
Gözlerim ağır ağır kapanırken zihnimde yankılanan tek şey İsmail’in o meşhur gülüşüydü. Karanlık beni yutmadan hemen önce Yusuf’un suratındaki o hastalıklı ifade, zihnime bir mühür gibi kazındı.
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Burnuma dolan o keskin rutubet ve pas kokusuyla bilincim yavaş yavaş yerine gelmeye başladı. Başım, sanki içinde binlerce balyoz dövülüyormuş gibi zonkluyordu. Gözlerimi açtığımda kendimi o tozlu sınıftan çok daha karanlık, dar ve havasız bir yerde buldum. Burası bir bodrum katıydı...
Kollarım arkadan bir sandalyeye, ayaklarım ise birbirine bağlanmıştı. Hareket etmeye çalıştıkça ipler bileklerimi kesiyordu. Tam o sırada, yan taraftan, hemen ardımdaki duvarın ötesinden bir ses duydum. Kalbim bir anda yerinden çıkacakmış gibi atmaya başladı.
"Kimse yok mu?" diye bağırmak istedim ama ağzımdaki bant sadece boğuk bir inlemeye izin verdi. Gözyaşlarım bandın kenarlarından sızıp çeneme doğru akarken, yan odadan sert bir darbe sesi ve ardından bir küfür duyuldu.
O ses... İsmail.Dizlerim titredi. Onu da mı yakalamışlardı? Yusuf bizi aynı cehennemin farklı hücrelerine mi kapatmıştı? Sessizce ağlamaya başladım, omuzlarım sarsılıyor, hıçkırıklarım boğazımda düğümleniyordu.
Birden, duvarın tam arkasından o çok iyi bildiğim, güven veren ses yankılandı
Ağlama... Benim sevdiğim kızıda kaçırdılar... İkimizde kurtulucaz burdan
Beni tanıyamadı elimden gelen tek şey duvara vurmaktı çünkü ağzım bantlıydı...
İsmail kendi kendine konuşmaya başladı
Sen neden konuşmuyorsun... Eğer konuşursan bana söyle, sevdiğim kızı gördün mü kısa boylu siyah saçlı bir kız bide çok güzel gülüyor...
Duvara iki defa vurdum
Anlaşılan ağzında bant var...Tamam o zaman şöyle yapalım ben sana soru sorunca cevabın evetse duvara iki defa vur hayırsa bir defa vur. Sevdiğim kızı gördün mü
Duvara iki defa vurdum
Peki nerede burada mı?
Duvara iki defa vurdum.
Durumu iyi mi...
Duvara vurdum...Nefesim kesildi. Başımı hemen arkamdaki soğuk, nemli duvara yasladım. Sanki o duvarın diğer tarafında, sadece birkaç santim ötemde onun sırtı vardı. Elimi kaldırıp duvara üç kez sertçe vurdum.
Neden üç kere vurdun...
Tekrardan vurdum ve seslendi
Fatma! Sen misin birtanem! Sen misin...
Duvara iki defa vurdum.Güldüğünü hissettim ve cümlesine devam etti
Aramızda sadece bir duvar var birtanem. Hisset beni. Ben buradayken sana hiçbir şey yapamazlar. Duyuyor musun? Sadece bir duvar...
Onun da acı çektiğini sesinden anlıyordum ama beni teselli etmek için kendini zorluyordu. Ben de başımı duvara daha sıkı yasladım. Aramızda tuğlalar, harçlar ve soğuk beton vardı ama kalplerimizin atışı o duvarda yankılanıyordu.
Tam o anda odanın ağır demir kapısı gıcırdayarak açıldı. Yusuf içeri girdi. Elinde bir bıçak, yüzünde o mide bulandırıcı gülümsemesiyle bana yaklaştı.
Bak sen şu işe,dedi Yusuf alayla duvarı işaret ederek. Sevgilinle duvarlar üzerinden romantizm mi yapıyorsunuz? Çok acıklı.
Cebinden telefonunu çıkarıp hoparlörü açtı. Yan odayı, İlker’in İsmail’e vurduğu o tok sesleri dinletiyordu bana. Bırak onu! diye feryat ettim bant söküldüğünde. Yalvarırım bırak onu, bana ne yapacaksan yap!
Yusuf eğilip çenemi sertçe kavradı. Şartım basit Fatma. Benimle geleceksin. Bu şehirden, İsmail’den, ailenden kopacaksın. Yoksa İlker o tetiği çeker.
Duvarın arkasından İsmail’in sesi duyuldu ,Vur vurabiliyorsan şerefsiz!Sakın Fatma! Sakın bu pisliğe inanma! Ben eğer sen benden vazgeçersen ölürüm!
