
4 YIL ÖNCE
YAZAR :
"Gül dahil olmayacak demiştin!"
Genç adamın boğazından yükselen ses artık yalnızca öfkeyi değil, çaresizliğin çığlığını da taşıyordu.
"Haberi olmayacak demiştin lan! Madem karımın karşısına bir hain olarak çıkacaktım... O zaman neden ona aylarca acı çektirdim, Arya!?"
Sözlerinin sonunda sesi çatladı. Sinirinden değil, içinde bir yerin daha paramparça olmasındandı.
Yüzündeki damarlar gerilmiş, çenesi kilitlenmişti. Dişlerini sıkmaktan başı zonkluyordu.Ömer bulundukları oda da annelikten reddettiği kadına bu gün en büyük nefretle bakıyordu.
"Seni öldürürüm... Allah şahidim olsun ki seni kendi ellerimle öldürürüm. Ne istiyorsun kadın?! Söyle! Söyle, benden daha ne istiyorsun?!"
Arya bir adım bile geri atmadı.
"Yapmak zorundaydım!" diye bağırdı.
Sesi, çatlak bir cam gibi siyah duvarlara çarpıp dağıldı.Oğlunun karısını buraya çektiğinde bu öfkesine maruz kalacağını biliyordu.
Genç adam ellerini kontrolsüzce başına götürdü. Saç diplerini sıktı, tırnakları avucuna battı.
Yüzünü ovaladı, bastırdı... ama içindeki alevi söndüremedi.
Kendi teninden nefret ederek ellerini yüzüne sürttü, bastıra bastıra...
"Bilekliği sen mi koydun mezara ?" dedi, kısık ve boğuk bir sesle.
Ömer'i Ömer yapan her şeyi ondan alan oydu...
Ömer ,Gül'ü korumak için ölü taklidi yaparken,o, bugün oğlunu mezara kendi elleriyle gömdü.
"Yine yalan söyledin bana."
Onu doğuran kadın değildi artık gözünde.
Bir duvar... bir taş... belki de her şeyin üstünde duran bir cellât.
"Timide sen mi çektin tuzağa? Neyin peşindesin sen, ha?!"
Sözleriyle birlikte ayakları da yürüdü. Omuzlarına kadar yükselen öfkesini üstüne boşalttı.
Kaşları çatılmış, alnındaki damar nabız gibi atıyordu.
Arya oğluna baktı; gözleri hâlâ buz gibi sakindi. Alışıktı oğlunun bu hâline.
Ama artık emindi: Bu günden sonra Ömer, onu asla affetmeyecekti.Yinede vazgeçmedi yolundan.
"Ne sandın? Gül'ü sınamadan o koltuğa oturturlar mı?" dedi.
"Ya seni...Daniev seni sınamadan bu koltuğa oturtur mu?!"
"BEN BİR YOLUNU BULURDUM!" diye bağırdı.
"O lanet burnunu sokmasaydın, ben bir yolunu bulurdum..."
Ama annesinin bir cümlesi, kulağına saplandı.
Gül'ü sınayacaklar...
Sözleri dondu zihninde.
Bir adım daha attı. Onu bileğinden kavrayıp kendine çekti.
"Gül'ü neyle sınayacaklar?"
Kadının ela gözleri yine sakin... sanki hiçbir şey olmamış gibi... ama içinde koca bir fırtına vardı.
Genç adamın damarlarında buz gibi bir korku akmaya başladı. Çünkü biliyordu.
Çünkü hissetti.
Arya,"Daniev... ikizleri istedi." dediğinde, hissettiği korku damarlarındaki tüm kanı dondurdu.
Dizleri çözülmedi ama kalbi öyle bir sıkıştı ki, nefesi göğsünden geri döndü.
Başını iki yana salladı.
"Hayır... yapamazlar." dedi içinden.
Ama yapmışlardı.
"Neredeler?!"
Cevap gelmedi. Sustukça gözlerinin altı karardı.
Yüzüne kandan bir gölge çöktü.
"SANA NEREDELER DEDİM!"
Bu kez sesi tokat gibi kadının yüzüne indiğinde, Arya irkildi.
O bile tanıyamadı oğlunu.
"Odandalar."
O an zaman durdu.
Gül'ün kokusuna hasret kaldığı ayları, mezarına sardığı yazmalarla avutmuştu.
Ama çocukları...
Sadece bir kez koklayıp, bir kez öptüğü o iki parçası...
Şimdi bu lanet yerdeydi.
"Benim odamda. Benim cehennemimde." dedi.
Gözleri kor gibi yanıyordu.
Sırtını dönüp, içinde her gün katlanan özlemin kaynağına gitmek için kapıya yöneldi.
'Gül...' dedi yüreği.
Canından çok sevdiği kadın...
Her sabah rüyasında kollarına uzanıp, her gece soğuk bir gerçekle uyanmasına sebep olan o kadın...
Sevdiği adamı hain bilip yıkılmasın diye her şeyden vazgeçtiği...
Acının kollarına bıraktığı kadın...
Artık bir tercih değil, bir savaştı bu.
Ne pahasına olursa olsun, hepsini buradan çıkaracaktı.
'Hayır,' dedi yüreği.
'Kalbi zaten yeterince parçalandı. Bir de çocukların bu karanlığın içinde olduğunu öğrenirse... Onu geri getiremem. Çektiği acı bitecek. O benim nefesim. Bu kirin içindeki tek ışığım. Onu yeniden güneşe çıkaracağım.'
Zihninde planlar kurmaya başladığında... kader buna güldü.
"Kul kurar, kader gülermiş." sözünün en acı kurşununu genç adam bu gün yiyecekti.
Ve Arya dudaklarını araladığında, o kurşun yuvadan ayrıldı.
"Git çıkar hadi, git timini, karını, çocuklarını çıkar buradan! Çıkar ve bitsin bu proje! Bu dava için ben sevdiğim adamla olan geleceğimden, Demirhan'dan, oğlumdan vazgeçtim!
Bu dava için binlercesi can verdi!Ben bu proje için kız kardeşime silah çektim !
Kardeş katili olmayayım diye... benim güzeller güzeli kız kardeşim, bana doğrulttuğum silahın tetiğine kendi bastı! Benim yeğenim beni annesinin katili biliyor! Ben bu proje için her şeyimden vazgeçtim!
Kaçabilirdi Ela, mesaj attım: 'Çıkın o evden, yerinizi buldular. Seni öldürmemi istiyor Daniev, çık o evden!' dedim... ama çıkmadı. Beş yaşındaki kızının önünde ölmeyi tercih etti.
Benim ona çektiğim silahta elim titrerken, o bulduğu ilk açıkta benim yerime bastı tetiğe!"
"Hep nefret ettin benden. Yıllarca bana anne demedin, anne bilmedin... sustum.
'Benim karım başka bir adamın koynuna girmezdi,' dedin.
'Vatan için bile olsa başka bir yol bulurdu,' dedin...
Ben yine sustum.
Oysa hiç bilmedin oğlum... O adamı uyutmak, erkekliğini kaybettirmek için verdiğim çabaları...Hiç bilmedin.
Acaba ilaç etkisini kaybeder de bana dokunur mu diye korkudan uyuyamadığım geceleri hiç bilmedin..."
Yüreğindeki korkuyu ilk kez dışarı döktüğünde, destek almak için titreyen elini masaya koydu.
Ağır geliyordu artık.
O, vatan için geleceğinden, ailesinden vazgeçmiş bir kadındı.
Bir anneydi, bir ablaydı, bir savaşçıydı...
Ama aynı zamanda bir cellattı.
Vicdanı her gece onu çağıran seslerle kanıyordu. Her gece gözlerini kapattığında Ela'nın gülümsemesini değil, son bakışını görüyordu.
'Keşke... keşke başka bir yol olsaydı.' dedi.Ama biliyordu. Bu yol, çoktan mühürlenmişti.
Masaya bıraktığı elini yavaşça göğsüne götürdü. Kalbinin üzerine...
Orada hâlâ atan bir parça vardı. Belki anneliğinden, belki Ela'nın hatırasından kalmış bir iz...
O an gözlerinden yaş değil, kırık bir nefes döküldü.
Gülsüm olduğunu unutmuştu o kadar iyi oynuyordu ki o bile unutuyordu Gülsüm olduğunu.Ağlamadı,çünkü bazı kadınlar zamanında öyle çok ağlamıştır ki, bir gün gözyaşları da onlardan çekip gider.
Geride sadece sessizlik kalır.
Vatan,her şey vatan içindi...
Vatan; doğarken adını fısıldadığın çocuk.
Vatan gece uykusuz kalıp başını beklediğin evladındır.Ve gerekirse,bir milletin evlatları uyuyabilsin diye evladını bile toprağa vermeyi göze almaktır.
O bir kadın
O da sevdi hâla da seviyor .
Her kadın gibi bir sabah başını omzuna yaslayacağı bir adam hayal etti.
Bir masa... üstünde çay, ekmek... çocuk gülüşleri...
Bir yuva.
Ama sonra bir gün öğrendi:
Bazı kadınların hayali olmaz. Çünkü onların yüreği, başkalarının hayaline duvar olur.
Gülsüm o duvar oldu.
Kardeşi vardı. Ela...
Canıydı. Sol yanıydı.
O da bu vatanın bir kızıydı.
Vatan sağ olsun demenin en acı
haliydi o .
Kız kardeşini gözünün önünde kaybetti .
Ona,o evden çık diye mesaj atmıştı ama Ela gitmedi ,kızınıda alıp çıkmadı. Çünkü Ela biliyordu ,
Ablası onu öldürmeden Daniev ablasına asla güvenmezdi.Bu yüzden vazgeçti kendinden...
Ela'nın son duası şuydu ,
'Rabbim binlerce can için senin bana verdiğin candan vazgeçiyorum affet beni'
Gülsüm silahı tutarken, fark ettirmeden tetiğe Ela bastı.
Gülsüm o gün canından bir parçayı,sessizce, bir daha geri gelmeyecek şekilde gömdü.Elini o gün kız kardeşinin boynundan aldığı kolyeye götürdü.Yaşadıkları çok ağırdı...
Ömer'i oğlunu büyüttü, ama anne gibi değil.
Kendi elleriyle değil, kurduğu düzenin içinde büyüdü.
