30. Bölüm

VATAN SAĞ OLSUN 30🥀 BİRİNCİ KİTAP FİNAL

Dahliaaa
d_ah_lia

 

GÜL

Gerçek acı, bedeni aşıp ruha ulaşandır.
Tıpkı ölüm gibi...
Çünkü ölüm yalnızca teni terk etmez;
ruha dokunur, onu sarar, orada iz bırakır ve onu çekip alır.
Bu yüzden bu kadar derin, bu kadar yakıcıdır.

Aşk da böyledir.
O da bedende başlayıp ruhun en kuytusuna işler,
sadece kalbi değil, varlığının tamamını sarar.
Ve bu yüzden aşk tıpkı ölüm gibidir.

Ruhumun acı eşiği çatırdarken,
bedenimin sızısını dahi hissedemiyordum.
Uyandığımdan beri işkence altındaydım.
En son hatırladığım, o odada olanlardı.
Kumru'ya son anımı anlattığımda,
"Zehirlenmişsin," demişti.
Ama şu an... tuhaf biçimde iyiyim.
Saatlerdir süren işkenceye rağmen iyiyim.

Komik değil mi?
İyiyim.

'Ben iyiyim.'
Beynimin içindeki o çatlak ses,
beni ayakta tutmak için çırpınıyordu.
Delirmenin eşiğinde, ama hâlâ debeleniyordu hâlâ direniyordu.

Saç köklerimi çekmekten koparan el kafamı tekrar içi su dolu varile gömdüğünde nefesimi ciğerlerimde tuttum.
Saçlarım suyun içinde dalgalanarak ağır çekimde savruldu.Suyun basıncı kafamı suya basan el ile savaşırken kulağım suyun uğultusundan nasibini alıyordu.
Tam yedi saattir işkence altındaydım.Ve şimdi kulağıma en çok Yiğit'in küfürleri dolarken ,gözlerim sulanıyor, kulaklarım uğulduyordu.
Suyun altında zaman kavramı silinmişti.
Ciğerlerim yanıyordu nefesimi tutmaya devam ettim, ama bırakmadım.

Paşa'nın sesi mazinin perdeleri aralayıp beni 8 yıl önceye götürdü .
Son senemdi son ayımdı eğer başarabilirsem artık bu devletin en etkili ajanlarından biri olacaktım.

Nefes tutma teknikleri, kondisyon, suya alışkanlık ve psikolojik dayanıklılık gibi faktörler üzerinde canıma okuduğu sıradan bir gündü .

Elleriyle kafamı havuza gömdüğünde bağırdı .

"NEFESİNİ BEDENİN DEĞİL, İRADEN KESER!"

Paşa'nın sesi kafamın içinde yankılandıkça, korkum yerini öfkeye bıraktı.

"TUT NEFESİNİ ,5 dakikadan önce bırakırsan bu kapıdan çıkar ,DEFOLUP GİDERSİN ! "

"Kaybedecek şeyi olmayan zihin,bedeni zorlayamaz ,İlkuş.
Kaybedecek tek şeyin var o da VATAN. Bırakırsan KAYBEDERSİN,VATANI KAYBEDERSİN İLKUŞ !"

Paşa'nın sesi, suyun içinden gelmiş gibi boğuktu.Her kelimesi beynimde yankılandı,tıpkı göğsümden kopan bir hava kabarcığının ağır ağır yukarı süzülmesi gibi...

Bir baloncuk...
Yavaşça burnumdan sıyrıldı.
Yukarı doğru süzüldü,
ışıkla buluştu ve kayboldu.
Onu izlerken içimden bir şey daha koptu.

"Nefesin, korkunun şeklidir."
"Korkmazsan tutarsın, korkarsan batarsın.KORKMAYACAKSIN İLKUŞ !"

Bir baloncuk daha.
Bu kez ağzımdan kaçtı.
Daha büyük, daha hızlıydı.
Panik...
Çünkü süreyi aşmıştım rekorum 4 dakikaydı ve çok eminim şuan dört dakikayı aştım.Ciğerlerim isyan ediyor ama zihnim hala emir veriyordu: TUT!

"Acı geldiğinde bırakma,"
demişti Paşa.
'Acı bir sınır değildir; acı, bir eşiği açan kapıdır. En fazla ölürsün, anlıyor musun beni? Evet, en fazla ölürsün, İlkuş!
Ölüm Türk için son değildir.Ölürsen, vatan sağ olur ama tutunursan,vatan bir evlat daha kazanır!"

Bu cümleyle birlikte göz kapaklarım titredi.
Boğazımda bir yanma... sonra göğsümde.
Ciğerlerim, kapanmak üzere olan kapılara çarpan bir canlının çırpınışı gibi kasılıp duruyordu.
Zihnim 'bekle' diyordu, ama bedenim yalvarıyordu: 'Nefes al!'

