
İlk aşkım, bebeğim, sivrisineğim, cırcır böceğim... sonunda kavuştuk ha Batur'um! Sen de beni özledin mi?"
Daha içeri adımını atar atmaz Yiğit'in neşeyle başının etini yemeye başlamasıyla, Batur'un yüzünde koca bir bıkkınlık beliriverdi. Gözlerini kısarak derin bir iç geçirdi, sanki içinden "Allah'ım sabır ver" der gibiydi.
Adımlarını sürüklercesine attı, yanımdaki koltuğa boynu düşmüş halde oturdu. Sessizce göz göze geldik. Ufak bir gülümseme sundu bana.
Burası Karadeniz'deki o eski küçük üsse kıyasla neredeyse bir kale gibi geliyordu bana. Duvarlar daha temiz, eşyalar daha modern, koltuklar deriyle kaplanmış ve her yer adeta "düzenli ol" diye bağırıyordu.
Haftasonunu çocuklarla geçirmenin o tatlı yorgunluğu hâlâ üzerimdeydi, ama sadece bu da değildi. Birkaç kritik görüşme ve... Yeniden mesleğime döndüm. Hem de kalbimle, ruhumla.
"Aşkım ,milföy hamurum özledin mi beni ?"
"Hasan, çek tabancanı, sık bana... yoksa kusacağım gerçekten."
Tim siyah deri koltuklarda öyle yayılmışlardı ki, sanki birazdan dizi açacaklar hep beraber izleyecekler. Hasan kıkırdarken elini gerçekten beline attı. Gözlerinde o çocukça muziplik vardı.
"Sıkayım mı komutanım, emin misiniz?" dedi, gülümserken kaşını kaldırarak.
O sırada kapı aralandı. Kumru, arkasında Nisa ile içeri girdi.Her zamanki gibi yüzü ciddi, adımları ölçülüydü. Nisa ise gözlerini üzerimize dikmiş, içerideki enerjiyi tartmaya çalışıyordu.
Gözüm otomatik olarak duvardaki saate kaydı.
07:57.
Tam zamanında.
"Sıkayım mı?' diyor ya... Köyün bütün delileri yine toplanmış," dedi,başın iki yana sallayarak.
İçeri girdiği an Yiğit'in gözleri hemen ona kilitlenmişti. Dört yıl da geçse, bu ikisi birbirine bakınca zaman duruyordu. Soğuk savaş gibiydiler.
Biri Abd öteki Rusya gibi.
"Kara kargası da geldi. Tam oldu!"
Bunu söylesede bakan herkes onun içten içe mutlu olduğunu anladı. Kumru'nun gözleri daraldı, çenesini hafif yukarı kaldırarak ona ters ters baktı. O anda göz göze gelmemeleri imkânsızdı.
İkisi de burada olduğuna göre artık kadro tamam sayılırdı. Gerçi, söylentilere göre time iki yeni uzman alınmıştı ama henüz yüzlerini gören olmadı.
"Emirde mantık aranmaz, emir sorgulanmaz, emir... emirdir. Çelişki durumunda ilk verilen emir geçerlidir."Hasan hâlâ Batur'um sık diyişine takılıyken o ikisi birbirlerine düşman gibi bakmaya devam etti.
Alnımdaki damar atmaya başladı. Bir bezginlik çöküp boğazımı sıkıştırdı. Bu sabahı tartışmasız atlatmak istiyordum.
"Başım çatlıyor... lütfen, arıza çıkarmayın. Susun."
"Milföy hamurum, gel biz seninle baş başa hasret giderelim. Gel otur yamacıma."
İğrenç bir romantizm denemesiydi. O an Batur resmen yerinde kıvranarak Kumru'ya döndü:
"Kumru... kusmak üzereyim. Bir şey yap. Tıpta bu heriften kurtulmanın bir yolu yok mu?"
Ben, Nisa'nın bana dikkatle baktığını hissederken göz ucuyla Kumru'ya döndüm. Kumru'nun yüzünde buruşmuş bir ifade vardı; ağzını ve burnunu bükmüş, sanki gerçekten bir mikrop görmüş gibi bakıyordu Yiğit'e.
"Bu salaktan kurtulmanın yolu olsa, o yolda maratona çıkarım, Üsteğmenim. Ama maalesef... yok."
"Kalbimi kırıyorsun milföy hamurum. ,bulmuşsun benim gibi ,Dalyan gibi Yiğit'i beğenmiyorsun.Peşimde ne doktorlar ne avukatlar ne hakimler dolanıyor ."
"Abi yok ben gideceğim.Timi niye tekrar topladılar ki ya bu herif gider yada ben !"
"Ayağına çorap yoluna daş olurum Batur'um."
"Time yeni gelenleri gören oldu mu?"
Emr'nin, yerinde genişçe yayılarak sorduğu soruya ilk cevap veren Mehmet oldu.
"Ben görmedim,"
"Ben de görmedim," diye ekledi Hasan.
"Time kimse alınmıyordu. Bu beni şaşırttı," dedi Yiğit, doğru bir noktaya parmak basarak.
O an gözlerim hepsinin üniformalarında yazan kan gruplarına takıldı. Hepsinin kan grubu 0 Rh+.
Her üyenin kan grubu aynıydı.
Hepsi hariç biri...
Arda. Onun kan grubu AB Rh+.İşin asıl tuhaf tarafıysa, cevabın da tam burada gizli olmasıydı.
"Time en son sen alındın, değil mi Arda?" diye sordum.
"Evet " dedi, biraz tedirgin bir ifadeyle.
Gözüm Kumru'ya kaydı. Onun bir doktor olarak bunu fark etmemesi imkânsızdı.Hele onun gibi bir doktorun fark etmemesi en imkansız...
Ve gözleri bana bunu bildiğini söyledi.Kan uyuşmazlığını çok önceden fark etmişti. Çok daha önceden anlamış ama benimle paylaşmamıştı. Belki paylaşsaydı, tüm bu olanların bir oyunun parçası olduğunu çok daha önce anlayabilirdim.
"Ömer'in gerçek kan grubu 0 Rh+. Ancak Daniev'in oğlu olarak kaydedildiği için resmi kayıtlarda ve üniformasında AB Rh+ yazmak zorundaydı. Yani üniformasında taşıdığı bilgi, doğru değildi. Ve bu, savaş alanında ölümcül bir risk.Ama bu projeyi tasarlayanlar, en küçük detayı bile tesadüfe bırakmayacak kadar titizdi."
Derin bir nefes aldım. Şimdi anlatacaklarım, sistemin mantığını da kırılma noktasını da açığa çıkaracaktı.
"0 Rh+, evrensel vericidir. Her gruba kan verebilir ama yalnızca kendi grubundan alabilir. Eğer 0 grubundaki biri yanlışlıkla farklı bir kan grubuyla beslenirse, sonuç kaçınılmazdır: ölüm.
