24. Bölüm

Yaşarken Yanmak 🥀24

Dahliaaa
d_ah_lia

 

 

 

 

Ölüm Ölüm dediğin nedir ki
Gül'üm ben senin için yaşarken
yanmayı göze almışım...

"Sizi gidi çifte kumrular !"

Sabrımın her noktasında limiti yükselten Kotan'a nefretle bakışım bitmiyordu.Ömer'i evin ortasında sandalyeye bağlamış bir elinde silah diğer kolunda oğlum,onun etrafında dönüp duruyordu.Kafayı yemişti yüzünü kaybettikten sonra gerçekten kafayı yemişti.Bilmiyorum o dayaktan sonra felç mi geçirdi yoksa beyin kanaması mı ama bildiğim birşey varki az önce silahıyla Ömer'in yüzüne vurmasının hesabını ona keseceğimdi.

Allah'a yemin olsun ağlayan bu iki bebeğinde onun burnundan akan kanında hesabını sana misliyle ödeteceğim Kotan .

"Ben masalları çok severim yüzbaşı.Siz şimdi hiç masal anlatmamışınızdır bunlara." Geriye kalanını benim dağıtacağım yüzüyle bana baktığında
Nefretim bir maske gibi çehreme oturdu.Dudaklarım,acı bir tebessümle yukarı doğru gerilirken, gözlerimde biriken kin, kirpiklerimin arasından sert ve keskin bir bakışla süzüldü.

"Kim derdi ki sizin çocuklarınızın ilk dinleyeceği hikaye askerle gerillanın hikayesi olacak ?"

Kızım kucağımda mızmızlanırken Alparslan gözlerini açamıyordu.
Buradan onlar hastalanmadan sağ salim çıkmak şu an tek duamdı.

"Hikayemizin adı "Kara Kaplan'ın Zaferi"

Bir zamanlar,adını bile duymadığınız bir savaşçı vardı.Hem korkulurdu,hem de saygı gösterilirdi.Adı Kara Kaplan'dı. Düşmanlarına karşı gösterdiği acımasızlıkla adını tüm topraklara duyurmuştu. Onunla karşılaşan bir asker,ya ölecek ya da geri dönemeyecek kadar derin izlere sahip olurdu.

Kara Kaplan,bir halkın koruyucusuydu.Türkler,bir gün onu yakalayabileceklerini düşündüler. Ancak,Kaplan'ı küçümsemek,intihar etmek demekti. Bir gün, Türk ordusu, Kara Kaplan'ın saklandığı ormanı çevreleyip onu köşeye sıkıştırmayı başardılar.Ormanın derinliklerinde Kara Kaplan bir Türk askerine yakalandı.Ancak, o an Türk askeri onu öldürdüğünü sanarak zaferini kutladı.

Kara Kaplan'ı öldürememişlerdi belki,ama en azından onu etkisiz hale getirdiklerini sanıyorlardı.Türk askeri,zaferini kutlarken,kendine bir kahraman rolü biçti.Bir süre Kaplan,kendisini ormanın derinliklerinde iyileştirerek, Türk askerinin zaferine sevinmesine izin verdi. Ama o zafer geçici bir zaferdi. Çünkü Kaplan,Türk askerine bir şey öğretecekti: 'Zaferin gerçekte sadece kara kaplana ait olduğunu.'

Aylar sonra Kara Kaplan, o Türk askerini buldu.

Askerin gözlerinde son bir korku parıltısı gördü.Ölüm,soğuktur ama Kaplan;son bir iyilik yapacak sıcak ölüm verecekti ona.

Savaşın en acımasız yönünü gösterdi. Türk askerinin karısını, geride kalan her şeyiyle aldı.
Türk askeri, "Kazandım!" dediği o günden sonra, bir daha hiç kazanamayacak kadar kaybetmişti. Ve o kaybı,Türk askerinin karısının,Kara Kaplan'ın kollarında sonsuza kadar yaşamasıyla taçlandı."

Şizofren hikayesi midemi bulandırırken Ömer'in boynunu,bağlı olduğu sandalyenin arkasına yatırıp kahkahalarla gülmesi şu an hiç normal değildi.Elleri ayakları mumya gibi kalın iplerle sandalyeye bağlanmıştı.