Sonra burnumdan baloncuklar sıyrıldı.
Süzüldüler,yüzeye doğru.
Saç tellerim, suyun baskısıyla dans ederken, o baloncuklar onlara çarpıp sekti.Saatlerdir gördüm ağır işkence vücudumu tüketmiş olsada beynim beni delirtecek şekilde destek oluyordu.

Paşa bekledi başımda,gitmedi...Sanki bu beynimin beni ayakta tutmak için bana oynadığı bir şizofreni oyunuydu.
Bilinç altım beni ayakta tutuyordu.

"Sen bir asker değilsin sadece. Sen bir fikir taşıyıcısısın.3 dakika 40 saniye pes et ciğerlerin patlamak üzere.Karar ver İlkuş Vatan mı nefes almak mı ?"

Her saniye biraz daha içime sızıyor, sinir uçlarıma soğuk iğneler gibi batıyordu.
Ciğerlerim...
Sanki kaburgalarımın içinde çırpınan, hapsedilmiş bir hayvandı.
Daralıyordu, inliyordu, yumrukluyordu içimi.
Beni tutan sadece Paşa'nın zihnimde süzülüşüydü.

"Direnirsen efsane olursun.
Düşersen destan.
Ama korkarsan... sadece unutulursun"

Ama sonra her şey karardı.

Birden... eller omuzlarımdan tuttu, suyun dışına çekildim.
Öksürdüm. Nefes, ciğerime keskin bir bıçak gibi doldu.
Zaman, şimdiye dönmüştü.

"Tam beş dakika 25 saniye ,hayvan gibi nefes tutuyor !"

Ciğerlerime muhtaç olduğu havayı doldururken Kumru'nun çaresizce bana seslenişini şu an tam duyamıyordum.
Bağlı olduğum demir zincirler çöken dizlerime rağmen beni ayakta perişan bir halde tutuyordu.

Yüzümden ve saçlarımdan çıplak omuzlarıma süzülen sular yüzünden soğuk hava beni esir almıştı.
Kendimi nefes nefese toparladığımda nefretle bakan gözlerim bunu yapan şefersizi buldu .
Bu it yıllar önce Arya annemi öldürürken yanında durandı .

"Şifreyi söyle !"

Suların ıslattığı göğsüm ,ciğerlerimin hasret kaldığı havayı içine doldururken hızla inip kalkıyordu.

Şifre,yeni çözdüğüm şifre...

Şifre baştan beri 99 du.Teyzem ölürken şifreyi çözmemişti bu sadece uydurulmuş bir masal.Kriptexde 100 şifre yoktu en başından beri 99 şifre vardı.
100 şifre olarak görünmesi onun ilk bilmecesiydi ve en büyük koruması.

Annemin beni çocukken her gece dizinin dibine oturtup bana ezberlettiği o isimler:
Esmâü'l Hüsna. Allah'ın 99 adı.
Koruyan, gören, bilen, merhamet eden, azap eden, bağışlayan...
Her biri hafızamda bir mühür gibi yerli yerindeydi.

Son bir kaç kez daha öksürdüğümde benimle aynı hizada bağlı olan timin iyimsin seslerine kafamı salladım.
Karşımda 3 tane vatan düşmanı vardı ve onlardan biri...Beni alt eden tek kişiydi.
Oturduğu masanın başında yumruk yaptığı elleri masanın üzerinde dururken aynı düşmancıl gözlerle sadece beni izliyordu.Boynundaki damarlar gerilmişti sanki kendini sıkıyordu.Hemde çok fazla sıkıyordu.

Gözlerim ona dalmışken yüzüme bir anda inen tokat tenim ıslak diye derimi resmen çırptı.
Başım yana düştüğünde Ömer'in anında gözlerini yumup yutkunduğunu gördüm .

'Senden başkası canımı yakınca sinirlendin mi Za'ev ?'

Ağzımdaki kanı yere tükürdüğümde Hasan'nın küfürü kulaklarımı tırmaladı.

"Gücün ona mı yetiyor lan orosbu evladı bana vursana !"

"Ulan dua et dua et burada öleyim yoksa ölmez kurtulursam seni yedi parçaya bölüp ananın amına geri sokacağım piç !" Aslan'da artık tanıdığım o sakin adam olmaktan çoktan çıkmıştı .

Saçlarımı tekrar kavrayıp beni o pis sarı yüzüne yaklaştırdığında Yiğit haykırdı .

"Kanını siktiğim bırak lan kızı,bana gel erkeksen !"

Sol tarafımda Kumru sağ tarafımda Yiğit vardı geriye kalan tim üyeleriyse Yiğit'in tarafında duvara sıra sıra zincirliydi .Benim yüzümden tuzağa düşüp esir oldular.Kendimle beraber onlarıda bana atılan yeme çektim.Şimdiyse hepsi benim hatamın bedelini ödüyor.Buradan kurtulsalar bile bir daha mesleklerine dönemeye bilirler.Onlar Türk Silahlı Kuvvetlerinin özel birliği ,bu yaptıkları suç başka bir devletin sınırlarına izinsiz girmelerinin yaptırımı çok ağır.

