
BOL BOL YORUM YAPIN OLUR MU VE VPN'niz AÇIKKEN OKUYUN LÜTFEN...
Okuyucu sayısı çok düşük...
Beğenmeyi unutmayın keyifli okumalarrr...
🇹🇷
Önümde duran onlarca dosyadan artık gına gelmişti.Nisa'nın
'eskiden severdin bunu' diyerek masama bırakıp gittiği kahvenin son yudumunuda aldım.
Biraz kahveye trip atıp,ardından son verip yudumlasamda soğumuştu doğal olarak.
Ama güzeldi.Onun kahvelerini çok özlediğim bir gerçek .
Saatlerimi alan detayları okurken zamanın nasıl geçtiğini bile fark etmedim.Ve hâla masamda boş boş duran karanfillere baktım.
Sabah benimle birlikte yuvaya giriş yapmaya çalışan karanfiller.Şanslıydılar hemde fazla şanslıydılarki ben tam giriş yaparken çiçeği getiren kuryede motorunu tam arkamda durdurmuştu.
Bana denk gelmeseydiler hepsi ya geri yada çöpe gidecekti.
Üzerindeki karta uzandı parmaklarım.
"Güller kadar güzel olmadıklarını hatırlaman için gönderdim."
Geçmiş beni ipiyle hızla geri çektiğinde çocukluğuma döndüm .
"Yağız,hadi sen söyle Gül'ler karanfillerden daha güzel değil mi ?"
"Güller karanfillerden daha güzel "
Kumru ile sırf ismim Gül diye güller daha güzel diyerek inatlaşırken Yağız'ın son noktayı bana göz kırparak verdiği yanıtla hatırladım.
Yağız ;Dünya'nın en ünlü estetik cerrahlarından biri, adını duyuran başarıları, kişisel dokunuşlarıyla yıllara damgasını vurdu ve hâlâ vurmaya devam ediyor .
Kumru'nun ikizi,o yurtta benimle birlikte büyüyen dost bildiğim adam.
Yıllar ne kadar da çabuk geçiyor.Beni erkeklerle oynadığı maça katmadığı için topunu saklardım sonra o da saçlarımı yolardı.
Gülümseyip o anlardan çıktım.
Beyfendiyi teşekkür etmek için aradığımda tatil için buraya geleceğini söyledi.
En azından eski dostlarımdan birine kırgınlığım yoktu...Biriyle eskisi gibi devam edeceğim.
Kapım açıldığında kısık bir gel sesinden sonra bu sabah yapılan terfi Törenine katılmadığım adam içeri girdi.
Gitmesemde anons kulağımda hep yankılandı.
'Vatanına ve milletine gösterdiği üstün hizmetlerinden ötürü, Yüzbaşı Ömer Savaş Bozkurt, bugünden itibaren Binbaşı rütbesine terfi etmiştir.'
Sahte bir gülümseyle oturduğum koltuktan kalktığımda acımın nişanı olan omzundaki o göklü yıldıza baktım.
Dudaklarımı alayla araladım;
"Türkiye Cumhuriyeti'nin güvenlik bütünlüğüne olağanüstü katkılar sunan, istihbarat birimleriyle koordineli yürüttüğü operasyonlar sonucu, devletin içine sızan tehditleri bertaraf eden, Yüzbaşı Ömer Savaş Bozkurt... binbaşılığa terfi ettirilmiştir."
Masama parmak uçlarımı sürterek ona doğru ilerledim..
Tam beş adım sonra, ayağımdaki topuklular onun botlarına değdi.
Gözlerimi yerden kaldırıp yüzüne baktım.
Yorgundu.
Ne bir gurur, ne bir zafer...
Sadece sessiz bir çöküş.
"Acımın madalyasını takmışlar sana... Tebrik ederim."
Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
Yutkundu.Ne bir savunma yaptı, ne de bir kelime söyledi.
Bir yara gibiydi.İçinden konuşuyordu gözleri hemde her sözden daha ağır konuşuyordu.
İçimde bir şey kırıldı.
Aynı yatağı, aynı geceyi,aynı yarayı paylaştık ama...
Gündüzleri ben sana mezar taşıyım.
Konuşmadı.
Çünkü konuşsa, o gözlerinde tuttuğu herşey süzülecekti.Ömer Savaş Bozkurt ağlarsa,dünya titrerdi.
Şimdiyse titreyen, benim kalbimdi.Onu böyle bakarken gördükçe titreyen tek şey benim kalbimdi .
Beni dört yıl yakıp canımdan can kopardı bu adam... Ama asıl canımı yakan,onunda içten içe yanıyor oluşu.
İçeri giren Yiğit ile bakışlarımı ondan çektiğimde bize biraz şaşkın baktıktan sonra saçlarını karıştırdı .
"Kapıyı -" eliyle kapıyı işaret ettiğinde sanırım Ömer'e açıklama yapacaktı .
"Çaldım ben kapıyı hemde birkaç kez ses şey etmeyince yani gelmeyince bende girdim ."
Benim odam ve Ömer'e açıklama yapıyor diyecek birşey bulamıyorum.
"Gül,yok mu odasında ? "
Batur'da odaya beni sorarak girdiğinde onun peşinden odaya süzülen Börü üyeleri Ömer'i fark ettiklerinde ,yüzüne tuaf tuaf bakmaya başladılar .
Bu normal mi ?
Sanki hafif alay mı var hepsinin bakışlarda bana mı öyle geliyor .
"Çiçeklerde güzelmiş ." Yiğit' in sırıtarak kurduğu cümleyle Ömer ilk ne diyorsun diye ciddi ciddi baktığında kuzenin masayı kaşlarıyla işaret etmesiyle yosunları karanfilleri buldu .Lanet olsun ki yazının olduğu kart tam masanın ortasında ve buradan gayet rahat okunuyor .
Yüzü şekilden şekile girerken yumruğunu sıktı.Boynundaki damarı üniformanın yakası sıkmasına rağmen kabardı.Boynunu sola yatırıp kırdığında çıkan kıt sesinin ardından bana baktı.
"Kim ?" Kaşlarını kaldırıp benden cevap beklerken onu takmayıp askılıkta olan kahverengi ceketimi üzerime geçirdim.Gün bitti ve ben eve gidip miniklerime sarılmak istiyorum.
"Otları kim gönderdi ?" Dişlerinin gıcırtısını duvarlar bile işitebilirdi.
Adımları benimkine yaklaştığında tek bir santim bile geri çekilmedim.
Üstüme doğru yürüdüğünde geri adım atmadım.
"Onlar ot değil, çiçek!" dedim inadına.
"Ot!"
"Çiçek!"
"Ot!"
"Çiçek!"
"Ot !"
"Çiçek!"
"Bu iş Hızır idi Yunuz idi 'ye döndü !"
Diyen Yiğit'i şu an ikimizde birbirimize öfkeyle baktığımız için duymadık .
Göğsü inip kalkarken, yüzüme öyle bir hırsla bakıyordu ki... resmen gözbebeklerinden ateş fışkırıyordu.
"Gül,bu otları kim gönderdi diyorum!"
'Bu' derken parmağıyla karanfilleri gösterdi;
Sanki çiçeğe değil, düşmana işaret ediyordu.
