
SAVAŞ:
İki gün önce,dönerken bindiğimiz helikopter,teröristlerin attığı roketle vuruldu.Ağaçlar düşüşümüzü düşük irtifa canımızı korumuş korumuş olsada kaçınılmaz sonu engellenemedi. Gözlerimi açtığımda, bilmediğim bir terör kampında,zincirlerle duvara asılı halde buldum kendimi.
Bileklerim yanıyordu. Zincirler tenime gömülmüş, hareket ettikçe acıyı daha da derinleştiriyordu. Kollarım yukarı çekildiği için omuzlarımda dayanılmaz bir ağırlık vardı. Her nefes alışım, göğsümde bir bıçak gibi hissediliyordu.
Bulunduğumuz yer bir zindandı ama tamamen karanlık değildi. Kapının önündeki paslı demir parmaklıklar, duvarlardaki çatlaklar ve yükseklerde bir pencere... O küçük açıklıktan içeri sızan solgun ışık,taş zemine düzensiz desenler bırakıyordu. Koku berbattı. Küf, nem ve insan pisliği birbirine karışmıştı.
Sessizlik... Ama sadece dışarıda. İçimizde kopan fırtınaları susturmak imkânsızdı.
"Esin ne yapıyordur acaba şimdi?"
"Hani sana demiştim ya,evlenme diye... İşte bu yüzden söyledim be Savaş’ım," Çekti içini...
"Ellerini, kollarını bağlıyorlar sonra. Düşünüyorsun... hatta korkuyorsun. Ya ona tabutum giderse? Ya giderse ve o bu dünyada yapayalnız kalırsa? Sonra içine bir vesvese daha düşüyor... Ya evlenirse?"
"Bir yanın evlensin,diyor. Genç yaşında solmasın,mutlu olsun.Ama diğer yanın... Diğer yanın hayır diyor. Gönlün razı olmuyor onun saçlarına başka bir elin dolanmasına,ona başkasının adının yakıştırılması kanına dokunuyor."
Gözlerimi kapadım.O an burnuma o çok tanıdık koku doldu.
Gül...
Yapabilir miydi bunu? Beni gerçekten severken başkasına bakabilir miydi? Başka bir adamın ona dokunmasına, kokusunu solumasına izin verir miydi?
Zincirlerin bileğimde bıraktığı ağırlıktan daha beteri,yüreğime çöken his.
"Sonra diyorum ki, iyi ki evlenmişim. Bir oğlum var.Onları yarı yolda bırakacak olsam da,oğlum var.Ben olmasam da o var... Ben bu vatana bir evlat bırakacağım.Canımın parçası olan bir evlat"
Bir babanın canın parçası olamadım ama ondan bir evladım olursa parçası değil canımın canı olur.Bir kızım olsun isterdim.Gül gibi,annesi gibi...Sonra sevdiğim kadını nasıl kırdığım geldi aklıma.
Ona söylediklerim... Onu nasıl ağlattığım...
Gözlerimi öfkeyle yumdum.
Korkaksın!
Korktuğun için kırdın onu. Ama o... Yine de affetti seni. Hesap sormadan, intikam almadan, sessiz sedasız sadece sevdiği için affetti.
Peki ben... Onun affettiği adam olmayı hak ediyor muydum?
Asla !!!
Bir gün herşeyi öğrendiğinde bana olan aşkı beni affetmesine yetmeyecek .
"Amma tantana yaptın Ulu!
İki gündür buradayız bizi hâlâ bulamadılarsa Türk askerinin giremediği kritik bir bölgedegiz,dışarıdan gelen seslerede bakılırsa orta düzeyde bir kamp bu da demek oluyor ki bunun karısı en geç yarına buraya damlar sende seninkine en fazla iki güne kavuşursun ."
Bu kadar rahat konuşması kanıma dokunurken artık ona olan sabrımı son noktolara getirmişti.Gül'ün kampa girmesi ...! Bin kere can veririmde bir kere sokmam onu buraya.
Öfkem artık orta doğunun kan emici devletinin yurtlarına beni tek başıma 4 yaşımda gönderen,baba olamayan adama değildi.Öfkem artık Gül içindi.
"Hepinize Good morning Barbarlar Ordusunun yüzbaşıları ve Türk devletinin kara kutusu; özel operasyonlar başkanı siyah oda üyesi Demirhan Bozkurt ."
Zaman ondan hiç birşey almamış sikik suratına daha fazlasını vermişti.Hedefi sadece yanımda elleri kolları bağlı olarak duran adam ve ondan öğrenmek istedikleriydi.
Bana doğru bir adım attığında dışarıdan gelenlere göz attım.Kotan...
Arkasında gelen kadını tanımasamda kadının gözleri bana kendisini birazdan bizzat kendinin tanıtacağını söylüyordu .
Sarı saçlarını toplamıştı,boyu bir seksene yakındı ,yaşı en fazla otuzdu yeşil gözlerinin gözlerimi iştahla incelenmesiyle gözlerimi çektim.
"Sen şu adını çok duyduğum,neydi adı Kotan ?"
"İlkuş efendim ."
"Hah ilkuş onun kocasısın değil mi ?"
Damarlarım kabarırken öfkemi gizlemek sikimde değildi.Söz konusu o kadın olduğuna ben bildiğim herşeyi silip atıyorum.
"İlkuş'da en sevdiğim özellik ne biliyor musun,Santoro?"
Bağlı olan zincirlerine rağmen sesi kafesdeki bir aslandan farksızdı ve amacından sadece bir tanesini biliyorum benim zaafımı gizlemek...Geriye kalanları tahmin etmeye ömrüm yetmez.