Onu hiç anne bilmedi.
Bilmesini de istemedi ...
'Yeter ki o yaşasın.
Yeter ki o diz çökmesin.
Yeter ki bir gün oğlumun çocukları, güneşin altında korkusuzca oynasın.
Benim gözyaşlarımı kimse görmesin.
Ama onların gözlerinde tek bir damla korku olmasın.'
Bu bir annenin dinmek bilmeyen en çaresiz dileğiydi.
Vatan, senin adını kimse bilmeden kendini feda etmektir.
Adının tarihe değil, bir çığlığa yazılmasına razı olmaktır.
O bu uğurda kadınlığını, anneliğini, sevdiği adamı verdi.
O bu uğurda susmayı öğrendi.
Çünkü bazı fedakarlıklar sessiz yapılır.
Ve en ağır bedel, hiç bilinmeden ödenendir.
O bu bedeli ödedi.
Ama içi hâlâ yanıyor.
Bir mezar taşı kadar soğuk,
bir bayrak kadar kutsal...
Ve şimdi...
Her karanlıkta bir yıldız aranacak olsa o yıldız Gülsüm olurdu .
Bir annenin, bir kardeşin, bir kadının kalbinden düşen,
vatan için yanan bir yıldız,herkesin yoluna ışık tutmak için kendini her gün biraz daha söndüren bir yıldız .
Herkesin yolunu aydınlatmak için
kendi ışığını yavaş yavaş söndürmeyi göze aldı.
Kendi hayatından vazgeçti.
Kendinden geçti,
ama ülkesinden, milletinden asla...Bu günde bunu yapacaktı.Milletininin geleceğinden vazgeçmeyecekti
Yıllardır,göz yaşıyla özlemiyle acılarıyla tırnaklarıyla kazıya kazıya kurduğu bu düzeni oğlunun bozmasına asla izin vermezdi.
Ömer'in,Gül'ü buradan çıkarmasına asla izin vermezdi .
Daniev'e oynadığı tüm oyunların karşılığını almak üzereyken bu projenin bitmesine bu kadar yaklaşmışken asla izin vermedi.
Daniev'in Ömer'e güvenmesi için herşeyi yapardı ve bu gün herşeyi yapacaktı.
Herşeyin anahtarını Daniev bu gün Ömer'e teslim edecekti ve bu proje bitecekti.Kardeşi Ela'nın ruhu huzur bulacak,Türk yurdu kan emicilerden kurtulacaktı .
Bu gün bu uğurda son fedakarlık yapılacak,Daniev tahtını öz oğlu bildiği ama aslında can düşmanının, Demirhan'nın öz oğlu olan Ömer'e teslim edecekti .
Ve Arya son kozunu oynadı .
"Onları al git,timini al ,karnını al ikizlerini al git.Ama yolda Gül'e tüm herşeyi anlat .Neden annesiz kaldığını anlat .Ona de ki senin annen bu proje için canını feda etti.Ama ben sana kıyamadığım için bu projeden çekildim de.Annen canını boşuna feda etti de ,sen boşu boşuna kimsesiz büyüdün de.
Ben bir asker olarak vatanı değil seni seçtim de .Sen boşuna 9 ay boyunca göz yaşı döktün de.
Herşeyi anlat ona.Ama merak ediyorum Türkiye'ye ayak bastığında sınırdan geçtin anda, o gökte dalgalanan al bayrağa bakacak yüzün olacak mı Ömer ? Gururla taşıdığın o üniformayı yine aynı gururla giyebilecek misin ?
Gözlerinin içine bakıp "Hoş geldiniz" diyen o asker karşısında,
içinde bir şey kırılmayacak mı Ömer?
Yine aynı gururla taşıyabilecek misin o üniformayı?
Vatan sadece toprak değildir oğlum.
Vatan, ardında bıraktıklarındır,
Vatan,vazgeçtiklerindir."
O vurucu kararsızlığın ortasında genç adamın ruhu liğme liğme olurken Gülsüm'ün sesi bir kez daha yankılandı.
"Gitmek kolay, oğlum.
Ama gururla geri dönebilmek...
İşte asıl savaş orada başlar.
Üzerinde taşıdığın o üniformayla arkana askerlerini alıp koşarken,'Her şey vatan için!' diye bağırmak kolay.
Şimdi bir karar vermek zorundasın.
Timin mi yoksa tüm Türk askerimi ?
İki evladın mı yoksa ülkenin tüm evlatları mı ?
Karın mı vatanın mı ?
Her şey vatan için mi?
Gerçekten... her şey vatan için mi Ömer?"
Kapının eşiğinde kala kalan bir baba vardı,bir eş vardı, bir adam vardı,bir asker vardı...
Ve her bir kimliği, onu farklı bir savaşa sürüklüyordu.
Ama içindeki en derin çatışma, Gül'e olan sevdasıydı.
Gül... Vatanın her köşesine canını feda etmeye hazır olan bir kadın.Onun vatan sevgisi, bir kadının sevdiği adama duyduğu sevdanın ötesindeydi;
bunu onun kara gözlerinde görmüştü.Bunu o kadın ilk kez arabasına bindiğinde kendi koluna kurşunu sıktığında görmüştü.O bomba yerleştirilen evinin önünde rüzgar kadının saçlarını havalandırıp yüzüne doğru savurduğunda hissettiği iki ağır şey vardı;biri kadının kokusu diğeri vatana olan sevdası.
Boşuna ırkımın asil kızı diye sevmedi onu.
Yumdu gözlerini çaresizce eğdi başını genç adam.
Bu iki dünya arasında sıkışmışlık değildi...
Mesele acı veren şeyler arasında sıkışıp kalmak değil mesele sevdiği iki şey arasında sıkışıp kalmaktı .Gül'ün sevgisinin ve vatan sevgisinin iç içe geçtiği bu kaybolmuş dünyanda birini seçmeninin bir bedeliydi .
"Karar ver ya şimdi bu odadan Ömer Savaş Bozkurt olarak çıkar sevdiklerini alıp gidersin ve ömrün boyunca o bayrağa eskisi gibi başın dik bakamazsın yada burada Za'ev olarak kalır yıllar sonra ülkene şerefli bir Türk askeri olarak dönersin .Karar ver ömrün boyunca karının sana nefretle bakması mı yoksa senin utancından al bayrağa bakamaman mı ?"
Kalbinin iki ucunda iki ateş yanıyordu:
Biri sevdasının, diğeri vatanının ateşiydi. Gökler susmuştu. Zaman, onun kararını bekliyordu.
"Ben bu milletin evladıyım..."
Hedefleri Kızıl Elma'ydı. Ölürse şehit, kalırsa gazi... Her asker gibi o da şehit adayıydı; bunu hiç unutmamıştı.
Yemin törenindeki o yankılı, keskin sesi hatırladı:
"BARIŞTA VE SAVAŞTA, KARADA, DENİZDE VE HAVADA,
HER ZAMAN VE HER YERDE,
MİLLETİME VE CUMHURİYETİME
DOĞRULUK VE MUHABBETLE HİZMET,
KANUNLARA, NİZAMLARA VE AMİRLERİME İTAAT EDECEĞİME,
ASKERLİĞİN NAMUSUNU,
TÜRK SANCAĞININ ŞANINI CANIMDAN AZİZ BİLİP,
İCABINDA VATAN, CUMHURİYET VE VAZİFE UĞRUNDA
SEVE SEVE HAYATIMI FEDA EYLEYECEĞİME
NAMUSUM ÜZERİNE AND İÇERİM."
İçinden geçirdi:
"Ülkem, bayrağım, onurum!"
İçinden tüm bunları tekrar okudu ama yüreği parçalıydı. Kalbindeki sevda, geride bırakmak zorunda olduğu gözler... Biliyordu ki bir adam, ya sevdiklerini ardında bırakır ya da milletini. İkisinin ortası yoktu onun için. Za'ev olmak, bir isimden fazlasıydı artık; bir kefaretti, bir bedeldi.Bazıları bir ömrü sevda uğruna yakar, bazıları o sevdayı milletine kurban eder.Ömer bu gün o sevdasını kurban etti.
"Ne istiyorsun ?" Dediğinde bedenini bin parçaya bölseler kanı akmazdı .
"Her şeyin bir bedeli var, Ömer.
'Her şey vatan için' diyenler, gerçekten neyi kaybettiklerini anladıklarında artık geri dönüş yoktur.Bugün bu seçimi yaptın ve senin için de artık geri dönüş yok.
Karını yerleştirdiğim odada kamera var. Daniev seni izleyecek.
Benim zamanında yaptığım hatayı sakın yapma.
Ben de bir zamanlar Ela'ya kıyamadım. Esir düştüğünde onun kaçmasına yardım ettim.Ve Daniev'in güvenini kazanmak için Ela, benim hatamın bedelini canıyla ödedi.
Eğer Gül'e o oda da acırsan, en ufak bir açık verirsen, onu ben bile koruyamam.
Gözlerinin önünde daha fazla işkenceye maruz kalmasını istemiyorsan, o odaya girip onu ikna etmek zorundasın.
Sakın unutma, eğer ikna olmazsa, Daniev seni sınamak için daha da ileri gidecektir.Hatta belki gitmişte olabilir, onu tanıyorum Ömer,o mutlaka Gül üzerinden bir hamle yapacak.Herşeye hazırlıklı ol ve eğer gözlerinin önünde karına dokunmalarını istemiyorsan, onu inandırmalısın.
Daniev, senin ağzından çıkan sözlere inanmaz; bu konuda ne kadar iyi olduğunu biliyor.
Sana ancak Gül, senin hain olduğuna inanırsa inanır."
"Bu kadar mı ?" Biliyordu asla bu kadar olmadığını biliyordu .
"Değil "dedi Arya.
Planını anlatmaya başladığında, her kelimesiyle genç adamın ne bir adım geri dönecek, ne de bir adım atacak cesareti kalmıştı.
Sanki içinde yıllardır taşıdığı tüm umutlar, Arya'nın sesiyle birlikte tek tek sönüyordu.
Zaman durur gibi olmuştu; nefes almak zor, düşünmek ise imkânsız...
Başını öne eğdi. Ellerini yumruk yaptığından parmak boğumları bembeyaz kesilmişken damarları morarmıştı.
