6. Bölüm

Esir 🥀6

Dahliaaa
d_ah_lia

 

 


Attığı her yumrukta öflesini bu kadar dışara vurduğuna şahit olan herkes daha önce hiç karşılaşmadıkları komutanlarının bu halini ayırmaya cesaret etmeden izliyorlardı .

Hiç bir darbe onu rahatlatmaya yetmiyordu gözleri onu acı çekerken gördüğü anı asla unutmayacaktı .
Koruyamadığını kollarında can çekişe çekişe gözlerini yumuşunu hiç unutmayan kalbi ilerleyen her saniye acı bir kıvranışla ona ızdırap veriyordu.

Zihninde kadının sesi,dokunuşu,gülüşü,gördüğü hiç birşeyden korkmayan siyahların ondan kaçışı ve yıllarca beklediği kokusu hala canlı .
Hayatına büyük bir gürültüyle giren kadının şimdi böyle sessiz oluşunun onda yarattığı derin boşluk ruhundan bir parça silmişti .

"Savaş dur artık !"

Aslan'nın ikazı kalbinin sesine odaklanan kulaklarından geçmedi.
'Gül 'dedi,yüreğinin,almakta zorlandığı her soluğun verdiği amansız sızısı.O yerde onun yerine yatmak istedi ama sadece istemekle kaldı bu onu hiç olmadığı kadar çaresiz kıldı.
Zihnini delip geçen suçluluk hissi kaybettiği kontrolünü daha da çileden çıkardı.

'Neden o odadan çıktım ?'

'Neden seni o odadan çıkarmadım ?'

Duygularının karmaşıklığında boğulduğulurken içeri ne zaman girdiğini bilmediği albayın emriyle timi tarafından zorla geri çekildiğinde yediği dayaktan dolayı yerde kıvrana kıvrana sürünen pisliği dönen gözleriyle izledi .

"BU NE REZALET YÜZBAŞIM ?! " Aslan'nın göğsünü tutan elini ittiğinde gözleri ona bunu soran albaydan çok onun arkasında duran adama ilişti sıktığı yumruğuyla öfkeden inip kalkan göğsü onu görünce iki katına yükseldi.Damarları derisini yırtmak ister gibi gerildi yüzü sakinliğini kaybetmişti.Karşındaki adamdan öz babasından,aldığı yeşillerinin içindeki karanlık boşluk,insanlığını yutmak üzereydi .

"SANA SORUYORUM ASKER!" Börü bu gün ikinci ilkinide yaşamıştı,kendilerine babadan farksız olan bu adamın sert yüzünü çok gördüler ama bu hiç birine benzemiyordu .

"SON KEZ SÖYLÜYORUM YA BU DURUMUN İZAHINI YAP YADA SAVUNMANI HAZIRLA BOZKURT !"

Öfke nefret ve yıkımın ele geçirdiği gözlerini çekti ondan.Titreyen çenesini kontrole sokmak için direndi,eğdi başını.

"Kontrölümü kaybettim komutanım ."
Öfkesi bir anda rasyonellik ve mantığını yok etmişti bunun farkındaydı, damarlarında patlayan alevleri kontrol etmekte halâ güclük çekiyordu .

"Gözünün önünde karını testereyle doğrasa devlet sana o yaşayacak diyorsa, o yaşayacak ve sen kontrolünü kaybetmeyeceksin anlaşıldı mı yüzbaşı !!!"Yerde yatan pisliği işaret ettiğinde o ihtimal kalbine bir bıçak gibi indi.Göğsünden yükselen nefes onu kos koca odaya sığdıramadı.
"ANLAŞILDI MI DEDİM ASKER !"
İçindeki kıvılcımlar yine kontrolsüzce alevlenmişti sıktığı yumruğunun gıcırtısı herkesin kulağına ilişti,bir top tikenli tel sertçe yutkunuşuyla boğazını yarıp geçti.

"Anlaşıldı komutanım ."
"ANLAŞILDIMI DEDİM ?"

"ANLAŞILDI KOMUTANIM !"

"Çık Dışarı!Kendine gelmedende buraya ayak basma,gözüm görmesin seni!"
Verdiği sessiz selamla arkasını dönüp omuzlarındaki tonlarca yükle ilerledi .

"Sen bir askersin duygularını gösterme lüksün yok!" Ömründe duymaya tahammül edemeyeceği iki sesten birini tam şu an işitmek,içinde zor zapt ettiği kaos yaratacak kinini tetikledi.Yıllardır yüreğini çevirmediği babasına bu gün yüzünü de çevirmedi.Sesini duyması fazlayken yüzünüde görmek istemiyordu .

"Sende olmayanlar hakkında bu kadar rahat konuşmak kolay olmalı Demirhan Bozkurt "

Gözlerinin derininde mazinin yankıları canlandı ve devam etti."Benden bir hayat çaldın eğer ikicisinede el uzatırsan canını gözümü bile kırpmadan kurduğun tahtında alırım !" Bıcaktan keskin sözleri yuvasından gürültüyle fırlayan bir mavzer kurşunu gibi sahibini bulduğunda sesindeki otorite ve kudret ağzından çıkanların sadece sözden ibaret olmadığını gözler önüne serdi .

Açılımı Gül'e senin yüzünden birşey olursa seni ne pahasına olursa olsun öldürürüm olan cümlesinin,arkasında duran babasına ne hissettirdiğiyle ilgilenmiyordu tek istediği Gül'ü oyunlardan uzak tutmasıydı .

Söylenileni yapıp arkasına bile bakmadan ilerledi.Onlar sadece canlarını değil tüm hayatlarını ortaya koyanlardı aldıkları nefes yedikleri lokma ayak bastıkları toprak bile meslekleri içindi,ölüm ve yaşam arasında yürürken ölümle barışmış yaşamla küsmüştü çünkü yaşam ona zorla sunulmuştu.Her soluğu bir savaş her adımı yaşama bir meydan okuma...

Attığı her adımda cesareti, disiplini,korkusuzluğu ve kahramanlığı konuşulan adamın etrafına ördüğü duvarlar yalnızca düşman için değil aynı zamanda kendi içindeki kimsesiz büyüyen çocuğa, kırgınlıklarına ve zayıflıklarına karşı şekillenmiş büyük bir kalkan.En derinlerinde bir çocuğun
kaybolmuş ruhu hiç tatmadığı sevgi ve korkuları vardı.Gözlerini bazen ölümün soğukluğu bazende vatana olan bitmeyen borcunun kutsallığını taşırken şimdi o gözlere yıllar sonra bu gün korku tohumu ekilmişti aslında bu en derinlerine gömdüğü çocuğun fısıltılarıydı biliyordu onu bulduğunda kimsenin el uzatmadığı çocuğa o kadının tekrar dokunacağını ...

🌹

Rutubet kokusu genzimi yakarken yorgun ve uyuşmuş bedemi esir alan sert zeminin soğuğu hücrelerime kadar işledi.Boğazımdan kaçan öksürüklerle geri aldığım nefesime karışan toz ikinci öksürüğü beraberinde getirdi,açmakta güçlük çektiğim göz kapaklarımı üzerindeki tonlarca yüke rağmen zorla araladım.Bileklerime serçe bağlı kelepçelerin üzerine dökülen saçlarıma buğulu gözlerim ilişti önümdeki sisler azalmaya başladığında sol tarafımın üzerine yatırıldığım için sol kolum sol bacağım... her tarafım ezilmişti, kaç saattir bu halde yatıyorum acaba?

 

İçeri akan yağmur sularından dolayı küfü berbat kokan mikrop yuvasına çevrilmiş mağaranın girintili çıkıntılı duvarıyla gözlerim daha fazla açılırken bağlı olan ellerimi zemine bastırdım .

Hafızamda ki boşluk aralandı içeri sızan anlar zihnimde kısa süreli bir dağınıklık yarattı beynim olanları film şeridi gibi önümden geçirirken aklım 'Esirsin 'dedi , Kalbim mi ?O bir tek yerde takılı kaldı,onun gözleri...
Bahar ormanlarını andıran yeşilleri kalbimi bir anda büyük bir kuyuya çekti içindeki boşluk büyüdü,bana hem teselli hem dayanılmaz bir sızı sundu...

 

"Vay ,vay ,vay, vay ... Uyuyan güzel sonunda uyanmış "

 

Bir anda işittiğim sesle beynim kalkta şu gerizekalıyı sustur sesine tahammül edemiyorum diye kafamın içinde tepinip duruyor da benim yerden doğrulacak halim yok ki.Kuruyan dudaklarımı ıslattım,yorgunluk bedenimi sabırla kemiren bir kurt gibi iliklerime kadar işliyordu,kendi ağırlığını taşımaktan aciz vücudum soğuk zemine rağmen bundan vazgeçmiyordu sanki bedenim zamanın unuttuğu taş bir heykele dönüşmüştü .

 

Bana doğru atılan adımların sesi başıma geleceklerin habercisiydi .
"Sakın dokunma ona!"
Delirmiş olmalıyım!
Bu lanet yerde yankılanan o ses kalbimin
atışını değiştiren zihnime kazınmış o gözlerin sahibine ait olamaz .
Kalbim aklıma büyük bir oyun oynuyor olmalı aksi mümkün olmasın o burada olmasın ,hayali bile bana diz çöktürebilecekken burada olması bana en büyük kabusu yaşatırdı.