Bu adam uzun bir cümle kuruyorsa asla tek bir şey elde etmez.Sözleriyle bile küçük oynamaz .
"Düşmanda yara bırakması !" Dedi yeşil gözlerinin içi parlarken,devam etti."Yara mı bıraktı sende Santoro,adını ezberlemişsin ?"
Karşımda beni karımdan vurmaya kalkan,orta doğunun 9 ultra orosbu çocuğu konsey üyelerinin yöneticisi Miguel Santoro amacına şimdilik ulaşamasada bundan vazgeçmeyeceğini gözlerinde görüyorum.
Eliyle alkışlamaya başladında yakaladığı açıktan vazgeçmedi,benim karşımda durup belindeki silaha elini yerleştirdiğinde sırıttı.
"Türkler,hep ilgimi çekmiştir ,Türk tarihini okumayı çok,çok ,çok ,ÇOK !Severim ."
"Atalarını,atalarımın atlarının nalları altına nasıl aldığını okumak sana zevk veriyor olmalı ."
Aslan'nın ağzından güzel savurduğu cümleyle Kotan yüzüne yumruk atmıştı.Kanım damarlarıma sığmazken Aslan bana taraf düşen başını kaldırır kaldırmaz ağzındaki kanı onun yüzüne tükürdü.
"Bir yaşındaki oğlum senden daha güzel atıyor yumruğu bu ne lan orosbu çocuğu sinek mi öldürüyorsun biraz sert vurda kendime geleyim."
Yüzündeki kanı sildi. "Ulan seni şimdi !" Dediğinde gözlerimi duvara sabitledim.Kemik kırılma seslerine Aslan'nın kahkahalarla daha sert diye bağırışı karışıyordu.
"Yeterr Kotan !"
Yumruk atmaktan ağıran elini sallayarak geri çekildiğinde Aslan'nın yarı ayık yarı baygın öksürüşü şimdi salladığı elini götüne sokacağımın alametiydi .
"Senden şimdilik üç şey istiyorum Demirhan
1: Kriptex nerede ?
2: Kırmızı kitabın yeni sahibi kim olacak?
3:Siyah odanın mirasçısı kim ?"
Gözlerimi yumar yummaz siyahları düştü önüme.Ah kadın bir bilsen bu üç sorunun cevabınında sen olduğunu.
Ve bilsen bana getirdiğin kriptexdeki projenin senin canını nasıl yakacağını.
"Santoro boş konuşanları hiç sevmem !"
"Güzel bende sevmem o yüzden işimize başlayalım ."Arkasını döndüğünde "Konuşması için sadece sekiz saat veriyorum o konuşana kadar dolan her saat için İşkence yöntemizini değiştirin Demirhan'a dokunmayın o sadece izleyecek .
7.Saate kadar istediğiniz her türlü işkencede serbestsiz 7.saat dolduğunda ikisininde yüzünü asite basın!
8.Saat dolduğunda yüzbaşılar hâlâ yaşıyor olurlarsa kafalarına ben sıkacağım ."
Odayı terk ettiğinde,kara gözlerin gülüşüyle içim sızladı.Kokusu hâlâ kazağımın üstündeyken bu kokuyu bir daha duyamamak beni korkutan tek şeydi.Boynumu kırıp burnumu o günün sonunda ona giydirdiğim kazağa dokundurdum.Gittikçe kaybolan kiraz çiçeği kokusuna karşı elimden gelen hiç birşey yoktu .
1 saat sonra...
Dayak ve verilen elektrik yüzünden bayılan Aslan'nın üstüne buz gibi su döküldüğünde küfrederek tam dönmeyen diliyle kendine gelişini yarı yumuk gözlerimle izledim.
Bayılmaman lazım bayılmaman lazım Savaş,bayılırsan kokusunu alırlar senden.Su dökerseler kokusu gider, kokusuyla ölemezsin...
2 saat sonra
Orospu çocuğunun duvara astırdığı saate,alnımdan damlayan kanın kirpiklerimi birbirine yapıştırıp kurutması yüzünden zorla bakıyordum.
3 saat sonra
Çekilen tırnaklarımın sızısı beni ayık tutuyordu ...
4 saat sonra
Sırtımda dağlanan kızgın demirle bileğimdeki demir kelepçeler derimin en derinine saplandı.
"Gül "
"Savaş ,oğlum."
"Gül "
"Lan direnmesene kapat gözlerini !"
"Oğlunda amma irade varmış ha yaşlı kurt !"
5 saat sonra
"Bu nasıl iştir anlamadım ki,biri ayılmaz öteki bayılmaz.Ayıltın şunu,ben yoruldum sen devam et Sara !"
"Tamam "
"Bir an olsun ayrılmayın yanlarından bakma böyle ölü olduklarına kürdan çöpü bulsalar hepinizi eşek cennetine yollarlar !"
Omzuma düşen dik tutamadığım boynum koluma yaslıydı.
Burnumu kolumda tutamakta zorlanıyordum.
Yüzümde hissettiğim parmaklarla kapanmak üzere olan gözlerimi açamadım.
Hayal mi görüyorum ?
"Gül'üm "
"Çok yakışıklı değil mi ?"
"Başkan duyarsa gebertir seni !"
Kan dolu burmunu çektiğimde ellerini karnıma koydu.
"Sen çık !"
"Çık dedim sana!"
"Çek ellerini ." Hareketimle zincirler gürültüyle sallandı.
"Uuu,sakin ol "Kulağıma doğru eğildiğinde sabrım son noktadaydı .
"Ölmeden önce sana son bir iyilik yapıyorum yakışıklı ."
"Ben hayal mi görüyorum yoksa bu karı seni elliyor mu Savaş !"