Gülmesi Kotan'nın yüzünü düşürürken
"SUS!" Diye bağırdı.Gerçekten Ömer'i takıntı haline getirmiş durumdaydı.

"SUSSANA !" Sandalyeye tekme atsada bu Ömer'i milim oynatmadı.

"Susmuyorsun öyle mi ?"Gerçekten Ömer şu an sinirden mi gülüyor yoksa onu sinir etmek için mi anlayamadım .
Oğlumu Seren'nin kucağına verdiğinde ona doğru eğildi.

"Gül yüzbaşı gül bunlar son gülüşün sen geberdikten sonra bende güleceğim karın altımda i-"
Sözünü tamamlayamadan burnunun kalan yarısınıda kaybedecek kuvvette kafa yediğinde kırılan kıkırdak sesiyle herşey birbirine karıştı.
Dört adam,bağlı olan bir adamı zapt edemiyordu.
"Senin hayatını sikerim lan !"Ağzından savurduğu küfürler öfkesini dindirmiyordu.

İzlemek... sadece izlemek zorundaydım.

Birşey yapmam lazım Gökçe bende olsada Alparslan onlardaydı.Bunların çocuklara olan merhametsizliğini bu kadar iyi bilirken vakitsiz yapacağım her hamleyi oğlumun canıyla ödeceğini biliyordum.Vaktini beklemem lazım ama o vakit var mı bilmiyorum.

Dördü tutamazken,sayı altıya katlanmıştı.Kotan,elleri ve kolları bağlı olmasına rağmen Ömer'den kaçarken,onu durdurmak mümkün değildi.Sandalyeye kelepçelenmiş bir adamdan böyle korkmak... Ne ironik.

Küçücük salonda büyük bir gürültü kopuyordu. Ama asıl gürültü... Seren'in elindeki silahın namlusunu kucağımdaki kızıma doğrultacağını hissettiğim an, kalbimde koptu.

Kızımı daha sıkı sardım.Yapabileceğim tek şey vardı.Sırtımı Seren'e döndüm.

O saniyede omzumdan içeri giren kurşunla birlikte sanki içime buz gibi bir dalga yayıldı.

"GÜL!"

Sevdiğim adamın sesi, kurşunun kendisinden daha çok yaraladı beni.Ve onlarca adamın durduramadığı adamı beni hedef alan soğuk bir metal durdurdu.

Ömer'in haykırışı yüreğimi parçaladı. O ses... çaresizliğin sesiyle doluydu. Onu öyle duymak,her şeyden beterdi.

Sağ omzumdan girmişti.Çok da riskli bir yer değildi ama beni ne kadar ayakta tutar,ne kadar dayanabilirim, bilmiyordum.

Yine de... Ona güçlü olduğumu göstermek zorundaydım.

Yavaşça başımı çevirdim. Gözlerim gözlerine değdi.
İyiyim der gibi baktım yeşillerine.
O an sadece o anlık bile olsa inansın istedim... güçlü olduğuma.Çünkü onu zayıflatan benim...

"Vaktimiz yok Kotan! Hepsini gebertip gidelim.Fazla uzadı bu iş!"Konuş Seren konuş,kafanı kopartacağım güne kadar konuş.

Kotan başıyla beni işaret ettiğinde, omzumdan süzülen sıcak kan kızımın yanağına değdi.O minicik tenine yapıştı,ben içimden bir parçayı daha oracıkta kaybettim.

Direnmek istedim... gerçekten istedim.Direndimde ama tam o anda... Seren, kucağındaki oğlumun göbeğini acımasızca sıktı.Küçücük ciğerinden çıkan çığlık, kulaklarımı değil, yüreğimi paramparça etti.
Sakin bir bebekti Alparslan, doğru düzgün ağlamayan, fazla sakin bir bebekti. Ama şimdi gözlerimin önünde, onlara acizce teslim olmuş bir can olarak feryat figan ağlıyordu.

Çenemi öyle sıktım ki kemiklerim çatladı sandım.Gözlerimi kapattım. Ve... izin verdim.Beni bahçeye sürüklemelerine izin verdim.Çünkü oğlumun sesi,dirençten daha güçlüydü.

"Unutma bunu Seren!" diye haykırdım.
"Sana hatırlatacağım günü bekle!"

"Çok konuşma yürü !"