İsmail’in sesi odayı doldururken Yusuf öfkeyle duvara bir tekme attı. Sus lan!
Susmuyorum lan!
Susmazsan elimdeki bıçakla istemediğim şeyleri yaparım anladın mı beni!
Bırak lan kızı! Bana yap ne yapacaksın ama ona zarar verme...
Yusuf’un duvara attığı o sert tekme, sanki benim kalbime inmişti. İsmail’in duvarın ötesinden gelen o hırçın, pes etmeyen sesi içimi hem parçalıyor hem de bana tarifi imkansız bir güç veriyordu. Yusuf, öfkeyle soluyarak tekrar çeneme yapıştı. Parmakları tenime gömülüyordu.
Duyuyorsun değil mi? dedi Yusuf, gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi bakarak. Hâlâ kahramanlık peşinde. Ama o duvarın arkasında ne halde olduğunu görsen, kahraman değil ancak bir enkaz olduğunu anlardın.
O hiçbir zaman enkaz olmaz! diye bağırdım, sesim hıçkırıklarımın arasından sıyrılıp odada yankılandı. Sen ne yaparsan yap, o senin asla olamayacağın kadar dimdik biri!
Yusuf bir an duraksadı, yüzündeki o sinsi gülüş yerini karanlık bir nefret dalgasına bıraktı. Elindeki bıçağı yavaşça havaya kaldırdı, ucunu göz hizama getirdi. Öyle mi? Bakalım bu dik duruşu, senin üzerinde bıraktığım izleri görünce de devam edecek mi?
Bıçağın buz gibi metalini yanağımda hissettiğimde nefesimi tuttum. Tam o sırada duvarın arkasından bir gürültü yükseldi zincir sesleri, devrilen bir masa ve İsmail’in acı dolu ama öfkeli sesi
Yusuf! Eğer ona dokunursan, yemin ederim seni bu dünyadan silerim! Fatma, sakın korkma birtanem, buradayım! Elimden geleni yapıyorum, dayan!
İsmail’in duvarları yumrukladığını, iplerinden kurtulmak için derisini parçalarcasına çabaladığını hissedebiliyordum. O her vurduğunda, sırtımı yasladığım soğuk beton sarsılıyordu. Aramızdaki o tek engel, sanki bizim ortak acımızla titriyordu.
İlker! diye bağırdı Yusuf kapıya doğru. Şu herifin sesini kesin! Canını yakın, ama öldürmeyin. İzlemesi daha keyifli olacak."
Yandaki odadan gelen o korkunç darbe sesleri arttığında ellerimi kulaklarıma götürmek istedim ama ipler buna izin vermedi. Hayır! Durun! Yapmayın! diye haykırdım. Gözyaşlarım artık bir sel gibi akıyordu. Yusuf, tamam! Durdur onları, ne istersen yapacağım!
Yusuf bıçağı geri çekti, zafer kazanmış bir edayla geri çekildi. Demek sonunda anlaştık? Yarın sabah bu şehri terk ediyoruz. Kimseye haber vermeyeceksin, İsmail’in yaşadığını bilmek senin tek tesellin olacak.
Duvarın arkası bir an sessizleşti. Sonra İsmail’in kesik kesik, can çekişir gibi gelen sesini duydum
Hayır... Fatma... Sakın. Bana bak... Beni dinle. O duvara yasla başını. Duyuyor musun kalbimi? Ben senin için çarptığı sürece hiçbir yere gidemezsin. Kabul etme... Ben iyiyim, yemin ederim iyiyim...
Yusuf, İsmail’in bu direnci karşısında deliye döndü. Masanın üzerindeki ağır bir metal parçayı alıp duvara, tam İsmail’in sesinin geldiği noktaya fırlattı. Kes sesini artık! diye bağırdı. Sonra bana döndü, Sabaha kadar vaktin var. Ya benimle gelirsin ya da güneş doğduğunda o duvarın arkasında sadece bir ceset bulursun.
Kapıyı üzerime kilitleyip çıktığında karanlıkla baş başa kaldım. Ama bu karanlık boş değildi. Sırtımı tekrar duvara yasladım. Titreyen dudaklarımla fısıldadım.
İsmail... Orada mısın?
Çok hafif, çok yorgun bir tıkırtı geldi duvarın arkasından.
Buradayım... Tam arkandayım birtanem.
Hıçkıra hıçkıra ağlarken başımı soğuk betona gömdüm. Ellerim arkadan bağlı, ayaklarım sabit, ruhum ise o duvarın ötesindeki adamla kenetlenmişti. Zaman geçmek bilmiyordu. Rutubet kokusu ciğerlerimi yakıyor, dışarıdaki rüzgarın uğultusu Yusuf’un tehditlerini fısıldıyordu.