Aslan'nın gevşek gevşek götünden gülüşü kafasına çok vurduklarından .
"Seninde ırzına geçtiler ya gözüm açık gitmem ."
"Aslan senin belanı sikerim sende uzaklaş lan !"
"Oğlum yanlış görmüyorum lan vallahi elliyor bak bak elleri nelerinde geziyor !"
"Kasların şişme değil !"
"Namıs elden gidiy.Kendini ne kadar çekersen çek bağlısın oğlum bu garı azmış azmış yetiş Gül yetiş,kocanı elliyorlar!"
"Aslan anırıp durma lan bak sende uzaklaş sikecem elini ayağını !"
"Oğlum gülemiyorum lan her tarafım batıyor! Ahahahah.Keşke Gül burda olsaydıda görseydi !"
"Yazık olacak "dedi kulağıma doğru eğildinde .
"Tövbe estağfurullah karı iyice niyeti bozdu, keşke şu an Gül burada olsa !"
Burada kurtulursam dilediği bu dilek için Aslan'nın üstünden birde ben geçmezsem şerefsizim.
"Sara başkan !" Odaya bir anda dolan kadın sesiyle gözlerimi kapatıp açtım.
GÜL:
"Seren başkan !"
Hormonlarım öfke kontrolümü yeterince zorlaştırmıyormuş gibi birde kıskançlığım binmişti boynuma.
Mavi gözleri bana döndüğünde eli halâ onun omuzlarındaydı.Şu an kafasını koparmamak için kendimi dizginlemeye çalışıyorum.
"Ne var niye rahatsız ediyorsun beni !"
Ben seni daha sonra rahatsız edeceğim.Zorla gülümsediğimde boğazımı temizledim.
"Kotan başkan seni çağırıyor bölgede hareketlilik varmış !"
Ellerini hala onun bedeninden çekmemişti ve bu iş benim sabrımı giderek zorluyordu.Tırnaklarım avuçlarıma sertçe batıyordu.
"Kotan bunun için beni neden çağırsın ?"
Zıkkımın kökünden sürtük !
"Bilmiyorum başka birşey söylemedi."
Ellerini nihayet ondan çektiğinde bana doğru geldi ama beni geçmedi.Sorgu dolu mavileri gezdi üstümde.
"Yenimisin sen ?"
İçimden sabrım titrerken gözlerine baktım.
"Dün gelenlerle geldim,yeniyim."
Baştan aşağı beni süzen gözleri en sonunda gözlerimde kaldı.
Eli yüzüme dokunduğunda içimdeki nefret ve onu burada gebertme isteğine rağmen masum masum baktım yüzüne .
"Kotan'nın yanında görmeyeyim seni bu güzel yüzüne yazık olmasın."
Çekip gittiğinde gözlerlerimi nefretle devirdim."Sürtük !"
"Senin Dileyeceğin Dileğin Harfelerinin Geliş Güzergahını Sikeyim Aslan!"
Ne dileğinden bahsettiğini bilmiyorum. Aslan ne dilemişti ki o bu kadar öfkeli konuştu?
Ama ikimizde birbirimize şu an öldürecekmiş gibi bakıyoruz .
Dilimi en arkadaki dişime gezdirirken onu başka zaman bu halde kan revan içinde görsem hüngür ağayacakken şu an daha beterini yapmak istiyordum.
"Orada dikilmeye daha ne kadar devam edeceksin İlkuş !"
Paşa'dan gelen sert uyarıyla kendime geldiğimde saçımdan çıkardığım tokayla ona gittim.
"Durum ne ?"Koluna bağlı olan ilk zinciri açtım.Bir eli boşaldığında yeşilleri benden cevap bekliyordu ve ben hata yaptım.İbrahim albayın emrini beklemeden zindana daldım.
"Sizi çıkarmam lazım !"
Diğer elinide çözdüğümde elimdeki tokayı alıp ayağındaki botları açmak için kendisi eğildi.
Saçımdan çıkardığım diğer tokayla gözlerimi ona değdirmeden Aslan'a doğru gittim çünkü ona gidersem bu tokayla onun gözlerini oyarım .
Aslan'nın halı perişandı.Yüzünde morarmayan yeri bedeninde kansız yarasız yanıksız olan tek bir yeri yokken yumdum gözlerimi.
"Gül,Esin Nasıl ?"
Saçımı kulağımın arasına atıp gülümsedim.Üstümdeki yoğun baskışlari hissetmem içimdeki öfkeyi dindirmemde bana hem zorluk hemde kolaylık sağlıyordu.
"İyi iyi ikiside çok iyi heleki oğlun"dediğimde boşlan zincirle birlikte ayaklarını açmak için eğildiğim .
"Bir görsen daha şimdiden dolaplarda eşya bırakmadı."
Ayakalarınıda açtığımda Paşa'da Ömer'in ellerini çözmüştu .
"Aslanım benim "Oğlunu severken açtığım ayaklarından sonra zincirlerden kopup özgür kaldı.
Kapattığım kulaklığı kulağıma dokunup açtığımda kulağıma ilk dolan ses Yiğit'in oldu.
"İlkuş cevap ver nerdesin?!"
"Bizimkileri aldım çıkmamız lazım!" Dediğimde belimden çıkardığım tabancanın ucuna mermiyi verdim.
Ve hiç birinden ses çıkmadı.
Hem börü hemde İbrahim albay sessizdi.Mahcuptum lanet olsun ki mahcuptum.
"Tekrar ediyorum bizimkileri aldım çıkmamız lazım ."
"İşaretimi bekleyin !" Dediğinde İbrahim albay ilk kez konuşmuştu.
Sert sesi onu zorladığım göstergesiydi.