O ülkesinin şerefli bir askeriydi.
Vatanı için gözünü kırpmadan ölürdü. Ama bugün...
Bugün yaşaması gerekiyordu.
Hem de bir hain olarak.
Kendi halkının,kendi silah arkadaşlarının, kendi kadınının gözünde bir alçak gibi yaşaması gerekiyordu.
Bu oyunda kahraman gibi ölmek yoktu; düşman gibi yaşamak vardı.
Arya'nın sesi kulaklarında yankılanırken, gerçek ona ağır ağır çöküyordu.
İçinde fırtınalar kopuyordu.
Bir yanda,uğruna yemin ettiği vatan.
Diğer yanda, bir bakışıyla tüm acılarını susturan kadın...
Ama artık ikisine de tutunmak mümkün değildi.
Birini seçmek,diğerini sonsuza dek yitirmekti.
Çocuklarla ilgili planı duyduğunda gözlerini sımsıkı yumdu.
Sanki dünyası başına yıkıldı.
O an anladı ki, nefes aldığı sürece Gül ona bir daha asla aynı gözle bakmayacaktı.
O artık Gül'ün gözünde bir hain,bir yabancı, bir düşman...
Ve en beteri, evlatlarının katiliydi.
İhanetten daha ağır bir yük vardı sırtında:
Gül'ün gözlerinde kendi canından olan çocuklarına kıymış bir cani olarak yer etmek.
Gül bir gün gerçeği öğrense bile...
İkizlerinin yaşadığını, onun aslında hain olmadığını bilse bile ona eskisi gibi bakmayacaktı.
'Affetmesin,' dedi içinden.
'Asla affetmesin,bu benim cezam olsun.'
'Ama çocuklara dayanamaz'
Biliyordu,bunun olacağını,tahmin etmişti.Bir gün böyle bir durumda kalmamak için çocuk istememişti hatta o kadar karalıydı ki bu konuda Gül'ü kırmayı bile göze almıştı.Ama kader bu ya o istemedi yaradan iki tane verdi.Bir değil iki ...İki küçük yavru genç kadının gözünden bile sakındığı iki melek.
İşte canını en çok bu yaktı.
Gül'ün yıkıldığını, hayata tutunamadığını düşündükçe yüreği lime lime oluyordu.
Bu zor imtihanın ortasında diz çöküp haykırmak, yerle gök arasında boğulmak istedi.
Ama sadece istedi.
Yüreği paramparçaydı,
Ama gözünden bir damla bile yaş akmadı.
Sadece sessizce...
İçten içe yandı.
• ÖMER •
Kokusu burnumda tüten kadın tam karşısında beni gördüğünde sanki karanlıkta bulduğu ışık benmişim gibi baktı.Sulanan kömür karası gözleriyle baktı.
Açtığım kapıyı kapatıp ona doğru adım attım.Hiç değişmemişti ,hâla insanların attıkları adımları sayıyordu.Adım sayma huyunun olduğunu bilmiyor ama benim zaman saymamı fark etmişti.
Bedeni hem hamileliğin verdiği dolgunluktan hem kendini evde fazla spora vermesinden dahada çekici hale gelmişti .Üzerindeki ceketin altına giydiği atleti ve belini saran taytı incecik belini sanki kolumu dolayıp onu kendime çekip sarılmam için beni çağırıyordu.
İçeri ilk girdiğinde ceketi açıktı. O an, herkesin gözleri gibi zamanında onun üzerinde nasıl durduğunu gördüm. Güzelliği değişmemişti ve bakışlarına yorgun bir bilgelik yerleşmişti. O kadar kararlı o kadar korkusuz o kadar iyi eğitilmişti ki içeri girdiği ilk anda bana bakar sanmıştım ve beni yanılttı,annesinin katili bildiği kadına öfkeyle bakar sandım beni yanılttı,bana bakarken eskisi gibi takılı kalır sandım beni yine yanılttı.Her hareketinde bir anlam vardı. Her bakışında bir cümle.
Beni zorladığını ona göstermesemde hiç olmadığı kadar zorlamıştı.Sanki inadıma yapmıştı.Tecavüzde sınır tanımayan yavşakların arasına göğüslerini belli eden incecik bez parçasıyla girmişti .
Ah kadın ah kadın..!
Birde o orosbu çocuğunun yanına oturmuştu.Beni sınamak için kendine dokunmasına izin vermişti benim hasretinden geceleri yüreğime elimi basmama sebep olan kokusunu o solumuştu.Hepinizi tek tek sikmezsem adam değilim ama önce o yavşağının canını alacağım.
"Ömer..." Adım o dudaklarından döküldüğünde gözlerini acıyla sım sıkı yumup açtı.Aylar sonra adım o naif sesinden kulağıma çalındığında, zamanın içinde kaybolmuş bir şarkıyı yeniden duymak gibiydi.Güzel ve acıydı. İçimi paramparça ederken aynı anda sarıp sarmalıyordu.
"Yaşıyorsun "
Kurban olduğum o ses, titredi dudaklarından dökülürken... içimde öyle bir yer sarsıldı ki, yıllardır ördüğüm duvarlar çatladı. Yüreğime kırk kurşun yemeye razıyım da onun bir damla gözyaşını görmeye razı değilim.
Ama işte hayat...
O kırk kurşunu yemiyorum,onun o bir damla yaşının, süzüle süzüle güzel dudaklarına uğrayıp, sonra kokusunun en yoğun olduğu boynuna doğru yol alışını izliyorum.
Hiçbir şey yapamadan...
Sadece bakarak...
Sanki o damla, içimdeki bütün pişmanlıkları, bütün bekleyişleri, bütün sevgimi topluyor ve tek bir çizgiyle beni yutuyor.
O bir damlayla geçmişim, geleceğim, her şeyim akıp gidiyor.
İncecik parmakları yüzüme dokunmak için kalktığında kendimi toparlayıp bir adım geri çıktım.
Yapma bunu güzelim yapma bunu.
Bana dokunursan sana karşı koyamam dayanamam yapma Sakuram .
Gözlerine bakmamak için karşı koyduğumda bu seferde yaşlarının ıslattığı dolgun dudağına hırsla dişlerini geçirişine takıldım.
Zafiyetimi fark ettiğimde artık çok geçti.Halsiz kollarını belime bir anda dolamıştı.Göğsüme kendini bir anda o kadar sert yasladı ki yüzünün acıdığı ben fark ettim ama o fark etmedi.
Geri çekilip yüzüne bakmak istedim-kızardı mı diye, acıdı mı diye...
"Yavaş ol..." demek istedim .
Ama hiçbirini yapamadım.
Sadece karşımdaki duvara baktım.
Ve sadece istedim...
O yanağa dokunmayı, gözlerinin ucuna bir öpücük kondurmayı,
susup sadece onun teninden geçen nefesi dinlemeyi istedim.
Ama dudaklarım sustu, ellerim kıpırdamadı.
Ben sadece istedim...
Hıçkırık sesi kulağıma doldu.
Titrek, kırık, çaresiz bir melodi gibi...
Aramızdaki hava bir anda ağırlaştı; ne nefes alabildim, ne göz kırpabildim.
"Yaşıyorsun... yaşıyorsun..." dedi, sesi titreyerek.
"Ömer... kalbim çok acıyor. Hâlâ acıyor. Sanki taşları boğazıma kadar yığmışlar. Çok acıyor, çok acıyor... Yemin ederim, çok acıyor..."
Bana değil, sanki aylara,sanki kendine konuşuyordu.
Benim gözümde, onun her damlası kutsal olan yaşları kazağıma süzülürken,
İçimde tuttuğum ne varsa yıkıldı.
İçimdeki duvarlar, suskunluklar... Hepsi tuzla buz oldu.
Ben yerle bir oldum...
Onun halsiz bedenini kollarımın arasına alıp 'affetme beni ama geçti burdayım ağlama güzelim' diyemediğimden yerle bir oldum.
Niye bu kadar halsizsin güzelim ?
Benim yüzümden mi ?
Kolları sanki her an kayıp düşecekmiş gibiydi.
"Ben sen yokken öldüm biliyor musun ?"
Bunu söylediği anda dengesini kaybedeceğini hissetmiştim kollarım tam onu tutmak için hareket edecekken kendini son anda toparladı.Kazağımı güçsüz yumruklarının arasına alıp aşağı çektiğinde, ön kısmı boynumu sıktı .
Ne önemi var ki ?
Alsın canımı aslında ağlamasın alsında ayakta dursun .
Ruhum, onun hıçkırıklarında boğuluyordu zaten.
Bir tek o nefes alsın diye,
ben bin kere ölürdüm ama bu gün ben onu hem bin kere öldürecek hem nefes aldığım her gün için kendime lanet edecektim.O kadar ağlıyordu ki yaşları kalın kazağımı aşıp tenimi ıslatmıştı.
"Bana bunu neden yaptın ki ? Neden yaptın ? Dayanamaz ölür demedin mi ? Neden yaptın Ömer ?
Ben sana bunu yapmazdım ben ölürdümde senin bu acıyı yaşamana izin vermezdim söyle niye yaptın ,neden yaptın ,neden neden ? "
Ben o sorunun cevabını kendime bile veremedim ki ona vereyim.
Titriyordu hıçkırıkları titriyordu.Benim sevdiğim kadın çaresizce kollarımda benden medet umarken ben hiçbir şey yapamıyordum.Gözlerinden damlayan her yaş, içime çivi çakıyor ama kıpırdayamıyorum.
Yüzüme bakıyor, sanki cevabını versem her şey düzelecekmiş gibi.Anlatsam şimdi burada koşulsuz şartsız beni affeder...Bu kadar sevme beni kadın hak etmiyorum sevme.
Ama bilmiyor...
Hain olduğumu bilmendense şehit olduğumu bil istedim.Kader işte seni uzak tutmak istediğim oyuna yine seni çektiler güzelim.
Dudaklarını kalbimin üstüne bastırdığında atışını onu gördüğü ilk gün şaşıran kaburgalarımın altındaki et parçası bu sefer acıyla tökezledi.
Temas...
Ne bir öpücük kadar nazikti, ne de bir tokat kadar sertti.
Ama öyle derindi ki,
içimde unuttuğum her sızıyı uyandırdı.