"Bende tekrar ediyorum onlar ot değil çiçek!"
Sesindeki kıskançlık... yumruk gibi indi yüreğime.Bir anda beynimde çınladı bu söz.
"Bir saniye! Yine aynı puşt derken?!"
Bana başka zaman hediye geldi de benim mi haberim yok ?
Burnundan aldığı soluğu hışımla verirken,omzunun üzerinden hafifçe dönüp arkasındaki timine seslendi.
"Beyler bakın bakalım OT mu bunlar ?"
"Renkli ot komutanım" diyen Emre'ye ağzım açık kaldı.Resmen erkeklerin kafa yapısını tek bir cümleye sığdırdı.
"Anacım bu otlarla çok güzel dolma yapıyor komutanım of ya ağzım sulandı şimdi olsaydı da yeseydik ."
Yuh Yavuz !
Karanfil dolma oluyor mu ya ?
"Gül dağda ki otu mu tanımayacağız ? Batur'u eşekler kovalasın ,domuzlar tepsin,cinler çarpsın ki onlar ot !"
"Çüş ulan deve !
Komutanım izniniz olursa o otları Yiğit'e yedirebilir miyim ?"
Batur'un bile ot demesi bendeki son damlayıda taşırdı.
"Delirtmeyin Beni Onlar Ot Değil Çiçek !"
"Ot onlar ot." Sakin sakin cevap verdiğinde masadaki karanfillere hırsla uzandım.Göğsüne elimdeki çiçekleri sertçe bastırdım .
"Madem ot,al o zaman YE !"
Omzuna çarpıp geçtiğimde tam kapıdan çıkmak üzereyken içeri giren Aslan önümde durdu daha doğrusu önümü kesti .Baştan aşağı beni süzdüğünde ben önümden çekilmesini beklerken o tüm pilanlarımı yıktı.
"Sanırım tam gidiyordun ama kimseye bu gece ev yok, operasyon var Gül ."
•••
"Gözünü bir an ayıranın gözünü oyarım anlaşıldı mı ?"
Ömer'in minik kulaklığıma takılan sesinin ardından hep birlikte gelen "Emredersiniz" cevabı, kalabalığın gürültüsünde kaybolsa da bizim için netti.
Bar, müzikle inliyordu.Ritim yüksek, tınısı baskındı; insanların kahkahaları, kadeh tokuşturmaları, bazılarının midemi bulandıran iğrenç çoklu ilişkileri ve birbirine karışan sesler arasında bir kaos hakimdi. Tavanın köşelerinde dönen renkli ışıklar, mekânın gri gölgelerini mor,sarı,mavi ve kırmızıya boyarken, zemindeki loşluk tehditkâr bir perde gibi çökmüştü. Herkes eğleniyor gibi görünüyordu ama biz pusudaydık.
Mekanın fazla pis olması beni şu an tek zorlayan şeydi.
Herşey hareket halindeyken İbrahim albayın konuşmasını hatırladım.
'Türkiye'de kaldığı evde seninle ilgili, onlarca sayfa belge, not, analiz, istihbarat çıktı İlkuş. Sayfaların her biri senin adınla başlıyor. Yani ne yapılacaksa, hangi senaryo devreye alınacaksa, merkezindesin. Hedef sensin. Ve unutma... hedef sadece fiziki olarak değil, sembolik olarak da seçilir kızım.'
Bu cümleler günlerdir zihnimde dönüp duruyor. O odada konuşulanları, her kelimesini, her duraksamasını, beynimin arka odalarında tekrar tekrar oynatıyorum. Çünkü bu iş,zeki olanların değil,zekasını stratejiye dönüştürebilenlerin işi.
Benim konumumdaki biri hata yapamaz. Binlerce istihbarat personelinin kaderi, benim tek bir hamleme bakıyor. Bu sadece kişisel bir tuzak değil; bu, devlet aklına kurulan bir pusudur. Eğer ağlarına düşersem, sadece ben düşmem. Zincirin tamamı kırılır.Bu zincirin halkaları,bana bağlı olan sokakta görev yapan operatif ajanlardan, karar verici kurullara kadar uzanır.
Bu mesleğin bana öğrettiği en kritik temel şu: "Gerçek kimliğini askıya almadığın sürece kazanamazsın."
Kılık kıyafet değiştirmek kolay. Takma bir kimlik yazdırmak da öyle. Ama mesele, düşmanın gibi düşünebilmekte. Aklının sınırlarını onun çarpıklığına göre yeniden çizmedikçe, seni her zaman bir adım geride bırakır.
Şimdi kendime tek bir soru soruyorum:
"Ben olsaydım, bana nasıl yaklaşırdım?"
Hangi zaafımı kullanırdım? Hangi cümleyle gardımı indirirdim? Hangi anı seçerdim darbe vurmak için?
Ataman Cori,bunları belki günlerce belki aylarca düşündü ve cevabı benden çok önce buldu .
Ya kurdukları oyunun parçası olacağım...
Ya da oyunu onlar kurdu sanırken, ben çoktan satranç tahtasının kenarına kendi düzenimi yerleştirmiş olacağım.
Bu bir akıl savaşı. Ve ben ilk hamleyi yapmayacağım. Onlar oynadığını sanırken, ben zaten bütün taşları yerleştirmiş olacağım.Şu an tek ihtiyacım bana gelmelerini beklemek.
Ataman Cori sana av olmayacağım.
Peki bu kadarını bile hesapladılarsa... bu refleksi, bu karşı hamleyi bile öngörmüşlerse?
Peki ya ben, onların bana kurduğunu sandığım oyunun, aslında benim onlara karşı oynadığım oyunun bir parçası olduğuna inanmam için yönlendirilmişsem?
O zaman oyun yok.
Sadece akıl var.
Ve o akıl, susup beklemeyi de bilir.
Gelen istihbarat netti: Ataman Cori'nin Belçika'daki en büyük finansal bağlantısı bu gece bu barda olacaktı.
Victor Dervaux:
Kâğıt üstünde tertemiz:
Diplomatik temaslar, uluslararası şirket ağları, pürüzsüz bir geçmiş...
Ne kırmızı bülten var, ne sınır dışı kararı.
Yani resmiyette bir hayalet.
İşte tam bu noktada devreye giriyoruz. Ajanlık, kuralların bittiği yerde başlar.
Birine işlediği suçu unutturabiliyorsan... ona o suçu itiraf ettirmeye çalışma.
Daha büyük bir suç işlet.
Bırak, ilkini gizlediğini sansın.
Şimdi gel Victor... gel bana.
Ataman'ın sadık köpeği... düş ağıma.
Victor'u kaçırmak ya da sorgulamak değil mesele.
Takip etmeliyiz. Sessizce. İz bırakmadan.
Bugün ya da yakın zamanda Ataman'la temasa geçeceği bilgisi var.
Küçük balık bizi büyük balığa Eğer bunu başarırsak kurduğu oyun başlamadan son bulur.
Yapmam gereken tek şey:
Nisa'nın verdiği şu özel flaşı,kırk saniyeliğine telefonuna takmak.
Sadece kırk saniye...