"Ulan yüzbaşiiii zaten onlarca adamımı öldürdün sana acayip ayar oluyorum ."

Yok ben büyük bir kabusta olmalıyım.Elimden destek alarak, bileklerimdeki kelepçelerin derime bıraktığı acıya aldırmadan arkamı döndüm. Onu gördüm; biraz ileride, kalın bileklerinden ağır zincirlerle duvara bağlıydı. Duruşu, yenilgiyi kabul etmemiş ama gücünden yoksun kalmış bir savaşçı gibiydi.Gözlerim istemsizce üzerinde dolanırken,kalbim deli gibi çarpmaya başladı.

Nasıl olmuştu bu?

İkimiz de nasıl esir düşmüştük?

Ben uyuyorken neler yaşandı bu lanet dünyada? Gözlerimi ona kilitledim,ama zihnimdeki soruların fırtınası bir an olsun durulmadı. Zincirlerinin sesi,mağarada yankılanırken, yüzünde kurumuş kan lekeleri uyuşan ruhuma tüm iğneleri batırdı .

Saçlarımı kavradığında soğuğun uyuşturduğu saç köklerim aniden acıyla sızladı.Bedenim irkilirken hissettiğim acının bile önüne geçen bir ses rutubetli duvarlara çarptı.
"DOKUNMA LAN ONA !"

Üzerinde gri kıyafetleri,kanla kirlenmiş elleri ve kirli sakallarıyla karşımdaki pislik,nefretin ve Türk düşmanlığının vücut bulmuş haliydi.Tanıyordum onu kanlı eğlemlerin ardında hep bu şerefsiz vardı .

Gözlerimin içine baktığında, karşısında korkmuş bir kurban değil,inatla ayakta duran bir kadın vardı.Çünkü ben bunun için yetiştim."Çok beklettin bizi sen bizim canımızı sıkma bizde senin canını sıkmayalım ."
Gözlerimi ondan kaçırmadım,Kuzey Irak'tan Suriye'ye, Lübnan'dan Kerkük'e kadar her yerde parmağı olan,Türkiye'yi karıştırmak isteyenlerin bir numaralı maskotu.Bundan sekiz yıl önce Hakkâri'de bir sınır karakoluna düzenlenen saldırı,benim için onun adını bir daha unutulmamak üzere kazımıştı. O saldırıda kaybettiklerimizin yankısı hâlâ kulaklarımdayken,şimdi karşımda görmek öfkeyi damarlarımda bir yılan gibi dolaştırıyordu.Gözlerinde korku görmek istiyordum,elinde esir olmak değil böyle karşılaştık ama senin canın benim elimden olacak ben senin gözlerinde korku göreceğim çünkü o korkuyu tattırmak,bu topraklar için dökülen her damla kanın intikamına bir adım daha yaklaşmak demekti.

"Ben can sıkmam Remzi; Can alırım ."
Sözüm bittiğinde yanağımda patlayan sert bir tokat başımı savurdu,düşmemek için bağlı olan ellerimin diplerde olan gücünü sonuna kadar kullandım.

Dudağımdan süzülen kanın tadı öfkemin yakıcı acısını katladı.Yüzümü kaplayan saçların açıkta bıraktığı gözlerim zincirlerle bağlı olan adama çevrildi.Çırpınışları kafese hapsedilmiş bir aslanın parmaklıkları parçalamak için gösterdiği amansız çabadan farksızdı.Yeşil gözlerinde yanan öfke tarif edilemezdi sanki gözlerinin içinde bir fırtına kopuyor, her bakışıyla ortalığı kasıp kavuruyordu.Küfürleri mağaranın rutubetli duvarlarında yankılanırken, bağlı olduğu zincirler duvara saplandıkları yerden çatırdayarak toz parçalarını etrafa savuruyordu.

Tüm bu öfke, bu gözü kararmış çırpınışlar... Bunlar benim için miydi? Yoksa bu,mesleğinin bile ötesinde kendine bile açıklayamadığı bir sahiplenişin çığlığı mıydı? Her hareketinde bir kararlılık, her haykırışında duvarları yıkmayı vaat eden bir kudret vardı. Zincirlerden sıyrılmak için gösterdiği o öfkeli çaba, çevredeki taşları toza çevirirken,beni de derin bir karmaşanın içine çekiyordu.Bu sadece öfke değil, daha derin bir şeyin yankısıydı.Özgürlüğün, ya da belki yalnızca benim için bir meydan okumaydı.

"Görüyor musun ne kadar duygusal bir sahne gözlerim yaşardı ,Salman şuradan peçete getir " attıkları kahkaha midemi bulandırmaktan öteye geçmedi .
"Kriptex nerede ?"

Kriptiks,buraya geliş sebebim,yalnızca fiziksel bir obje değil, Türk milletinin asırlardır süregelen istihbarat geleneğinin sembolü. İçeriği, basit bilgilerden ibaret olmayıp, devleti savunma ve yönlendirme gücünü elinde bulunduracak kadar stratejik bir öneme sahip.İçindeki bilgilere erişmesemde neler barındırdığını biliyorum.

Dünya Çapında Yayılmış Türk Ajanlarının Bilgileri: Yüzyıllardır dünyanın dört bir yanına yerleştirilen istihbaratçılarımızın kimlikleri, görev tanımları ve bağlantı noktaları yer alıyor.Bu ajanlar, kritik bölgelerdeki gelişmeleri kontrol altında tutmamızı sağlıyor.

Çift Taraflı Ajanlar ve Hainler: Sadece bize hizmet eden değil, aynı zamanda düşmanlar arasında bizim için çalışan çift taraflı ajanların bilgileri de burada kayıtlı. Bu kişiler, küresel siyasette Türkiye'nin eli kolu olanlar.

Yeraltı Ağları ve Gizli Operasyonlar: Osmanlı'dan günümüze kadar gelen ve hâlâ aktif olan yeraltı ağlarının yapısı, bağlantı noktaları ve işleyiş planları kriptiks'in içinde saklanıyor. Bu bilgiler, geçmişteki ve günümüzdeki operasyonların korunması için hayati önem taşıyor.

Uluslararası Liderlerin Sırları: Kriptiks, dünya liderlerinin, iş dünyasının en güçlü isimlerinin ve uluslararası figürlerin kirli sırlarını, zaaflarını ve manipüle edilebilir yönlerini de içeriyor. Bu bilgiler, Türkiye'nin uluslararası arenadaki diplomasi gücünün temel taşlarından biri.

Stratejik Şifreler ve Kodlar: Türk istihbaratının yüzyıllardır kullandığı şifreleme yöntemleri ve kodlar da bu cihazda saklanıyor. Düşmanın bu şifreleme yöntemlerine erişmesi, tüm istihbarat ağımızın deşifre edilmesi anlamına gelir.

Milli Güvenlik Planları: Gelecekteki ulusal savunma stratejileri, askeri hareket planları ve Türkiye'nin tehditlere karşı geliştirdiği protokoller burada korunuyor.

Her nasıl oldu bilmiyorum, ama bir şekilde onların eline geçtiğinde, kriptiks'i geri almayı başarmıştım. Bana, onu açabilecek kişinin bir yüzbaşı olduğunu söylemişlerdi. Şimdi ise binlerce sırrın içinde boğuluyorum. Öyle bir hazine neden benimle o kasabaya gönderildi? Neden onunla,sabitlendi ? Ve neden Ömer'e miras gibi bırakıldı?

Bütün bu sorular zihnimi kemiriyor. Tesadüf olamaz.Onun, bu sırrın kilit noktası olduğuna eminim. Ama neden? Kendi geçmişini bile sorgulamasına neden olacak bir bağlantı mı var? Yoksa bizden saklanan başka bir katman mı?

"Kelime oyunu yapma bana kadın !"

Sesiyle birlikte zorlanan beynimde boğulmamak için ortama geri döndüm.Önümdeki saçlarımı yapışık ellerimle yüzümden onu çıldırtmaya özen gösterecek yavaşlıkta temizledim .
Arkamdaki duvara yaslandığımda bağlı olan ayaklarımıda ileri rahatça uzattım .
Kırptığım gözümle gülümsedim.
"İsim şehir oynamayı daha çok seviyorum Remziii ?"
"Kriptex nerede söylemezsen seni öldürürüm leşinide Türklere yediririm." Önümde diz çöktüğünde attığım kahkahayla magaranın duvarları titredi sonra doğru kısılan sesimle gülüşüm dondu.

 

"Güzel fantaziymiş beğendim.Ya o değilde bak canım tam şimdi acayip kavurma çekti buraya sipariş veriliyor mu? "

"Bu ne diyor başkan?"Arkasındaki salak konuşmuştu .

"Bu daha beni tanımıyor Salman"

"Oooo bak bu çok havalı oldu."