---

Bahçeye çıktım ama ayaklarım yere değil,sanki kalbimin üstüne basıyordu.Her adımda daha çok acıttı. Soluk alamıyordum.Havanın içinde kan vardı, çaresizlik vardı,Ömer'in suskunluğu vardı.

O açık kapıdan onu gördüm... elleri bağlı, gözleri hâlâ bendeydi.

Ve o an...

Kotan, elindeki beyaz bidonu Ömer'in üzerine boşaltmaya başladı.

"Hayır..."

"Hayır hayır hayır!"

"NE YAPIYORSUN KOTAN?! NE YAPIYORSUN ALLAH'IN CEZASI!"

Zaman ince ince işledi her zerreme,ne nefesimde biraz daha sıkı bir ilmek gibi dolandı boynuma...Ölüm benim ensemdeydi,o bidon benim celladımdı.Ve onun üstüne dökülen her damlada biraz daha karardı dünyam.

"ÖMER! BENZİN DÖKÜYOR ÜSTÜNE! BİR ŞEY YAP!"

Sadece baktı bana.

Baktı.

Ve ben...
O bakışta, milyon parça olmuş bir adamın sessizce "özür dilerim" deyişini gördüm.
O gözler... Her şeyi söyleyip tek kelime etmeyen bir roman gibiydi.

Bağırdım, haykırdım, direndim.
ÖMER! KALK! KALKSANA YAKACAKLAR SENİ!"

Göğsümde bir düğüm,yüreğimde bir çığlık…Kısılan sesimle boğazımı yırta yırta çırpındım.Bir yıkımın eşiğindeydik,ama o… hiçbir şey yapmadı.

Arkama saldırdım, vurabildiğime vurdum, tekmeledim, tırmaladım. Ama...

Seren önüme geçti.
Oğlum kucağında, ağlamaktan morarmıştı.

Tabancanın namlusu...
O minicik, korku dolu ağzına sokulduğunda zaman durdu.

O an... yemin ederim,kalbim bir daha hiç eskisi gibi atmadı.

"Ömer..." dedim sadece.
Sesim kendi kulaklarımda bir dua gibi çınladı.
"Neden birşey yapmıyorsun?"

Kotan,kapının eşiğine kadar döktü o lanetli benzini.
Ben ise... sırtımda kanla,kucağımda kızımla,göğsümde parçalanmış kalbimle başımı salladım.

"Yapma..." dedim.Sesim titredi.
"Yapma,yapma bunu ..."

Gözüm yaşla doldu.Ama bu gözyaşları, artık sadece bir sıvı değildi.
Onlar, kalbimin küle dönmeden önce attığı son damlalardı.

Ve elinde yükselen çakmak...

O an... biri kalbimi avucuna aldı ve alevlerin içine bıraktı.

Ömer'in gözleriyle buluştuğumda, zaman sanki sessizce çekilip yerini cehenneme bıraktı.

Oradaydı.

Elleri bağlı,başı hafif öne eğik....Sanki suçlu ben değil değilde oymuş gibi bakıyordu.
Sanki bir dua değil,bir vedaydı o hali.
Sanki "alın beni" der gibi, ölüme sarılmaya hazırdı.

Ama beni kahreden,onun ölümü kabullenişi değildi.
Asıl acı... gözlerinde gördüğüm şeydi.
Pişmanlıktı.
Beni bıraktığı için,çocuklarını koruyamadığı için,yaşamak uğruna çabalamadığı için... duyduğu o sessiz pişmanlık.
Gözlerindeki acı kelimelerden daha gürültülüydü. Ama hiçbir şey yapmadı.

O anda içimde bir şey sonsuza kadar kırıldı.

"ÖMER! KALK!"diye bağırdım.
"SANA DİYORUM, KALK! YAKACAKLAR SENİ,KALSANA BE ADAM !"

Ama o kıpırdamadı.

"NEDEN BİRŞEY YAPMIYORSUN ?"

Sanki boynuma görünmez bir urgan dolanmıştı. Her "kalk"dediğimde biraz daha sıkıldı.
Boğuluyordum.
Ama havadan değil...
O adamın hareketsizliğinden.O durdukça ben bir mezarın başında ayakta kalmaya çalışan kadına dönüşüyordum.