"Sana şifreyi söyle dedim."
Diğer elinin parmaklarıyla çenemi sertçe kıskaca aldığında yüzünü biraz daha yaklaştırdı bana.

"Ya seve seve yada sike sike söyleyeceksin !"
Kirpiklerimden süzülen yaşlarla karşımdaki pisliğe baktım.Sıktığı çeneme rağmen başımı dikleştirdim ,dudaklarımı keyifle araladım.

"Ellerimi çöz bakalım kim kimi sikiyor ,Shimon!"

"Senin kalıbına sokayım lan ulan hadi anladık hainsin de bu kadar da kansız mısın ? KARIN LAN O SENİN KARIN KAFANI SİKEYİM SENİN ! DUYUYOR MUSUN SAVAŞ,SENİN BEN KAFANI SİKEYİM !"

Yiğit boşu boşuna nefesini tükettiğinin farkında değildi.

"Dudakların bu kadar güzelken böyle kanlı olmaları beni çok üzüyor ."

Çenemi hala tutarken gözlerimi devirdim.

"Şiii şiiii hiç sevmem bana bir daha sakın ha sakın göz devirme minik kuş !"

Sapık olduğunu ilk gördüğümde anlamıştım ve Şizorfeni olduğunada şu an tam emin oldum.

"Ben bunun amına koyarım,bırak kızı soyunu sopunu siktiğim !"

Arda bileğindeki zincirleri zorlarken herşey boşunaydı.Burada hepimiz ölecektik ve o şifrede benimle birlikte mezara girecekti .

O kadar işkence gördüm ki şu an kılımı kıpırdatacak halim yok ama bu zincirler eğer elimden bir çözülürse ilk işim bu şerefsizin o çok güvendiği organını ezmek olacak .

"Konuşmuyorsun öyle mi ?" Kafasıyla kendine onay verip aşağı yukarı pislikçe salladığında çenimi beni geriye savurarak bıraktı .iki parmağıyla işaret verdi. Arkadaki itleri ellerindeki demir uçları dikenli soparlarla time doğru geldi .Hayır ...Time dokunmasınlar hayır .

"Hayır !" Diye haykırdığımda o pislikçe gülerek bana baktı .

"Ya konuşursun yada kırılmadık tek bir kemiklerini bile bırakmam ."

Allahım sen bana yardım et .
Arya ileri doğru geldiğinde o hala oturduğu yerden beni izlemeye devam ediyordu .

"Dur artık Shimon !"

Kaşlarıyla beni işaret ettiğinde gözlerini Shimon'a sabitledi.

"Bu kızı yetiştiren adam Demirhan Bozkurt.
Onu benden iyi tanıyorsun.
Sor hadi...de ki, seni bu mevkiye getirmek için Demirhan sana ne işkenceler yaptı?
Bak bakalım yüzü titriyor mu?"

Gözleri kanla dolmuş tırnak yuvalarıma baktı.

"Sen onun tırnaklarını kestin.
Ama o, eğitilirken parmaklarını kırdı.
Sen kafasını temiz suya soktun...
Demirhan onun lağıma bastırdı.
Sen ona tokat atıyorsun Demirhan onun kemiklerini en iyi eğitmenlere kırdırdı.Onlar vatan için acı çekmekten zevk alan bir millet.

Bu tim,Türkiye'nin yetiştirdiği en sağlam askerler.
Onlar Türk Özel Kuvvetleri.
Onlar ölümün sevgilisi.
Onlar bordo bereli"

Yüzünde küçümseyici bir gülümseme belirdi.
"Sen şimdi onlara işkence ettiğini sanıyorsun.
Oysa onların acı eşiği senin hayal sınırının çok ötesinde.
Buradakilerin her biri
3000 metrede gece intikali yaptı,
kendi kanıyla pansuman yapmayı öğrendi,savaş esiri olduklarında aylarca işkence altında kalıp tek bir kelime bile konuşmadılar.
Senin işkencen?
Bunlar için sadece bir tekrar.
Sadece bir çerez,bak hepsinin yüzü gözü kan içinde bir kere of dediler mi ?"

"Senin bir pilanın var ,Bunu görüyorum Arya." Bunu keyifle söylemişti.Sanki karşısındaki kadının şeytanlığına hayran kalacağını bildiği bir keyifle.

"Benim değil Za'ev'in bir pilanı var.Şimdi biraz rahat bırakta hepsi son saatlerinin tadını çıkarsın ."

"Gül " dedi Kumru bana tek gözüyle bakarken,garibimin diğer gözünü dayaktan kapattılarda ."Bu orosbu neyin peşinde benim aklım sizin ince stratejilerine ermiyorda ?"

Kanlı dudağımı içe doğru büküp bozgun bir nefes verdim.Başımı hiç iyi şeyler olmayacağını belli edercesine salladım.