"Kes tantanayı güzel güzel söyle yoksa burada can çekiştire çekiştire gebertirim""Dudaklarımı büzüdüğüme boynumu omzuma doğru düşürüp gözlerimi kırptım.
"Bak şimdide çok korktum "

"Senin o güzel gözlerini çıkartırım !"
İnsanlıktan uzak tehdidini zerre umursamadım parmaklarımı öne doğru uzattım."Tırnaklarımda uzamış yaaa, istersen çekebilirsin daha önce denediler yeniden çıkan tırnaklarım o kadar,o kadar güzel oldu ki anlatamam,işkencene tırnaklarımdan başlasana Remzi ."

Arkasındaki salak bana bön bön bakarken devam ettim.
"Aslında yüzümüde yaksan fena olmaz alttan gelen yeni deri yeni doğmuş bebek derisi gibi,pürürssüz güzelliğimi soranlara sizden bahsediyorum inanmıyorlar bana ama bak kemiklerimi falan kırarsan hastanede yatmaktan çok canım sıkılıyor, dişlerimide sökebilirsin " ona dişlerimi gösterdiğimde devam ettim
" Tıp çok gelişti zaten bunlar o kadar fırçalamama rağmen bembeyaz olmuyor biliyon mu parmaklarımı kesmek istersen bak işte burada tıp o kadar ilerlemedi ama olsun o da zevkli havalı havalı gezerim dilimi kesemezsin kesersen dosyayı söyleyemem gözlerimi çıkars-"

Cesaretim ve korkusuzluğum bir anda uçup gitmişti. O silah Ömer'e değil yüreğimin can evine çekilmişti . Gözlerimi kaçırmak istesem de anın dehşeti beni mıhlamıştı.Namlunun ucu Ömer'in kafasına dayalıyken ben gözlerimi nasıl kaçırabilirim ?

"Şimdi de konuşsana!"

Sesi, içimde yankılanan bir kabusun çığlığı gibiydi. Ben, adını devletinin özgürlüğünden alan bir kadındım İlkuş.

Korkunun asla boyun eğdiremediği bir kadın... Ama şimdi,o ölümün soğuk nefesine bu kadar yakın dururken, içimdeki korkunun kollarında çaresizce çırpındım.

Bedenim hareketsizdi, ama ruhum çırpınıyordu. Onun güçlü duruşu, ölümün bu kadar yakınlığına rağmen boyun eğmeyişi, beni gururla doldurması gereken bir noktada acıya boğuyordu.İçimde kopan fırtınalar arasında nefes almakta zorlanıyordum. Kalbim, sanki her atışında bir adım daha düşüyordu karanlığa.Bu sahne, güçlü olmayı vaat eden her yanımı yerle bir etmişti. Şimdi korku, özgürlükle anılan bu kadını ilk kez tam anlamıyla sarsıyordu.

"Yerini söyle ya da Yüzbaşi ölür ."

Gözlerine bakmaya çalıştım,titreyen ellerim ve içimde yanan yüreğimle yüzüne baktım.Salladı kafasını ölümle burun buruna olmak ondan hiçbirsey eksiltmedi .


"Düşmana devlet sırrı vermenin cezası ölümdür Gül,Sakın !"

Onun bu kadar soğukkanlı duruşu içimdeki çığlığı daha da büyüttü.
Kalbim sanki ikiye bölündü. Bir yanım onun haklı olduğunu haykırıyor, görevimin ve verdiğim yeminlerin hatırlatıcısı oluyordu. Ama diğer yanım... O soğuk metalin bir anda her şeyi bitirme ihtimaliyle parçalanıyordu.

"Sakın!" dediğinde, ruhuma bir hançer daha saplandı. Sanki bana, kendi hayatını önemsemeden bir sınır çiziyor, o çizgiyi geçmemem için yalvarıyordu. Gözlerim doldu; nefes almakta zorlanıyordum.

Bu bir fedakarlığın haykırışıydı, bir vatanın uğruna canını ortaya koyan birinin son isteği... Ama benim içimde kopan fırtına dinmiyordu. Onu kaybetmenin düşüncesi, o anda tüm dünyamı altüst etmişti.

Maziye çekildi zihnim...

'Paşa her gün canıma okuyor işkenceden ölmek üzereyim etlerim çürüdü. Allah için bu adam ne istiyor Orhun böbreklerimi çıkarıp işkence masasına koysam yine beni bu eğitimden geçirmez .'

'Sende ona istediğini ver .'

'Sonra o da beni yuvadan atsın sende kurtul .'

'Aklını kullan İlkuş bedenin bir yere kadar dayanabilir bazen sır saklamanın en iyi yolu onu ortaya çıkarmaktır.'

Emniyetin açılma sesi beni maziden çekip aldı beni.Ve ardından kalbimi zehir gibi bir sızıyla sardı. Göğsümde yankılanan o ses, sanki damarlarımdan akan kanı tersine çevirdi. Zehirli bir ağırlık, ruhumu ele geçirmişti. Boğazıma kadar yükselen çaresizlik nefes almamı engelliyordu.

"Tamam," O tek kelime dudaklarımdan dökülürken gözlerimi yüzüne çevirdiğimde,orada gördüğüm ifade, içimi bir bıçak gibi delip geçti; hayal kırıklığı.

O bir bordo bereliydi, özel kuvvetlerin onurlu bir askeri... Bir can için binlercesini feda edemeyecek kadar kararlı bir vatanseverdi. Ama ben, onun gözünde,yeminlerimi, görevimi, vatanımı feda etmiştim.Bu karar, onun gözünde beni affedilmez kılmıştı bunu okumuştum.

"Nerede ?"

"Gül sakın!"

Kuruyan dudaklarımı ıslattım .
"Edirne'deki evimin bahçesinde bir kuş evi var onun içindeki gizli bölmede bulursunuz ."
Geri çektiği silahını beline yerleştirdiğinde onun yüzüne bakmaktan kaçtım ."Eğer yalan söylüyorsan eğer oyun oynuyor-"
"Söyledim işte uzatma bulamazsan o zaman konuşursun !" Kafasını görüşeceğiz diye salladığında çekip gitmişlerdi .En azından vaktim vardı.

"Uyuşuk uyuşuk durma kalk gel yanıma!"

"Hı ?"

Yeşillerine tırmanan gözlerim az önceki hayal kırıklığının tozuna bile rastlamadı ama biraz önce inanmıştı .
"Gül hadi vaktimiz yok !"O mu iyi oyuncuydu ben mi ? Sanırım o
Anladığı yetmezmiş gibi birde olaya eşlik etmişti Oscarlık oyuncu sanki .

"Hiç kalkamam üstümden tır geçmiş gibi hem yanına gelip ne yapacağım ?"
Beynim olaylara artık yetişemediğinden herşeyi sorma yetkisine sahipti .

"Otel odasında yarım bıraktığım işi tamamlayacaksın ."

Anlamadığım cümlesine önüme gelen saçlarımı bağlı olan ellerimle yüzümden uzaklaştırırken karşılık verdim ."Senin yarım bıraktığın işi ben niye tamamlayayım elin ayağın yok mu ,hem sen nasıl bordo berelisin kalk kendin tamamla ?" Kaşları havalarınken gülümsemişti hatta gülümserken alt dudağını diliyle geri çekip inci gibi parlayan dişleriyle temizledi .Kemikli yüzü tenindeki morluklarla daha fazla mı çekici hale gelmişti ?

Bir insan baş parmaklarını,elleri bağlıyken aynı anda nasıl çat diye kırar ağzım açık izlemiştim.Bileğimdeki kelepçeleri umursamadan iki elimide çığlık atmak üzere olan açık ağzıma pat diye kapattım.

Canım öyle acımıştıki kelepçelerden çıkardığı parmaklarını tekrar yerine otturtuşuna dayanamayan gözlerimi sım sıkı yumup başımı eğdim.

"Sen..." diye kekeledim, kelimeler boğazımda düğümlendi. "Sen manyak mısın? Delirdin mi? Hiç mi canın acımıyor? Deseydin,tel tokayla açardım o kelepçeleri!"

"Gel dedim, gelmedin. Şimdi şu saçındaki tel tokayı at ayaklarımdaki kelepçeyi açacağım!"

Derin bir nefes aldım, göğsüm sıkışıyordu. Sabırla saçımın arasından tel tokayı çıkardım.Ama atmak yerine, ayaklarım bağlı olduğu için sürünerek duvarın dibine, zincirli ayaklarının yanına vardım.

Dizlerinin önünde otururken, o bana yukarıdan bakıyordu. Ve gözlerim, istemsizce, üzerindeki askeri badiye takıldı. Kumaş, kaslı bedenine öylesine yapışmıştı ki, sanki vücudunun her detayını daha fazla öne çıkarmak için özel olarak tasarlanmış gibiydi. Sorun şu ki, çıplak gezse bu kadar dikkat çekmezdi... Özellikle de baklavaları.

Allah'ım, o pislik adam bana o iğneyle ne verdi?

"Gül," dedi aniden, hafifçe gülümseyerek.
"Hı?"
"Sen açmayacaksan, ben açayım."
Sesi o kadar yumuşaktı ki, istemsizce mayıştığımı hissettim. Bir an durdum, zihnim anlamaya çalışırken soruyu ağzımdan döküverdim:

"Neyi açacaksın?"