Bu yüzden timdeki herkesin kan grubu 0 Rh+ olarak seçilmişti.Ömer'in üniformasında yazan kan gurubu sahte olsada 0 kan gurubu genel verici olduğu için kimse bu detayı sorgulamazdı.
Mantıklıydı.Hesaplıydı. Hatta fazlasıyla kusursuzdu.Ve en önemlisi: ölümcül anlarda bile güvenliydi."
Ama Arda...
Bu kusursuzluğun içinde bir istisnaydı. Çünkü onun kan grubu da AB Rh+ idi, tıpkı Ömer'in üniformasında yazan sahte grup gibi.
Bu da demekti ki, bir çatışma anında, bir yaralanma durumunda,Ömer'e kan ihtiyacı doğduğunda,
ilk koşacak kişi Arda olurdu.
Ve kanı o verecekti. Çünkü kan grubu birebir örtüşüyordu en azından etikettekiyle.
Arda'ya döndüm.
"Sen, Ömer'in seni bu time almak için çok uğraştığını söylemiştin..."
Çünkü Arda'nın babası nüfusunu kullanarak Arda'nın özel kuvvetlere olmasına engel oluyordu.
Sessizlik ağırlaştı. Sanki herkes birkaç saniyeliğine nefes almayı unutmuştu.
En son üç gün önce gördüğüm, ağlayacaksan benim kollarımda ağla diyen adamın yaptığı büyük fedakarlığa baktım.Canı pahasına,Arda'yı bu time herkesi karşısına alarak almıştı .
"Sanırım Ömer, hem babana hem Paşa'ya hem de kendi hayatına rağmen seni time almış."
Sözüm biter bitmez içeri girdiğinde kalbim beni ayaklarının altında çiğnedi.Onu en son ne zaman üniformayla gördüğümü hatırlamazken içim bu görüntüyle ona karşı ördüğü duvarların altında kaldı.
Ardından gelen Aslan ve iki kişiyi çoktan kenara atmıştı gözlerim.
Yaşı 34 olmuştu birkaç ay sonra 35 olacak.Bense yaşlanmadım çöktüm ama onun için ikiside imkansız.Ne göz alan her kadının hayali olan o fiziği nede yüzü yaşının zerresine erişemiyordu.
En çok neyi özledim bilmiyorum.Belki kalbimin yeniden atmasını ,belki onun hâlâ bu vatanın bir subayı oluşunu ,belkiler çok.
Sıkışan kalbimin üzerine elimi götürmek istediğimde direndim.
Şu an nefesimi kesen onun hâlâ bu üniforma içindeki koyu yosun gözlerinin bana şefkatle,sevgiyle ,acıyla ,özlemle sanki hiç..hiç kıyamayacakmış gibi bakmasıydı .
BAKMA BANA BÖYLE BAKMA ADAM !
Kendimi toparlayabilmek için gözlerimi ondan kaçırdım.Nefesim boğazıma batırdu.Onu görmek canımı acıtıyor onu görmek yaralarımı kanatıyor.Onu görmek bana iyi gelmiyor...
Allahım kalbim çok acıyor.
Tim ayaklandığımda bende onlara bakmadan ayağı kalktım.
Hava almak istiyorum sadece nefes almak istiyorum.
Sırtımı döndüğümde buradan çıkmak için ilk adımımı attım.
"Gül nereye ?" Aslan'nın sesi ilişti kulağıma .
"Hava alacağım biraz ."
"Çocuklarla tanışsaydın hem özledik seni."
Kalırsam ağlarım...
"Ben biraz hava alayım sonra tanışırım onlarla ."
Dolan gözlerimi sildiğimde herkesi arkamda bırakıp ilerledim.Burası tavanı beş altı metre yükseklikte içine bir orduyu sığdıracak genişlikte hem timin giyindiği hemde dinlenip eğlendiği içinde küçük oyun aletlerinin olduğu bir odaydı .
Tam kapıdan çıkacakken karşımda gördüğüm adam ve kadınla olduğum yerde donup kaldım.
Ben kaçmak istedikçe hayat daha fazla canımı yakmak için çabalıyordu .
Paşa...
Yeni görevi kabul ederken bile görmedim hoş görmekte istemiyorum.Hele şu an yanında duran sözde annemin kardeşi olan bu kadını asla görmek istemiyorum.
Son bir cesaretle yanlarından geçtim.
Güçlü olmak istedikçe birşeyler beni ayaklarımdan tutup sanki aşağı çekiyordum.
"Sana kaçmayı öğretmedim."
Sus Sus Sus ! Sus adam sen konuşma sus!
Dolan gözlerimi sım sıkı yumdum.Ağlamayacağım asla ağlamayacağım.Dik durmam lazım .Çocuklarımı buldum Gökçe'm var Alparslan'ım var artık dik durmam lazım.
Onu takmadan ilerledim.
"Kaçmak korkların işidir İlkuş ! O iki çocuğu korkarak büyütmezsin !"
Nefret beni ele geçirdiğinde ona dur demedim.Sıktığım yumruklarımla ona doğru döndüğümde dik tuttuğum başımla aramızdaki farkı kapatmak için dört adım attım.
Gülsüm ve o bana doğru bakarken bize bakan time sırtları dönüktü.Bu saatten sonra ne sırlar ne geçmiş nede kimsenin kalbi umrumdaydı.Canım bu kadar yarken kimseyi düşünmem.
Kuruyan alt dudağımı ıslattım.
"Senden mi öğreneceğim çocuk büyütmeyi ?"
Gözlerimle baştan aşağı onu süzdüm artık saçları tamamen beyazdı ve yanındaki kadın... yıllardır özel günlerimde sadece gözlerini gördüğüm beni takip eden ,hayatımı çalan ,anneme çok benzeyen o kadınıda süzdüm.
Alayla nefretle belkide kinle...
"İki oğluda kendisine baba demeyen adam mı öğretecek bana çocuk yetiştirmeyi ?"
Kumru ve Nisa buraya doğru harketlenmişlerdi taki ağzımdan çıkanları duyana kadar herkesi dumura uğratan bu sözlerim Paşa'nın yüzünde mimik oynatmazken kalbini dağıttımıştı bunu biliyorum .Seni tanıyorum Demirhan Bozkurt .
Ve Gülsüm onun yüzünde sadece acı vardı bu kadın karşımdaki adama öyle bir aşkla bakıyordu ki sanki sözlerim Paşa'dan çok onu yaraladı .
"Gül !" diye araya girip bana doğru adım attı.Bu güne kadar kimsenin sergilemeye gücünün yetmeyeceği kadar sahte bir gülümsemeyle ona baktığımda kaşlarımı kaldım.
"Ne o Gülsüm hanım yoksa sen mi öğreteceksin ? 4 yaşındaki oğlunu terör kampına bırakan kadın mı öğretecek bana çocuk büyütmeyi !"