"Lannnn kambersiz düğün mü olur beni çağırmamışsınız çok darıldım."

Elindeki tesbihi sallayarak içeriye papaz sakalıyla giren otuzlu yaşlardaki kişiyi hiç bir yerden tanıyamadım .

Emre "Bir sen eksiktin ibne !" Diye kan akan burnundan soluduğunda ,Yiğit"Bu gün,Dünya'da ki tüm yavşak oğlu yavşakların toplanma günü mü amına koyayım ."diye ekledi.

"Öyle galiba nerde it uğursuz var hepsi burada "Batur'dan da tepki geldiğine göre tim bu kişiyi tanıyor .

"Ah benim eski dostlarım özlediniz mi beni sizi gidi hınzırlar siziii "

"Düşmanın sulusuda hiç çekilmiyor"Kumru kusarmış gibi bir tiksintiyle konuştuğunda hak verdim.Bu niye böyle cıvık cıvık hareketler yapıyor ya ?

Üzerindeki tuaf kıyafetler çok farklıydı terörist desem değil Arap desem hiç değil ne giymişti bu böyle ?

"Ah sizinle tanışmıyoruz -"Başındaki siyah şapkayı çıkardığında hafifçe eğildi .

"Ben tarihin en kanlı gölgelerinden biriyim ."

"Gölgeni sikeyim ."Yiğit'in küfrü hoşuna gitmemiş olacak ki ona ters ters bakıp tekrar bana çevirdi gözlerini.

"Tarihin karanlık sayfalarında kendine yer bulan bir efsaneyim."

Bir delimiz eksikti...

"Mevlam al canımı bu göt lalesinden aynı hikayeyi tekrar dinlemek istemiyorum."
Yiğit'i canından bezdirdiğine göre bayağı meşhur.

"Ben düsmanlarını kazığa geçirerek adını tarih-"

"Kısa kesmezsen seni o kazığa oturtmam üç saniyemi almaz !"

Ömer'in tehdidi kulağıma ulaştığında yüzüne bakmamak için direndim. Önümdeki salak bozulsada bozuntuya vermemeye çalışarak kısa kesti.

"Kazıklı Voyvoda," dedi.

Adı ağzından çıkınca kendimi tutamayıp alt dudağıma dişlerimi geçirdim. Gülmemek için verdiğim savaş beni bile şaşırttı. Hiç güleceğim yoktu ama bu salak bir şekilde beni güldürmeyi başarmıştı. Son zamanlarda bu kansızlarda moda oldu; tarihte nerede Türk düşmanı varsa, hemen adını kendilerine mahlas yapıyorlar. Bu da onlardan biri işte...

Kazıklı Voyvoda, namıdiğer Vlad Tepeş ya da Batılıların dilinde Drakula... Osmanlı'nın desteğiyle Eflak tahtına oturmuş, sonra arkasından dolanıp Macarlarla iş tutmuş, ihanetin kitabını yazmış bir soytarı.

"Komik olan nedir?" diye tısladı.
"Türkleri kazığa oturtup kanlarını içmem hoşuna mı gitti yoksa?"

Gözlerinin içine baktım, dudaklarımda yarım bir gülümsemeyle.
"Hayır," dedim. "Sadece tarih kitaplarındaki o satırları hatırladım. Hani şu... İsmini aldığın soytarının kellesini kazığa oturtup İstanbul sokaklarında dolandırdığı an... O bölümü okurken nasıl da keyif almıştım!Kendine isim bula bula, Atam Fatih Sultan Mehmet'in en ezik düşmanını mı buldun ?"

Alt dudağı sinirden titredi, çatallaşmış diliyle dudak kenarını yaladı. Sessizce kulağıma yaklaştığı anda, göz ucumla Ömer'in bana doğru hızla hareketlendiğini ve tam o anda da Arya'nın onun bileğini tuttuğunu gördüm.

Ne düşüneceğim şaşırdım lanet olsun!

Bıçağın soğukluğu, düşüncelerimi susturdu. Gözlerim onun kahverengiye çalan, pis bakışlarıyla buluştu.
Bıçağın ucundan süzülen ilk damla kan, boynumdan yakama doğru ilerledi.

"Bırak lan orosbu çocuğu ! "Diye haykıran Arda'nın peşinden tim küfürleri sıralarken gözlerinin içine dik dik bakmaya devam ettim.Başımı daha da dikleştirdim .
Alt dudağımı temizlediğimde boynuma bastırdığı tam şah damarımın üstünde duran bıçağa doğru biraz daha gittim.

"Denesene...Hadi dene... O bıçağı sadece bir santim içeri,derine doğru sürtsene hadi yap bunu ."

"Gül !" Diye uyaran Aslan'ı takmadım .

"Kan görmek istiyorsan önce o bıçağı kirletmen gerek.Hadi korkak alıştırma elini hadi kes boğazımı."