O an, kaşının üzerinde parmağını gezdirerek gözlerimi kendine çekti. Ardından, uzun boyunu hiçe sayarak dizlerinin üzerine çöktü ve yüzünü benim hizama indirdi.

"Sana onları daha sonra açar gösteririm, güzelim," dedi, göz kırparak.

O an, utançtan yerin dibine geçmek istedim. Karnına o kadar dikkatli bakmış olamam, değil mi?

Yoksa baktım mı?!
Aptal mısın kızım sen ?

Adam gözlerinin içini okuyor gözünün önündekini mi kaçıracak.Yanaklarımın sıcaklığı artarken, onun kaşlarını işaret ettiğini yere baktım.Bakışlarımı elimdeki tel tokaya indirdim.

"Şimdi" dedi sesi biraz daha ciddi tona bürünürken " Şu elindekini bana ver, seni buradan çıkarmam lazım ne dersin ?"

Bir kez yutkundum, sonra bir kez daha. Yanaklarım yanıyordu. "Sen yanlış anladın," demek istedim, ama kelimeler boğazımda düğümlendi. Daha fazla rezil olmamak için tel tokayı usulca ona uzattım

Kendininkini açtıktan sonra benim ayaklarımıda açtı ardından ellerimi kendine çektiğinde dikkatlice bileğimdeki kelepçede tokayı çevirdi.

Kirpiklerinin gölgesi yüzüne düşüyordu hepsi tane taneydi düz kalkık burnu dolgun dudakları nefesimi tutarak onu izlememe sebep oluyordu.Sol kaşının yanındaki morluk içime bir acıyla oturdu.Burnuma dolan kokusunu içime çektiğimde elimdeki kelepçe çözülmüştü .

 

Bakışları dudağımda takılı kaldığında yüzündeki ifade karardı. Parmakları usulca çenemi sardı; nasırlı ellerin dokunuşu bir yandan yumuşak, bir yandan öylesine kararlıydı ki içimdeki titremeyi durduramadım.

 

Çenemi yavaşça sol tarafa çevirdi. Yüzüme bakarken gözlerini kapadı, derin bir nefes aldı.Bakışlarını takip ettiğimde anladım... Az önce yediğim tokattan sonra dudağımda oluşan yaraya bakıyordu.

 

Diğer eli, yüzümdeki saçları dikkatlice kulağımın arkasına sıkıştırdı. Hareketi o kadar nazik ve özenliydi ki,kalbim bu atmosfere dayanamaz hale geldi .

"Acıyor mu?" Sesi yumuşak ve sakindi ama içinde sakladığı derin birşey vardı sanki benim hissettiğim her şey onun içinde yankılanıyordu.

O kadar güzel sormuştu ki, bir an için "Sen böyle sorarsan, tüm yaralarım geçer," demek istedim ama kelimeler yine boğazımda düğümlendi.

"I ıh," dedim sadece, anın ağırlığına yenik düşerek.

Parmakları hafifçe çenemde kalmaya devam etti,sanki beni korumanın bir yolu buymuş gibi.Bakışları yarama döndü, dudaklarını sıkıca kapadı ve tekrar aralandı,
"Yürüyecek kadar iyi hissediyor musun kendini ?"

Noluyor bana,noluyor sana...Yapma bunu yapma kalbim dayanmıyor.Desem ki yürüyemiyorum şu an nerde olduğumu bile bilmediğim bu yerden beni tereddüt etmeden sırtında çıkarmaya hazırdı .

Ortamı biraz değistirmek istediğimde o hala yüzüme aynı şekilde bakmaya devam ediyordu .

"İyim sorun yok bu arada biz nasıl esir düştük çünkü benim en son hatırladığım şey o otel odasıydı...
Hadi ben kendimde değildim seni nasıl alabildiler ?Teo'yu alabildik mi bir pürüz çıktı mı ,ayrıca ben ne zamandır uyuyorum neredeyiz ne- "
Dudaklarıma bastırdığı parmağıyla boğazıma kadar gelen kelimeler geri indi .

"Benimde en son hatırladığım şey senin bana yarım bıraktığım işi tamamlamamı söylediğindi ."

Yarım bıraktığı iş ?

Hafızam beynime yeni yeni sinyal veren anıları hatırlattığında o ana giden ruhum karşısında şimdi yutkunup kala kaldı .
Salak kafam! Ben az önce kalk kendin tamamla demiştim .
"Şimdi söyle !" Çenemdeki parmakları yanağıma doğru kaymıştı her parmak hareketi kalbimin içinde sevinçten kendilerini o duvardan bu duvara vuran binlerce kelebeği özgür bırakıyordu .
"Neyi söyliyim?" Bunu nasıl söylediğim bile muamma,sanki sesim uzay boşluğuna kaçmıştı bu kadar yakınken ben nasıl mantıklı düşünebilirim ?

"Bana o işi tamamlamamam için tek bir sebep söyle ."

Aklım,Allah seni kahretsin diye bana saydırıyordu .
Kendime hâlâ inanamıyorum,o iş dediği Arda odaya girmeseydi beni öpeceği o andı ve ben az önce o işi kalk kendin tamamla dedim .
"İ-ilk yani ilk o " Kekelemiştim,burnunu saçlarıma bastırdığında çektiği derin nefesle kulağıma doğru fısıldadı .
"İlk öpücüğün mü ?" Konuşmayı unutan dilimi zorlamadım usulca kafamı salladım .
"Senden tamamlamamak için bir sebep istedim sen bana tamamlamam için en büyük sebebi sunuyorsun güzelim."

Güzelim ?
Güzelim dedi,güzeli miyim ?

Elimi kalbimin üstüne bastırmak istiyorum ama kollarımda derman yok.Sesi o kadar etkileyiciydi ki buram buram erillik,aura ve beni felç eden bir ton.Bu adama ne olmuştu böyle,asıl bana ne olmuştu neydi bu yaşadıklarımız ...?
Neden ikimizde birbirimize dur demiyoruz .

İçeri birinin girmesine mi yoksa Ömer'in sinirlı çıkan sesine mi ağzım açık kaldı ?
"Neredesin lan sen?"
Ama asıl şok dalgası, karşımdaki adamın bu soruya verdiği cevapla geldi.

"Vahşi Erkeğim benim... Ben de seni çok özledim ama ayıp ya aile var burada !"

Üzerindeki yıpranmış kıyafetler, saç sakal birbirine girmiş hâli, ama yine de o çarpıcı ela gözlerle kendini belli eden karizmatik duruş...

Bir saniye... Ben mi yanlış duydum? Ağzımın şaşkınlıktan açık kaldığını fark ederken bir Ömer’e, bir de karşımdaki adama baktım. Bu adam... Hayır hayır, bir dakika. Bir terörist,Ömer’e vahşi erkeğim mi dedi?

"Bahsettiklerinden çok fazlasıymışsın, kuma."

Kelimeler, ağzından dökülürken bir şeye takıldım 'Kuma...'

Bana dönmeden, Ömer’in gözlerinin tam içine bakarak alaycı bir gülümsemeyle konuştu:"Şuraya bak kızı iki günde kendine benzetmişsin ,sessiz izleyişler insanın içini okuyan gözler... Sorgu meleği gibi."

"Biraz daha boş boş konuşmaya devam edersen, gerçek sorgu melekleriyle tanışacağın yere bizzat ben yollarım seni."Bir anlığına duraksasada, o alaycı gülümsemesini kaybetmedi.

"Onu almaya gelecekler," dediğinde, az önceki neşeli adam gitmiş, yerine dehşet ve otorite barındıran bir adam gelmişti.

"Ne demek gelecekler!" Bu, bir soru değildi. Tehditti.

"Sakin ol ve eski planı unut. Hem bu şekilde işimiz daha kolay olacak, bize yaradı bile. Onu buradan almak için gelecekler. İyi para ettin, ha kuma !"

"Ağzını burnunu kırdırma lan bana! Düzgün konuş. Kim istiyor onu?"

"Kimin istediğini bilmiyorum. Bildiğim tek şey, onu bana söylenilen yere teslim etmem gerektiği.Fırsat ayağımıza geldi,sende uzatma."

Ses tonu bir anlığına çatallanmış, ardından daha yüksek bir perdeye çıkmıştı.Yalan söylüyordu.Kimin istediğini biliyordu ve bize yalan söylüyordu.Gözlerini kaçırışından belliydi.Bu,gerilim anında bedenin istemsiz bir tepkisidir ve kortizol seviyesinin arttığını gösterir.

Eğer ben bunu anladıysam, Ömer hayli hayli anlamıştı."Yalandan nefret ettiğimi bilmene rağmen buna cesaret ediyorsun," dedi,zihnimi anında onaylayan soğuk bir sesle.

"Onu buradan çıkarmak istiyorsan, yalanlarımı umursama. Ha, eğer umursarım diyorsan, ben sana istediğin her şeyi söylerim.Gül’ü çıkarmak için çok güçlü bir kozumuz var. Bak, ona az önce verilen fiyatın belki on katı, beş dakika içinde gelir. Vaktimiz yok! Her şey kontrolüm altındayken soru sormayı bırak."