Sıcak yaşlarım,kalbimin küle dönmeden önce attığı son damlalardı.
Her biri bir anıydı; gülüşü, sesi, bana "Gül" deyişi... şimdi dökülen yaşa karışıp toprağa gömülüyordu.

Ve o an...
Kotan'ın elinde çakmak yükseldi.

Bir ölüm meleği gibi.Benim içimdeki her umudun üzerine eğildi.
Çakmak değil... kıyametti elinde tuttuğu.

Tüm direncim... elinden yere düşen o çakmakla birlikte sönmüştü.
O alev aldı,ben söndüm.

"HAYIRRRR!" diye çığlık attım.
Sanki ciğerimden değil, ruhumun en dibinden gelen bir feryattı.

"Hayır ÖMER! HAYIR!"
Evin duvarları bir anda cehennem rengine büründü.
Tahta çatılar,alevlerle birlikte çöküyor,odunlar çıtırdayarak düşüyordu.
Ama hiçbir ses,kalbimin atışlarını bastıramıyordu.Çünkü kalbim artık sadece yanıyordu.

"ÖMER!"
Adını son kez bağırdım.
Belki duyar,belki kalkar,belki...

Ama o artık görüş açımdan çıkmıştı.
Alevlerin içindeydi.Ben,onun yanışını izleyen bir yıkıntıyım.

Kucağımda kızım, gözümde yangın...
Kalbimse ellerimin arasında paramparça.

Yangınla yıkılan odunların sıçrattığı kıvılcımlar tenime değmiyordu.
Çünkü ben çoktan içten içe yanmıştım.

Ve son gördüğüm şey...
Alevlerin ortasında,beni bu acıya hiç direnmeden terk eden bir adamdı.

Benim canımdı.
Benim hayatımdı.
Benim varım yoğum dayandığım dağımdı.Gözlerine bakmaya doyamadığım adamdı.
Ve o...
Yanmayı seçti,bana hiç acımadan gözümün önünde yanmayı seçmişti.

Kurşunlar bir anda üstümüze yağmaya başladığında hepsi beni sıyırsada nasıl oluyorsa kalbime saplanıyordu.Kemiklerim canıma batıyordu.
Çırpınışlarımı sonlandırıp timin gelmesiyle fareler gibi dağılan hepsine tek tek baktığımda sırtı bana dönük kaçmak için çabalayan Seren'nin bacağına giren keskin nişanci mermisiyle oğlum artık güvendeydi.Kızımı duvarın dibine timin göreceği yere bıraktığımda alevler içinde yanan eve girdim.

YAZARDAN :

Genç kadın kapısını tekmeyle açıp içeri girdiği evin tam ortasında saldalyede cayır cayır alev almış yanan bedeni gördüğünde ellerini kulaklarına kadar kaldırıp saçlarına geçirdiğinde attığı çığlıkla omzuna devrilen tahtayla yangının tam ortasında kaldı.
Sevdiği adamın simsiyah olan çıra gibi çatırdaya catırdaya yanan bedeni gözlerinin önünde yere yığıldı.Ömrü hayatında atmadığı çığlıkla yere düştünde bile yanmaya devam eden bedeni göğsüne çekip sarılmak istediğinde bir el onu geri çekmişti.

Hasan,Gül'ü zorla dışarı çekerken Emre yangınını söndürdüğü yok olmuş bedeni son direnciyle dışarı çıkardı.

"Komutanım nerde ?" Dedi Arda ,Yiğit yerdeki cesede bakarken kafasını gülerek salladı,Aslan kucağında tuttuğu Gökçe'ye rağmen şok olmuş gibi bakıyordu.
Mehmet yerden aldığı küçük bebeği bağıra bastırdığında sırtını yaslayacak bir yer bulamayınca geriye doğru sendelendi.
Deli gibi bağıran kadının saçlarını çeke çeke yüzünü tırnaklarıyla derin derin,kanata kanata çizişine kimse dur diyecek durumda değildi.

En sonunda nefes nefese cesedin yanına diz çöktüğünde alevlerin geride sadece silet ve siyahlık bıraktığı yüzü avuclarının arasında aldığında titredi elleri .

"Ömer..."
Gözyaşları, kanla çizdiği yüzünün kıvrımlarından süzülerek, avuçlarının arasında tuttuğu yüze düştüğünde,onu göğsüne çekti.Ömer'den geriye kalan, hâlâ sıcacık olan künyesi, bu hareketle şakırdadı.