Bu operasyonada zorla dahil etmiştim kendimi ve şimdide onu çiğneyip vaktinden önce davranmıştım.
Elimle yüzümü ovaladımda karşımda bana beni sorgulayan gözlerle bakan paşa vardı.
"Sorun ne ?" Bana doğru bir adım attı.Alt dudağımı dilimle ıslattığımda yutkundum.
"Sana sorun ne dedim !" Sesi bu sefer zindanın duvarlarına çarptı.Yaptığım hatayı anladığını gösteren bir bakış attığında cevap verdim.
"Emre itatsizlik !" Dediğimde kalkan kaşlarıyla yumdu gözlerini.
"Erken davrandın değil mi ?"Dişlerini sıka sıka sordu.Onun kırmızı çizgisiydi emre itaat ve ben bunu çiğnedim belki kendine karşı bunun affı vardı ama başkalarına karşı onu mahcup etmemin yoktu heleki o adam dostu olan İbrahim Albaysa .
"Ver kulaklığı !" Diye bağırdında olduğum yerde sıçaramıştım.
"Paşa be-"
"KES SESİNİ! "
Elini susmam için kaldırdığında bana karşı kurduğu sert tavırla gözlerim dolmuştu.Kalbimin acıdığını hissediyorum.Dudaklarımı birbirine bastırdığımda göz yaşım göz kapağımın tam ucunda takılı kaldı.
"Sakın karşımda ağlama! Ver kulaklığı !"
Ve kirpiklerimin köklerinde duran yaş düştü.Kulağımdan çıkartılan kulaklık onun eline sertçe bırakıldı.Ömer onunla arama girdiği için ne Paşa'nın ne de onun yüzünü göremiyordum.
"Korkun buradan çıkamamaksa seni buradan çıkartırım ama onun gözünden bir damla daha senin yüzünden düşerse senin hesabını bunlara bırakmam ben keserim !"
Kalp atış seslerimi duyuyordum.Babasıyla asla baba oğul değildi ama benim içinde olsa bunu yapması kendimi olduğum durumdan daha da beter hissetmeme sebep olmuşken bir yanım o yine arkanda dağ gibi diyordu .
Uzun bir sessizlik hemde çok uzun yada bana öyle geldi .
"Gül !" İçeri benden sonra dan diye giren bu sefer Emre'ydi .
"Çok korktuk birşey oldu diye kulaklık kapatılır mı Gül aklımız çıktı size birşey oldu diye !"
Elimi şu an pat diye elime yüzüme kapatmak istiyorum.Size derken benle bebeği kasteden Emre'ye kaşlarımı kaldırdım.
"Oh çok şükür ikinizde iyisiniz !" Cümlesini tamamladığında elimi yüzüme kapattım.
"Ne ikisi Adanalı sayı saymayı mı unuttun 4 kişiyiz la biz ."
"Yok komutanım biz 6 kişiyiz !"dedi mutlulukla şu an resmen kaş göz yapmaktan yamulmak üzereydim.
"Kaç kişiyiz kaç kişiyiz ?" Sorma Aslan ya sorma işte !
"Al- " dediğinde boğazımı temizledim.
"Şey beş konutanım ."Gözlerini kaçıra kaçıra toparladığında rahat bir nefes verdim.Ömer'in bakışlarının beni kestiğini hissetmemle yutkundum.
"Çıkıyoruz !" Paşa'dan emir geldiğinde ortam şimdilik dağılmıştı.İlk çıkan oydu peşinden Aslan'da gittiğinde Emre'de temkinli bir şekilde zindandan çıktı.
Bende çıkmak için adım attığımda bileğimin tutulup çekilmesiyle sırtım zindanın siyah demirleriyle birleşti .
Yüzündeki kanlar kurumuştu patlayan kaşı kanlı yüzü,yanık sırtı...Sanki kalbime bir ok gibi saplandı.Eli bileğimi tutarken diğer elini yanağıma koyduğunda burnunu yanağıma usulca sürttü.
"Ömer,kendinde misin sen çıkmamız lazım !"
"Değilim!" Dudaklarını dudaklarıma sürtmesiyle kapattım gözlerimi.Dışarıda başlayan çatışma sanki ne onun nede benim umrumdaydı ."Kendime gelmem lazım."diye devam etti,dudağıma kapanan dudaklarla parmaklarımın arasında tuttuğum silah benden kayıp gitmek üzereydi.
O kadar yavaş o kadar özlemle öpüyorduki.Dudakları,tenime dokunan sıcak bir rüzgâr gibiydi.Beni içine çeken,varlığımı unutturan…
Dışarıdan gelen silah sesleri içimde yankılanması gerekirken sadece onu hissediyordum. Onun kokusunu, teninin sıcaklığını,dudaklarının dokusunu…
"Şimdi kendime geldim !" Benden ayrılmıştı.Elim ayağım titrerken o hızla zindandan çıktı .
Yaşadığım şoku atlatmak için yanan yüzüme elimi salladım.Ve peşinden hızla çıktım.Adam resmen ayarlarımla oynamıştı ya silah kullanmayı bile unutmuş olabilirim.
Ayağımın altına serilmiş olan cesetlerle ilerledim.Bina dört katlı oldukça geniş teröristlerin himayesinde eski bir fabrikaydı ve biz şu an bodrum katındaydık.
Temkinli adımlarla ilerlerken Paşa benden kulaklığı aldığı için ne timden haberim vardı ne de az önce beni öpüp hayalete dönüşen adamdan.
Koridordan silahıyla ilk çıkanı indirdim.
"Tamam silah kullana biliyorum güzel ."