Sonra bakışları bana döndü. Gözlerindeki alaycı kıvılcımı fark etmemem imkansızdı.

"Sen de aynı şekilde, dişi vahşirella" Ses tonu sakinmiş gibi görünüyordu ama bu,alayına eşlik eden o sertlik duygusunu gizleyemiyordu. "Şimdi şu çıkardığın kelepçeleri tak ve rica ediyorum, sana dokunursalar vahşileşme,tamam mı, dişi vahşirella?"

Bunun ne tuhaf lakapları var ?

"Ona kimse dokunmayacak, Yiğit!"
Donan beynim sonunda çalışmıştı ,bu onun kuzeniydi yerini aylarca aradığım Börünün üsteğmeni.

"Allah'ım sen bana sabır ver," diyerek sinirle alnını ovaladı Yiğit. ."Uzaktan koruma memuruna mı benziyorum? Bırak,iki dakika dokunsunlar! Eğer olay çıkarırsan seni buradan çıkartamam.Anlıyor musun?"

Ömer bir adım ileri attı, o sakin duruşunun altındaki tehdit, her kelimesine sinmişti. "Dokunmayacaklar!" dedi,dişlerinin arasından.

"Sen nerede olduğunun farkındasın değil mi ?"

Bu sefer yükselen Yiğit olmuştu.Ömer aralarındaki mesafeyi kapattığında aradaki tek fark birkaç santim oynayan Ömer'in uzun boyuydu.
"Uzatma ne diyorsam o !"Gözleri Yiğit’in üzerine saplanmıştı, bakışlarında bastırdığı bir fırtına vardı.

"Sırf onu korumak için kendini esir ettin şimdide kendini öldürtmek mi istiyorsun ?"

"Ne ?"

Ortamda yanıklanan ses bu sefer benimdi ağzımdan bir anda çıkan nidaya Yiğit yanlış birşeyi dile getirmiş gibi tavır sergilerken Ömer benimle göz göze geldi.

"Bu ne demek ?" Aklım almıyor ben uyurken gerçekten neler oldu ve neler olmaya devam ediyor ?
Benim için mi burada ?
Kalbimle aklım arasında bir savaş başlamıştı. Kalbim onun burada olmasının bir anlamı olduğunu söylüyordu, ama aklım, bunun ne kadar mantıksız ve tehlikeli bir şey olduğunu haykırıyordu. Onun bakışları ise beni daha da derin bir bilinmezliğe çekiyordu.

İki elimi birden saçlarıma geçirdim. Ellerim titriyordu, zihnim ise karmaşık bir girdap gibiydi. Ömer’in gözlerindeki o derin anlam, Yiğit’in sözlerindeki sitem hâlâ kafamın içinde yankılanıyordu. Ancak bu sessizlik uzun sürmedi.

"Bunu neden yaptın ?" Dediğimde,dışarıdan gelen, giderek artan ayak sesleri mağaranın dar duvarlarında yankılandı.Seslerin bize doğru yaklaştığını anlamak zor değildi. Henüz ne olduğunu anlayamadan,bir anda Yiğit yanıma doğru atıldı.

"Bileklerini uzat."Sormama ya da itiraz etmeme fırsat bırakmadan kelepçeleri hızlı bir hareketle bileklerime taktı.Şokla ona bakarken, kolumdan tutup kendine çekti.

 

"İyi dinle beni az önce içeriden çıkan iki soysuz biraz önce buradan ayrıldılar,bana söyledikleri şeyi yapmam lazım.Dışarıdakiler içeri girmeden buradan çıkmalıyız dişi vahşirella.
Ve sende Gül o arabaya tek binsin istiyorsan olay çıkar !"
Kolum onun güçlü kavrayışında sıkışmışken, mağaranın önüne çekilen perdeye doğru adımlarımız hızlandı. Sadece dört adım… Her biri yankılanan birer darbe gibiydi.
O an yüzüme çarpan gün ışığı beni sersemletti. Gözlerim bir an kör olmuş gibi kısıldı; uzun süre karanlıkta kalmanın ardından gelen bu ani parlaklık, hem zihnimi hem bedenimi allak bullak etti. Havadaki nem ve rüzgârın serinliği, hislerimi bir nebze olsun dindirdi.

 

Karşıdaki iki siyah jipin önünde bizi bekleyenleri daha önce görmemiştim, beni isteyen her kimse bunlar onun sürüsü.Karşılarında durduğumuzda kıvırcık saçlı olan bana doğru gelmeye başlamıştı.Kolumu tutan Yiğit boynunu hafifçe geriye kırdığında bende baktığı yere döndüm .

 

Çıkardığı kelepçeler tekrar takılmıştı onu tutan iki teröristle bize doğru gelişini tamamladığında yanımızda durdu.Yüzüme doğru kalkan eli hissettiğimde anında kafamı geriye doğru çevirdim .
Havada kalan elin sahibi toprak kızılı gözleriyle Yiğit'e baktı .

 

"Buna mı verdik o kadar parayı Zilanlı ?"

 

"Ağan parayı verirken kızın kim olduğunu biliyordu Gebassi !"
Yiğit'in otorite dolu sesiyle, iki elinide kemerine yerleştirerek bana doğru eğildi .

 

"Birde bundan duyalım kim olduğunu ?"
Gözünü kırptığında Yiğit'in bakışları birkaç adım ötemdeki Ömer'e dokunup dokunup çekiliyordu .
Bana doğru yaklaştıkça midemi bulandıran nefesi, sınırları zorluyordu. Tiksintiyle kasılan yüzüm, onun pis nefesini suratımda hissettikçe daha da sertleşiyordu. İğrenç bir kibirle gülümserken,ağzından çıkan kelimeler içimdeki öfke ateşine körükle gidiyordu: "Bu kokuyla geçireceğim zevkli anların yanına Türk'de eklenince doyumsuz oluyor,Zilanlı."
Sözleri midemde bir yumru gibi düğümlendi. Yüzüme doğru eğildikçe, o iğrenç nefesinin sıcaklığı tenime çarpıyordu. Suratındaki kibir dolu gülümseme,sınırları aşan her kelimesiyle daha da mide bulandırıcı hale geliyordu. Gözlerim istemsizce Ömer’i buldu.

 

Birkaç adım ötemde,kelepçelerle bağlı vücudunun her kası gerilmişti.Onun göğsü hızlı hızlı inip kalkarken, şakaklarındaki damarlar adeta patlayacak gibi atıyordu.Bana bakıyordu.Gözlerindeki karanlık öyle büyüktü ki,o bakışlara dayanmak bile cesaret istiyordu.Yumruğunu sıkarken kaslı kollarındaki damarlar belirginleşiyor,bileklerini zorlayan kelepçelerin acısı hiçbir şey ifade etmiyormuş gibi gözüküyordu.

 

Onun kendini tutmak için verdiği savaşın farkındaydım.Ama aynı zamanda,bu pislik bir adım daha ileri giderse,o savaşın yerini yıkıcı bir fırtınanın alacağını da biliyordum.

 

"Biliyor musun?" dedim, sesim soğuk ve keskin bir bıçak gibiydi.
"Neyi?" dedi, alaycı bir gülümsemeyle.

Kafamın üst kısmı alnıyla burnunun birleştiği noktaya çarptığında, duyulan o tok ses alanda yankılandı.O anın verdiği tatmin,canımı yakan zonklamayı bile unutturuyordu.

Saçlarım yüzüme saçılmıştı, kelepçelenmiş elimle onları geriye ittim.Karşımda,burnundan akan kanı eline bastırarak dengesini zar zor sağlamaya çalıştı.Gözlerindeki şok ifadesi, tiksinti dolu bakışlarıma karışıyordu.

 

"Benden alacağın en basit zevk bu olur. Daha fazlasını görmek istiyorsan,ileri git!"Sesim sakin ama içinde bir tehdit barındırıyordu.Kanayan burnuna son kez elini bastırdığında elini burnundan indirdi .Kan dolu burnunu içine çektiğinde dudaklarımın kenarında beliren çizgiler daha da belirginleşti .

 

Öfkeden deliye döndüğü aşikardı üzerindeki siyah kuşaklı gömleğiyle diğerlerinden farklı giyinen tek oydu .
Bana doğru attığı öfkeli adımlar son bulduğunda yüzümde patlayan hırslı tokatla başım onun olduğu tarafa düşmüşti ,bu gün aynı taraftan yediğim ikinci tokattı ve karşımda öfkeden yeşilden siyaha dönen gözleriyle bana bakan Ömer vardı.Sıktığı yumrukları ve çenesiyle sanki nefes almayı unutmuştu göz göze geldiğimde tokatın yüzümde bıraktığı acıyı unutmuş, yalnızca ona bakıyordum. Sıkılmış yumrukları o kadar güçlüydü ki, parmak kemikleri beyazlamış, bileklerindeki damarlar gerilmişti,kopmak üzere olan sabrına kafamı salladım .
'Yapma,' dedim içimden,'Yapma zaten benim için buradasın bari bunu yapma.'