Flaşın içinde bir zero-click tracking module var.
Temassız izleme. Konum, iletişim trafiği,cihaz içi davranışlar... hepsi bizim olacak.
Ama Ataman şeytanın bile aklını karıştıracak kadar dikkatli.Dosyasını incelerken o adamı tanıdım.
Tek bir şüphe, tek bir kuşku...
Ona ulaşmamızı sağlayacak her şeyi yok etmesine yeter.
O yüzden bu gece hataya yer yok.
"Şu çayı şöpürdeterek içme seni araçtan atmak üzereyim ."
Yiğit sanki inadına yaparmış gibi Batur'u hiç duymamış gibi daha sesli şöpürdettiğinde gözlerimi devirdim.
Göremesemde şu an ona,Ömer'in ters ters baktığına yemin edebilirim.
Ömer,Yiğit, Batur,Nisa ve Arda mekanının önündeki Park halinde duran araçta beklerken geriye kalan üyeler mekanda kaybolmuştu.Dikkat çekmeden ortama uyum sağlamışlardı.
"Ulan ben senin varya !" Diye yükselen Batur'a hak vermemek imkansız Yiğit adamı çıldırtır .
"Çok ayıp milföy hamurum asıl ben senin var ya!"
"Yiğit kafamın tasını arttırma lan hiç korkmuyor musun seni gebertmemden ?"
"Korktuğum şeyler tabi ki var ama senden korkmuyorum."
"Neymiş o korktuğun şey söyle bana !"
"Tuvaletten yılanın çıkıp götümü ısırması."
Timin sessizce gülüşü kulaklığa doldu .
"Avustralya değil burası komutanım rahat olabilirsiniz ."
Mert sesiyle birlikte elindeki tepsiyle görüş açıma girdiğinde ortamdaki çoğu kişinin dikkatini çektiği kesindi.
"Sana mı soracağım lan çömez civciv ?"
Allah kimseye Yiğit'in altı olup zorbalanmayı nasip etmesin çekeceği var garibimin.Bana doğru eğilip alkolsüz içeceği önüme bıraktığında ona tebbessüm ettim.
"Esdağfurullah komutanım ben sadece bizim ülkemizde olmaz manasında söyledim."
"Hasan sende iki tane yılan var birini ver bana Yiğit'in klozetine koyayım."
"Komutanım canımı isteyin onları istemeyin onlar çok hassas hayvanlar dayanamazlar."
"Ulan burada bahsi geçen şey benim kıymetli götüm ve sen yılanını mı düşünüyorsun ?"
"Abi onlarda benim en kıymetlilerim."
"Seninde alacağın olsun milföy hamurum bana böyle kalleş pusular düşünmen kalbimi kırdı ."
Millet bu deli kendi kendine mi gülüyor demesin diye elimle ağzımı kapatıp,saçlarımı yüzüme düşürüp kafamı eğdim.
"Kesin lan sesinizi artık ! Tantananızı sonra yapın !"
Aslan sertçe uyararak araya girdiğinde herkes sustu .
"15 yönü seni geldiğimizden beri izleyen masadaki gri gömlekli adam hareketlendi sana oynayacak halledeyim mi ?"
Bu mekanları bu yüzden sevmiyorum.Birini takıntı haline getirip sümük gibi yapışanlar var .Victor mekana girmeden bana doğru geleni başımdan atmam lazım.
Mert'in tarif ettiği yöne bakmadan mırıldandım.
"Ben hallederim sen dikkat çekme ." Beni başıyla onaylayıp barmenin uzattığı içkilere uzandı.
"Hallet Arıkan !" Ömer'in sesi emirden çok bambaşka birşeye benziyordu ama çözemedim.Mert'e soy ismiyle hitap etmesi güzeldi en azından Yiğit yüzünden herkes gibi o da çömez civciv demiyordu.
"Emredersiniz komutanım." Hafif sola döndüğümde adamı benden nasıl ulaştıracağını izlemeye başladım.
"İki dakkaya geliyorum devrem Gül sende ."
"Tamam ." Diyen Yavuz usulca gelip yanıma oturduğunda gözlerimi devirdim.
"Şu saçmalığı kesin ben kendimi koruyabilirim."
Kimse beni takmazken Mert adamın kulağına her ne söylediyse önce bana baktı ardında da pis pis sırıtıp Mert'in eliyle işaret ettiği tarafa doğru yürüdü.
Ne olacağı belliydi adamı odaya sokup bayıltacaktı.Yüksek ihtimalle beni bir odada beklemesini yanına geleceğimi söylemiş olmalı.
"Çok hırpalama " diyen Aslan düşüncelerimi doğruladı .
"O yavşak bir hafta hastanede pipetle beslenmezse o pipetle sen beslenirsin Arıkan!"
Ömer beni hayretler içinde bırakırken Nisa araya girdi .
"İlkuş hedef mekana giriş yaptı.Arkasında üç koruması var işin bu sefer biraz zor ."
"Kaç dakikaya alırsın?"
Tonlamasında ne acele vardı ne de tereddüt.
Sadece sade bir merak gibi sordu. Ama sesindeki duruluk... işini bilen bir adamın özgüveniyle doluydu.
Başımı çevirip baktım ona.
Saçları dalgalı kıvırcık, koyu ve gür... Sanki her telinde doğup büyüdüğü Kahramanmaraş dağlarının havası kalmış gibi.Teninde güneş görmüş asker teni vardı; yıllarca dışarda durmuş, terle yoğrulmuş.
Boyu bir seksen beş civarı. Sırtı geniş, omuzları düzgün.
Kıyafetin altından bile belli oluyor o disiplin:
Özel Kuvvetler geçmişi.
Adım atışı bile kontrollü, nefes alışları bile ölçülüydü.
Ama beni asıl susturan sesi oldu.
Araçta gelirken ana dilinde söylediği türkü...Kürtçe şarkılar,insan anlamasa bile içinde bir şey kırılır.
Sesi tok,ama içine gömülü bir hüzün var.Sanki her notada geçmişinden bir parça taşıyordu.
"Sence ?" Dedim,gülümseyerek.
"Bir saat uğraştırır mı ?"
Gülümserken kaşlarım kalktığında oturduğum yerden kalktım.Boğazımı temizlediğimde ona gözümü kırpıp elimdeki küçük bıçakla topuğuma doğru eğildim.O ne yapmaya çalıştığımı meraklı gözlerle izlerken.Önce sivri topuğun bir kısmını ayakkabıya tam yapıştığı noktadan kestim.
"İlkuş,hedef son merdivenlerde ." Nisa bu tür şeyleri özlemişti bu ses tonundan bile belliydi.
"Çok uzun sürmez.Bu iş bitince ayarladığın buluşmaya gidebilirsin umarım!"
Ağzı kısacık bir süre açık kaldığında üzerimdeki lacivert ince askılı,sol bacağımda yırtmaç olan elbiseyle merdivenlere doğru,kırıldı kırılmak üzere olan ayakkabımın topuğuyla baş ede ede ilerledim.
"Ne buluşması oğlum ? " Yiğit'in hiç kıskanmamış gibi soru sorması kesinlikle imrendiğini belli etmiyordu.