Göz bebekleri büyüdü, dudağı seğirdi. Elindeki biraz titredi ama baskıyı artırmadı çünkü sadece biraz artırsa şah damarım patlayacak tek bir fışkırmayla istediği kana doyacaktı ama benim değil onun eli titriyordu .

"Hadi,kazıkçı efendi... Tarihin seni korkuyla değil, zavallılığınla hatırlamasını istiyorsan devam et."

Herkes benim için feryat ederken ben gözlerimdeki zaferle onu biraz daha kışkırttım.Duruşum namluya sürülmüş mermi kadar asiydi.

"O bıçak benim elimde olsaydı seni temin ederim o pis kanını akıtmak için bir an bile tereddüt etmezdim.Bir santim," dedim fısıltıyla. "Sadece bir santim... Cesaretin varsa."

Hırsla bıçağı geri çektiğinde elinin tersiyle yüzüme tokatı bastı...Patlamaktan dudaklarımın her tarafından sızan kanlara bir yenisi daha eklendi..Düşen boynumu tekrar ona doğru çevirdiğimde zaferle gülümsedim.

"İşte bu yüzden siz hep tarih boyunca Türklere yenildiniz.Bizi asla yenemeyeceksiniz.Öldümden korkmayan bir milleti yenemezsiniz.!"

"Bununla işiniz tam olarak ne zaman biter Shimon ?"

"Senden önce o benim Vlad ."

"Büyük patron beni kırmayacaktır ."Bunu söylerken Ömer'e bakmıştı.Büyük patron dedikleri sanırım Daniev'di.

"O benim Vlad.Ben ne zaman işim bitti dersem o zaman alırsın ."

Benim üzerimden sıraya girmişlerdi, şaka gibi ...

"Sakin olun beyler ellerini çözerseniz ikinizede yeter,o."Yiğit'in söylediğine tim gülmüştü .

Vlad benden hırsını alamamış olacak ki Yiğit'in yüzüne yumruğu geçirdi.

"Hay elini sikeyim lan yüzüme vurma kızlar beğenmiyor !"

Kumru geçikmeden lafı yetiştirdi ."Seni zaten beğenmiyor kızlar ."
Kahretsin Kumru niye konuştun sen şimdi .Vlad gözlerini ona çevirdiğinde o manayı benimle birlikte herkes okudu .

"Bunu alıyorum o zaman ." Adama bak ya sanki pazardan mal alıyor.Kalıbımı basarım kadın tüccarı bu pislik .

"Sen ancak yarrağımı alırsın orosbu çocuğu !" Kulak zarıma doğru kükreyen Yiğit biraz daha zorlasa zincirler yüzünden bileklerini parçalayacaktı.

Kumru'ya doğru ilerledi.Eli kardeşimin yüzüne dağılmış dağınık saçlarını kulağının arkasına atacakken Kumru'u yüzüne tükürdü .

Gözlerini yumup açmasıyla saniyesinde yüzüne sert bir tokat geçirdi.Ben sinirden kendimi sıkarken Yiğit sınırlarını zorluyordu.Duvara bağlı olan zincirlerin,bileğindeki kelepçeleri yüzünden bilekleri kana bulanmıştı.Kendini zorladıkça bileğindeki demir kalın kelepçeler etini soya soya kanatıyordu.Sıraladığı küfürleri başka zaman duysam kesinlikle kusacakken şimdi daha fazlasını duymak beni rahatlatabilirdi.

Çenesini tutup kendine doğru çektiğinde gözlerini Ömer'e çevirdi .
"Bunu bana verin efendim size önümüzdeki ayın sevkiyatını karşılıksız açayım."

Önümdeki varile tekmeyi geçirdim.
İçindeki suyla birlikte onun bacaklarına çarpıp boşaldığında geri çekildi .

"O varili senin götüne sokar İstanbul'da dolandırırım kansız köpek ! "

"Abi bu çok iyidi hatırlatın buradan kurtulursak buna güleceğim ."Mehmet o kadar dayak yemişti ki sanırım kendine yeni geldi.Sesi yeni çıkmıştı .

Arya bezgince kafasını salladığında Ömer'in üst dudağının kısa süreliğinede olsa havalandığını gördüm ve saniyesinde toparladı kendini .

"İyice sirke çevirdiniz burayı ! Kesin artık Vlad sende defol git burada işin yok senin,sevkiyatı Daniev'le konuş !"

"Onu istiyorum Arya !"

"Hâlâ istiyorum diyor "Yiğit okkalı bir küfür çekmeye başladığında Ömer bize doğru daha doğrusu Valad'a doğru gelmeye başladı .

Bana deslerki eski tanıdığın Ömer birinin üstüne böyle gelmeye başlasa ne olur ona derim ki o,kişiyi diri diri doğrar ama o benim tanıdığım Ömer değil.

Siyah deri botları suya batıp çıktıkça suyun çıkardığı şıp sesi ilişiyordu kulağıma.Her adımı kendinden emin her adımı hâlâ otorite ve güçtü.