 

Kendini tutmaya çalıştığı her saniye, daha da güçleşiyordu.Göğsü hızlı hızlı inip kalkıyor, kelepçelerle bağlı elleri bile bu öfkeyi bastırmaya yetmiyordu. Vücudundaki her kas gerilmişti, damarları, o bedeni delip geçmeye çalışır gibi kabarmıştı.

 

Küfürlü iğrenç sesi kulağımda yankılandığında,Ömer benden bakışlarını çekmişti neye baktığını anlamam uzun sürmedi ,saçımdan geri çekildiğimde yüzüme inen ikinci darbe yumruk olmuştu.Kaç adım savrulduğumu saymasamda yere düşmemek için direndim.Ağzımdaki kanı tükürüğümde onunla göz göze gelmedim .Kırılan belimi dikleştirdiğimde saçlarımı tekrar kavrayıp yüzümü pis yüzüne yaklaştırdı .

 

"Seni burada .... ... ........ .....
Ve kimse seni elimden alamaz ANLADIN MI ?!" Ağzından salyalar ata ata ettiği küfürle onun bana baktığı anı gördüm. Böyle görünmeyi asla istemezdim . Her zaman güçlü, kontrollü ve dimdik duran o adam, şimdi öfkenin ve çaresizliğin girdabında kaybolmuştu.
Kelepçelerle kısıtlanmış bilekleri titriyordu ,tüm bu öfkeye rağmen, bir şekilde kendini kontrol etmeye çalışıyordu.Çenesini sıktığında, o güçlü çene hattı iyice belirginleşiyordu. Dudaklarının kenarındaki kaslar titriyordu; bir yandan sessiz kalmaya çalışıyor, bir yandan içindeki fırtınayı dizginliyordu. Ama bu çaba, onu daha da tehlikeli bir hale getiriyordu.Sanki nefes bile almıyordu,kaşları çatılmış, şakaklarındaki damarlar ince bir ip gibi belirginleşmişti. Gözlerindeki öfke, bir volkanın lavlarından daha sıcak, daha yıkıcıydı. Sanki bir kelime daha duysa, o zincirlerini koparacak ve önüne ne gelirse yakıp yıkacaktı.

 

Ve o an, bütün bu öfkesinin merkezinde ben vardım ,bu fırtınanın merkezinde, sadece benim için savaşan bir adam vardı.Elleri kelepçeliydi, ama asıl prangalanan şey öfkesiydi.

 

Kalbim içimde çırpınıyor, beni susturmak için bağırıyordu: 'Yut! Sus! Şu an karşı koyarsan,bu kelepçeler onu durduramaz!'

 

Nefesimi tuttum, gözlerimi sımsıkı kapattım. Yutkundum. O kadar zor bir yutkunuştu ki, sanki içimden onurumu, gururumu, savaşıma olan inancımı çekip almıştı. İçimde bir şeyler sustu o an.

 

Başımı eğdim, gözlerimi tekrar açtığımda Ömer’in gözlerine bakmamaya çalıştım yüzüne bakacak yüzüm yoktu . Biliyordum, beni korumaya çalışırken kendisini yok ediyordu.Ve bu acının altında eziliyorduk, ikimiz de.

 

"Alın bu ....araca " dediğinde beni önündeki pisliklere doğru savurmuştu, bakmayacağım arkama.
Neden neden benim peşimden geldin be adam ? Bu gün burada sen olmasaydın ben ölürdümde tepkisiz kalmazdım 'sen benim için geldin ben senin için sustum yüzbaşı .'

 

Aldığım derin nefesle gözlerimi, bulutların kapattığı gökyüzüne savurdum. İçimdeki karanlıkla baş edebilmek için her nefeste biraz daha derinleşiyor, biraz daha kayboluyordum. Birisi kolumdan tutup beni araca doğru yönlendirdi. Adımlarım bedensel değil, ruhsal bir ağırlıkla her an daha da zorlaşıyordu. Arkadaki arabaya,Ömer’i Yiğit’in götürdüğünü gördüm. Birkaç saniye boyunca, onların ayrılığını izlerken, içimdeki boşluk büyüdü.

 

Dişlerimi alt dudağıma geçirerek, gözlerimi yumdum. Birçok kez bunları yaşadım ama bu kez, acı sadece fiziksel değil, ruhsal bir çöküş gibiydi. "Yer yarılsın, yer yarılsın ve ben içine gireyim." O kadar derin, o kadar çökük bir his vardı ki içimde.Bu anlamsız aşağılanmanın nedeni en başından beri Ömer’in buna tanıklık etmesiydi.
Ama bir tek şey vardı ki, onun bu olanlara katlanışı, beni her şeyden daha çok mahvediyordu.

Hayatımdaki olaylar hareket halindeki şu araçtan daha hızlıydı hele kalbimde olanlar onlar zaten ışık hızını bile geçmişti.Düşünmek istemiyordum hiçbirşey düşünmek istemiyorum ne olacağını neler olacağını.Zaman benim için dursun, sadece bir kaç saat... Sadece birkaç saatlik bir kaçış.

 

Bileğimdeki kelepçelerin şıkırtısına aldırmadan göz torbalarımı bir elimin parmaklarıyla genleştirdim.
Elim geri çekilirken kanı kurumayan dudağıma çarpmıştı.Sanırım ilkuş olma vakti çoktan gelmişti saçımı kaşırken çıkardığım tel tokayı avucuma sakladım .

 

Kafam fren yapan araç yüzünden ön koltuğa çarpıp geri yaslandığında miğdem ağzıma gelip geri inmişti .

"Noluyor lan ?"
Az önceki şerefsiz önde konuştuğunda şoförü aracın önünde devrilen kayaları işaret etti .
"Taşlar yuvarlanmış ."
"Önünü görmüyon mu gerizekalı inin alın şunları lan !"

 

Aynadan arkada duran araca baktığımda, gözlerim puslu havanın sinesine gömülen dağlarda gezindi. Sessizlik, bu kadar derin bir sessizlik asla normal değildi. Havanın içinde, rüzgarın hırsı,sararan bodur otların boynu durmaksızın eğiyor, her bir ot bir an için başını kaldırıp sonra tekrar eğiliyordu. Yolun kumu,yine rüzgarın etkisiyle havalanıp havada desenler çiziyor, her biri kısa bir an için şekil alıp sonra kayboluyordu. Her şey bir huzur içindeydi, ama o huzur ve bir anlık sükûnetin ne kadar kırılgan olduğunu biliyordum.Tam o an, rüzgarın bile nefes almayı unuttuğu o an taşları kaldırmaya çalışanlardan birinin alnını arkadan delip geçen kurşunla,bir an için her şey durdu, hava sıkıştı ,zaman ağır çekimde indi ve o sessizlik büyük bir patlamayla herşeyi herşeyi yeniden başlattı .Sessizlik yerini büyük bir koasa bıraktı.Yiğit'in pilanı buydu Ömer'e bu yüzden dur demişti işin tuaf tarafı onu hangi bahaneyle araca bindirdiğiydi.

 

Öndeki şerefsiz araçtan fırladığında,yanımda oturanda belinden çektiği silahıyla dışarı çıkmak isterken kafasını cama serçe geçirip bırakmamla son arzusunu gerçekleştiremedi elimdeki silahla üstümüze kurşun yağarken kendimi araçtan dışarı atmıştım .

Parmağını çıkaranın ben diplerinde olmama rağmen bana fırsat kalmadan saniyesinde avlanış hızına hayran kalmamak elde değildi .
Zamana meydan okuyuşlarını büyülenerek izlemek varken, her şey birden benim bulunduğum taraftan bana doğru gelen Yüzbaşıyla durdu. Elini kaldırıp indirdiği anda, birden her şey susmuştu; ateş kesilmişti. Diğer elinde tuttuğu tabancanın ucu ayak uçlarına bakıyordu sanki avını bulmuş bir kartalın gözleri gibi keskin ve odaklanmış bir bakışla, bu tarafa doğru geliyordu.

Her hareketi dikkatle planlanmıştı, bir adım, bir nefes, bir karar... Her şeyin nasıl birdenbire kontrol altına alındığını hissedebiliyordum. Adımlarını ağır ama kararlı atarak bana yaklaşıyordu. Gözlerindeki kararlılık, sanki çevresindeki dünya sadece bir noktadan ibaretti; her şey, o anki gücünü ona taşıyan o anın içindeydi.

Börü uçun kuşun bile görmediği dağlarda ki yerlerinden kalkıp bize doğru gelirken o beni geçmiş aracın diğer tarafından bir anda çıkanı saniyesine anlının ortasından indirmişti, arkadan gelen Yiğit'in "İyimisin"sorusuna başımı evet diye salladım .

Nereye gittiğini şimdi anlayan beynimle tim karşımdaki tarladan temkinli, hızlı ama kontrollü bir şekilde bize doğru geliyordu fakat iki kişi fazlaydı .Yiğit'e başıyla işaret verdiğinde aracın arkasından dolanmıştı .