"İlkuş !" Diye bağıran Paşa'yı takmadan onun gözlerine bakmaya devam ettim .Başım dikti .
Bir annenin gözlerinde görüp görebileceğim en büyük yıkımı gördüğümde içim zerre cız etmedi.
Asla acımayacağım kimseye.
"Acın var diye susuyorum ama haddini
aşarsan sonuçlarına katlanırsın !"
"Neymiş sonuçlarını anlatta bilgim olsun !"
Ömer...
Sert adımlarıyla sakin sakin gelip yanımda durduğunda öfkem beni yine kundakladı .
Tek cümle bu aileden nefret ediyorum...
"Sen karışma ,bu onunla benim aramda !"
Öyle bir baktı ki babasına sanki benim üçüne duyduğum nefret onun sadece babasına duyduğu nefretin yanında toz olamazdı.
Kalbimin bir tarafı onun yanımda duruşunu derman sandı.Yanımdaydı yine eskisi gibi,karşımda kim varsa karşısındaydı...
Elleri arkasında bağlı benden sadece bir adım önde duruyordu ve yine bu koca cüssesinin yanında küçücük kalmıştım.
"O artık senin altında değil seninle aynı konumda ,oturduğun koltuğa o da oturuyor.Ve şunu unutma karımla aranda olan herşeyde aranızda olacağım ama ona had bildirmeye kalkarsan arada olmam direk karşına dikilirim Demirhan Bozkurt!"
Paşa'nın yüzündeki ifade bana hiç iyi şeyler olmayacağını söyledi.Bu adam kelimelerle bir insanı delirtir,yıkar,öldürür...
"Kendini çoktan senden vazgeçmiş birini hâlâ korumaya çalışırken bulmak...Sen arada olduğunu mu düşünüyorsun hâlâ ?"
Alayla güldü...
Yapma,yapma bunu Paşa!
Neyin peşindesin amacın ne ,neyi ölçmek istiyorsun ?
"Onun gözlerine iyi bak oğlum iyi bak ve onun için hiçbir yerde olamayacağını gör.Ha illada görmek istemiyorum dersen dün avukata gitti bu gün boşanma evrakları sana ulaşınca görürsün ."
Beni takip mi ettiriyorsun Paşa ?
Ömer bana baktığında boynunu hafifçe büküşü kaşlarını azda olsa gözlerine düşürüşü benden birşeyleri aldı götürdü.Oysa ben benden birşey kalmadı sanırdım.
Baktı...baktı ...İnkar et diye baktı ama etmedim.
"Sen beni takip mi ettiriyorsun ?"
"Seni ben yetiştirdim İlkuş takip edilemeyeceğini unuttun mu ?"
Verdiği yanıtla sabır çektim.Ömer'in gözleri hala bendeydi ve inkar etmeyip sorduğum soru ona gerçekten boşanmak için başvurduğumun cevabını verdiğinde gözlerim görmesede kalbim yıkıldığını hissetti.
"Benden uzak dur Paşa,benden ailecek uzak durun !"
Arkamı döndüğümde ağzından çıkanlar beni olduğum yere mıhlarken herşeyi yüzüme vurdu.
"Bilmezsen ölürsün ,bilmezsen ölüler İlkuş ."
Haklıydı...Söylemişti,bunu bana hep söylemişti .
'Bilmedim öldüler ,bilmedim öldüm...'
Şu an bana,ben sana herşeyi öğrettim bilseydin ölmezdin diyor .Ben seni buna hazırladım sen görmedin diyor...
"Acıdan kaçtığını sanıyorsun ."
Söylediğinde öyle bir kesinlik vardı ki, sanki kalbimin içine bir cümle değil bir kanca saplanmıştı.
"Üç ay sonra 29 yaşındasın,saçına iki üç tel ak düşmüş bu dert seni ezer İlkuş ,bu gam seni yok eder.Kaçtığını sanıyorsun ,sen onu her gece yatağında, yastığın altında, uykunun kıyısında çağırıyorsun. Sonra ağlayarak uyanıyorsun çünkü rüyada bile kaçamıyorsun,gözlerini her kapattığında kabus görmekten korkuyorsun ,her gece kocanın çocuklarının adını sayıklayarak uyanıyorsun.İhtiyacın olan şey kaçtığın şey...Kaçtıkça dibe gömüleceksin.Seni ben büyüttüm kalbinin nasıl yandığını,neyin ilaç olduğunu ben biliyorum,kaçma."
'Madem öyle neden yaktın?' demek istesemde yapamadım o haklıydı ben bunu dile getirmekten bile kaçıyorum.
Karşılarına geçip neden yaptınız diye haykırmak varken ben susmayı tercih ediyorum.
Neyi değiştirir ki ,neyi ?
Hiçbir şeyi umursamadan ilerleyip çıktım kapıdan.
Ayağımdaki beyaz spor ayakkabılar, kırmızı halıya her bastığımda bağcıkları hafifçe salınıyor, sonra usulca yerine düşüyordu.
Bileğimin birden kavranıp vahşi bir güçle geri çekilmesi zamanı kesip parçaladı.
Çığlığım dudaklarımdan kurtulurken, sokulduğum odanın kapısı sertçe kapanıp yankılandı.
Sırtım duvara çarptı.
Soğuk fayans omurgamdan yukarı ürpertiler gönderdi.
Erkekler tuvaletindeydim. Ne işim vardı burada? Ama asıl soru bu muydu?
Yoksa beni burada duvara çivileyen adamın bakışındaki yangını mı sorgulamalıydım?
Karşımdaydı.
Ömer.
Boynumu eğip bileğimi öfkeyle geri çekmeye çalıştım ama nafileydi,onun cüssesi, onun kuvveti önümde dağ gibi dikiliyordu.
Adımımı geriye atsam duvar, ileri gitsem... Ömer.
"Sen ne yaptığını sanıyorsun?"
Ama o,bana cevap vermek yerine gözlerini kısıp içeride kimsenin olup olmadığını kontrol etti yalnızca.
Burnuma keskin bir sigara kokusu karıştı parfümünün karanlık tınısıyla.
Gözlerini tekrar bana çevirdiğinde... ciğerlerim sanki havayı unuttu.
Beresi sağa kaymıştı.
Koyu bordo kumaş, yüzünün kemikli hatlarını daha da belirginleştiriyordu.
Uniforması omuzlarına yapışmıştı, kaslarını saklamaya çalışmadan sergileyen bir zırh gibiydi.
Burnu düz ve kalkık, dudakları belirgin ve dolgun.
Ama asıl gözleri...
O gözler...
Sonsuz bir ormanda yanan gizli bir yangın gibi,zehirli yeşil.
Baktıkça içine çekiliyordum. Yutuluyordum.