Binanın bir anda patlatılmasıyla yer sallanmıştı.Yiğit'in kurduğu düzenekti bunlar.Botumun ipleri titreşimlerin etkisiyle sallanırken ilerlemeye devam ettim.Sanırım önden gidenler ve Ömer bana hiç birşey bırakmamıştı .
Merdivenleri usul usul çıkarken yanan odalar,patlayan,bombalar silahlar, kaos ve cehennem iç içeydi .
Elimdeki tabanca fırlatıldığında,tek fırlatılan tabanca olmadı.Yediğim yumruklarla sırtım duvara çarptı.Ağzımdan bir inilti koptu .
"Bu ikinci karşılaşmamız İlkuş !"
Dudağımdan akan kanı silerken elindeki tabancayla bana bakıyordu .
"Bu son olacak Kotan !"
Gülümsediğinde eline attığım tekmeyle silahı duvara çarptı.Şimdi ikimizde sadece bu konuda eşitlik.
Yumruklarım savunma pozisyonu alırken sesli güldüm .Ama korktuğum birşey vardı karnıma gelecek tek bir darbe.
"Anlaşılan kocandan sonra sende dayak istiyorsun."
Attığım tekmeyi eliyle engellediğinde yere meyil verip dirseğimi ilk üst bacağına geçirdikten sonra yumruğum önce karnına ardından çenesine geçti.
Sarsılsada dizini karnıma yönlendirdi,elimle karnıma gelen diz darbesini durduğumda yüzüme ikinci yumruğu yine sol elinden yemiştim.
Geri çekildiğimde cevap verdim.
"Elleri bağlı değilkende bu meydan okumayı görmeyi isterim Kotan."
"Görmek istediğin bu olsun güzelim."
Cevap hiç beklemediğim birinden geldiğinde elindeki silahı tutmam için bana uzattı.Hayalet misin be adam bir kaybolup bir görünüyorsun .
Yeşilleri sadece dudağıma bakarken Kotan silahına doğru gidecekken gözlerini benden çekip onun önüne geçmişti.
İlk yumruk kotan'dan yüzüne geldiğinde duruşunu zerre bozmadan sadece eğildi.Boşa gelen yumruğun sahibi ikincisi için yeltendiğinde Ömer gözlerimi yummama sebep olacak bir ses çıkardı ortaya.
Yumruğu burnuna öyle bir indi ki un ufak olan burun kemiklerinin gıcırtısı tüm yüzümü ekşitmeme sebep oldu.Yumruğundaki güç kaç katrilyonluk bilmiyorum ama bildiğim tek birşey var yakın dövüşte karşsındaki kişi ondan bir darbe aldığında ikinci hamleyi yapacak gücü asla kendinde bulamıyor tek bir darbe zaferi için yeterli olsada onun için yeterli değil.Kotan duvara çarptığında ona doğru gitti .
Burnunu tutan eline bileğini sardı.
Ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyorum ve sanırım Kotan'da geçirdiği beynin sarsıntısına rağmen benim düşündüğüm şeyi düşünüyor .
Elini geri çekmek istediğinde yüzüne yediği ikinci yumrukla ağzından fırlayan kanlar sola dönmesiyle duvara serpildi .
Dengesini kaybedip yere süzüldüğünde Ömer hâlâ Kotan'nın o elini ısrarla tutuyordu ve o da eğildi .
Elinin dört parmağını kavradığında kırılan kemik seslerine Yiğit'in sesi karıştı.
"Ooo eğlence var !"
Keyifle yanımda durduğunda bana keyifle göz kırptı ve sanırım dudağımdaki kanı gördüğünden dolayı gülen yüzü hızla düştü.
"Vahşirella sen yakın dövüşe mi girdin hemde bu halinle unuttuysan hatırlatayım sen ham- " dirseğimi karnına geçirdiğimde Yiğit'in iniltisine Kotan'nın bileğinin kırılma sesi eşlik etti .
İbrahim albayı operasyona katılmak için ikna etmekle uğraşmaktan time Ömer bilmiyor ağzınızdan kaçırmayın demeye vaktim olmamıştı zaten o hayda bunu düşünmeye fırsatım bile yoktu ve şimdi ayağıma dolanıp duruyordu.
Bir kol kaç yerden kırılabilir?Ömer, bunun rekorunu Kotan’ın sol kolunda bir dakika içinde kırmıştı.
Önce parmakları,sonra bileğini, ardından dirsek ile bilek arasını, daha sonra dirsekten yukarısını ve en sonunda kökünden kırdı.
Acı dolu iniltiler mahvolan burnu ağzı ve onarılmayacak kemik kırılmalarıyla can çekişiyordu .
"Bilmiyor mu ?"Yiğit sessizce fılıdarken başımı sallayıp onu onayladom.
Ayağı kalkarken yüzüne dizini geçirmesiyle Kotan'nın başı önce dizine ardından da arasındaki duvara, duvarı çatlatarak çarptığında kabuklu boyalar tozlarla birlikte düştü.
Gözlerim adamın zerre efor sarf etmeden patates ettiği Kotan'da takılı kaldı.Sanırım şu anda beyin kanması geçiyor çünkü geçirmemesi tıpa aykırı .
"Çıkmamız lazım daha fazlası gelecek !"
Ömer elimde tuttuğum ama varlığını unuttuğum silahını elimden aldığında Yiğit'e başını salladı .
"Acıyor mu ?"Elini dudağıma uzattığında baş parmağı akan kanımı usulca sildi.Hasret kaldığım şefkate karşı gözlerim doldu .
Sarılmıştım ona oysa gelmeden önce ne kadar istedim ona sarılmayı.O kadınla onu görünce içimden sarılmak değil onu orada bırak geldi.Ve o lanet görüntü aklıma tekrar geldiğinde elini hırsla ittim.