Ona ulaştığında onun bana az önce çektiği bıçağı belindeki kayıştan çıkardı.Dikkatimi dağıtansa annesiydi.Arya'nın gözlerinde büyük bir endişe görmeye başladım.Bu kadın neyden korkuyor ?

Ömer'in Vlad'ı kesmezinden mi ?
Hadi ama bunlar için birilerini kesip, biçip,gömmek tavuk kesmekten farksız.

"Beni tanıyor musun Vlad ?"

Sorduğu soruyla ölüm rüzgarı estirirken Vlad yutkunarak kafasını salladı.Duyduğu korkuyu soğuk duvarlar bile hissetti.

"Cık," dedi Ömer, dilini damağına vurup bir adım geri çekilirken gözlerini Vlad'ın üzerinde gezdirdi.

"Tanımıyorsun ,eğer beni tanısaydın benim olduğum yerde benim düşmanım yanında beni küçük düşürmezdin.Bir silahı çektiysen onu ateşlemeden yerine geri koyamazsın ."

Elindeki kanımın bulaştığı bıçağın ucunu yanan sönük lambaya doğru tuttu.Kesinliğini parmak uçlarına sürterek kontrol etti.
Ben göz açıp kapayana kadar elindeki bıçak Vlad'ın eline saplandı.

'Değil İsrail tüm Dünya'nın yeniden haçlı olup geleceğini bilsem yinede sana dokunan elin canını alırım.'

Sesi dün gibi aklımdaydı.Şimdiyse karşısındakine beni öldürmediği için ceza veriyordu.

Adamın iniltiyle eline saplanan bıçağı tutuşu,yerdeki suya hızla karışan kanlar ve Shimon'nun sağ elinin üstündeki derin ize sol elinin parmaklarını sarması...

Sanki bu onu tetiklemişti gözlerinde gördüğüm korkunun geçmişin bir kabusu olduğuna eminim yada geleceğin...

Bıçak Vald'ın eline saplansada bundan en çok etkilenen Shimon 'du.Ve hem Arya hemde Ömer bunu fark ettiğimi fark etti.Sanki...Sanki Ömer bunu bilerek yapmıştı bu Samuel'e bir mesajdı.
Hatırlatmak için.
Sarsmak için.

Peki Samuel'e neyi hatırlatmak istedin Ömer ve neden hatırlattın ?

Bu adamı ilk tanıdığım günü unutmam mümkün değil.
O gün, zaafımın nerede olduğunu sezmişti.
Ve acımasızca, ustalıkla...
oraya dokundu.
Bir cerrah titizliğiyle, bir satranç ustası soğukkanlılığıyla.
Sözleriyle değil, bakışıyla.
Varlığıyla bile otoritemi adım adım, zekice yıkmaya başlamıştı.
Ben bunu fark ettim aslında.
Evet, o gün anlamıştım neyle karşı karşıya olduğumu.
Ama gözlerimi kör eden o lanet sevda yüzünden,bile bile kulaklarımı kapattım,üç maymunu oynadım.
Kandırdım kendimi.
Onu değil, kendimi kandırdım.

Ömer...
Ömerrr...
Sen sadece tehlikeli değilsin.
Sen, insanın içini yavaş yavaş kemiren bir yangınsın.
İçten başlatıp dışarıdan belli etmeden yakıyorsun.
Ve ben o yangına çoktan yenildim.
Yandığımı,küller içinde kaldığımıysa yok olduğumda fark ettim.

Şimdi Gül yok.
O, bu savaşta ilk düşendi.
Kırıldı, bitti, sustu.
Sadece İlkuş kaldı.
Ayakta kalmak için tuttuğum son dal o.Ama o dal da çatırdıyor.
Çünkü ne zaman İlkuş konuşsa,
bir yerden Gül'ün acı dolu sesi geliyor içimden.Ve ben ikisini birden taşıyamıyorum.

Ben içimde iki ceset taşıyorum biri Gül diğeri Ömer...
o kadar ağır geliyorlar ki,
nefes almak bile bir ihanete dönüşüyor.
Hayatta kalmak...
Sadece hayatta kalmak bile,
her ikisinin de yasını inkâr etmek demek.

"Bir daha benim olduğum yerde horozlanırsan o zaman elini değil gırtlağını keserim.Yıkıl karşından şimdi! "

"Senin egonu sikeyim göt herif !" Yiğit bunun tamamen otorite savaşı olduğu fark ettiğinde içinde filizlenen umut tohumları bir anda çürümüştü.Ne yazık...Sanmıştı ki benim için,ne kadar yazık...

Vlad arkasını dönüp titreye titreye tabricaisse topuklarını götüne değdire değdire tüyerken Ömer bir kez daha konuştu .

"Kızı iki saat sonra gel,al ve bir değil üç sevkiyat karşılığında !"