Kaç saattir oradaydık? Gece yarısı mıydı yoksa sabaha mı az kalmıştı? Tek bildiğim, o duvarın arkasından gelen İsmail’in düzenli ama zayıflayan nefes alışlarıydı. O nefes benim hayata tutunma dalımdı.
İsmail," dedim kısık bir sesle. "Beni neden tanıyamadın ilk başta?
Güçlükle bir kahkaha attı, sesi hırıltılıydı. Çünkü... senin bu pislik yerde olabileceğine ihtimal vermek istemedim. Senin o güzel kokun buraya ait değil . Sen güneşli sabahların, mis gibi kahvelerin kadınısın... Seni bu karanlığa yakıştıramadım.
Gözlerimi kapattım, sanki yanımdaymış da saçlarımı okşuyormuş gibi hissetmeye çalıştım. Seni kurtaracağım, diye fısıldadım kendi kendime. "Bizi buradan çıkartacağım.
Ama Yusuf’un sabaha kadar verdiği süre daralıyordu ve aramızdaki o duvar, her geçen saniye daha da aşılmaz bir dağa dönüşüyordu. Kurtuluşun ne kadar uzak olduğunu bilmek canımı yakıyordu ama İsmail’in varlığı, o incecik betonun ardındaki sıcaklığı, beni ayakta tutan tek şeydi.
Hıçkırıklarım bodrumun rutubetli sessizliğinde yankılanırken, gözlerim karanlığa alışmaya başlamıştı. Yusuf’un giderken masanın üzerine savurduğu metal parçalardan biri yere, hemen sağ tarafıma düşmüştü.
Başımı hafifçe yana eğdiğimde, sönük ışığın altında parlayan o şeyi gördüm Yusuf’un temizlediği küçük ama keskin bıçak! Masadan düşerken fırlamış olmalıydı.
"İsmail," diye fısıldadım duvara doğru. Sesim titriyordu ama içimde bir umut ışığı yanmıştı. "İsmail, beni duyuyor musun? Bir yolunu bulacağım."
Duvarın arkasından çok zayıf bir fısıltı geldi. Fatma... Yorulma... Kendini... tehlikeye atma... Sesi artık iyice kısılmıştı. İlker’in darbeleri onu bitirmişti ama o hâlâ beni düşünüyordu.
Hayır İsmail, dayan! Seni bırakmayacağım, dedim kararlılıkla.
Sandalyeyle birlikte kendimi yere bıraktım. Sert bir gürültüyle yan devrildim,omzum yere çarptığında acıyla inledim ama durmadım. Bağlı ellerimle yerdeki bıçağı aramaya başladım. Parmak uçlarım soğuk metale değdiğinde kalbim göğüs kafesimi dövüyordu. Bıçağı kavradım. İpler bileklerimi kanatıyor, bıçak avcumun içinde kayıyordu ama her kesik beni ona biraz daha yaklaştırıyordu.
Dakikalarca, belki de saatlerce uğraştım. Sonunda, ellerimi tutan o lanet iplerin gevşediğini hissettim.
Ellerimi kurtardığımda bileklerimdeki kanı hissetmedim bile. Hemen ayaklarımı çözdüm ve hızla yan odaya açılan o küçük, yüksek pencereye tırmandım. Demir parmaklıkların arasından yan odaya baktığımda gördüğüm manzara yüreğimi bin parçaya böldü.
İsmail... sandalyeye yığılmış kalmıştı. Başı öne düşmüş, yüzü kan içindeydi. Ellerindeki zincirler duvara sabitlenmişti.
"İsmail!" diye seslendim, sesim bir hıçkırığa dönüştü. "İsmail, bak bana!"
Başını zorlukla kaldırdı. Göz kapakları şişmişti ama beni gördüğünde o serseri bakışı anlık bir ferle parladı.
Birtanem... Kaçmışsın... Git buradan... Ne olur git...
"Seni almadan asla!" dedim. Pencerenin yanındaki eski bir demir çubukla kapının kilidine yüklendim. Adrenalin vücudumu öyle bir sarmıştı ki, kendi gücüme inanamıyordum. Kapıyı zorlayarak açtığımda içeri daldım.
Ellerimle yüzündeki kanları sildim, zincirlerini çözmek için çırpındım. Sonunda zincirler gürültüyle yere düştü.
İsmail üstüme yığıldı. Bitti, dedim ağlayarak.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 7.62k Okunma |
658 Oy |
0 Takip |
85 Bölümlü Kitap |