"O soruyu benim sana sormam lazım," dedi alçak ama hükmedici bir sesle.
Ne sorusu ya ?
Birden kolunu sırtımın birazının yaslı olduğu kapıya yasladı, dirseğini kırarak bedenimi daha da çerçeveledi.
Başı eğildi, boy farkı kapanınca nefesi yüzüme vurdu.
Sanki kalbim yerini beğenmedi de kaburgamdan dışarı çıkmak ister gibi atmaya başladı.
Koskoca gövdesiyle önümdeydi.
Ben... onunla duvar arasında sıkışıp kalmıştım.
Gövdesinin gölgesi bile üzerime düşmüştü.
Kendimi minicik hissettim, ellerim bir yere tutunacak gibi istemsizce kıpırdandı ama hâlâ gözlerine kitlenmiş haldeydim.
Kirpiklerimi kırpıştırarak yüzüne baktım.
O kadar yakındı ki... dudaklarını konuşmadan da okuyabilirdim.
"Hangi soru?" dedim, ama bu kelime daha çok nefes gibiydi,korkuyla, arzuyla karışmış bir fısıltı.
Gülümsedi.
Öyle bir gülümseyişti ki... insanın ruhuna işleyen cinsten.
Üst dudağının kıvrımı alaycıydı.
Alt dudağını yavaşça diliyle ıslattı, sonra bir adım daha yaklaştı.
Şimdi aramızda nefes bile sığamazdı.
Kalbim değil; bütün bedenim titriyordu.
"Beni iyi dinle, güzelim," her hecesi kalbime bir darbe gibi indi.
"Bu konuyu sadece bir kere konuşacağım.Yaradan,cennetteki tüm hûrileri benim için yeryüzüne indirse... yine de seni boşamam.Dünyamada ahiretimede seni seçtim ve bu seçimden asla dönmem."
Dudaklarım aralandı ama içimden tek bir kelime bile geçmedi.
Ne dediğini anlayacak hâlde değildim.
Sadece... hissettim.
Sözleri, nefesi, kokusu, bakışı,beni ele geçiriyordu.Tıpkı eskisi gibi...
Burnunun ucunu usulca burnuma sürttü.
Yavaş, nazik... ama dizlerimin bağına ihtilal gibiydi.
Bu kadar yakınken, bu kadar yakılıyorken...
Bu bir savaş değildi bu tekrar bir teslim oluştu.
Hayır Gül !
İzin verme hayır !
Onu iteklemek için ellerimi göğsüne koyduğumda donup kaldım.Ona tekrar dokunmak beni sanki neşterle parçaladı.
Başımı sola yatırıp gözlerimi yumduğumda titreyen elimin altında atan kalbi hissettim.
Atışını günler önce susturmak istediğim kalp ...
Silahımı tamda ona nişan aldığım kalp...
Neden böyle atıyordu ki ? Neden benim kalbimden daha şiddetli atıyordu .
'Kalbimin atışını hatırla çünkü o asla sana sessiz kalamaz '
Yıllar önce kurduğu cümle şimdi zihnimi ve kalbimi işkal etmişken benim ellerimi geri çekmeye takatim yoktu.Yüreği kaburgalarını kırarcasına atarken o nefesini tutmuştu.
Dudaklarımı açıp derin bir nefes çektiğimde ellerim üniformasına sürtünerek kayıp düştü.Dudaklarını boynuma yaklaştırdığında sırtımı tamamen duvara yasladım.Yine gücüm beni terk etmişti yine tutunacak bir yer arıyordum bulamıyordum.
"Tüm yaptıklarından sonra seni isteyeceğimi mi düşünüyorsun ?"
Burnunun ucu usulca boynuma sürtündüğünde terleyen avuç içlerim bile titredi.
"Beni hâlâ istiyorsun..."
Sesi alçaktı ama her kelimesi içimde yankılandı.
"Sana yemin ederim, bedenin hâlâ beni çağırıyor.
Gözlerin... bana her baktığında içine çekiliyorsun.
Sana yaklaştığımda nefesin kesiliyor, düşüncelerin dağılıyor.
Her şeyi unutuyorsun, Gül.
Ve şimdi istesem,beni nasıl istediğini sana saniyesinde kanıtlarım.
Hem de senin buna tek bir kelimeyle bile karşı çıkamayacağını bile bile."
Derin bir nefes aldı,boynumdan.
"Bana hâlâ aşıksın. Kalbin bana kırgın,ama bedenin... Bedenin hâlâ aynı tutkuyla, hatta daha fazlasıyla beni istiyor."
Sonra sesi alçaldı.
Parmak uçlarımla aramızdaki mesafeyi hissederken fısıltısı içimi kavurdu:
"Kalbine dokunmadan bedenine dokunmayacağım..."
Cebinde çalan telefonu tüm atmosferi dağıttığında benden kopmadan telefonunu bu daracık yerde çıkardığında gelen mesajla göz bebekleri büyüdü .Ekrana bakmak istediğimde telefonun ekranı anında karardı .
Pislik bilerek kapattı.
Yüzüne baktığımda bana bakarak gülümsedi hayır sırıttı.Çok meraklıyım senin mesajına...Arkamı döndüm. Elim kapının soğuk metal koluna uzanmıştı ki...
Bir anda, bir çekişle sırtım bedenine yapıştı.
Göğsü sırtıma değdiğinde bir şey oldu.
Sanki kalbim onun ritmine zorla ayarlandı.Omuzlarım, sırtım, kalçam... her yerim onunla aynı hizadaydı artık.
Kolunu belime sardı.
Kasıklarına kadar gelen vücudunun her noktasındaki sertliğini tüm varlığıma mühür gibi bastı.
O kadar yakındı ki; soluduğu hava, benim ciğerime sızdı.
Başını boynuma gömdü.
Saçlarımı yana itti.
Nefes almayı unuttum.
"Kokun, kadın...
Kokun en büyük zaafım."
Sesini değil, nefesini duydum.
Dudakları boynumun sıcaklığına değdiğinde, vücudumda bir titreme gezindi.
Öpecek sandım.
Ama yapmadı.
Sadece dudaklarını yavaşça boynuma sürttü.
Tenimi öpmedi,tenimi ezberledi.
Sonra bir cümle bıraktı, neredeyse baştan çıkarıcı bir taktik gibi:
"Bir gün beni alt etmek istersen... sadece boynunu açık bırak. Ve yakınlaştır."
Kolu birden gevşedi.
Çekildi.
Ve ben, gerçekten boşluğa düştüm.
Sıcaklığının çekilmesi bile tenimde ağırlık bıraktı.
Kapıyı açtı.
Ben açmak üzereyken...
O açtı. O çıktı.
Arkasından baka kaldım.
Geniş omuzları, düz sırtı... dar koridorun tüm keskinliğini silmiş gibiydi.