Onun dudağı değince,
aylar sonra ilk defa gerçekten var olduğumu hissettim.
Beni hâlâ hissediyor oluşu...
Orada hâlâ bir kalp olduğuna inanıyor oluşu...
En çok da bu utandırdı beni.
Çünkü ben, onun küçücük kalbinini aylarca yaraladığım yetmezmiş gibi birazdan da daha fazla acı verecektim.
Yüzüme bakacakken gözlerimi cama çevirdim.Dayanamıyorum kadın ıslak kirpiklerini görmeye dayanamıyorum...Hareket ettiğinde o güzel kokusu içime doldu.
"Neden sarılmıyorsun bana kimse yok ki burada ? Yine devam et görevine ama şimdi sarıl nolur ?"
Keşke kimse olmasa güzelim, keşke...Keşke o kansız it bizi izlemesede seni göğsümün içine çekip doya doya sarılabilsem.Keşke sen zorla ayakta dururken senin tüm yükünü kollarıma alabilsem ,keşke o küçücük bedenini sana bırakmadan taşıyabilsem.
İzin vermeyeceğim yaşadığın tüm acı bu gün bitecek bu odada onu inandıracağım ve buradan çıktıktan sonra sana herşeyi mutlaka bir şekilde anlatacağım.
Gülsüm'ün istediği gibi olmayacak o fark etmeden sana anlatacağım.İkizleri öldü bilmeyeceksin evladı ölmüş anne gibi rol yapacaksın herşeyi anlatacağım sana söz.
Yağmurda ıslanmış yavru kedi gibi kollarımda titrerken dudaklarını bir kez daha bastırdı kalbime.O bu haldeyken ne dokunabiliyordum doya doya,ne sarılabiliyordum tüm gücümle.
Ama herşey bu odada bitecek.Sadece biraz dayan güzelim.
"Biliyormusun Alparslan'ının gözleri sana çok benziyor.Gökçe'nin gamzesi var hatta saçları senin istediği gibi,bir görsen lüle lüle.Hani kızım olursa böyle olsun demiştin ya tam öyle,timini çok seviyor timde ona deli oluyor hele Yiğit onu diğerlerinden kıskanıyor. Cıvıl cıvıl dur durak bilmiyor çok yaramaz Ömer,pıtır pıtır dolaşıyor.Seni bir kere görse çok sever hatta asla ayrılmaz babasından,beni hemen satar.Ne zaman bitecek bu saçma sapan görevin ne zaman evimize geleceksin ?"
Takip edildiğini çok rahat fark etmeseydin fotoğraflarınızı uzaktan çektirirdim.Defalarca denedim seni takip ettirmeyi imkansız,toparağın altından sürünerek izleseler yine fark ediyorsun güzelim.Seni riske atmamak için yapmadım bunu.Bu yüzden bilmiyorum,onların sadece ilk doğdukları anki hallerini hatırlıyorum.Ama Alparsan'nın da gamzesi vardı görmüştüm uyurken.Çok eminim yanılıyor,muyum yoksa ?
Birazdan ikisinide görmeye gideceğim.Sana sarılıp öpemedim ama birazdan kızımıda oğlumuda kucağıma alıp doya doya sarılacağım.Kızım sana benzesin istedim odama gelen o küçük Gül'e benzesin istedim.Senden minik bir kızım olsun istedim.Burnumda nasıl tüttüklerini bir tek Allah biliyor.Gökçe'nin o yaramaz hallerine şahit olmak için nelerimi vermezdim ki ?
Yumuşacık parmaklarını eskisi gibi sakallarımın arasında gezdirdiğinde sesli bir tebessümünü işittim.Kendime engel olmayıp yüzüne baktığımda gülümemesine takılı kaldım.Onları bana anlatırken mutlu olmuştu.Kurban olduğum söz sana,bu proje bitince ben seni ömrümün sonuna kadar dinleyeceğim.Sen yeter ki gülümse yeter ki mutlu ol...
Ağlama kadın ağlama kurban olduğum...Gülerken bile yaş süzülüyordu gözlerinden,ben kendimi nasıl affederim ?
O benim göz kapaklarıma dokunurken ben onun sırsıklam olmuş kirpiklerini kurutamıyordum.
"Ben...Ben,o yanmış bedene dokunduğumda senin derin elime yapıştı sanmıştım.Ömer ben sen gittiğinden beri hiçbir gece uyuyamayadım biliyor musun?
Ne zaman uyusam ellerimde senin derinle uyanıyordum.Neden söylemedin bana,neden bana anlatmadın ben rol yapardım neden bu acıyı bana reva gördün ki hiç mi acımadın bana ?"
Güzel kirpiklerinin tam ortasında bir damla vardı. Küçücük, ama her şeyi taşıyordu içinde. Ayrık duran kirpiklerinin üstünde duruyordu, tam ucunda... sanki düşmeye direnen bir anı gibi. Her kirpik teli o damlayı ayrı ayrı taşıyordu; sanki hepsi onun yüküne ortak olmuştu da, bir tanesi bile kırılıp yere düşmesini istemiyordu.Ben sevdiğim kadını tutamadımda o kirpikler küçücük bir damlayı tuttu .
Ben o damlayı gördüm.
Ama dokunmadım.
Silemedim.
O damla, kirpiğinin ucundan usulca koptu.Bir an havada asılı kaldı, sonra burnunun ince hattına dokundu. Süzüldü yavaşça. Her adımında o kadar narindi ki... nefes alsam bozulacak bir mucize gibiydi.
Burnunun ucuna geldiğinde kızarmıştı teni... Ağlamaktan belli belirsiz kızarmış, ay gibi parlayan o güzel yüzünde en çok orası yanıyordu.Küçük ve kalkık burnu ; dokunsam nefesimi alır, öpsem içimi yakardı.
Damla,o kızarmış burnun ucundan süzüldü... ve sonra dudaklarının arasına karıştı.
O dolgun dudaklar... söyleyemediği onca söze mezar olmuştu sanki.
Şimdi de bir damlayı yutuyordu sessizce.
Ben izledim.
Ve içimden geçeni sadece yuttum:
Bir insanın canı, bu kadar sessiz nasıl yanar?
"Neden sarılmıyorsun bana ?"
Can çekişiyorum...
"Neden konuşmuyorsun ?"
Şimdi konuşursam seni koruyamam,iki meleğimizi koruyamam timimi buradan çıkartamam vatana olan borcumu ödeyemem...
"Özlemedin mi beni ?"
Seni özlemiyorum kadın sensiz her nefeste eksiliyorum...
"Kokumuda mı özlemedin ?"
Yapma bunu,bunu yapma kadın !
Buna dayanamam yapma güzelim.Boynuna kafamı gömmemek için direnirken bunu yapma...
Toparla kendini Savaş,o seni izliyor toparla ...!
Rüzgar esse düşürmeye yetecek kollarına dokunduğumda yutkundum.Bir saniyeden fazla tutsam bu güçsüz,halsiz ve çaresiz haline dayanamayazdım.Hızla uzaklaştığımda,sesli sahte bir tebessüm yaydım dudağıma .
'Allah'ım ona güç ver .'
"Derin denizlerin fener balığını bilir misin,İlkuş ?"
Geceleri dalgalandığında söylediğimin nereye vardığını hatırladı.Evime geldiği ilk gün, dirayetini ölçmek için üstüne fazla gitmiştim.Bir anlığına aklını bulandırıp onu sarsmayı başarsamda o gözlerimin içine meydan okuyarak baktı ve oldukça zeki bir savunma yapıp üstüne birde 'Erkekleri etkilemek benim mesleğimin taşı' dediğinde beni alt üst etti.
O zaman içimde tuhaf bir şey kıpırdadı.
Öyle bir cümleydi ki... ne kadar saçma görünse de, bunu daha önce kaç erkeğe söylediğini düşündüm istemsizce,kaç erkeğin ona etkilenerek baktığını...
Onu ilk defa bir başkasıyla hayal ettiğimde içimi bir yerlerden ince ince kemiren o şey vardı:
sahiplenme.
Ve bu, bana hiç yakışmıyordu.Ama olmuştu, o küçükken başıma bela olan kiraz çiçeği kokulum bana yine aynı huzuru veren kokusuyla geri gelmişti.
Girdiğim anıdan kokup onu yaralayacağımı bile bile konuştum .
"O, avını çekmek için alnında parlayan bir ışık taşır. Küçük balıklar bu ışığa kapılıp ona yaklaştıklarında, ölümcül çenesi bir kapan gibi kapanır.Ama işin en ilginç yanı ne biliyor musun? O ışık, balığın kendisinden değil, onu besleyen parazitlerden gelir. Yani av, kendi sonunu getiren bir yanılsamaya kapılır."
"Ne ? " Sahte gülüp,gerçekten ağlarken kafasını salladı ."Ne saçmalıyorsun sen ?"
Farkında değil ama ayakta duracak hali yok ...Neyin var güzelim neden bu kadar halsiz bitkinsin ? Düşme sakın Gül ,düşmeye kalkarsan buna izin vermem tutarım seni ,sakın düşme güzelim.Onun oturması için koltuğa oturdum.
"Ne saçmalıyorsun dedim,Ömer ?"
Tırnaklarını sonunda çıkarmıştı küçük kedim.
"Duygularının denetimini iyi sağlayamadığını sana en başta söylemiştim.Eğer yapabilseydin şimdi karşımda böyle acınası durumda olmazdın ."
Hepsi yalandı.
Karşımdaki kadın, istediği zaman tek bir çatlak dahi göstermeden her role bürünebilecek kadar ustaydı.
Duygularını, yerin yedi kat dibine gömmekte bir an bile tereddüt etmezdi.
Tek zaafı vardı: Gözlerime bakarken dalıp gitmesi...
Ve ona yaklaştığımda,o kontrol manyağı, soğukkanlı kadının,bir anda halsizleşmesi, kalp atışlarının kulaklarıma kadar uğuldaması.
Titreyen parmaklarını koltuğun başlığına bastırdığında gözlerini kısa süreliğine kapatıp açtı.
Pamuk gibi yumuşacık parmakları... Bir zamanlar avucumun içinde kaybolan o eller... şimdi birkaç santim uzağımdaydı.
Ama uzanamadım.
Tutup göğsüme bastıramadım.