Ne ona saydıran Yiğit'i ne Aslan'ı ne timinin ona ne kadar kalleş gözleriyle baktıklarını umursadı.Gözlerimi kör eden o büyülü yeşilleriyle sadece bana baktı .

"Hadi bana da küfretsene arkadaşını sattım ama ucuza gitmedi...Tam üç sevkiyat."

Cevap vermeyip gözlerimi ondan çektim.Aramızdaki farkı kapattığında bezgin bir nefes doldurdum içime saniyesinde çenemi kavrayan elleriyle kendisiyle beni tekrar göz göze getirdi.Herkese göre daha yumuşak tutuyordu çenemi sanki eskisi gibi...Ama o eskisi gibi değil .O beni kullandı,o benim vatanımın düşmanı,o bir hain.

"Kaçıyor musun benden ? " Alay edercesine sorduğu soruyla içimdeki nefret kazanı kalbimin kanlarıyla kaynadı .Sessizlik...Sadece sessizliğim vardı ben onu artık alt edemeyeceğimi biliyorum.

Gözlerini görmemek için kapattım göz kapaklarımı .
Ölmek... kaçmak... gitmek...
Hepsi ve daha fazlası .Nefesi boynuma dokunduğunda dolan gözlerimle yıkılmamak,beni ayakta tutan tavana sabitlenmiş uzun zincirlere rağmen diz çöküp haykırarak ağlamak varken sadece yutkundum.

"Seni şifreyi söylemeyeceğini bilecek kadar iyi tanıyorum."
"Yine de... yine de son bir kez şansımı deneyeceğim. Açmayacak mısın gözlerini? Yoksa çocuklarını son bir kez görmek istemiyor musun?"

Yüreğim, bu sözlerle birlikte içimde çığlık attı.
Az önce ciğerlerim sudan çıkıp havayı bulduğunda bile bu kadar hızlı inip kalkmamıştı göğsüm.
Bir korku... iliğime kadar işleyen, damarlarımı yakan o ilkel, anneliğe dair korku...

Cebinden çıkardığı telefonu elinde çevirdi, ekranı açtı.
Ve o an...
Başımın üzerinden kaynar sular döküldü.

Ekranda iki minik bebek pusetinde ağlıyordu: Alparslan ve Gökçe.
Duvarın rengi... zemin... ışık... hepsi buraya aitti.
Onlar bu cehennemdeler...Bu binadalar !

O an, dışarıdaki hiçbir sesi duyamadım.
Yüreğim yanarken, içimdeki tüm duyular birer birer kapandı.
Sadece gözüm gördü.
Ve yandım.

Alparslan'ın üstündeki mavi tulumu, minik elleri, yüzünü kapatan minik atkısı, yeşil gözleri...
O ağlayışı - beni görmeyince çileden çıkıp susmayı reddeden o tanıdık ses.
Gökçe'nin kemerle sıkılmış bedeni, bordo tulumu...
Kollarını çaresizce oynatırken, gözlerinden süzülen yaş...

Gözlerimden yaşlar boşandı.
Bir hıçkırık kaçtı dudaklarımdan.
Ekranı kapattığında içimdeki nefes kesildi.

Yüreğime öyle keskin bir sancı saplandı ki,
'Canımı tam buradan alsın artık Yaradan,' diye geçirdim içimden.

Karşımdaki adama baktım.
Gözlerinde, sadece bir avuç... sadece bir avuç baba merhameti aradım.
Bulamadım.
Kırıntısını bile bulamadım.
Ve işte o an, sağ bedenime beş kefen biçildi:

Birincisi o Ömer'in yanışında,
İkincisi Gül'ün yıkıldığı yerde,
Üçüncüsü o ihanet ettiğine,
Dördüncüsü kendi içimde çökerken,
Beşincisi...
Alparslan ve Gökçe'nin üzerine o eller uzandığında.

"Bu kadarını yapmazsın..."
Onu değil, kendimi telkin ediyordum.
Ama o, gözümün içine baka baka emir verdi:

"Gül dışında hepsinin ağzını bağlayın. Sadece onun çığlıklarını duymak istiyorum."

İşte o an...
Ben hem ağladım, hem güldüm.
Delicesine.
Çünkü zaten kimsenin çığlığını duymuyordum.
Ve o da benimkini duymuyordu.

Kahkaham, depo duvarlarında yankılandı.
O, bu sessiz deliliğimden kaçmak istercesine uzaklaştı.
Eski bir masaya yöneldi.
Üzerindeki örtüyü kaldırdığında,
projeksiyonun duvara yansıttığı görüntüde iki yavrum bir kez daha belirdi.

"Annecim... annecim... Hayır! Hayır bunu yapamazsın!"

Hayır, hayır...Onlar ağlıyor ve ben onlara gidemiyorum...Hayır !

"Saat 21.50. Sana iki dakika veriyorum, İlkuş.Geri sayım başladı.Şifreyi söylemezsen-"

Sustu.
Onun sustuğu yerde, cehennem başladı.
Bidonlar...
Bindonların içindeki sıvıyı yavrularımın üstüne dökülmeye başladılar.