Askeri botlarının her adımı, yeri değil... beni sarstı.
Botları beton zemine vurdukça, sanki kalbim yer değiştiriyordu.
Bir anda durdu.
Sırtı hâlâ dönüktü.
Omuzları bir kez bile oynamadan konuştu:
"Orası erkekler tuvaleti, güzelim.
Çık artık."
Gitmişti.
Ama hâlâ varlığını üzerimde taşıyordum.
Titreyen elimle ensemi ovaladım.
Çenem hafifçe titredi.
Derin bir nefes alıp dışarı adım attım.
Koridora çıktığımda...
Soğuk beton zemin ayaklarımın altında çıplak gibi geldi.
Ömer'in ilerlediği yön belli.
Omuzlarından tanınan birkaç asker, onun geçişinden sonra dikkatle dizilmiş gibiydi.
Onun varlığı geçtiğinde, etraf düzene giriyor gibiydi.
Peşinden yürümeye başladım.
Yürümek değil bu,ona yetişmeye çalışmak.
Adımlarımı hızlandırdım.
Botlarının çıkardığı tok ses hâlâ kulaklarımda yankıydı.
Benim topuklarımın tıkırtısı onunkine yetişemiyordu ama yine de pes etmedim.
Çünkü ona söyleyeceğim bir şey vardı.
"Bir daha bana dokunma!"
Durdu.
"Bunu dokunduğum anda söyle.
Bıraktıktan otuz sekiz saniye sonra değil."
Başımı kaldırdım.
Yanağım yandı. Ama öfkem daha sıcaktı.
"Hiç değişmemişsin!
Hâlâ pislik... hâlâ egoist bir-"
"Sesinini çok özlediğimi söylemiş miydim ?"
Ben afallayıp dururken o da odanın önünde durduğunda kapıyı açtı.Niye böyle bakıyor bu ?
"Ne ?" Diye kafamı salladığımda boynumu hafifçe kırıp içeri baktığımda herkesin bu odada olduğunu görmememle kaşımın kenarını hafifçe kaşıyıp davet ettiği odadan içeri girdim.
Börü odada otururken peşimden içeri giren Ömer'le birlikte iki uzman da ayaklandığında başımı hafifçe ona doğru çevirdiğimde eliyle oturmaları için işaret verip yanımdan geçti.
"Rahat olun !"
Timde herkes normalken Yiğit'in Ömer'e olan bakışları hiç normal değildi.Sandalyesini çekip kuzeninin yanına oturduğunda sanki Yiğit o eski Yiğit'di ama Ömer'e karşı farklıydı.
Herşeye gülümseyen o adam şu an sinirden seğreyen boynunu sağa doğru kırarak kendini sankileştirmeye çalıştı .
Gözlerim Emre'nin yanında oturan iki uzamanı bulduğunda tebessüm ettim.
İkisiylede aynı yaşlarda olduğum yüzlerine bakınca kolay anlaşılıyordu.Boy ve fizik olarak timin geride kalan üyelerinden farklı değildiler.Sabah onlar odaya girdiğinde ben tanışmadan çıkmıştım her ne kadar olaya şahit olsalarda şahsi olarak algılayadabilirler.
"Sabah için kusura bakmayın,hoşgeldiniz.Ben,Gül ."
Elimi,gözleri masmavi olan sarışınlıkta herkesi sollayabilecek kadar iddalı olana uzattığımda kısa bir süre elime şaşkın şaşkın baktı ardından dönüp Ömer'e baktı.
Çekiniyor mu elimi tutmaktan ? Yanındaki kolunu koluyla dürtüp elimi kaşlarıyla işaret ettiğinde çekinerek tuttu elimi.
"Kusura bakma yenge,Mert bende memnun oldum ."
Galiba biraz gerginler...Sabah sabah kim gerdi diye düşünecekken Yiğit'in pis pis sırıtışı bana cevabı verdi.
"Esdağfurullah." Diğerine yöneldiğimde o benden erken davranıp daha sıcak bir yaklaşım sergiledi.
"Yavuz ..."
Uzattığım elim ağzından çıkan sözü ile titredi, babamın adaşı olması...
Esmer yüzünden gözlerimi çektiğimde kıvırcık saçlarına takılı kaldı gözlerim.Annemin babanın kıvırcık saçlarını çok severdim diyişini tekrar duydu kulaklarım.
Babam...
"Bir sorun mu var ?"
Daldığım yerden çıktığımda başımı hayır dercesine sallayıp yetim tarafım sızlarken duygu dolu gözlerimle boynumu bükerek baktım ona .
'İnşallah kaderin babama benzemez,Yavuz...'
"Yok ,ne sorun olacak çok memnun oldum Yavuz ."
Başını efendice sallayıp yerine geri oturdu.
"Gül,Yavuz çok güzel bağlama çalıyor,seside çok güzel."
Arda beni aydınlattığında ona tekrar baktım.
"Öyle mi ?"
"Öyle öyle biz dinledik ,en azından kara karganın sesinden kurtulduk artık ."
Yiğit ona bırakmadan cevap verdiğinde onları ardımda bırakıp Nisa'ya bakarken tek kalan koltuğa doğru ilerledim.Malesef onun yanında kalan tek sandalye...
Yerime yerleştiğimde projeksiyonla duvara yansıyan fotoğrafa uzun uzun baktım .
Tek gözü olmayan,papaz sakallı adamı daha önce hiç görmemiştim .
"Kim bu Karayip korsanı ?" Yiğit cevap beklerken ben o cevabı kendim bulmaya çalıştım.
Fotoğrafın çekilme tarihi 20 Mayıs...
Parmağındaki akrep detaylı yüzük,siyah gözleri,kırklı yaşlara yakın ama vücudu uzun süreli bir spor görmüş gibi hatta daha fazlası bu adam en az yanımdaki adamlar kadar geniş vücut hattına sahip ve fazlasıyla geliştirdiği bir vücudu var hatta bunu giydiği kazak bile örtemiyor .
Fotoğrafa o kadar dalmışım ki albayın içeri girdiğini bile fark etmemişim.
Gözleri benimle buluştuğunda çok tutmadan geri çekmişti.Bir suçlu gibi yada vicdan azabı çeken biri gibi...
Ah be İbrahim amca sana bile kırgınım.
"Önünüzdeki dosyaları okuyun!" Diye emir verdiğinde pembe karton dosyanın kapağını usulca kaldırdım.
T.C. MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI
İSTİHBARAT ANALİZ RAPORU
KONU: Şahıs Profili - [Ataman Cori]
DOSYA NO: TR/INT-975-0425
TARİH: [05.06.2025]
DERECE: GİZLİ / MİLLÎ GÜVENLİK
1. GENEL TANIM
Hakkında çok sayıda uluslararası medya organında "siyasi figür", "düşünsel lider", "özgürlük savunucusu" gibi sıfatlar kullanılan şahıs, Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı çok yönlü faaliyet gösteren, ideolojik terörizm sahasında etkin, örgütsel bağları kuvvetli ve yıkıcı propaganda kabiliyeti yüksek bir unsurdur.