"Özür dilerim... Bin kere özür dilerim. Hayatım boyunca da özür dileyeceğim. Ne olur uyan, sensiz yapamam ki ben. Uyan, hadi... Aç gözlerini. Ben seni böyle de severim, yeter ki aç gözlerini."

İçini çeke çeke ağlıyordu.
"Sevdiğimi söylemediğim için mi küstün? Bak, şimdi söylüyorum; seni çok seviyorum. Özür dilerim, söylemediğim için... Hadi uyan, ne olur. Bordo bereni yere düşürme. Sen düşürmezsin onu yere...Ömer bordo bere yere düşmez hadi uyan ,uyan nolur ?"
Kanlı omzuna sildi yaşlarını ama gerçeği kabullenecek hâlde değildi.

"Yanmış yüzün... " İnledi,sızıyla inledi öyle bir ah çekti ki, bu güne kadar duyulmamıştı."Olsun " dedi, yutkunarak "Yansın,ben seni böyle de severim,hemde daha çok severim.Sen yeter ki uyan!"

"Ömer, uyan! Uyan, korkuyorum! Ömer'im.uyan hadi.Yeşillerini istiyorum sadece onları istiyorum yemin ederim böyle kal ben seni çok severim hatta daha fazla severim sadece o güzel gözlerini aç yalvarırım aç Ömer ."

Daha dün gördüğü adama döndü yüzünü."Uyanmıyor... Yiğit, Ömer uyanmıyor! Kızdır onu. Sen kızdırırsan, sana cevap verir. Bana cevap vermiyor. Belki de ona sevdiğimi söylemedim, belki de o yüzden küstü. Hadi, kızdır onu, uyansın... Açsın gözlerini..."
Hepsine tek tek baktı.
Yalvaran gözlerle baktı.

"Aslan... Sen söyle.De ki 'Gökçe kucağımda, uyanmazsan kızını oğluma alacağım,' de.Uyanır Ömer,kesin uyanır..."

Yüzünü göğsünden azıcık uzaklaştırıp, eliyle okşadı, göz çukurunu öptü.
"Uyanırsın değil mi? Kızını kimselere vermezsin,sen.Ömer, canım çok acıyor... Sen kıyamazsın bana.Acıtma canımı, sevdiğim... Hadi, aç... Aç gözlerini. Ömer, kalbim çok acıyor... Yemin ederim, kalbim paramparça... Sen hiç kıyamazdın bana. Neden şimdi susuyorsun? Sevmiyor musun artık beni? Neden cevap vermiyorsun?"

"Beni yaktılar ...Seni değil, beni yaktılar! Hadi aç gözlerini.Neden anlamıyorsun? Neden? Beni yaktılar Ömer,beni diri diri yaktılar SENİ DEĞİL BENİ YAKTILAR..."Saatler önce boynunda nefes alan adamın şimdi kollarında cansız yatmasını kabullenemiyordu.

"ÖLME NOLUR,ÖLME ÖMER ÖLEMEZSİN !"

İçini çeke çeke, göğsüne bastırdığı cesedin başını okşayarak hakırıyordu.
Yağmur başlamıştı. Timin gözlerinden süzülen yaşlar kanlı toprağa karışıyordu sessizce...
"Yağmurlu bir günde tanıdım seni yağmurlu bir günde mi veda ediyorsun bana? Yaşayamamam ki etme,bana veda etme,ben sensiz yaşayamam.
Kabus bu, biliyorum uyanacağım,demi uyanacağım sen bana sarılıp geçti ben buradayım güzelim diyeceksin.Beni azıcık sevdiysen uyandır beni nolur uyandır Ömer sarıl bana çok korkuyorum."

Yağan yağmurun soğukluğu bile kimseyi kendine getirmeye yetmezken yer gök sanki Gül'ün ağıtlarına sessiz kalmamış ona eşlik ediyordu.

"Senden habersiz hiçbir yere gitmiycem vallahi.Sakladığın sırrıda istemiyorum merakda etmeyeceğim yemin ederim bak söz veriyorum uyan nolur ? "

O uyanmadıkça,o sessiz kaldıkça kalbine saplanan apansız sızılarla kör ateşlerde kavuruluyordu.