"Acımıyor !" Yerdeki silahımı aldım,arkamı dönüp kapıya doğru ilerledim.
"Neydi bu şimdi ? "
Arkamdan bir anda değişen ruh halime şaşkınlığımı dile döken Yiğit'e cevap vermedim.
"Neyse kadınlar işte,sen yokken ayılıp bayıldı bakma böyle yaptığına Vahşi erkeğim benim.Benim yaralarıma dokunup iyimisin diye sorsan sana asla böyle davranmam ."
Ömer yokken pimi çekilmiş bomba gibi ortalıkta dolaşan Yiğit,Ömer'i görünce formuna geri dönmüştü.
"Konuşmada Yürü !"
"Tabi ona gelince canım cicim bana gelince lan lun kalbimi kırıyorsun hiç mi özlemedin beni dağ ayısı !"
Duyduklarımla gülmemek için alt dudağıma dişlerimi geçirdim.
"Yiğit başlama yine !"
"Bir kere 'seni özledim Yiğit' de,söz üç ay susacağım."
"Senin neyini özleyeceğim lan?"
"Ama onu özlüyorsun ." Sesini ağlamaklı çıkardığında galiba benden bahsediyordu .
"Onu özlemiyorum onsuz her nefeste eksiliyorum."
Dünyamı durdurduğundan haberi yoktu.Benim için kurduğu cümleyle olduğum yerde kala kaldım.Dudaklarımı ısırıp gülümsedim.İçimdeki kelebekler kanat çırptıkça,kalbim biraz daha hızlandı.
"Söze bak söze alçak herif ,bir bana böyle kabasın kırıcı köpek !"
Yiğit'in cümlesiyle kendime gelip tekrar ilerdim.Binadan çıktığımda Mehmet haricinde herkes ortada toplanmıştı o da tepede bir yerde olmalı.
Ömer beni geçip albaya doğru ilerledi"Komutanım"
"Gel evlat gel !" Kollarını açıp Ömer'i kendine çekip sarıldığında karşılık vermişti ve gözümden birşey kaçmadı .
Paşa'nın bakışları...
Bir babayla evlat arasındaki bu kopukluğu,Paşa'nın gözlerinde yarattığı o derin sancıda hissettim.
İki öz evladı var ve ikisininde ona bir kere baba dediğine şahit olmadım.Bir kere sarıldıklarını görmedim.
Neden ?
Orhun'nun Paşa'nın sertliğinden dolayı böyle uzak durduğunu tahmin ediyordum ama olaya Ömer'in de dahil olması bu düşüncemi ezdi geçti .
Hem Orhun hem Ömer neden ikiside onu baba yerine koymuyor ve paşa susuyor.Bu haksız olduğunu kabulenen bir susma.Orhun benim çocukluğum,bir kere kardeşim var demedi.Ömer'le onu ilk gördüğümde Orhun'nun yüzü Ömer kendini tanıtınca bembeyaz olmuştu
Neden ?
Bu ailede dönen çok derin olaylar var ve benim bunları ismi geçen bu üç erkekten öğrenmem imkansız...
O kadar dalmışımki Arda'nın benim ayağıma botuyla vurmasıyla kafamı kaldırdım.
"İyimisin kızım ?" İbrahim albaya kafamı salladım."Sözünü tutmamışsın" dediğinde dudağımdaki kandan bahsediyordu.'Kılıma bile zarar gelmeyecek söz veriyorum nolur bende geleyim'diye yalvarmıştım.
Bebeği öğrendiği için bana asla izin vermemekte karalı olsada bir şekilde ikna etmiştim gel gör ki iki kere mahcup oldum adama,üstelik o emre itatsizliğimin değil benim başıma birşey gelmesinin hesabını soruyordu .
"Basit bir yara komutanım gayet iyim emin olun ."Gülümsediğimde bana başını salladı .Her gelenin bana iymisin diye sorması artık Ömer'in beni gözlerini kısarak izlemesine sebep olmuştu.Adam haklı bende olsam bende şüphelenirim.
"Basit değil dikkat etmen lazım Gül hanım.Getirmeyecektim seni ağzımdan girdin burnumdan çıktın bir günde.Ya birşey olsaydı ben bu deli oğlana ne derdim, bende olsam komutanım karımı hamile hamile göreve getirse ne albay tanırım General ."
Kuruyan boğazımı büyük bir öksürük tuttuğunda duyduklarım boğazımda kalmıştı.İçimden tek bir ses yükseldi.
'şimdi naneyi yedin kızım .'
Arda elini sırtıma yavaş yavaş vururken kendimi boğazımı temizleyerek toparladım.
"Hamile hamile ?" Dedi Ömer duyduklarını tekrar etti.Gözleri beynime kadar işliyorken ben gözlerimi botlarıma indirmiştim.
"Hamile " dedi tekrar .
"Hamile "
"Hamile hamile "
"Hamile "
"Hamile ,hamile "
"Oğlum ne papağan gibi tekrar ediyorsun görende neredeyse beş aylık olacak bebeğinin haberini yeni alıyorsun sanacak !"
"Beş aylık olacak "
"Tövbe estağfurullah bebeğini mi unuttun evlat ?"
"Bebeğim "
"Bebeğim "
"Bebeğim beş aylık olacak ."
"Tövbe tövbe tövbe,lan alın şunu gidelim yolda da birşeyler yedirin ."
Evet bencede gidelim.Yüzüne bile bakmadan seke seke İbrahim amcamın hemen ardına dizildiğimde o şimdilik arkada kalmıştı .
Ne yapacağımı ne edeceğimi bilmiyorum tek bildiğim iç güdülerimin emri ve diyorki İbrahim albayın yanından ayrılma .