2. SUÇ DEĞERLENDİRMESİ
a. Terör Örgütü Üyeliği ve Yönetimi (TCK 314)
PKK/YPG bağlantılı yapıların sivil görünümlü uluslararası yapılanmalarında aktif rol.
Yönlendirme, propaganda ve gençlerin örgüte kazandırılması sürecinde temel aktör konumunda.
b. Uyuşturucu ve Finansal Destek (TCK 188 / MASAK)
Uyuşturucu kaçakçılığı yapan şebekelerle örtülü bağ.
Gelirlerin Avrupa menşeili vakıflar aracılığıyla aklanması.
Yıllık finansal döngü: 8-12 milyon USD (kaynağı belirsiz dış fonlar).
c. Yabancı Devlet ve İstihbarat İlişkileri
Fransa, Belçika, Hollanda ve ABD merkezli "düşünce kuruluşları" üzerinden istihbarat iş birliği.
İngiltere bağlantılı analiz raporlarının Türkiye karşıtı lobi faaliyetlerinde kullanımı.
Körfez kaynaklı medya-finans destek ağı (özellikle Katar-Bahreyn ekseni).
d. Türkiye Cumhuriyeti Aleyhine Psikolojik Harekât
Uluslararası basında sistematik karalama kampanyaları.
TSK ve emniyet güçlerine karşı "sistematik şiddet" ithamları.
Devleti "faşist rejim", halkı "baskıcı çoğunluk"olarak gösterme çabası.
3. ÖZET DEĞERLENDİRME
Şahıs; doğrudan eylem yerine, kitleleri yönlendirme ve fikir üzerinden terörü meşrulaştırma stratejisi izleyen, paralı psikolojik harp elemanıdır. Lüks yaşam tarzı, geniş medya ağı, ideolojik ağırlığı ve yüksek mali kaynaklarıyla uluslararası sistemin Türkiye karşıtı aparatlarından biridir. Uyuşturucu ticareti, kara para aklama, istihbarat iş birlikleri ve halkı kin-nefrete sürükleyen söylemleri nedeniyle şahıs, millî güvenliğe doğrudan tehdit teşkil etmektedir.
4. TAVSİYE / EYLEM PLANI
Uluslararası düzeyde terör destekçisi olarak tanıtılması için diplomatik girişimler başlatılmalı.
Tüm malvarlıklarına dair uluslararası bloke işlemleri takip edilmeli.
Dijital ağlar üzerindeki faaliyetlerine yönelik siber takip ve manipülasyon operasyonları hazırlanmalı.
Türkiye içinde bağlantıda olduğu kişi ve kurumlar yargı ve güvenlik takibine alınmalıdır.
Dosyanın devamını okumadan kapağı kapattığında aklımdaki soruyu Aslan sormustu.
"Komutanım bu konuyla neden biz ilgileniyoruz ?"
Bu konu emniyetin ve bize geldiyse bu dosyadakilerden daha fazlası var demektirde o yüzden...
"Söyle bakalım evlat Fransa Avrupa birliği anayasasına neden karşı çıkıyor ?"
Albay gözlerini Yavuz'a çevirdiğinde bende ,Yavuz'un göğsündeki soy ismini okudum,Peker...
Albayın sorduğu sorunun cevabı aklımda dolaşırken bunun ekrandaki bu adamla ne bağlantısı olduğunu sorguladım.
"Fransa ulus devleti olduğu için karşı çıkıyor komutanım."
"Başka ?" Dedi albay,karşımızdaki sandalyeyi çekip oturduğunda.
"'Ülkem kantonlara ayrılamaz' diyor. 'Birliğim, tek bayrağım, tek milletim var' diyor. Azınlık bayrakları benim toprak bütünlüğüme aykırıdır, diyor.
Etnik kimlik üzerinden. Kültürel özerklik, bölgesel idare, ana dilde eğitim gibi insani kavramlar ambalaj, içinden çok merkezli yönetim modeli bana ters diyor. Üniter devlet refleksiyle hareket ediyor."
Albay kafasını salladığında "Hedef, Türkiye'nin millî bütünlük esaslı devlet sistemini çözmek. Önce dili, sonra sınırı, sonra bayrağı sorgulatacaklar."
"Komutanım bunun için yıllardır uğraşıyolar ,başaramadılar yine başaramayacaklar ."
Mert söylediginde haklı fakat bu adam bu masada bizi toplattıysa,şeytana papucunu ters giydiren ve hedefinin iç karışıklık çıkarmak olduğu ortadaydı .
"Amacının bu olduğunu tahmin ediyorum ve tahminlerimde hiç yanılmam ama asıl sorun..." Başını bana doğru çevirdiğinde önündeki mavi kapaklı dosyayı bana doğru itti .
Konuşmaya devam etti.
"Türkiye'de kaldığı evde seninle ilgili, onlarca sayfa belge, not, analiz, istihbarat çıktı. İlkuş. Sayfaların her biri senin adınla başlıyor. Yani ne yapılacaksa, hangi senaryo devreye alınacaksa, merkezindesin. Hedef sensin. Ve unutma... hedef sadece fiziki olarak değil, sembolik olarak da seçilir kızım."
Albay ayağa kalktı. Camdan dışarıya bakıyordu ama sesi hâlâ içimizde yankılanıyordu.
Tam o anda Ömer'in masaya dayalı yumruğunun boğumlarında kanın biriktiğini fark ettim. Sessizlikte sadece onun nefesi duyuluyordu.
"Tanımıyorum bu adamı,benimle ne ilgisi olabilir ki?"
Mehmet hemen atıldı:
"Timden bilgi almak gibi bir saçmalıkla Gül'ü kullanmaya çalışacak kadar ahmak olamazlar."
Herkesin aklında aynı soru vardı:
Bu adam gerçekten o kadar ahmak mıydı... yoksa şeytanın aklına gelmeyecek oyunları kuracak kadar zeki mi?
Hasan sesini alçak tuttu ama sözleri köşeliydi:
"Gül gibi bir istihbaratçıyı kullanmayı kim düşünebilir ki? Çocuk bile güler buna."
O an Emre konuştu. Söyledikleri odaya ağır bir ağırlık gibi oturdu:
"Tam da bu yüzden Gül'ü seçtiler."
Tüm bakışlar ona döndü.
"Kalenin en sağlam taşına tutunduklarında önlerine hiç kimse çıkamaz.
Hepimiz bir şekilde birbirimize karşı çıkarız. Yeri gelir ast-üst ilişkisiyle, emir-komutayla dengeler oluşur. Ama Gül..."
Durdu ve nefes aldı.
