapayıp bir şeyler beklemene gerek yok; gözlerini açıp kendi içindeki yolu aramalısın."
"Çok güzel konuşuyorsun amca ama sözlerin beni diriltmiyor."
"Dirilten yalnızca Allah'tır," dedi, usulca. "Ve unutma, her ölü, kendi zamanında uyanır."
"Bende o günü bekliyorum ya ." Bana tebessüm ettiğinde yanağımda ve göz pınarımda donan yaşlarla karşılık verdim ona.
"Beklediğin sonsuz uykudur kızım ama sen zaten o uykudasın."
Bu sefer tebbesüm eden bendim.
"Annem insan insanın hızırıdır derdi, hızırım mısın amca sözlerin çok güzel ?"
"Senin hızırın ben değilim kızım.Ah az daha unutuyordum ,"elini cebine attığında avucunu bana doğru uzattı .Elinin içinde duran bileklikle oturduğum yerden anında kalktım.
Kuruyan dudaklarımı ıslattığımda abana ait olan bilekliğe duğru ilerledim.Adımlarım durduğunda elimi titreyerek uzandı metale .
Dokunamadan yumdum avucumu .Oydu bu bileklik oydu.Aklım beni zamanda yolculuk için hızla geçmişe çekti .
"Bunu bu sabah düşürmüşsünüz bizim çocuklar bulmuş ."
"Bana ait olduğunu nereden biliyorsunuz ?"
"Bu sabah bileğinizde gördüm ."
"Emin misiniz bileğimde gördüğünüze ?"
"Yanınızdaki sarışın bayan kolunuzu cimciklediğinde siz kıyafetinizi yukarı çekip sıktığı yere bakarken gözüme çarpmıştı ."
"Bir sorun mu var, Dağhan?"
"Hayır komutanım!"
"Her şeyi böyle dikkatli inceliyor musun, Dağhan?"
"Gözüme çarptı komutanım."
"Gözün bir daha 46 saniye çarpmasın, Dağhan!"
Dağhan'nın bana vermek için geldiği bilekliği Ömer almıştı ve ben o bilekliği bir daha hiç görmedim.Peki bu gün bu bilekliğin bu amcada ne işi var ?
"Bunu geçen cuma mezarın şurasında buldum.Senin olmalı."
Ağzım dudaklarımdan başlayıp soluk boruma kadar kuruduğunda yer sanki ayaklarımın altından kayıyordu.Sırtım terlerken bir anda sarsılarak kaybettiğim dengemi amca kolumdan tutarak sağladında birşeyler söylesede şu an duymuyordum.
Elim göğsüme gittiğinde geçmişin zihnimde dönen fırtınasına tekrar çekildim.
"Güller karanlıkta yaşamaz, hele ki beyazı...Beyaz gülün hikayesini biliyor musun?"
"Hayır, sadece kırmızının ölüm, beyazın ayrılık getirdiğini biliyorum."
"O hikayedeki başrol olmak istemiyorsan, bu kasabadan git."
"Burnun kanasa,burama saplanan acıyı bir Allah biliyor.
Bilmiyorsun, güzelim... Nasıl bir ateşe düştüğünü bilmiyorsun.Bu hayat sana savaş gibi geliyor ama bu, savaş değil Gül... Savaş daha başlamadı."
"Olaylar çok karışık vaktin vardı, vaktim vardı ama sen bu gün buraya gelerek herşeyi mahvettin.Ben kolay yolunu bulmuştum sen bu gün herşeyi batırdın ve geri dönüşü yok,düğmeye basıldı !"
"Bana nefretle bakamazsın ."
"Kızım iyimisin ?"
Beni silkeleyen adam dünyaya beni geri çağırdığında kafamı salladım."Hı ,Hı iyim amca iyim ."
Elindeki bileklik için avucumu açtiğimda endişeli gözlerine rağemen metali avucuna bıraktığında.
Bu gibi havada alnımdan süzülen terlerle ilerledim.
"Kızım birşey mi oldu ?"
Arkamdan seslendiğinde aklımın düşünmeye zorlandığı şeyi dilim kalbime itaat ederek dışarı döktü.
"Ölü dirildi amca,ölü dirildi ."
BÖLÜM SONU
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 31.87k Okunma |
2.99k Oy |
0 Takip |
48 Bölümlü Kitap |