Kesinlikle etmiyordu...
"Önemli birşey değil komutanım."
"İkinci Arda vakası mısın sen ?"
"Komutanım ben artık evliyim ." Diye isyan etti Arda .
"Evli olman artık Arda olmadığın manasına mı geliyor ?
Bu iki çömez geldi diye seni boşlarım sanıyorsan avucunu yalarsın !"
Hedef inerken benim çıkmaya çalıştığım merdivenlerin tam ortasında denk geldiğimde radarına girsemde yüzüne bakmadım.Yanından çıkacakken tabana uyguladığım kuvvetle bileğim burkulduğunda beni tutacağından emin olduğum için bedenimi bıraktım.
Ceketine tutunan ellerimle yüzüne baktım.Yeşil gözleri bana iğrenç gelsede yarı ayık yarı sarhoş vaziyette dilimi dudaklarımda gezdirerek gülümsedim.Kırklara yakın yaşına rağmen genç gözüküyordu.
Bir eli refleksle sırtımdayken diğer eli belime doğru indi.
"Sarhoşsunuz galiba ?" Yüzüme doğru eğildiğinde ceketini tutan parmaklarımı biraz daha sıkılaştırdım.Şu an tüm ağırlığım ondaydı .
"Çok az içmiştim aslında ,odama gidecektim -ama gidemedim."
Biraz daha ona sokulduğumda arkasındaki korumalara bakıp baygın duran gözlerime tekrar yöneldi .
"Seni kucağına alırsa onu orada sikerim!"
AH ! Ömer,Ömer !!!!!!
Gerginliğimi saklamak için kırmızı rujun hüküm sürdüğü dudaklarımı tekrar ıslattıp kulağına doğru yaklaştım.
"Tam yürüyemiyorumda ayakkabımda kırıldı ayakkabım derken topuk kırıldı ayakkabı nasıl kırılacak değil mi ?" Baygın baygın kıkırdadığımda kafamı onun göğsüne doğru bıraktım.
"Vay anasını gözümle görmesem bu kızın sarhoş olmadığına kimse inandıramaz beni ."
Sağol Mert'cim....
"Bakta ibret al çömez civciv kadınlar böyle varlıklar şeytanın papucunu çalarlar pabucunu çalmışlar diye şeytana ağlarlar."
Yiğit seni çıkışta döveceğim.
"Ben eşlik edeyim size kaç numaralı oda?" Kucağına almak için hareketleneceğini hissettiğimde kendimi yavaşca toparlayıp sendeleyerek doğruldum.
Düşünüyormuş gibi yaparken işaret parmağımı dudağımın üzerine koydum.
"Immmm"
"103 " rahat yürümek için onun ceketinden destek alarak eğilip ayağımdaki ayakkabıları çıkardım.
Tam doğrulacakken elini belime yerleştirdi.
"Gidelim. "
Ömer'in sesinin çıkmayışı dikkatimden kaçmadı .Neler oluyor arkada,o bu kadar tahammül edemezdi ?
Odanın önüne geldiğimizde çantadan çıkardığım kartı kapıya okuttum.
Açılan kapıdan içeri benimle birlikte girdi.Çıplak ayaklarlarımla yatağa doğru ilerledim.
Oturduğumda ortaya çıkan bacağıma kayan bakışları içindeki herşeyi mideme taşıdı .Parmağımdaki yüzüğü gerginliğimi azaltsın diye okşadım. On
Yatağa doğru yavaş yavaş gelirken önce ceketini ardından cebindeki telefonu çıkarmasıyla rahat bir nefes aldım.Yanıma bıraktığı ceketin üzerine koyduğu telefonuna rağmen ayakta durmaya devam etti.
Beyaz gömleğinin düğmelerine uzanan parmaklarıyla gözleri odada birşey arıyormuş gibi gezindi .
Ne arıyor bu adam ?
Eli pantolonunun cebine uzandığında bana sırtını dönüp dolaba ilerledi. Onun attığı ilk adımda ceketin üstünde duran telefonuna bacağıma sakladığım fılaşı çıkarıp taktım.Saniseler içinde ceketin cep kısmını telefonun üzerine doğru kapattım.Bana doğru dönmeden hemen önce hızla geri çekildim.Elindeki su dolu bardakla bana doğru yürüdü,farketmedi bu güzel ama flaş telefonda takılı kaldı.
"Biraz su içmelisin dolaptan aldım soğuk su iyi gelir ."
Uzattığı bardağı parmaklarından alıp yavaş yavaş hem o kırk saniye dolsun diye hemde gerçekten susadığım için hepsini içtim.Ağzıma dolan baharat tatına anlam veremedim.
Biten cam bardağı ona doğru uzattım.
"Hepsini içtiğine göre bu gece sabah olmayacak ."
"Anlamadım ?"
"Bir damlası, nefesini sarhoş eder. İki damlasıysa arzunun zincirlerini çözer.Korkma sadece ateşini indirmem için bana yalvaracaksın."
Eli saçıma doğru yöneldiğinde içimdeki tüm küfürler dışarı çıkmak için debelendi.
Ömer neredeydi peki ?
Neden sesi yok ?
O sessiz kalmazdı ki...
Bir yanım neden onu böyle arıyor ?
Gözlerim dolarken sanki tüm duygularım birbirine karıştı.
Kalp atışlarım kulaklarımda yankılandı. Tenimde hafif bir ısınma, sonra titrek bir alev gibi yayılan bir kıpırtı...
Sanki artık hiçbir şey kontrolüm altında değildi. Ne beden, ne akıl. Sadece his vardı... ve o his beni yakıyordu.
Ömer
Ne verdi bu lanet olasıca bana !?
Dışarıdan yükselen yangın alarmı sesi bile içimdeki yagın kadar bağırmıyordu .
Onun ne oluyor diye ayağı kalkışıyla titreyen vicudum yüzünden sendeleyerek kalktım yataktan .
Flaşı bırakma Gül !
Flaş !
"Bir yere kaybolma bakıp geleceğim."
Ona başımı sallayarak onay verdiğimde şükürler olsun ki yatakdaki telefonunu ve ceketini almadı .
Elime aldığım küçük flaşla odadan hızla çıktım.
İçimdeki yangın çok değişikti sanki beni delirtmek üzere bu lanet olası şeyde ne ?
İnsanlar otelden Emre'nin çıkardığı sahte yangın alarmı yüzünden kaçışırken benim aradığım tek bir insan vardı .
Ömer...
Beni bırakmıştı,beni yine bırakmıştı.Yoktu !
Kendimi kapıya atar atmaz araçtan inen Batur bana doğru geldiğinde aracın içinde Yiğit ve Nisa dışında kimse yoktu .
Elimdeki flaşı Batur'un avucuna bıraktığımda onun yüzüne baktım.
"Gül iyimisin ?"
Arkadan gelen Aslan'nın sorusuna kafamı salladığımda onun nerede olduğunu dilim soramadı.
"Sanırım arka tarafta sigara içiyor gel götüreyim seni ."dedi,Batur.
İçimdeki sıcaklık giderek yükseldiğinde onun görüş açıma girmesiyle dudaklarımı büzdüm.Saçma sapan duygular hissediyorum şu an .