"Gül bizim aramızda tek tartışmasız isim. Ne emirle, nede başka birşeyle... Gül'e hiçbirimiz ses yükseltemeyiz.Bunu biliyorlar bu yüzden Gül..."
"En sağlam kalelerden biri yıkılırsa, dışarıdan gelen topa gerek kalmaz."
Batur, ilk kez konuştuğunda bu cümleyle noktayı koymuştu beyin fırtınasına.
Zihnimde her şeyi toparlamaya çalıştım. Binlerce düşünce aynı anda aklıma hücum etmişti; her birini tek tek taradım.
Amaç: Etnik dokuyu sarsmak. Halk arasında latent bir kaosun fitilini tutuşturmak ve bilmediğimiz daha fazlası.
Yem: Ben.
Hedef: Benim üzerimden ülkem .
Peki nasıl?
Etlerimi lime lime etseler, beni binlerce parçaya ayırsalar, her bir zerremi cımbızla tek tek koparsalar bile bilginin 'b'sini vermem.
Nasıl? Nasıl olacak bu?
Bu oyunu kuranlar, tüm olasılıkları hesap edip hamlelerini buna göre oynayacaklar. Her taş, her hamle önceden planlanmış.Bu kumpas, satrançtan ziyade Go'ya benziyor; çevreleyerek teslim alma stratejisi. İçeriden biri,belki bir Truva atı, belki bir Pandora kutusu.
Ve eğer gelen hamleyi göremezsem, basit gibi görünen bu oyunda, ülkemin üzerine kurulan bu şeytani ve alçak kumpasa bizzat ben sebep olmuş olacağım.
Bir taşla binlerce kuş vuracaklar belki. Ve sonunda...
Gazete manşetlerinde adım bile geçebilir.
Bir hain yada bir kurban...Ama en gerçeği bir Kör!
•••
Karagahtan çıkar çıkmaz istihbarat toplantısına katıldığım için eve şu an tam dokuzda zar zor dönebilmiştim.İkizlerim burnumda tüterken açtığım kapının anahtarını komidine fırlatıp ceketimi askılığa astığımda aşağı kattan gelen seslere kulak verdim.
Bu evin birde bodrum katı vardı .Klasik Ömer işte, vazgeçilmezi spor salonu...
Çocukların odasına doğru ilerlerken
"Baba savunnnnn!" Diye bağıran, tövbe böğüren oğlumla adımlarımı yukarı katın merdiveninden çekip aşağıya doğru çevirdim.Bu çocuk yakında 5 yaşına girecek bu ses bundan mı çıkıyor ?
"Ya baba, yine öptün ya!"
Kızımın sesi kulaklarımı değil, adeta duvarları inletti. Ağlamaktan çok daha ötesiydi bu ,bir savaş çığlığıydı sanki.
Salonda gözlerimi açtığımda sahne hazırdı:
Oğlum, minik ellerindeki bordo renkli boks eldivenleriyle babasına doğru tüm ciddiyetiyle saldırıyor;
kızımsa,bağlamaktan nefret ettiği, kıvırcık ve dolaşık saçları gözlerini kör etmiş haldeyken bacaklarıyla babasına vurmaya çalışıyordu.
Bu iki minik savaşçının amacı neydi bilmiyorum ama aralarında gizli bir yemin var gibiydi:
"Babayı devireceğiz."
Ter içindeydiler, nefes nefeseydiler ama bir an olsun pes etmiyorlardı.
Yenebileceklerine gerçekten inanıyorlardı.
Ve belki de sırf bu yüzden mutluydular.
Çocuklar için "imkânsız" diye bir şey yoktur.
Sadece hedef vardır.
Tam o anda Ömer eğildi ve Gökçe'nin yanağına bir öpücük kondurdu.
Gökçe çığlık attı.
O öpücük, sanki bir zafer değil, ihanetti onun gözünde.
Oğlum bu sırada yumruklarını tüm gücüyle bacağına indiriyordu - kararlılık dolu minik darbeler...
Ama zihnim başka bir yerdeydi.
Ömer her eğildiğinde sırt kasları harekete geçiyor, ben ne kadar gözlerimi kaçırmaya çalışsam da o görüntü beni kendine çekiyordu.
Askeri pantolonunu hâlâ çıkarmamıştı.
Belini saran kemer, çıplak üçgen sırtı, çizgili kasları...
Zaman ondan hiçbir şey almamıştı.
Aksine, ona çok şey katmıştı.
Sırtımı salonun duvarına yasladım.
İçimde bir şey, çocukların gürültüsünü bastırarak geçmişten bir iz gibi yükseldi.
Sadece izledim.
Sırtı bana dönüktü.
Kaslar... Derisinin altında değil, üstünde yaşıyordu sanki.
Kürek kemikleri, her nefeste ağır ağır hareket ediyor, aralarındaki kaslar deriyi bir perde gibi gerip bırakıyordu.
Kasları... Hareket etmiyordu, hükmediyordu.
Omuz başlarından beline inen çizgiler öyle netti ki, insan ister istemez parmaklarının ucuyla takip etmek istiyordu. Her kas, bir başka kası izliyor, hiçbir detay kendiliğinden değilmiş gibi kusursuz bir ahenkle dans ediyordu.
Belinin hemen üstünde, o derin çukur...
Orası, zamanın bile dokunmaya cesaret edemediği yerdi.
Ve o çizgiler - kasların oluşturduğu, ince ama keskin sınırlar - bir sırrı taşıyormuş gibi karanlıkla ışık arasında parlıyordu.
Ter, omurgasının tam üzerinden aşağı süzülürken yolunu kaybediyor, sırt kaslarının arasında kayboluyordu.
Işık vurdukça her hareketinde belindeki kemerin akışı bana hâlâ dokunuyordu.
Gökçe, bir anlık öfkeyle Ömer'e ayağını savurmak istedi.
Ama saçları gözlerinin önüne düşünce, eldivenli elleriyle onları uzaklaştırmaya çalıştı.
Dengesini kaybetti.
Bileği katlandı ve ağzından acı bir inleme döküldü.
Tam düşerken, Ömer onu tutmuştu.
Yüreğim ağzıma gelmişti.
Ama o sırada Alparslan...
O minik savaşçı...
Ömer eğilmişken,tüm boy farkına rağmen sıçradı ve yumruğunu babasının çenesine geçirdi.
Ağzım açık kaldı.
O an, zaferin resmi gibiydi.
Yumruğu küçücüktü ama ruhunda taşıdığı cesaret, bir orduya bedeldi.
Kendimi tutamayıp sesli kahkahayı bastığımda hepsi bana doğru döndü.
Gülüşüm yavaş yavaş solarken onun gözlerinin bana derin derin bakışıyla yutkunup kendimi toparladım.
Böyle bakma ne adam ...
"Anneeee!" Oğlumun sesiyle daldığım yerden çıktım.