"Gül iyimisin ?"
Aslan'nın endişeli sesi kulağıma ilişiğinde gülümsemiştim.Emre ve Arda leşleri kontrol edip silahları ayaklarıyla onlardan uzaklaştırıyorlardı. Aslan elini omzuma yerleştirip yüzümdeki yaraya baktığında burnunu hırsla çekti .
"Turp gibiyim ." Diyip gülümsediğimde derin bir nefes verip kolumu iki kere ovalayıp elini indirdi .
"Seni öyle görünce çok korktuk Gül Rabbime şükürler olsun seni bize bağışladı." Batur'un içten duasına büyük bir tebessüm sundum.
"Benden bu kadar kolay kurtulmak var mı üsteğmenim ?"
"Aslaa olmasında zaten Allah yokluğunu göstermesin herkesin ayarları değişti valla ."
"Geçmiş olsun yenge." İlk kez duyduğum sesin sahibi hafif sarışın gülümseyen yüzü sıcak kanlılığıyla yıllardan tanıdığım Hasan'dı yanındakide keskin nişancı tüfeğini omzuna yaslamış duranda Mehmetti demek ki geldiler tim artık tamamlandı .

"Teşekkür ederim, sonunda Urfa'dan gelmenize sevindim. "
Hasan şaşıran yüzüyle Aslan'a baktığında ona bırakmadan cevapladım .
"Hakkınızdaki her bilgiye sahibim ." Diyip tebessüm ettiğimde gözlerini kıstı .
"Nereliyim ?"
"Malatya ."
"En sevdiğim hayvan ?"
"Yılan "
"Bunlar kolaydı canım " diyip sırıttığında silahını dikine kaldırdı .
"En sevdiğim yılan türü ?"
"Atractaspidinae" havalanan kaşları ağzını açıkta bıraktığında Mehmet elini devresinin ensesine yaslayıp gülümsedi .
"Rahat bırak kızı Hasan ,geçmiş olsun yenge duydum uzmanlık alanlarımız aynıymış bir ara düello yapalım ."
"Teşekkür ederim her zamam hazırım."

Arda ile Emre işlerini bitirip yanımda durduğunda Arda'nın açtığı ağzı karşıya bakarken kapandı .
Baktığı tarafa baktığımda Yiğit'in az önceki şerefsizi ensesinden sürükleyerek getirdiğini gördüğüm için değil Ömer'in elindeki silahı beline yerleştirdikten sonra ona doğru gidişini gördüğüm için yutkundum.

 

"Bana seni bu hale getirenin Yiğit üsteğmenimin elinde tuttuğu olduğu söyleme ." Arda'nın yakarışına"Ta kendisi"diyerek yüzüne bakmadan cevap verdim ."Bu güne kadar gördüğün tüm işkence sahnelerini unut Gül görüp görebileceğin en büyük azaba hazır ol ."
Emre konuşurken gözünü bir an bile oradan ayırmadı .

 

İleriye doğru ilerlediklerinde bende onlara eşlik ettim neden hâlâ o anın etkisindeydim ,neden içimdeki o anlamsız tuaf duygu beni terk etmiyordu bu adam beni neden bu kadar değiştiriyordu ? Şu an o pisliği benim parçalara ayırmam gerekirken bunu o üstlenmişti ve ben asla önüne geçmiyordum .

 

"Bırak " dediğinde Yiğit ellerini ondan çözüp Ömer'e doğru iteklediğinde gözlerinin ilk buluştuğu ben oldum .
Ömer bedenini çevirmeden boynunu bize doğru arkaya dönderdiğinde bakışları benimle kesişti,gergince gözlerimi kaçırdım .

 

"Arda kelepçeyi çöz Gül'ü uzaklaştır ."
"Ben hiç bir yere gitmiyorum !"
"ARDA GÜL'Ü BURADAN UZAKLAŞTIR !"
"Gül lütfen !" Diyen Arda kolumu kavradığında hırsla geri çektim .
"Gücün yetiyorsa gel kendin götür uzaklaşmıyorum!" Dediğimde kendimi iki adım geri gidip aracın kaputuna yasladım.Öyle bir baktı ki kendimi Arda'nın arkasına saklamamak için direndim .

 

Gözlerinde gördüğüm hırsı sinirı öfkeyi daha önce hiç kimsede görmemiştim onda bile... Bu adamla düşman olmak isteyenin aklına şaşarken burnumun dikine gidiyordum .

 

"Bedeli olacak !"
Diyip bize tekrar sırtını döndüğünde üst üste defalarca yutkundum.

 

"Benim kim olduğumu biliyor musunuz siz, amcam sizi yaşatmaz!"
Sesini duyunca boynumu sola çevirip gözlerimi devirdim.
"Amcan yokken kendini savunanıyon mu lan pezevek bak teke teksiniz " Yiğit'in gizlediği sinirini şimdi ortaya çıkmıştı.

 

"Amcan kim senin ?" Diyen Aslan olmuştu bu adam benim iç sesimdi ya .

 

"Raffi " sesi kulaklarıma işlerken gözlerim hiç olmadığı kadar açıldı soluk borumun tam ortasına saplanan koca bir diken soluğumu kesti beni buna mı götürüyorlardı .Şimdi anlaşılıyor Yiğit'in neden yalan söylediği sıkışan göğsüme elimi bastırırken ondan bir ses yükseldi .
"Tanıyan var mı ?"
Kimseden ses çıkmazken yüzünü bana çevirdiğinde bakışlarımı kaçırdım bu gün gözünde kaç kez daha bu duruma düşecektim ?
"Yüzüme bak Gül ,cevap ver !" Sinir yüklü sesi koca alanda yankılandığında şakaklarımı ovaladım .
"Her yerde bağlantıları ve hücreleri olan orta Orta doğunun en büyük kadın tüccarı.Satışları sadece terör örgütüleriyle sınırlı değil ve " elimi yanağıma yaslayıp enseme doğru sertçe bastırarak sürdüm "Yaş sınırı yok " yutkundum sızlayan burun kemiğim gözlerime acı bir yaş doldurdu .
"Savaş ülkelerinden çaldıkları çocukları pazarlıyolar ." Tüm tim ağızlarından okkalı bir küfür savururken Batur bile buna dahil olmuştu .

 

Kulağıma dolan iğrenç kahkahanın sahibine baktığımda damarlarımdaki tüm kan beynime hücüm etti.Lanet sesi yine beynime işlemişti ."Bu kadar korkma sonunda seninde gideceğin yer orası !"

 

Yüzüne yediği yumrukla yoldan çıkıp tarlaya düştüğünde artık öfkesinin esiri olmuş bir adamla karşı karşıyaydı .
Ardı arkası kesilmeyen küfürler Ömer'in ağzından dökülürken ne tepki vereceğimi şaşırmıştım .
"KALK LAN KALK BİR DAHA SÖYLE KALK BİR DAHA SÖYLE KALK SÖYLE SENİN ...."
Sarsılarak ayağı kalktığında atmak istediği yumruğu avucunun içinde tutmuştu .Avucundaki yumruğu büktüğünde kırılan kemik sesleri vücudumdaki tüm tüyleri tek tek ayağı kaldırdı .

 

"BU ELİNDİ DEĞİL Mİ !" Hayır bu kesinlikle bir soru değildi kulağıma dolan çığlık sesleri çıtırdayan kemik seslerinden yüksek değildi .
"..... ......ZEVK ALIYOR MUSUN ! BİRAZ DAHA BAĞIR, ŞİMDİDE ZEVK ALIYOR MUSUN LAN BAĞIR,BAĞIR,BAĞIR BEĞIR LAN !"
Elini bırakıp kendine doğru çektiğinde geçirdiği kafayla yüzdeki tüm kıkırdak ve kemikler toz olmuştu bulunduğu yerden uzağa savrulduğunda yere yığımıştı .

 

"KALDIR!" Yiğit yerde beyin kanaması geçirmediğine şaşırdığım pisliği ayağı kaldırırken"Sana birazdan Türklerin Doyumsuz zevkini tattıracağım !"
Timin araçların önünü kesmek içi yola bıraktığı taşlardan bir tanesini onun önüne bıraktığında bakışları bize dönmüştü Emre ,Mehmet,Hasan ,Aslan ve Batur ona doğru ilerlerken Arda arabanın arkasında birşeyler arıyordu .

 

Ne yaptıklarını anlamakta güçlük çektiğim aşikardı .
"Temiz bandana verin!" Bandanayı ne yapacak bu ? Mehmet çantasından çıkardığını ona uzattığında Arda'nın elindeki çekiçle geldini gördüm .

 

Mehmetten aldığı yeşil askeri desenli bandanayla bana doğru geldiğinde kafamı hafifçe eğdim.
"Onunla ne yapacaksın?" dedim, ama sesim çatallıydı. Yeşil gözleri, içinde yanan birer alev gibi üzerime kilitlenmişti.Bakışları o kadar güçlüydü ki,kelimeler boğazımda düğümleniyordu.Kan ve tozla kaplı yüzü,yorgunluğuna rağmen her zamanki gibi korkutucu ve… bir o kadar da güven vericiydi. Bu garip çelişki içimi bir kez daha karıştırmıştı.

 

Bir adım daha yaklaştı. Gözlerindeki o karanlık derinlik beni sabit tutuyordu. "Bu gözünden bir milim oynarsa, Allah’a and olsun ki, gerçek değil dediğin evliliği eve döner dönmez gerçeğe çeviririm!"Sesi fısıltıyla sert bir rüzgâr gibi üzerime çarptı.