İkisi de bağırıyordu.
İkisi de beni bekliyordu.

"Alparslan! Gökçe!"

Dizlerim beni taşımadı çöktüm ve ben ilk kez düşman karşında böyle yıkıldım.Bileğimdeki kalın kelepçeler etime saplandı.Bileğimden omuzlarıma doğru süzülen kanlarla sadece düşündüm.
Sadece düşündüm .Ettiğim yemini düşündüm kriptex'in içindeki bilgilerden birinin bile düşman eline geçmesinin ne demek olduğunu düşündüm.Anne yüreğimi bir tarafa çaresizce koydum ve düşündüm.

Kriptex'in içindeki her veri...
Bir tanesi bile düşmanın eline geçerse,
sadece bugün değil, gelecek yıllarda yanardı.
Binlerce gizli operasyon, çift taraflı ajanlar, örtülü görevler, kırılgan diplomatik dengeler...

Ben sadece bir anne değildim.
Ben bu devletin görünmeyen kalkanıydım.
Ama o an,
anne yüreğimi çaresizce bir kenara koydum...
Ve sadece düşündüm.Ettiğim yemin;

- "Buradan yalnızca, zaaflarını davasına adayanlar mezun olacak."

Ve ardından yankılandı o yemin,
zamanında iliklerime işlemişti,şimdi ise ciğerimi deldi:

- "Şerefim ve inancım üzerine yemin ederim ki;
zaaflarımı davam uğruna feda edecek,
bu yoldan ne pahasına olursa olsun,
asla geri dönmeyeceğim!"

Ama ya bu yemin beni
çocuklarımın çığlığıyla sınanırsa?
Ya vatan dediğimiz şey,
tam da kendi kanından olanı yakarak savunulursa?

Kriptex...
Bir kasa değil, bir gelecek.
İçindeki veriler, bir devletin ruh haritası.
Ve ben...
Ben o haritanın anahtarını taşıyan kişiyim.En karanlık kararların ardındaki imza.Ve o karar, şimdi içimde bir ömürlük bedel istiyor.

Alparslan'ın sesi yankılanıyor.
Gökçe'nin gözyaşları, zihnimin duvarlarını dövüyor.
İkisinin de adı, kalbimin en zayıf noktasına kazınmış.
Paşa'nın sesi zihnimin kapısını bir kez daha çaldı.

"Zafınız, artık bir düşmana fırsat sunuyorsa...bu bir sevgi değil, ihanete açık bir kapıdır.Vatan ihaneti kabul etmez ! "

O an, bileğimdeki kelepçenin etimi kesen acısı gibi,kararım da ruhumu yararak geçti.

Ya vatan, ya evlat.
Ve ben bu ikisinin arasına sıkışan her annenin lanetiyle mühürlenmiş gibiyim.

Devletin yetiştirdiği binlerce nefer benim yüzümden deşifre olacaktı.
Her birinin çocukları eşleri anneleri babaları...Kim bilir o kiriptexde devlet için düşmanın arasına sızmış sevdiklerine hasret kaç asker kaç istihbaratçı kaç Baba,anne,evlat var ?

Ben bu tercihi yaptığımda kaç al bayrağa sarılı tabut giriş yapacak ülkeme ?

İki evladı mı korumak için nasıl olurda binlerce evladın yası olurum ?

Ben şehitlerin yüzüne nasıl bakarım ?

Ben tabutunun başında ağıt yakan annenenin yüzüne nasıl bakarım ?

Ben bana emanet edilene nasıl ihanet ederim ?

Benim annem boşuna mı şehit oldu, benim babam boşuna mı beni görmeden kanını bu bayrağa kattı ?

Ben bu bayrağa nasıl ihanet ederim ?

Nasıl bir tercih bu? Nasıl bir tercih ki evlatlarımın canıyla, bu vatanı savunmaya çalışıyorum?
İçimden bir ses, bir kuvvet beni itiyor. Evlatlarım.
Kokuları...Minik elleri...Gökçe'nin yanağındaki çukuruyla, Alparslan'nın zümrüt yeşili gözleriyle gülüşü...
Kanlar süzüldü yüreğime,çok acı gördüm ama ilk kez...İlk kez kan ağladı yüreğim.Kor kor ateşlere yatırdım onu ,çırpındı yüreğim beni bu ateşe atma diye çırpındı ama dinlemedim.
Ruhum beni boğduğunda ben kararımı verdim...

Yanacak canım kalmadı sanırdım meğer en büyük yangın evladını vatana kurban eden annenin yüreğiymiş.

"Vatan Sağ Olsun."

Sağ olsun...Sağ olsun Vatan...

Ve çakılan çakmak ikisinin üstüne fırlatıldığında yüreğim yerinden koptu.

 

Bölüm : 18.05.2025 21:42 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...