Öpemedim.
Dokunamadım.
Sadece içimden geçirdim:
Yine sustum.
Ve o an, içimde bir şey çöktü.
Onun parmaklarını tutamayışım, yüreğime saplandı. Sanki ellerimi değil de bağrımı kesmişlerdi.
O eli göğsüme bastıramadığım için nefesim yarım kaldı.
"Ömer,lütfen yapma bak her neyin içindesin bilmiyorum ama bunun geri dönüşü olmaz.Rolse rol ne istersen herşeye hazırım ama kalbim bana ağır geliyor,gerçekten kalbim bana çok ağır geliyor...Nolur yapma yada her ne yapacaksan anlat bana ."
Sahte gülüşümde nefret saklıydı.
Gülümsedim, ama içimden dişlerimi sıkıyordum.
Bedenim rol yapıyordu, ama beynim dürüsttü; sinir sistemimle birlikte tepki veriyordu. Çünkü insan, hissetmediği bir duyguyu uzun süre sahte biçimde sürdüremez. Beyin bu yalana karşı gelir.Bu yüzden gerçekten hissettiğim nefretime sığındım.Nefretim,beni öz oğlu bilen ama oğlu değil eceli olacağım o orosbu çocuğunaydı.Bu sözleri saçının tek bir telini rüzgardan kıskandığım kadına söylememin bedelini sana çok ağır ödeteceğim Daniev.
"Ömer değil Za'ev !"
Hatırla Gül'üm o evde bana karşı nasıl dik durduğunu hatırla.İstediğin zaman beni nasıl rahatça yenebileceğini hatırla.
Bağazını temizlediğinde davet ettiğim koltuğa sonunda oturmuştu.Giydiği ceketinin fermuarını açtığında ,bacağını bana karşılık diğer bacağının üstüne attı.İşte böyle ol demek isterdim, ceketinin fermuarını açmış olmasaydı.
"Gönder gelsin sevgili kocam ."
Askıları omuzlarından kayıp düşmek üzereydi.
Siktir !
Doğumdan sonra göğüsleri beni çileden çıkarmak için daha fazla büyümüştü.Ben sana nasıl karşı koyacağım güzelim ?
"Hâlâ nefes kesicisin."
Kaşları kalkarken dudaklarında alaycı bir tebessüm belirdi.
"Senin kadar nefes kesemiyorum, maalesef."
Acısını böyle kustu yüzüme. Soğukkanlı görünüyordu ama kelimeleri titrek bir sitemin taşıyıcısıydı.
Ve ben... ona bunca şeyi yaşatmış olmama rağmen, o hâlâ bana inanıyordu.
Hâlâ içten içe her şeyin bir yalan olduğunu, bunun sadece bir oyun olduğunu düşünmek istiyordu.
Hafifçe büktü boynunu, yapma der gibi.Sarıl da bitsin, der gibi.
Gözleriyle bağırıyordu ama sesi çıkmıyordu.
Ona bakmaktan, onu anlamaktan daha iyi gelen hiçbir şey yoktu bana.
Ama bugün...
Onu bu hâlde gördüğümde,
gözlerim onun çaresizliğine değdiğinde,
ilk kez, onu böylesine iyi okumaktan pişman oldum.
Zarifti. Çabasız ama çok etkileyiciydi. Sanki sade olan her şeyi kendine has bir ihtişama dönüştürüyordu.
Teninin o alabildiğine beyaz hâli, esmerliğine tezat bir şiirdi. Kara kaşları,karanlık gibi derin gözleri... Dolgun dudaklarının kenarında belirsiz bir çizgi... Gülmeye mi hazırlanıyor, yoksa kırılmaya mı, emin olamıyordum. Kalkık, küçük burnu... Aylar önce ona ilk bakışımda içimi ürperten detaydı belki de.
Ve saçları...
Koklamaktan kendimi alıkoyamadığım, parmaklarımda huzur gibi dolaşan o saçlar.
O kadar huzurluydu ki... onların arasında kendimi kaybettiğim olurdu.
Gece uykusunda göğsüme dağılır, kiraz çiçeği gibi kokar, içime sinerdi.
Şimdi...
Şimdi saçları kısa.
Gözüm farkında olmadan o eksik uçları aradı.
Bir zamanlar beline süzülen, başımı yasladığım yastığa yayılan saçları artık yok.
Kesmiş.
Ve ben... ne zaman, neden kesildiğini bile bilmiyorum.
İçimi yakan da bu işte.
O saçlar bir gecede mi kısaldı,yoksa her seferinde biraz daha canı acıya acıya mı koptu, bilmiyorum.
Ama bildiğim bir şey var...
Ben o saçlara bile sahip çıkamadım.
Onu her şeyiyle özledim.
Sadece sesini, dokunuşunu, kokusunu değil...
O saçlarının geceleri göğsüme dağılmasını...
Bana ait hâlini...
Beni sadece bir bakışıyla susturan hâlini...
Her şeyini özledim.
Şimdi, özleminden kafayı yediğim kadını...
Sadece gözlerimle izliyorum.
Kalbimle ise... elimle kaybettiklerimi sayıyorum.
"Sigaraya mı başladın ?"
Gardımı indirdiğimi fark ettiğimde artık çok geçti.
Bakışlarımın ne kadar derine daldığını, onu nasıl süzdüğümü çoktan yakalamıştı.
Kendimi ele vermiştim.
Benim hem güzel hem akıllı kadınım.
"İyi koku alıyorsun ."
Özlemini ne sigara dindirdi nede mezara bıraktığın yazmaların...
Tek bağımlılığım sensin kadın.
Ne zaman nefes alsam, senin adınla yanıyor içim.
"Senin kadar iyi koku almıyorum.İstersen üstümdekini çıkarıp verebilirim özlemişsindir ."
Ben sadece senin kokunu alabiliyorum küçük şeytan.
Bunu bildiğinden keyif alarak kurdu bu cümleyi.Bu iş bitince ben sana üstündekileri çıkarmayı göstereceğim bekle sen...
Ona kapılmadan bu işi bitirmem gerekiyor.Dilimin ucunu alt dudağımda boylu boyunca usulca gezdirdiğimde boğazını temizledim.
"Üstündekilerin hepsini çıkartacaklar zaten acele etme ."
Bunu yapmasınlar diye sana bunu söyledim.Sana dokunmaya kalkarsalar herşeyden vazgeçerim Gül.İnanması lazım o orosbu çocuğunun seni kullandığıma seni sevmediğime inanması lazım.Affetme beni ,seni buna mecbur bıraktığım için böyle alçak davrandığım için affetme beni.
Çekip vursaydım,daha az acırdı canı.
Ama ben bin parçaya böldüm onu, her birini de canlı canlı izledim.
Ensesini, bana bakmadan, titreyen eliyle ovaladı.
O eli... ne kadar güçlüydü bir zamanlar. Şimdi yalnızca acıyla titriyordu.
Diğer eli alnında, gözlerinin feri silinmişti.
Yüzü... rengi sanki içinden çekilmiş gibiydi.
Kendini sıkıyordu. Tutuyordu, taş gibi duruyordu ama... içten içe çöküyordu.
Ve ben...
Ben izliyordum.
Onu o hâle getiren ellerin sahibi bendim.
Gözlerimin önünde yandığını bile bile kımıldamadım.
Bir yabancı gibi değil... suçlu gibi.
Onu ben yakıyorum en çok beni affetmemeli.
Toparlaması lazım .Kafasını benden koparmalı yoksa dayanamayacak.Bu odadan bir an önce siktir olup gitmeliyim.
"Kim olduğumu öğrendin mi?" diye sordum.
Sesim, içindeki enkazın üstüne atılmış bir kibritti.
Hadi güzelim...
Çık artık o cümlemin etkisinin altından.
Bak bana.Nefretle bak kinle bak, kendi karısına bu cümleyi kuran bir soysuzmuşum gibi bak .Bak ve kurtar beni içimden.
"Hayır." dedi,bakmadı.
"Peki... kim olduğunu öğrendin mi?"
Yine, "Hayır."
Ve o 'hayır'...
Kırılgandı.
Ama o kadar tanıdıktı ki.
Seni o kadar iyi tanıyorum ki güzelim...
Bu 'hayır' beni kahretti.
Allah'ım ben ömrümün en zor imtihanını veriyorum bu gün ne olur ona dayanma gücü ver.
"Öğrenemedin çünkü benim acımı yaşamakla meşguldün öğrenemedin çünkü benden zorla peydahladığın iki çocukla uğraşıyordun ."
O kelimeler dudaklarımdan düşerken, içim elleriyle boğazımı sıktı .
Alt dudağı dişleri öyle kanattı ki o kan benim içine aktı.Baktı bana bir kez daha büktü boynunu,yine yapma dedi.Bu odadan çıkınca seni kollarıma benden nefret etsende alacağım.
"Basit bir asker kızı gibi gözüküyor olsanda, aslında Türk istihbaratının köklerine dayanan,Türk dünyasında saygı gören bir geçmişe sahipsin.Ailen, yıllarca gizli operasyonlarda, devletin en kritik görevlerinde yer aldı.O dönemin karanlık operasyonları, iç tehditlerin bertaraf edilmesi ve devletin sırlarının korunması için yıllarca yeraltı ağlarında mücadele verdiler. Zamanla, o eski yapılar yerini daha modern, daha gizli ve daha sofistike projelere bıraktı
Şu an, Türk devletinin kripto projeleri, ulusal güvenlik stratejileri ve yeni Dünya düzeninde seni bekleyen bir rol var. Siyah odanın mirasçısı, gizli operasyonların sahibisin. Geçmişin seni buna hazırladı."
Anlattıklarımla az da olsa acısından koptu.Biraz daha toparlaması için aklının ilgisini çekmeye devam ettim.
"Demirhan Bozkurt kendini zeki sanan ama daha öz oğlu olmadığımı bile bilmeyen aciz bir yaratık .
Ben Daniev oğlu Za'ev !