 

Evlilik...Oyun dediğimiz bu sahte bağ.
Midemde bir düğüm oluştu.Kalbim hızla çarparken boğazıma tırmanan bir sıcaklıkla yutkunmaya çalıştım...Bu düşünce beni korkutması gerekirken içimde bir yerlerde garip bir ısınma hissettim. Zihnimle kalbim farklı dillerde konuşuyordu.

 

Daha ne olduğunu anlamadan beni kendine çekti. Göğsüm, onun sert gövdesine değdiğinde kanım dondu. Gözlerimi, karanlık yeşil bakışlarının içine gömdüm. Kaçamıyordum. Onun kokusu burnuma dolduğunda kalbim bana ait değilmiş gibi onun için atmaya başlıyordu.

 

Gözüme bezle çektiği perdenin düğümünü atmıştı .Boynumda sıcak nefesini hissettim.Burnu tenime dokunurken, fısıltısı beni altüst etti:

 

"Gözünün yaşına bakmam!"

 

Tehdidinde her zamanki soğukluk vardı, ama bu kez altında yatan o koruyucu, sarsılmaz güç daha netti.
Kokusu uzaklaşırken onunla gelen sıcaklık da çekildi.Geride bıraktığı boşluk bir kez daha beni karanlığın içine itti. Ama bu kez, o karanlık beni ürkütmek yerine garip bir şekilde özlemle sardı.

 

"Ne yapıyorsunuz bırakın beni !" Kapalı olan gözlerim kelepçeli ellerimle duyularım kulaklarıma yoğunlaştı.
"Bende bundan zevk alıyorum."dedi Ömer,sesi ölüm kadar soğuk, evrenin en karanlık köşesi kadar ürkütücüydü. O an, derin bir çığlık yankılandı. Ömrümde böyle bir çığlık duymamıştım ve bir daha da duymayacağımda emindim.

 

Dağları,taşları delip geçen haykırış bir yankı gibi içimde bir yerlere saplandı. Ona ne yaptığını bilmiyordum,
bilmekte istemiyorum.
Duyabildiklerim,arada bir taşa çarpan demirin tiz ve acımasız sesi ile onun kesilmeyen kendinden geçen yakarışlarının insanın içindeki her parcayı yerinden oynatacak kadar azap dolu olduğuydu .

 

"ŞİMDİ DE KONUŞ..."
"KONUŞ LAN ZEVK ALIYOR MUSUN!" diye kükreyişiyle,sesi artık soğuğuda aşıp bir volkan gibi patlıyordu.

 

Arkamdan esen sert rüzgâr, bedenime çarpıp beni sarsarken birazda olsa kendime geldim.Ama yine de o kesilmeyen, acı dolu ağlayışlardan kaçmak mümkün değildi.Kulağıma sızan her çığlık, her haykırış,her yakarış beynimin belleğine bıçak gibi saplanıyordu.

 

İğrenç sesi kesildiğinde geriye kalan tek şey birşeyin yere pat diye yığılması gibi birşeydi tam o anda Arda'nın sesi kulaklarıma işledi .

 

"İyi dayandı ha !"

 

"Sokarım böyle işe şunu ne zaman yapsak geceleri uyuyamıyorum !" Diyen Yiğit'e cevap gecikmedi "Git ananın kucağında uyu lan o zaman !" Onun sakinlikten yoksun nefesiyle elim bandanyı açmak için kaldırdığımda kolumdaki kelepçeler lanet bir ses çıkarmıştı .

 

"SAKINN !"
Havalanan kollarım havada anında asılı kaldı o az önce o şekilde bana mı bağırdı ?
"Baş çavusun eşşeğimi var karşında benim söylediklerimi sen niye dinlememekte bu kadar ısrar ediyorsun Gül ,senin derdin beni delirtmek mi açmayacaksın diyorsam açmayacaksın ?!"

 

Sinirlerimi katlayan sesine daha fazla tammül etmek elde değildi .
"Baş çavuşşun eşseğinden daha çok dağ ayısına benziyorsun bana bağırıp durma beni sinirlendirme bu ne be her önüne gelene had höd yeter, kör ebemi oynuyoruz burada başlarım sanada sinirinide emirlerinede !"

 

Yüzümden çekilen bandanayla gözlerime vuran ışığa lanet okudum .
"Benim duyduklarımı siz de duydunuz mu, yoksa ben mi delirdim?"diye sordu Yiğit, hayretler içinde kalmış gibiydi .

 

"Tek deliren sen değilsin,kardeşim" diye karşılık verdi Batur, kasvetli havayı bozmadan .

 

"Yenge fenaymış, ha!" diye güldü Hasan, alaycı bir sesle.

 

"Benden daha çok ciğer yiyenine rastlamamıştım, komutanım," dedi Emre, yüzündeki şaşkınlıkla. Ancak bu kısa anlık rahatlama, yerini tekrar derin bir sessizliğe bıraktı.

 

"Yüzüme bak."

 

O an, içimdeki tüm cesaretin eriyip gittiğini hissettim.Kaçabileceğim bir yer yoktu.Yutkunarak başımı kaldırdım ve gözlerine baktım.Yosun yeşili gözler… Fırtınalı bir deniz kadar huzursuz, ama bir o kadar da büyüleyici. Öfkesinden dolayı inip kalkan göğsü hâlâ sakinleşmemişti, ama gözlerindeki o tuhaf kıvılcım… İşte o beni yerime mıhlamıştı.

 

"Sen az önce ne dedin?"

 

Elinde biraz önce gözüme bağladığı bere vardı.Kumaş rüzgârla hafifçe kıpırdanırken, saçlarım da esen rüzgârla yüzüme savruldu.Rüzgâr, onun sert yüz hatlarına bir anlığına dokunmuş gibi görünüyordu; ama sanki o bile onun sinirine dayanamazdı.

 

Az önceki cesaretim bir köşede tir tir titriyordu. Kaşlarını kaldırdığında,alt dudağımı temizledim."Başlarım sana da sinirine de emirlerine de dedim," diye mırıldandım. Sesim titriyordu, kontrol edemiyordum. Sanki boğazıma bir düğüm oturmuştu.

 

O sırada dilini üst damağına yapıştırıp cık sesi çıkardı. İğne gibi bir sessizlik... Bu küçücük hareket bile sanki içime bir çığlık gibi yankılanmıştı.

 

"Ondan önce,"dedi. Sesi daha derin, daha sarsıcıydı.

 

Gözlerimi kırpıştırarak derin bir nefes almak istedim. Ama yüzüme vuran nefesi, onun kokusuyla birlikte içime işledi. İstemeden... Sanki bilmeden onu daha çok hissetmeye çalışıyordum. Kalbim çılgın gibi çarpıyordu; onun varlığı ciğerlerime dolan soğuk hava kadar gerçekti.

 

"Bana bağırmamanı, sinirlendirmemeni, her önüne gelene had bildirmemeni ve kör ebe mi oynadığımızı sordum," dedim. Dudaklarım kurumuş, sesim iyice cılızlaşmıştı.

 

Ama o dinlemiyordu. Gözlerimi yüzüne kilitlemişken, bakışlarındaki keskinliğin içinde bir şey vardı. Sanki kırılmamı istiyor ama tamamen yok olmamdan korkuyordu.

 

Tekrar o cık sesi duyuldu. Bu sefer daha yakından. Başını omzuna düşürüp bana doğru bir adım attı. Gözleri gözlerimdeydi. Bakışları neredeyse bir tehdit gibi üzerimde dolaşırken, aynı zamanda derin ama çözemediğim duyguyla doluydu.

 

"Ondan da önce," diye fısıldadı.

 

Titreyen ellerimi sıktım. Biliyordum, bu anın içinde bir şey vardı. Adını koyamadığım, ama inkar da edemediğim bir bağ… Sanki onu öfkesiyle bile yumuşatmak istiyordum. Bu his beni daha çok kendine çekiyor, ama bir yandan da içimdeki korkuyu körüklüyordu.

 

"Ne oldu, gözlerin açıkken cesaret edemiyor musun?" dedi, dudaklarının kenarındaki alaycı gülümsemeyle.

 

O an bir şeyin değiştiğini hissettim. Kalbim artık sadece korkudan atmıyordu. Daha derin, daha karmaşık bir şey beni bu adama zincirliyordu.
Dizginlenemeyen karmaşık duygular ve sinir arasında sıkışıp kalmıştım.

 

"Neyine cesaret edemeyeceğim ya Dağ Ayısı dedim değil misin ?" Onunla aramda olan son adımı ben kapattığımda gözlerine meydan okuyan gözlerimi diktim,uzun bir süre ne düşündüğü bile bilmeden beni izledi ardından kulağıma doğru eğildi.

 

"Ben sana evde dağ ayısını göstereceğim karıcım ."

 

 

Voteyi unutmayın olur mu ❤️
Spoiler için sosyal hesaplarım:
tiktok.com/@astasya___
Instagram/rabiaasln_ /astasya.ik

Bölüm : 20.04.2025 22:20 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...