İkiside bana doğru çıplak ayaklarıyla salonun bordo ile mavi süngerlerinde koşarak geliyorlarken gülümseyip dizlerimin üzerine çöküp kollarımı açtım.
Oğlum eldivenli elleriyle ilk boynuma sarılan olduğunda benden önce o boynuma öpücük kondurmuştu.Kokusunu içime çekip terli gür siyah saçlarını elimle sildim. Kokusunu derince soluyup boynunu öptüm.Diğer miniğimde kendini diğer koluma attığında ikisinide sımsıkı içime çektim.
Ben kızımı öperken oğlum yanağıma minik dudaklarını bastırıp boynuma sığındı .
"Annem çok terlemişsiniz ."
Gökçen'nin penyesinin altına elimi soktuğumda sırısıklamdı .Aynı şekilde oğlumuda kontrol ettiğimde alt dudağımı ısırdım.İkisinininde terden alınlarına yapışan saçlarını ellerimle yüzlerinden uzaklaştırdığımda bana boncuk boncuk kara gözleriyle bakan kızımı öptüm .
"Hasta olursunuz hadi duş aldırayım sonra uyuyalım yemek yediniz mi ?"
Oğlumuda öptüğümde içimi büyük bir suçluluk duygusu sardı .Yüzüm anında düştü .
"Özür dilerim geç geldiğim için kreşten ben alacaktım sizi çok özür dilerim .Yemek yediniz mi açmısınız?"
"Anne babam bize memen yaptı " Sırısıklam olmuş saçlarını okşarken teleffuz edemediği kelimeyle gülümsedim .
"Annem o memen değil melemen ."
"Anne gördün mü babamı nasıl yendim gördün değil mi ?"
Başımı aşağı yukarı sallarken tebessüm ettim.
"Gördüm annecim,gördüm ." Terli alnından öptüğümde mis gibi kokusunu içime çektim .
"Ama Gökçe kendini öptürdüğü için kazanamadık ,sinemeya gidemeyeceğiniz ."
"Özür dilerim Alpayslan."
Kızım minik dudaklarını mahcupça büzdüğünde ben ne olduğunu anlamaya çalısırken oğlum bana sardığı kolunu boynumdan hemen çekip kardeşine sarılıp yanağını öptü .
"Üzülme,ben yine yenerim babamı.Hem bilgisayardan izleriz ."
"Yener misin ?"
"Evet yenerim üzülme tamam mı ?"
Bu ikisi arasındaki sevgi ve güçlü bağ içime işlerken Gökçe'de dönüp onu öptü .
Bu kadar iyi anlaşmaları...Oturup kalkmaları ,hatalarını anında kabul etmeleri o kadar güzel yetiştirmişti ki...
Hatta bana ait çoğu şeyi bilmeleri...
"Ne sineması bakayım anlatın bana ? "
"Babama ben yumruk atarsam"
"Bende öpersem babam bizi sinamaya götürecekti ama benim yüzümden kaybettik anne ." Miniğim sanki dünyanın en büyük suçunu işlemiş gibi yüzünü döküp omuzlarını düştürdüğünde çattığım kaşlarımla tipinden kılığından utanmadan ufacık çocukları böyle bir oyuna alet eden adama baktım.
"Ben götüreyim annecim sizi sinemaya ?"
"Ama babam gelmez kiii ..." Ah güzel gözlü kızım .Kara gozlerine bulutlarını doldurup babasına baktığında içim sızladı .Baba gel diye bakıyordu .
"Kaybettiniz küçük hanım kuralları biliyorsun o gözlerini doldurup bakma bana !"
Elindeki eldivenleri çıkarırken bize sırtını döndüğünde ağzım açık kaldı .
Bu adam ciddi mi ?
İkiside kafalarını önlerine eğmiş çıplak parmak uçlarına baktılar.
"Ama annenizde bize eşlik ederse yüksek olasılıkla gelirim."
Kıpırdatıp durdukları minik parmaklardan ikiside aynı hızda gözlerini çekip bana dünya üzerinde tatmayacağım bir mutlulukla baktıklarında o mutluluğu tattım.
"Anne gelirsin değil miii ?"
Kızımın sevinçten ortaya çıkardığı kocaman çukuru öpüp terli saçlarını okşadım.
"Tabi ki gelirim annecim."
"Yarın gidelim mi anne ?" Oğlumun saçlarını karıştırıp gülümsedim.
"Gidelim kurban olduğum gidelim."
"Söz mü ?"
"Söz ama sinemaya böyle terli gidilmez hadi sizi yıkayalım."
Ayağı kalkıp ikisinede elimi uzattığımda Gökçe elimi tutsada Alparslan kafasını çevirip babasına baktı.
"Annem,duş almak istemiyor musun ?"
"Anne ben erkeğim ,sen kızsın !
Ben babamla duş alacağım."
İlk başta ne söylediğini idrak edemedim.
Bu ufacık bücürün kesinkes hali aynı babasının ukala tavırlarıydı.
Mimiklerinin,suskunluğu,herkesi derin derin incelemesi bu adamın oğlu olduğunun kanıtı;gözlerin rengi ve fiziki benzerliğinden bahsetmiyorum bile.
Erkekmiş !
"Annelerden utanılmaz Alp ." Gökçe'm büyümüşte küçülmüş gibi konuştuğunda,bu oğlumu kızdırdı.
"Annemden utanmıyorum bir kere ,bu çok yanlış ben erkeğim ama annem kız !"
Gülmemek için kendimi tuttuğumda boğazımı temizledim.
"Seni ben doğurdum beyfendi.Benim.seni banyo yaptırmam yanlış değil tıpkı bebekken bezini değiştirdiğim duşunu aldırdığım gibi ."
"Anne o zamanlar bebektim,beni babam yıkasın hep o yıkıyor."
Benimle büyümediği için buna izin vermemesi çok doğal.
Kalbimin bir tarafı sızladığında zorlada olsa başımı sallayıp ona onay verdim.Kızımı kucağıma aldığımda merdivenlere yönelecekken mesaj gelen telefonumun ekranını açtım.
Ve gece bir kabus gibi çöktü bu vatanın evlatlarının üzerine...
BÖLÜM SONU
Bu bölümler 2. Kitabın temelini attığı için biraz fazla stratejik...Bundan sonraki bölümde akışa geri dönüyoruz Neyi sevip neyi istediğinizi biliyorum hem bu yüzden tek bölüm atmıyorum :)
Yazdıklarımı iyi okuyun ve anlayın ki ters köşelerde çok şaşırmayın❤️🦋🥱
Bu arada Ömer'e hâlâ kızgın mısınız ?
Her ne olursa olsun Bizim için öncelik vatandır 🇹🇷
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 31.87k Okunma |
2.99k Oy |
0 Takip |
48 Bölümlü Kitap |