Amacım seninle evlenmekti,sahip oldukların sana katlanmama değerdi.Ve değdi de fakat üvey babam bu konuda zeki davranmıştı.Senden herşeyi saklamayı bir şekilde başarmıştı.Her gün ailenin yüzyıllarca biriktirdiği bilgilerin şifresini nasıl çözebileceğini düşündüm.Beş yaşında annenden ayrılmış olman bu şifreyi çözme ihtimalini katrilyonda bire indirdi.Ktiptex'in yerini bulsamda,
100 şifreden 99 u kilitliydi.Şifreyi büyük ihtimalle teyzen ölmeden önce sana bir ip ucu bırakmak için çözdü."
"Şu Daniev piramidin başındakilerden mi ?"
Değil güzelim ama o piç kendini o konuma getirmeye çalışıyor.
"Aşkla ilgilenmediğinde kafan çalışıyor ."
Derin bir nefes çektiğinde başını geri yaslayıp tavana dikti gözlerini.Güzel boynu o halde durduğu için beni tetiklemişti.
"Bitti mi?"
Sanki bir kurşun daha yedim.
Hayır, bitmedi.
Ama evetmiş gibi sustum.Asıl mesele o değildi.
Boynuydu.
İnce, zarif,kar gibi... Zamanı durabilecek kadar güzel kokan boynu.
O boyna bin kere eğildim ben. Her seferinde başka bir günahımdan arınır gibi kokusunu soludum.Şimdiyse, bakmaya bile hakkım yok.
O hat, o çene, dudaklarının kenarında duran o belli belirsiz gerginlik... Hepsi içime işliyor.
Göğsü inip kalkıyor, derin derin nefes alıyor. Ne zaman böyle solusa, ardından ya suskunluk gelir ya da gözyaşı.Ve bir göz yaşı daha geldi...
"Şifreyi çözdüğünde herşey bitecek ."
Güldü...Ama sahte...Sonra çevirdi o kara gözlerini bana .
"Bana aşıktın ."
Hayır, Gül'üm .Ben sana sadece aşık olmadım,sana yenildim,ben ırkımın asıl kızına yenildim.
"Işığıma kapılmış bir avdın ."
Bu saçmalık bitsin diye kalktım.
Yeter dedim içimden, bu suskunluk, bu yalanlar, bu oyun...
Ama izin vermedi.
Halsiz parmakları koluma dokundu.
Zayıftı... öyle bir titredi ki,o dokunuş.
Sanki içinde tutmaya çalıştığı her şey parmaklarının ucundan sızıyordu.
Bırak güzelim bırak çıkıp gideyim.
"Yapma adam yapma bunu bize yapma kalbim dayanmıyor gerçekten sadece güçlü durmaya çalışıyorum görmüyor musun? Yaşama ümidin bana hayatı geri beni bir kez daha öldürme Ömer ."
Görüyorum ! Görüyorum sikeyim elimden hiç birşey gelmiyor.
"Ömer değil Za'ev ! Ve ölmekten bu kadar korkma zaten en fazla iki üç gün yaşayacaksın ."
"Buz gibisin oysa çok sıcaktın,hangisi canımı daha çok yaktı biliyorum ama nolur sarıl bana,nolur bir kere dokun,hiç birşey yapmıyorsun bari bir damla yaşımı sil ."
Bu gün ben mi seni yıktım yoksa sen mi beni yıktın ?
Söylediği her şey, tam kalbimin içine, derinlerine işliyor.
Yalvarışları, kalbime bir bıçak gibi saplanıyor, ama o bıçağı çekecek gücüm yok.
İçimdeki yangın, benimle savaşırken, dışarıya ne kadar soğuk, mesafeli durmaya çalışsam da, o sıcaklık bir şekilde bana doğru akıyor. Ama ben... Ben ona zarar vermek zorundayım.
Benim bakmaya doyamadığım kadın karşımda bari bir damla yaşımı sil derken, ben kolumu kıpırdatamadım.Ben ellerimi kıpırdatamadım.
"Bana bir kez sarılsana "
Bırak da gideyim kurban olduğum bıraksaydın şimdi seni odadan çıkartmışlardı.Ve ben çekerdim seni bir köşeye sarılırdım sana.
"Bir kez sadece bir kez başka hiç birşey istemeyeceğim ."
O ağladıkça, her geçen saniye daha fazla çöküyorum.Bakamadım yüzüne .
"Lütfen "Elini tekrar yanağıma koydu.
Ne kadar güçlü durmaya çalışsam da, içimdeki yıkım beni tüketiyor.
"Ben her gece sen diye çığlık atarak uyandım.Ben sen diye toprağa sarıldım ben senin hasretini oğlumuzun gözlerinde dindirmeye çalıştım.Ömer kalbim çok acıyor vallahi çok yanıyor canım,nolur bir kez sarıl .Hiç birşey anlatma söyleme ama sadece bir kere sarıl nolur ki bir kere sımsıkı sarılsan ?" İçimi çeke çeke devam etti."Hiç mi sevmedin beni adam hiç mi acımıyor şuran ? Taş mı koydun burana da duymuyorsun beni ? "
"Ömer ben sen yokken öldüm.Ben her gün öldüm sen yoktun ben her yerde seni aradım ben yandım Ömer ben yandım.Ben her gün yandım.Sarılsana geçsin nolur bir kez sarıl sadece bir kez söz veriyorum başka birşey istemiycem sana zorluk çıkarmayacağım nolur bir kez sarıl bana,ben sandığın kadar güçlü değilim nolur sarıl.Sadece sarıl sonra istiyorsan onu yap."
Dört yaşından beri görmediğim acı kalmadı.Hayatım boyunca işkencenin her türlüsünü gördüm.Ama hepsini toplasan, bugünün gölgesi bile etmez.
"Hatırlıyor musun ,çocukken bir gece beni odandan kovmuştun.Ben yanlışlıkla senin kitaplarına meyve suyu dökmüştüm.Ama koridor karanlık diye odama gidememiştim.Sen uyudun ben inat ettim yatakta oturmaya devam ettim ama sonra sen ağlayarak uyandın.Hiç unutamadığım bir geceydi.
Dokunma diye bağırarak uyandın.
Ağlayarak bana sarılır mısın dediğinde ben sana sırılmıştım.Onun hatrı için sarıl,ben kimseye borçlu kalmayı sevmem demiştin,bana borcunu var Za'ev,borcunu öder misin ?"
"Ben dokuz ay boyunca bir mezara sarıldım ben yanmış bir cesede sarıldım ! Ben senin yüzünden dokuz aydır bir gece bile uyuyamadım ben senin yüzünden YANDIM ! Duyuyor musun beni ? Ben senin yüzünden her gün her saat her dakika cayır cayır yandım !"
Göğsüme yumruğunu vurdu .Sanıyor ki ben yanmadım ben diriyim sanıyor.İşte şimdi ilk kez yanıyorum. Gerçekten, içim içimi yakıyor kadın.
"Şuram var ya... şuram cayır cayır yanıyor. Çok bir şey istemiyorum ki... düşmanın bile olsam, bir kez... sadece bir kez sarılamaz mısın bana? Yaktığın o ateşi... azıcık olsun dindiremez misin? Ne olur... Ömer... seni hissetmeye ihtiyacım var. Yemin ederim, çok ihtiyacım var. Lütfen... sadece bir kere... bir kere sarıl bana. Ben seni çok özledim. Ben, toprağına sarıldım. Şimdi karşımdayken... bir kere sarıl.Bir kere ya sadece bir kere tıpkı eskisi gibi sarıl bana"
Toparla kendini Savaş ! Toparla ve çık bu odadadan.
"Vay ... demek düşman olsam bile...O bilekliği oraya bilerek bıraktım.Bana geleceğini biliyordum. Paşa, benimle ilgili gerçeği öğrendiğinde sana kasaba dışına çıkma yasağı koyunca, bunu yapmaktan başka çarem kalmadı. Ama biliyor musun Gül... sen bana öyle aşıksın ki... şu an hâlâ, o kutsal davana, körü körüne bağlı olduğun bayrağa düşman olmama rağmen, bana umutla yalvarıyorsun."
"Hayır..." dedi fısıltıyla. "Gerçek değil bunlar. Bunlar gerçek değil ... sen bu değilsin..."
"Hiç mi sevmedin beni, Ömer?"
Sevdim demeye hakkım yok ki güzelim.Nefret et benden hain olduğumu kabul et ve dik dur .Ayakta zor duruyordu farkında mı bilmiyorum ama sanki her an düşecekmiş gibi.
"Sen hiç kendine baktın mı?"
Donunamadım ama onu ceketinden tutup kendime doğru çektim.Sendelendi ama yıkılmadı.
"Bir bana bak, bir de kendine. Söylesene Gül... o,ağlarına düşürmeye çalıştığın ahmaklar dışında, benden başka hangi erkek sana güzel dedi? Hangi erkek senin gözlerinin içine baktı?"
İnanma bana ne olur inanma ,ne kadar güzel olduğunu hatırla ve inanma...
"Sana dürüst olayım."
Sokayım senin dürüstlüğüne .
"Kokun dışında hiçbir çekiciliğin yok. Ve kokun da olmasa... kimse sana kadın demezdi.Oynadım seninle.Sen bir fareydin.Ve ben, seninle zevkle oynadım. Hem de o kadar zevkle ki... o zevki bana yatağımda bile veremedin. Giyinmesini bile bilmeyen bir kadınsın. Kaç bıçak var üstünde, İlkuş?
Biraz zorladım seni... az da olsa kadın olmayı öğrendin. Ama bana sorarsan... sana değecek hiçbir şey yoktu. Kullandım seni. Ve şimdi hâlâ karşımda,sana sarılmam için yalvarıyorsun.İlk dokunduğumda bile tiksindim senden. Bir Türk asla tercihim değildi ama... mecburdum."
Buradan çıkınca kafama sıkmama tek engel sensin kadın... Yoksa çoktan almıştım bu canı. Ama yapamam. Seni buradan çıkarmam lazım. İkizleri... kardeşlerimi... hepinizi kurtarmam lazım. Çünkü hâlâ nefes alıyorsam, o nefes sizin için,vatan için...
Özür dilerim, güzel gözlüm. Seni seçmediğim için... Seni bile bile ateşe attığım için. Bu alçakça oyunda senin kurban olmana göz yumduğum, hatta elime seni kesecek bıçağı tutuşturmalarına engel olamadığım için... çok özür dilerim. Affet demeye yüzüm yok ama...Buradan çıkınca sen beni istemesende ben yaşlarını silip sana sım sıkı sarılacağım.