"Uyanmıyorsun bari beni uyandır.Ömer nolur uyandır beni,ben uyanıp bana sarılmanı istiyorum.Saçlarımı koklamanı istiyorum kolunu bana sım sıkı sar yine göğsüne çek ,nefes almak istiyorum...Ömer nefes alamıyorum ! Nefes alamıyorum nolur biri boğazımı sıkıyor çok sıkıyor kurtar beni,gücüm yetmiyor...Hiç mi sevmedin beni hani ahirette bile bırakmazdın beni neden şimdi bıraktın ?Ömer bu yüz senin olamaz olmaz ! OLAMAZZZZ! BEN GÖZLERİN OLMADAN OLAMAM ,OLAMAM NOLUR UYAN"
Ağlaya ağlaya göğsündeki bedenle salladı.
"Vallahi istemiyorum yüzünü bedenini istemiyorum gözlerini aç ,Ömer'im gözlerini aç onları aç !" Son bir kez görmek istediği koyu yeşilleri aralamak istesede beden öyle yanmıştıki yanık deri gözlerini yok etmişti.Uğraşti boğazını hıçkırıklar yararken asla açılmayacak gözleri açmak için uğraştı.

"Arda ,Arda yardım et nolur son bir kez gözlerini göreyim.Nolur son bir kez göreyim." Titreyen ellerini geriye çektiğinde yanıp yok olan yüzden,eline bulaşan deri parçlarına baktığında yaşlı gözleriyle onlara bakarken tuttu nefesini.

"Hayır," dedi ve kafasını sallayarak gözlerini kapadı. "Hayır…"
Ardından attığı çığlık ne can bıraktı ne nefes ! Hangi kadın kaldırırdı sevdiği adamın yanmış derisinin eline yapışmasını?Boğazı sıkıştı, hıçkırıkları birer çığlığa dönüşürken, gözlerinden akan yaşlar, bir zamanlar sevdiği her şeyi birer birer silip süpürüyordu.

Arda nihayet kendini toparladığında Gül'ün yanmış ve kanayan omzunu fark etmişti.Yanında diz çöktüğünde elini omzuna koydu.Genç kadın yaptığı doğuma,bedenine yediği kurşuna,üstüne yıkılınca omzunu yakan aleve rağmen tek acısı şu an kollarında bedenin uyanmasıydı.Bir umut uyanır diye yalvarıyordu.

"Gül,yapma " Yaşlı gözlerini, yanında diz çökmüş Arda’ya çevirdiğinde, boynunu bir kez daha büktü.Bir an için, bedenini sarıp sarmalayan acıyı hissetti. Kokladı kollarındaki o keskin yanık kokusunu, sanki bu acı, içinde kaybolan her şeyin son hatırasını taşır gibiydi. Daha sıkı bastırdı onu kendine, ama her sarılma, biraz daha fazla kaybetmek gibiydi. Her an, her nefes, bir zamanlar kendine ait olanı bir adım daha uzaklaştırıyordu.Göğsündeki et parçası sanki dünyadaki en ağır yükü taşıyor gibiydi. İçini çeke çeke baktı o bedene. Gözlerinden düşen yaşlar, boğazını patlatacak kadar yoğun bir çığlığa dönüştü.

"Ben onsuz ne yapacağım, Arda? Ben, dokunmaya kıyamadığım adamın ellerime yapışan derisini nasıl unutacağım? Ben bu yüzü nasıl unutacağım, Arda?"
Sözcükler,her biri birer çamur gibi ağzından çıkarken, kalbinin derinliklerinden yankılandı.Bedeni ve yüzü,bir zamanlar ona ait olan her şey, şimdi birer kabusa dönüşüyordu. Her saniye, her dakika bir çığlık gibi içini yaralıyor, ölüme bir adım daha yaklaştırıyordu.

Başını kaldırıp,sanki tüm acısını göğe haykırmak istermişcesine,feryat etti. "BEN BU YÜZÜ NASIL UNUTACAĞIM, ALLAH'IM! AL CANIMI, AL AL!"
Çığlıkları gökyüzüne yükseldi.Sanki dünyanın her sesi, her nefesi, bu acının yanında sustu. Gökyüzü, yeryüzüne doğru hızla dökülen yağmurlarla ona yanıt verdi. O yağmur, sanki yüreğindeki acı ile aynıydı; her damlası, içindeki o derin boşluğu daha da büyütüyordu.