Gözlerimin önündeki her şey bulanık, renkler karışmış, sesler birer yankıya dönüşmüşken... bir tek o netti.
Ömer.
Gölgelerin arasından yürüyordu bana doğru; adımlarını bastığı zeminden değil, göğsümün içinden duyuyordum. Her adımı kalbime çarpıyor gibiydi.
Geniş omuzlarını saran siyah deri ceketi ışığın altında ıslakmış gibi parlıyordu. O ceket... Allah aşkına, o ceketin içinde bir adam değil de bir tehdit gibi duruyordu. Öyle bir diklik, öyle bir kontrol... İnsan değil de sanki bir sınavdı.
Altında siyah bağcıklı botları vardı; adım attıkça botlarının sesi, başımın içini dolduran uğultuyu bastırıyordu. Siyahın içinde sakladığı her şey, her detay, onun varlığını daha da keskin hale getiriyordu.
Ceketin altında siyah, ince bir kazak vardı... ama bu detay bile onu hafifletemiyordu. O kazağın ardında saklanan kaslı göğsü, şekilli vücut hatları her adımında daha da belirginleşiyor,sanki kumaş ona değil o kumaşa hükmediyordu.
Ceketin yakasından yukarı doğru uzanan boynu ve o yüzü... o yüzü...
Burnu kalkık ama kibirli değil, keskin ama ölçülüydü. Yüzüne ilk bakanın gözü, bu burnun mükemmelliğiyle sabitlenirdi ama sonra...sonra o gözlere kayardı.
Yosun gibi... kararmış, derinleşmiş, suyun en dip yerinde saklanan bir karanlık gibi koyu yosun yeşili gözler. Bakarken yargılamıyor, ama saklanacak bir şeyin varsa hissediyordun. Kaçamıyordun.
Dudakları... o lanet olası dudaklar.
Dolgun.
Haddinden fazla net, haddinden fazla yakıcı.
Sanki söylenmemiş her kelimeyi içinde taşıyor ama hiçbirini harcamıyordu.
Onu seyrederken, ayakta durduğuma şaşırıyordum. Aslında durmuyordum, bedenim tutunmaya çalışıyor ama içim çoktan diz çöküyordu.
Bir an bana baktı. O gözler doğrudan benim gözlerime kilitlendiğinde, sanki içimdeki tüm kaslar gevşedi. Dilim damağıma yapıştı. Zihnim, onun dudaklarının kenarındaki bir gölgeye takıldı kaldı.
Aklım "kaç" dedi, kalbim "kal"... Bedenim, ilacın da etkisiyle artık ona doğru sürükleniyordu.Bu güne kadar bastırdığım tüm arzumla onu deli gibi istiyordum.
İçimdeki yangın bir anda başka bir şeye evrildi. Arzunun, utancın, şaşkınlığın birbirine dolandığı bir hal aldı. Başım döndü, ama yere değil... ona doğru.O yanar dağ bu gün patlamıştı.
İlacı geçtim... asıl zehir Ömer'di.
Ben bu adamı içime çekiyorum.
İçimde bir yer yanıyordu, ama artık onun yüzünden yanıyordu.
Binanın ve sokak lambalarının ışığının düştüğü parlak saçlarına takılı kaldım.
Tane taneydiler bu adamın herşeyi neden bu kadar tahrik edici ?
Anlına düşen bir kaç tane parlak,hacimli tutam içimi çekmeme sebep oldu .
O tutamı usulca geriye itmek, sonra o saçların içinde parmaklarımla kaybolmak istedim.Kaybolduğum geceleri hatırladım.
Beni izliyordu.
O yosun karası gözlerle...
Bir şey diyordu bakışları.
Davet miydi, emir mi?
Ayırt edemedim. Ama cevabım zaten hazırdı: "Evet."
Ne söylediğini bilmeden, evet.
Bir adım daha attı.
Ben bir adım daha küçüldüm.
Yutkundum. Nefesim göğsümde kaldı.
Yaklaştıkça, ayaklarını değil, iç güdülerimi dinlerken buldum.
O içgüdü, fısıltıyla şunu söyledi:
'Kendini o kaslı göğse bırak.O damarlı kolların arasına gir.'
Tüm bedenim o sese itaat etti.
Artık ilacın etkisiyle değil, Ömer'in etkisiyle savruluyordum.
Yanındayken ateş sönmüyor, aksine daha kontrollü yanıyordu.
Sanki o koca adam, içimdeki yangına benzin değil, yön veriyordu.
Gözlerimi kaçırmak istedim ama yapmadım.
O gözlerde öyle bir şey vardı ki...
Hem boğulmak istiyordum hem yanmak .
Yanımda durduğunda, koca bedenin yanında küçücük kalmıştım ve bu bile beni şu an hiç olmadığım kadar tetikledi .
O beni baştan aşağı süzerken ben onun alnındaki o tutama dokunmak istedim.
Kontrolün canı cehenneme!
Elimi yüzüne doğru uzatım.
Alnına yetişemeyince büzülen dudaklarımla ona baktım.Oysa bana tuaf tuaf bakıyordu.
"Ya beni kucağına alsana yetişemiyorum hayvan gibisin ."
Yiğit kahkahayı patlattığında Ömer yaşadığı şoku atlatıp ona ters baksada Yiğit'in asla umrunda değildi.Diğerlerininde kıkırdama sesi kulağıma dolsada amacım sadece o saça dokunmaktı .Çok parlaklar kuaförden yeni çıkmış gibi hemde,tane tane ayrık ayrık.
"Güzelim sen iyimisin?"
"Bu gece iyi olmayacak ." Diyen Nisa'yı umursamadan onun dibine kadar girdim.
"Ne demek o ?"
Çıplak ayaklarıma rağmen parmak uçlarının üzerine kalkıp alnına düşen o tutama dokunmak istedim.
"Ne verdi o orosbu çocuğu sana !?"
Çıplak ayaklarımla, parmak uçlarımda yükseldim.Alnına düşen o tutama bir milim daha yaklaşmıştım.
Ama yine...
Yine yetişemiyordum.
Omuzlarımı kaldırdım, dudaklarımı büzdüm, içimden hafifçe hırladım.
"Off... neden bu kadar uzunsun yaa..."
Yine de çabaladım.
İnatla...
Sanki o saça dokunmazsam bir şey eksik kalacaktı.
Sanki... tamamlanmayacaktım.
Ellerim havadaydı, ayak parmaklarım acımaya başlamıştı ama bedenim bana itaat etmeyi kesmemişti.
Bir parça daha... birazcık daha...
Dokunmak istiyorum ama boyu bir doksan üç ve Yunan taş heykelleri gibi yapılı olması işimi dahada zorlaştırıyor .
"Sabaha birşeyi kalmaz endişelenecek birşey değil bu başımıza bir kere daha gelmişti ."
Nisa neyden bahsediyor bilmiyorum ama Ömer'in alt dudağına öfkeyle diş geçirmesiyle sanki biri kutuplardaki buzulların üzerine cehennem ateşini döktü.O cıs sesi beni yaktı.
Yumup açtığı gözleri beni bulduğunda kollarımı boynuna doladım.