Yaklaşık dört saatir arazide yürüyoruz ve hava kararmak üzere rüzgar o kadar şiddetli ki attığım her adımım onun tarafından geri itiliyor.
Helikopter inemeyeceği için yönümüzü gece bizi idare edecek güvenli bir alana çevirmiştik.
Yük olarak sadece çantam vardı.Tüfeğimi Yiğit itirazıma rağmen benden almıştı çantayıda istesede vermemiştim ve şu an pişmanım .
En önde Hasan ve Mehmet onların arkasında İbrahim albay Paşa ve ben ardımda ise o vardı saatlerdir ilk yaşadığı şokun ardından hiç birşey söylememişti .
İstemiyor ki ne söylesin ?
Üşüyen elimi karnıma koyduğumda rüzgarın,yüzümün derisini yerinden oynatacak şiddetine karşı koymak için kolumu katlayıp ilerlemeye çalıştım.
Yerden kaldırdığı tozları asice üstümüze fırlatıyor tek tük olan ağaçların belini acımadan büküyor önüne geçen herşeyi esip savuruyordu.Bu artık rüzgarlıktan çıkmış fırtınaya direkt geçiş yapmıştı.
Nefes almakta bile zorlanıyordum.
Bir anda havalanmamla ağzımdan çıkan çığlığa herkes dönüp bana baktığında yerin dibine girdim.Ömer zerre kadar çekinmeden beni kucağına almıştı.Hemde hiç birşey olmamış gibi ilerlemeye devam etti.Ve yüzlerine bakamadığım babam yaşındaki iki adamda önlerine dönüp ilerlemeye devam ettiler .
"Ne yapıyorsun Allah için rezil ettin bizi !"
"Sus !" Dediğinde buz gibi yüzü yüzüme inip bakmadı.
İstemiyor bebeği...
"İndir beni istemiyorum yardımını ."
Sanki inadıma yapıyormuş gibi beni kollarıyla daha fazla sıkıp göğsüne çekti.
"Isın biraz buz gibi olmuşsun."
Yarabbim bu adam ne istiyor benden sağı mı solumu şaşırtıyor ?
Kızamıyorum kırılamıyorum çünkü izin vermiyor.Yaralı sırtı,yara dolu bedenine rağmen üstünde sadece Batur'un verdiği ceket var ve benim üşümemden bahsediyor.
"Ömer yaralısın ."
"Yaraladın." Dedi,gözlerim bana bakmak yerine her yere bakan yosunlarına daldı."Ve haksın."
Gözlerime inatla bakmak istemiyordu inatla gözlerime bakan adam kaçıyordu.Sustuk o sustu ben sustum.
Ne yaptımda yaraladım seni adam ?
Bu kadar mı yara verdi sana bu bebek o daha küçücuk neden bu kadar nefret ediyorsun ? Dolan gözlerimi fark etmemesi için yumdum.
"Bu gece buradayız çevre güvenliği alın !" Albayın sesiyle hareketlendiğimde karşı koymayıp indirdi beni .Bu aptal ağlaklı halime kimse şahit olmasın diye hızlanıp herkesi ardımda bırakarak mağaralardan birinden içeri girdim.Usulca oturduğum duvarın dibiyle dizlerimi kendime çekip yaşlarımı sildim.
Dışarıda yağmur başlamış hava artık tamamen kararmıştı.Dakikalardır burada oturuyorum zamanı saymadım ama bizimkilerin bazıları nöbette bazılarıda albayla Paşa'nın hemen yanında mağaradalar .
Hasan yanıma gelip beni oraya çağırsada burada dinlenmek istediğimi söyledim.Mağarada ne kadar dinlenebilirsin diye sormadı,Allah'dan.
İlk baharın habercisi olan yağmur bile her yıl gecikmeden geliyor ama bir kere bile gelmedi.
Hafif gök gürültüsü içime ürperti yaydığında biraz daha sarıldım dizlerime.Düşünemekten kaçıyorum ama yine ona takılıp düşüyorum.Seni istemiyor annecim.
O kadar çok isterdim ki beni koruduğu gibi senide korumasını benim üstüme titrediği gibi sanada aynı davranmasını.
Kapalı olan gözlerim,duyduğum hışırtıyla aralandı.Çoktan kıyafetlerini değiştirmişti.Üniforması kusursuz bir düzen içinde üzerindeydi.Yüzündeki yaralar temizlenmiş,yarılan kaşına ince bir bant yapıştırılmıştı.Teninin üzerinde savaşın izleri vardı ama gözleri...Gözleri,içimde fırtınalar koparan o derin karanlıktı.Yanıma oturdu, bacaklarını uzattıktan sonra yüzüme baktı.Gecenin solgun ışığı, karanlığı tamamen yutmuyor, gölgelerimiz yerde birbirine karışıyordu.
"Gel bakalım," Daha ne olduğunu anlamadan, kollarını bana dolayarak dizlerinin üstüne çekti.Direnmemem için kollarını geri çekmedi,sanki bir bebeği tutar gibi sıkıca sarıldı. Göğsünün sıcaklığı içime işledi.Kalp atışları,kulaklarımda yankılanan tek sesti.
"Ömer, sıkıldım bu kucaklamalarından!" Homurdandım, ama sesim cılız çıkmış olmalıydı.
O ise başka bir şey düşünüyordu. Başını hafifçe yana eğdi, gözleri gölgelerin arasında bile beni delip geçiyordu."Sen ağladın mı?"
Ne söylediğimle ilgilenmiyor,benden gizlediğim her şeyi söküp almak istiyordu.Gözleri,içimi okuyan keskin bir bıçak gibiydi.Gerçekten görebiliyor muydu, yoksa sadece hissediyor muydu?