"Annem öldüğünde…,"
Gözlerini yumdu. Yağmurun hızından daha hızlı akan yaşları vardı.
"Annem öldüğünde hiç ağlamadım, biliyor musun? Hiç anneme, 'Anne kalk, korkuyorum,' demedim. Belki, belki ‘Anne, kalk, korkuyorum,’ deseydim annem benim için hayata tutunurdu. Anneme söylemedim, Arda. Anneme, 'Anne, uyan,' demedim. Şimdi Ömer'e söylüyorum ama fayda etmiyor. Ben mi beceremiyorum? Neden hep beni bırakıp gidiyorlar?"

Çok operasyondan sessiz döndü,kollarında kaç tane kardeşini şehit verdi ama hiç biri böylesine kahbe böylesine yakıcı değildi.Şimdi karşısında kan ağlayan bir kadın vardı ve o ilk kez ne yapması gerektiğini bilmiyordu.

Göğsünden çıkardığı al bayrağı ona abi olan adamın üstüne örtmemek için bin canı olsa bininide verirdi ama kader...Kader yolunu değiştirsede yolun sonu asla değişemezdi.

Yarısı kanlı, yarısı yanık olan saçlarıyla başını, al bayrağın sarılı olduğu, o eski vücuttan geriye kalmayan karın bölgesine yasladığında, artık takati kalmamıştı. Genç kadın burada, o yıkık bedenin yanında can vermek istedi. Bilinci kayarken, zihin bulanıklığı içinde "Ömer"diye sayıklamaya devam etti. Ama bir anda bir şey değişti, kaybettiği tüm gücünü bir araya getirebildi ve bir şekilde ayakları üstünde doğrulmayı başardı. O an herkesin gözleri, ona doğru çevrildi.

Tek istediği, onun naşı kalkmadan, kanını yerden kaldırmaktı. Ama vücudu buna daha fazla dayanamayacak kadar yorgundu.Bilinci kayarken,gözleri son bir kez kararmadan önce, yüzünde bir ışık parladı…

O ışığın içinde, sanki o gözler, bir zamanlar ona ait olan o gözler, uzaktan ona bakıyordu.O yeşil gözler, şimdi ona hüzünle bakıyordu, ama o bakışta bir belirsizlik vardı. Gerçekten Ömer miydi? Yoksa o, bir hayal miydi? Gül anlamadı. O gözler, bir an için çok net gözüküp, hemen ardından yok oldu, sanki derin bir suyun altında bir anlık bir yansıma gibi.

"Ömer…" dedi son bir kez, gücünün son kırıntılarıyla.
Ve elini, kaybolan metrelerce uzaktaki bedene doğru uzatmaya çalıştı.Ama o an, ayakları artık onu taşımadı.Vücut, kaybettiği her şeyin acısıyla yıkıldı. Yüzünü, kollarını ve bedenini saran o boşluk,yine onu sarhoş eden bir belirsizlikle sarıldı.O yeşil gözler, belki de gerçekten vardı, belki de hiçbir zaman olmayacaklardı.Bu gün burada olan hiç kimse,gerçekten Ömer'in onları uzaktan izlediğini bilemeyecekti.

Dünya böyleydi işte...
vurmazdı seni doğrudan,
ama baktığın her yerde bir eksik bırakırdı.
O Eksik, Seni Yavaş Yavaş öldürürdü.

Canını yakmak isterse,
seni sen yapan ne varsa alır elinden.
Ve bir daha sana hiçbir şey sen gibi hissettirmezdi.

 

 

 

BÖLÜM SON
Bölümü düzenledikçe ağlıyorum o yüzden bir tur daha okuyup düzenlemedim yazım hataları için kusura bakmayın.

Bu arada şuna emin olun ki gelecek bölümlerde aşkı yeniden okuyacaksınız fark edenleriniz vardır Ömer ile Gül birbirlerine çok kolay ve çabuk aşık oldular,evlendiler bu bazılarınızı şaşırtmıştır bunun nedenini ve acsını ilerleyen bölümlerde anlayacak ve bol bol çıkaracaksınız.

'Sizce bu Dünya Ömer ile Gül'ü birbirlerine düşman eder mi ?'

Bölüm : 21.04.2025 08:06 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...