"Bir daha yapsana ."
"Neyi güzelim ? "
"Dudaklarını bir daha ısırsana "
Ağzından bir küfür savurup başını yan tarafa çevirdi.
"Ben güzel miyim aşkım ?" Neye uğradığını şaşırmış gibi bana baktığında ona biraz daha sırnaştım.
"Sen az önce ne dedin ?"sesi alçak ama şaşkındı.
"Güzel miyim dedim ."
"Yok,ondan sonra ne dedin ?"
"Aşkım dedim hadi cevap versene ben güzelin miyim gerçekten ?"
Yanağıma elini yerleştirdiğinde şefkatli bakışları ateşimin umrunda değildi.
"Çok güzelsin yavrum ama sadece benim güzelim.Şimdi sen Nisa ile eve git bende karargaha geçeyim."
"Madem çok güzelim o zaman neden dün gece benim se-"
Elini anınında ağzıma kapattığında dokunuşuyla içim eridi .
Gücü...bu adamın gücünü seviyorum.
Gücünün altında ezilmek istiyorum.
"Biz gidelim,Savaş sen gelme. Karargahı ben hallederim.
Hadi millet !"
Başını salladığında bir elini belime yerleştirip beni yukarı kaldırdı .
Aslan neden gidiyor ki ?
Neyse Ömer benimle kalsın yeter kiiii...
"Saçıma şehvet duyacağına ayaklarım çıplak deseydin seni kucağıma alırdım güzelim ."
Avuç içi o kadar ılık ki içimi çekerek yumup açtım gözlerimi ve avucuna dudaklarımı bastırdım .
"Az önce özel hayatımızın amına koydun aynı şeyi irademede yapma kadın."
Elini ağzımdan çektiğinde kolunu bacaklarımın arasından dolayıp beni kucağına aldı .
O sıcak göğse sığındığımda dudaklarımı mis gibi portakal kokusu gelen boynuna bastırdım.Adımları olduğu yerde durdu, bir süre bekledi .Boynunu tekrar öptüm, tuttu nefesini derince verdi.
"Yavrum yapma,"Sesi hem uyarıcı hem yalvaran bir tonda. Ama gözlerindeki bulanık parıltı, içten içe savaştığını ele veriyordu.
"Öpsene beni," diye mırıldandım, burnumu boynuna sürterek. Tenine her dokunduğumda, vücudu hafifçe irkiliyordu. Boynundan aşağı kayan adem elması istemsizce yutkunmasının kanıtıydı, kıkırdadım.
"Benden etkileniyorsun," dedim, zevkten genişçe gülümseyerek. O an gözlerinin içine bakmak bile fazlaydı. Gözbebeklerinde kıvılcımlar çakıyordu.
Beni yavaşça arabasının koltuğuna bıraktı. Kontrollüydü... ya da öyle görünmeye çalışıyordu.
"Hoşuna mı gitti?" dedi, kemerimi takarken. Dudaklarına ilişti gözlerim. Kan rengi... içimi ürperten, yakıcı bir ton. Ah o dudakların kıvrımında saklı olan davetkar günah...
Eli usulca yanağıma dokundu. Parmak uçlarıyla yanak çizgimi takip ederken gözlerinde tarifsiz bir savaş vardı,dokunmak istiyor ama sanki durmak zorundaydı.Nefesiyle tenim arasında kalan o kısacık mesafe, içimde bin küçük volkan patlatıyordu.
"İlacın etkisindesin yavrum. Biraz direnirsen... ikimiz için de iyi olur,"
Sesi sakindi,ama içi...içi benim gibi yanıyordu,bunu görmemi istemese de gözlerinden kaçamıyordu.
Yumuşacık dokunuşuyla kalbim erirken, ilacın etkisiyle yıllardır içimde bir köşeye kilitlediğim o özlem, zincirlerini kırdı.Direnmedim. Artık hiçbir şeye direnmiyordum.
Kapımı kapatıp kendi tarafına geçti. Bense hâlâ, parmaklarının izini yanak çizgimde hissediyorum.Vücut ısım kontrolden çıkmıştı. Camı sonuna kadar indirip geceyi içime çektim. Ama fayda etmiyordu. İçimde yanıyordum ve bu yangının tek kaynağı oydu.
Üzerindeki ceketi sıyırıp arkaya attığında...Zaman durdu. O kadar cool, o kadar karizmatikti ki... sanki tüm evren bir anlığına ona dönüp bakmak zorundaydı. Direksiyonu kavradığında damar damar elleri dikkatimi çekti. Ellerine bakarken içimde bir kıpırtı yükseldi.Dizginlenmemiş,yasak bir hayranlık.
Baktığımı fark etti.Hissetti.Sessizce gülümsedi. Gözlerimle ellerini delip geçiyordum adeta.
"Yavrum, sen elime mi yükseliyorsun?" Sözleri hafif bir oyun gibi görünse de altında boğulmuş bir itiraf vardı.
Biraz yana kayıp başımı koltuğun başlığına yasladım. Gözlerinin içine, doğrudan, saklanmadan baktım.
"Ben onlara, bu arabaya bindiğim ilk gün yükselmiştim. Ama sen bilmiyorsun,"
Kafasını arkaya atıp kahkaha attı. O kahkaha... içimdeki yangına benzin gibiydi. Dayanılmaz bir hâl almıştım. Ben artık ben değildim.
""Bak işte..." dedi, gülüşünün arasına karışan bir iç çekişle,"...bunu gerçekten bilmiyordum."
Gözlerinde parlayan o kıvılcımlar, birer birer kalbimin üzerine düşüyordu. Ve ben, isteyerek yanıyordum.
"...Kollarındaki damarlara da yükseliyorum,"dedim. Sesim fısıltı gibiydi ama içindeki cesaret çırılçıplaktı.
Yutkundu. Saniyelik bir bakışla gözlerimi yakaladı. Bu kez gülmedi. Gözleri daldı. Derin, karanlık bir arzu gibi... kelimelerden çok daha fazlasını söyledi o bakış.
"Gücüne de yükseliyorum..."
Gözleri yüzümde gezindi. Ama öylece değil... beni ezberler gibi, yavaş, dokunur gibi ama daha önce hiç görmediğim bir arzuyla.Dudaklarımda, yanaklarımda, gözlerimde. İçimi okuyormuş gibi değildi artık, içime giriyordu. Bunu hissediyordum, bütün bedenimle.
Kısa, sert bir korna sesi havayı yardı. Önümüzden gelen aracın farları yüzümüze çarptığında Ömer'in bakışları benden sıyrıldı. Direksiyonu refleksle sola kırdı. Araba keskin bir hareketle savrulup, kendi şeridine geri oturdu.
Bana o kadar dalmıştı ki... yol gözünden silinmişti.
O an... belki sadece birkaç saniyeydi ama içimde bir ömürlük sarsıntı bıraktı.
Öndeki araç bizden uzaklaşırken hâlâ kornaya basıyordu. Sanki yalnızca yolu değil, aramızdaki bağı da uyarmak istiyordu.
Çenesindeki kaslar gergindi, bakışları yola dönmüştü ama aklı hâlâ bendeydi.Sonra hiç konuşmadan gaza biraz daha bastı.İçimi okşayan bu hali bile beni çılgına çevirdi.