Geriye doğru sendelendiğinde artık inanmıştı ...Artık bizi şu an izleyen hayatını sikeceğim piçde inanmıştı.
Sırtını arkasındaki demir dolaba çarptığında bir kez daha canımdan can kaptu.Bakmıyordu bana zaten artık ona soğuk bakamam ki.Artık rol yapamam artık tükendim...
"Anne..."dediğinde elleriyle kendine destek arayacak bir yer arıyordu .
"Anne... affet beni."
Sırtı o soğuk duvara sürtüne sürtüne titreyerek yere oturdu .Çekti bacaklarını karnına doğru.
"Biliyor musun?
Bazen bir insanın yokluğu, varlığından daha çok yer kaplarmış...
Buradaki yokluğunu ölüm sanırdım.
Ne büyük yanılgı...
Meğer en derin acı; hâlâ nefes alırken,
birinin seni ölü gibi unutmasıymış.
Olur da bir gün o kalbin beni hatırlarsa,
dilerim ki Allah,
beni hiç gözünün önünden ayırmasın...
Ama - bir kere bile -
koklamayı nasip etmesin."
Yokluğumu ölüm sanmış...
Ama ben hâlâ hayattayım.Bu daha da ağır... Bu sözü, bir kurşun gibi sıktı kalbime. Meğer nefes almak, her zaman yaşamak değilmiş.
'Unutmak...'
Ben seni unutmadım ki Gül. Her sabah gözlerimi senin adınla açtım. Ama bunu sana şimdi söyleyemedim.Bu odadan çıktıktan sonra söylesem bile geç mi olur artık?
'Bir kalbi kırdığında değil... Kırdıktan sonra sustuğunda kaybedersin. Ve ben onu susarak kaybettim.'
'Koklamayı nasip etmesin'diyor... Onu o kadar kırdım ki,bana yapılabilecek en ağır bedduayı etti.
Ben her savaşı kazandım... ama onun kalbinde mağlubum. Artık sadece bir pişmanlık değilim. Bir yasım,ben onun gözlerinde,yaşarken gömdüğü bir adamım.
Yaradan şahidimdir, ruhum o an yerinden kopsa daha kolay olurdu. Ama kopmadı.
Acının hakkını vermek için orada durdu.
Beynimle kalbim birbirinden bağımsız iki uçurumda debeleniyordu.
Biri bağırıyordu: "Kıpırda! Koş! Tut!"
Diğeri susuyordu: "Çok geç."
Dikatimi çeken başka birşey var.Gözleri bir noktaya odaklanamıyordu, sağa sola, boşluğa... Sanki bir şeyleri seçemiyor.Bakışları sabit değil.
Elleri titriyor. Sadece üşümüş gibi değil... Sinir sistemi bozulmuş gibi.
Bir şeyler ters.
Eline göğsüne koydu.Nefes alamıyordu.Lanet olsun hayır !
Hayır...Hayır !
Düşündüğüm şeyi yapmış olmasınlar.
Arya ,Daniev hamle yapacak demişti doğru tahmin etmişti.Beni denemek birşey yaptı ve şu an izliyor.
Kolları yere düştüğünde ona doğru gittim.
Burnundan gelen kanı gördüğümde herşey durdu sadece nefretim ve korkum içimde çığ gibi büyüdü.
"Ömer..."
Yine...
Yine,bu kadar alçak olmama rağmen...
Yine, hâlâ, o ses tonuyla.
Sanki bir zamanlar onun için kahramanmışım gibi.
Sanki hâlâ içindeki o çocuk, beni kurtuluş sanıyormuş gibi.
Ama ben...
Ben ona acıdan başka bir şey getirmedim.
O an anladım.
Bu göreve devam etmeseydim, bir an bile duygularımı önlerine koysaydım,
onları buradan çıkarmaya kalksaydım...
hepimiz ölecektik.
Bu şerefsizin tahtı yıkılmadan,
bizim bir mezar taşından başka varlığımız olmayacaktı.
Gül'ü yaşatmak istiyorsam, önce o saltanatı yok etmeliydim.
Bu bir savaş. Ve bu kez duygularla değil, acıyla kazanılacak.
Ama önce...
Gül.
O düşerken yakaladım.
O an... zamanın kalbi durdu.
Onu göğsüme çektim.
O başını eğmişti ya hani, o baş şimdi kalbimin üzerinde.
Bir tek nefesi kalsın diye, onu kendime bastırdım.
Kollarımı sanki yeni doğmuş bir çocuğu taşır gibi sardım etrafına.
Kırılır diye korkarak...
Ama daha fazla kırılacak hiçbir yeri kalmamıştı.
Ve çıktım odadan.
Geriye sadece karanlık kaldı.
Benim ellerimde o hâlâ sıcakken,
ben çoktan donmuştum.
"Ömer"
İhanet, en sevdiğin yerden saplanınca, yara ölümden beter oluyor.Şu an öyleydi.Göğsümde kıpırdamazken bile, dudaklarından adım dökülüyordu.
♠
Can alıcı o kara gözleri kapalıydı. Üç saat geçti panzehiri vereli ama bir titreme dahi olmadı kirpiklerinde. Başımı göğsüne yaslamıştım; orada, içimin en kırık yerine bastırır gibi... Kalbi hâlâ atıyordu. Zayıf ama inatla, sanki beni affetmemesi gerektiğini haykırır gibi. Her vuruşunda bir zamanlar bana güvendiğini, benimse o güveni nasıl zehre buladığımı hatırlatıyordu.
Elimi saçlarında gezdirdim. İnce, yumuşak ve darmadağın... Tıpkı içimdeki vicdan gibi. Tenindeki renk günlerdir görmediği güneşe hasret bir ayçiçeği gibi soluk. Dudaklarında sönmeye yüz tutmuş bir bahar sabahı var, ama ben her bakışımda kendi kışımı yaşıyorum.
O,gözlerini ne zaman açar bilmiyorum... Ama ben, bir daha onun gözlerinin içine bakacak cesareti bulabilir miyim, işte asıl bunda emin değilim.
Bir yanda vatan... Bir yanda o ... Bir seçim yaptım ama kaybettiklerim seçim değil,en ağır bedeldi. Onu korumak uğruna uzak kalmıştım, ama hiç bir işe yaramadığı gibi neyi feda ettiğimide şimdi,teni buz kesmişken anlıyorum. Vatan sağ olsun dedim bir ömür,hemde sevdiğim kadının canı pahasına...
Şimdi burada, onu zehirleyen karanlığın tam ortasında, bir tek ben varım.Ve onun gözleri hâlâ kapalı...
Tuzağa çekmişlerdi ve ben fark etmedim.Bilekliğini benden alıp onu bu oyuna kurban olsun diye çağırmışlardı.Timimin aldığı orosbu çocuğunun kartı zehirliydi.Gül o kartla bu binaya giriş yaptı ve ben görmedim, duymadım ,fark etmedim.
Elini tutan elimin üstüne bir şeyin dokunduğunu hissettiğimde, başımı kaldırdım...Gökçe'm.
Gül'ün minyatür bir yansıması, annesinin gözlerini taşıyan o miniğim... Tüm bu karanlığın ortasında, göğsümde çırpınan suçlulukla paramparça olmuşken, bana gamzesini çıkararak gülümsüyordu. Henüz ayakta durmayı tam beceremeyen ama inatla denemekten vazgeçmeyen ufak bir beden... Dizleri titriyor, elinin biri annesinin elini tutan elimin üstündeyken diğeri koltuğun kaygan siyah derisini tırnaklarını saplamış tutmaya çalışıyordu,sanki bu cehennemin ortasında kendi dünyasında bir zaferin peşindeydi.
İki küçük dişi vardı alt sırada, inci gibi parlayan. Gülümsedikçe o dişlerle birlikte gamzesi beliriyor, yanaklarındaki tombulluk neredeyse gözlerini bastırıyordu.Gül'ümden aldığı o gamze... Yangının içinde açılmış bir kuyu gibiydi;
Saçları lüle lüle... Tıpkı annesinin o küçük yaşlarındaki gibi ama onun aksine daha koyu, daha asi... Her biri ayrı bir yaramazlığın hikâyesini anlatır gibi. Zaten uslu durduğu da söylenemezdi.Bu küçük bacaksız bir kaç saat içinde odamın altını üstüne getirmişti.Odayı yakıp yıksa sorun değil bulduğu herşeyi ağzına sokuyor.Halının kenarını kemirmek nedir ? O küçük ağzından halılın tüylerini çıkardım.
Perdeyi nasıl kopardığı muamma çünkü o ara annesinin yanından aldığım oğlum dünyası yıkılmış gibi kıyameti kopararak ağladığından fark edemedim.
Her an bir yerlere tutunup doğruluyor, sonra tekrar düşüyor, sonra yine kalkıyordu. Vazgeçmek ona yabancıydı.
Ben yere çakılmışken, o ayağa kalkmaya çalışıyordu. O yangının ortasında tek başına bir umuttu. Ve o umut bana bakıp gamzesini çıkardığında, içimde kalan son sağlam parça da yerinden oynadı.
"Gel babam ."
Elimi onu kucağıma çağırmak için kaldırdığımda dengesini kaybedip geriye doğru düşecekken tuttum .
"Senin düşmene izin verir miyim hiç ?"
Kollarımdaydı şimdi... O minik beden, kucağımda huzurla yer bulmuştu.Sanki kollarımda kaybolmuştu çok küçüktü. Başını göğsüme yasladı, bir iç çekti usulca. Parmakları hâlâ yumuk, tırnaklarının arasına halı iplikleri kaçmış. Kirli... yaramaz... ama cennet kokulu. O anda zaman durdu. Ne zehir vardı, ne yangın, ne öfke. Sadece kızımın varlığı kaldı avuçlarımda. Ve Gül'ün solgun teni, hâlâ kıpırtısız.
Parmakları uzanıp annesinin saçına takıldı, birkaç tel çekip aldı hatta. Annesini uyandırmak ister gibi. Sesi çıkmasa da niyeti çok belliydi. Beni değil, onu istiyordu. Gözlerini değilse de nefesini... O kokuyu, o kalp atışını...