"Lütfen bırak," dedim kısık bir sesle. Ama dudakları hafifçe kıvrıldı.Alaycı değildi,sadece beni biliyordu.Beni her şeyden iyi tanıyordu.
Başını boynuma yasladı, derin bir nefes aldı.Göğsü her yükseldiğinde bedenim titredi. "Neden?"
"Uyumak üzereydim.Uykumu böldün, bırak hadi."
Dudakları boynuma hafifçe dokunduğunda gözlerim istemsizce kapandı.O an,her şey sustu.Sadece o vardı,sadece nefesi ve tenimin üzerinde bıraktığı sıcaklık.
"O soğuk yeri bana tercih mi ediyorsun?" Sesi, bir şairin mısralarını fısıldaması gibi kulaklarımda yankılandı.
"Evet," dedim başımı kaldırarak.Ama o da kaldırmıştı başını.Gözleri gözlerime düştü.Dudakları dudaklarıma hafifçe sürtüp geçti, dokunuşu zamana meydan okuyan bir an gibi içime kazındı.
"Sadece kendini düşünme," dedi usulca ve çeneme küçük bir buse kondurdu. Ellerinin sıcaklığı, ruhumu sarıyordu.
"Çok özledim seni,"Fısıldadığında, içimdeki tüm duvarlar bir bir yıkıldı.Burnunu burnuma usulca sürttü.Beni çözüyordu, yavaşça, sabırla.Beni eritiyordu,içimi yakarak.
Bu adam fazla mı zeki ?
"Bırak," dedim ama sesim inandırıcı değildi.Kalbim dilime itaat etmiyordu.
Başını boynuma yeniden yasladığında dudakları şah damarımın üzerindeydi. Derin derin nefes aldı.Bunu neden yaptığını biliyordum; kokumu içine çekiyordu,sanki beni unutmaktan korkar gibi.Sanki kaybolan bir şeyi hatırlamaya çalışır gibi.
"Onun kokusuda seninki gibi olur mu?" Beni bozguna uğratan neredeyse duyulmaz bir sesle sorduğu soru içinde birşeyleri yeşertmişti.Sanki... Sanki olmasını istiyordu.Bunun olmasını istiyordu.
Geri çekildiğimde yüzüne bakabildim. Gözlerinde bir şey vardı; hem öfke hem de kırgınlık.Parmakları yanağıma uzandı,başparmağı usulca tenimde gezindi.
"Onu benden sakladın,"Sesi titrek ama kesin. "Onu istemeyeceğimi düşündün ve aylarca uzak durdun.Hem kendini hem onu benden sakladın."
Sitem doluydu her kelimesi.Gözleri, geçmişin ağırlığını taşıyordu.
"Allah bize bizden olan bir can verdiğinde,onu kabul etmeyecek kadar alçak bir adam mıyım gözünde?"
"Ömer-" dedim ama cümlem yarım kaldı. Dudaklarıma hafifçe parmağını bastırarak susturdu.
"Konu sensen,ben güçsüzüm Gül."
"Burnun kanasa,burama saplanan acıyı bir Allah biliyor. Bilmiyorsun, güzelim... Nasıl bir ateşe düştüğünü bilmiyorsun.Bu hayat sana savaş gibi geliyor ama bu, savaş değil Gül. Savaş daha başlamadı."
Tüm vücudum gerildi. "Ne demek bu?"
Alnını alnıma yasladığında parmakları hâlâ yüzümü okşuyordu.Konuşmadı. Ama o sessizlik, kelimelerden daha ağırdı.Gözlerindeki gölge,içimdeki korkuyla birleşti.
Sonra birden farklı bir şey söyledi. "Demek beş aylık olacak."
"Ömer, konuyu değiştirme!"
"Kız mı, erkek mi?"Yumuşak sesinin içinde binlerce anlam saklıydı.
Bezgin bir nefes verdim.Başımı omzuna yasladım. "Bilmiyorum."
"Ne demek bilmiyorum? Hastaneye gitmedin mi?"
Çenemi hafifçe kavrayıp başımı yukarı kaldırdı.Gözleri,içimde yankılanan bu sorunun cevabını arıyordu.
"Gelmeden önce ultrasonla baktık. Göstermedi."
"Bir kez mi gittin?"
Gözlerimi kaçırdım. "Hiç fırsatım olmadı ki."
Ömer’in yüzündeki ifade, içimde bir yerleri daha fazla acıttı.Dayanamadım usulca omzuna koydum başımı .
"Uyu biraz ."
"Canın acıyor mu ?" Yanıktı sırtı,her yeri yanıktı .
"Acıyor ." Dediğinde başımı tekrar kaldırdım.
"Arda birşey yapmadı mı gerçi yanığa ne yapabilir ki kremi var sadece sırtını yaslama duvara ne yapsak sızısı geç-" Dudağıma kapattığı dudaklarıyla iki elinide yanaklarıma hapsetmişti.
O öptükçe ben kayboldum biraz daha biraz daha kayboldum.
Ellerimi boynuna koyduğumda onun bir eli belime inmişti.O kadar güzel öpüyorduki sanki bu toprak şu an yağan yağmura ne kadar açsa o da bana öyleydi.
Nefesi nefime karışırken dudaklarım artık sızlamaya başlamıştı.Gittiçe sertleşirken yorulmak yada nefes almak nedir bilmiyordu.Benden ayrıldığında uyuşan dudaklarıma fısıldadı .
"Artık acımıyor,şimdi uyu güzelim,uyandığında bebeğimizi görmeye gideceğiz."
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 31.87k Okunma |
2.99k Oy |
0 Takip |
48 Bölümlü Kitap |