Araç hızla eve doğru ilerlerken gözümü ondan alamıyordum. Düşünebildiğim tek şey, beni saran bu hissin giderek nasıl da yakıcı hâle geldiğiydi. Onunla aynı arabada olmak yetmiyordu. Ona doymak, mümkün değil.
"Neden bıraktın beni?"
Sesim hem sitem doluydu hem de kırılgan.Çünkü bırakmıştı.Gitmişti.Ve yokluğunu tekrar hissetmek öyle ağırdı ki...
Parmakları direksiyonu gergince sıktı. Sessizlik...Gözleri bende değilken bile kaçırdı onları.
"İzlemek istemedim,"
Sözleriyle birlikte dudaklarımda bir tebessüm belirdi. Bir yerime dokunmuştu, içime işlemişti bu cümle.
"Kıskandın, değil mi?"
Başını hafifçe yana eğip boynunu kırarak evin yoluna saptı. Yanıt vermedi. Ama gözlerindeki gölge her şeyden daha çok konuşuyordu. Araçta birden soğuk bir hava esti, o buz gibi sessizliği normalde geri adım attırırdı bana. Ama şimdi... artık hiç değil.
"Bir kere söylesene... kıskandığını," dedim,sessizliğini delmek istercesine.
Araç durdu.O hâlâ cevap vermiyordu. Beni duymuyormuş gibi yaptı. İndi, sonra benim kapıma yöneldi. Bense parmak ucumla tırnağımı gösterdim.
"Bir kerecik söylesene kıskandığını."
"Çok konuşma,gel buraya " Koltuğun arasından bacaklarıma kolunu dolayıp beni taşımak için araçtan çıkardı.
Parmaklarımı yüzüne sürdüğümde altındaki bedenin kasıldığını hissettim.
Yeni taraşlı yüzündeki avuç içimi gıdıklayan sakalları içimi yaktı.
Öpmek istiyorum hemde deli gibi!
Kucağında ben varken kapıyı açıp içeri girdiğinde daha fazla dayanamayıp dudaklarımla ona doğru uzandım.
"Yavrum uslu dur ." Kucağındayken bile izin vermiyor ona dokunmama .
Büzdüğüm dudaklarımla gözlerine baktım.
Beni yatağa bıraktığında ne o kollarını bacaklarımın altından ve sırtımdan çekti nede ben kollarımı boynundan .
"Neden öpmüyorsun beni ?"
Büzdüğüm dudaklarımla ona dolu dolu baktım.Koyu yosunları şefkatle gecelerime daldığında dudaklarını alnıma bastırdı.
İçimdeki alev nefesini hissedince bir anda harlandı .
"Yarısı olmayan bu çulu çıkarıp ılık suyla duş al güzelim iyi gelecektir ."
Son bir kez saçlarıma öpücük kondurup kokumu içine çekti.Geri çekilmek istediğinde buna izin vermedim.
Boynunda gezinen parmaklarımla kulağına bana hiç ait olmayan ses tonuyla konuştum.
"Neden sen çıkarmıyorsun ?"
"Ben çıkarırsam sen üç gün çıkamazsın bu yataktan !"
Boynundaki damar belirginleşirken dudaklarımı oraya sürttüm,
"Bir hafta olsun sen çıkar hadi ."
Kendi kendine mırıldandı:
"Sabır lan Savaş, sabır oğlum,az daha sabır..."
Dudaklarımı boynunda oynatmaya devam ettim.Teninin sıcaklığı vücudumdaki karıncaları alevlendirdi.Hissettim kaslarının gerildiğini, her nefesinde biraz daha direnmeye çalıştığını.
"İlacın etkisindesin !"
"Normalde de istiyorum.Hem ne fark eder ?"
"Sana bunu yapamam ."
"Ben seni istiyorum "
"Bende en zor sınavlarımı hep seninle veriyorum.Bu ikincisi,ikisinide sikeyim !"
Gitmemesi için sol kolumu boynuna sım sıkı doladım.Dudaklarımı elmacık kemiğinin tam üstüne bastırdığımda elim ensesinden başlayıp o çok istediğim saçlarına parmaklarımla daldı .
"Gül bunu yapma! "
"Öpemez miyim?" Güzel burnunun yanağıyla arasındaki o çukura dudaklarımı sürttüm.
"Kalbin yaralı be güzelim."
Onu duymadım.Yüzünde gezen nefesimle bu sefer gözlerinin altına dudaklarımı bastırdım.
"Gözlerine bakmaya doyamadığımı sana söylemişmiydim ?"
"Söylememiştin ." dediğinde yutkundu.
"Ömer çok özledim herşeyini." Üst dudağına dudaklarımı bastırdığımda geri çekilmek yerine orada kalıp gözlerimi yumdum.Ferah nefesi dudaklarım dudaklarının kenarındayken tenime çarpıyordu.
"Neden susuyorsun ? Sen özlemedin mi yoksa ?"
Yarın ne olacağını umursamadan elbisenin askısını omzumdan düşürdüğümde elim diğerine gittiğinde parmaklarını parmaklarıma doladı.
Açılan gecelerim yosunlarına daldığında kafasını salladı .
"Yapma!" Dedi sertçe .
O kadar ciddiydi o kadar kararlıydı ki içimde birşeyler kırıldı .
Elimi bırakıp yataktan doğrulduğunda göğsünü şişiren bir havayı içine çekti.Eliyle yüzünü sıvazlayıp oflayarak saçlarına geçirdi parmaklarını .
"Bakma öyle !" Dediğinde nasıl baktığımı bile bilmiyorum .
"Yapamam lan dokunanam sana !"
"Neden ?" Kısık çıkan sesim,kadınlık gururumu bir kez daha çiğnedi .
"Bunu sen istemiyorsun güzelim etkisi geçecek geçince pişman olacaksın ."
Sahte bir tebbesüm ağzımdan kaçtığında bakışlarımı cama çevirdim.
Yansımama baktım.Üstümdeki koyu lacivert askılı elbisenin içinde ne kadar küçülebilirsem o kadar küçüldüm.
"Gül'üm-"
"Git Ömer uyuyacağım."
Sanki bunu bekliyormuş gibi anında arkasını döndüp ilerlediğinde gözümden süzülen damlayı elimin tersiyle sildim.
"Çok merak ediyorum o gün o odada rol mü yapıyordun ? Yoksa onlar gizlediğin gerçekler miydi ? "
Durdu ama sırtı hâlâ bana dönüktü .
Alt dudağıma dişlerimi geçirdiğimde üstünü örttüğüm yaralarım yine bir bir kanadı .Yataktan kalktığımda birşeylerle yüzleşmek istedim .Kırılacağımı bile bile.
"Ben gözünde hiç mi kadın değilim be adam !?Kendimi beni istemeyen bir adama zorla- "
Bana yüzünü döndüğünde adımlarını sayamadım.Belime doladığı koluyla bedenimi yukarı çekip boy farkını eşitlediğinde dudaklarıma sertçe kapanmasıyla kalçama doğru inen eli bacaklarımı ayırıp beline doladı.Güçlü parmakları yırmaç yüzünden tamamen ortaya çıkan bacaklarımda gezindi eli .