Annesnin sağ tarafında ağzındaki emzikle saatlerdir sessizce tavanı izleyen oğluma doğru harketlendiğinde geri çekmek istedim ama bana o küçük ağzından birşeyler mırıldanıp sinirlendi.Belki küfretmişde olabilir.
Bu lanet durumun içinde olmasaydım çıkardığı hatta çıkarmayı becelermediği o sese gülerdim.
Saçlarına dudaklarımı bastırdığımda, başını hemen bana çevirdi. O minik çenesini kaldırıp gözlerimin içine baktı. Yanağındaki o tombul kıvrımı, gamzesine karıştı. Minik çenesini parmaklarımın arasına aldım, sıkmadan... sonra bir kez daha öptüm.
Sesli bir kıkırtılı ses çıkardıktan sonra kara gözleri parlaya parlaya baktı bana .
"Babacım sen,seni her öpene böyle mi bakıyorsun ?"
Sanki beni anlıyormuş gibi birşeyler mırıldandı gülümseyerek sanki cilve yapıyor bana...Hatta mırıldanıp gülümserken ağzından şeffaf sular akıttı.
"Bak Gökçe hanım annenden birşeyler duydum sen bazı erkekleri çok seviyormurmuşsun kızarım ,çok pis bozuşuruz .Benden başka kimseye böyle bakmak yok !"
Annesini kafayı yiyecek şekilde kıskanırken birde bu küçük başıma çıktı.
"Böyle cilveli cilveli bakılır mı babam ?"
O an hafifçe başını yana eğip ağzını büzdü, yüzüme dikkatlice baktı. Belki beni anladı, belki sadece ışığa baktı... ama ben o an içimde bir söz verdim: Bu gamzeyi, bu kahkahayı, bu gözleri;hiç kimseye, hiçbir savaşa, hiçbir ihanete kurban etmeyeceğim.
Açılan kapının gıcırtısıyla birlikte, gelenin kim olduğunu da, niyetini de anladım.
"Gül'ü timin yanına götürmeliyiz. Shimon yolda," dedi Arya, sessiz ama kararlı bir sesle.
Arya... ya da gerçek adıyla Gülsüm. Gül'ün annesinin ablası. Demirhan Bozkurt'un uğruna her şeyi göze aldığı kadın. Derin devletin yetiştirdiği en etkili, en tehlikeli çift taraflı ajanlardan biri.Herkes olabilir ama asla benim annem değil.
Gelişinin nedeni Shimon'nun yaklaşmakta oluşu değil. Asıl korkusu, Gül uyanınca ona gerçekleri anlatmam... Ama artık çok geç.
Çünkü her şeyi anlattım bile.
Ceketinin cebine yerleştirdiğim o kağıtta, gizlenen bütün karanlıklar gün ışığına çıkıyor. Gerçek, orada, inkâr edilemez, geri döndürülemez biçimde yazılı.
İkizler... Onlar ölmüş gibi gösterilecek. Gül buna dayanamaz. Zaten paramparça ettim onu; bir de bu acıyı ekleyemem. Buna izin veremem.
Yaşayacaksa, tek bir acıyla yaşasın: çocuklarına duyduğu özlemle. Gözünden dökülecek tek damla, o boşluk için olsun. Ama bir gün kavuşacaklarını da bilsin... Bu umut, onu ayakta tutacak.
Onları öldü bilmeyecek beni hain sanarak yaşamayacak.Fakat beni...beni bir daha asla affetmeyecek.
"Sana Shimon geliyor diyorum!" Gözleri öfkeyle değil, panikle parlıyordu. "Daniev odada olanlar hakkında konuştu benimle. Her şey yolunda gidiyorken... O şimdi gelip Gül'ü burada görürse, bütün plan çöker, her şey boşa gider!"
Plan falan kalmadı Arya.Gül herşeyi öğrenecek ,o kâğıt cebindeydi. Ve Shimon, artık sadece bir zaman meselesi.
Bir adım daha attı, sesi titredi. "Sana tam güvenmişlerken bunu yapma oğlum..."
Başımı çevirdiğimde, göz göze geldik. O bakışta geçmiş vardı. İhanet, sessizlik, kan ve yılların yükü. Ama beni en çok yaralayan, onun hâlâ kendini benim annem sanmasıydı .
"O it Gül'e dokunmaya kalkarsa alırım canını."
"Ela'yı öldürmemi istediği zamanda yanımda Shimon'u göndermişti.Daniev oda da olanlara inansada hâlâ güven testindesin.İkizleri öldü göstermedikçe sana istediğimiz mevkiyi vermez .Dikkatli ol seni sınamak için Gül'ün üstüne gidecekler.
Karın kendini koruyabilir çok ileri gitmelerine izin vermem güven bana."
Güven...
Bu kelime duvarların arasında bin kez yınkılandı.
Ama bende,sadece bir kez.
"Sana en son güvendiğimde beş yaşındaydım."
Yüzü ifadesizdi, ama gözlerinde...
Suçluluk, pişmanlık, ama en çok da aciz bir özür vardı.
Sanki yıllarca sırtında taşıdığı bir tabutu, şimdi tam önüne bırakmıştım.
O günü hatırlıyorum. Beni dizlerinin önüne alıp 'Güven bana,' demişti.
Sesindeki o yalancı huzur hâlâ kulaklarımda.
'Bir şey olmayacak' dediğinde, hâlâ elim avucunun içindeydi.
Ama birkaç saat sonra... yoktu.O adamla gitmişti.Beni bırakıp onunla gitmişti.
Shimon oradaydı. O kampta.
Annemin bana sırtını döndüğü o saatlerde,o bana geldi.
Ben o gün... parçalandım.
Ama kimse duymadı.
Döndüğünde, hayattaydım. Sadece... eksiktim.
O günden sonra hiçbir zaman tamam olmadım.O bıcak olmasaydı belki yaşıyorda olmayacaktım.
Annem geri geldi ama anne dediğim kişi orada kalmıştı.
Ve şimdi yine 'güven' diyor.Ama bu kez elimde silah var, gözümde yaş yada bıçak değil.
Artık o beş yaşındaki çocuk değilim.
Ben o gün ölmedim belki ama içimdeki çocuk gömüldü.Ve şimdi ikimizde o mezarın başındayız.
Elaları annesinin göğsüne minik kolunu sarmışken uykuya dalmış oğlumun üstünde gezindi.
Henüz dokuz aylık.Minicik elleri, avucumda kaybolacak kadar küçük, ama tuttu mu bırakmıyor.Siyah saçları ince ince alnına düşmüş, uyurken biraz terlemişti.Gür kirpikleri göz kapaklarını adeta örterken, ağzında emziğiyle öyle masum yatıyor ki, saatlerce izlesem doyamam.
"Tıpkı senin küçüklüğün,"dediğinde,içimde bir yer titredi o anda. Evet,oğlum bana benziyor. Ama en çok annesinin kokusunu içine çekince mayışması... işte orada kendini tamamen ele veriyor.
Benim aslan oğlum, bir kez bile kıpırdamadı annesinin yanından. Onun yanında uzanırken ne ağladı,ne huzursuzlandı. Orada uyudu, orada kaldı. Sanki dünya sadece orasıymış gibi...gerçekten öyleydi.Tek sorun elini annesinin atletinin içine sokmasıydı.Hadi ama oğlum bunu babana yapma.Zaten boynunda uyuyorsun birde oraya elini sokmak nedir bana nisbet mi yapıyorsun ?
"Şifrenin 100 değilde 99 olduğunu ona söyledin mi ?"
"Söyledim ama şifreyi hatırlamıyor ."
"Büyükler, şifrenin 99 olduğunu bilen her mirasçının onu kolaylıkla çözebileceğini söylüyor. Hatırlaması yeterli..." dedi. Sonra gözlerini bana dikti, sorusunu usulca bıraktı ortaya: 'Sence karın çocuklarını mı yoksa Kriptex'i mi seçecek?"
Bunu cevabı almak için değil, beni ölçmek için sormuştu.
Sen beni asla okuyamazsın Arya...
Gül, cebine bıraktığım kâğıdı okuduğunda öğrenecek gerçeği. Ama gerçekten habersiz olsaydı bile, yine Kriptex'i seçerdi. Çünkü o, bir anne olmaktan fazlasıydı. Şu an derin uykuda olan bu kadının gözlerinde öyle bir vatan sevgisi var ki, iki evladından bile büyük. Kulağa acımasız geliyor ama bazı gerçekler vicdandan değil görevden doğar.
Biz... anormal bir hayat yaşamak için yetiştirildik.
Çünkü vatan, sadece sevilerek değil, gerektiğinde kendinden vazgeçilerek korunur.
Birileri anormal yaşamalı ki, diğerleri normal bir hayat sürebilsin.
Herkes huzurla uyuyabilsin diye, birileri uykusuz kalmalı.
Bir çocuğun sabahına güneş özgürce doğabilsin diye, bir başkasının gecesi hiç bitmemeli.
Biz, kendi hayatımızı değil; vatanın nefesini öncelik bildik.
Çünkü bu topraklara olan sevgimiz, kendi canımızdan bile önce gelir.
Şimdi gözleri Tanrı dağlarının sert ama hayran bırakan çekikliğini taşıyan bu kadını gizli operasyonların başına getirmek için sınava tabi tutacaklardı.Kriptex'in şifresi mi yoksa çocukların mı ?
Ülkenin binlerce çocuğu mu yoksa iki yavrun mu ?
Tercihi belli ne kadar zor olsada belli...
O benim kadınım...
O bu milletin kızı...
O benim ırkımın asil kızı...
BÖLÜM SONU
Ben geldimmmm 🦋❤️💕 öncelikle iyimisiniz ? Ters köşeyi beğendiniz mi ;) Merak ediyorum düşüncelerinizi.
BU ARADA KİTABA FİNAL DİYE ARA VERMEYECEĞİM soranlarınız için ❤️
Ömer'in Gül'ün cebine koyduğu mektup nereye kayboldu acaba ?
Ömer'i affettiniz mi en çok bunu merak ediyorum.Etmeyeniniz var mı ?
Diğer bölümü ne zaman atacağım belli değil yorumlarınızı ve beğenilerinizi eksik etmeyin sizi seviyorum ae olun❤️🦋💕
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 31.87k Okunma |
2.99k Oy |
0 Takip |
48 Bölümlü Kitap |