"Arala şu dudaklarını !" Resmen hırlayarak konuştuğunda usulca açtığım dudaklarımdan içeri sızan diliyle dindiğini sandığım ateşim beni yine etkisi altına aldı .
Sırtım makyaj masasının aynasına yaslanırken üstünde duran tüm maykaj malzemelerini eliyle hırsla yere itti.
Kırılan parçalar etrafa dağılarken alt dudağımı ısırdığında iniltim ağzının içine doldu.
Bir anda ortadan ikiye ayrılan elbise üstümden düşerken ona bakmak istediğimde bunun pekte iyi bir fikir olmadığını,üstündeki kazaktan kurtulduğunda fark ettim.
Onu çıkarırken şişen pazıları,onların üstündeki damarları ,göğsüne düşen künyesi dokunmayı özlediğim o karın kaslarıyla yutkundum.
Bronz tenine vuran ışıktan bile kıskanabilirim bu adamı .
İçim gittikçe beni resmen kıvrandıracak şekilde yanarken pantolandan kurtulmasıyla bacaklarımı kendine doğru sertçe çekti. Altımda hissettiğim sertlikle yutkunup yumdum gözlerimi .
Çıplak göğsü göğsüme çarparken arkadan parçalanan kopça yüzünden artık tamamen değiyordu .Hiç beklemediğim bir anda aramızdaki bez parçalarına rağmen bana doğru kendini itti.
"Onada söylesene seni istemediğini !" Kulağımdaki nefesiyle geri çekilmek istediğimde kendini tekrar öyle bir bastırdıki unuttuğum herşeyi tekrar hatırlarken gücü içime çığlık attırdı.
"Gözüm senden başka herkese kör lan !
Sana kalbini onarmadan tenine dokunmak istemiyorum dedim.Seni arzulamıyorum demedim.Görmüyor musun ne haldeyim ?" Dudaklarını boyuma bastırdığında dişlerinin baskısı altımdaki sertliğin baskının yanında toz zerresiydi.
Taştan farkı olmayan göbeğime kadar temas eden sertliği bana tüm tövbelerimi bozdurmaya yetti.
Dudaklarıma dudaklarını derin derin bastırdığında altımızdaki bez parçası bile onu alt bölgemde her zerremle hissetmeme engel olamıyordu.
Çenemi tutan parmakları ona bakmam için başımı yukarı kaldırdı.
Koyu yosunlarında gördüğüm arzu bacaklarımın arasında,hareketini hissettikçe beni yakan sıcaklıktan daha fazlaydı.
"Bu hayatta kimseyi seni sevdiğim gibi sevmedim.Ben seni çok sevdim lan,yanağında ki çukuru,
gülünce kısılan şu gözlerini,özlemi beni ağlatan şu kokunu ben çok sevdim.
Sakuram...
Bana herşeyi söyle ama kendinle vurma!
Vatan şahidim olsun istediğim,sevdiğim,seveceğim, arzuladığım tek kadın sensin .
Ben seni dağlarda sevdim.Boyun kadar olan o silah sırtındayken tutuldum ben sana.
Tanıyorum seni,sabah olunca olunca pişman olacaksın sabah yine yaraların kanayacak,bir kez daha sana pişmanlık yaşatamam.
Sana dokunmak için yansamda o odadaki yüzüme yaralı yaralı bakışlarını unutup sana dokunamam.
Yapamam sana bunu... Beni yatakta affetmeni istemiyorum.Yapamam yavrum..."
Gözleri, gözlerimde... Bedeni hâlâ bedenime bu kadar yakınken birden geri çekildi. Tıpkı içinden bir şey onu darmadağın edercesine...
Kendini zorlayarak,hırsla,ama kararlı şekilde uzaklaştı.
Elini kapıya uzattı. Bir an durdu. Sanki geri dönmekle gitmek arasında bir savaş veriyordu.
Ama gitti.
Sessizce, tüm ağırlığını odada bırakarak.
Kapı ardından yavaşça kapandı.
Yerde kırık camlar,aynada buharlaşmış siluetimiz... Kalbimde yarım kalmış bir fırtına gibi kaldı.
Gözlerinde gördüm. Vücudu titriyordu, elleri beni tutarken değil, bırakırken yandı.
Ömer ah Ömer...Beni incitmeden sevmeyi bu kadar isterken beni en çok sen incittin.
Bunu yaparken neler hissettin,canın ne kadar yandı adam ?
Ben vatan için iki evladı mı yaktım.O vatan için beni yaktı şu an hakkım var mı onun bu tercihi yapmasına kızmaya ?
İki çocuğumda onları ölüme terk ettiğimi bilseler gözlerime her gün onların Azrailiymişim gibi baksalar ben bunu nasıl kaldırırım?
Ben Ömer'e her gün öyle bakıyorum .
Bu hikayede en çok kim yandı ?
Ben mi yoksa beni böyle severken yakmak zorunda olan o mu ?
Her ne olursa olsun affedemiyorum.
Affedemiyorum seni !
Affedemiyorum !
Gözlerimden yaşlar süzülürken boğazıma takılan kelimelerle tekrar ettim.
Sanki her seferinde biraz daha içimden bir şey koptu.
Her "affedemiyorum" dediğimde biraz daha sevdim seni...
Ve biraz daha öldüm.
Masadan indim. Dizlerimde derman yoktu.
Ayakta kalmak bile bir direnmekti artık.
Yüzümü ellerimle kapatıp yere çömeldim.
Hıçkırıklarım, içimde susturamadığım bir yangın gibi yükseldi.
Bazı adamlar çok sevdikleri için yanar...Bazı kadınlarsa çok sevdikleri için affedemez.
'Kalbim,en çok kalbimi koruyan adamla kırıldı.'
BÖLÜM SONU
Yine dört mevsim yaşadığınız bir bölüm oldu .
Öncelikle iyimisiniz ?
Bu hikayeyi yazarken bu kadar sürükleyici olacağını bilmiyordum.
Çok boşlukta olduğum zaman kafamı dağıtmak için içine girdiğim bir evrenin her yaraya dokunacağını zihninizde saatlerinizi alacağını asla bilmiyordum.
Yeni bölümü 10 gün içinde atacağım .
Ayın 14'ünde mülakatım var dua eder misiniz bana ?
Okuduğunuz sözlerin altını çizmek istediğinizi biliyorum.Bu yüzden kitap olabilmesi için desteğinizi esirgemeyin...
BOL BOL YORUM VE VPN'niz AÇIKKEN OKUYUN LÜTFEN...🦋
2 tiktok hesabımıda takip edin spoiler için :
Kullanıcı adları:
r.alemm
Ve
dahlia.ik
Gül'ün kafasında kurduğu oyunu tahmin eden var mı sizce Ataman mı oyunu alır yoksa Gül mü ?
Hadi size gider ayak dürüst olayım Yiğit'i şehit etmek gibi bir fikrim var size kıyıp kıymamak arasında gidip geliyorum.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 31.87k Okunma |
2.99k Oy |
0 Takip |
48 Bölümlü Kitap |